Terör ne ister?

Geçen hafta Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleştirilen terör eyleminden sadece üç gün sonra İstanbul’da bir canlı bomba eylemi daha gerçekleşti. Ne vahimdir ki aynı hafta benzer saldırılara Brüksel’de de şahit olduk. Saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Terörü yakından tanıyan Türk halkı, geçen Temmuz ayından beri metropollerin hedeflenmesiyle başka şeyleri sorgular oldu. Terör örgütleri acaba neden büyük şehirleri hedef alır?

Çeşitli ülkeler için bunun farklı açıklamaları olabilir. Burada bu değerlendirmeyi Türkiye üzerinden yapacağız.

Türkiye’nin tarihi boyunca başa gelen hükümetler, muhalefetin acımasız eleştirilerine maruz kalmış, bu nedenle kimi zaman koalisyonlar kurulamamış ve halk hükümetsiz bırakılmış; kimi zaman ise, ne acıdır ki, askeri darbeler meydana gelmiştir. Tüm bu fikir ayrılıklarına rağmen, Türkiye’de tüm siyasilerin ve askerin daima ittifak halinde olduğu bir konu vardır: Ülkenin bölünmemesi. Dolayısıyla terörle mücadele, daima Türkiye’nin başlıca konusu olmuştur ve tavizsiz uygulanmıştır.

Terörün, Türkiye’de kırsaldan büyük şehirlere inmesinin en büyük sebebi, terör örgütlerinin kırsalda başarısız olmasıdır. Terörist, şehirler içinde sivil hedefleri gözeterek terörün kahpe ve kalleş yüzünü daha da kirletir. Halka bu yolla “siz güvende değilsiniz” telkini vermeye çalışır. Halkların bu şekilde isyana yöneleceklerine ve devletlerin de bununla baş edemeyeceğine inanır. Dolayısıyla terörle mücadelede, terör şehre indiğinde yapılacak en doğru şey, teröre ve teröriste istediğini vermemektir.

Peki terör ne ister?

Terör korku ister; panik ister; gözyaşı ister. Toplumlar içinde moral bozukluğu oluştuğunu, halkın yaşam kalitesinin bozulduğunu, halkın rahat yaşamadığını görmek ister. Halkı birbirine düşürmek, devleti yönetenler arasında ayrılık çıkarmak, devletin merkezinde kutuplaşmalar oluşturmak ister. Düşmanlığın ve nefretin çoğalmasını ister.

Korkan halk, huzursuz halktır. Bir teröriste göre huzursuz halk, ya kendi durumuna isyan edecek ve ayaklanacak bir potansiyeldir ya da nefret zemininin oluşması için müsait bir kitledir. Terörist, nefretin yaygınlaştığı toplumlarda, devletlerin çok uzun ömürlü olmadığını bilir. Hedefi daima kaleyi içten fethetmektir.

Teröristin en çekindiği şey toplumlar arasındaki tesanüttür. Terörist, acı karşısında birlik ve beraberlik mesajlarının verileceğini ama toplum içinde oluşan moral bozukluğu nedeniyle bunun kısa süreceğine inanır ki, çoğunlukla bu tez doğrudur. Terörist, boyun eğmiş toplumlar görmek ister. Yapılan tehdide, korkuya boyun eğmiş halk, teröristi en fazla besleyen faktördür. Eğer tehdit ses getirmişse, eğer etrafta ağlayanlar, “çaresiziz” “moralimiz bozuk” diyenler, korkudan evlerine saklananlar varsa terörist için eylem oldukça başarılıdır.

İstanbul terör saldırısından birkaç gün önce Almanya, Türkiye’deki konsolosluklarını ve okullarını kapatarak teröristlerin tam da istediği şeyi yapmıştı. Türk halkı bu uygulamayı önce şaşkınlıkla karşıladı, alıştığımız bir şey değildi. Alınan bu tedbirden sadece bir gün sonra gerçekleşen saldırının akabinde Almanya’yı haklı bulanlar olsa da, genel olarak Türk halkının nezdinde bu uygulama “acizce bir terör korkusu” ile eşdeğer kabul edildi.

Terör korkusunu üzerinden atamayan azınlık, hemen akabinde “pazarlara çıkmayın, çarşılarda gezmeyin” uyarısını her vesile ile dile getirmeye başladılar. Bir acı refleksiyle, mantığa aykırı ve tutarsız uyarılarla aslında terörün istediği şeyi veriyorlardı. Evlere kapatılan korku içindeki halkların, aslında teröristin tam da aradığı şey olduğunu muhtemelen düşünmüyorlardı. Halka ait olan yaşam alanını teröriste teslim etmenin ne kadar mantıksız ve aynı zamanda sakıncalı olduğunu fark edemiyorlardı.

Terör metropolleri vurduğunda, Alman hükümetinin yaptığı gibi halkı okullardan, resmi binalardan ve sokaklardan çekmek, bazılarının önerdiği gibi hayat alanlarını teröristlere terk etmek ve “korktuk” imajı vererek teröriste eyleminin ses getirdiğini hissettirmek yenilgi anlamına gelir. Bu, aciz bir reflekstir; istemeden de olsa terörün amacına hizmet etmektir. Terörle mücadele, sadece polisin ve askerin sorumluluğu değildir; halkla birlikte olması gereken topyekûn bir mücadeledir. Korkuya ise asla tahammülü yoktur.

Terör, eğer toplumları ağlatamamışsa; toplumlar içinde ciddi bir kenetlenmeye vesile olduysa; insanlar metropolleri, kendi vatanlarını teröristlere terk etmemek konusunda kararlıysa, teröristin eylemi başarısız olmuş olur. İşte bu nedenledir ki, halkın ürkek davranarak evlere kapanması, terörle mücadele içindeki devletlere özellikle de Türkiye’ye yakışmamaktadır. Hayatı durdurarak meydanı teröriste bırakmak, mücadeleden geri kalmak anlamına gelir. Elbette kalabalık yerlerde dikkatli olunmalı ve gereken tedbirler alınmalıdır; fakat ölümün her insanı mutlak surette her yerde bulacağı asla unutulmamalıdır. Asker ve polis teröre karşı nasıl cesur davranıyor, korku duymuyor, teröriste istediğini vermiyorsa; halkın da bu güç gösterisinin bir parçası olması, korku duymaması, cesur olması şarttır. Emniyet güçlerinin halk ile birlikte mücadelesi, o ülkede terörün ve teröristin barınamayacağının belgesidir. Teröristi asıl yıldıran, daima asıl olarak halkın iradesi, cesareti ve kararlılığı olmuştur.

Halka imkanlar tanınması elbette bu aşamada önem taşımaktadır. Özellikle terör ile iç içe yaşamak zorunda olan ülkelerde, vatandaşa teröre karşı özgürce kendini savunma hakkı tanınmalı, bu kanunlaştırılmalıdır. Yeni kanunların devreye sokulması ve halkın elinin güçlendirilmesi elzemdir. Bunun yanı sıra, asker-polis ve halkın birlikte terör örgütünü fiilen çökertecek bir ilmi çalışma ile güçlendirilmesi gerekmektedir. Milli bilinç sağlamlaştırılmalı, terörün ideolojisine karşı kültür seferberliği geliştirilmelidir. Türkiye, 1. Dünya Savaşı sonunda dağılan Osmanlı devleti içinde de bu mücadeleyi halkla birlikte vererek demokratik ve güçlü bir ülke sıfatına kavuşmuştur. Aynı milli mücadele şu anda da gerekmektedir.

Adnan Oktar'ın Arab News'de yayınlanan makalesi:

http://www.arabnews.com/columns/news/901001

2016-03-26 12:35:06

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top