ADNAN OKTAR'IN KAHRAMANMARAŞ AKSU TV VE GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (4 ARALIK 2010)
ADNAN OKTAR: Kehf Suresi, 65. ayet. Hızır Kıssası. “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz”, rahmet apayrı bir şeydir. Cenab-ı Allah’ın rahmet, Rahman ve Rahim ismi. Rahmet de her şeyi kucaklayıcıdır. Yani Museviye de, Hristiyana da hepsine Allah rahmet gözüyle yaklaşır. Rahmet hepsini kurtarmayı amaçlayandır, hepsinin iyi olmasını isteyendir inşaAllah. “rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” demek ki bütün ilimleri Allah öğretir, hepsini. “kullarımızdan bir kulu buldular.” Bunu daha önce de söylemiştim, tam 2010 yılını veriyor. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Ama bak “doğru yol” doğru yol nedir? Kuran’dır. Demek ki onun doğru yolda olduğunu biliyor. Hakkı savunacağını biliyor. Kuran’a uygun, o zamanki hak kitaba uygun hareket edeceğini biliyor. “Sana öğretilenden” kim öğreten? Allah. Allah’ın öğrettiğini de biliyor. “öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Sana öğrenci olabilir miyim? Hızır (a.s.) diyor ki: “Dedi ki: "Gerçekten” bak “gerçekten” diyor. “sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." O zaman bunu asrımıza bakarsak Mehdi (a.s.)’a talebe olma gücüne sen güç yetiremezsin. Yani böyle bir kabiliyet göstermen çok güçtür. Çünkü Mehdi (a.s.)’’ın zahirdeki görünümü, batındaki görünümü insanlara değişik etkiler yapacaktır inşaAllah. “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Demek ki özü önemli bir şeyin, özünün üstünde durmak lazım. Kabukla ilgilenip de insanları kabuğun üstüne boğarsan, özü yapamazsın. Özün uygulanmasını Allah esas aldığını burada gösteriyor. "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Yani “zahir gözüyle bakacaksın” diyor, derinliğini göremeyeceksin, özünü göremeyeceksin, onun için reddedersin, inkar edersin, kabul etmezsin, karşı gelirsin” diyor. Bu Mehdi (a.s.)’ın da özelliğidir.
ALTUĞ BERKER: Üstad “acip şahıs” diyor. Hep söylersiniz.
ADNAN OKTAR: Tabi. Bediüzzaman diyor ki; “O ahir zamanın acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor. “Acip şahıs” diyor evet. “(Musa:) "İnşaAllah” Bak bu inşaAllah bütün Peygamberlerin bildiği bir husustur Allah’ın izniyle inşaAllah. Yani ilk defa Müslümanlar demiyor inşaAllah; Hz. Musa (a.s.) da söylüyor, Hz. İbrahim (a.s.) da söylemiştir. “İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Mehdi (a.s.)’a cahil cühela takımı her adımında karşı geleceklerdir, anlayamayacakları için. “ Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma” istisnasız “ hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." “Ben sana anlatırken, öğütle anlatacağım” diyor, herhangi bir anlatma da yapmayacağım” diyor, “öğütle anlatacağım oraya kadar sabret” diyor. “Böylece ikisi yola koyuldu.” En etkili yöntem, ikili anlatımdır. Üçüncü bir kişide insanın zihni dağılır. En etkili sohbet, en etkili anlatma yöntemi odur, yani ikili birebir. İnşaAllah. “ İkisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince” deniz kenarında bir yere gelmişler. İlk geldiği yer neresi? Deniz kenarı. Mehdi (a.s.) nereye geliyor? İstanbul’a. Nereye geliyor? Deniz kenarına. İki denizin birleştiği yer. Bak ayette ilk nereye dikkat çekilmiş? Gemilere, denize dikkat çekilmiş. “Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deldi.” Gemiyi hatalı gösteriyor. “(Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." Bir de yemin ediyor bakın: “sen şaşırtıcı bir iş yaptın." Bak harama girdin demiyor, “şaşırtıcı bir iş yaptın" diyor, dikkatli konu şu. Normalde Tevrat’a göre harama girdin derdi ama demiyor. “Sadece şaşırdım yaptığına” diyor. Yani doğru yolda olduğunu bildiği için. Bu batın ilminin bir gereğidir. Bir şeyi gerektiğinde zayıf göstermek veyahut zayıfı güçlü göstermek, ikisi de batın ilminin bir gereğidir. “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?" Çünkü kaderi öyle. Daha o doğmadan, Hz. Musa (a.s.) doğmadan buna sabredemeyeceği belliydi., Hızır (a.s.)’dan önce vardı Kuran. Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’ın ne yapacağı zaten belli. Yani bu konuların hiçbirine sabredemeyeceğini biliyor. Zaten bak okuyoruz, sabredemeyeceği biliniyor. Hızır (a.s.) zamanda gezen bir insan. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) zamanına da gidiyor, geçmiş zamanlara da gider. Her zamana gidebilen insan. Kuran’da bildirilen bu özelliğini biliyor Hz. Musa (a.s.)’ın. Yani bu konuların hiçbirine sabredemeyeceğini biliyor, onun için bak “kesinlikle” diyor. Çünkü Allah’ın hükmü var. “Kesinlikle sabredemeyecek” diyor Allah. O da bunu bildiği için “kesinlikle sabredemeyeceksin” diyor. Yani istisna koymuyor, belki demiyor. Bakın ifadelerde bunu görürsünüz ayette; “hiçbir şekilde bunu yapamayacaksın” diyor ayette “kesinlikle” diyor. Kaderini bildiği için, Hz. Musa (a.s.)’ın kaderini ve ne cevaplar vereceğini biliyor. “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?" diyor, “daha önce hatırlattım” diyor. “(Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama” Unutturan kim? Allah unutturuyor. “...sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" yani bayağı kararlı Hz. Musa (a.s.) ilim konusunda, batın ilmini öğrenme konusunda kararlı, bak vazgeçmiyor o da. Başkası olsa tamam der, o zaman olmuyorsa bırakalım der. Demek ki talebelik konusunda ısrar ve kararlılık müminin bir vasfıdır. Her ne pahasına olursa olsun, ilmi bırakmayacak. “bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma dedi.” diyor. “Böylece ikisi” bak hep iki, iki, iki geliyor. “ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen” beklemeden, “tutup o çocuğu öldürdü” diyor. “ (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." Bu sefer net söylüyor, “kötü bir iş yaptın” yani “cinayet işledin sen” diyor, “kötü bir iş yaptın” şeriatı da iyi bildiği için Tevrat şeriatını, şeriata göre olsa, Tevrat’a göre olsa helal olmuş olacak. Bir karşılığı yok” diyor yani bu bir suç işlemiş değil, “olmadığı halde öldürdün” diyor, “sebepsiz öldürdün” diyor. Ama bir de yemin ediyor, “sen kötü bir iş yaptın” diyor. Halbuki daha önce söz veriyor itiraz etmeyeceğine dair. “Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle” diyor bak “güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?" Çünkü vahiyle aldığı için, imkanı yok ikinci bir şey yapamayacak. Ama Hz. Musa (a.s.) bilmiyor bunu fakat Hz. Hızır (a.s.) biliyor, bildiği için de o şaşırmıyor, fakat kendisi şaşırıyor. O diyor ki: “şaşırtıcı bir iş yaptın” diyor. Ama Hz. Hızır (a.s.)’ın şaşırdığına dair bir ifade yok. O gayet emin kendinden ve ne zaman ayrılacağını da biliyor. Hangi aşamada ayrılacağını da biliyor. “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme.” Yani “seni bu konuda artık soruyla muhatap etmeyeceğim”, “artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun.” “Ben artık bundan sonra kabul edeceğim” diyor. Ama tabi o da azmediyor yani itiraz etmemeye azmediyor, her seferinde azmediyor. “ (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu.” Tabi bu ikiler çok manidardır. İki iki Kuran bunu özellikle vurguluyor bu ikileri. Yani Cenab-ı Allah Kuran’da özellikle vurguluyor inşaAllah. “Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler,” yani bir köy gibi bir yer kasaba. Bak şehirde değil kasaba. “ fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı.” Mehdi (a.s.)’ı da konuklamaktan kaçınacaktır insanlar. Mehdi (as.)’da bir köyden çıkıyor, bir köy, köyden çıkar. Ve halk da onu konuklamaktan kaçınacaktır. Yani istemeyecekler Mehdi (a.s.)’ı. ”Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular,” Şu anki Süleyman Mescidi’nin bulunduğu yer, yıkılmaya yüz tutmuştur bir duvar. Yani yıkılmıştır. Yani artık tamamen yıkılmaya da yüz tutmuştur. Hatta diyorlar; Mescid-i Aksa da yıkılabilir her an” diyorlar değil mi? Altındaki yapının oynaklığı yüzünden yani alt yapının sürekli oyulduğu için alt kısmı, yıkılmaya müsait diyorlar. Ne diyor ayette; “yıkılmaya yüz tutmuş”, Mescid-i Aksa da şu an bir tek orası için özellikle bu söyleniyor, “yıkılmaya yüz tutmuş” diyorlar, herkes bunu söylüyor. Mescid-i Aksa ki, Müslümanlar için çok hayati bir noktadadır. “bir duvar buldular” ve orada bir duvar var, ağlama duvarı var. “hemen onu inşa etti.” İşte Mehdi (a.s.)’ın yapacağı budur. O Süleyman Mescidi’ni inşa etmesi, yapması. “(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Yine boş bulunuyor. Yani kaderinde bu, bunu yapacak, illaki yapacak. "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Halbuki Müslüman, Allah rızası için iş yapar, o da Allah rızası için iş yaptığı için ücret almıyor değil mi? İnşaAllah. Kendisi Hz. Musa (a.s.), o koyunları suladığında gidiyor, koyunları suluyor, kadınlardan ücret istiyor mu? İstemiyor. Ona herhangi birisi soruyor mu niye ücret istemedin diye? Sormuyor. Neden? Allah aşkıyla yaptı da onun için. Annesi onu küçük sandığa koyduğunda suyun içine bıraktı, onu öldürmek için mi bıraktı? Normalde ölür çocuk. Yani bir çocuğu ırmağa mesela Yeşilırmak’ın içerisine, Kızılırmak’a bir çocuğu bıraksan, ufak bir kutunun içerisinde, sandığın içinde bir anne bıraksa çocuk öldürmeye teşebbüsten yargılanır. Çocuk da yüzde çok büyük bir ihtimalle ölür, çok büyük bir ihtimalle. Çocuğun kalktığını düşünelim yani ayağa kalktığını düşünelim; suya düşer o zaman ikinci bir ihtimal yoktur. Doğrulmaya kalksa bitti suyun çine düşer. Annesi onu öldürmek için mi koydu oraya? Yok, kurtulması için koydu. O zaman o gemiyi niye deldi? Oradakileri kurtarmak için yaptı değil mi? Aynı Ledün-i ilim. Aynı ilim, onu yapan Allah, aynısını yapıyor. O bir adam öldürmüştü, tevafuken öldürdü, vurdu adam öldü. Bir cana karşılık mı yaptı? Yok kaderindeydi. Hz. Hızır (a.s.) niye öldürdü? Kaderi öyle, Allah emrettiği için öldürüyor. Değil mi? Onu sorguladılar mı Hz. Musa (a.s.)’ı? Sorgulamadılar. Niye öldürdün demediler. Orada da onun sorgulamaması gerekiyordu. Aynı şeylerle, paralellerle zaten kendisi karşılaşmış. Paralel olayları Allah meydana getirmiş. Hiçbirinde sorgulanmamış ama o hepsinde Hz. Hızır (a.s.)’ı sorguluyor, inşaAllah. “Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız.” Hz. Hızır, Mehdi (a.s.)’dan sonra, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra Kıyamet geliyor zaten, ondan sonra çekiliyor. Ayrılma vaktidir. Yani Hz. Hızır (a.s)’ın dünyadan ayrılma vaktine de işaret ediyor, ayrılma vaktidir. Yani Ahir zamanın özelliğidir. “ Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.” Şimdi hepsinin sana hikmetlerini açıklayacağım” diyor Hızır (a.s.). "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." Bir kere 1979’a işaret ediyor 79. ayet. 79’daki geminin yanıp İstanbul’u gündüz gibi aydınlatmasına da işaret ediyor. Geminin yandığı dönemde “her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." Diyor. Anarşinin, azgınlığın ve zorbalığın en yüksek olduğu dönemdir 79. Değil mi? Zorbalığın en şiddetli olduğu dönemdi, Kuran buna da işaret etmiş oluyor. "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk." Hızır (a.s.), Mehdi (a.s.)’a zarar vereceğini anladığı bir insan olduğunda, gider onu gizlice öldürür söyleyeyim. Yani İslam Birliğini engelleyecek, Mehdi (a.s.)’a zarar vereceğine inandığı bir kişi olursa, bakın bir sır olarak söylüyorum, Hızır (a.s.) o şahsı öldürür ve hiç kimse de bulamaz. Bulunması mümkün değil, çünkü metafizik bir varlıktır bulamaz. “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik." Yani deccalin öldürülmesine bakıyor o çocuğun öldürülmesi, yani deccaliyet daha çocukluk safhasındayken öldürülecek. Yani dünyayı tamamen kaplayıp istila etmeden, dünyayı mahvetmeden öldürülecek. Onun yerine 81’de, 1981’de, ki Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihidir. “Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını” Mehdi (a.s.)’ın iki vasfıdır; temiz ve merhametli olması. “yakın olanını vermesini diledik." Tertemiz bir çocuk geliyor onun yerine. Yani 81’de “deccaliyetin bitişi, münafıkane sistemin bitişidir” diyor Bediüzzaman zaten değil mi Mehdi (a.s.)’ın çıkışı. Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu”, iki öksüz çocuk, ikisinin de Hz. İsa (a.s.) zaten annesi babası olmayacak geldiğinde, Mehdi (a.s.)’ın da babası yok, o da yetimdir. “İki öksüz çocuğun” biri Mehdi (a.s.), biri İsa (a.s.)’ın. Duvar onların yani ikisi de Süleyman Mescidi’nde, Mescid-i Aksa’da namaz kılacaklar. Hadislerde bu açıkça geçiyor, ona işaret ediyor. “altında onlara ait bir define vardı.” Şimdi bunu söylemeyim diyorum ama illaki söyleyeceğiz, mecbur olduk. Süleyman Mescidi’nin, Mescid- Aksa’nın altında bir yerde, Hz. Süleyman (a.s.)’ın belki de bazı emanetleri var. İsrail geceli-gündüzlü arıyor. Geceli-gündüzlü altını böyle tünellerle oydular. Biliyorlar orada olduğunu. Kuran’dan anladılar yani Kuran’ı incelediler, Kuran’ın işaretini anladılar, orada olduğunu biliyorlar. O kadar fazla tünel var ki altında, o yüzden çökme tehlikesi var. Mescid-i Aksa’nın çökme tehlikesinin sebebi odur. Girmedik yer bırakmadılar. Bulamıyorlar. Halbuki Allah bir detay veriyor, diyor ki: “Onu melekler taşır” diyor. Bunu düşünemiyorlar. Meleğin taşıdığını sen nasıl bulacaksın? Bulamazsın. Oradan alır oraya götürür, oradan alır oraya götürür. Bulamaz. Sen bulacağım dediğin yere girersin, girdiğin yerden alır başka yere götürür. O yüzden bulamıyorlar ve bulamayacaklar. Bulacak olan Mehdi (a.s.)’dır. Yerini söyleyeyim orada yani inşaAllah. İllaki söylemek gerekiyorsa inşaAllah Allah-u alem orada. “babaları salih biriydi. Hz. İbrahim (a.s.)’a bakar inşaAllah. Hz. İbrahim (a.s.)’ın salih ve temiz olduğunu Kuran’da söylüyor. Her ikisi de Hz. İbrahim (a.s.)’in soyundandır, Mehdi (a.s.)’da, Hz. İsa (a.s.)’da. “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler” yani ilgili tarih gelsin, ilgili vakit gelsin, o çağ gelsin. “Ergenlik çağı” bu çağdır yani Ahir zaman. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği, Bediüzzaman’ın belirttiği bu çağ, “benden bir yüz yıl sonra” dediği bu çağdır. “ve kendi definelerini çıkarsınlar.” İşte bu kutsal emanetler. “Onda bir sekinet, bir huzur vardır” diyor Allah. Onu gördüğünde Müslümanların bütün sinirleri sakinleşecek, yüzde yüz kanaatleri gelecek çünkü çok açık delil. Hepsi var içinde çünkü kutsal emanetlerin. Hz. Süleyman (a.s.)’ın kutsal sandığı bulunacak. Yani Tevrat’ın orijinal tabletleri taş oyma, taştan oyulmuş Cenab-ı Allah tarafından oyulmuş taş tabletlerin hepsi bulunuyor inşaAllah. Hepsi derken bir veya birkaç tanesi. “Bu Rabbinden bir rahmettir.” Bak ne diyor ayetin başında; “Derken Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz” diyor değil mi 65. ayette. 82. de ne diyor Cenab-ı Allah; “Bu Rabbinden bir rahmettir.” Allah’ın koruyuculuğundan, Allah’ın size olan sevgisinden yaptığı bir güzelliktir. Bu çok büyük bir mucizedir. Aranıp bulunmaması diye bir konu olmaz. İsrail devlet olarak arıyor bakın kutsal sandığı, devlet olarak. Teberiye gölünün dibi kontrol edildi. Yani manyetik olarak kontrol edildi. Define aracılarının kullandıkları cihazlar var ya, hiçbir işaret alamadılar. Halbuki metal. Metal olduğu için bilinmesi, altından sandık. Yani baya ses verir altın olsa. Bulamadılar. Antakya’yı da aradılar, orada da bulamadılar, bulamazlar inşaAllah. Bak “kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir.” “Bu defineleri onlara bulduracağım” diyor Allah, Hz. İsa Mesih ve Mehdi (a.s.). “kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.” diyor, “vahiyle yaptım.” “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." Bu olayın hemen arkasından, “Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar.” Dünyanın doğusuna ve batısına hakim olan Zülkarneyn “iki taraflı” demektir, iki taraf, dünyanın doğusu ve batısı ve iki zamanlı. Yani zamanları da yaşayan insan inşaAllah. “Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.” Sonra dünya hakimiyetinden bahsetmeye başlıyor Cenab-ı Allah. Önce küçük bir talebe topluluğu ailelerinden kaçmış, ailelerinden hicret etmiş bir arada yaşayan küçük bir talebe topluluğu, sonra Hızır (a.s.)’ın batın ilmi ve insanlar tarafından Hz. Hızır (a.s.)’ın dışlanması ve ondan uzak durmalarını görüyoruz, arkasından dünya hakimiyeti. Baştan sona Kehf Suresi, Mehdiyet’i anlatır. Bunu Fethullah Hoca da anlatmıştı zamanında 1979’larda, kasetlerinden, bantlarından duyabilirsiniz. Yani “Kehf Suresinin Mehdiyet’e baktığını” açıkça söyler. Alimlerin büyük bir çoğunluğu söyler. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Deccal çıktığında Kehf Suresini okuyun” diyor. Bu ne demektir? Çözüm orada. Ne demek? Mehdiyet Kehf Suresinde anlatılıyor demektir. Çok fazla hadis var “Kehf Suresini okuyun” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).