|
EVRİM YANILGISI
BÜTÜN DÜNYA EVRİM TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜNE ŞAHİT OLUYOR
Bilim dünyasının genetikten, paleontolojiden, elektron
mikroskobundan, DNA'dan habersiz olduğu 1800'lerde ortaya
atılmış olan Darwin'in evrim teorisi, modern bilimin
gelişimi ve çağdaş teknolojinin bilimsel araştırmalara
uyarlanmasıyla ortaya çıkan yeni bilimsel bulgularca
yalanlanmıştır. Bugün artık bir avuç inatçı evrim taraftarı
bilim adamı dışında gerçekleri görmeyen ve evrim inancının
yıkılışına şahit olmayan kimse kalmamıştır.
BİYOKİMYA
alanında, tek bir protein molekülünün bile tesadüfen
oluşma ihtimalinin matematiksel olarak "sıfır" olduğunu
ortaya konmuştur.
GENETİK BİLİMİ, DNA'yı
keşfetmiş ve her canlının her hücresinin çekirdeğinde,
o canlı ile ilgili son derece detaylı bilgilerin, şifrelenmiş
olarak kayıtlı olduğunu bulmuştur.
PALEONTOLOJİ, canlıların
Prekambriyen Dönemi'nde aniden ortaya çıktığını ve canlı
türleri arasında evrim teorisinin öngördüğü ara-geçiş
formlarının bulunmadığını göstermiştir.
KİMYA, Le Châtelier Kanunu
ile evrim teorisinin ilkel dünyada meydana gelen organik
maddeler iddiasının aksine, amino asitlerin sulu ortamlarda
birleşemeyeceklerini kanıtlamıştır.
JEOLOJİ, dünyanın hiçbir
döneminde evrimcilerin canlılığın oluşumu için iddia
ettiği atmosfer şartlarının var olmadığını tespit etmiştir.
FİZİK BİLİMİ, ilk dünya
şartlarında ultraviyole ışınlarının, "fotodissosiyasyon"
yoluyla meydana geldiği iddia edilen molekülleri parçalayacağını
ispatlamış ve evrimin, ilk amino asitlerin atmosferdeki
gazlardan oluştuğu iddiasını geçersiz kılmıştır.
FOSİL KAYITLARI EVRİM TEORİSİNİ REDDEDİYOR
Evrimciler 150 yıldır dünyanın her yerinde görüşlerini
destekleyecek fosiller aramaktadırlar. Ancak bugüne
kadar canlıların uzun zaman içinde tesadüfen birbirlerinden
türediklerini ve sürekli değiştiklerini gösteren tek
bir fosil dahi bulamamışlardır. Aksine bulunan her fosil,
canlıların aniden ortaya çıktıkları yani yaratıldıkları
ve türlerin değişmediği gerçeğini pekiştirmiştir.
400 milyon yıllık köpekbalığı fosili (New Scientist,
20 Ocak 1984), 400 milyon yıllık deniz yıldızı fosili
(Giovanni Pinna, Histoire de la Vie Fossiles), 320 milyon
yıllık hamam böceği fosili (National Geographic, Ocak
1981), 230 milyon yıllık akrep fosili (Nature, Mart
1985), 1 milyar 100 milyon yıllık solucan fosili (Ekim
1998), bu canlıların milyonlarca yıldan beri hiç değişmediğini
ve bugünkü şekilleriyle ortaya çıktıklarını açıkça ispatlayan
fosillerdir.
Charles Darwin de bu gerçeği farketmiş, teorisinin
en büyük açmazının bu husus olduğunu kabul etmiştir:
"Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle
türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?
Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün
sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?
Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla
dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç
ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime
karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır."
(Charles Darwin, The Origin of Species by Means of Natural
Selection, sf.134, Senate Press, 1995)
Hamam böceği (3) ve 320
milyon yıllık fosili (4) (National Geographic,
Ocak 1981
|
|

400 milyon yıllık köpekbalığı fosili (New Scientist,
20 Ocak 1984)
|
Bilimsel bulgular, canlıların değişmediğini ve aniden
ortaya çıktıklarını gösterirken, ateşli evrimci paleontologların
akla ve bilime yüz çevirerek hala evrim propagandası
yapmaları son derece şaşırtıcıdır. Bu, evrimcilerin
bilimsellikle ilgisi olmayan bir saplantı içinde olduğunun
açık göstergesidir.
Nature dergisi, BBC ve CNN gibi dünyaca ünlü basın
kuruluşlarında geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir habere
göre, Çin'de 150 milyon yıllık semender fosillerine
rastlandı. (2) Semenderleri bulan Amerikan Doğa Tarihi
Müzesi araştırmacıları Shubin ve Ke-Qin Gao, bu fosillerin,
günümüz semenderleri (2) ile aynı özelliklere sahip
olduklarını ve değişikliğe uğramadıklarını şöyle belirttiler:
"İster evinizin yakınındaki ormanda bir kayanın
altındaki bir semendere, ister Çin'de 150 milyon yıllık
bir semendere bakın, her ikisinin de aynı olduğunu göreceksiniz.
Aslında büyük ölçüde benzerler. Bilek kemikleri, kafataslarının
şekli, küçük detayların hepsi aynı". (http://www.cnn.com/2001/TECH/science/03/28/salamander.reut/index.html)
Milyonlarca yıldır hiçbir değişim göstermeden günümüze
gelen bu canlılar evrim teorisinin geçersizliğini ortaya
koyan delillerden sadece birkaçıdır.
BİG BANG YARATILIŞIN BİR DELİLİ OLMAYA DEVAM EDİYOR
1920'li yıllardan itibaren evrenin yapısı hakkında
elde edilen bilgiler, evrenin belirli bir zaman önce
bir "Büyük Patlama" (Big Bang) ile yoktan var hale geldiğini
ispatlamıştır. Yani evren sonsuz değildir, Allah tarafından
yoktan yaratılmıştır. Bu gelişmelerle birlikte günümüze
kadar evrenin yoktan yaratılışını ispatlayan daha pek
çok bulgu elde edilmiştir.
Bu bulgulara yeni bir halka daha eklendi. Geçtiğimiz
günlerde basında, Kuzey Kutbunda araştırmalar yapan
35 bilim adamının evrenin oluşumuyla ilgili çok önemli
bir sonuca vardıkları haber verildi. Kendilerine Boomerang
grubu adını veren İngiliz, Kanadalı, İtalyan ve ABD'li
uzmanlar, evrenin 14 milyar yıl önce bir insan yumruğu
kadar küçük bir gaz bulutu olduğunu açıkladılar. Yapılan
bu açıklamalara göre gazların sürekli hareketi yüzünden
zil sesini andıran bir ses dalgası meydana geliyordu.
Ses dalgaları patlamalara neden oldu. Evren genişlemeye
başladıkça bu ses dalgaları yayılmaya devam etti. Ekibin
başındaki California Ünivesitesi'nden John Ruhr'un yaptığı
açıklamaya göre ilk kez tespit edilen bu ses dalgaları,
Büyük Patlama'nın (Big Bang) ateşleyicisiydi.
Evreni araştıran tüm bilim adamları hep tek bir gerçekle
karşı karşıya kaldılar: Evren Allah tarafından yokluktan
yaratılmış ve ilk varoluş anından itibaren kusursuzca
düzenlenmiştir. Nitekim 21. yüzyıl bunun gibi, evrenin
daha birçok sırrının ortaya çıktığı bir yüzyıl olmaya
devam edecektir.

KAMBRİYEN DEVRİNDE ORTAYA ÇIKAN DİKENLİ CANLILAR, EVRİM
TEORİSİNİ GEÇERSİZ KILIYOR
Bugün bilinen hayvan filumlarının (vücut planlarına
göre hayvanların sınıflandırılması) tamamına yakını,
yaşı 500-550 milyon yıl olarak hesaplanan Kambriyen
devirde ortaya çıkmıştır.
Kambriyen
devrinde bulunan fosillerden biri Hallucigenia isimli
bir canlıya aittir. Bu ve bunun gibi birçok Kambriyen
canlısının fosilinde saldırılara karşı korunma sağlayan
dikenler ya da sert kabuklar yer alır. Hallucigenia
ve diğer Kambriyen canlıları hakkında evrimcilerin kesinlikle
açıklayamadıkları sorular vardır:
1. Hiçbir avcı canlının olmadığı bu devirde, bu hayvanlar
nasıl olup da, muhtemel bir avcı olabileceğini düşünerek
savunma sistemleri ile birlikte oluşmuşlardır?
Evrimciler, savunma mekanizmalarının, zaman içinde,
canlı korunmaya ihtiyaç duydukça, doğal seleksiyon ile
oluştuğunu iddia ederler. Ancak bu dikenler, canlının
henüz bir ihtiyaç duymasına vakit kalmadan, ilk ortaya
çıkışı ile birlikte var olmuşlardır.
2. Bu kadar çok kompleks canlının, hiçbir ataya sahip
olmadan, aniden fosil kayıtlarında belirmesi evrimcileri
kesinlikle yalanlar. Bu, canlıların ilkelden komplekse
evrimleşmediklerini, Allah'ın "Ol" emriyle yaratıldıklarını
gösteren açık bir delildir.
EVRİMCİLER, KAYALARA RASTGELE ÇARPAN DALGALARIN SARAYLAR
İNŞA EDECEKLERİNE İNANACAK KADAR BÜYÜLENMİŞLERDİR
Büyük bir mantık çöküntüsü içindeki evrimcilerin iddiasına
göre; bilinçsiz, kör, akılsız, bilgisi ve iradesi olmayan
atomlar, tesadüfler sonucunda biraraya gelmişlerdir.
Ve tesadüfler birbirini izlemiş, bu şuursuz atomlar,
milyarlarca yıl sonra kendi kendilerini elektron mikroskobu
ile inceleyen atom mühendislerini, biyoloji profesörlerini,
beyin cerrahlarını, avukatları, üniversite öğrencilerini,
genetik mühendislerini oluşturmuşlardır. Ve bu şuursuz
atomlar bu süreç içinde de son derece bilinçli ve planlı
çalışmışlardır. Sanki ileride ne meydana getireceklerini
biliyorlarmış gibi, tespit ettikleri hataları elemişler,
yerine doğruları gelene kadar sabırla milyonlarca yıl
birbirlerinden ayrılmadan, her türlü koşula dayanarak
beklemişlerdir. Üstelik bu arada deneme yanılmalar yapmışlar,
adeta bir kimya, fizik veya biyoloji profesörü gibi
son derece zekice yöntemler izlemişlerdir. Örneğin,
göz oluşmadan önce, sanki gözün oluşacağını biliyorlarmış
gibi, kafatasında simetrik ve gözün yapısına en uygun
büyüklük ve derinlikte göz çukurlarını açmayı ihmal
etmemişlerdir. Evrimcilere göre şuursuz atomlar ve tesadüfen
gelişen doğa olayları o kadar akıllı, o kadar uyumlu,
o kadar planlı ve disiplinlidir ki, tüm insanların aklının
biraraya gelip yapamayacaklarını onlar yavaş yavaş yapmışlardır.
Oysa şuuru, aklı ve iradesi olmayan atomların, tesadüfler
sonucunda akıl, şuur ve irade sahibi insanları kendi
kendilerine oluşturamayacakları çok açıktır.
Evrimcilerin bu iddiaları, bir kayalığa çarpan dalgaların
tesadüfen mimari şaheserler, saraylar oluşturmalarına
inanmaya benzer. Evrimciler, dalgaların tesadüfen saraylar,
konaklar inşa edeceklerine inanacak kadar, evrim teorisinin
hipnozu altındadırlar.
BİR YERDE BİR TASARIM VARSA, ONU MEYDANA GETİREN BİR
AKIL DA VARDIR
 Arkeologlar,
kazılar sırasında yerin altından süs eşyaları, çanak
ve çömlekler, hatta çok az şekillendirilmiş bir tahta
dahi bulduklarında, hemen burada eski bir medeniyetin,
akıl, beceri ve bilinç sahibi insanların yaşadıklarını
anlarlar.
Ancak nedense bazı paleontologlar, yerin altında çanak
ve çömleklerle karşılaştırılamayacak kadar kompleks
tasarım ve özelliklere sahip 100 mercekli gözleri olan
trilobitleri, salyangozları, denizyıldızlarını bulduklarında,
bunların burada tesadüfen ve kendiliğinden oluştuğunu
öne sürebilmektedirler.
Bu,
evrim teorisinin en büyük çelişkilerinden biridir. Günümüzden
550 milyon yıl önce Kambriyen Devri olarak adlandırılan
dönemde, ilk canlılardan olan trilobitler, salyangozlar,
denizyıldızları gibi yumuşakçalar dünyada aniden belirdiler.
Cansız dünyayı bir anda canlandıran, nefes alan, gören,
kusursuz sistemlerle beslenen, birbirinden farklı taktiklerle
avlanan canlıları dünyaya yerleştiren güç neydi? Bu
gücün sahibi sonsuz ilim ve akıl sahibi olan Rabbimiz'dir.
TÜRK MİLLETİ DARWINİZM'İN TUZAĞINI BOZMUŞTUR
Aşağıda en soldaki resimde gördüğünüz gibi, bir parça
demiri, plastiği, bakırı bir çölün ortasına bırakıp
gitseniz. Belli aralıklarla da buraya gelip baksanız.
Bunların bir bisiklete, son model bir otomobile ya da
bir tıra dönüştüğünü görmeniz mümkün olur muydu?
Doğrusu akılcı olan demirin paslanması, plastiğin deforme
olması, bakırın da oksitlenmesi değil midir?
Buna Darwinistler'in verdiği cevap ise sizin verdiğiniz
cevabın tam tersidir. Yani Darwinistler dağınık, düzensiz,
cansız maddelerin zaman içinde tesadüflerin yardımıyla
düzenli, canlı ve kompleks varlıklara dönüşebileceklerini
iddia ederler. Evrimcilerin bu iddiası şu anlama gelmektedir:
1 numaralı resimdeki malzemeler zaman içinde tesadüfen
bir bisiklet, sonra yine şuursuz rastlantılarla bir
otomobil, daha sonra tamamen başıboş süreçlerle kamyonet
ve en sonunda da bir tır haline gelebilir.
Türk Milleti keskin zekasıyla ve üstün feraseti ile
birçok dünya milletinin düştüğü tuzağa düşmemiş, Darwinizm'in
bu gibi safsatalarına aldanmamıştır. Darwinizm'in ne
kadar mantıksız ve bilim dışı bir görüş olduğunu anlamış
yegane millettir. Büyük Türk Milleti bu tuzağı bozup
dünyayı Darwinizm safsatasından kurtaracak manevi güce
sahiptir.
DARWINİSTLER'İN "DEMAGOJİ" VE "ÇARPITMALARLA" DOLU PROPAGANDALARINA
ARTIK KİMSE KANMIYOR
Son
günlerde Genom Projesinin gündeme gelmesini çarpıtarak
kullanan birtakım evrimci çevreler, Darwinizm propagandasına
başladılar. İnsanın maymunla olan genetik benzerliğini,
insanın maymundan evrimleştiğine delil olarak göstermeye
çalışan söz konusu çevreler yanlış bilgilerle halkı
yanıltmaya çalışmaktadırlar. Oysa bahsedilen bu benzerlik
hayalidir ve evrime delil olamaz, çünkü;
1. Maymunun genetik yapısı henüz incelenmemiştir ve
dolayısıyla insan genomu ile karşılaştırılması söz konusu
değildir.
2. Eğer maymun ile insanın genetik yapısının % 99 benzer
olduğu kanıtlansa bile bu, insanın maymunla ortak bir
atadan evrimleştiğine delil olamaz. Çünkü, İNSANIN GEN
SAYISI İLE MISIRIN GEN SAYISI TIPATIP AYNIDIR. Eğer
evrimcilerin iddiaları doğru olsaydı, mısır, insanın
maymundan daha yakın bir akrabası olurdu.
İnsan bedeninin diğer canlılarla moleküler benzerlikleri
olması son derece doğaldır. Çünkü tüm canlılar aynı
moleküllerden oluşmakta, aynı suyu ve atmosferi kullanmakta,
aynı moleküllerden oluşan besinleri tüketmektedir. Elbette
ki metabolizmaları ve dolayısıyla genetik yapıları birbirine
benzeyecektir. Ancak bu, onların ortak bir atadan evrimleştiklerinin
veya "doğanın tesadüfen bu parçaları biraraya getirerek
farklı canlılar oluşturduğunun" bir delili değildir.
Aslında canlılardaki bu "ortak malzeme", evrimin değil
"ortak tasarımın", yani canlıların hepsinin aynı plan
üzerine tek bir Yaratıcı tarafından yaratılmış olduklarının
delillerinden biridir.
Evrim teorisi, bugüne kadar demagoji ve çarpıtmalarla
ayakta kaldı. Ancak bugün doğru ve ispatlı bilgiler
her insana çok kısa zamanda ulaşabilmektedir. Ve bu
sayede insanlar taraflı ve bir amaca yönelik propagandalarla,
çarpıtma ve demagojilerle aldatılamamaktadır. Bu Darwinizm'in
sonunu getiren gelişmelerdendir.
EVRİMCİLER, RÜZGARLARIN BİR TAŞ KÜTLESİNİ, TESADÜFEN
BİR SANAT ESERİNE DÖNÜŞTÜREBİLECEĞİNE İNANACAK KADAR
KAVRAYIŞTAN YOKSUNDURLAR
Evrimciler, günümüzden 5 milyar yıl önce bazı atomların
tesadüfen biraraya gelerek kusursuz bir plan yaptıklarına
inanırlar. Evrimcilerin bu hayali senaryolarına göre,
cansız ve şuursuz atomlar bu buluşmalarında bir canlı
hücresi meydana getirmeye karar vermişlerdir. Ve demişlerdir
ki:
"Biz rastgele birbirimizin çevresinde dolaşalım.
Bu arada rüzgar, fırtına, şimşekler, ultraviyole ışınları,
depremler bizi rastgele birbirimize bağlar. Biz de bu
şekilde ileride canlı için gerekli olacak proteinleri
üreten fabrikaları, canlıyı oluşturmak için gereken
tüm bilgilerin birarada tutulduğu bilgi bankasını, proteinlerin
saklandığı depoyu, canlının yaşaması için gereken enerjiyi
sağlayacak olan enerji santralini, gereksiz maddeleri
yok edecek olan sindirim enzimlerini üretiriz. Ayrıca
protein üretimi için gereken taşıma, kopyalama araçlarını,
hücrenin giriş çıkışını kontrol eden hücre kapılarını,
hücrenin içindeki tüm malzeme ve yapıların birbirinden
ayrılmalarını engelleyen hücre zarını ve daha canlı
hücresinin işe yaraması için gereken ne varsa hepsini
eksiksizce inşa edip şekillendiririz. Böylece tesadüfen
bir fabrikadan daha kusursuz özelliklere sahip bir hücre
meydana getiririz. Hatta sonra da bunları yüz trilyonlarca
üretip kendimizi inceleyecek atom profesörlerini oluştururuz."
İşte evrimcilerin tesadüfen varoluş iddialarının özü
budur. Onların bu iddiaları, Taksim Meydanı'nda duran
bir taş kütlesinin rüzgarların etkisiyle zaman içinde
kusursuz bir sanat eserine dönüştüğüne, rüzgarların
bir heykeltraş gibi sanat eseri meydana getirdiklerine
inanmaktan çok daha mantık dışı ve akılsızcadır.
Tesadüfler ve bilinçsiz doğa olayları sanat eserleri,
kusursuz tasarıma sahip yapılar meydana getiremezler.
Bunlar için akla, bilince ve bilgiye ihtiyaç vardır.
Darwinizm bu nedenle, 20. yüzyılda canlılarda bulunan
son derece kompleks yapıların ve tasarımın keşfedilmesi
ile çökmüştür.
BİR EVRİMCİ SAHTE DELİL OLUŞTURURKEN...
Evrimciler bilimin yalanladığı teorilerini insanlar
arasında yaygınlaştırmak için boş durmaz, sürekli sahte
deliller üretirler.
Yandaki resimler, evrimcilerin içine düştükleri büyük
hezimeti tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Çünkü
ellerinde teorilerini savunabilecekleri hiçbir delil
olmadığı için, evrimciler bizzat kendi elleriyle sahte
delil üretmektedirler. Önce metal parçasından hayali
bir iskelet oluşturmakta, daha sonra bunun üzerine hamurdan
hayali bir vücut koymakta, var olduğuna inandıkları
hayali tüylerle bütün vücudu kaplamakta, daha sonra
da silikonla renk vermektedirler. Evrimci bilim adamlarının
hayalgücüyle doğru orantılı olarak gelişen bu bilim
dalına ilginç bir de isim vermişlerdir: Rekonstrüksiyon,
yani "yeniden inşa!"
Ancak evrimciler bu sahte delilleri üretirken ne bilimsel
bir veriden faydalanırlar, ne bir delilden, ne de bir
deneyden... Ellerindeki tek kaynakları sınırsız hayalgüçleridir.
Evrimcilerin hayal güçleri
ile ortaya çıkan hayali yarı maymun - yarı insan
rekonstrüksiyonların nasıl oluşturulduunu anlatan
bir dergi yazısı.
|
Örneğin bu rekonstrüksiyonu yaparken;
1. Ellerinde bir diş parçası ya da bir çene parçasından
başka bir delil yoktur.
2. Bu kemik parçasından yola çıkarak bir iskelet, vücut
şekli, yüz, yüze vahşi bir ifade, eşler ve çocuklar,
daha sonra da sosyal bir hayat tablosu ortaya çıkarırlar.
3. Toprağın altında kısa sürede eriyen kas, yağ, kıkırdak
gibi yumuşak dokuları tamamen hayali olarak canlandırırlar.
Bu gerçeği dünyaca ünlü bilim adamları da itiraf etmektedirler.
Harvard Üniversitesi'nden Earnst A. Hooten'ın şu sözleri
"yeniden inşa" sahtekarlığını açıkça gözler önüne sermektedir:
Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli bir
girişimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi
organların altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları
yoktur. Örneğin bir Neandertal kafatasını aynı yorumla
bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski
insanların kalıntılarına dayanarak yapılan canlandırmalar
hemen hiçbir bilimsel değere sahip değillerdir ve toplumu
yönlendirmek amacıyla kullanılırlar... Bu sebeple rekonstrüksiyonlara
fazla güvenilmemelidir. (Earnst A. Hooten, Up From The
Ape, New York: McMillan, 1931, s. 332.)
Hooten'ın söylediği gibi, ne evrime ne de evrimcilerin
sahte delillerine güvenmek mümkün değildir. Çünkü bugüne
kadar ne bilimsel çalışmalar ne de arkeolojik araştırmalar
bir sonuç vermemiş, evrimcilerin bekledikleri deliller
bir türlü bulunamamıştır. Bu yüzden evrimciler bu sahte
delillerle, çaresizce teorilerinin yaşam süresini uzatmaya
çalışmaktadırlar. Ancak bu, evrim teorisinin son nefesleridir.
Evrimcilerin hayal güçleri ile ortaya çıkan hayali
yarı maymun - yarı insan rekonstrüksiyonların nasıl
oluşturulduğunu anlatan bir dergi yazısı.
EVRİMCİLER, TEK BİR ÜZÜM TANESİ BİLE MEYDANA GETİREMEZLER!
Tesadüfleri,
cansız maddeleri ve şuursuz atomları yaratma gücüne
sahip varlıklar zannetmek çok büyük bir yanılgıdır.
Ancak Darwinistler cansız maddeleri akıl ve irade sahibi,
karar alabilen ve bu kararları uygulayabilen varlıklar
olarak düşünür, tesadüflerin herşeyi yaratabileceğine
inanırlar. Gülü, portakalı, elmayı, çileği, muzu, karpuzu,
maydanozu, kısacası var olan herşeyi canlı cansız tüm
varlıkları tesadüflerin oluşturabileceğine inanırlar.
Madem evrimciler herşeyin tesadüfle oluştuğuna inanıyorlar,
o zaman tadıyla, kokusuyla, sulu yapısıyla, şekliyle,
bir daldaki kusursuz güzelliğiyle TEK BİR ÜZÜM TANESİNİ
meydana getirsinler! Dünyanın en ünlü bilim adamlarını
-hatta geçmişte yaşamış tüm bilim adamlarını- biraraya
toplasınlar, dünyanın en gelişmiş ve en yeni teknoloji
ile donatılmış laboratuvarlarını kullansınlar, ileri
teknolojinin olabilecek tüm imkanlarını bunun için seferber
etsinler ve bu iş için yıllarca çaba sarf etsinler
Ne yaparlarsa yapsınlar, değil tek bir üzüm tanesini,
üzümü oluşturan tek bir hücreyi dahi oluşturmaları mümkün
değildir. İşte bu gerçek evrimcilerin görmezden geldikleri
en önemli noktalardan biridir. Herşeyi yoktan yaratan
Alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
HER CANLI, EVRİMCİLERİN İÇİNE DÜŞTÜKLERİ ÇIKMAZI ORTAYA
KOYUYOR
Darwinizm
savunucuları, her canlının hayatta kalmak ve kendi ihtiyaçlarını
karşılamak için savaşmak zorunda olduğuna, yoksa "elenerek
yok olacağına" inanırlar. Buna karşılık, canlıların
niçin fedakarlık yaptıkları ve başkalarına fayda sağladıkları
konusunu asla açıklayamazlar.
Örneğin işçi arılar doğumlarından sonraki ilk 3 gün
boyunca "kovan temizleyicisi" olarak görev yaparlar.
3. günden sonra bir hafta boyunca kafalarında bir çift
"dadı" bezi gelişir ve genç larvalar için besin salgılamaya
başlarlar.
10. günden itibaren karınlarında "mum üreten" bezler
gelişir ve petek yapım onarım işine başlarlar, onlar
artık birer "inşaat işçisi"dirler.
20. günde mum bezleri fonksiyonlarını yitirir ve yerlerine
iğne bezleri gelişir. Arılar bundan sonra zehir üretmeye
başlar çünkü yeni görevleri "kovan bekçiliği"dir.
Yaşamlarının son günlerini ise "çiçek özü toplayıcısı"
olarak geçirirler.
Açıkça görülmektedir ki, bu sayılan özelliklerin hiçbiri
arının kendi çıkarına yönelik değildir. Her biri bir
özveri, yardımlaşma, fedakarlık örneğidir. Hayatları
boyunca türlü fedakarlıklarda bulunabilmeleri için vücutlarında
gerçekleşen değişimler ise, kendi iradeleri ve istemleri
dışında meydana gelir. Üstelik bu olağanüstü işlemlerin
tamamını yeryüzünde var olan ilk arıdan bu yana yaşamış
tüm arılar aynı kusursuzlukla yerine getirmiştir.
Şüphe yok ki, onları var eden sonsuz kudret sahibi
Allah, arılara her gün yapacakları işleri vahyetmekte;
bize de bu mucizeleri göstererek Kendi sanatının büyüklüğünü
ve inceliğini takdir etme imkanı tanımaktadır.
DARWINİSTLER, ŞUURSUZ ATOMLARIN CANSIZ DÜNYAYI TESADÜFEN
CANLANDIRDIĞINI İDDİA EDERLER
Darwinistler,
her türlü elverişsiz koşulun bulunduğu bir ortamda,
amonyak, karbon, azot, fosfor gibi cansız ve şuursuz
atomların tesadüfler sonucu biraraya geldiklerini ve
sonra ortak bir karar aldıklarını iddia ederler. Onlara
göre atomlar aldıkları bu kararı eksiksizce uygulamışlar
ve bu cansız dünyanın üzerinde tesadüfen ağaçları, çimenleri,
karıncaları, papağanları, salyangozları, elmaları, dutları,
hurmaları, kuğuları, atmacaları, yunusları, mercanları,
yosunları, arıları, atları, tavşanları, ıhlamur ağaçlarını,
gülleri, yaseminleri, papatyaları, uçak mühendislerini,
beyin cerrahlarını, genetik mühendislerini, kendilerini
oluşturan atomları inceleyen atom profesörlerini meydana
getirmişlerdir.
Darwinistler, bu akılalmaz iddialarını ağır ve ağdalı
bir üslupla, bolca Latince kelimeler kullanarak anlatırlar.
Bu şekilde, iddialarındaki mantık çöküntüsünü gizlemeye
çalışırlar. Onların durumundan habersiz olanlar da,
bu tılsımlı üsluptan etkilenip, "bunlar ne kadar bilgili,
üstün insanlar" diyerek, her dediklerini kayıtsız şartsız
kabul ederler.
Oysa Darwinizm'e inanmak, mantığın, düşünme yeteneğinin,
aklın ve kavrayışın tamamen felç olması demektir. Normal
bir insan "taşlar tesadüfen dizilip, bir gökdeleni tüm
tesisatı ile birlikte inşa etti" diyebilir mi? Elbette
diyemez. Darwinistler ise, bundan daha da inanılmaz
olan bir iddiada bulunmakta; şuursuz atomların dizilip
canlandıklarını ve canlı varlıkları oluşturduklarını
söylemektedirler..
Türk Milleti, aklı ve basireti ile Darwinizm'in safsatalarına
hiçbir zaman inanmadı. Bu felsefenin akılsızlığını tüm
dünyaya açıklayarak, dünya insanlarını da bu gaflet
uykusundan uyandırma misyonunu üstlendi.
DARWINİST BÜYÜNÜN ETKİSİ ALTINDA KALANLAR, NORMAL BİR
ŞUURLA DÜŞÜNEMEZLER
Evrimciler,
doğada bulunan 200'ün üzerindeki amino asit çeşidinden,
proteinleri oluşturacak 20 tanesinin, belli sayılarda
ve belli bir dizilimle biraraya gelmelerini ve proteinleri
oluşturmalarını KÖR TESADÜF'lere bağlarlar. Oysa bu,
mümkün değildir. Örneğin, 400 amino asitli bir proteini
oluşturan amino asitlerin istenilen sırada dizilme ihtimalleri
10520'de bir ihtimaldir. Bu, 1 sayısının yanına 520
tane sıfır konduğunda oluşacak olan sayıda bir ihtimal
demektir. (1 milyar sayısının yanında sadece 9 sıfır
olduğunu düşünürsek, bu sayının büyüklüğü hakkında bir
fikir edinebiliriz). Böyle bir tesadüfün gerçekleşmesi
açıkça görüldüğü gibi imkansızdır. Üstelik burada bahsedilen
orta büyüklükte tek bir proteindir. İnsan vücudunda
binlerce protein türü vardır ve bazıları binlerce amino
asitten oluşur.
Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceği gerçeği,
en koyu evrimciler tarafından bile itiraf edilmektedir.
Evrimci jeolog William Stokes ise bu gerçeği şöyle
itiraf eder:
"Eğer milyarlarca yıl boyunca, milyarlarca gezegenin
yüzeyi gerekli amino asitleri içeren sulu bir konsantre
tabakayla dolu olsaydı bile yine (protein) oluşamazdı."
(W. R. Bird, The Origin of Species Revisited, Nashville,
Thomas Nelson Co., 1991, s. 305)
Proteinlerin tesadüfen oluşamayacakları, akıl, bilinç
ve güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edildikleri
kesin bir gerçektir.
Ancak asıl önemli olan, evrimcilerin bu gerçeği görememeleridir.
Evrimciler proteinlerin tesadüfen oluştuğunu iddia etmekle,
masaya dökülen mürekkebin tesadüfen bir sayfa dolusu
anlamlı bir makale ortaya çıkardığını kabul etmekten
daha da saçma bir iddiaya inanmaktadırlar. Bu, abartılı
bir akılsızlık ve mantıksızlık örneğidir. Bunu söyleyen
bir insana kimse güvenemez veya böyle muhakeme yeteneği
olmayan bir insana hiçbir sorumluluk verilemez.
Türk Milleti Darwinist safsataları ilim ve akıl yolu
ile susturmuştur. Bundan böyle Darwinizm'in insanlığı
büyülemesine ve akılları devre dışı bırakmasına izin
vermeyecektir.
DARWINİSTLER'İN MANTIK ÇÖKÜNTÜLERİ, İNSANLIĞA İBRET
OLMALIDIR
Darwinistler, canlılığın yapıtaşı olan proteinlerin,
bazı atomların tesadüfen birleşmeleri ile meydana geldiklerini
iddia ederler. Darwinizm'in ne kadar inanılması imkansız,
akıl ve mantık dışı bir iddia olduğunu anlamak için,
proteinler hakkında verilecek kısa bir bilgi yeterli
olacaktır.
Bilim adamları 500 amino asitten oluşan bir proteinin
(binlerce amino asitten oluşan proteinler de mevcuttur)
tesadüfen oluşma ihtimalini hesaplamışlar ve şöyle bir
sonuca varmışlardır:
1. Amino asitlerin işe yarar
proteini oluşturabilmek için uygun dizilme ihtimali:
10650de 1 ihtimal
2. Amino asitlerin sol-elli olma
ihtimali (amino asitler doğada hem sağ-elli hem
sol-elli olarak bulunurlar. Ancak canlı yapısındaki
proteinler sadece sol-elli amino asitlerden oluşurlar.)
10150de 1 ihtimal
3. Amino asitlerin aralarında
"peptid bağı" ile bağlanmaları ihtimali:
10150de 1 ihtimal
Toplam İhtimal: 10950de 1 ihtimal
10950, 1 rakamının yanına 950 sıfırın gelmesiyle oluşacak
astronomik bir sayıdır. (Bu da imkansız bir ihtimal
demektir.) Bu sayının büyüklüğünü anlayabilmek için
şu örnekler üzerinde düşünebilirsiniz:
1 milyar sayısını yazmak için 1 rakamının yanına sadece
9 sıfır eklenir. Söz konusu sayı içinse 950 sıfır gerekmektedir.
1 milyar sayısı için 1 rakamının yanına 9 sıfır yazılır.
Ancak, ortaya 1 milyar boncuk attığınızda, bu sayının
yazıldığından çok daha fazla bir miktarı ifade ettiği
görülecektir. 10950 sayısı, 950 sıfırla yazılır, ancak
bu kadar miktarda boncuk tarif edilemeyecek kadar çoktur.
Evrendeki tüm atomların çevresinde dönen elektronların
sayısı bile sadece 1075tir.
Bu kadar büyük bir sayı ile ifade edilen ihtimalin
içinden tek bir ihtimalin gerçekleşmesinin ve proteinlerin
tesadüfen oluşmasının kesinlikle imkansız olduğu açıkça
görülmektedir. (Nitekim matematikte 1050 ihtimalin ötesi
olanaksız olarak kabul edilmektedir.)
Ancak, evrimciler gerçekleşmesi kesinlikle imkansız
olan ihtimallere, büyük bir bağnazlıkla, inatla ve tutuculukla
inanırlar. Koyu Darwinistler'in bağnazlıklarından vazgeçmeleri
olası görülmemektedir. Ancak, Darwinizm'in mantıksızlıkları
gözler önüne serildiğinde, bu insanlar toplum içindeki
güvenilirliklerini kaybedecekler ve yaptıkları sahtekarlıklar
ortaya çıkacaktır.
Bu nedenle akıl, basiret ve sağduyu sahibi Türk Milleti'nin
misyonu son derece önemlidir. Milletimiz, dünyaya Darwinizm'in
mantık hezimetini ilan edecek ve insanlığı bu bağnazlıktan
kurtaracaktır.
|
10950
=
100.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.
000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000000.
|
|