RAMAZAN 2009 - 4.Gün







Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir.  (Mücadele Suresi, 7)





"Allahu Teala herkesin dilinin yanındadır. Yani söylenen her sözü bilir. O halde herkes konuştuğu sözde Allah'tan korksun." (Hatib)


 




İslam İsviçre'deki İkinci En Büyük Din / 12.03.2009

1990 yılında, İsviçre’de yaşayan 152,200 kişilik Müslüman nüfus, ülkenin yerleşik nüfusunun yüzde 2.2’sini oluşturuyordu. 70’li yılların başında İsviçre’deki Müslümanların sayısının 20.000’den az  olduğu dikkate alınırsa, bu oldukça şaşırtıcı bir gelişme. Günümüzde ise İslam, Hıristiyanlıktan sonra İsviçre’nin ikinci büyük dini haline geldi. İsviçre’deki çeşitli İslami derneklerin veya kurumların verdikleri en son bilgilere göre, bu ülkede yaşayan halihazırdaki Müslüman sayısı yaklaşık 250.000. Bir başka deyişle, Müslümanlık İsviçre’deki yerleşik nüfusun yaklaşık olarak yüzde 3.5 kadarını oluşturuyor.

Müslümanlar İsviçre genelinde eşit olarak dağılmakla beraber, % 73’ü büyük şehir merkezlerinde yaşıyor. Yine bundan yirmi yıl önce biri Zurih, diğer ikisi Cenevre’de olmak üzere sadece üç cami varken, şimdi bu sayı 90’a çıktı.

Son yıllarda dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanan Müslüman nüfusundaki artış gibi İsviçre’de meydana gelen bu gelişme de son derece sevinç vericidir.  Allah'ın Kuran ayetlerinde vadettiği gibi, yakın bir gelecekte İslam ahlakı yeryüzünün dört bir yanına hakim olacak, inşaAllah tüm insanlar Kuran ahlakının dünyaya getirdiği bereketi, güzelliği ve mutluluğu açık bir şekilde göreceklerdir.





İklimsel ve Biyolojik Çeşitliliğin Kaynağı: OKYANUS AKINTILARI

Okyanus ve denizler, sürekli olarak hareket halindedirler. Çoğu zaman bu suların neden yer değiştirdikleri üzerinde pek fazla durulmaz. Oysa okyanus akıntıları, yeryüzünde yaşamın varlığı için çok çeşitli açılardan önemli bir gerekliliktir. Alçak ve yüksek enlemlerde genellikle doğu veya batı yönlü olan bu akıntılar, bulundukları enlemin sıcaklığına uygun olarak sıcak ve soğuk su akıntıları biçiminde gerçekleşirler.

Okyanus Akıntılarının Yeryüzündeki Etkileri Nelerdir?

1- İklim Üzerindeki Etkileri

- Soğuk Havayı Yumuşatır: Akıntı sistemlerinden sıcak akıntıların bir kısmı, oluştukları sıcak bölgeden, daha düşük sıcaklığı olan bölgelere ilerleyerek ısıyı yükseltirler.

- Sıcak Havanın Bunaltıcı Etkisini Azaltır: Soğuk akıntıların bir kısmı ise soğuk bölgelerden veya yüzeye çıkan soğuk dip sularından kaynaklanırlar ve su sıcaklığı 150C olmasına rağmen bulundukları sıcak enlemlerde soğuk akıntı olarak hissedilirler. Bu nedenle sıcaklığı düşürürler ve havanın bunaltıcı etkisini azaltırlar.

- Yağışları Düzenler: Soğuk su akıntılarının etkili olduğu sahalarda bu akıntılar hava kütlelerinin soğumasına yol açarak, bu kütlelerin sıcak kara alanı üzerinden geçerken yoğunlaşmasına ve yağmurun yağmasına engel olurlar. Bu şekilde, kıyı kesimlerde sisli, bulutlu, serin günler oluştururken, nem yüklü hava kütlelerinin kıtaların iç kısımlarına ilerleyerek yağış bırakmasına neden olurlar.

2- Biyolojik Çevre Üzerindeki Etkileri

- Su akıntıları denizlerde bir yerden bir yere besin ve oksijen taşırlar. Akıntıların beraberinde getirdiği planktonlar, beslenme potansiyelini dolayısıyla balık çeşitliliğini artırmaktadır. Ayrıca bu balıklarla beslenen deniz kuşlarının türü ve sayısı da çevre adalarda artar. (www.denizlerdesanat.com)

- Denizlerde yaşayan algler ve bazı otsu deniz bitkileri, su geçirmeden 1.600 km. yüzebilen diasporlar ve çeşitli bitki tohumları dünyanın farklı bölgelerine akıntılar yoluyla taşınırlar.

- Buzulların üzerine yapışmış olan bitki tohumları, soğuk su akıntılarının etkisi ile daha alçak enlemlere ulaşma olanağı bularak uzak alanlara yayılırlar.

3- Ekonomi Üzerindeki Etkileri

- Yüce Allah'ın Rezzak (Rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren) sıfatı bu akıntılar vesilesi ile de tecelli eder. Nitekim Mozambik sıcak su akıntısının etkisi ile şeker kamışı çok daha aşağı enlemlerde yetişebilmekte, suların beraberinde taşıdığı organizmalarla beslenen balık sayısı ve tür çeşidinin artması, balıkçılık ekonomisini geliştirmektedir.

- Sıcak su akıntıları, şehirlerin gelirlerini de doğrudan etkileyebilir. Aynı enlemdeki iki şehirden biri sert bir iklime sahipken, diğeri sıcak su akıntısıyla daha ılıman bir iklime sahip olabilir. (www.evrimbilim.com)

Sonuç olarak, sıcak ve soğuk su akıntılarının tam olması gerektiği yerde havayı ısıtması veya serinletmesi ile insanların dünya üzerindeki yaşam alanlarını genişletmesi ve diğer canlıların tür çeşitliliğini artırması tesadüf olamaz. Bu akıntıların kendilerine ait bir bilinçleri olamayacağına göre, yerküre üzerindeki bu hassas dengeyi, üstün akıl sahibi Yüce Allah'ın kurduğu çok açık bir gerçektir. Evrendeki herşeyi yaratan, evrenin her köşesinde sonsuz aklını tecelli ettiren Yüce Allah'tır. Allah'ın ilmiyle her yeri kuşattığı Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:

“Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur.  O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.” (Taha Suresi, 98)





Günümüz Radar Teknolojisi

Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık. (Sebe Suresi, 10)

Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan Bizdik. (Enbiya Suresi, 79)

Bunun üzerine Biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı. (Sad Suresi, 36)


Yukarıdaki ayetlerde Hz. Davud ve Hz. Süleyman'a sunulan üstünlüklerden bahsedilmekte ve her birine Allah Katından ilim verildiği bildirilmektedir. Bu peygamberlere verilen ilimle ilgili ayetlerde geçen ifadeler, elektromanyetik dalgaları yansıtma yöntemiyle çalışan, günümüz radar teknolojisine işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Sebe Suresi'nin 10. ayetindeki "yankıyla ses verin" olarak çevrilen ve "sesin geri dönmesi, tekrarlanması" anlamlarına gelen "evvibi" kelimesi, yankılama üzerine kurulu radar teknolojisini hatırlatmaktadır.

Radar, sabit ya da hareketli cisimlerin yerlerini, hızlarını ve yönlerini tespit etmek için kullanılan, mikrodalga yansıtma metodu ile çalışan bir tespit cihazıdır. Radarın çalışma prensibi ses dalgasının yansımasına çok benzer. Örneğin dağlık bir vadide veya mağarada bağıran bir kişi, sesinin yankısını geri işitir. Eğer sesin havada yayılma hızı biliniyorsa, sesin çarptığı cismin uzaklığı ve genel yönü de hesaplanabilir.

Radar sisteminde de, elektromanyetik enerji sinyalleri benzer bir tarzda kullanır. Mikrodalga frekansındaki sinyaller bir cisme gönderilir ve bu cisimden yansıyarak tekrar geri döner. Radara geri dönen bu kısma, "yankı" adı verilir. Radar cihazı da, bu yankıyı yansıtan cismin yön ve mesafesini tespit etmek için kullanır. Aslında radyo, televizyon ve insan gözü de elektromanyetik enerjiyi kullandıkları için radar sistemlerine benzerlik gösterir; fakat frekansları farklıdır. Ayrıca radarlar, bu örneklerdeki gibi doğrudan iletilen enerjiyi kullanmak yerine, "yankı"adı verilen yansıtılan enerjiyi kullanırlar. Yankılanan sinyaller radar alıcısı tarafından sayısal değerlere çevrilerek, "yankı depolarında" veri olarak kayıt edilir. En sonunda bu veriler işlemden geçirilerek görüntüye dönüştürülür.

Diğer taraftan Sebe Suresi'nin 10. ayetinde demir için "yumuşattık" anlamına gelen "elenna" fiilinin kullanılması da son derece hikmetlidir. Çünkü günümüzde, yeryüzündeki en güçlü, sert malzemelerden biri olmasına rağmen, demir için "yumuşak" sıfatı da kullanılmaktadır. Fiziksel olarak sert olmasına rağmen, manyetik özellikleri nedeniyle "yumuşak demir" diye tanımlanan bu demir çeşidi, özellikle radar ve uydu teknolojilerinde kullanılmaktadır.  Yumuşak demir, manyetik alanı daha güçlü hale getirmesi ve istenildiği şekilde açılıp kapanabilmesi bakımından tercih edilmektedir.

Yumuşak demirin kullanılmasıyla, elektromanyetik sinyallerin havada istenildiği şekilde yönlendirilmesi bakımından, Sad Suresi’nin 36. ayetinde bildirilen, rüzgarın Hz. Süleyman'ın "emriyle istediği yere yumuşacık akması"na işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Günümüzde kullanılan görüntüleme radarlarıyla yeryüzü her an taranmakta ve Dünya'da meydana gelen değişiklikler izlenmektedir. Bunun yanı sıra, dağlar, buzullar ve denizler gibi yeryüzü şekilleriyle, insan yapımı ev, köprü ve araba gibi cisimler hakkında da veri toplanmaktadır. İleri teknolojinin bu işleyiş şekline ve yapım malzemesine, bundan 1400 yıl önce Kuran'da dikkat çekilmiş olması, Kuran'ın geçmiş ve geleceği tek bir an olarak yaratmış ve zamandan münezzeh olan Rabbimiz'in vahyi olduğunu göstermektedir. (www.gercekakil.com)





Olumlu Düşünmekte Kararlı Olmak ve Sağladığı Faydalar

İnsan nefsinde, olayların olabilecek en kötü yönlerini görme, hep en kötü ihtimaller üzerinde durma eğilimi vardır. Bunun kişiye faydadan çok zararı olur. Ama bazı insanlar, bu zararı bile bile, tercihlerini olumsuz düşünmekten yana kullanırlar.

İnsanın aslında her zaman kendini mutlu edecek, neşe verecek, güçlendirecek, hoşuna gidecek tercihlerden yana tavır koyması gerekir. Zira hiçbir insan kendisine üzüntü ve sıkıntı verecek, gerginliğe sürükleyecek ve mutsuz edecek bir şeyi istemez. Ama bu konuda şeytan sinsice bir oyun ile “olumsuz düşünmeyi” kimi insanlara makul, mantıklı, yararlı ve hatta gerekli bir davranış olarak gösterir.

Şeytan Nasıl Olumsuz Telkin Verir?

Kimi zaman “bu olumsuzlukları görmesi gerektiği; aksi takdirde bunlara karşı tedbir alamayacağı” bahanesiyle, kimi zaman “olaylara olumsuz yaklaşmadığı, sadece gerçekçi baktığı” iddiasıyla şeytan insanları negatif düşüncelere çeker. Halbuki şeytanın asıl istediği, önce bir bahaneyle kişiyi olumsuz bir ruh haline çekme, daha sonra da bu negatif düşüncelerle dolu kişiyi, daha da derin bir gaflete sürükleyebilmektir. Tevekkülden uzaklaştırdığı, hüzne, ümitsizliğe ve telaşa kaptırdığı insanları tam olarak inkarın içine çekebilmektir.

İnsanın bu sinsi oyunu hemen görebilmesi son derece önemlidir. Şeytan ilk başta kişiye “bir parça olumsuz düşünmenin ne zararı olabilir ki?” gibi sinsi bir mantıkla yaklaşır. Halbuki olumsuz düşünmenin az ya da çok olması bir şey değiştirmez. Kuran ahlakında olumsuz düşünmenin hiçbir şekilde yeri yoktur. Bunun az ya da kısa süreli olması da Kuran'a uygun değildir. Şeytanın asıl istediği kişinin Allah'ı düşünmemesi, kaderin mükemmelliğini gözardı etmesi, Allah'ın yarattıklarından hoşnut olmaması, Allah'ın razı olmayacağı bir ahlak yaşaması ve tüm bunların sonucunda da cehennemle karşılık görmesidir. (www.olumkiyametcehennem.net)

Olumsuz Düşünmekten Sakınmanın Yolu Nedir?

Olumsuz düşünmekten kurtulmak için insanın düşünmesi gereken, her şeyden önce Allah'ın insanlara tevekküllü, teslimiyetli olmayı, olaylara hayır ve hikmet gözüyle bakmayı emretmiş olmasıdır. Bu bilgi, iman eden bir kişinin şeytanın bu tuzağından etkilenmemesi için tek başına yeterlidir. Ayrıca şeytanın tuzağına karşı kişi kendine şu soruları da sormalıdır:

* “Allah’ın razı olacağını düşündüğüm ve kolay ve güzel olanı seçmek yerine, kendimi üzecek, yoracak, sıkacak ve sonucunda da hiçbir fayda vermeyecek ve zarar göreceğim bir yolu neden seçeyim?”

* “Neden doğru olduğu ve güzel sonuç vereceği kesin olan bir ahlak yaşamayayım? Böyle bir tavır inşaAllah bana hem Allah'ın rızasını kazandırır hem de kolay, mantıklı ve akılcı değil mi?”

* “İnsana hasta olup acı mı çekmek istersin yoksa sağlıklı olup mutlu mu olmak” diye sorsalar hiç hastalık ve acıyı tercih eder mi? Bu konunun da farklı bir yanı yok. Neden güzellik getiren bir seçeneği kötü göreyim?”

Mümin İçin Herşey Hayırlı Yaratılmıştır

Güzel ahlakın, Kuran'a uygun şekilde olumlu, tevekküllü, teslimiyetli düşünmenin dünyada ve ahirette kesin olarak güzel sonuç vereceği açıktır.
İşte iman eden bir insan için şeytanın bu oyunu, baştan bozularak yaratılmıştır. Çünkü Müslüman bir kişi, Allah'a olan inancından dolayı karşılaştığı her olayda Allah'ın nimetlerini görüp Rabbimiz'i yücelteceği ve şükredeceği güzellikleri görmeye eğilimlidir. Hiçbir zaman için yaşadığı olaylardaki olumsuz yönleri araştırmaz. Hep Allah'ın yarattığı hayırları hikmetleri görür. (www.guncelyorumlar.com)





Mene Maculata (Mene Balığı)




Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi

Yaş: 54 37 milyon yıl

Bölge: Monte Bolca, İtalya


Menidae familyasına dahil olan bu balık türüne özellikle Pasifik Okyanusu'nda sıkça rastlanır. Canlının, Senozoik zamana (65 milyon yıl günümüz) ait pek çok fosil örneği elde edilmiştir. Özellikle Monte Bolca Oluşumu'nda bulunan Mene Maculata türü fosiller, söz konusu canlıların milyonlarca yıldır değişmediğini gösteren önemli birer örnektir. Mene balıklarının hep aynı kaldıklarını gösteren bunun gibi pek çok fosil bulunmasına rağmen, balıkların evrimcilerin iddia ettiği gibi diğer canlılardan türediğini gösteren hiç fosil yoktur. (www.medyacevap.com) Darwinistlerin balıkların nasıl ortaya çıktığı konusundaki iddialarının hiçbir kanıta dayanmadığını İngiliz Doğa Tarihi Müzesi yetkililerinden J. R. Norman şu sözlerle ifade etmektedir:

"Bu zamana kadar elde edilen jeolojik kayıtlar, balıkların kökenine dair hiçbir kanıt sunamadılar." (J.R. Norman, "Classification and Pedigrees: Fossils, A History of Fishes", British Museum of Natural History, 1975, s 343)





ALLAH'IN MEHDİ'YE OLAN SEVGİSİ VESİLESİYLE, DEPREMLER DURACAKTIR

O’NUN (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) HATRINA DEPREMLERİ DURDURURUM.

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 70)

Büyük İslam alimi Bediüzaman Said Nursi de bir sözünde, “Allah'ın insanları Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle Allah'ın azabından koruyacağını” bildirmiştir:

(Hz. Mehdi’nin) İkinci vazifesi:

Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile (Peygamberimiz (sav)'in halifesi, yani Müslümanların manevi lideri ünvanı ile) şeair-i İslamiyeyi (İslam ahlakının esaslarını) ihya etmektir (yeniden canlandırmaktır). Alem-i İslam’ın vahdetini (İslam aleminin birliğini) nokta-i istinad edip (dayanak noktası yapıp) BEŞERİYETİ (insanlığı) MADDİ VE MÂNEVİ TEHLİKELERDEN VE GADAB-I İLÂHİ'DEN (Allah'ın azabından) KURTARMAKTIR...

(Emirdağ Lahikası, s. 259)






BEŞİR ESAD: 'TÜRKİYE BİZİM İÇİN EN GÜVENİLİR ARABULUCU'

Ne Demişti

Destan TV, 5 Ağustos 2008

Adnan Oktar: Hemen kabul ederler. Zaten onlar teklif ediyor yani istiyoruz diyorlar. Sadece Türkiye’nin bunu istemesini bekliyorlar. Suriye’ye gidip teklif edelim. Resmi olarak Türkiye ile birleşin. İki devlet, zaten Müslüman devletler. Fakat Türkiye ile birleşin desek hemen kabul eder, Irak da kabul eder. çünkü müthiş lehine onların. Huzur gelecek, adalet gelecek, barış gelecek, ekonomi canlanacak, şahlanacak, ve süper devlet olacak.

Trabzon TV, 4 Eylül 2008

Muhabir: Evet, Sayın Hocam Suriye ile son dönemdeki yakınlaşmamızı nasıl yorumladınız?

Adnan Oktar: Süper işte, bu çok önemli. Suriye’yle Türkiye’nin birleşmesi an meselesidir. Suriye bunu şiddetle istiyor, Türkiye’nin ağabeylik yapmasını; Suriye-Türkiye ayrı ayrı devletler ama tek bir beraberlik olsun istiyorlar. Bu çok güzel, Türk İslam Birliği kardeşliği içerisinde, tabii ki ayrımız gayrımız yok Suriye ile Türkiye de birleşecek inşaAllah, bu onun alameti. Pasaportsuz, vizesiz Suriye’ye gidebileceğiz, Suriyeliler de istedikleri gibi bize gelip konaklayabilecekler. Kardeş olacağız inşaAllah, güzel bir birlikteliğin ilk alametleri bunlar.



Ne Oldu

Hürriyet, 18 Mayıs 2009


Fatih Çekirge'nin yazısından:

"Soruyoruz: - Suriye İsrail görüşmeleri yeniden başlarsa Türkiye’nin arabuluculuğu için ne diyorsunuz? Başka ülkeler de devreye girmek istiyor.__Esad çok samimi cevap veriyor:__Türkiye’nin rolü önemlidir. Çünkü biz Türkiye’ye güveniyoruz. Eskiden bu güven yoktu. Ancak son 5-6 yılda Türkiye iyi niyetini ispatlamıştır. Türkiye bağımsız olduğunu, objektif ve gerçekçi olduğunu göstermiştir. Eğer başka bir ülke böyle bir şeye soyunmak istiyorsa önce bu özellikleri göstermelidir. Bu noktada Suriye’nin Türkiye’ye karşı duyduğu bu güvende, tam 30 kez Şam’a gitmiş olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da ’kuyumcu işi’ bir güven dokusu kurduğu ortaya çıkıyor. Bir zamanlar savaşın sınırından dönmüş iki ülkenin böylesine bir güven ilişkisi içinde olması gerçekten müthiş bir gelişme. Ermenistan’dan İran’a, Suriye’den Ege’ye kadar sınırlarını kendisine dikenli tel haline getirmiş, bütün komşularıyla ’dikenli tel’ diplomasisi içinde olan bir Türkiye’den ’güven’ içinde bir Türkiye’ye geçiş dikkat çekicidir."
Ölümden kaçmaya kimsenin gücü yetmez. O halde her insanın ölüm için hazırlıklı olması gerekir. İnsanın, ölüm gerçeğine hazırlıklı olmak için; Allah katında sonradan pişman olacağı hiçbir davranışı yapmaması, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için her an güzel davranışlarla davranması, Allah'ın emir ve yasaklarına uyması, Boş amellerden yüz çevirmesi, faydalı ve hayırlı işlerde yarışması, Dünyevi hırslara kapılmaması nefsinin oyunlarına aldanmaması gerekir.

Madem gerçek budur, öyleyse bu gerçeğin dünyadaki herşeyden daha önemli olduğunu iyi anlamak gerekir. İnsanın, hayatında karşısına çıkacak muhtemel olaylar için önceden hazırlık yaptığı gibi, hatta daha da fazla, ölüm ve sonrası için benzeri bir hazırlık yapması en mantıklı hareket olacaktır.

2009-07-19 10:34:44

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top