Ramazan 2010 - 4. Gün


 


 

Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)
 


 

Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır. (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 208)
 


 


 

Ölümün yeri, zamanı ve şekli kaderde belirlidir

Ölüm, her olay gibi, Allah'ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir. Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse, aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına, saniyesine kadar bellidir. İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek, o son ana doğru hızla yaklaşır. Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.

Buna rağmen insanların bir kısmı ölümün, Allah'ın ona sebep olarak yarattığı olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar. Her gün gazetelerde ölüm haberlerini okur, ardından da, "Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı; şöyle yapılsaydı ölmezdi" gibi cahilce mantıklar yürütürler. Halbuki her insan kendisine tanınmış süreden ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz. Ancak, imanın verdiği bilinçten uzak olan insanlar, her olaya olduğu gibi ölüme de tesadüfler zincirinin bir parçası olarak bakarlar.

 


Ölümü bir tesadüf sanmak büyük bir akılsızlıktır. Ve bu durum, üstteki ayetten de anlaşılacağı gibi, insana büyük bir manevi azap, karşı konulamaz bir sıkıntı verir. İnkar edenler, yakınlarını ve sevdiklerini kaybettiklerinde bu büyük azabı yaşarlar. Ölenin aslında bir kurtulma ihtimali olduğunu, fakat aksilik, tedbirsizlik gibi durumlar yüzünden zamansız öldüğünü düşünürler. Bu düşünce de onların üzüntü, pişmanlık ve acılarının katlanarak artmasına neden olur. Çektikleri bu sıkıntı ve acı, gerçekte inançsızlıklarının azabından başka bir şey değildir.

Oysa olayın çok önemli bir sırrı vardır; ölümün sebebi, ne bir kaza, ne bir hastalık, ne de başka bir şeydir. Bütün bu sebepleri yaratan Allah'tır. Kaderimizde belirtilen süre dolduğu zaman, yukarıda sayılan sebeplerden herhangi bir tanesi nedeni ile hayatımız sona erer. Ve insan, elindeki tüm maddi imkanını seferber etse dahi, kendisi için belirlenmiş olan ölüm zamanından bir an bile fazla yaşayamaz. Kuran'da bu İlahi kanun şöyle haber verilir:


Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır... (Al-i İmran Suresi, 145)


(http://www.kesinbilgiyleiman.com)
 


 

Hz. Mehdi (a.s.) hakkında farklı görüşler ortaya atılacak fakat sonra görüşler birleşecektir
 

Zamanın sahibi El-Mehdi (Hz. Mehdi (a.s.) )hakkında farklı görüşler birleşerek takip edecek, çeşitli zihinler arasında bunlar birleşecek, onun vesilesiyle en yakın dostlarınızın hakları sökülüp çıkartılacak, onun vesilesiyle düşmanlarınızın kötülüklerine karşı koyacak ve yeryüzünü onun vesilesiyle iyilik ve adaletle dolduracaksınız, onun çıkmasıyla birlikte kulların üzerindeki nimetler ve hoşnutluk artacaktır. Onur ve övgü ile gerçekler yerine döndürülecek ve din onun eliyle yeniden tesis edilecektir.

(Seyyid Murtaza Müçtehidi Sistani,  Nashr Almas Yayınları, s. 343)



Hz. Mehdi (a.s.) hakkında farklı görüşler olacağına hadiste değinilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) hakkında birbirinden farklı çok fazla görüş, yavaş yavaş hak ve doğru olan görüşte birleşecektir.  Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin vesilesiyle birbirlerinin kardeşleri olan Müslümanların haklarının zorlu bir uğraş ile tesis edileceği anlatılmaktadır. Müslümanların bu dönemde zorlu bir baskı ortamında yaşadıkları ve haksızlığa uğradığı bu anlatımdan anlaşılmaktadır. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’yi vesile etmesiyle dünyada adalet, hoşgörü ve güven ortamı oluşacaktır. Bu anlatım, Hz. Mehdi (a.s.)’nin vesile olmasından önce dünyada adaletsizlik ve sevgisizliğin hakim olacağına işaret etmektedir. Allah’ın insanlar üzerindeki rızası ve hoşnutluğu Hz. Mehdi (a.s.)’nin vesilesiyle artacaktır. İslam dini Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle özüne dönecek ve İslam ahlakı dünyaya hakim olacaktır.

http://www.elcilerinmucadelesi.com/

 


Türkler'in Osmanlı Rüyası


Abu Dhabi TV, 19 Şubat 2009



Adnan Oktar:
Bir kere Suriye istiyor Türkiye ile birleşmeyi, Irak da istiyor. Zaten Suriye, Irak istedi mi yani herkes ister. Azerbaycan istiyor, Ermenistan istiyor Türkiye ile birleşmeyi, Gürcistan istiyor, geriye ne kaldı? Litvanya’yı da içine alacak bir birlik olacak bu. Litvanya, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Doğu Türkistan hepsini içine alacak bir birliktelik olacak, ta Libya’ya kadar. BÜTÜN AFRİKA’NIN KENAR ÜLKELERİ VE İÇ KISIMLARINA KADAR DA BÜYÜK BİR TÜRK İSLAM BİRLİĞİ OLUŞACAK, DAHA ÖNCE ZATEN BİR TECRÜBESİ VAR TÜRKİYE’NİN, BİR OSMANLI TECRÜBESİ VAR, bu sefer Osmanlı’da olan hatalar da yapılmayacaktır. Tarihi hatalar vardır Osmanlı döneminde, onlar da olmayacaktır, Osmanlının mükemmel yönleri alınacaktır, güzel yönleri alınacaktır, hatalı ve eksik yönleri alınmayacaktır ve mükemmel bir birliktelik oluşturulacaktır. 


 



Azerbaycan Reyting Gazetesi, 6 Kasım 2008



Adnan Oktar: Türk İslam Birliği'nin çok güzel olacağı, bereket bolluk getireceği çok açık, sevinç getireceği çok açık... Büyük ağabey Türkiye onları şefkatle kucaklayacak, muhabbetle kucaklayacak. Hizmete talip Türkiye, Türkiye’nin bundan bir çıkarı yok. Yani baba ve oğulları biraraya gelseler, bir sohbet olsa, beraber yemek yeseler bunda şaşacak ne var? Türkiye, Türk İslam aleminin babasıdır, lideridir. Hepsini, bütün evlatlarını sofraya çağırıyor, beraber yemek yiyelim diyor şenlik olsun, bayram olsun, neşeli bir ortam olsun diyor.
 

Habervaktim, 27 Mart 2010

The Economist, Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik son yıllarda yaptığı açılımları överek, ilk kez bir Türk Cumhurbaşkanı’nın Kamerun ve Kongo’yu ziyaret ettiğini yazdı. Gül’ün Kamerun’u ziyaretinde ülkenin insani yardım kuruluşu İbrahim Mübarek’in sarf ettiği sözlerine dikkat çeken The Economist, “Türkiye, İslam dünyası liderlerini tekrar sahiplenmeli” sözlerini ön plana çıkardı. Haberde ayrıca Kamerun’lu İbrahim Mübarek’in şu sözlerine yer verildi: “Türkiye’nin Batı’yı kucaklayan ılımlı İslam yapısı ve serbest piyasa ekonomisi modeli Afrika Müslümanları için bir örnek. Türkler tarafından Afrika’da yapılan cami, medrese ve okul faaliyetleri tamamen barışçıl amaçlı.”


www.evrimteorisi.com

 


 

''Başarımın arkasında inancım yatıyor'' / Vakit Gazetesi / 17.03.2010

İngiltere'nin Manchester City ve Fildişi Sahili'nin yıldız fotbulcusu Kolo Habib Toure, The Muslim News Mükemmellik Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada, futboldaki başarısının arkasında dini inancının yattığını belirterek, İslam'ın kendisine düzenli ve disiplinli bir hayat sağladığını ve bunun da spor hayatını olumlu etkilediğini kaydetti.
 


(http://www.harunyahyakulliyati.com/)

 


 

Kuran Evrimi Yalanlıyor
 

www.kuranevrimiyalanliyor.com

 

Evrim teorisi ve evrimciler büyük bir çıkmaz içindedirler. Çünkü bilim, Darwinizm'i açıkça yalanlamaktadır. Evrimcilerin "din ile bilimi karıştırmayalım, inanç ayrı, evrim gerçeği ayrı" şeklindeki yanlış mantıkları Müslümanların birliklerini bozmak ve yaptıkları mücadeleyi zayıflatmak amaçlıdır. Bu mantığı öne sürenlerin asıl vermek istedikleri hayali hikayelerle dolu mesaj; "Bir gerçek dünya vardır ve bu bilimle anlaşılır ve bilim bize yaratılış diye birşey olmadığını gösterir, ama isteyen kendi kişisel görüşü içinde dilediğine inanır" telkinidir. Bu büyük bir aldatmacadır.

Allah'ın evreni ve canlıları yaratmış olduğu "apaçık bir gerçek"tir; hakikatin ta kendisidir. Kainatı saran her detay Allah'ın yaratışının bir delilidir. Asıl olarak evrim hiçbir delile dayanmayan batıl bir inançtır ve ancak kişilerin "özel inancı" olarak değerlendirilebilir. Müslümanlar, "hakikati" materyalist felsefenin egemenliğine veren, buna karşılık yaratılış gerçeğini sadece bir "kişisel inanç" olarak göstermeye çalışan bu aldatıcı telkine karşı bilinçli olmalıdırlar.

Bu telkini yenmek ise kolaydır. Hakkın karşısında batıl olanın hiçbir geçerliliğinin olmayacağı bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilir:


Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)
 

 

 

Türk-İslam Birliği Yolunda Ne Gelişmeler Ne Oldu?

İslam dünyası tek vücud olmalı

Milligazete, 20 Mayıs 2010

İKT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Tacikistan'ın başkenti Duşanbe'deki Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda  İslam dünyasının bütün meselelerinin görüşüldüğünü, Filistin ve Kudüs'teki barış süreci, Afganistan, Darfur, Irak ve Irak'taki seçim sonrası huzursuzlukların da ele alındığını kaydetti. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki de, İslam dünyasında birlik, beraberlik ve işbirliğinin geliştirilmesini istedi.
 



Sayın Adnan Oktar ne demişti?
 

Abu Dhabi TV, 19 Şubat 2009

Adnan Oktar :
Bunun çözümünü söyleyeyim ben. Müslümanlar çözümüne yanaşmadıkları için bu olaylar devam ediyor. Çözümü, bütün Müslümanların birlik olmasıdır, bu farzdır, Allah’ın emridir. Yani namaz kılmak gibi, oruç gibi farzdır. Bir insan namazını kılmıyorsa fısk içindedir. İslam âleminin birleşmesini ve birlikte hareket etmesini istemiyorsa yine fısk içinde olur. Yani günaha girmiş olur. Bunun en güzel çözümü Türk milletinin öncülüğünde Türkiye’nin öncülüğünde Türk Devletlerinin desteğinde bir Türk-İslam Birliği’dir. Türk milletini lider olarak görmemin nedeni ahlaken ve mücahit ruhu yönünden çok güçlü bir millettir, metafizik bir millettir Türk milleti ve özel görevlidir, Allah öyle yaratmıştır. Yani Allah’ın kılıcıdır Türk milleti, Seyfullahtır, böyle bir özelliği vardır. Yani kılıç derken gidip insanları doğramak, kesmek değil, adalet kılıncı bu, adaletiyle, güzel ahlakıyla, sevgisiyle, şefkatiyle, merhametiyle, dürüstlüğüyle Türk milleti bu konuda liderlik görevini mükemmel yapacak güce sahip ve tecrübesi var, yüzlerce yıllık tecrübesi var. Yani üç kıtada İslam ülkelerini gayet güzel mutluluk içinde, huzur içerisinde yönetmiş, az bir güçle. Yine bu aynı yapının yeniden tesis edilmesi gerekiyor, yeni modern Osmanlı gibi bir Türk-İslam Birliği’nin oluşması gerekiyor. Böyle bir yapılanmada Hıristiyanlar, Museviler hatta Budistler hatta ateistler herkes rahat eder. Bütün Müslüman âlemi huzur içinde yaşayacaktır. Herkes ibadetini istediği gibi yapar. Museviler sinagoglarına istediği gibi giderler, Musevilerin ibadetlerinde hiçbir sorun olmaz, onlara karşı sevgi ve şefkat olur. Hıristiyanlar kiliselerine giderler, istedikleri gibi ibadetlerini yaparlar hatta destek görürler, her yönden, maddi ve manevi her yönden şefkat ve korunma içinde olurlar. Bu çok güzel bir sistem olur. Bu olmadığı için, bölünmüş, parçalanmışlık olduğu için hem Hıristiyanlar eziliyor, hem Museviler eziliyor, Müslümanlar da bir kat daha fazla eziliyor. Bunun çözümü Türk-İslam Birliği’dir, bunun uzaması durumunda bu Gayretullah’a dokunur, Allah’a karşı bir tavırdır bu. Allah “birleşin” diyor, “ben birleşmeyeceğim” gibi bir ifade olmuş oluyor -haşa. Allah namaz kılın deyince nasıl Müslümanlar namaz kılıyorsa, değil mi? Yasakladığı bir hüküm olduğunda, “domuz eti yemeyin” diyor, yemiyoruz, Allah “bölünmeyin” diyor, bölünüyorlar, “birleşin” diyor, birleşmiyorlar. Bu haramdır, Müslümanların bir an önce birleşmeleri gerekir. O zaman bu konunun süt liman olduğunu, etrafın bayram yerine döndüğünü görecekler. Bir mucize meydana gelir, bütün Müslümanlar huzur içinde olurlar.

(http://www.kardesulkeiran.com)

 


 

Çekirgelerin Sinir Sisteminin Uyarı Mekanizması Migren Tedavisinde Yol Gösterici Olabilir

Çekirgelerin sinir sistemlerinin, yüksek ısılarda ve oksijen azalmasıyla basıncın değiştiği durumlarda nefes almalarını nasıl kontrol ettiğini gözlemleyen bilim adamları, canlının çok yüksek sıcaklıklara karşı gösterdiği reaksiyonun memeli canlılarda görülen bir rahatsızlıkla ve insanlarda görülen migrenle yapısal anlamda benzer olabileceğini bulmuşlardır. Nitekim koşullar tehlikeli olduğunda geçici olarak sistemlerini durduran, bu şekilde enerji tasarrufu yapan ve vücuduna gelecek zararları engelleyen çekirgenin içinde bulunduğu bu koma halinin insanlarda migrenin başlama mekanizmasıyla birçok ortak özellik gösterdiği anlaşılmıştır.  
 


Yüksek hassasiyet nedeniyle bazı insanlarda beynin belli bölgeleri çok fazla uyarıya maruz kalabilmektedir. Araştırmacılar, migrenin -çekirgede olduğu gibi- geçici olarak sistemi kapayarak bu yoğun uyarılmaya karşı bir dinlenme sağladığını düşünmektedirler. Ameliyatlar esnasında insanın bayıltılmasında da merkezi sinir sisteminde benzer faaliyetler gözlenmiştir. Ayrıca araştırmayı yürüten Prof. Dr. Mel Robertson, çekirgelerin sinir sistemiyle ilgili keşfedilen önemli diğer bir gerçeği şöyle vurgulamıştır:


“Çekirgelerin sinir sistemlerinin baskıya karşı daha dayanıklı olması için onları önceden hazırlayabileceğimizi keşfettik. Eğer bu sistem insanlarınkiyle aynıysa, o zaman aynı işlemler migreni tetikleyen diğer sebepler oluştuğunda -baskı ve stres durumunda- insanlarda da beyin fonksiyonlarını koruyabilir.”


İşte çekirgede meydana gelen bu dirençten yola çıkarak ve bu sistem incelenerek, tam olarak kaynağı bilinmeyen migrene neyin sebep olduğunu anlamak ve acı verici etkilerini azaltmak mümkün olabilecektir. Çekirgeler migren için yeni tedaviler geliştirmede anahtar rol oynamaktadırlar. Yüce Allah bilim adamlarının henüz araştırma aşamasında oldukları bu ve benzeri durumları çok hikmetli bir ayetle haber vermiştir:


“…..Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?” (Nahl Suresi, 8)


http://www.bocekmucizesi.com

 

 

İnsan Kafatasına Orangutan Çenesi Eklenerek Yapılan Piltdown Adamı Sahtekarlığı

Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere'de Piltdown yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Ele geçirilen fosillere "Piltdown Adamı" adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve fosil insanın hayali evrimine en önemli delil olarak İngiltere'deki British Museum'da sergilenmeye başladı. 40 yılı aşkın bir süre boyunca hakkında birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı. Dünyanın farklı üniversitelerinden 500'ü aşkın akademisyen, Piltdown Adamı üzerine doktora tezi hazırladı.

Oysa Piltdown Adamı, büyük bir sahtekarlık, bilinçli şekilde yapılmış büyük bir hileydi.

1949'da British Museum'un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme yöntemi olan "flor testi" metodunu, bazı eski fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Yapılan testte Piltdown Adamı'nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı.

 


Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların da çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.

Weiner'in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ilan edildi. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de yeni ölmüş bir orangutana aitti! Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti. Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu.

Bu şaşırtıcı ve Darwinistler adına utanç verici keşfin ardından Piltdown Adamı, 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum'dan alelacele çıkarıldı. Darwinist sahtekarlık o kadar ileri boyutlardaydı ki, 40 yıl boyunca el yapımı bir fosil bütün bilim çevrelerini ve bütün insanlığı aldatmıştı. Kuşkusuz bu, evrim tarihindeki en büyük kara lekelerden biri olarak yerini alacaktı.

(http://www.darwiniyikankafataslari.com)

 

 

Nautilus

Fosil Bilgisi

Yaş:
167 milyon yıllık

Dönem: Jurásico

Bulunduğu yer: Sherborne, Dorset (Gran Bretaña)






Bugünkü nautilusların sahip olduğu tüm özelliklere bundan milyonlarca yıl önce yaşayan nautiluslar da sahipti. Fosil kayıtları, nautilusların asırlar boyunca hiç değişmediklerini, yani evrim geçirmediklerini göstermektedir. Bu gerçeği gösteren örneklerden biri de, resimdeki 167 milyon yıllık nautilus fosilidir.

www.darwinisttelkinler.com
 





 


 


2010-06-12 18:28:00

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top