Allah’a gönülden iman eden ve hayatını Allah’ın beğeneceği şekilde sürdürme gayreti içinde olan bir insan, her an her yaptığı işte Allah’ın rızasını kazanmayı hedefler. Her işinde bir şuur açıklığı ve bir salih amel niyeti vardır. Ahirette, bu dünyadaki her hareketinden sorumlu tutulacağını bilir. Bu nedenle her saniyesinin Allah’a hesabını verebileceği şekilde geçmesi için güzel bir çaba sarfeder, irade gösterir. Böyle bir insan her yaptığını ibadet şuuruyla yapar. Yemek yemesi, uyuması, konuşması, spor yapması yani kısaca gün içinde yaptığı her şey Allah içindir. İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)
bir sevgide hiçbir olumsuzluk yaşanmaz. İnsan karşısındaki müminin imanından, Allah korkusundan ve ahlakından emin olduğu için, bu kişinin kasıtlı olarak rahatsızlık vermeye, tedirgin etmeye ve mağdur etmeye yönelik bir harekette bulunmayacağını da bilir. Bu yüzden karşısındakinin her tavrına hüsn-ü zanla, hayır ve hikmet gözüyle bakar. Bu kişi hata yaptığında da bu olumlu bakış açısı değişmez. Çünkü bir kişinin hata yapması sevgiyi bitirmez, ona duyulan güveni ortadan kaldırmaz. Hatta aksine insan o kişinin hatasını kaderinde olduğu için yaptığını bilir; onun acizliğini ve Allah’ın yarattığı muhtaç bir kul olduğunu düşünür. Bu da kişinin karşısındaki mümine olan rahmani acıma ve şefkat hissini güçlendirir. Hataların müminlerde oluşturduğu tevazu ise, o kişiye duyulan sevgiyi daha da pekiştirir. Dolayısıyla gerçek sevgide takvadan kaynaklanan bir muhabbet, yakınlık ve dostluk sözkonusu olduğu için yapılan hatalarda ya da ahlaki eksikliklerde hep bir iyi niyet aranır. Her olayda o müminin lehine olacak şekilde düşünülür. Bu yüzden de müminler arasındaki sevgi asla zedelenmez. De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162)