RAMAZAN 2009 - 16.Gün







Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 35)





"Resulullah bir sohbet sırasında şöyle buyurdu: "Ey insanlar dikkatle dinleyin, dediklerimi iyi anlayın. Allah'ın öyle kulları var ki, Peygamber değiller, şehid de değiller, fakat onların Allah'a yakınlıklarına ve yüce mevkilerine peygamberler ve şehidler imrenirler." Cemaatten bir kişi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e şöyle bir soru sorar. "Ya Resulullah! Peygamber ve şehid olmadıkları halde Allah Katındaki mevkilerine peygamberlerin ve şehidlerin gıpta ettikleri insanlar nasıl kimselerdir?" Peygamberimiz bu soruya şöyle cevap verir. "Onlar kimsenin önemsemediği, gösteriş yapmayan kimselerdir. Akraba olmadıkları halde bir araya gelen, birbirlerine karşı kalpleri tertemiz, din uğrunda birleşip kaynaşan kimselerdir. Kıyamet günü, Allah'ın onlar için, halkettiği (yarattığı) nurdan minderler üzerinde otururlar. Allah onlara nurdan elbiseler halkeder, yüzlerini nurlandırır. O gün herkes korku ve heyecan içindeyken, Allah'ın o veli kulları ne korkar ne üzülürler." (Ahmed)






Güney Doğu Asya’da Nüfusun Beşte Üçü Müslüman / Bangkokpost / 13.11.2008




‘İslam Dünyası ile Güney Doğu Asya’daki Müslümanlar’ konulu seminerle dinlerarası barışın yolları görüşülecek

Güney doğu Asya nüfusunun beşte üçünün dini İslamdır. Acaba çok çeşitli dinlere mensup kişiler geçmişte nasıl bir arada ve barış içinde yaşamışlardır ve günümüzde şahit olduğumuz dini çatışmalar acaba nasıl engellenebilir?

İşte bu sorunları araştırmak adına Sosyal Bilimler Teşvik Kurumu’nun (Foundation for the Promotion of Social Sciences) da ortaklığıyla 28 Kasım’da ‘İslam Dünyası ile Güney Doğu Asya’daki Müslümanlar’ konulu bir seminer düzenlenmesine karar verildi. Tayland’ın Nakorn Si Thammarat eyaletinde iki gün sürecek olan seminerde Güneydoğu Asya Milletler Birliği Genel Sekreteri Surin Pitsuwan’ın da konuşma yapması bekleniyor.

Programa dahil olan diğer konuların arasında ‘Güney Doğu Asya’daki İslamlaşma ve Müslüman kadınların rolleri’ de bulunuyor.
Yüce Rabbimiz, Müslümanları her nerede bulunurlarsa bulunsunlar biraraya getireceğini vadetmiştir. Müslümanların üzerine düşen sorumluluk Allah’ın rızasını kazanmak için var güçleriyle çaba harcamaları ve şevk ve heyecanla hayırlı işler yapmalarıdır. Müslümanları biraraya getirecek, kalplerini uzlaştırıp onları kardeş kılacak yegane güç Allah’tır. Kuran'da Allah'ın bu vaadi şöyle bildirilmiştir:

Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 148)

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)





Allah’ın Detay Sanatı: Altın Oran

Rabbimiz, sonsuz aklı ile insanların kavrayamadıkları, henüz detaylarını keşfedemedikleri sistemler yaratmış, her detayın içinde Kendi Yüceliğini ve kudretini gösteren daha da ince güzellikler var etmiştir. Kimisi insanın yaşaması için gereken ihtiyaçları karşılarken, kimisi de bir güzellik, bir nimet olarak ona ikram edilmiştir. Bu detayların her biri bir sanattır, bir yaratılış harikasıdır. Biyolojiden mimariye, sanattan anatomiye kadar her alanda karşımıza çıkan ve estetik duygusunun oluşmasına vesile olan altın oran da bu yaratılış harikalarından biridir. (www.altinoran.org)

- Altın Oran Nasıl Hesaplanır?


Altın oran, Fibonacci serisi olarak bilinen özel bir matematiksel dizilimdir. Fibonacci isimli İtalyan matematikçinin bulduğu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin, kendisinden önce gelen iki sayının toplamınd an oluşmasıdır.1 Dizideki bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde ise birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı "altın oran" olarak adlandırılır.


233 / 144 = 1,618
377 / 233 = 1,618
610 / 377 = 1,618
987 / 610 = 1,618
1597 / 987 = 1,618
2584 / 1597 = 1,618

İnsan Vücudundaki Altın Orana Örnekler

Bedenin çeşitli kısımları arasında var olduğu öne sürülen ve yaklaşık altın oran değerlerine uyan "ideal" orantı M/m=1,618 oranına denktir.
İnsan vücudunda altın orana verilebilecek ilk örnek; göbek ile ayak arasındaki mesafe 1 birim olarak kabul edildiğinde, insan boyunun 1,618'e denk gelmesidir. Bunun dışında vücudumuzda yer alan diğer bazı altın oranlar şöyledir:

• Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
• Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,
• Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
• Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arası
 
- İnsan Yüzünde Altın Oran

İnsan yüzünde de birçok altın oran vardır. Ancak bunu elinize hemen bir cetvel alıp insanların yüzünde ölçmeyi denerseniz doğru sonucu bulamayabilirsiniz. Çünkü bu oranlandırma, bilim adamları ve sanatkarların beraberce kabul ettikleri "ideal bir insan yüzü" için geçerlidir.
Örneğin üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk dişin genişliğinin, merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar bir dişçinin dikkate alabileceği en ideal oranlardır. Bunların dışında insan yüzünde yer alan diğer bazı altın oranlar şöyledir:

• Yüzün boyu / Yüzün genişliği,
• Dudak- kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu,
• Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların birleşim yeri arası,
• Ağız boyu / Burun genişliği,
• Göz bebekleri arası / Kaşlar arası.

Burada birkaç örnek verdiğimiz altın oranın “işlev” ile “anatomik şekil” arasında daima denge oluşturması ve bu dengenin görüldüğü her yerde de altın orana rastlanması, bu oranın Yüce Rabbimiz tarafından yaratılmış mucizevi bir sayı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.



1. Guy Murchie, The Seven Mysteries Of Life, First Mariner Books, New York s. 58-59
2. http://www.goldenmuseum.com/index_engl.html






Kuran’da Dikkat Çekici Sayılar

Mübarek Ramazının bu gününden itibaren bu bölümde, içinde sayısal bir ifade geçen sureler üzerinde yapılan çeşitli hesaplama sonuçları sunulmaktadır. İlgili surelerde farklı hesaplar sonucunda elde edilen aynı rakamlar, son derece dikkat çekici boyuttadır. Bu çalışmada surelerdeki hece ve harf adetleri, harf çeşitleri, ebced değerleri gibi çeşitli yönlerden hesaplamalar aktarılmakta ve ortaya çıkan sayılardaki şaşırtıcı benzerlikler ortaya konmaktadır. Bu bölümdeki hesaplar yoruma açık değildir; aynı yöntemlerle sayımları yapan herkesin ulaşabileceği sonuçlardır.

Kuran-ı Kerim anlam bakımından hikmet ve ilim üstünlüğünün yanı sıra, sayısal olarak da çok zengin ve olağanüstü düzenler içermektedir. Nebe Suresi’nin 29. ayetinde Rabbimiz “... Biz, herşeyi yazıp saymışızdır” buyurmaktadır. Cin Suresi’nin 28. ayetinde ise “... (Allah) herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir” buyrulmaktadır. Kuran-ı Kerim’le ilgili elde edilen bu mucizevi sayısal düzenler, aynı zamanda Yüce Rabbimiz’in “sonsuz da olsa, herşeyin sayısını bilen” anlamına gelen “Muhsi” isminin bir tecellisidir.


*Bu bölüm Ahmet Maraşlı’nın, Kuran’da Sırlı Diziliş, (Okul Yayınları, İstanbul, 2003) kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır.






Müslümanlar Neler Karşısında Heyecan Duyarlar?

Heyecan kavramı, Kuran ahlakına göre yaşamayan toplumlarda bazı olaylar karşısında yaşanan stres, panik, iç sıkıntısı gibi duyguları ifade eder. Bu heyecan insana haz değil aksine sıkıntı veren, zorluk çektiren bir duygudur. Müslümanların heyecanı ise, Allah'ın sanatına karşı duydukları, kendilerine verilen nimetler için hissettikleri, sonsuz cennet hayatını umarak yaşadıkları coşku hissidir. 

Müminler Allah'ın Yaratma Sanatına Karşı Heyecan Duyarlar

İnsan, biraz dikkatle baktığında evrende mükemmel bir sistemin var olduğunu hemen fark eder. Gözünü çevirip baktığı her yerde Allah'ın üstün sanatının hayranlık uyandırıcı delilleriyle karşılaşır. Mümin bir kimse, Allah'ın evrenin her noktasında yarattığı bu düzenin mükemmelliği karşısında büyük bir heyecan duyar. Çünkü bu harikalıkların ardındaki aklı, kudreti ve benzersiz sanatı fark eder.

Müminler çevrelerinde yaratılan sanatı ve ihtişamı düşündükçe, kendilerini yaratmış olan, tek dost ve vekilleri olan Allah'ın kudretini, gücünü ve büyüklüğünü çok daha iyi anlarlar. Allah'ı tesbih ederek O'nun şanını saygıyla yüceltir ve azabından sakındırması için Allah'a sığınırlar.

Cenneti Düşünmenin Verdiği Heyecanı Yaşarlar

Cennet, ayetlerde bildirildiği üzere insanlara, daha önce dünya hayatında eşine benzerine rastlamadıkları bambaşka bir hayat sunmaktadır. Orada dünya hayatında karşılaşılan eksikliklerin ve kusurların hiçbiri yoktur. Allah, insanların cennete özlem duymaları ve ona kavuşmak için çaba harcamaları için dünya hayatını özel olarak kusurlu yaratmıştır.

Cennette yüzlerce, binlerce, milyarlarca, trilyonlarca, katrilyonlarca yıl değil, trilyon çarpı trilyon yıl da değil, hiç bitmeyen, sonu gelmeyen sonsuz bir hayat olacaktır. İnsanın dünyada sahip olduğu bıkkınlık, sıkılma gibi hisler de alınmış olacak ve insan sonsuza kadar yaşadığı her andan büyük bir keyif duyacaktır. (http://www.cehennemcennet.com)

İbadetleri Yerine Getirmenin Heyecanını Yaşarlar

Allah'ı razı edebilmek ve sevgisini kazanabilmek, müminler için her şeyden önemlidir. Bu nedenle hayatları boyunca Allah'a daha da yakınlaşabilmenin yollarını ararlar. Müslümanlar, Kuran'da bildirilen ibadetleri yerine getirmeyi kendilerini Allah'a yakınlaştıracak önemli bir yol olarak görürler. Ancak bunun için ibadetlerin sadece fiili olarak yerine getirilmesi yeterli değildir; Allah Katında asıl makbul olan, tüm bunları samimiyet ve coşku ile yapmaktır.

Kuran-ı Kerim Okunduğunda Heyecan Duyarlar

Allah müminlerin Kuran'ı dinlediklerinde gösterdikleri tavrı şöyle bildirmiştir:

“Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.” (Secde Suresi, 15)

Müminlerin, Kuran ayetleri okunduğunda gösterdikleri saygı, ayetlerin hak olduğunu kesin olarak anlamış olmanın verdiği coşku ve heyecandan kaynaklanır.

Dua'nın Coşkusu

Allah Kuran’da tüm insanlara dua ettiklerinde dualarına karşılık vereceğini müjdelemiştir. Bu Rahman ve Rahim olan Rabbimiz'in biz kullarına vermiş olduğu çok büyük bir nimettir. Böyle büyük bir nimetin farkında olan müminler, büyük bir şevk ve heyecan içerisinde Allah'a dua eder, her an her konuda O'ndan yardım dilerler.

Kuran Ahlakına Çağırmanın Verdiği Heyecan...

Salih müminler insanlara Kuran ahlakının güzelliğini ve din ahlakının hayata geçirilmediği sistemlerdeki kötülükleri anlatırlar. Onları, Allah'ın bildirdiği ahlakı yaşamaya davet ederler. Daha da önemlisi, cehennemin ne kadar kötü bir son olduğunu bildikleri için insanları böyle bir sona karşı uyarmak isterler.

Kuran'da Peygamberimiz (sav) gibi diğer tüm peygamberlerin de tebliğ konusunda büyük bir şevk ve heyecan ile hareket ettikleri haber verilmiştir. Her biri bu uğurda çeşitli zorluklarla karşılaştıkları halde asla yılgınlığa kapılmamışlardır. Aksine peygamberlerimiz kavimlerine doğruyu gösterebilmek için her yolu denemişlerdir.

İnsanın dünyada yaptıklarına karşılık olarak sonsuz cennet ya da cehennem hayatı vardır. Bu nedenle iman eden kişiler, tek bir insanın dahi cehennemden kurtulup Allah'ın rahmetine kavuşabilmesi için her türlü fedakarlığı seve seve göze alırlar. İnsanların Kuran ahlakını benimsemesi için bütün imkanlarını kullanırlar. (http://www.islamadavet.org)





Yusufçuk




Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi

Yaş: 128 milyon yıl

Bölge: Yixian Oluşumu, Çin


Yusufçukların en önemli özelliklerinden biri, çok iyi bir manevra yeteneğine sahip olmalarıdır. Yusufçuğun uçuşu hangi hızda ve hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya başlayabilir. Veya havada sabit durup avına saldırmak için uygun bir pozisyon bekleyebilir. Bu durumda iken olduğu yerde kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir. Çok kısa bir zamanda, böcekler için şaşırtıcı sayılabilecek bir hıza, saatte 40 km'ye ulaşır. (Olimpiyatlarda 100 m. koşan atletlerin hızı saatte 39 km kadardır.) Yusufçuğun kanatlarını mükkemmel şekilde kullanmasına imkan tanıyan uçuş mekanizmasının kademeli evrim modeli ile açıklanması ise mümkün değildir. Her şeyden önce kanat kavramı evrim için bir çıkmazdır.

Elimizdeki en eski yusufçuk fosilleri ile bugün yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. Bu en eski fosillerden önce yaşamış hiçbir "yarım yusufçuk", "kanatları yeni yeni beliren yusufçuk" kalıntısı yoktur. Bu canlılar da, diğer türler gibi, bir anda ortaya çıkmış ve bugüne kadar değişmeden gelmiştir. Yani, Allah tarafından yaratılmış ve hiçbir "evrim" geçirmemiştir. (http://www.birzamanlardarwinizm.com)




HZ. MEHDİ (A.S.) HAKKINDA HİÇBİR ŞEKİLDE ALEYHTE BİLGİ BULUNAMAYACAK VE HZ. MEHDİ (A.S.)'YE KURULAN TUZAKLAR ASLA BAŞARILI OLMAYACAKTIR

Nechül Belağa'dan: İnananların Efendisi (sav) dedi ki: "O (Hz. Mehdi (a.s.)) insanlardan saklanırken, İZ SÜRÜCÜLER ARASALAR BİLE ONUN AYAK İZLERİNİ GÖRMEZLER...

(Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, c. 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 186)





Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin, münafıkların yaptıkları ihbarlar sonucu takip edileceği, ancak asla başarılı olunamayacağı haber verilmiştir. Hadislerde; “buğdayı içten tahrip etmeye çalışan, kurt gibi iğrenç ve habis varlıklar” olarak tanımlanan MÜNAFIKLARIN İHBARLARIYLA, HZ. MEHDİ (A.S.)’YE TUZAK KURULMAYA ÇALIŞILACAKTIR. Ancak iz sürücüler, tutuklamak, sürgün etmek ya da hapsetmek gibi amaçlarla Hz. Mehdi (a.s.) hakkında istihbarat toplamak isteseler de, bunu asla beceremeyecekler; ONUNLA İLGİLİ HİÇBİR ŞEKİLDE ALEYHTE BİLGİ BULAMAYACAK VE KURDUKLARI TUZAKLARDA ASLA BAŞARILI OLAMAYACAKLARDIR.






SEVGİYE DAYALI BİR DÜNYA OLUŞTURMALIYIZ

Ne Demişti

İslamChannel, 21 Haziran 2008

Adnan Oktar: Evet dünyada gereksiz bir kargaşa var. Dünya bir hayli büyük. Bütün insanlara yetecek gibi ve bütün insanların gıda ve barınma sorunlarını da  çok rahat halledebileceği gibi. Sadece sorun sevgi. Sevgisiz bir dünya görüyorum. Sevginin bir an önce dünyaya hakim olması gerekiyor. Bunun içinde dindar toplum olmasında dünyanın çok büyük fayda var.

TASCA (TÜRK-ARAP BİLİM, KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ), 21 Kasım 2008

Adnan Oktar: Halbuki İslam’ın özünde sevgi var, muhabbet var, huzur var, kafa rahatlığı var, iç açılması var, sevinç var. Bayram ferahlığı var. Dostluk var. Bunları Müslüman ülkeler arasında oluşturmak, Türk devletleri arasında oluşturmak. Türk devletlerinin öncülüğünde Türkiye’nin liderliğinde bir Türk-İslam Birliği oluşturmak. Burada iyi niyetin hâkim olması, samimiyetin hâkim olması, karşılıklı sanayide, bilimde, teknolojide, her türlü yatırımın tamamen özgürce uygulanabilmesi, bunun için de biz pasaport ve vize sorununun kalkmasını istiyoruz. Bu zorunluluğun kalkmasını istiyoruz ki rahat rahat ticaret olsun, rahat rahat yatırım olsun, rahat rahat sevgi ve dostluk alışverişi olsun. Yani kimliğini çıkartan sınırdan içeriye girebilsin. Aslında kimseye göstermesine bile gerek yok. Yani ben nüfus cüzdanımı alıp Azerbaycan’a gidebilmeliyim. Suriye’ye gidebilmeliyim. Kazakistan’a gidebilmeliyim. Fas’a, Tunus’a, Cezayir’e gidebilmeliyim. Buradan gemiye binerim ben, Tunus’a, Cezayir’e gelirim. Ve orada kardeşlerimle sohbet ederim. Akşam yemek yeriz birlikte, Allah’ı anarız. Ertesi gün dönerim. Ve ticaret de yapmam gerekiyorsa ticaret de yaparım. Böyle bir sistem, yani sevgi birliği. Ama tabi hazır devletler varken, hazır işleyen bir sistem varken onlar niçin bozulsun. Zaten belediyeler mükemmel görevini yapıyor, hükümetler mükemmel görevini yapıyor, taşkınlığa zaten izin vermiyorlar. Bu sevgi ortamında, terör de, kargaşa da, kavga da, fakirlik de hepsi kalkar. Yani dayatma değil de sevgi esastır ve samimiyet esastır.

MPL Satranç Tahtası Programı, 19 Aralık 2008

Adnan Oktar: Türkistan niye ayrı olsun, İran niye ayrı olsun, Gürcistan, Ermenistan niye ayrı olsun. Bütün bu bölgenin ağabeysiyiz biz, dostuyuz. Hepsi bizim komşumuz, binlerce sene, yüzlerce sene iç içe yaşamışız biz, tamamen suni bir ayrılık var. Sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım, bağrımıza basalım onları, bir sevinç olsun, bayram olsun, bereket, bolluk böyle her yeri bir sarsın. Dünya da görsün bu kalleşliğin, egoistliğin, bencilliğin çirkinliğini görsünler, bize özensinler. Bu sevgi, Anadolu’daki bu sevgi ve dostluk anlayışı ve bu ahlakın mutlaka dünyaya yayılması gerekiyor. Anadolu’da dünyanın en mükemmel ahlakı yaşanıyor şu an.... Sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, temizlik, insancıllık, bir Anadolu insanını getir pırıl pırıldır. Tertemizdir, nur gibidir İnşaAllah.



Ne Oldu

Tercüman, 7 Nisan 2009

BAŞBAKAN ERDOĞAN DÜNYAYA ŞU ÖNEMLİ MESAJI VERDİ: DÜŞMANLIK HİSLERİNİ ORTADAN KALDIRIP, SEVGİYE DAYALI BİR DÜNYA OLUŞTURMALIYIZ.

Erdoğan, işbirliğinin esas olduğuna işaret ederek, "Kutuplaşmanın adeta sembolü haline gelen 'biz' ve 'onlar' anlayışını ortadan kaldırabilecek adımlar üzerinde düşünmeliyiz. 'Ben'in egemen olduğu bir anlayışta herkes diğeridir, başkasıdır, yabancıdır. Bugün insanlığın temel meselesi 'ben'i, 'biz'e dönüştürebilmek, menfaat çatışmasını ve ayrışmasını değil, menfaat birliğini, ortak çıkarları, ortak değerleri, ön plana çıkarmaktır.

Tahammülsüzlük çatışmayı, çatışma ayrışmayı doğurur. Bunun için atmamız gereken ilk adım, hoşgörüyü, tahammülü, toleransı geliştirmek, diyalog ve iletişimi güçlendirmek, paylaşmayı ve dayanışmayı ön plana çıkarmaktır. İnsan bilmediğinin, tanımadığının düşmanıdır. Bir güler yüz, bir sıcak dokunuş, bir samimi el uzatış, gönülden gönüle sağlam köprüler kurmaktadır. Bu yolda kalpleri ve zihinleri nasıl kazanabileceğimizi hesap etmeliyiz. Savaşların, çatışmaların, saldırıların, özellikle de terör eylemlerinin bugün yıkıcı olduğu kadar, yarınlarımızı da çalmaya yönelik olduğunu iyi görmeliyiz. Küreselleşme çağında hiçbir ülke veya topluluk kendisini diğerlerinden soyutlayarak var olamaz.
Müslüman ülkeler 20. yüzyılda İslam ahlakıyla yönetilmemiştir. Sitede verilen örneklerde de görülmektedir ki yönetim kadroları Darwinist, komünist ve totaliterdir. Askeri kadrolar komünist eğitimden geçmiştir. Yani Müslüman olmalarına rağmen Sovyetler Birliği ya da Doğu Bloğu ülkelerinden herhangi bir farklılıkları yoktur. Bölgenin geri kalmışlığının sebebi de, yıllardır Darwinist-materyalist çevrelerce telkin edilmeye çalışıldığı gibi İslamiyet değil, bu komünist zihniyet nedeniyle İslam ahlakının yaşanamamış olmasıdır. Bugün Arap dünyasında yönetimi elinde bulunduran kadrolar ve halk, bu Darwinist, komünist eğitimin etkisinden yeni yeni kurtulmaktadır. Darwinizm'in yaklaşık 150 yıl süren egemenliğinin sona ermesi ve bütün iddialarının çürütülmesinin ardından tüm dünyada olduğu gibi Arap dünyasında da imani bir uyanış başlamıştır.

2009-07-19 10:45:58

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top