MUSEVİLİK, SİYONİZM VE MASONLUK HAKKINDA
ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA
Kitabın ilerleyen bölümlerinde bazı Musevilerin, batıl birtakım geleneklerin veya radikal, ateist Siyonist ideolojinin etkisi altında kalarak, gerçekleştirdikleri faaliyetlere ve geleceğe dair çeşitli planlarına yer verilmektedir. Bu batıl görüşlerden etkilenen kişiler zaman zaman İsrail derin devleti içine de sızmakta, hatta kimi zaman İsrail'in iç ve dış politikasında yönlendirici rol üstlenebilmektedirler. Ancak bu kitapta bulunan bilgiler nedeniyle çeşitli yanlış anlamalar olmasını engellemek için, bazı konulara açıklık getirmekte de fayda vardır.
İlk olarak belirtilmesi gereken husus, burada yer alan bilgilerin tüm Musevileri kapsayan konular olmadığıdır. Musevilerin büyük çoğunluğu söz konusu faaliyetlerden, bu faaliyetlerin arka planlarından ve asıl hedeften haberdar olmadığı gibi, çok büyük bir çoğunluğu da bu uygulamalara karşı çıktıklarını sık sık ifade etmektedirler. Dolayısıyla, kitabın ilerleyen bölümlerinde eleştirilen, hiçbir şekilde Musevi toplumunun geneli değildir.
Eleştirilen husus, Kitabı Mukaddes'e birtakım yanlış anlamlar yükleyerek şiddeti ve acımasızlığı sözde makulleştirmeye çalışan batıl gelenekler ve bu geleneklere dayanarak, diğer insanları ikinci sınıf olarak gören, onları haksızlık ve zulme uğratmayı normal karşılayan radikal dünya görüşüdür. Yani, sosyal Darwinist ve işgalci bir ideoloji olan radikal, ateist Siyonizm'dir. Bilindiği üzere, Siyonizm 19. yüzyılın ortalarında, yurtları olmayan Musevilerin vatan sahibi olmasını savunan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde pek çok ideolojide olduğu gibi Siyonizm de dejenarasyona uğramış, bu haklı talep, uygulamada şiddet ve teröre başvuran, aşırı güçlerle ittifak eden radikal ve din dışı bir anlayışa dönüşmüştür.
Günümüzde Siyonizm iki farklı şekilde görülmektedir. Bunlardan ilki, İsrail'de huzur ve barış içinde, Müslümanlarla birlikte yaşamak isteyen, güvenlik arayan, dedelerinin topraklarında ibadet edip, ticaret yapıp varlıklarını sürdürmek isteyen, dindar Musevi halkının düşüncesi olan Siyonizm'dir. Müslümanlar bu anlamdaki Siyonizm'e karşı değildir. Dindar Musevi halkının, kendileri için kutsal olan topraklarda güven ve huzur içinde yaşamaları, Allah'ı anmaları, sinagoglarında ibadetlerini yapmaları, topraklarında bilim ve ticaretle uğraşmaları kısaca burada diledikleri gibi yaşamaları ve yerleşmeleri Müslümanları rahatsız edecek bir durum değildir. Hatta, bu Müslümanların sevinç duyacakları bir güzelliktir. Tarih boyunca Musevilere karşılaştıkları çile ve zorluklarda, onlara varlıklarını devam ettirme imkanı tanıyan, onları barındırıp kollayan hep Müslümanlar olmuştur.
Samimi dindar bir Musevi'nin, yukarıda anlattığımız şekliyle, Tevrat'a dayandırdığı Siyonist inancı bu açıdan İslamiyetle çelişmez. Zira, Kuran'da Allah İsrailoğulları'nı yaşadıkları bu topraklarda yerleşik kıldığını şöyle bildirmektedir:
Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi. Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz." (Maide Suresi, 5:20-21)
Dolayısıyla Museviler bu topraklarda hür yaşama hakkına sahiptirler, ancak bu hak söz konusu topraklarda asırlardır varlıklarını devam ettiren ve bölgenin kutsallığına inanan Müslümanlar ve elbette Hıristiyanlar için de geçerlidir. Bu mübarek topraklar her dinden her toplumdan insanın birarada huzur içinde yaşayabileceği kadar geniş, güzel ve bereketlidir. Birinin yaşam hakkı diğerinin yaşam hakkını asla ortadan kaldırmaz.
Özet olarak, eleştirdiğimiz ve tüm insanlar için büyük bir tehlike olduğunu ifade ettiğimiz, "dinsiz, Allah'sız Siyonizm"dir. Allah'ın varlığını, birliğini savunmayan, materyalist, Darwinist anlayışı teşvik ederek dinsizlik propagandası yapan, ateist Siyonistler, dindar Museviler için de dindar Hıristiyanlar için de çok büyük bir tehlikedir. Ateist Siyonizm, günümüzde barışa, huzura, güzel ahlaka karşı mücadele vermekte; sürekli fitne, kargaşa çıkarmakta, kan dökmektedir. Müslümanlar ve dindar Museviler ve Hıristiyanlar, Allah'sız Siyonizm'e karşı Allah inancının yayılması konusunda birlik olmalıdır.
Samimi olarak iman eden Museviler ve Müslümanların birbirleriyle olan ilişkileri de, şefkat, saygı ve merhamet çerçevesinde olmalıdır. Zira bu, Kuran-ı Kerim'de Allah'ın Müslümanlara bildirdiği ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatıyla bize gösterdiği ahlak ve tavırdır.
Kuran'a Göre Kitap Ehli
Allah Kuran'da Museviler ve Hıristiyanları, Kitap Ehli olarak bildirmiş ve Müslümanların Kitap Ehli'ne karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini detaylı olarak açıklamıştır. Kitap Ehli, temeli Allah'ın vahyine dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine göre Müslümanların, Musevilerden ve Hıristiyanlardan iman edenlere sevgi, şefkat, hoşgörü ve saygıyla yaklaşmaları gerekir. Müslümanların Musevilere ve Hıristiyanlara çağrısı ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut Suresi, 46)
Bu çağrı, Müslümanların Kitap Ehli'ne bakış açısını açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır: Hepimiz bir olan Allah'a iman etmekte, Rabbimiz'in göndermiş olduğu elçileri sevmekte ve saymakta, Allah'ın koyduğu sınırlara uymakta, kutsal kitaplarımızda bildirilen ahlakı yaşamaktayız. Dolayısıyla da, birbirimize anlayış, merhamet, sevgi ve saygıyla yaklaşmakla yükümlüyüz.
Hepimiz Aynı Peygamberleri Seviyor ve Sayıyoruz
Müslümanlar gönderilmiş tüm peygamberlere iman ederler. Rabbimiz'in geçmişteki peygamberlere göndermiş olduğu kitaplara inanırlar. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Al-i İmran Suresi, 84)
Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yusuf, Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Musa Museviler ve Hıristiyanlar için ne kadar önemli ise, Müslümanlar için de o kadar önemlidir.
Musevilerin bizim de Peygamberimiz olan Hz. Musa’ya saygı duymaları, binlerce yıldır ona sımsıkı bağlı olmaları samimi Müslümanlar için çok değerlidir. Aynı şekilde Hıristiyanların Hz. İsa’ya duydukları büyük sevgi, içten bağlılık da Müslümanlar için çok önemlidir. Hz. Yakub’a, Hz. İshak’a, Hz. İsmail’e, Hz. İbrahim’e, Hz. Lut’a, Hz. Eyüb’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. Yahya’ya saygı ve sevgi duyan insanlar, doğal olarak Müslümanların sevgi ve muhabbet duyacağı, anlayış ve şefkatle yaklaşacağı insanlardır. Bunun aksi kesinlikle mümkün değildir.
Allah samimi olarak iman eden Kitap Ehli'nin ahlakını Kuran-ı Kerim'de şu şekilde bildirmektedir:
Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 113-114)
Salih Müslümanlara düşen de, bu güzel ahlakı yaşayan insanları şefkat ve merhametle kucaklamak, saygı ve anlayış göstermektir. Dolayısıyla, bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, Müslümanların Musevilere bakış açısı Kuran'da bildirilen ve Peygamber Efendimiz (sav)'in de uyguladığı bu ahlak üzerinedir. Gerçek din ahlakına uygun olmayan hatta dinsiz, Allah'sız Siyonizmin veya birtakım batıl geleneklerin yanlışlarının ortaya konuluyor olması, hatalı uygulamaların eleştirilmesi, bu gerçeği değiştirmez.
Ateist Masonların Yaptığı Eylemlerden Tüm Masonlar Sorumlu Tutulamaz
Nasıl ki birtakım ateist Siyonistlerin yaptıkları nedeniyle tüm Musevi halkını sorumlu tutmak vicdana aykırıysa, aynı şekilde ateist masonların yaptıkları zulüm de tüm masonlara maledilemez. Masonluk teşkilatı içinde de Allah'a bir olarak iman eden, bazı locaların üst düzey masonları tarafından bilinen ve uygulanan zulme karşı olan, insanlar arasında iyilik ve barışı talep eden kimseler bulunmaktadır. Bu kimseler masonluk teşkilatının kargaşa çıkaran, din ahlakına karşı faaliyetler düzenleyen bir yapıdan çıkıp, güzel ahlakın yayılması için çalışan bir teşkilat haline gelmesine çalışmaktadırlar. Bu, son derece önemli ve gerekli bir çalışmadır. Ve masonluğun olumsuz faaliyetlerine yönelik tepsitler ve eleştiriler yapılırken, bu durumun göz ardı edilmemesi gerekir.
Kitabın ilerleyen sayfalarını okurken de, bu kitapta eleştirilenin ateist masonluk olduğu unutulmamalıdır. Bu eleştilerin hepsi masonluğun ateist yönüne, din ahlakına karşı fikirlerine ve bu yönünün sebep olduğu zulme yöneliktir. Ve bu eleştirilerin yapılmasının amacı, insanların tehlikenin asıl kaynağını görebilmelerini sağlamanın yanı sıra, masonluğun bu yönünden haberi olmayan veya bu yönünün değişmesini isteyen masonların fikren harekete geçmelerini sağlamaktır. Masonluğun kendi içinden gelen bir düzelme ve din ahlakı doğrultusunda değişme hareketi, çok etkili ve faydalı olacaktır. Ateist masonluk yüzyıllardır dünyanın dört bir yanında son derece karanlık eylemler düzenlemiş, dinsizliğin hakim olması için gayret etmiştir. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyıl, ateist masonluğun yüzyıllardır devam eden söz konusu bozgunculuğunun sona erip yenilgiye uğrayacağı bir dönemdir. Dünyanın Allah'ın nuruyla aydınlanacağı bu yüzyılda, Allah'ın izniyle masonluk da - Allah'a iman eden, dindar masonların da katkılarıyla- güzel ahlakın yayılması için hizmet eden bir teşkilata dönüşecektir.
GİRİŞ
Yıllardır
izlediğiniz haberlerde, okuduğunuz gazetelerde Ortadoğu'da
neredeyse hemen her gün bir çatışma yaşandığına tanık
oluyorsunuz. Her iki taraftan da pek çok masum insan;
kadın, çocuk, genç, yaşlı bu acımasız savaşın hedefi
oluyor. Evler, okullar, hastaneler ve hatta ibadethaneler
yakılıp yıkılıyor. Yıllardır durmak bilmeyen bu kavga
ve savaşın, akan gözyaşının ve kanın en önemli sorumlusu
radikal Siyonist ideolojidir.
 |
|
İsrail, Filistin halkına karşı
1967 yılından bu yana uzun vadeli bir soykırım
politikası yürütüyor. İşgal altındaki Gazze ve
Batı Şeria topraklarında sivillere yönelik zulüm
aralıksız devam ediyor. Sokaklar İsrail saldırıları
sonucunda hayatını kaybetmiş Filistinlilerin cesetleriyle
dolu.
|
İşgalci, sömürgeci ve ırkçı bir ideoloji olan radikal
Siyonizm elli yılı aşkın bir süredir Ortadoğu'da kan
dökmektedir.
Ne var ki özellikle Batı dünyasında Siyonizm gerçek
anlamı ile tanınmamakta, Siyonist ideolojinin gerçek
planı bilinmemektedir. Batı'da çoğu insan -yanlış bilgilendirmenin
etkisiyle- Siyonizmin, Yahudilere bağımsız bir yurt
sağlamayı hedefleyen masum bir ideoloji olduğunu düşünür,
hatta bu nedenle kimi insanlar söz konusu ideolojiye
sempati ile yaklaşırlar. Oysa gerçek hiç de öyle değildir.
Siyonizmin hedefinin Yahudilere bir vatan sağlamak
olduğu ve Siyonistlerin bu yönde mücadele verdikleri
doğrudur. Ancak bu mücadele, tarihin belki de en acımasız,
en zalim yöntemlerinin kullanıldığı haksız bir mücadeleye
dönüşmüştür. 19. yüzyılda gelişen Siyonizm, Yahudilere
bir yurt sağlamak amacı ile yola çıkmış, bunun için
Yahudiler tarafından da kutsal kabul edilen Filistin
topraklarını seçmiştir. Buraya kadar makul ve meşru
olan bu hedef, Filistin'de yaşayan Müslüman Arap halkın
yok sayılması ile birlikte, acımasız bir kolonileştirme
ve etnik temizlik projesine dönüşmüştür. Bu dönemde
Siyonistlerin en sık kullandıkları "topraksız bir halk
için halksız bir toprak" sloganı, gerçek dışı bir propagandadır.
Çünkü o dönemde ne Yahudiler topraksızdır, ne de Filistin
toprakları halksız. Siyonistlerin Filistin'e başlattıkları
göç hareketi, Ortadoğu'da kargaşanın da başlangıcı olmuştur.
Çünkü Siyonistler yeni geldikleri bu topraklarda, bölgenin
halkı ile birarada yaşamak yerine, onları evlerinden
çıkarmış, yurtlarından sürmüşlerdir. Siyonistlerin kendileri
için bir vatan edinme hedefleri, milyonlarca insanın
vatansız kalmasına neden olmuştur.
Bu kitapta bir yandan Siyonizmin çarpıtılmış propagandalarının
ve telkinlerinin dünya barışı için nasıl büyük tehlikeler
içerdiğini, bir yandan da bu ideolojinin neden olduğu
katliamları, yıkımı ve tahribatı göreceksiniz.
Unutmamak gerekir ki, radikal Siyonizmin planları yalnızca
Ortadoğu ile sınırlı değildir. Siyonizm dünya hakimiyeti
hedefinde olan din dışı ve ırkçı bir ideolojidir, dolayısıyla
tüm dünya barışını tehdit etmektedir. Bu nedenledir
ki, Siyonizme karşı yürütülecek olan fikri mücadele,
yalnızca Ortadoğu'da bulunan Müslüman ülkelerin değil,
dünya çapında tüm vicdan ve sağduyu sahibi, her milletten
ve her dinden insanın (Yahudiler dahil) üzerine düşen
bir sorumluluktur. Siyonizm gibi din dışı ve şiddet
yanlısı ideolojilere karşı vicdanlı insanların kuracağı
ittifak, dünya barışının tesis edilmesinde önemli bir
adım olacaktır.
İsrail
ordusunun Filistin topraklarını işgaliyle, binlerce
mazlum Filistinli yüzyıllardır yaşadıkları vatanlarından
göç etmeye mecbur edildi. Yaşlı, hasta, kadın, çocuk
demeden acımasızca yurtlarından sürgün edilen zavallı
Filistin halkı, arkalarında evlerini, ekilmiş topraklarını,
zeytin bahçelerini bırakarak açlık, yoksulluk, hastalık
ve sefaletin kucağına atıldı. |
Ayakta
bile durmakta zorlanan yaşlı bir Filistinli dede.
Evinden, yurdundan çıkarılarak hayatının son günlerini
her türlü sefaletin hüküm sürdüğü mülteci kamplarında
geçiriyor. |
YAHUDİLİK VE SİYONİZM HAKKINDA ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA
Kitabın ilerleyen bölümlerinde, bazı Yahudilerin, batıl
birtakım geleneklerin veya radikal Siyonist ideolojinin
etkisi altında kalarak, gerçekleştirdikleri faaliyetlere
ve geleceğe dair çeşitli planlarına yer verilmektedir.
Bu batıl görüşlerden etkilenen kişiler zaman zaman İsrail
derin devleti içine de sızmakta, hatta kimi zaman İsrail'in
iç ve dış politikasında yönlendirici rol üstlenebilmektedirler.
Ancak bu kitapta bulunan bilgiler nedeniyle çeşitli
yanlış anlamalar olmasını engellemek için, bazı konulara
açıklık getirmekte de fayda vardır.
İlk olarak belirtilmesi gereken husus, burada yer alan
bilgilerin tüm Yahudileri kapsayan konular olmadığıdır.
Yahudilerin büyük çoğunluğu söz konusu faaliyetlerden,
bu faaliyetlerin arka planlarından ve asıl hedeften
haberdar olmadığı gibi, çok büyük bir çoğunluğu da bu
uygulamalara karşı çıktıklarını sık sık ifade etmektedirler.
Dolayısıyla, kitabın ilerleyen bölümlerinde eleştirilen,
hiçbir şekilde Yahudi toplumunun geneli değildir.
Eleştirilen husus, Kitabı Mukaddes'e birtakım yanlış
anlamlar yükleyerek şiddeti ve acımasızlığı sözde makulleştirmeye
çalışan batıl gelenekler ve bu geleneklere dayanarak,
diğer insanları ikinci sınıf olarak gören, onları haksızlık
ve zulme uğratmayı normal karşılayan fundamentalist
dünya görüşüdür. Bunun yanı sıra, sosyal Darwinist ve
işgalci bir ideoloji olan radikal Siyonizm'dir. Bilindiği
üzere, Siyonizm 19. yüzyılın ortalarında, yurtları olmayan
Yahudilerin vatan sahibi olmasını savunan bir ideoloji
olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde pek
çok ideolojide olduğu gibi Siyonizm de dejenarasyona
uğramış, bu haklı talep, uygulamada şiddet ve teröre
başvuran, aşırı güçlerle ittifak eden radikal bir anlayışa
dönüşmüştür. Bu nedenle üzerinde durulması, deşifre
edilmesi ve karşışında her türlü fikri tedbirin alınması
gereken tehlike de radikalizmdir.
Samimi olarak iman eden Yahudiler ve Müslümanların
birbirleriyle olan ilişkileriyse, hoşgörü, saygı ve
merhamet çerçevesinde olmalıdır. Zira bu, Kuran-ı Kerim'de
Allah'ın Müslümanlara bildirdiği bir ahlak ve tavırdır.
Kuran Ahlakına Göre Müslümanların Yahudilere Tavrı
Allah Kuran'da Yahudiler ve Hıristiyanları, Kitap
Ehli olarak bildirmiş ve Müslümanların Kitap Ehli'ne
karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini detaylı
olarak açıklamıştır. Kitap Ehli, temeli Allah'ın vahyine
dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına
sahiptir. Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine
göre Müslümanların, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan
iman edenlere sevgi, şefkat, hoşgörü ve saygıyla yaklaşmaları
gerekir. Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara
çağrısı ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız
da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz."
(Ankebut Suresi, 46)
Bu çağrı, Müslümanların Kitap Ehli'ne bakış açısını
açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır: Hepimiz
bir olan Allah'a iman etmekte, Rabbimiz'in göndermiş
olduğu elçileri sevmekte ve saymakta, Allah'ın koyduğu
sınırlara uymakta, kutsal kitaplarımızda bildirilen
ahlakı yaşamaktayız. Dolayısıyla da, birbirimize anlayış,
merhamet, sevgi ve saygıyla yaklaşmakla yükümlüyüz.
Hepimiz Aynı Peygamberleri Seviyor ve Sayıyoruz
Müslümanlar gönderilmiş tüm peygamberlere iman ederler.
Rabbimiz'in geçmişteki peygamberlere göndermiş olduğu
kitaplara inanırlar. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim,
İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya,
İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman
ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz.
Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Al-i İmran Suresi,
84)
Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yusuf,
Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa
ve Hz. Musa Yahudiler ve Hıristiyanlar için ne kadar
önemli ise, Müslümanlar için de o kadar önemlidir.
Yahudilerin bizim de Peygamberimiz olan Hz. Musaya
saygı duymaları, binlerce yıldır ona sımsıkı bağlı olmaları
samimi Müslümanlar için çok değerlidir. Aynı şekilde
Hıristiyanların Hz. İsaya duydukları büyük sevgi, içten
bağlılık da Müslümanlar için çok önemlidir. Hz. Yakuba,
Hz. İshaka, Hz. İsmaile, Hz. İbrahime, Hz. Luta,
Hz. Eyübe, Hz. Musaya, Hz. İsaya, Hz. Yahyaya saygı
ve sevgi duyan insanlar, doğal olarak Müslümanların
sevgi ve muhabbet duyacağı, anlayış ve şefkatle yaklaşacağı
insanlardır. Bunun aksi kesinlikle mümkün değildir.
Allah samimi olarak iman eden Kitap Ehli'nin ahlakını
Kuran-ı Kerim'de şu şekilde bildirmektedir:
Onların hepsi bir değildir. Kitap
Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta
durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı
emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar.
İşte bunlar salih olanlardandır. (Al-i İmran Suresi,
113-114)
Salih Müslümanlara düşen de, bu güzel ahlakı yaşayan
insanları şefkat ve merhametle kucaklamak, saygı ve
anlayış göstermektir. Dolayısıyla, bir kez daha hatırlatmak
gerekir ki, Müslümanların Yahudilere bakış açısı Kuran'da
bildirilen ve Peygamber Efendimiz (sav)'in de uyguladığı
bu ahlak üzerinedir. Gerçek din ahlakına uygun olmayan
radikal Siyonizmin veya birtakım batıl geleneklerin
yanlışlarının ortaya konuluyor olması, hatalı uygulamaların
eleştirilmesi, bu gerçeği değiştirmez.
|