RAMAZAN 2008. 14. GÜN





İman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Suresi, 7)





“Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah Katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah Katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.”
(Buhârî, iEdeb, 69; Müslim, Birr, 103-104)




Kamil İman Sahibi Bir Mümin…
Nasıl Bir İmana Sahiptir?


  • İmanı, yalnızca Allah korkusuna ve Allah sevgisine dayalıdır.
  • Yalnızca Allah'a ibadet eder.
  • Allah'ı herşeyin üzerinde tutar.
  • Allah'tan başka ilah aramaz.
  • Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaz.
  • Herşeyin Allah'tan olduğunu bilir.
  • Hayatının her anında asıl hedefini,'Allah'ın rızasını kazanmak' olarak belirler.
  • Allah'ın her zaman onun yanında olup, yaptıklarını gördüğünü bilir.
  • Tüm hayatını Allah için yaşar.
  • Allah'ın sınırlarını titizlikle korur.
  • Allah'ın karşısında acizliğini çok iyi bilir.
  • Allah'ın ayetlerine gönülden boyun eğici bir tavır gösterir.
  • Sadece Allah'a güvenip dayanır.
  • Yardımın ancak Allah'tan olduğunu kavramıştır.
  • Kuran'a kuvvetle bağlıdır ve daima Allah'ı anar.
  • Allah'a asla nankörlük etmez.
  • Kıyamet gününe ve ahiretin varlığına kesin bir bilgiyle inanır.
  • Dünya hayatına aldanmaz.
  • Gelecek endişesi yoktur.
  • Her işte bir hayır olduğunu her an hisseder.
  • Her işte Allah'a yönelip döner.
  • Sahip olunan tüm özelliklerin Allah'tan olduğunu asla unutmaz.
  • Allah'a, hükümlerine ve elçilerine gönülden itaat eder.
  • Şeytanın etkisine girmez.
  • Her an vicdanının sesiyle hareket eder.
  • Katıksız, sadece Allah'a yönelmiş bir ruh hali içindedir.
  • Sadece Allah'ı ve inananları dost edinir.
  • Allah'a yakınlaşmak için çok şiddetli bir çaba harcar.
  • Allah'a her an şükredici olur.
  • Gizli ve açık infak eder.
  • Her güçlüğe sabrederek, kesinlikle yılmayan bir kararlılık gösterir.
  • Üstün bir ahlaka sahiptir.
  • Gösterdiği mümin alametlerinde süreklilik sağlar.
  • Takvada yarışıp öne geçer.







Kumların Altında Bulunan Ubar Şehri ve Kuran’da Anlatılan İrem Şehri

1990'lı yılların başında dünyanın tanınmış gazeteleri çok önemli bir arkeolojik bulguya "Muhteşem Arap Şehri Bulundu", "Efsanevi Arap Şehri Bulundu", "Kumların Atlantisi Ubar" başlıklarıyla yer verdiler. Bu ilginç arkeolojik bulguya daha önemli hale getiren, isminin Kuran'da anılıyor olmasıydı. O güne kadar Kuran'da bahsi geçen Ad kavminin bir efsane olduğunu veya hiçbir zaman bulunamayacağını düşünen birçok kişi, bu yeni bulgu karşısında hayrete düştü. Kuran'da sözü edilen bu şehri bulan kişi, amatör bir arkeolog olan Nicholas Clapp idi. 

Bir Arap tarihi uzmanı ve belgesel yapımcısı olan Nicholas Clapp, Arap tarihi üzerine yaptığı araştırmalar sırasında, 1932 yılında İngiliz araştırmacı Bertram Thomas tarafından yazılmış Arabia Felix adında bir kitaba rastlamıştı. "Mutlu Arabistan" anlamına gelen "Arabia Felix", Romalıların Arap Yarımadası'nın güneyinde bulunan ve günümüzdeki Yemen ve Umman'ı kapsayan bölgeye verdikleri isimdi. Yunanlılar ise bu bölgeye yeşil toprakları ve ılıman ikliminin getirdiği avantajlardan dolayı, "kutsanmış Arabistan" anlamına gelen "Eudaimon Arabia" diyorlardı. Ortaçağdaki Arap bilginleri de bu topraklara "Mutlu Yemen" anlamına gelen "El-Yemen es-Saiyd" ismini veriyorlardı. Bu isimlerin tümü "Mutlu Yemen" anlamına geliyordu. Çünkü eski zamanlarda bu bölge, Hindistan ve Kuzey  Arabistan arasında yapılmakta olan baharat ticaretinin merkezi durumundaydı. Ayrıca bölgede yaşayan kavimler "kehribar" isminde nadir bulunan ve o zamanlar altın değerinde olan çam ağacı reçinesinin üretimini yapıyorlardı.

Kitabında bu bilgilere kapsamlı olarak yer veren İngiliz araştırmacı Bertram Thomas, Ad kavminin yaşadığı Ubar kentinin kalıntılarının bulunduğu bölgeye bir araştıma gezisi yapmıştı. Gezisi sırasında çölde yaşayan Bedeviler, Umman'ın sahile yakın bir yerinde bulunan bu bölgede, eski bir patika yolu göstermişler ve bu patikanın Ubar isimli çok eski bir şehre ait olduğunu anlatmışlardı.

Ubar'da yapılan kazılarda Kuran'da belirtilen şekliyle birçok sanat yapıları ve yüksek medeniyet eserleri bulundu. İngiliz araştırmacı, Ubar'ın varlığını kanıtlamak için iki ayrı yola başvurdu. Önce Bedeviler tarafından var olduğu söylenen patika izlerini buldu. NASA'ya başvurarak bu bölgenin resimlerinin uydu aracılığıyla çekilmesini istedi. Daha sonra da California'da Huntington Kütüphanesi'nde bulunan eski yazıtları ve haritaları incelemeye başladı. Kısa bir araştırmadan sonra Mısır-Yunan coğrafyacısı Batlamyus tarafından MS 200 yılında çizilmiş bir harita buldu. Haritada, bölgede bulunan eski bir şehrin yeri ve bu şehre doğru giden yolların çizimi gösterilmişti. Bu arada NASA'nın çektiği resimlerde, yerden çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan, ancak havadan bir bütün halinde görülebilen bazı yol izleri ortaya çıkmıştı. Hem eski haritada belirtilen yollar hem de uydudan çekilen resimlerde görülen yollar birbirleriyle kesişiyorlardı. Bu yolların bitiş noktası ise eskiden bir şehir olduğu anlaşılan geniş bir alandı. 

Böylece Bedevilerin sözlü olarak anlattıkları hikayelere konu olan efsanevi şehrin yeri bulunmuş oldu. Yapılan kazılarda kumların içinden eski bir şehrin kalıntıları çıkmaya başladı. Bu nedenle de bu kayıp şehir "Kumların Atlantisi Ubar" olarak tanımlandı.




Güneş Belirli Bir Süre Sonra Sönecektir

"Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir." (Yasin Suresi, 38)

Güneş'in yüzeyinde yaklaşık beş milyar yıldır hiç durmaksızın gerçekleşen kimyasal tepkimeler sonucunda, güneş ışığı kesintisiz oluşmaktadır. Gelecekte Allah'ın dilemesiyle belirli bir andan sonra bu reaksiyonlar sona erecek ve Güneş enerjisini yitirerek tümüyle sönecektir. Bu yönüyle yukarıdaki ayette de Güneş'in enerjisinin bir gün son bulacağına işaret ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Ayette geçen "mustakarrin" kelimesi belirlenmiş bir yer veya belirlenmiş bir zaman anlamını içerir. "Akıp gitmektedir" olarak çevrilen "tecri" kelimesi ise "hareket eder, acele eder, deveran eder, dolaşır, usul izler, yol tutar, cereyan eder, akar" anlamlarına gelmektedir. Kelimelerin anlamlarından Güneş'in istikrar kılacağı mekan ve zamana doğru hareketini sürdürdüğü, ancak bu hareketin önceden belirlenmiş bir zamana kadar süreceği anlaşılmaktadır. Nitekim kıyamet günü ile ilgili tariflerdeki
"Güneş, köreltildiği zaman" (Tekvir Suresi, 81) ayetiyle de böyle bir zamanın olacağı bildirilmektedir. Bunun vakti ise yine Allah Katında bellidir.

Ayette Allah'ın "takdiri" olarak çevrilen "takdiyru" kelimesi ise, "tayin etme, kaderini çizme, hükmetme, ölçüp biçme, ayarlama, ölçüyle yapma" anlamlarını kapsamaktadır. Yasin Suresi'nin 38. ayetindeki bu ifade ile de Güneş'in ömrünün Allah'ın belirlediği bir süre ile sınırlı olduğu bildirilmektedir.


Kuran'da bu konuyla ilgili diğer ayetlerden bazıları şöyledir:

"Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve Güneş ile Ay'a boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız." (Rad Suresi, 2)

"(Allah) Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar; Güneş'i ve Ay'ı emre amade kılmıştır, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, 'bir çekirdeğin incecik zarına' bile malik olamazlar." (Fatır Suresi, 13)

"Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur." (Zümer Suresi, 5)

Yukarıdaki ayetlerde geçen "musemmen" kelimesiyle de Güneş'in hareket süresinin "belirli" olduğu bildirilmektedir. Güneş'in sonu ile ilgili bilimsel yorumlarda, Güneşin her saniye 4 milyon ton madde tüketerek enerjiye çevirdiği, bu yakıt bittiğinde de Güneş'in ömrünü tamamlayacağı tarif edilmektedir...




Yeni Yüzyılın Tedavi Kaynağı: Kordon Kanı

“Şimdi Allah’ın rahmetinin eserlerine bak…” (Rum Suresi, 50)

Teknolojinin en son imkanları ile üretilmiş, milyonlarca dolar değerinde olan ve en modern hastanelerde kullanılan yaşam destek üniteleri, birkaç kilogram ağırlığında bir organ ile karşılaştırıldıkları zaman son derece ilkel ve yetersiz kalırlar. Bu organ; bilim adamları tarafından “doğumun gerçek kahramanı” olarak nitelendirilen plasentadır.1 Anne ile embriyo arasında adeta bir köprü görevi görerek embriyonun gelişimi için gerekli olan besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişini sağlayan plasenta, doğum sürecinin tamamlanmasından kısa süre sonra ise görevini tamamlayarak rahim dışına atılır. Ancak bu, aynı zamanda başka bir mucizenin de başlangıç noktası olur: Bugün önemli hastalıkların tedavisinde kullanılan, birçoğunun tedavisi için de umut veren “kordon kanı” bu süreçte ortaya çıkar.

Kordon Kanını Özel Kılan Nedir?


Kordon kanı olarak isimlendirilen kan, bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu ile plasenta içinde kalan kandır. Ancak bu kan bebeğin damarlarında dolaşan kandan daha farklıdır. Günümüze kadar biyolojik atık olarak değerlendirilen kordon kanı; plasenta ve göbek kordonu ile birlikte atılmaktaydı. Fakat son gelişmelerle kordon kanının çok zengin bir kök hücre kaynağı olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda kordon kanının çeşitli hastalıkların tedavisi açısından da önemi anlaşıldığı için bu özel sıvı yeni yöntemlerle toplanıp saklanmaya başlanmıştır. Kordon kanını özel kılan ise içeriğinde bulunan genç kök hücrelerdir.

Kordon Kanındaki Kök Hücreler Niçin Hayati Önem Taşır?


İnsan vücudundaki yaklaşık 200 tür hücrenin kaynağı kök hücrelerdir. Birçok dokuda bulunur ve değişerek vücudun diğer dokularını oluştururlar.

Doğumun ilk aşamasındaki hücreler birbirlerinin tıpatıp aynısı olan kopyalarını yaparlar. Eğer bu çoğalma kontrolsüz olsaydı, ortaya bir insanın değil, benzer hücrelerden oluşmuş büyük bir et yığınının çıkması gerekirdi. Ancak böyle bir şey olmadığı gibi tam aksine Yüce Allah’ın benzersiz gücü ve ilmiyle birbirlerinin kopyaları olan kök hücreler bir süre sonra kendi aralarında sinyalleşerek farklılaşmaya başlarlar. Bu farklılaşma sonucunda kemik, düz kas, karaciğer gibi vücuttaki bütün hücre ve dokular oluşur.

Bağışıklık sisteminin yapı taşları olan bu kök hücreler; hastalıklarla savaşan beyaz kan hücrelerinin, oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin, pıhtı ve iyileşmeyi sağlayan trombositlerin temelini oluşturur. Vücut, kanser veya genetik uyuşmazlıklarla savaşıyorsa, kemoterapi veya radyasyon gibi yoğun tedavilerle zayıf düşmüşse, kanın elementlerinin güçlendirilmesi gerekir. Bu güçlendirmeyi ise mucizevi yapılarıyla kök hücreler başlatır ve vücudun savaşmasını sağlar.

 
Kordon Kanı Hangi Hastalıkları İyileştiriyor?

Göbek kordonu kanı bazı hastalıkların tedavisinde çok büyük yüzdelerle başarı sağlamıştır. Özellikle kordon kanındaki kök hücrelerin vücuttaki diğer tip hücrelere farklılaşma özelliğinin keşfedilmesi ile birlikte bu hücrelerin kanser, felç, Parkinson, Alzheimer, omurilik zedelenmeleri, kalp ve birçok genetik kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıkmıştır.

Günümüzde 40'dan fazla hastalığın tedavisinde teorik olarak kordon kanından faydalanılmakta ve kordon bağından elde edilen kök hücreler özellikle kemoterapi ve/veya radyoterapi gören kanser hastalarının kan ve bağışıklık sistemini yeniden canlandırmak için kullanılmaktadır.
 
Kordon Kanı Neden Kemik İliği Naklinden Daha İyi Sonuç Veriyor?

Kemik iliği nakli ile tedavi edilebilen hastalıklarda karşılaşılan temel problem tam doku uyumu olan kemik iliğinin bulunamamasıdır. Bu problemin yüzdesi ise oldukça yüksektir. Hastaların yaklaşık %70’i için uygun kemik iliği bulunamamaktadır.2 

Hastaların tedavisinde kullanılan kök hücreler gerçekte üç kaynaktan elde edilebilir: Kordon kanı, kemik iliği ve dolaşımdaki kan… Ancak bu noktada kordon kanından elde edilen kök hücrelerin diğer yöntemlerle elde edilen kök hücrelerine göre şu avantajları ortaya çıkmaktadır:   
  • Kordon kanından en genç kök hücreleri elde edilir. Bunlar saklanmak için dondurulduklarında yaşlanma ve yıpranma süreçleri de durdurulmuş olur.
  • Kordon kanı kök hücrelerinin üreme hızı, kemik iliği kök hücrelerine göre daha fazladır.
  • Kemik iliği nakli için alıcı ile verici arasında çoğunlukla tam bir doku (HLA) uyumu olması gerekir. Kök hücrelerin bağışıklık red cevapları henüz tam olarak gelişmediğinden kordon kanı naklinde tam bir uyum olmasa da başarı sağlanabilir.
  • En önemlisi saklanan kordon kanındaki kök hücreler, gerekli olduğu durumda hemen kullanılabilecek durumdadır. Bu durum, hastalıkların ilerlemesini önleyebilmek için en kısa sürede tedavinin zorunlu olduğu durumlarda önem kazanır. Bu yüzden kordondaki bu kan doğumdan hemen sonra uygun şartlarda alınıp, özel koşullarda dondurularak yıllarca saklanabilmektedir.
  • Bir diğer önemli faktör ise kişinin kendisine her zaman tam uyum sağlayan kordon kanı kök hücrelerinin aile bireyleri için de uyum ihtimalinin bulunmasıdır.
 
1 Intimate Universe, The Human Body, Volume 1, 1998 British Broadcasting Corporation
2 www.babycordturkey.com


Kordon Kanı Allah’ın İnsanlara Rahmetidir


 Gözle görülemeyecek boyutlardaki kök hücrelerin mucizevi bir şekilde kordon kanında bulunması ve bu gerçeği insanların ancak 20. yy‘ın sonunda öğrenebilmesi bizlere apaçık bir gerçeği göstermektedir: Kordon kanı, Yüce Allah’ın yaratma ilminin bir eseridir.

İnsan anne karnında kendi varlığından dahi habersizken, Allah onun bedenini şekillendirmiş, vücuduna kordon kanını yerleştirmiştir.
“Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur…” (Fatır Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği üzere dünya üzerinde Rabbimiz’in insanlar üzerindeki takdirini, fazl ve ihsanını engelleyebilecek hiçbir varlık bulunmamaktadır. Bu gerçeği düşünmek ve bu mucizeleri tıbbi araştırmalar sonucu insanlara öğreten Yüce Allah’a şükredici olmak, dünya üzerindeki her insanın görevidir. Rabbimiz’in yaratma ilmi bir Kuran ayetinde şekilde bildirilmektedir:

“Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir.” (Mümin Suresi, 64)








"İyiliği Emretme, Kötülükten Men Etme" İbadetinin Terki

İyilik terk edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Kıyamet yaklaşır, hayırlı işler azalır. (Kıyamet Alametleri, s. 264)

Allah, "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle insanlara iyiliği emretme ve kötülükten men etme ibadetini farz kılmıştır. İyiliğin tavsiye edilmesi ve kötülüğün önlenmesinin Allah'ın önemli bir emri olduğu bilindiği halde yapılmaması da kıyametin bir alametidir. Aynı zamanda kıyamet öncesi gerçekleşecek olan büyük olayların habercisi olarak, Hz. İsa'nın gelişinin yaklaştığının da bir göstergesidir.



 

PEYGAMBERLER ŞEHRİ KUDÜS       

Kudüs...

Üç İlahi dinin buluştuğu kutsal şehir...

Hz. Muhammed (sav)'in mucizevi Miraç yolculuğunu yaptığı,

Hz. İsa'nın doğup yaşadığı,

Hz. Süleyman'ın kutsal mabedini inşa ettiği,

Ve daha pek çok peygamberin hayatını geçirdiği, Allah yolunda mücadele ettiği, şehit düştüğü kutsal topraklar.

Tüm bu özellikleri nedeniyle Kudüs ve çevresi, Müslümanlar için olduğu gibi Yahudiler ve Hıristiyanlar için de kutsal kabul edilir.

Kudüs'ün Müslümanlar için kutsal bir belde olmasının sebebi ise, mübarek Mescid-i Aksa'nın bu şehirde bulunmasıdır.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de Mescid-i Aksa'dan adıyla söz etmekte ve bu mescidin etrafının mübarek kılındığını bildirmektedir:

Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir. (İsra Suresi, 1)

Kudüs'ün İslam dininde kutsal bir yer olması, Müslümanların her devirde bu bölgeye özel önem vermelerine neden olmuştur.

Bu belgeselde, İslam tarihi boyunca Müslümanların bu kutsal topraklara barış, huzur, adalet ve hoşgörü getirdiklerini izleyecek, Kuran'da öğretilen gerçek adaleti hâkim kılmak için ciddi bir çaba göstermek gerektiğini bir kere daha anlayacaksınız.









GÜNEŞ MERCANI

YAŞ:                417-354 milyon yıllık

DÖNEM:            Devoniyen

BULUNDUĞU YER:    Atlas Dağları, Fas








Evrimciler, balıkların omurgasız deniz canlılarından, amfibiyenlerin ve günümüz balıklarının sözde "atasal" bir balıktan, sürüngenlerin amfibiyenlerden, kuşların ve memelilerin ayrı ayrı sürüngenlerden ve en son olarak insanların ve günümüz maymunlarının ortak bir atadan evrimleştiklerini iddia ederler. Bu iddialarını bilimsel olarak ispatlayabilmeleri içinse, bu türler arasında dönüşüm olduğunu gösteren ara geçiş canlılarının fosillerini göstermeleri gerekir. Ancak, daha önce de belirtildiği gibi bu hayali canlılardan eser yoktur. Aksine canlılar milyonlarca yıl önce sahip oldukları özellikleri bugün de aynı şekilde taşımaktadırlar. Resimde görülen milyonlarca yıllık güneş mercanı fosili bunun yüz binlerce delilinden yalnızca biridir.

YAŞAYAN ÖRNEĞİ







www.kurandadua.com

Dua, Rabbimiz'in Rahman ve Rahim isminin çok üstün bir tecellisi, müminlere çok büyük bir lütfudur. Çünkü insan Allah'a dua ederek samimi imanını, sevgisini ve korkusunu ifade edebilir. Tek dost ve veli olarak O'na teslim olduğunu, yalnızca O'ndan medet umup O'ndan yardım dilediğini gösterebilir. Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Yüce Rabbimiz, Kuran'da insanlara çok yakın oldugunu, Kendisi'ne dua ederek bir şey istediklerinde onların dualarına icabet edeceğini bildirir.

Müminler hem dünya hayatları için, hem de ahiretleri için dua ederler. Dua beraberinde tevekkülü de getirir. Dua eden insan, karşısına çıkabilecek zor ya da kolay her türlü durumu, tüm olayları, kainatın Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah’ın takdirine bırakmış demektir. Bu mümin için bir ferahlık ve güven kaynağıdır.



2008-08-25 03:01:56

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top