Batı Dünyası Geçmiş Hatalardan Ders Çıkarmalıdır

11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’nın New York ve Manhattan Eyaletlerinde gerçekleşen saldırılardan sonra Amerikalılar İslam dinine korkuyla baktılar. Elbette bu insanların pek çoğu Islam dininin kitabı Kuran’ı Kerim’le tanışmış değillerdi. Bu sıkıntılı dönemde bazı Batı Avrupa ülkelerinde Müslümanlar dışlandılar. 11 Eylül saldırıları “yaşanan en kanlı terör olayı” olarak tarihe geçerken, dünyanın pek çok yerinde düzenlenen başka saldırıları da tetikledi. Bunların içinde en şiddetli olanları 2003 yılında İstanbul’da, 2004’te Madrid’de ve 2005 yılında Londra’da yaşanan bombalı terör saldırılarıdır.

11 Eylül saldırılarının ardından George W.Bush “terörle savaş” kavramını gündemine aldı. Bu “gündem”e göre de Afganistan ve Irak, ABD tarafından işgal edildi. Bush Hükümeti, gelecek olası terörist saldırıları engellemek amacıyla geniş kapsamlı kanun hükmünde kararnameler çıkardı. Ne var ki bugün pek çok uzman ve politikacı 2001 yılıyla kıyaslandığında çok daha tehlikeli bir dünyada yaşadığımızı açıklayarak 11 Eylül dönemi politikalarını eleştirmektedirler.

Yayınlanan 2015 Küresel Terör İndeksine göre 2014 yılında terör sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı yüzde 80 artış gösterdi. Bu son 15 yılın en yüksek artışıdır. 2000 yılında terörden hayatını kaybedenlerin sayısı 3.329’u bulurken  2014 yılında bu rakam tam 9 kat artarak 32.685’e ulaşmıştır.

İnsanlar 11 Eylül saldırılarının yarattığı travmanın sonucunda aşırı denilebilecek kadar onur kırıcı, kişisel hakları ihlal eden ve bireylerin özgürlüklerini kısıtlayarak özel hayatlarını adeta kabusa çeviren yasalara maruz kaldılar. Bunlar İç Güvenlik Yasası, Yurttaşlık Yasası, Özgürlük Yasası ve daha pek çok başka yasa idi. Tüm bu gelişmeler ışığında pek çok kişi özellikle de Müslümanlar tuzağa düşürüldüklerini hissettiler ve hala da öyle hissediyorlar.

2004 yılında gün ışığına çıkan Ebu Garib hapishanesi fotoğrafları dünya çapında muazzam bir tepki çekti. El-Kaide terör örgütü ile ilişkileri olduğu düşünülen/iddia edilen onbinlerce Müslüman bu hapishanede sorgulandı ve işkenceye maruz kaldı. Ancak bugün El-Kaide neredeyse ortadan kaybolmuş görünse de terör sona ermiş değil, farklı isimlerle yeni terörist gruplar ön plana çıkmaya devam ediyorlar. 

“Terörle savaş” adı altında masum Müslümanlar kara listeye alındılar. Terörist İzleme Merkezi Direktörü Christopher Phiehota'nın ABD İç Güvenlik Komitesine verdiği bilgiye göre, 2014 yılında terörist listesinde yaklaşık 800 bin kişi zanlı olarak sınıflandırıldı. Müslümanların ABD’ye girişleri de çok daha zorlaşmış durumda. Ülkeye girenler ve çıkanlar 'Uçuş Yasaklıları' benzeri listeler ile izlenmeye başlandı. ABD, yeni bir kanun çıkararak, son üç yıl içinde Irak, Suriye ve Sudan'a gidenlerin Amerikan topraklarına vizesiz girişine izin verilmeyeceğini duyurdu.

Bu uygulamaların yanısıra ABD insanların seyahat etme hakkını ve ifade özgürlüğünü de kısıtlıyor. CIA kara listeler oluşturuyor ve hiçbir ayrım yapmadan insansız uçaklar kullanarak rahatlıkla insanları öldürüyor. Bu tip bir politika elbette ciddi şekilde ters tepkiyi de beraberinde getiriyor. Sonuç olarak terör eylemleri durmak yerine gittikçe artarken, Amerikan karşıtlığı da aşırı derecede yükselmiş bulunuyor.

Net olan bir şey var ki; yıllardır uygulanan bu politikalar Batılı toplumların üzerindeki İslam dinine yönelik korkuyu atmaya yeterli olamadı. Ayrıca isimlerinden ve dinlerinden dolayı terörist muamelesi gören insanların kızgınlığını da gidermedi. İşte bu korku yüzünden Amerika başkan adaylarından birinin sürekli İslam karşıtlığını dile getirdiğini veya sırf Müslüman oldukları için ülkelerine mülteci almak istemeyen bazı AB üyesi ülkeleri görüyoruz. Ahlak dışı bu davranışlar sorunları çözmek bir yana daha da kötü sonuçlar doğuruyor.

Batı, dünya üzerindeki en büyük tehditlerden birinin radikalizm olduğunu, İslam dininin hiçbir şekilde tehdit olmadığını fark etmelidir. Kuran’da Allah bir kişiyi öldürmenin tüm insanlığı öldürmekten farksız olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla Kuran’a bağlı olan samimi bir Müslüman Allah tarafından haram kılınmış böyle bir eyleme asla yanaşmaz. İslam dini cahil kişilerin eline bırakılmamalıdır. Bu cahil kişiler radikallere dönüşerek İslam adı altında insan öldürmeye, bombalı saldırılar düzenlemeye ve toplum huzurunu bozmaya yöneliyorlar. Kendi nefretlerini savunmak için Kuran’ı kasten kullanıyorlar. Oysa Allah Kuran’da Müslümanlara adam öldürmüş kişileri dahi affetmeleri gerektiğini öğütlemektedir. Böylesine ağır bir suç karşısında dahi merhamet gösterilmesi öğütlenmektedir. İşte bu öğüt samimi, gerçek bir Müslümanın böyle bir durum karşısında nasıl bir tutum içinde olması gerektiğini bize gösterir. 

Batılı ülkeler geçmişteki hatalarından ders almalı ve masum insanların hayatlarını tehlikeye atan bu gibi yanlış tutumlarına bir son vermelidirler. Kuran ahlakına dayalı gerçek İslam dinine kendini adamış ülke liderleriyle entelektüel anlamda işbirliği yapmalı ve dünyayı akıl ile yönetmelidirler. Radikalizm yüzlerce yıldır süregelen uydurulmuş bir dine dayalıdır. Bu sebeple İslam dünyası gerek iç gerekse dış müdahaleler vesilesiyle fanatik bir girdabın içinde tutulmaktadır 

Savaş ve şiddet asla terörü bitirmek için bir çözüm değildir. İslam dünyasına atılan her bomba Batı’ya daha çok nefret ve radikalizm yüklenmiş olarak dönecektir. Terörle savaşmak son on beş yıldır daha çok acı çekilmesine ve daha çok kanın akmasına sebep olmuştur. Artık terörün ideolojisini anlayarak buna karşı bilinçli ve etkin bir eğitim programıyla mücadele etmek gerekmektedir.

2015 yılının sonunda  Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu tarafından yapılan bir araştırmaya göre Afganistan ve Irak’a düzenlenen savaşın maliyetinin faiz ve savaş gazilerinin gelecekteki harcamaları da dahil edilerek hesaplandığında 6 trilyon doları bulduğu ortaya çıkmıştır. Oysa askeri güce yapılan bu yatırım insanlara gerçekleri öğretmek üzere yürütülecek eğitim programlarına harcandığı takdirde terör belasından kurtulmak çok daha kolay olacaktır. Aynı şekilde Batılı ülkeler Müslümanlara yönelik dışlama politikasını hemen bitirmeli, Müslümanları sevgi ve şefkatle kucaklamalıdırlar. Böyle olumlu bir tutum onların toplum içinde izole edilmiş oldukları benzeri hisleri de ortadan kaldıracaktır. Genç nesillere yönelik gerçekleştirilecek terör karşıtı detaylı eğitim programları hiç kuşkusuz barışçıl ve imanlı yeni bir neslin yetişmesine vesile olacaktır. Bu yeni dönemde Batı, Müslümanların desteğini yanlarına almalı, terörle savaş gündemine karşı pek çok ortak işbirliği modeli geliştirmelidirler. Terör ve radikalliğin ancak Kuran ahlakına dayalı gerçek İslam dininin sayesinde ortadan kaldırılabileceği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Adnan Oktar'ın Tehran Times’da yayınlanan makalesi

2016-09-11 11:40:23

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top