RAMAZAN 2009 - 14.Gün







"Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır." (Lokman Suresi, 16)





"Allah için bir derece tevazu eden kimseyi Allah bir derece yükseltir. Öyle ki onu Firdevs cennetinin en yüksek yerine ulaştırır. Allah'a karşı bir derece kibir gösteren kimseyi Allah alçaltır. Hatta onu cehennemin en alçak derecesine indirir. Eğer sizden biriniz kapısı ve penceresi olmayan sert bir kayanın içerisinde gizli bir şey yaparsa, gizlediği şey ne olursa olsun Allah onu ortaya çıkarır." (İbn-i Mace)

 






Papua Yeni Gine'de İslam'a Yönelenlerin Sayısı Artıyor / ABC News / 17.11.2008



Papua Yeni Gine’deki pek çok insan artık kilise yerine camide dua etmeyi tercih ediyor.

PYG’de Hristiyanlığı terk ederek İslamiyeti kabul eden insanların sayısında çok büyük bir artış yaşanıyor. Malezya’da eğitim gören Khalid, “Birçok Papua Yeni Gineli diğer dinleri beğenmedikleri için değil, kendilerini daha rahat hissettikleri için İslam’a yöneliyorlar” dedi.

“İslam ibadetleri diğer dinlerinkinden çok daha kolay. İslam’da siz kendi kendinizi eğitiyorsunuz ve nasıl dua edeceğinizi öğreniyorsunuz.”

“Allah sadece camide değil, her yerde. Bu yüzden camiye gidemediğimde de, evde de, bir ağacın altında da, neresi olursa olsun her yerde dua edebilirim.”

“Papua Yeni Gineliler 1980’lerin başında İslam’a inanmaya başladılar ve şu anda aynı anda tüm kasabalardan gelen raporlara göre 4.000’den fazla inanan var.”

“İslamiyet yayılmaya başladığında, 20-30 yıl içinde tüm Papua Yeni Gine’nin İslam’ı kabul edeceğini tahmin ediyordum.”

Khalid, Papua Yeni Gine’de İslam’a bakış açısının değişeceğini ve İslam’a inananların artacağını söyledi. 1980’li yıllardan bu yana Papua Yeni Gine’de Müslüman olanların sayısı hızla artmaktadır. Dünya çapında Allah'a inanan, Kuran ahlakını benimseyen ve Müslümanlığı seçenlerin sayısındaki bu büyük artış, tüm Müslüman alemi için sevinç vericidir. Allah Kuran'da dilediği kullarının kalplerini İslam’a ısındıracağını şöyle bildirmiştir:

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Müslümanlar ahirette Allah’ın rahmetine ve cennetine kavuşmayı ümit ederek Allah’a derin bir sevgiyle dua etmelidirler. İmanlarını en derin şekilde kuvvetlendirmeli ve Rabbimiz'e şükretmelidirler.





Çekirgelerin Sinir Sistemi Bilime Yol Gösteriyor

Çekirgelerin sinir sistemi bilim adamlarını şaşırtacak ölçüde insanların sinir sistemine benzemektedir. Oysa evrim teorisine göre sözde evrim basamaklarının en üstünde yer alan insanın en gelişmiş sinir sistemine, bu basamağın çok altlarında yer alan çekirgenin ise basit bir sinir sistemine sahip olması gerekir. Çekirge ve insanın sinir sistemi arasındaki benzerlik, bu düşünce sistemini çökertmekte ve Evrim teorisini benimsemiş bilim adamlarını açmaza sürüklemektedir.

Yüce Allah her canlı grubunu kusursuz özelliklere sahip olarak yaratmıştır. Bu canlıların hiçbiri basit türler değildir. Hepsi kendilerine özgü mükemmel sistemlerle birlikte kusursuz bir yaratılış özelliği göstermektedir. Evrim teorisini benimsemiş bazı bilim adamları, bu gerçeği kavrayamadıkları için böcek ve insan arasındaki sinir sisteminin benzerliğini de  kavrayamamaktadırlar. İşte, bilim adamları bir yandan çekirgenin insana benzeyen sinir sistemi karşısında hayrete düşerken, diğer yandan da çekirgenin çevresel koşullar değiştiğinde basınca karşı gösterdiği direncin nasıl çalıştığını araştırmışlardır. (www.evrimyalani.com)

Çevresel Koşullar Tehlike Oluşturduğunda Çekirgenin Sinir Sistemi Nasıl Çalışır?

Çekirgelerin sinir sistemini inceleyen araştırmacılar, merkezi sinir sistemindeki sinir hücrelerinin solunum döngüsünü kontrol ettiğini keşfetmişlerdir. Buna göre havada meydana gelen bir değişiklik örneğin oksijen azlığı veya aşırı sıcağın etkisiyle, canlı önce hızlı hızlı nefes almaya başlıyor, daha sonra da komaya giriyordu. Ama sıcaklık düştüğü ya da oksijen seviyesi yükseldiği zaman tekrar normal haline dönüyordu. Bu şekilde hem enerji tasarrufu sağlıyor, hem de acı hissini azaltıyordu.

Çekirgenin dışarıdan gelen uyarıların olumsuz olması durumunda koma haline girmesi, gerçekte hücre dışı potasyum iyonlarının yükselmesiyle bağlantılıdır. Sinir sisteminin düzgün çalışması için hücrelerin içinde potasyumun yüksek, hücre dışında ise düşük olması gerekir. İşte, çekirgenin hayatını kurtaran, bu dengenin değişmesidir. Sistemin normalden farklı çalışması ve olması gerekenden değişik bir durumun ortaya çıkması ise gerçekte bir yanlışlık değildir. Tam aksine Yüce Allah’ın üstün aklının ve yaratış sanatının benzersiz oluşuna bir kanıttır. Çünkü çekirgenin sinir sisteminde ortaya çıkan bu farklı durum, canlının hayati sistemlerini koruması için yaratılmış bir önlem mekanizmasıdır. Yüce Allah, çekirge örneğinde olduğu gibi tüm kainatı kusursuz ve  benzersiz yaratmıştır. (www.gercegibilmek.com)

Sonuç:

Çekirgeler en fazla 5-6 cm büyüklüğünde aklı ve şuuru olmayan bir canlı türüdür. Barometresi olmadığı için basınç değişikliğini, termometresi bulunmadığı için hava sıcaklığını ölçemezler. Ancak Yüce Allah’ın kendilerine bahşettiği özel bir nimet sayesinde, çevrelerindeki ısı ve basınç değişikliklerini hissederek sinir sistemlerini uyarır ve daha dayanıklı hale gelmek için kendilerini hazırlarlar.

Çekirgelerin sahip olduğu bu sistemi, insanların ameliyatlarda kullanarak hastanın acı hissini engellemeleri, ancak modern tıbbın gelişmesi ile mümkün olmuştur. Oysa insanların bulduğu bu yöntemi, çekirgeler Yüce Allah’ın ilhamı ile ilk yaratıldıkları andan itibaren kullanmışlardır. Günümüzde modern tıbbın, bu mükemmel sinir uyarı sistemini inceleyerek migren ağrısının tedavisinde kullanmayı planlaması ise, Yüce Allah’ın üstün aklının ve yaratış sanatının bir kez daha bilime ilham kaynağı olduğunu göstermektedir. Yüce Allah’ın Bedi (örneksiz olarak yaratan) ismi bu küçük canlılarda tecelli etmekte, insanlar ise bu örneklerden yola çıkarak günlük yaşamlarını kolaylaştırıcı buluşlar yapmaktadır. Rabbimiz Yüce Zatının bu örneksiz yaratışını bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

“Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca 'OL' der, o da hemen oluverir."” (Bakara Suresi, 117) 

Kaynak:
http://www.sciencedaily.com/releases/2008/02/080207101321.htm





Savunması Sağlam Anne Rahmi

Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı? Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Belli bir süreye kadar; İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, Biz ne güzel güç yetirenleriz. (Mürselat Suresi, 20-23)

Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir. (Müminun Suresi, 12-14)

İnsanın yaratılışı ile ilgili yukarıdaki ayetler, embriyoloji alanına ait temel bilgiler içermektedir. Ayetlerdeki rahim bölgesini tarif eden "savunması sağlam bir karar yeri" ifadesi ise, günümüz tıp bilgisi ile daha iyi anlaşılan, önemli bir özelliğe işaret etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) Sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesi ile oluşan zigottan, trilyonlarca hücrenin uyum içinde çalıştığı, tam bir insan olana kadarki süreç anne rahminde geçer. Embriyonun 9 aylık bir sürede gelişimini tamamladığı bu yer -rahim- ayette de bildirildiği gibi, “savunması sağlam” bir mekandır.

Ayetlerdeki "savunması sağlam" olarak çevrilen "mekiynin" ifadesi, "sarsılmaz, sağlam, muhkem, güçlü, yerinden ayrılmayan, sağlamca yerine yerleşmiş" gibi anlamlar içermektedir. "Kararin" kelimesi ise "yerleşme mekanı, kalma, sabitlik, sağlamlık, duraklama yeri" gibi anlamlara gelmektedir. Bu kelimeler rahmin sağlam, korunaklı bir mekan olduğunu çok hikmetli bir şekilde tarif etmektedir. (www.insaninacizligi.com)

Dış etkenlere, ışığa, sese karşı yalıtım sağlayan anne rahmi, öncelikle bebeği her türlü darbeden ve baskıdan korur. Pelvis boşluğunda yer alan rahim, bu bölgenin kalın ve güçlü kemiklerle çevrelenmiş olmasından ötürü, oldukça korunaklıdır. Rahim bölgesi, hamilelik sonuna kadar bebeğin ağırlığını taşımasını sağlayan, dışta güçlü kas duvarları, içte de "endometrium" denilen katmanla kaplıdır. Bu güçlü kaslardan oluşan yapı, bebeğin büyümesi ve gelişimi için son derece elverişli bir yapıya sahiptir. Hamilelik döneminde bölgedeki kemikleri birbirine bağlayan bağlar da kalınlaşır ve uzar. Sağlam pelvis kemikleri ile rahmin üst kısmına yapışık halde olan bağlar, rahme sağlam ve sabit yapı kazandırır.


Anne rahmindeki cenin vücuda yabancı olmasına rağmen savunma sisteminin saldırısına uğramaz. Bu, ceninin korunmasına yönelik mucizevi bir durumdur.
Hamilelik döneminde, bebeğin korunmasıyla ilgili olarak son derece mucizevi bir durum daha gerçekleşir ve bebek iç saldırılardan korunur. Organ, hatta ilik nakli gibi durumlarda, yabancı bir maddenin vücuda girmesiyle, kişinin savunma sistemi tepki göstermeye başlar ve kimi zaman bu tepkiler ölümcü sonuçlar doğurabilir. Fakat cenin için bu söz konusu olmaz ve annenin savunma sistemi, onu yabancı olarak algılamaz. Annenin bağışıklık sisteminin, babadan gelen yabancı genlere karşı tolerans göstermesi, olağanüstü bir durumdur; çünkü bebek %50 yabancı bir insanın yapısını taşımaktadır. (www.insanmucizesi.com)

Virüs, tümör gibi yabancı hücreleri tanıyıp, öldüren bağışıklık sisteminden beklenen, cenin hücrelerine de savaş açmasıdır. Ancak Allah'ın dilemesiyle böyle bir durum gerçekleşmez ve rahim son derece güvenli, sağlam bir yer olma özelliğini korur.
Kuran'da embriyoloji alanı ile ilgili verilen bilgilerin tümü, günümüz tıbbı ile tam bir uyum içindedir. Her biri ileri teknoloji düzeyi neticesinde ortaya çıkan bu bilgiler, Kuran'ın tüm ilimlerin sahibi, herşeyin Yaratıcısı Yüce Rabbimiz'in vahyi olduğunun en açık kanıtlarındandır. Yüzyıllar öncesinden bilim dünyasına ışık tutacak bilgilerle dolu Kuran-ı Kerim'de, insana şöyle bildirilmektedir:

Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)





 Müslümanca Düşünmek Neden Önemlidir?

Çoğu kimse, düşüncesinden de sorumlu olduğunu, aklından geçen her düşüncenin hesabını ahirette eksiksiz olarak vereceğini aklına getirmez. Bu nedenle kendisine yükleyeceği sorumlulukları hesaplamadan hikmetsiz düşüncelerle zamanını boşa harcayabilir. Oysa Yüce Allah Kuran’da insanın düşüncelerinden de sorumlu olacağını bildirmiştir.



Müslümanca Düşünmek İçin…

Daima Allah'ı Düşünmek

Müslümanca düşünmenin en temel özelliklerinden biri, müminin kendisini Allah'a adaması, Allah için yaşayıp, Allah için çaba harcaması üzerine kuruludur. Bunun için Allah'la yakın bir bağ kurar. Bu bağı kurmanın yolu ise, "zikir" yani Allah'ı anmadır. İman eden bir insan verilen nimetlere karşı için için şükreder, hataları dolayısıyla bağışlanma diler, yapacağı işler için yardım ister ve sık sık Yüce Allah'ı tesbih edip yüceltir.

Allah'ın Her şeyi Kaderde Yarattığını Düşünmek  

Bu kavrayışa sahip olan bir mümin başına gelen olaylara sinirlenmez, üzülmez, kaygılanmaz, hırslanmaz ve geleceğinin nasıl olacağı konusunda korkular yaşamaz. Çünkü gelecekte yaşayacağı tüm olayların, ne zaman, nasıl, nerede öleceğinin belli olduğunu ve bunları değiştiremeyeceğini bilir. Bunlar zaten Allah Katında yaşanmıştır ve bilgisi de tüm detayları ile Allah Katındaki Levh-i Mahfuz isimli kitapta yazılıdır.

Daima Olumlu Düşünmek

Olumlu düşünceye sahip olan bir mümin her olayın yalnızca Allah'ın dilemesi ile gerçekleştiğini bildiği için en olumsuz şartlarda, en sıkıntılı gibi görünen durumlarda bile üzüntüye, karamsarlığa ve ümitsizliğe kapılmaz, şeytanın verdiği vesveselerin etkisinde kalarak olumsuz düşünmez. Yüce Allah'ın müminlerin dualarına icabet ettiğini bildiği için, en kötü görünen bir olayın bile imtihan ortamının bir parçası olduğundan ve eninde sonunda müminler için mutlaka hayra dönüşeceğinden kuşku duymaz. (http://www.kurandancevaplar.com)

Göklerin ve Yerin Yaratılışı Hakkında Düşünmek

Mümin  Kuran'da bildirilen hükümler vesilesi ile, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği, sonsuz akıl, bilgi ve gücü anlar ve bütün varlık âleminin yalnızca Yüce Allah'ın ayetlerinden oluştuğunu kavrar. Bu kavrayışın kazandırdığı sorumlulukla Yüce Allah'a yakınlaşacak düşüncelere sahip olur.

Daima Müslümanların Lehine Düşünmek

Yüce Allah müminlerin daima bir arada olmalarını ve birbirlerine kenetlenmelerini emreder. Bu ayetin hükmü gereği Müslümanca düşünmenin temel unsurlarından biri de Müslümanların birbirlerinin değerini iyi bilmeleri ve hep Müslümanların lehine düşünmeleridir. Bu düşünce doğrultusunda müminler bir zorluk karşısında birbirlerine tam destek verir, birlik olur, birbirlerini her olay ve koşul karşısında koruyup kollar, maddi veya manevi olarak bütün imkânlarını sarf ederler.

Her şeyde Hayır Olduğunu Düşünmek

“... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)
ayetinde haber verildiği gibi Müslümanca düşünen mümin, her şeye hayır gözüyle bakması gerektiğini kavramıştır. Duyduğu her sese, gördüğü her görüntüye, yaşadığı her olaya, kısacası hayatın her anına "hayır gözüyle bakar" ve Allah'ın yarattığı kaderdeki hikmetleri görmeyi umut eder. (www.kadernedir.com)

Her Olayın Kuran Ahlakıyla Değerlendirilmesi

Mümin, karşılaştığı her olayı Kuran ayetlerine göre yorumlar ve her durumda Kuran ahlakına en uygun olan tavrı düşünerek bunu uygulamak konusunda titizlik gösterir. Düşüncelerini Kuran ahlakına göre değerlendiren mümin sevgi, hoşgörü, merhamet, şefkat ve mülayimlik üzerine kurulu; öfkeden ve tartışmadan kaçınan, daima Yüce Allah'ın rızasına uygun bir tavır sergiler.  

Müslümanca Düşünmek Yüce Allah'ın Rızasını ve Cennetini Kazanmaya Vesile Olur

Müminler, işledikleri salih davranışlar yanında akıllarından geçirdikleri her düşünceden de sorumlu olduklarını bilirler. Kuran ahlakına uygun yaşamak için bu ahlaka uygun düşüncelere sahip olmanın son derece önemli olduğunu da bildiklerinden gün boyunca Müslümanca düşünmek konusunda titizlik gösterirler.





Bir Tür Bitki Böceği (Dascillidae)



Dönem: Senozoik zaman, Oligosen dönemi

Yaş: 25 milyon yıl

Bölge: Dominik Cumhuriyeti


Resimdeki bitki böceği Dascillidae familyasına dahil bir canlıdır. Bu familya altında 15 cins ve yaklaşık 80 türün yaşadığı tahmin edilmektedir. Resimdeki böcek ise, 25 milyon yıllık olup günümüzdeki benzerleriyle tamamen aynı özelliklere sahiptir. Bu canlı, evrimcilerin iddia ettikleri 'böceklerin evrimi' safsatasını tamamen ortadan kaldırmaktadır. (http://www.yaratilisatlasiyorumlar.com)





HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN BOYNUNA ASILAN BAKIR LEVHA

Ebu Said el Hudri radıyallahu anh rivayeti; "... DECCAL O MÜMİN KULU KESMEK İÇİN YAKALAR FAKAT BU SIRADA ONUN BOYNU İLE KÖPRÜCÜK KEMİĞİ ARASI ALLAH TARAFINDAN BİR BAKIR LEVHA HALİNE GETİRİLİR DE ARTIK DECCAL O’NU KESMEYE HİÇBİR YOL BULAMAZ. BU SEFER DECCAL O’NU İKİ ELİ VE İKİ AYAĞI İLE YAKALAYARAK FIRLATIR ATAR. İNSANLAR DECCAL O’NU BİR ATEŞ İÇİNE ATTI SANARLAR. HALBUKİ O MÜMİN ZAT BİR CENNET İÇİNE ATILMIŞTIR.

(Sahih-i Müslüm Kitabul Fiten. Bab Hadis No:113-İmam Şarani, Kurtubi Tezkire s. 488)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sonra buyurdu ki; "İşte Allah Katında şahadet bakımından insanların en büyüğü o kimsedir."

{Müslim (4/2256) Ebu Ya'la (2/332, 534) Abd Bin Humeyd (1/282) İbni Mende İman (2/937) Mecmauz Zevaid (7/337) Mizzi Tehzibul Kemal (24/87, 90)}

AYRICA ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)'Yİ) ZİNDANLARINA ATMAKLA BİR ATEŞ İÇİNE ATTIĞINI ZANNEDER. HALBUKİ ONU CENNETE ATMIŞTIR. ZİRA MÜMİN DECCAL'İN CEHENNEMİNDE OLSA BİLE GÖNLÜ ADETA CENNETTEDİR. Müslim-i Şerif'in mütercimi Mehmed Sofuoğlu buradaki cennetin dünya bahçelerinden bir bahçe olduğunu söyler.

(Mehdilik ve İmamiye, s. 40)

•    Hadiste bahsedilen yer, “acı ve zorlukların olduğu bir yer olacaktır”.

•    Fakat burası “yeşillik ve bahçelik bir yer olacaktır”.

•    Allah sevgisiyle, imanın nuruyla imanlı kişi burada acı çekmeyecektir.

•    Buranın aynı zamanda da “el ve ayak bağlanan bir yer olduğu görülmektedir”.

•    Buradaki kişilerin “boyunlarına kimliklerini belli eden bakır bir künye takılmaktadır”.

•    Burada “kanuni bir dokunulmazlık elde edilmektedir”.

Verilen tüm bu bilgilerden, hadiste muhtemelen sanki bir akıl hastanesinde tutulan bir kişiden bahsedildiği izlenimi oluşmaktadır.






DEVLET YOKSULA BEDAVA SÜT DAĞITACAK

 
Ne Demişti

El Cezire, 13 Aralık 2008

Adnan Oktar: ...Ama fakir halka maaşlarına zam yaparak alışverişi arttırmak mümkün olabilir, yani piyasa hareketlendirebilinir... özellikle lüks üretim yapan yerlere para aktarımı değil de, halka para aktarımı daha doğru olur, yani fakir halka para aktarımı daha doğru olur. Tabi Müslümanların görevi de zekat, sadakada daha titiz olmaları, bol bol kardeşlerine kendi imkanlarını dağıtmaları, onlara malla, parayla, yiyecekle bol bol yardım etmeleri, borçlu olanların borçlarını affetmeleri, çünkü Kuran’da borcun affedilmesi bir ibadet olarak belirtiliyor, yani illa borcu öde diye fakir insanların yakasına yapışılması doğru değil, bundan vazgeçilmesi lazım.

Çay TV, 18 Şubat 2009

Adnan Oktar: Ekonomik krizin nedeni de yine budur. Kendilerince çok akılcı olduklarını, çok iyi teknik detaylara sahip olduklarını iddia ediyorlardı. Bakın tam anlamıyla bir tufan başladı, ekonomik tufan başladı ve hiçbir şekilde de durduramıyorlar. Nerede bunların ekonomistleri, profesörleri, bankaları, para basma makineleri, altın depoları nerede bunların? Niye durduramıyorlar? Durduramazlar. Çünkü asıl insana yatırım yapmadılar. Altına, paraya yatırım yapmayla bu işler olmaz. Binaya yatırım yapmakla olmaz... Bunun çözümü insana yatırım yapmaktır. Egoistlikten, bencillikten insanların uzak durması, son derece samimi olması, Allah korkusu, Allah sevgisi, coşkun bir muhabbet, kardeşlik bağı, fakirlere karşı sevgi, acıma ve merhamet duygusunun gelişmesi, bunlarla çözüm olur. Yoksa egoistliğin, bencilliğin hakim olduğu bir dünyada gece gündüz darphaneler para bassa, gece gündüz ekonomistler sabaha kadar çalışsalar hiçbir netice alamazlar. Bu tufanını durduramazlar ve durduramıyorlar. Durduramadıklarını da görecekler... Ekonomik krizin ana nedeni ahlaki krizdir. Ahlaki krizden ekonomik kriz oluştu. Ahlaki kriz kalkmadan ekonomik kriz kalkmaz. Bu da bencilliğin ortadan kalkmasıdır. Yani hırs, para tutma hırsı, fakirlere acımamak, kendi merkezli yaşamak, ben merkezli yaşamak. Böyle olmaz. Müslümanlıkta cömertlik vardır, fakirleri koruyup kollamak vardır, şefkat, merhamet vardır. Allah’a tevekkül vardır, haline şükretmek vardır. İsrafta akıl almaz bir savurganlığa gidiyorlar ve müthiş bir bencillik var yani parayı tutma hırsı var. Bu durumda para kasıldı mı çalışma hayatı da kasılıyor. Fabrikaların üretimi de duruyor. Mal almaktan vazgeçiyorlar, mal üretmekten vazgeçiyorlar. Fakirlere para vermeyi, onlara, işçilere zam yapmayı büyük bir felaket gibi görüyorlar. Bunu böyle yaptıkları müddetçe bu acılar dinmez. Allah bilir tabi ki.

Vatan TV, 15 Mart 2009

Adnan Oktar: Bir de fakir halkın alışveriş yapabileceği, ama bedava alışveriş yapabileceği marketler kurulması gerekiyor... Evet, sosyal marketler. Bunlardan Allah’a çok şükür başladı, yani dört beş tane kurdular, ama çok az, belli ki olmaz beş tane. 500 de az 5000 de az, her yerde bunun kurulması lazım. Bütün milletimiz bunu destekler, yani kursunlar mahallelere, mesela halkın fazla bir elbisesi vardır götürür verir, fazla yiyeceği vardır, götürür verir. Oradan da ihtiyacı olan fakirlere dağıtılır. Bu çok güçlü bir sosyal tedbir olur, bütün millete huzur verir bu. Yani vicdanen de rahat ederiz, sosyal yönden de çok güzel bir denge sağlar, kargaşayı da önleyecek bir sistemdir bu. Bereket de getirir bu, her şeyin üstünde çok sevap olan bir çalışma olur. Bir de hastanelerin ücretsiz olması...



Ne Oldu

Hürriyet, 28 Mayıs 2009


İllerde SYDV (Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı)'nın düzenli bir şekilde Türkiye'de 100 binlerce vatandaşa gıda paketleri dağıttığını hatırlatan Bakan Eker, “Bu yardım paketlerine de süt konmak suretiyle hem yoksul vatandaşlarımızın süt tüketimini artırmak, hem daha sağlıklı beslenmelerine yardımcı olmak, hem de süt üretimini teşvik etmek ve hatta sütün işlenmesini teşvik etmeye yardımcı olacak bir mekanizma kurduk. Bu iki tedbir son haftalarda süt üreticileriyle ilgili hatta süt sanayicileriyle ilgili önemli iki tedbirdir. Bunları şu anda hayata geçirdik” diye konuştu.
Bu sitenin hazırlanış amacı Peygamberimiz (sav)'i birçok yönüyle tanıtmak, onun ahlakını örnek alan insanlardan oluşan bir topluluğun ne kadar üstün özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek, insanları Peygamberimiz (sav)'in ahlakına özendirmektir. Peygamberimiz (sav)'in "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti"1 hadis-i şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların en önemli iki yol göstericisi Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir. Peygamber Efendimiz (sav) hem güzel ahlakı ile insanlara örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır.

1 Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 328
 
2009-07-19 10:43:44

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top