Faşist kültürün putperest kökenleri

Avrupa'ya hakim olan faşist-pagan kültür, 2. ve 3. yüzyıllarda Hıristiyanlığın önce Roma'ya sonra da tüm Avrupa'ya yayılmasıyla birlikte kademeli olarak ortadan kalktı. Hıristiyanlık, Hz. İsa'nın insanlara tebliğ ettiği hak dinin temel ahlaki özelliklerini Avrupa toplumlarına taşıdı. Daha önceden şiddeti, çatışmayı, kan dökmeyi kutsal ve meşru sayan, sürekli birbiri ile çatışan farklı kabilelerden, ırklardan, şehir devletlerinden oluşan Avrupa, önemli bir değişim geçirdi:

1- Irkçılık ve kabile savaşları ortadan kalktı: Pagan dünyada, her farklı kabile, her farklı ırk bir diğerini düşman olarak görüyor ve bu farklı gruplar arasında daimi bir çatışma yaşanıyordu. Her pagan toplumunun kendi kendine uydurduğu ayrı tanrılar, ayrı totemler vardı ve bunlar adına savaşıyorlardı. Hıristiyanlıkla birlikte, tek bir inanç, tek bir kültür ve hatta tek bir dil Avrupa'nın geneline hakim oldu ve pagan dünyanın çatışmaları ortadan kalktı.2-Şiddet yerine barış ve merhamet kavramları kutsal hale geldi: Pagan toplumlarda kan dökmek, insanlara acı çektirmek, işkence yapmak, bir kahramanlık olarak görülüyor, hayali "savaş tanrı"larını tatmin edecek meşru bir eylem sayılıyordu. Hıristiyanlıkla birlikte, insanların birbirlerine, (düşmanlarına dahi) sevgi ve merhametle yaklaşmaları gerektiği, kan dökmenin Allah katında büyük bir suç olduğu gerçeği Avrupa toplumları tarafından öğrenildi.

3- İnsanı bir hayvan türü olarak gören anlayış ortadan kalktı: Platon'un, Spartalı savaşçıları "bekçi köpekleri"yle bir tutması, putperest toplumlarda yaygın olan "animist" inançların bir uzantısıydı. Animizm, doğaya ve doğadaki hayvanlara bir ruh atfedilmesi anlamına geliyordu. Dolayısıyla animizme göre bir insanla bir havyan veya bir bitki arasında önemli bir fark yoktu. Dinin hakimiyetiyle birlikte, bu batıl inanış ortadan kalktı ve insanın Allah'ın verdiği bir ruha sahip olduğu, hayvanlardan tamamen farklı bir varlık olduğu ve dolayısıyla hayvanlarla aynı kanunlara tabi olamayacağı gerçeği Avrupa toplulukları tarafından anlaşıldı.

Üstteki üç maddede belirtilen pagan özellikler, yani ırkçılık ve kan dökücülük ve insanın bir havyan türü sayılması, faşizmin temel özellikleridir. Bu eğilimler, Avrupa'da Hıristiyanlık tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Ortadoğu'da ise aynı zafer, İslam vesilesi ile Arap paganizmine (putperestliğine) karşı kazanılmıştır. Araplar (ve diğer Ortadoğu ve Orta Asya toplumları da) İslam öncesinde savaşçı, kan dökücü, ırkçı bir kültüre sahiptirler. Hatta Sparta'da uygulanan "istenmeyen bebeklerin ölüme terk edilmesi" vahşeti, putperest Araplar'da da kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi şeklinde uygulanmıştır. Kuran'da bu vahşi uygulama şöyle haber verilir:

Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: "Hangi suçtan dolayı öldürüldü?" (Tekvir Suresi, 8-9)

Araplar ve diğer Ortadoğu ve Orta Asya toplumları, ancak İslam'la şereflendikten sonra kan dökücülükten uzak, barışçı, ılımlı, medeni bir kültüre kavuşmuşlar, eski kabile savaşlarından, göçebe (bedevi) vahşiliğinden kurtularak dini bir birlik içinde huzur ve istikrar bulabilmişlerdir.

Çağdaş Faşizm: Putperestliğin Geri Dönüşü


Avrupa'daki pagan kültürü Hıristiyanlık tarafından bastırılmasına rağmen ölmedi. 16. ve 17. yüzyıllarda çeşitli Avrupalı düşünürler, Platon veya Aristo gibi eski Yunan düşünürlerinin kitaplarından etkilenerek pagan dünyasının kavramlarını yeniden Avrupa'ya taşımaya başladılar.

Paganizmin yeniden doğuşu, Aydınlanma felsefesinin siyasi sonucu olarak kabul edilen Fransız Devrimi'nde çok belirgin bir şekilde ifade edilmişti. Fransız Devrimi'nin kanlı "terör" dönemine liderlik eden Jakobenler, Hıristiyanlık yerine paganizmi benimsiyor ve Hıristiyanlığa karşı da büyük bir nefret körüklüyorlardı. Devrimin en ateşli günlerinde Jakobenlerin yoğun propagandası sonucunda yaygın bir "Hıristiyanlıktan çıkma" hareketi gelişti. Hatta bunun yanısıra Hıristiyanlık yerine pagan sembollere dayalı yeni bir "akıl dini" ortaya atıldı. İlk belirtileri 14 Temmuz 1790'daki Federasyon Bayramı'nda görülen "devrimci ibadet" gittikçe yayılmaya başladı. Jakobenlerin eli kanlı lideri Robespierre, "devrimci ibadet"e yeni kurallar da getirmiş, bu ibadetin ilkelerini bir rapor halinde belirleyerek adına da "Yüce Varlık İbadeti" demişti. Bu gelişmenin çarpıcı bir sonucu, ünlü Notre Dame Kilisesi'nin "aklın tapınağı"na dönüştürülmesiydi. Kilise'nin duvarlarındaki Hıristiyan figürleri sökülmüş ve orta yere "akıl tanrıçası" olarak tanımlanan bir kadın heykeli, yani pagan bir put yerleştirilmişti.

Bu pagan eğilim, devrimciler tarafından çeşitli sembollerle de ifade ediliyordu. Fransız devriminde devrimci muhafızlar tarafından giyilen ve pek çok illüstrasyonda devrimin sembolü olarak kullanılan kırmızı başlık, pagan dünyasındaki Mitra efsanesinden miras kalan putperest bir semboldü. 1

Fransız Devrimi ile başlayan bu neo-pagan akım, Friedrich Nietzsche ile şekillenmiş ve oradan da Nazi ideolojisine aktarılmıştır. Charles Darwin, Francis Galton ve Ernst Haeckel gibi evrimciler ise, Allah'ın varlığını inkar ederek, tüm hayatı bir "yaşam mücadelesi" gibi göstererek ve ırkçılığı meşrulaştırarak, yükselen bu yeni putperestliğe sözde bilimsel bir destek vermişlerdir.

Amerikalı tarihçi Gene Edward Veith, Modern Fascism: Liquidating the Judeo-Christian Worldview (Modern Faşizm: Hıristiyan-Yahudi Dünya Görüşünün Yok Edilmesi) isimli kitabında bu gerçeği şöyle özetler:

"Faşizm, modern dünyanın paganizme duyduğu özlemdir. Faşizm, bir kültürün Allah'a olan isyanıdır." 2

Nazilerin Pagan İdeolojisi

Naziler, gerek örgütlenme aşamalarında, gerekse 1933'te başlayan iktidarları boyunca, paganizmi savunmuşlar ve Alman toplumunu Hıristiyanlık'tan kopararak pagan inançlara geri döndürmeye çalışmışlardır.

Hitler'in iktidarı ele geçirmesinden bir süre sonra, Hıristiyanlıktaki kutsal günler ve bayramlar yok olmuş ve yerlerine Pagan dininin kutsal günleri konmuştur. Evlilik törenlerinde "Yer Ana" ya da "Gök Baba" gibi hayali pagan tanrılarına seslenilir olmuştur. 1935 yılında okullarda öğrencilere Hıristiyan duaları yaptırılması yasaklanmış, ardından Hıristiyanlıkla ilgili derslerin tamamı kaldırılmıştır.

Öğrencilere okullarda sözde "Hıristiyanlık öncesindeki şanlı Alman tarihi" öğretilmiş, Nazi Almanyası'nın dört bir yanında pagan kültürden miras kalan çeşitli ayinler ve törenler düzenlenmiştir. Gerçekte Nazilerin bütün toplantı ve törenleri klasik bir pagan ayini şeklindedir. Yanan meşalelerin gölgesi altında, şiddet ve nefret dolu sloganlarla yapılan, Wagner'in pagan müziğiyle desteklenen Nazi gösterileri, binlerce yıl önce pagan tapınaklarında ve sunaklarında yapılan sapık törenlerden farksız gibidir.

Naziler paganizmi uyandırmak için sanatı da kullanmışlardır. Nazi iktidarından sonra sanatta eski Yunan kavramları ve sembolleri ezici bir ağırlık kazanmış, Aryan ırkının güçlü erkek ve kadınlarını gösteren pek çok heykel, eski Yunan'daki tanrı heykellerine benzetilerek yapılmıştır. Hitler, heykellerini diktirdiği bu sözde "üstün insanları" öjeni yöntemlerini devreye sokarak türeteceğini ve bunlarla tüm dünyaya hakim olup, eski Yunan'daki Sparta modelinde zalim ve gaddar bir "dünya krallığı" kuracağını hayal etmiştir. Nazi Almanyası için kullanılan "III. Reich" (Üçüncü Krallık) deyimi, bu rüyanın ifadesidir.

Ve bu hayaller sonucunda, dünya daha önce hiç görmediği kadar kanlı bir savaşın, tam 55 milyon insanı öldüren II. Dünya Savaşı'nın içine düşmüştür.

Nazi Antisemitizmi: Din Düşmanlığının Bir Başka İfadesi


Naziler'in Yahudilere karşı duyduğu şiddetli nefretin (ve bu nedenle gerçekleştirdikleri katliamların) nedeni de, söz konusu pagan ve din düşmanı ideolojileridir.

Naziler'in mantığına göre, daha önceden pagan ve savaşçı bir toplum olan Almanlar, Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte bu kültürü terk etmişlerdi. Hıristiyanlık ise Yahudiliğin bir devamıydı. Dolayısıyla Hıristiyanlıktan nefret eden Naziler gerçekte onu bir "Yahudi komplosu" olarak görüyorlardı. İsrail soyundan bir peygamber olan Hz. İsa'nın, "üstün ırk" saydıkları Almanlar tarafından sevilip-sayılması onlar için kabul edilemez bir düşünceydi. Naziler'e göre Almanların yol göstericileri İsrail soyundan gelen peygamberler değil, putperest Alman kültürünün barbar ve zalim savaşçıları olmalıydı.

Nazi ideolojisi, dünya tarihini, "Aryan ırkı" ile "Sami ırkı" arasındaki bir çatışma alanı olarak yorumluyordu. Naziler'e göre Aryan ırkı Hint-Avrupa kültürünün, Sami ırkı (Yahudiler ve Araplar) ise Ortadoğu kültürünün öncüleriydi. Hint-Avrupa kültürünün temel özelliği ise, pagan, yani putperest inançlara sahip olmasıydı. Naziler işte bu nedenle kendilerini pagan bir kültürün mirasçıları olarak gördüler, Yahudileri ise, putperestliğe karşı çıkıp Tevhid (Tek Tanrı) inancını dünyaya yayan düşman bir ırk olarak kabul ettiler.

Naziler'in pagan ideolojilerini konu alan The Pink Swastika adlı eserde, bu konu şöyle özetlenmektedir:

Nazilerin öncelikle Yahudi halkına saldırmasının ve onları yok etmek istemelerinin nedeni... Kutsal Kitabın, yani Tevrat ve İncil'in, Hıristiyan ahlakının üzerine oturduğu temelleri oluşturmasıdır. 3

Nazizm'in bu sapkın inancı diğer pek çok faşist akımda da görülmektedir. Bugün halen pek çok neo-Nazi grubu, "Aryan ırkının dini" olarak gördükleri putperest inançlara bağlanmakta, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam gibi vahye dayalı İlahi dinleri ise sözde "Semitik efsaneler" olarak görüp bunlara düşmanlık beslemektedirler. İslam dünyasında da bu çarpık mantık doğrultusunda "Arap düşmanlığı" şeklinde yeni bir antisemitizm geliştirmeye çalışan faşist eğilimler olmuştur.

Oysa İlahi dinler, sadece Semitik ırklara değil, dünya üzerindeki tüm insanlara hitap etmektedir ve dünya üzerindeki tüm insanların kurtuluşu da bu dinlerin ortak çağrısına uyarak Allah'a iman edip O'na itaat etmektir. Allah'ın insanlara indirdiği dini reddederek, atalarının sapkın dini olan paganizme bağlanan faşizm ise, büyük bir akılsızlıktan ibarettir. Allah "atalarının dini"nin peşinden giden bu gibi akılsız insanları Kuran'da şöyle bildirir:

Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)


DİPNOTLAR

1 Michael Howard, The Occult Conspiracy, 1.b., London: Rider, 1989, s. 23
2 Gene Edward Veith, Modern Fascism : Liquidating the Judeo-Christian Worldview, Concordia Publishing House; 1993,
3 Scott Lively-Kevin E. Abrams, Pink Swastika, 1998, preface


2008-07-16 16:39:42

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top