ABD, Joel Richardson'ın ahir zaman ve Hazreti Mehdi (as) ile ilgili sorularına Sayın Adnan Oktar'ın cevapları, 10 Ocak 2009
JOEL RICHARDSON: Hıristiyanlığın Mehdi ve İsa'nın kontrolünde yok edilmesi gereken bir inançsızlık sistemi olduğunu düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Samimi dindar Hıristiyanlar Allah'a iman eden, Hz. İsa'yı canları gibi seven, meleklere, ahirete iman eden insanlardır. Bir Müslümanın bir Hıristiyanı inançsız gibi görmesi mümkün değildir. Kuran'a göre Hıristiyanlar ve Yahudiler Ehli Kitaptır. Kuran'da Müslümanlarla Ehli Kitap arasında saygılı, merhamete dayalı ve medeni ilişkiler kurulması teşvik edilir. Kitap Ehli'nin yemeği Müslümanlara, Müslümanların yemeği de onlara helaldir; Müslüman erkekler Kitap Ehli'nden kadınlarla evlenebilirler. (Maide Suresi, 5) Bu hükümler, Müslümanlar ile Hıristiyan ve Yahudiler arasında sıcak komşuluk ilişkileri ve akrabalık bağları tesis edilebileceğini, dolayısıyla samimi, candan, sevgi dolu ve şefkatli bir sosyal ilişki içinde olmaları gerektiğini göstermektedir. Salih Müslümanlar Ehli Kitap'a, Hz. İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hz. İsa'nın emaneti gözüyle bakar, onları korur ve kollar, ibadetlerini diledikleri gibi yerine getirecekleri, rahatça yaşayabilecekleri ortam sağlarlar. Bu konuda Müslümanların örneği Hz. Muhammed (sav)'dir.
Hz. Muhammed (sav), Yahudi ve Hıristiyanlara karşı her zaman son derece adil ve merhametli davranmış, İlahi dinlerin mensupları ile Müslümanlar arasında sevgi ve uzlaşmaya dayalı bir ortam oluşturulmasını istemiştir. İslamiyet'in ilk yıllarında Mekkeli müşriklerin eziyet ve baskılarına maruz kalan Müslümanların bir kısmı, Peygamber Efendimiz'in öğüdüyle, Etiyopya'daki Hıristiyan Kral Necaşi'ye sığınmışlardır. Peygamberimiz (sav)'le birlikte Medine'ye göç eden müminler ise, Medine'de yaşayan Yahudilerle, sonradan gelecek tüm nesillere örnek olacak bir birarada yaşama modeli geliştirmişlerdir. Resulullah (sav)'in Kitap Ehli'nin düğün yemeklerine katıldığına, hastalarını ziyaret ettiğine ve onlara ikramda bulunduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Hatta Necran Hıristiyanları, ziyarete geldiklerinde Hz. Muhammed (sav) onlara abasını sermiş ve oturmalarını söylemiştir. Peygamber Efendimiz'in, Mısırlı bir Hıristiyan olan Hz. Mariye (veya Meryem) ile yapmış olduğu evlilik de, bu anlayışın örneklerinden biridir. Peygamberimiz (sav)'in vefatının ardından da, Müslümanların Kitap Ehli'ne karşı gösterdikleri güzel ahlakın temeli, Kuran'da yer alan hükümlere ve Hz. Muhammed (sav)'in hayatı boyunca bu topluluklara karşı gösterdiği hoşgörüye dayanmaktadır.
Bununla birlikte Hıristiyanlıktaki teslis akidesinin değişmesi gereklidir. Allah birdir. Hz. İsa da Allah'ın kuludur. Ahlakıyla üstün ve mübarek olan, ama yemek yiyen, uyuyan, insani ihtiyaçları olan bir kuldur. Teslis inancında ise Allah, Ruhul Kudüs ve Hz. İsa vardır. Ama Hıristiyanlar dua ederken sadece Hz. İsa'ya dua ediyorlar. Neden Allah'a dua etmekten kaçınıyorlar? Neden Ruhul Kudüs'e de dua etmiyorlar? Eğer 3 ilah varsa (Allah'ı tenzih ederim), neden bu üçüne birden dua etmiyorlar? Bu inanışta ve mantıkta bir yanlışlık olduğu açıkça görülmektedir. Ancak bu yanlışı düzeltecek olan Hz. İsa'dır. Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde, Hıristiyanlara doğruyu anlatacak ve onları hakka yöneltecektir.
JOEL RICHARDSON: Mehdi ve İsa'nın yönetimindeki Hıristiyan ve Yahudilerin, İslam'a dönme ya da ölüm seçenekleriyle yüzyüze geleceğini söyleyen diğer Müslüman yazarlar, hukukçular ve alimlerle hem fikir misiniz?
ADNAN OKTAR: Mehdiyet insan sevgisine, saygıya dayanan, müşfik, iyi niyetli ve akılcı bir sistemdir.Hz. Mehdi'nin zuhuru ve Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili yüzlerce sahih (güvenilir) hadis vardır, bu hadislerin içinde tek bir tanesinde dahi Hz. Mehdi döneminde kan döküleceği söylenmemektedir. Eğer böyle bir açıklama yapan varsa, o kişi yanlış yapmakta, hadisleri ve rivayetleri hatalı yorumlamaktadır. Hz. Mehdi'nin en önemli özelliklerinden biri barış ve sevgiyle din ahlakını hakim edecek olmasıdır. Hadislerde Hz. Mehdi zamanında hiç kimsenin burnunun dahi kanamayacağı, uyuyanın uykusundan uyandırılmayacağı söylenmektedir:
Ona (Hz. Mehdi'ye) biat edenler, (Kabe civarındaki) rükün ve makam arasında bîat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmezler. (el-Heytemî, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)
İnsanlar, bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdi'nin çevresinde toplanırlar. Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz... (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 29 ve 48)
Yine rivayetlerde bildirildiği üzere Hz. Mehdi'nin zuhuru ve Hz. İsa'nın gelişinden sonra yeryüzüne adalet, barış ve sevgi hakim olacaktır:
Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır... Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacak. (Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334)
Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496)
Hadislerde "Savaş ağırlıklarını" bırakacaktır ifadesiyle de dikkat çekildiği üzere bu dönemde her türlü şiddet, zorbalık, kavga, karmaşa son bulacaktır.
JOEL RICHARDSON: Mehdi ve İsa'nın dünyada beraber olacağı gün geldiğinde ya İslam'a dönmezsem; benim için ölümden başka bir seçenek olacak mı? Ve cizyeyi sona erdirmenin anlamı eğer korunmuş zımmi olma seçeneğini ortadan kaldırmak değilse nedir?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi ve Hz. İsa geldiklerinde, mevcut Hıristiyanlık inancındaki yanlışları insanlara açıklayacaklardır. Bir insan çıkıp, "ben Allah'ın oğluyum" (Allah'ı tenzih ederim) diyor ve harikalar gösteriyorsa, bu insanın kaderini izlemek lazımdır, bu kişi kaderinde başarılı olmaz. Ancak "Allah birdir, ben onun elçisiyim" diyorsa başarılı olabilir. Aksinde başarılı olmayacağı açıktır; çünkü Hz. İsa da Allah'ın bir olduğunu Allah'a dua ettiğini söylüyor. Allah, Allah'a dua etmez. İncil'de Hz. İsa'nın Allah'a dua edişiyle ilgili birçok örnek var.
O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah'a dua ederek geçirdi. (Luka, 6/12)
Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. (Markos, 1/35)
Halkı salıverdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı. (Matta, 14/23)
Hıristiyanlar neden sadece Hz. İsa'ya dua ediyorlar da Ruhül Kudüs'e dua etmiyorlar? Eğer onu da Allah olarak kabul ediyorlarsa (Allah'ı tenzih ederim), burada bir yanlışlık olduğu çok açık. Madem üçünü de Allah olarak görüyorlar (Allah'ı tenzih ederim), neden sadece İsa'ya dua ediliyor, o zaman doğrudan Allah'a dua etmeleri gerekir. İncil'in pek çok yerinde Allah'ın bir olduğu bildirilir ve inananların bir olan Allah'a kulluk etmeleri gerektiği haber verilir:
...Tanrımız olan Rab tek Rab'dir. Tanrın olan Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev... 'Tanrı tektir ve O'ndan başkası yoktur' demekle doğruyu söyledin. (Markos, 12: 29-32)
... 'Tanrın olan Rab'be tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır. (Matta, 4: 10)
Onur ve yücelik sonsuzlara dek tüm çağların Kralı olan ölümsüz, görünmez tek Tanrı'nın olsun... (Pavlus'un Timoteos'a 1. Mektubu, 1: 17)
Onlar Tanrı'yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır... (Pavlus'un Romalılara Mektubu, 1: 25)
İşte Hz. Mehdi zuhur ettiğinde bunları açıklayacak, Hz. İsa da geldiğinde kavmine doğruları öğretecektir.
Bu dönemde Hıristiyan ve Yahudilerin Müslüman olmaları ise mucizenin harikalığından olacaktır. Allah Kuran'da Hz. İsa için, ölmeden ona inanmayacak fert kalmayacağını bildiriyor. "Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır." (Nisa Suresi, 159)
Allah burada samimi olarak inananlardan bahsediyor. Yoksa zorla inanan münafıkane bir inanç kastedilmiyor. Zorla inanana münafık denir ve Allah münafıkların dünyanın en aşağılık insanları olduğunu ve cehennemin en derin, en aşağılayıcı, en şiddetli tabakasına atılacak insan olduğunu bildirir. Allah insanların münafık olmasını istemez. Ama bir insan Müslüman olmadığı halde kendini Müslüman olarak tanıtıyorsa bu münafıktır. Zorla Müslüman olmaya çalışan insan münafıktır. İslam dini buna şiddetle karşıdır. Bakara Suresi'nin 256. ayetinde de buyrulduğu gibi, "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur..."
O dönemde bütün insanlar Hz. İsa'ya ve Hz. Mehdi'ye olan bağlılıklarının vesile olmasıyla, Hz. Mehdi'nin ve Hz. İsa'nın etkisiyle, samimi olarak iman edecek. İsteyerek, severek ve bilerek Hz. İsa ve Mehdi sevgisi ve etkisiyle insanların tamamı samimi olarak iman edecek. Allah bir mucize olarak bütün insanlara iman ettirecek.
Cizye konusuna gelince, cizye mecburi bir konu değildir. Bir devlet İslam devletinin kontrolünde yaşamak istiyorsa, devletin koruma masraflarına katılması tabi ki son derece doğaldır ve bu gereklidir de. Her vatandaş gibi devletin harcamalarına katılması gerekir. Ama bu devletin korumasını, yardımını, desteğini istemiyorsa, tabi ki bir şey ödemesine gerek olmaz. AB'ne giren ülkeler nasıl ortak fona para ödüyorlarsa, nasıl herhangi bir ülkede herhangi bir vatandaş belediye hizmetleri, yol, su, elektrik vs gibi masraflar için birşeyler ödüyorsa, bu da bu anlamda bir gerekliliktir, ama şart değildir.
JOEL RICHARDSON: Hıristiyan ya da Yahudilerin kitaplarınızı okuyup sonunda İslam'a döndüğüne dair ne sıklıkta haber alıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Dünyanın dört bir yanından benim eserlerimi okuduktan sonra Müslüman olmaya yönelen yüzlerce insan olduğunu biliyorum. İnternette kısa bir araştırma yaptığınızda dahi bunu görebilirsiniz. Özellikle Rusya'da, İngiltere'de, Çin'de, Amerika'da, Almanya'da ve Fransa'da bu yönde çok güzel gelişmeler oluyor. Bununla ilgili haberler zaman zaman basına da yansıyor, ama özellikle www.harunyahya.com adresi aracılığıyla hemen hemen her gün birçok kişi ulaşıp, İslam'a yöneldiğine dair mesaj yazıyor.
JOEL RICHARDSON: Şiilerin çoğu el-Mehdi el-Muntazar'ın zuhuruyla birlikte, tüm Sünnilerin Şiiliğe döneceğine inanıyorlar. Mehdi'nin Sunni ve Şiileri nasıl birleştireceğini düşünüyorsunuz? Bu ne şekilde olacak? Şiilerin Sunni olacaklarına mı inanıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Burada kast edilen şey, Hz. Mehdi döneminde Ehli-Beyt sevgisinin artacak olmasıdır. Peygamberimiz (sav)'in nesline karşı, Hz. Muhammed (sav)'e karşı şiddetli sevgi olacak. Nitekim bu zaten oluyor şu anda da. Tabi Hz. Ali'ye, Hz. Hasan'a, Hz. Hüseyin'e yani Peygamberin nesline karşı, Ehli-Beyte karşı Müslümanların sevgisinin coşkusunun artması, Şii olmak anlamında değildir. Şiiler de, Sünniler de iki ayrı mezheptir. Hz. Mehdi zuhur ettiğinde, Şiiler de Sünniler de toplu olarak sadece Hz. Mehdi'ye biat edeceklerdir. Yani, Sünniler Şii olacak ya da Şiiler Sünni olacak şeklinde bir gelişme değildir bu.
JOEL RICHARDSON: İslami geleneklere göre Deccal'in bir gözü kör olacağı ve alnında KÜFÜR yazacağı söyleniyor. Bunu kelime anlamıyla mı alıyorsunuz; yoksa bu tariflerin sembolik ve manevi bir şekilde anlaşılması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Gözünün kör olacağı, gözünün kör olduğu halde ilahlık iddiasında (Allah'ı tenzih ederim) bulunacağı doğrudur, ama alnında kafir yazması doğru olmayabilir.
JOEL RICHARDSON: İsrail'de Hz İsa olarak öne sürülen, kutsal ve (haşa) Allah'ın oğlu olduğu iddia edilen ve harika mucizeler gösterme yeteneği olan bir insanın ortaya çıktığını düşünelim. Eğer bu kişi İslam'ın doğru olmadığını söyler, İncil'in tahrif olmadığını öğretir ve Hıristiyanlığın gerçek din olduğunu düşünürse, sizce bu kişi Deccal olarak görülme gerekliliklerine sahip midir?
ADNAN OKTAR: Bir kere Allah'ın izniyle Hz. İsa geldiğinde biz onu olağanüstü güzelliğiyle, imanıyla, imanının nuruyla, temizliğiyle, heybetiyle, masumluğuyla, dürüstlüğüyle inşaAllah hiç kimseyle karıştırmaz, hemen tanır ve biliriz. Hz. İsa'nın geldiği dönemde, kendisinin İsa olduğunu hatta, Allah'ı tenzih ederim, Allah olduğunu söyleyen, sahte mucizeler gösteren biri ortaya çıkacaktır. Bu kişi yeryüzünde büyük fitne ve kargaşaya sebep olacak, ancak Allah'ın izniyle Hz. İsa hem onun sahte mucizelerini hem de tüm fitnelerini yerle bir edecektir. Tuzun suda erimesi gibi bu fitneler yok olup gidecektir. Eğer bu kişi gerçek İsa olsaydı, onun kendi harikalarını ortadan kaldırmasını engellerdi. Gerçek İsa'nın gücünü engelleyebilmesi gerekirdi. Oradan anlaşılacak, gerçek Hz. İsa olmadığı. Gerçek olmayan İsa'nın, gerçek Hz. İsa'ya gücü yetmeyecek. O zaman gerçek İsa'nın hangisi olduğu hemen görülecek.
Zaten gerçek olmayan İsa, görünümüyle de anormal olacak. Ona karşı içinizde bir sevgi duymayacaksınız. Allah tanınması için bir gözünü de sakat yaratacak. Sahtekar olduğu yüzünden açıkça anlaşılan, dengesiz, saldırgan bir insan olacak. Gerçek İsa çok güzeldir ve iki gözü de sağlamdır. Uzun boylu, kızıl saçlı, ince belli, masum yüzlü, çok efendi görünümlü, çok makul, çok aklı başındadır. Üslubundaki dürüstlükten, temzliğinden, gösterdiği insan sevgisinden, sevecenliğinden, olağanüstü aklından, barışçılığından hemen gerçek Hz. İsa olduğu anlaşılacak ve sahte İsa'nın bütün sahte harikalıklarını ortadan kaldıracaktır.
Kısaca, gerçek İsa'nın anlaşılması hususunda bir karışıklık, bir zorluk olmayacaktır. Her ikisinin de anlaşılması güç olmayacaktır. Bakara Suresi'nin 185. ayetinde "Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez." buyuruyor Yüce Allah. Bir başka ayette ise, "Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez." (Bakara Suresi, 286) buyuruyor. Dolayısıyla, gerçek İsa'yı anlamakta da bir zorluk olmayacak, samimi insanlar için bu çok kolay olacaktır inşaAllah.
JOEL RICHARDSON: İslami geleneğe göre, İsa Şam'daki Beyaz Cami'ye inecek. Bunun da tam kelime anlamıyla değil de sembolik olarak ele alınması gerektiğine inanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa'nın iniş yeri olarak Şam da, Kudüs de, İstanbul da olabilir. Hadislerde birçok yer gösterilmiş iniş yeri olarak. Hatta ABD'de de bile çıkabilir. Hz. İsa indiğinde geçmişini hatırlamayan çok güzel bir insan olarak, o zamanki kıyafeti ve ayakkabısıyla bir yerde bulunacak. Yabancı dilleri, Kuran'ı, İncil'i, Tevrat'ı sonradan öğrenecek. Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan cemaati içinde çıkacak. Müslüman olacak ve bütün Hıristiyan alemini İslam'a davet edecek.
JOEL RICHARDSON: Gelecek yıllarda gerçekleşeceğine inandığınız İslam Birliği hakkındaki fikirlerinizi biraz paylaşır mısınız?
ADNAN OKTAR: Her devletin kendi yapısını muhafaza ettiği, bir sevgi birliği, bir gönül birliğidir Türk İslam Birliği. Demokratik ve laik bir yapıya sahip olacaktır. İnsan haklarına saygılı olacaktır. Hıristiyan, Musevi, Budist, ateist, dinsiz her insanın inancını dilediği gibi yaşayabileceği, düşüncesini özgürce ifade edebileceği bir ortam sağlayacaktır. Temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Türk-İslam Birliği dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır. Türk İslam Birliğinin kurulmasıyla, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Amerika askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzağa göndermek zorunda kalmayacak, İsrail duvarlar arkasında yaşamayacak, Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaşmayacak, Rusya güvenlik endişesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir. Birliğin kurulmasıyla, Batı dünyasının savunma masrafları azalacaktır. Amerika Birleşik Devletleri, yaklaşık 400 milyar dolarlık askeri bütçesi ile silahlanma listesinin başında yer almaktadır. ABD'yi 60 milyar dolar ile Rusya, Rusya'yı da 42 milyar dolar ile Çin takip etmektedir.
Türk-İslam Birliği, İslam dünyasıyla ilgili tüm çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırarak küresel bir barış ve huzur ortamı sağlayacak, sadece Müslüman ülkelerde değil, dünyanın diğer pek çok ülkesinde de savunma giderlerinin azaltılmasını sağlayacaktır. Böylece silah teknolojisine yapılan yatırım, silahların geliştirilmesine harcanan para, rahatlıkla eğitim, tıp, bilim, kültür gibi alanlara kaydırılacaktır. Türk-İslam Birliği'nin ticareti canlandıracak, ekonomiyi güçlendirecektir. Ekonomide, siyasi alanda ve kültürel sahada Müslüman ülkeler arasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkana ve alt yapıya sahip olanların bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine olanak tanıyacaktır. Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları artıracaktır. Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir.
JOEL RICHARDSON: Bu birliğin liderinin Türkiye olarak ortaya çıkacağını nereden biliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde Türk Milleti'nin ahir zamanda özel bir görev üstleneceğine dair pek çok bilgi var. İstanbul'a da çok dikkat çekilmiş hadislerde. Bir de Türk Milleti ahlakı ve fıtratı gereği bu görevi üstlenmeye en layık milettir, kime sorsanız bu konuda hemfikir olduğunu görürsünüz. Türk Milleti’nin özelliği şudur: Türk Milleti güzel ahlaklı ve dindar bir millettir. İslam’ın hep bayraktarlığını yapmıştır. Böyle bir milletin lider olması onun hakkıdır. Bu işi hakkıyla yerine getirir, güzel liderlik yapar. Yoksa herhangi bir ırk üstünlüğü, kafatası üstünlüğü iddiası değildir bu. Böyle bir iddiada bulunmak Müslüman için olacak şey değildir zaten. Biz Allah’ın kullarıyız. İnsanlar takva ile üstün olur. Aksi faşistlik olur, bereketsizlik ve uğursuzluk getirir. Bunu düşünenin Allah karşılığını verir, sonu felaket olur. Türkiye’nin öncülüğünde, Türk Devletleri’nin desteğinde bir Türk-İslam Birliği dediğimiz zaman, Türk Milletinin güzel ahlakını kast ediyoruz. Allah çok güzel yaratmış bu milleti, insanlığa dünyaya adalet dağıtmakla görevlendirmiş. Lider millettir, çileye açıktır, zorluğa açıktır, acıya açıktır, fedakardır, cesurdur, imanlıdır, güzel ahlaklıdır, merttir, dürüsttür. Anadolu insanı çok efendidir. Mesela Karadeniz’e gidin hayran olursunuz insanların ahlakına, Anadolu’ya gidin hayran olursunuz. Güneydoğu’ya gidin hayran olursunuz. Misafirperverlikleri, şefkatleri, saygıları, hürmetleri, nezaketleri, şerefine düşkünlükleri tarif edilemez. Dünyanın hiçbir yerinde bunu bulamazsınız.
Özetle, birincisi Türkiye, Osmanlı'nın varisi olduğundan tarihi olarak bu sorumluluğu üstleniyor. İkincisi Türkiye’de yaşanan İslam anlayışı örnek model. Türkiye'deki akılcı, aydın, samimi İslam anlayışı, sevecen, hoşgörülü, radikallikten uzak yapı son derece önemli. Bu hem İslam alemi için çok güzel bir örnek, hem de Batı'nın zihnindeki tüm şüpheleri ortadan kaldıran ideal bir model. Üçüncüsü bütün manevi emanetler, kutsal emanetler Türkiye'de. Dördüncüsü merkezdeyiz. Türk devletlerinin de İslam ülkelerinin de Avrupa ile bağını kuracak kilit noktadayız. Çok iyi yetişmiş aydın potansiyelimiz var ve bu konuda çok hevesliyiz. Aşkla bu göreve talibiz. Bizim kadar aşkla bu göreve talip olan yok.
JOEL RICHARDSON: İran'daki insanların ve liderlerin Türkiye'nin liderliğindeki bir İslam Birliğine nasıl tepki vereceğini düşünüyorsunuz? Böyle bir anlaşmaya kendileri isteyerek razı olurlar mı?
ADNAN OKTAR: İranlı kardeşlerimiz buna gönülden razılar, bugün Türkiye teklifte bulunsa hemen evet derler. İran Türkiye'nin liderliğinden asla rahatsız olmaz, zaten son dönemlerde yaşanan pek çok gelişmede bu açıkça görülüyor. Biliyorsunuz kısa süre önce Sayın Ahmedinejad İstanbul'u ziyaret etti ve bu ziyareti sırasında Sultanahmet Cami'nde Sünni bir imamın arkasında namaz kıldı ve açıklamasında, "Burada verdiğim siyasi mesaj çok önemli" dedi. Şii bir liderin Sünni bir imamın arkasında namaz kılması ne demektir? "Eğer Türk-İslam Birliği olursa ben Sünnilere uyarım, Sünnilerin arkasında namaz da kılarım, onların liderliğini de kabul ederim" anlamı bu ve "Türk İslam Birliği'ne ben taraftarım" diyor. Yine birkaç zaman önce, İran ve ABD'li yetkililerin Ankara'da Türkiye'nin öncülüğünde görüşme yapması da bir diğer önemli olaydır. İran, Türkiye'nin arabulucu olmasını istediğini ifade etmiş, bundan duyduğu memmnuniyeti de dile getirmiştir. Demek ki Türkiye'nin adaletine, dürüstlüğüne, samimiyetine, tarafsızlığına güveniyorlar; bunlara güvenen liderliğine de güvenir, öncü olmasını da ister. Zira, Türk İslam Birliği'nin kurulması İran'ın da kurtuluşu olacaktır. İran'a güvenlik ve refah sağlayacak, tüm tedirginlikleri tamamen ortadan kaldıracaktır.
JOEL RICHARDSON: Halifelik kurulduğunda, Ümmetin İslam'ı kabul etmeyi reddeden milletlere karşı savaş açması kabul edilebilir mi?
ADNAN OKTAR:Türk İslam Birliği'nin kurulmasıyla oluşacak liderlik, manevi bir liderliktir, tüm İslam aleminin manevi bir liderinin olması sağlanacaktır. Geçmişte bilindiği anlamda bir halifelik kurumu söz konusu değildir. İslam savaş, şiddet dini değildir. Barış dinidir. Ayette şöyle buyrulmuştur:
Ey iman edenler, hepiniz topluca 'barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
İslam'da zorla dini kabul ettirme gibi birşey de yoktur. Sevgiyle, merhametle, güzel sözle din ahlakına davet vardır sadece. Müslüman davet etmekle yükümlüdür, zorla dini yaşatmakla değil. Herkes kendi nefsinden sorumludur. Kuran ahlakı Müslümanların savaştan ve her türlü çatışmadan kaçınmalarını, anlaşmazlıkları görüşme ve müzakerelerle gidermelerini, uzlaşmacı olmalarını gerektirir. Savaş, Kuran'a göre sadece zorunlu olduğunda başvurulacak ve mutlaka belirli insani ve ahlaki sınırlar içinde yürütülecek bir "istenmeyen zorunluluk"tur. Müminler yaşanan sorunlarda hep barışı ve uzlaşmayı tercih etmekle, ancak karşı taraftan bir saldırı gelmesi durumunda kendilerini savunmak amaçlı savaşmakla yükümlüdürler.
Bir ayette, yeryüzünde savaşları çıkaranların bozguncular olduğu, Allah'ın ise bozguncuları sevmediği şöyle açıklanır:
... Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)
İslam toplumunun özelliği itidalli ve dengeli olması, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırması ve bunu güzel sözle yapmasıdır. Türk İslam Birliği'nin de varlık amacı mevcut tüm anlaşmazlıkları uzlaşıyla ve en akılcı yollarla çözüme kavuşturarak barış ortamı oluşturmaktır. Türk İslam Birliği kurulduğunda terörün ortadan kalkması, kavgaların son bulması, çatışmaların bitmesi an meselesi olacak, tüm dünya huzur bulacaktır.
JOEL RICHARDSON: Şu anki mevcut global ekonomik çöküşün, evrensel İslami gücün yükselmesine olumlu katkısı olduğu şeklinde mi algılıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Büyük bir ekonomik kriz olması Hz. Mehdi'nin çıkış alametlerinden biridir. Peygamberimiz bunu hadislerinde bildirmiştir:
(Mehdi'nin zuhurundan (ortaya çıkışından) önce) PİYASANIN DURGUN OLMASI, KAZANÇLARIN AZALMASI olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 148)
Mehdi çıkmadan önce, milletler arasında TİCARET ve YOLLAR KESİLECEK, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)
Herkesin AZ KAZANÇTAN YAKINMASI, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 146)
İşlerin kesad gitmesi olacaktır. Herkes "satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!" diye yakınacak. (Kıyamet Alametleri, s. 152)
Bu ekonomik kriz, ahir zamanın mühim alametlerindendir ve hadislerin açıklamasına ve Kuran’ın da işaretine göre uzun sürecektir. Kuran'da bildirilen Yusuf Kıssasında ahir zamana yönelik pek çok işaret vardır. Hz. Yusuf zamanında da bir kıtlık olmuştur. Yusuf Suresi’nde bundan bahsedilir ve Hz. Yusuf’un tarıma ve hayvancılığa önem verilmesine yönelik bir işari açıklaması vardır. 7'li rakamlara da dikkat çekilmektedir. Bu kriz de yedili tarihte, 2007’de asıl olarak başlamıştır ve belki de 2014’e kadar devam edecektir. Krizin temelinde, asıl olarak, yüksek faiz, tevekkülsüzlük, korku, yani yarın kötü şeyler olacak düşüncesi, parayı biriktirmek, malı biriktirmek, harcamamak, fakirlere yardım etmemek, insanlara para dağıtmakta cimri davranmak vardır. Eğer para dağıtılmış olsa, para hareketlenir, para hareketlenince de mal hareketlenir ve üretim hareketlenir. Para tutulunca mal da tutuluyor, mal tutulunca üretim de tutuluyor, bütün olarak sistemde bir ölüm meydana geliyor. Bu bir kısım insanların egoistliğinden, bencilliğinden kaynaklanıyor. Faizlerin kaldırılması gerekiyor, nitekim şu anda dünya genelinde neredeyse %0 oranına indi faizler, İngiltere Merkez Bankası faizsiz sisteme geçiş üzerinde düşündüğünü açıkladı. Vergilerin de düşürülmesi gerekiyor, piyasaya yüksek para arzı gerekiyor ve insanların da bu panik ruhundan kurtulmaları gerekiyor, yani tuttukları parayı mutlaka harcamaları gerekiyor, bunun teşvik edilmesi şart. O zaman piyasa otomatik hareketlenir, faizler düştüğü için üretim çok kolay hale gelecektir, vergiler düştüğü için çok rahat üretim yapabilecektir üreticiler. Tabi bu tarz sıkıntılar ve zorluklar insanların din ahlakına yönelmesi için birer vesiledir. Yardımlaşmanın, sevginin, fedakarlığın artmasını sağlayan ortamlardır bunlar. Allah'ın yarattığı herşeyde bir hayır ve güzellik vardır, bu krizin de pek çok hikmeti bulunmaktadır. Bu hikmetlerden biri de insanların din ahlakına yönelmeleri olabilir. Doğrusunu Allah bilir inşaAllah.
JOEL RICHARDSON: Gelecek on yılda ABD'nin ne gibi değişikliklere maruz kalacağını düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Gelecek 10 yılda ABD'nin daha dindar olacağını bekliyoruz. Hz. İsa'ya sevgi daha da artacak. Yaratılış inancı ABD'de daha da hakim olacak. Sanayileşmede biraz gerileme olabilir, ekonomik sıkıntılar devam edebilir ama bunda da bir hayır var inşaAllah.
JOEL RICHARDSON: Şu an İsrail ve diğer taraflarla ilgili çeşitli barış anlaşmaları işliyor gibi gözüküyor. Sonunda bu barış anlaşmasını başaran ülkenin Türkiye olacağını mı düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Türkiye maşaAllah son dönemlerde çok aktif ve başarılı bir dış politika izliyor. Bu da Türkiye'nin gelecekte dünya siyasetinin önemli ülkelerinden, liderlerinden biri haline geleceğinin işaretidir. Suriye-İsrail arasındaki görüşmeler, İsrail ve Filistinli liderler arasında diyaloğun güçlendirilmesi, Kafkas Birliği'nin kurulması için atılan adımlar, İran-ABD arasında görüşmelerin başlaması için yapılan girişimler, Pakistan-Afganistan liderlerinin İstanbul'da biraraya getirilmesi vs bunların hepsi Türkiye'nin sevginin ve barışın öncüsü olacağının delilleridir. Ancak asıl olarak Suriye'nin de kurtuluşu, İsrail'in de kurtuluşu, Filistin'in de kurtuluşu Türk İslam Birliğinin kurulmasıyla mümkün olacaktır. Nitekim onlar da bunu istemektedir. İsrailin önde gelen liderlerinin açıklamaları var, "Osmanlı zamanında siz bu bölgeyi 10 asker 1 çavuşla yönetiyordunuz, biz bu kadar askerle yönetemiyoruz" diyorlar. Ve Osmanlı döneminin özlemi içerisindeler. Suriye alenen Türkiye ile birleşmeyi istiyor, bugün resmi teklif yapılsın bir haftanın içinde karar verir Suriye. Irak zaten kan gölü gibi. Türkiye’nin ağabeylik yapması durumunda, Irak anında süt liman olur ve konu tamamen kökünden hallolur. Bunu herkes görüyor. Filistinlilerden gelen heyetler hep bunu teklif ediyorlar ve hep bunu talep ediyorlar. Türkiye’nin ağabeyliği çok hayati hale geldi artık bu bölgede. Bölgede bir boşluk var, bu boşluğu ancak Türkiye doldurabilecek konumda. Bu da zaten insani, ahlaki ve imani bir görev. Türkiye de bu göreve talip. Türk İslam Birliği kurulduğunda tüm Ortadoğu cennet gibi olacak, İsrail de Filistin de son derece rahat edecek, alabildiğine özgür olacak. Filistin halkı da İsrail halkı da kurtuluşa erecek. Hepsi Türk İslam Birliğinin himayesinde olacağı için, terör sorunundan, şiddetten herkes kurtulmuş olacak. Tam bir barış ve huzur çağı gelmiş olacak. Onun için Türk İslam Birliğinin bir an önce oluşması dünyanın en büyük birinci konusudur diyebilirim.
JOEL RICHARDSON: Bir çok hadiste belirtildiği gibi Mehdi'nin yönetiminin Kudüs'teki Tapınak Tepesinde (Haremü'ş Şerif'te) mi gerçekleştireceğine inanıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi Kudüs'ü de ziyaret edecek, ama hadislere baktığımızda asıl olarak İslam aleminin merkezinin bu dönemde İstanbul olacağını, Hz. Mehdi'nin İstanbul'da görev yapacağını görüyoruz. Bunu gösteren birçok rivayet var. İslam alimleri de bu konuda hemfikirler.
JOEL RICHARDSON: Mehdi, İsa ve İslam Birliği hakkındaki inançlarınızı Türk entellektüel Fettullah Gülen ile tartışma olanağınız hiç oldu mu? Sizin bildiğiniz kadarıyla, Gülen ve siz bir çok konuda benzer inançları mı paylaşıyorsunuz?
Fethullah Gülen Hocaefendi ile şahsen bir tanışıklığım yok, dolayısıyla karşılıklı konuşma imkanımız da olmadı. Ama kendisi çok saygın, yumuşak huylu, güzel ahlaklı, munis, efendi, tertemiz bir insandır. Tüm Ehli Sünnet gibi Fethullah Gülen Hocaefendi de, eserlerinde ve konuşmalarında Hz. Mehdi'den sevgiyle, aşkla, coşkuyla bahseder. Hz. Mehdi'nin zuhur edeceğini, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne geleceğini anlatır. Müslümanları müjdeler, şevklendirir. Ayrıca çok da faydalı çalışmalara, güzelliklere vesile oluyor maşaAllah.
JOEL RICHARDSON: Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'nin lider rolüne sahip olacağı İslam Birliği ile ilgili fikirlerinize nasıl tepki vereceğini düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Sayın Başbakan ve mevcut hükümet maşaAllah, Türk İslam Birliği'nin tesis edilmesi için vargücüyle çalışıyor. Kafkas Birliği'nin sağlanması için başlatılan girişim, boru hatları projeleri, demir yolu projeleri, Ortadoğu'da aktif rol üstlenilmesi, sorunlu konularda Türkiye'nin öncülüğünde çözüm oluşturulması bunların hepsi Türk İslam Birliği'nin kurulması için yapılan girişimlerdir. Hepsi çok güzel, hepsi çok başarılı girişimler inşaAllah. Bunlar gittikçe daha da hızlanacak ve Allah'ın izniyle 10-20 yıl içinde Türkiye'nin önderliğinde Türk İslam Birliği kurulmuş olacak.
JOEL RICHARDSON: Türk Müslüman toplumunda Başbakan Erdoğan'ın Mehdi olabileceğinden şüphelenen herhangi bir kimsenin varlığından haberdar mısınız?
ADNAN OKTAR: Sayın Başbakan hakkında hem böyle bir iddia yok, hem de hadislerde tarif edilen alametlerle uyan bir durum da yok. Eğer böyle bir iddiası olan varsa, akılcı ve mantıklı bir iddia değildir bu.
JOEL RICHARDSON: Bazı hadislere göre Muhammed, bir zamanlar Türkiye'nin barışçıl yollarla İslam için bir kere daha fethedileceğini söyledi. Türk İslam toplumunda bu öngörünün, Türkiye'deki İslami parti AKP'nin yükselişi ile gerçekleştiği veya gerçekleşmekte olduğuna inanan sizce var mı?
ADNAN OKTAR: Hadislerde Hz. Mehdi'nin İstanbul'u tekbirlerle, yani Allah'ı anarak feth edeceği anlatılmaktadır. Buradan bir kez daha Hz. Mehdi'nin kültürel faaliyetlerle, ilmi çalışmalarla Allah inancını güçlendireceğini, maneviyatın artmasına ve insanların din ahlakına yönelmesine vesile olacağını, bu yolla din ahlakının hakimiyetine vesile olacağını anlıyoruz. Biliyorsunuz, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethedeceği zaman, önce bu sefere çıkmak istemiyor, hadislerde İstanbul'u fethedenin Hz. Mehdi olacağı bildirildiği için. Sonra Hocası Akşemsettin'e danışıyor, Akşemsettin Fatih'e şöyle diyor: "İstanbul'u önce Mehmed fethedecek, daha sonra da Mehdi manen yeniden fethedecek" Yani İstanbul'un fiziksel fethinin Fatih eliyle, asıl fethinin yani manevi fethinin ise Hz. Mehdi vesilesiyle olacağını müjdeliyor. Bunun üzerine de Fatih sefere çıkıyor. Türk Milleti her zaman manevi değerlerine bağlı, dindar bir millet olmuştur. Ama son dönemlerde bu anlamda bir güçlenme olduğu da çok açık. Bunda tabi Darwinizm ve materyalizmi yıkan ilmi çalışmaların büyük etkisi oldu. 1970'lerde Türkiye'de Darwinizm'e inananların oranı çok yüksekti, neredeyse %80'leri buluyordu. Bugün ise tam tersine. Dünyada en az evrime inanılan ülke Türkiye. Halkın %90'ından fazlası Yaratılışa inanıyor.
JOEL RICHARDSON: Şu an hem Mehdi'nin hem de İsa'nın dünyada var olduklarına inandığınızı söylemiştiniz. Buna tam olarak inanmanızı sağlayan nedir?
ADNAN OKTAR: Allah İslam ahlakının yeryüzüne hakim olacağını Nur Suresi'nin 55. ayetinde vaad ediyor. Birçok ayet daha var bu güzelliği müjdeleyen. Hadislerde de bildirilen 300'e yakın alamet var, Hz. Mehdi'nin çıkışıyla ilgili. Peygamberimiz bu alametlerin "tesbih taneleri gibi" arka arkaya meydana geleceğini söylüyor. Bakıyoruz, Hicri 1400 (Miladi 1979)'den itibaren gerçekten de bu alametlerin hepsi birer birer gerçekleşti. Çok fazla sayıda alamet meydana geldi. Peygamberimiz, Afganistan işgal edilecek diyor, bu oldu. Irak işgal edilecek diyor, bu gerçekleşti. Kabe'de kan akıtılacak diyor, bu oldu. Fırat'ın suyu kesilecek diyor, bu oldu. Ramazan ayında 15 gün ara ile Ay ve Güneş tutulacak diyor, bu oldu. Güneş'ten bir alamet belirecek diyor, bu oldu. Bağdat'ın harap edilmesini anlatıyor, bu oldu. Ekonomik krizi bildiriyor, bu da oldu. Daha bu şekilde çok fazla olay var gerçekleşen, ama asıl önemlisi bunların hepsinin belirli bir dönem içinde son 20-30 yıl içinde arka arkaya gerçekleşiyor olması. Tarihte başka dönemlerde de Afganistan işgal edilmiş, Bağdat yıkılmış olabilir. Ama tam Peygamber Efendimiz (sav)'in anlattığı gibi, tüm bu olayların ardı ardına bu şekilde gerçekleşmesi ilk defa bu dönemde oluyor. Demek ki olağanüstü bir durum var.
Hz. İsa'nın gelişinin de çok yakın olduğunu düşünüyorum. 10 -20 yıl içinde Hz. İsa gelecek inşaAllah, kendisini kucaklayacağız, seveceğiz, sarılacağız. Dünya çok güzel, çok aydınlık, çok ferah olacak bundan sonra inşaAllah.
JOEL RICHARDSON: İslami geleneğe göre Ahir Zamanda Mekke'den Canavar çıkacak. Tüm gerçek inananların alınlarını damgalayacak. Bu "Canavarın işareti"nden ne anlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Dabbetül Arz ahir zamanda ortaya çıkacak alametlerden biridir ve Dabbetül Arz konusuyla ilgili çok sayıda hadis vardır, ancak bu hadislerin bir kısmı karışık durumdadır, bu hadislerin hepsi çok doğru olmayabiliyor, bunun da çok sıhhatli bir hadis olmadığını zannediyorum. Ama Dabbetül Arz konusu Kuran'da yer alan bir konudur. Neml Suresi'nin 82. ayetinde Allah şöyle bildirmiştir: "O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler."
Ayette Dabbetül arzın yerden çıkacağı bildirilmektedir, yani yerden mamul olacaktır. İnsanlarla konuşan bir varlık tarif edilmektedir. Hadislerde de bir adımda uzun mesafeler katedebileceği, insanlarla konuşacağı ve heryere gideceği anlatılmaktadır. Yerden mamul olduğuna göre, metal, demir, bakır, çinko, kobalt, krom gibi yerden çıkan madenlerden oluşan bir yapısı olacaktır. Bu maddeler, günümüzde kullanılan bilgisayarların temel yapısını oluşturmaktadır. İnsanlarla konuşması ve çok kısa sürede uzun mesafe katedebilmesi de, internet ağına işaret etmektedir. Biliyorsunuz internet sayesinde artık bilgiye ulaşmak da, bigiyi aktarmak da, insanlarla konuşup görüşmek ve iletişim kurmak da son derece seri ve kolay olmaktadır. İnternet ağı vesilesiyle, Kuran'ın insanlara anlatılması da daha hızlı olacaktır. Ahir zamanda internet, İslam ahlakının yeryüzüne hakimiyeti açısından ehemmiyetli bir araç olacaktır.
JOEL RICHARDSON: Mehdi bütün dinleri biraraya getirebilecek mi, eğer öyleyse bunu nasıl yapacak?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi her dinden, her düşünceden, her görüşten insanı sevgiyle biraraya getirecek, kardeşlik ve dostluk duygularını güçlendirerek insanların birbirlerinin güzel yönlerini görmelerini, birbirlerine anlayışla bakmalarını sağlayacaktır. Hz. Mehdi ortaya çıktığında yeryüzüne sevgi hakim olacak, insanlar kin, öfke, nefret duygularını tamamen geride bırakacaklardır. Öyle ki, hadislerde, Hz. Mehdi'nin vesile olduğu güzellik ve sevgi ortamından denizdeki balıklardan gökteki kuşlara kadar herkesin razı olacağı, tüm insanların kalplerine Mehdi sevgisi yerleşeceği anlatılmaktadır. İnsanların Hz. Mehdi'ye karşı duydukları candan, samimi sevgi birbirlerine karşı da sevgiyle, şefkatle, merhametle yaklaşmalarına vesile olacaktır.
JOEL RICHARDSON: Sn. Oktar, Hz. Muhammed’in ve aynı zamanda ilk sahabelerinin hayatı ve uğraşıları, savaşları içerdiği iddia edilmektedir. Sizin Mehdi hakkındaki bakış açınız iktidara barışla ve şiddet içermeden gelme ve barışçı bir yönetim izleme şeklinde. Bu durumda bir kimsenin şunu sorması gerkiyor; Mehdi bunu nasıl yapacaktır?
ADNAN OKTAR: Kuran'ın Peygamberimiz (sav)'e vahyi tam 23 yıl sürdü. Bunun ilk 13 yılında Müslümanlar Mekke'deki putperest düzenin içinde azınlık olarak yaşadılar ve çok büyük baskılarla karşılaştılar. Pek çok Müslümana fiziksel işkenceler yapıldı, bazıları öldürüldü, çoğunun evi ve malları yağmalandı, sürekli hakaret ve tehditlerle karşılaştılar. Buna rağmen Müslümanlar savaşmadılar ve putperestleri hep barışa çağırdılar. Sonunda putperestlerin baskıları çok şedid bir noktaya vardığında, Müslümanlar daha özgür ve dostane bir ortamın bulunduğu Yesrib (sonradan Medine olarak anılacaktır) şehrine hicret ederek burada kendi yönetimlerini kurdular. Kendi siyasi yapılarını bu şekilde oluşturduktan sonra bile, Mekke'nin saldırgan putperestlerine karşı savaşmadılar. Savaşmaları gerektiğinde de bu hep savunma savaşı oldu. Bu mecburi savaşlar sırasında Peygamberimiz ve sahabenin gösterdiği üstün ahlak da, tarihe güzel bir örnek olarak geçti.
Örneğin; Arap adetleri, savaşlarda esir alınan herkesin öldürülmesini gerektirirdi. Oysa Peygamber Efendimiz, Allah'ın vahyettiği hükümler gereğince, esirlere iyi davranılmasını, Müslümanların kendi yemeklerinden onlara da vermelerini emretti. Kuran'da "Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler." (İnsan Suresi, 8) ayetiyle müminlerin bu özellikleri bildirilmektedir. Esir alınan insanlardan istenen ise sadece, eğer okuma-yazma biliyorlar ise, bunu bilmeyen Müslümanlara öğretmeleriydi. Müslümanların adaleti, mertliği ve kararlılığı, pek çok Arap kabilesinin İslam'a girmesine vesile oldu, yani İslam ahlakının yayılması savaşlarla değil, Müslümanların gösterdiği güzel ahlak ve tavırla oldu. Bunun bir diğer örneği de Mekke'nin fethi sırasında yaşandı. İslam ordusu, 630 yılında Mekke'ye yürüdü. Mekke'nin putperestleri, yaptıkları onca zalimlikten sonra, Müslümanların kendilerinden intikam alacağından korkuyorlardı. Arapların adetlerine göre, bir savaşta yenilen kabilenin erkekleri kılıçtan geçirilir, kadın ve çocukları köle yapılırdı. Mekke'nin putperestleri, başlarına bunun geleceğinden emindiler. Peygamberimiz (sav) hiçbir Mekkeliden intikam alınmayacağını ve kimsenin Müslüman olmak için zorlanmayacağını ilan ettirdi. Bu büyük affedicilik ve hoşgörü, Batılı tarihçilerin de dikkatini çekmiştir. Örneğin Haverford Üniversitesi öğretim görevlilerinden Micheal Sells, Peygamberimiz (sav)'in bu üstün ahlakını şöyle ifade etmektedir:
"Hz. Muhammed (sav) Mekke'ye geldiğinde, hiçbir şekilde kanlı bir intikam gerçekleştirmediği gibi, kendisiyle üç yıldır savaşmakta olan ve kendisini yok etmeye çalışan Mekkelileri kucakladı. Bu, o devrin insanları için hayranlık uyandırıcı bir davranıştı. Dolayısıyla burada, bir dinin kuruluşunda, büyük bir yardımseverlik, olağanüstü bir nezaket ve merhamet yer almaktadır." (Islam Empire of Faith; An Empires Special, PBS Home Video)
JOEL RICHARDSON: Dr. David Reagan adında Hıristiyan bir yazar benim yazdığım şeylerin bir kısmıyla ilgili çok ciddi bir eleştiri yayınladı. Bu eleştirisinde, 'Mehdi inancının sadece Şii inancında değil, aynı zamanda Sünniler tarafından da yaygın olarak kabul edildiğini' söylediğimde, benim “son derece yanlış bilgi verdiğimi” söylemiş. Dr. Reagan bunun ardından Sünnilerin Mehdi’yi beklemediklerini söylemiş. Siz Dr. Reagan’a ne derdiniz? Sizin bilginize göre genel olarak Sünnilerin yüzde kaçı Mehdi’ye inanıyor?
ADNAN OKTAR: Ehli Sünnet inancında (Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinde) Hz. Mehdi'nin geleceği, Hz. İsa'nın gökten ineceği ve namazda Hz. Mehdi'yi imamlığa geçireceği Ehli Sünnet itikadı olarak sabittir. Ehli Sünnet inancı olmayan, hadisleri kabul etmeyen kimselerin ise Hz. İsa'nın gelişini ve Mehdi inancını kabul etmemeleri normaldir. Ancak yüzlerce yıldır aynı sağlam itikadı benimsemiş olan Ehli Sünnet ulemasından Hz. İsa'nın ineceğini ve Hz. Mehdi'nin gelişini reddeden olmamış, alimlerimiz "tam bir uyum içinde" Müslümanları bu konularla müjdelemişlerdir. Örneğin mezhep imamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi konularının "inkarı mümkün olmayan konular" olduğunu şöyle bildirmektedir:
Deccal'in ve Yecüc'ün çıkması, Güneşin batıdan doğması, İsa (as)'ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer kıyamet alametleri haktır ve olacaklardır. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. Örneğin Mehdi (as)'ın gelmesi gibi. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir. (Fıkhı Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaşeli, s. 99)
Mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, Hanbeli mezhebinin imamı İmam-ı Hanbel Hazretleri, Maliki mezhebinin imamı İmam-ı Malik Hazretleri, Şafii mezhebinin imamı İmam-ı Şafi Hazretleri Hz. İsa'nın yeniden dünyaya döneceğini, Hz. Mehdi'nin zuhur edeceğini bildirmişlerdir. Ehli Sünnetin bu dört büyük mezhebinin imamları hepsi mutlak müçtehiddir. Bu mutlak müçtehidlerin dışında, tüm büyük İslam alimleri de ahir zamanda İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olacağını, Hz. İsa'nın geleceğini, Hz. Mehdi'nin çıkacağını söylemişlerdir. Bu büyük alimlerin izinde olan tüm Sünni Müslümanlar da doğal olarak, Hz. Mehdi'nin zuhur edeceğine ve Hz. İsa'nın geleceğine inanırlar. Ehli Sünnet inancında olan biri için aksini savunmak ve söylemek mümkün değildir.