19. yüzyılın ortasında Charles Darwin tarafından ortaya atılan evrim teorisine göre hayat tek bir hücrenin tesadüfen oluşmasıyla başlamış, bu hücrenin zaman içinde gelişmesiyle bugünkü canlılar alemi oluşmuştu."Her biri belirli şekillerde ve kendisine has bir tazda dizilmiş bulunan binlerce karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomu ihtiva eden bu maddelerin (proteinlerin) en basiti bile son derece kompleks bir yapı arz etmektedir. Proteinlerin yapısını inceleyenler için bu maddelerin kendiliklerinden bir araya gelmiş olmaları, Romalı şair Virgil'in ünlü "Aeneid" şiirinin etrafa saçılmış harflerden rastgele meydana gelmiş olması kadar ihtimal dışı gözükmektedir."
"Bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, denebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekir." (Age, s. 61)
H. M. S. Beagle gemisi, Atlas Okyanusu'nun derin sularında hızla ilerliyordu. Gemi sıradan bir yük ya da yolcu gemisi görünümündeydi, ama çıktığı yolculuk yıllar sürecek uzun bir keşif gezisi niteliğindeydi. İngiltere'den yola çıktıktan sonra tüm okyanusu kat edecek ve Güney Amerika sahillerine varacaktı.Yıl 1832'ydi. O zamanlar hemen hiç kimse için çok büyük bir anlam ifade etmeyen Beagle gemisinin 5 yıllık uzun yolculuğu başlıyordu."Masonların istekleri ve bütün çabaları aynı amaca yönelmektedir: Hıristiyanlığın gereği olan her türlü sosyal ve dini disiplini tamamen yıkmak ve yerine prensiplerini natüralizmden alan ve kendi fikirlerine göre şekillenmiş yeni kuralları oturtmak".
"Ayı neslinin bir kısmının giderek daha fazla suda yaşayan hayvanlarla beslendiğini, böylece giderek daha büyük ağızlara sahip olduğunu ve sonunda bazı ayıların balinalara dönüştüğüne inanıyorum ve bunda da hiç bir güçlük görmüyorum".
Darwin'in Origin of Species ve Descent of Man (İnsanın Türeyişi) adlı kitaplarının yayınlanmasından sonra, bu teoriye destek olacak fosillerin aranması yönünde yoğun bir kampanya başlatıldı. Arkeologlar, "ara geçiş formu" denilen hayali yaratıkların fosillerini aramak için kolları sıvadılar. Onyıllar boyu dünyanın dört bir yanını kazdılar fakat hiç bir tatmin edici sonuca varamadılar. Bu fiyasko, evrimcileri Piltdown Adamı sahtekarlığına yöneltti. İngiliz biyolog, Charles Dawson, 1912 yılında bir insan kafatasına orangutan çenesi monte etti ve bunu insan ile maymun arasındaki en önemli ara geçit formu olarak sundu. Evrimin en büyük delili olarak British Museum'da sergilenen Piltdown Adamı'nın bir sahtekarlık olduğu ancak 37 yıl sonra anlaşılacak, ama evrimciler daha sofistike sahtekarlık yöntemleri geliştireceklerdi.
"Charles Darwin'e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan".
Evrimciler medyanın "beyin yıkama" programının kendilerine verdiği avantajı iyi kullanırlar. Pek çok kişi evrim'in var olduğuna öyle inandırılmıştır ki, evrimciler ne yazarsa yazsın, "nasıl" ve "neden" gibi bir soru akıllarına gelmez. Bu nedenle de evrimciler yalanlarını, biraz süslü bir ambalajın içine koydukta sonra, kolayca inanılır kılabilmektedirler.Örneğin en "bilimsel" evrimci kitaplarda bile, evrim'in en büyük çıkmazlarından biri olan "sudan karaya geçiş" aşaması, çocukları bile inandıramayacak bir basitlikte anlatılır. Evrim'e göre, hayat suda başlamıştır ve ilk gelişmiş havyanlar balıklardır. Teoriye göre, nasıl olmuşsa olmuş (!), bir gün bu balıklar kendilerini karaya doğru atmaya başlamışlardır! (Buna neden olarak çoğu kez kuraklık gösterilir.) Ve yine teoriye göre, karada yaşamayı seçen balıklar, nasıl olmuşsa olmuş, yüzgeç yerine ayaklara, solungaç yerine de ciğerlere sahip olmuşlardır!"Madem ki biz fosil veya yaşayan büyük gruplar arasında geçiş gösteren en ufak bir delile sahip değiliz o halde, böyle ara tiplerin hiç bir zaman olmadığını kesinlikle kabul etmemiz gerekir."