< <
9 / total: 13

''Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek'' Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar - 2

Mehmet Ali Kaya - İddia 1:

"HZ. MEHDİ (AS)'IN SAKALININ OLMAYACAĞI VE PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN HADİSLE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN İSMİNİ MÜJDELEDİĞİ İDDİASI"

Bazı Nur talebelerinin Mehdiyet konusunda savundukları yanlış bilgilerden biri de, Peygamberimiz (sav)'in hadis-i şerifinde Bediüzzaman Hazretleri'nden bizzat ismiyle bahsettiği ve Mehdi (as)'ın sakalsız olacağını söylediği iddiasıdır.

Mehmet Ali Kaya Asırların Rehberleri Mücedditler ve Kıyamet Alametleri, Deccal-Mehdi adlı eserinde, Mehdi (as)'ın sakalsız olacağı yönündeki yanlış yorumu şu şekildedir:

"Mehdi'nin sakallı olacağı doğrudur; ama AHİR ZAMANDA GELECEK OLAN "MEHDİ-İ AZAMIN" SAKALLI OLACAĞI KESİN DEĞİLDİR... Ancak "Mehdi-i Azam" ve "Deccal ve Süfyan'a" karşı mücadele eden "Zat-ı Nurani" hakkında farklı hadisler vardır ki özel olarak O'na işaret etmektedir. Bu hadislerden en önemlisi "Said fitnelerden uzak duran kişidir. Fitnelere maruz kalır da sabreder. Ona müjdeler olsun, onu bu hale düşürenlere de yazıklar olsun" (Fethu'l-Kebîr, 1:315; Hilyetu'l-Evliya'dan naklen Ramuzu'l-Hadis, 105; Feyzü'l-Kadir, 2:377 Hadis No: 2081) hadisidir. Bu hadiste geçen "Vâhâ" (FEVAHEN) kelimesini İslam bilginleri "yüzü açık ve sakalı yok" manasına geldiğini söylerler. Ramuz'da bu konuda açıklamalar vardır. Bu hadisin izahı ve kaynakları (Şaban Döğen, Mehdi ve Deccal, Gençlik Yayınları, 2001, s. 158) bu kitapta da vardır." (Mehmet Ali Kaya, Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 263)

MEHMET ALİ KAYA'NIN HADİS-İ ŞERİFİ YANLIŞ TERCÜMESİ:

"Peygamberimiz (asm), "İnne's-Saide limen cünnibe'l-fiten. İnne's-Saide limen cünnibe'l-fiten. İnne's-Saide limen cünnibe'l-fiten. Fe-vahen sümme vaha" yani "Said, fitnelere maruz kalan ve korunan kimsedir. Fitnelere maruz kalır da sabreder. O, SAKALSIZ VE ZAYIF ADAM." buyurarak Mehdi'nin şahsını tarif etmiştir." (Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 225)

(Mehmet Ali Kaya'nın Asırların Rehberleri Mücedditler ve Kıyamet Alametleri, Deccal-Mehdi adlı eserinde yer alan iddialarının kapsamlı cevaplarını Sayın Adnan Oktar'ın Nurculuk adlı eserinde detaylı olarak okuyabilirsiniz.)

SORULARLA RİSALE SİTESİ'NİN HADİSLE İLGİLİ VERDİĞİ DOĞRU OLMAYAN BİLGİLER:

"Şüphe yok ki said (bahtiyar) fitnelerden uzak kalandır {Resûl-ü Ekrem (a.s.m.), bu cümleyi üç defa tekrarlamıştır.} Fakat fitnelere mübtelâ olur ve sabreder. Ona müjdeler, onu o hale düşürenlere de yazıklar olsun." Bu hadiste geçen, üç defa tekrar edilen ve yukarda "müjdeler olsun" diye mânâlandırılan "fevâhen" kelimesinin değişik mânâları, Alleme Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatih'inde, Rumuz ve Levamî'de izah edilmektedir. Rumuz'un kenarında "fevâhen" kelimesine "el-vehyü", yani "sakalı tıraş edilmiş" mânâsının da verildiği görülmektedir. Tezkire-i Kurtubî'de de aynı mânâya yer verilir. (http://www.sorularlarisale.com/printarticle.php?id=17321)

MEHMET ALİ KAYA VE DİĞER BAZI NUR TALEBELERİNİN BU HADİSLE İLGİLİ 2 TEMEL YANILGISI VARDIR:

1. HADİSTE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN İSMİNDEN VE ŞAHSINDAN DEĞİL, FİTNE DÖNEMİNDE MÜSLÜMANLARIN TAMAMININ NASIL DAVRANMASI GEREKTİĞİNDEN BAHSEDİLMEKTEDİR.

2. BU HADİSTE HZ. MEHDİ (AS)'IN SAKALIYLA İLGİLİ HİÇBİR BİLGİ BULUNMAMAKTADIR. DOLAYISIYLA BU HADİSE DAYANARAK MEHDİ (AS)'IN SAKALSIZ OLACAĞINI İDDİA ETMEK YANLIŞTIR.

Tüm İslam alemi bilmektedir ki, Mehdi (as)'ın en önemli fiziki alametlerinden biri sakallı olmasıdır. Hadislerde Hz. Mehdi (as)'ın sakallı olacağı bildirilmiş, hatta sakalının renginden şekline kadar konuyla ilgili çok kapsamlı bilgi verilmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadiste Bediüzzaman Hazretleri'nin ismini müjdelediği de doğru değildir. Söz konusu hadis, sahih hadis kitabı Kütübü Sitte'nin "Fitneler, hevalar ve ihtilaflar" bölümü"nde, "fitnede sabır" başlığı altında yer almaktadır. Ve bu, kardeşlerimizin iddia ettiği gibi Bediüzzaman Hazretleri'ne değil, tüm Müslümanlara hitap eden bir hadistir. Hadiste Mehdi (as)'ın sakalıyla ilgili bir konudan ise HİÇ BAHSEDİLMEMEKTEDİR!

"HZ. MEHDİ (AS)'IN SAKALI OLMAYACAĞI" İDDİASINA SÖZDE DELİL GÖSTERİLEN HADİS, "SÜNEN-İ EBU DAVUD" HADİS KİTABINDA ŞU ŞEKİLDE GEÇMEKTEDİR:

Mikdad b. el Esved (ra) şöyle demiştir: Allah'a yemin ederim ki Resulullah (sav)'i şöyle söylerken işittim: "Şüphesiz Mesud kişi fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz Mesud kişi fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz Mesud kişi fitnelerden uzak kalan, bir belaya uğradığında sabredendir. (Fitneye katılana) vah yazık!" [Ebu Davud, Fiten 2, (4263).]

EBU DAVUD'UN HADİS AÇIKLAMASI:

"Hadis-i şerif fitnelerden uzak kalan, fitneye veya bir belaya düçar olup da sabreden kişinin mesud olduğunu beyan etmektedir. Tabi bu saadet aslında ahiret saadetidir. Ama bu durumdaki kişi, aynı zamanda dünyada da mesuddur."

"SÜNEN-İ EBU DAVUD" ESERİNDEKİ HADİSİN GEÇTİĞİ İLGİLİ SAYFA

HADİSİN ARAPÇASI ŞU ŞEKİLDEDİR:

"İnne's-Saide lemen cünnibe'l-fiten. İnne's-Saide lemen cünnibe'l-fiten. İnne's-Saide lemen cünnibe'l-fiten. Fe-vahen..."

İNNE'S-SAİDE-LEMEN = SAİD OLAN, BAHTİYAR OLAN, MUTLU OLAN O KİMSEDİR Kİ

Hadisin başındaki "bahtiyar odur ki – innessaide lemen" ifadesi "bahtiyar olan, said olan, mutlu olan o kimsedir ki" anlamındadır ve ismi "SAİD" olan bir kimseden değil, "fitne zamanında hangi tavırda bulunan kişinin mutlu, yani said olacağı"ndan bahsedilmektedir.

Peygamber Efendimiz (sav) bu hadis-i şerifte, Müslümanlara fitneden kaçınma, fitneye iştirak etmeme ve sabırlı olma tavsiyesinde bulunmakta ve böyle davranan kişiyi övmektedir. Dolayısıyla burada Said Nursi Hazretleri'nden bahsedildiği iddiası doğru değildir.

BİR ÇOK HADİSTE İNSAN İSMİ GEÇER AMA BUNLAR BELİRLİ BİR KİŞİYE HİTABEN OLAN HADİSLER DEĞİLDİR

Söz konusu Nur talebesi kardeşlerimiz tüm Müslümanlara hitap olan bir hadiste geçen "Said" kelimesini Bediüzzaman Hazretleri'nin ismi olarak hadiste yer aldığını iddia etmektedir. Bu hem mantık dışı hem de samimiyetten uzak bir açıklamadır. Peygamberimiz (sav)'in çok sayıda hadisinde insan ismi olarak kullanılan kelimeler defalarca geçmektedir. Ama hiç kimse "burada halim kelimesi geçiyor o zaman filanca şahıstan bahsedildi", "hadiste kamil ifadesi var ismi Kamil olan şu zata işaret ediliyor" iddiasında bulunmamaktadır. Nasıl ki hadislerde geçen, "kerim, kerem, salih, kamil, halim, veli" gibi kelimeler bir şahsa işaret etmiyorsa bu hadiste geçen "said" kelimesi de Bediüzzaman Hazretleri'ne işaret etmemektedir.

Hadislerden bazı örnekler:

Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu HALİM olan zelle sahibidir, hakim olan tecrübe sahibidir." Tirmizi, Birr 86, (2034)

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim VELİ kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim." Buhari, Rikak 38

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca KAMİL olan, ahlakça en güzel olandır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır." Tirmizi, Rad 11, (1162); Ebu Davud, Sünnet 16, (4682).

"…Yarabbi, o kişi, senden başka ilah olmayıp sadece senin ilah olduğuna, Muhammed'in senin kulun ve elçin olduğuna şehadet ederdi, sen onu (bizden) daha iyi bilirsin. Ey Allahım, eğer o MUHSİN ise ona yapacağın ihsanı artır…." Muvatta, Cenaiz 17, (228).

HİÇBİR ARAPÇA VE İSLAMİ KAYNAKTA, "FE-VAHEN VE EL VEHYU" KELİMESİNİN ANLAMI SAKALSIZ DEĞİLDİR

Hadisin sonunda yer alan "Fe-vahen" ifadesi Mehmet Ali Kaya ve bazı Nur talebeleri tarafından, "yüzü açık ve sakalı yok" anlamında kullanılmaktadır. Oysa hadiste geçen FE-VAHEN kelimesi, hem mana olarak hem de konu akışı olarak böyle bir anlam taşımamaktadır.

SÜNEN-İ DAVUD'DA "FE-VAHEN" KELİMESİ AÇIKLANIRKEN SAKAL İFADESİNDEN HİÇBİR ŞEKİLDE BAHSEDİLMEZ:

"SÜNEN-İ EBU DAVUD" ESERİNDEKİ HADİSİN GEÇTİĞİ İLGİLİ SAYFA

"Hadisin sonundaki "yazık vah vah" diye terceme ettiğimiz,  kelimesi iki manada kullanılır:

1.            Keder ve üzüntü anında ya da bir fırsat kaçtığında söylenir. Tehassür ifade eder. Tercemede bu mana esas alınmıştır. Tabii o zaman mananın düzgün anlaşılması için, bir takdir yapılması gerekir. Bu takdir de parantez içinde işaret edilmiştir.

2.            Hayret anında ve bir şey güzel bulunduğu zaman söylenen bir kelimedir. Teaccüb ifade eder. Bazı alimler, bu manayı verebilmek için  kelimesinin başındaki "Lam" harfinin kesreli okunması gerektiğini söylerler. Bu izaha göre son cümlenin, "Bir fitneye düçar olup da sabreden kişi ne iyidir" şeklinde anlaşılması gerekir.

Avnü'l Mabud müellifi ... başındaki "Lam" harfini fetha okumanın da  kelimesini teaccüb manasında almaya engel teşkil etmeyeceğini söyler." 

RAMUZ-EL HADİS'TE SAYFANIN KENARINDA "EL VEHYU" KELİMESİNİN FARKLI ANLAMLARININ YER ALMASININ, HADİSLE HİÇBİR BAĞLANTISI YOKTUR

Ramuz'el Hadis'te söz konusu hadisin yanında yer alan şerhte, hadiste geçen VAHEN kelimesinin DEĞİL, bu kelimenin de kökünü oluşturan olan "V-H-Y" FİİLİNDEN TÜREYEN DİĞER KELİME VE FİİLLERİN KULLANIMLARI hakkında bilgi verilmektedir.

V-H-Y (vehâ okunur) kök fiili esas olarak "yırtılmak, ayrılmak, sökülmek, yarılmak, parçalanmak, delinmek" gibi anlamlara gelir.

Bu anlamla bağlantılı olarak "veha essehab - bulut yırtıldı" dendiğinde şiddetli yağmur yağması, "vehiyye" dendiğinde (kesilecek olduğu için) kurbanlık deve anlaşılır. Bu şerhte ise kelimenin 9 farklı anlamına yer verilmiştir. Bu anlamlar arasında; yarık, parça, delik, elbisede delik olması, elbisenin ipinin sarkması, su kabının bağının sarkması, şiddetli yağmur, ahmak, ahmaklık yapan insan, sakalı düşmüş, inci, kurbanlık deve (veya zayıf deve) gibi anlamlar bulunmaktadır. VE BU ANLAMLARIN HİÇBİRİNİN SÖZ KONUSU HADİSLE BİR BAĞLANTISI YOKTUR. Hadiste yer alan "vahen" ifadesini gerçek ve orijinal anlamıyla kullanmayıp, konuyla hiçbir ilgisi olmadığı halde "v-h-y" kökünden türeyen birbirinden farklı tanım ve terimlerden rastgele herhangi birini seçerek kullanmak elbette samimi bir tutum değildir. Eğer bu şekilde bir uygulama yapılacaksa o zaman kelimenin "ŞİDDETLİ YAĞMUR, İNCİ, KURBANLIK DEVE, DELİK, AHMAK" gibi diğer anlamlarını KULLANMAMAK İÇİN HİÇBİR SEBEP YOKTUR. Ancak hem Arapça dilbilgisi hem hadisin anlamı hem konunun akışı BÖYLE BİR UYGULAMAYI İMKANSIZ KILMIŞTIR.

Başta Ebu Davud olmak üzere tüm büyük İslam alimlerinin açıkladığı gibi "Vahen" kelimesi iki anlamda kullanılmaktadır. Bir; fitnelere sabreden kimsenin güzel ahlakını ve kazandığı güzel makamı vurgulamak için "ne mutlu ona" anlamında. İki; fitne zamanında sabır gösteremeyen kişinin içine düştüğü durumu ifade edebilmek için "vah vah yazık" anlamında.

Dolayısıyla, "Ramuz'el Hadis'te hadise sakalsız manası verilmiştir" ifadesi doğru bir ifade değildir. Ramuz'el Hadis'te, hadisin sakalla ve Bediüzzaman Hazretleri'nin şahsıyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

"EL-VEHYU" KELİMESİNİN BU SAYFADA YER ALAN ÇEŞİTLİ ANLAMLARI

1 -
OKUNUŞU: Elvehyu + vehy : Eşşakku ve'lharku

Eşşakku: Yarık, parça, delik
Ve: Ve
Elharku: Delik, parça, yarık

2 -
Elbisede vehy vardır denilir. Yani yarık, yırtık, delik vardır ve ip sakmaktadır
OKUNUŞU: Yukalu fis'sevbi vehyun  ey şakkun/ şakka ve raha'lhablu
Yukalu: Denilir
fis'sevbi: Elbisede
vehyun: vehy vardır
ey: yani
şakkun / şakka: (şak vardır) yarık, delik, parça. / yarıldı, delindi, parçalandı
ve: ve
raha'lhablu: İp sarktı

3 - 
Bağı (ipi) sarktığı zaman kırbaya "vehiyes'sikau" denilir
OKUNUŞU:Yukalu vehiyes'sikau iza'steraha ribatuhu
Yukalu: Denilir
"vehiyes'sikau" denir
Essikau: Kırba (Bir çeşit su kabı deriden yapılmış)
iza'sterha ribatuhu: Bağı (ipi) sarktığı zaman

4 -
Ve şiddetli yağmur
OKUNUŞU: Ve şiddetu matarin
Ve: Ve
Şiddetu: Şiddetli, kuvvetli
Matarin: Yağmur

5 -
OKUNUŞU: Ve ahmaku
Ve: ve
Ahmaku: Ahmak anlamına gelir

6 -
Adam ahmaklık yaptığı zaman "vehiyer'raculu" denilir
OKUNUŞU: Yukalu "vehiyer'raculu" iza ahmaka
Yukalu: Denilir
"vehiyer'raculu" denilir
iza ahmaka: Ahmaklık yaptığı zaman
vehiyer'raculu: Adam ahmaklık yaptı

7 -
Sakalın düşmesi
OKUNUŞU: Ve sukutul'lıhyeti
Ve: Ve
Sukut: Düşme
Ellıhyeti: Sakal

8 -
Vehiyye, inci demektir
OKUNUŞU: Ve'lvehiyyetud'durru
Ve: Ve
Elvehiyyetu: vehiyye
Eddurru: İnci

9 -  
OKUNUŞU: Ve hedyun minel'ibili ve bimanad'daifi yazılmış.
Eğer bunun doğru yazıldığı kabul edilirse "kurbanlık deve" demektir.

Görüldüğü gibi hadisin yanındaki şerhte, HADİSTE GEÇEN VAHEN KELİMESİNİN DEĞİL, EL-VEHYU KELİMESİNİN 9 AYRI ANLAMINA YER VERİLMİŞTİR. BU ANLAMLARIN HİÇBİRİNİN HADİSTE GEÇEN MANAYLA BİR İLGİSİ YOKTUR. BU SEBEPLE HADİSTE GEÇEN VAHEN KELİMESİ YERİNE KULLANILMASI DA MÜMKÜN DEĞİLDİR.

LEVAMİ'DE HADİSİN ŞERHİNDE HERHANGİ BİR ŞEKİLDE SAKALDAN BAHSEDİLMEMEKTEDİR

Aşağıda yer alan Ahmet Ziyaeddin Nakşibendi Gümüşhanevi Hazretleri'nin Ramuz'ul Hadis'in şerhi olan aynı zamanda "Levamiü'l-ukul min şerhi ramuzi'l-ehâdîs" olarak da bilinen "Şerhu Ramuzül ehadis" adlı eserinin 1. cildinin 652. sayfasında, BÖYLE BİR İFADENİN VAR OLMADIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR!

LEVAMİ'DE YER ALAN HADİSİN ŞERHİNİN TERCÜMESİ

"İnnes Saide (muhakkak Said) zıdduş şaki (şakinin zıddıdır). Limen cünnibe (kaçınan kişidir). Bidammil cim ve teşdidin nun (cim harfi ötreyle mim harfi şeddeyle okunur). Fiten (fitnelerden), yani baude anha ve veffega (yani fitnelerden uzak durdu ve muvaffak oldu). Liluzumi buniyyeti (yapısı gereği böyle manalandı). İnnes saide... ve kerrerehu selasen mubalağaten fi tekidil mubaadeti anha (Hadis fitnelerden çok uzak durulmasını vurgulamak için üç defa tekrar edilmiştir). Ve limen ibtela (kim belaya düşerse). Ey bi tilkel fiteni (şu fitnelere). Ve men bifethil mimi şartiyye.... (men şart edatıtır fethalı okunur....). Fe sabera (sabretti), yani fitneye düştü fakat insanların zulmüne sabretti, sıkıntılarına katlandı, nefsine uymadı). Fe vaha sümme vaha (müjdeler olsun sonra yine müjdeler olsun o kişiye). Ey isterha inanehu (yani ipi genişledi, rahatladı, rahata kavuştu).

(Başka bir hadiste saadet lafzıyla geçmiştir. Buradaki saadet ömür boyu olan sadettir ki bu da Allah'a itaatla elde edilir. Saadetli, bahtı açık kişinin ömrü ne kadar uzasa o kadar Allaha itaatide ziyadeleşir, iyilikleri çoğalır, cennetlerdeki derecesi artar, Rahmanın rızasına yaklaşır. Fakat bunun zıttı yani şekavet/kötülükte ömür boyu Allaha isyana sürükleyen kötülüktür, Şakinin/kötülüğe uyan kişinin ömrü ne kadar uzarsa uzasın isyanı ziyadeleşir günahı artar diye varid olmuş/rivayet edilmiştir)."

SORULARLA RİSALE SİTESİNİN, "TEZKİRE-İ KURTUBÎ'DE DE AYNI MÂNÂYA YER VERİLİR" İDDİASI DOĞRU DEĞİLDİR!

Tezkire-i Kurtubi adlı eserde, iddia edildiği gibi sakalla ilgili hiçbir yorum veya açıklama yoktur!

Tezkire-i Kurtubi'de hadis şu şekilde açıklanmıştır:

Bir kimse fitneye tutulur da sabrederse, ne mutlu ona buyurmuşlardır.

Hadisin izahı: Fitne çıktığı zaman, bir kimse fitneye karışmaz, evinden dışarı çıkmaz, fitneden uzak kalırsa; en mutlu, en uğurlu, en meymenetli kimse odur. Fitneden kaçınmakla beraber bir kimse de fitneye yakalanır da, fitneciler ona eza, cefa ederler, o kimse de onların zulümlerine sabreder, ezalarına tahammül ederse, bundan hasıl olacak olan ecir o kimse için büyük seadettir. Ne mutlu öyle olan kimseye.

MİRKATÜ'L MEFATİH'DE VAHEN KELİMESİNE SAKALSIZ ANLAMI VERİLDİĞİ İDDİASI DA DOĞRU DEĞİLDİR!

Alleme Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatih adlı eseri, Mişkatu'l Mesabih adlı eserin şerhidir. Her iki eserde de söz konusu hadis yer almaktadır, ancak hiçbirinde bazı Nur talebesi kardeşlerimizin iddia ettiği gibi bir anlam veya yorum yer almamaktadır.

MİŞAKATU'L MESABİH'DE HADİS ŞU ŞEKİLDE GEÇMEKTEDİR

Ebu Davud'da geçen; "Said fitnelerden sakınandır. Belaya düşer de sabreder, müjdeler olsun ona" hadisi şerifi burada yazılıdır. Satırın alt tarafında "vahen" kelimesinin manasını şöyle şerh etmişitr: Burada bu kelimenin manası "telehhüf" (vah, yazık, üzüntü) anlamındadır. Bazen de bu kelime "i'cab" (taaccub etme, bir şeye şaşırma) anlamında kullanılır. Ve yine satır altındaki kısımda hadisin sahih olduğu açıklanmıştır.

MİRAKATÜ'L- MEFATİH'DE İSE HADİS ŞU ŞEKİLDE ŞERH EDİLMİŞTİR

Rasulullah (sav) buyurdu ki, (Said olan kişi) "limen" kelimesinin başındaki lam harfi tekit (manayı kuvvetlendirmek) için olup "inne" kelimesinin haberidir. Cunnibe kelimesi dua amaçlı  kullanılır: "Allah'ım bizi şeytandan koru/sakındır (cennibneş-şeytan)" misalinde olduğu gibi.

"İnnes Saide limen cünnibel fiten" cümlesinin üç defa tekrar etmesinin sebebi çok çok sakının anlamında mübalağalı, tekit (manayı çokca güçlendirme)dir. Ayrıca cümlenin tekrar etmesinin sebebi, önceki fitnelerin sonraki fitnelerle irtibatlı olması anlamına gelmesi de mümkündür.

(Bu fitnelere kim düşerse sabretsin) yani eziyetlere katlansın ve şu zamanda onlarla muharebe etmesin/savaşmasın.

Allame Tıbi (rahimehullah) diyor ki: "Fevaha" savt (ünlem/hayret) bildiren bir isimdir, mastar olarak kullanılmıştır. İbni Melek "fevaha" kelimesinin "TELEHHÜF" (vah yazık, üzüntü, yerinme) anlamında olduğunu, bazen de "İ'CAB" (aciblik, taaccub, şaşılacak şey) anlamında kullanıldığını söylemiştir. "Ne güzel sabretti ,hayret, şaşılacak şey, müjdeler olsun ona" anlamına gelir. Sonuçta bunların hepsi ya telehhüf anlamındadır veya bazen de aciplik (şaşırma, hayret) bildiren kelime olarak ve yine bazen de "Teveccü" (acıma anlamına geldiği de söylenmiştir.

Yine Tıbi diyor ki: "lam harfi esreyle okunursa (limen şeklinde) taaccub, şaşırma anlamına gelir. Yani mana şöyle olur: "Belaya düşer de sabreder, hayret şaşılacak bir hali var."

Kamus'ta da "vahen" kelimesinin tenvinsiz yani "vaha" şeklinde kullanıldığında taaccub etmek, bir şeyi beğenmek anlamında olduğu ve bir de telehhüf anlamında kullanıldığı yazmaktadır.

ARAPÇA SÖZLÜKLERDE 'FE-VAHEN' KELİMESİNİN KÖKÜ OLAN VE 'EL VEHYU' KELİMELERİNİN ANLAMI 'SAKALSIZ' DEĞİLDİR

EL MEVARİDARAPÇA- TÜRKÇE LUGAT (MEVLÜT SARI)

EL VEHYU :  Bir şeydeki çatlak.
VAHEN : Güzel bir şeyden dolayı kullanılan hayret (taaccüb) kelimesi.
VAHEN KELİMESİ "LEHU EV BİHİ" İLE BİRLİKTE KULLANILIRSA; AMMA DA GÜZEL NE DE HOŞ
VAHEN KELİMESİ "ALA" İLE BİRLİKTE KULLANILIRSA; YAZIK VAH VAH

ELMUNCİD İSİMLİ (ARAPÇA-ARAPÇA) SÖZLÜKTE İSE 'VAHEN' VE 'EL-VEHYU' KELİMELERİNİN ANLAMLARI ŞÖYLE AÇIKLANMIŞTIR

EL VEHYU : Bir şeydeki çatlak.
VAHEN : Güzel bir şeyden dolayı kullanılan hayret (taaccüb) kelimesi. (Ne güzel, amma da güzel vb.)
Aynı zamanda kaybolan bir şey dolayısıyla kullanılan hayıflanma ifadesi. (Ah, vah gibi)

MECMAU'L BAHREYN (ARAPÇA-ARAPÇA) SÖZLÜKTE VAHEN KELİMESİNİN ANLAMLARI ŞÖYLE AÇIKLANMIŞTIR

"MECMAU-L BAHREYN" İSİMLİ SÖZLÜKTE "VAHEN" KELİMESİNİN ANLAMLARININ AÇIKLANDIĞI SAYFANIN TERCÜMESİ

1.   Kur'an-ı Kerim de şöyle geçer: Hakka Suresi (69. Sure 16. ayet) "... O gün düzen bozulur" Yani gerçekten bir dağılma, çözülme, zayıflama olur.
(Yine) Sulama yapanların /sakaların bir sözüne göre : (Su çıkarılacak bir yerin) delinmesi, matkapla açılması. (Bununla ilgili olarak) "Muhakkak (matkapla) delindi, deliniyor..."

Anlamı: Muhakkak o gevşemiş, salınmış, kuvvetten düşmüş (sanki) sağlam ve güçlü bir şekilde yapılmış bir yapının enkaza dönüşmesi / yıkılması (gibi.)

2.   Hadiste geçer: "Mümine vah olsun ki ahmaklık eder (ahmaktır)": Yani tövbe edip arkasından günah işleyendir: Dediler: Bu günahkârlık öyle ki günahı işler ve sulama yapanların durumuna getirir.

El-vâhî (su akıp gider) Öyle ki suyu tutamaz. Böylece hata eden ve yanılanlara benzer.

Er-rakî': Ahmak'ın (anlamına gelince): O tövbe eder tövbesini tutamayarak / bozarak (bir anlamda) ahmaklık eder. Burada denilir ki: "Fare su kaplarını deliyor", yani delik açıyor.

3.   Yine burada: Koltuk altını (tüylerini) yoluyor. (Omuzlarını zayıflatıyor, zayıflıktan halsizlikten düşüyor)Görmesini zayıflatıyor / azaltıyor. Aynı manada omuzları ve görmeyi azaltıyor. Hadiste: iki adamla birlikte ibaresi de vardır.

4.   O iki kişi üzerine yazıklar olsun ki: Kitabın tamamını terk ediyorlar. Denildi ki: Bu kelimenin anlamı hayıflanmak / acınmak. Bir şeyi şaşılacak bir şekilde bir yerden bir yere koymak. O ikisine o hususta yazıklar olsun.

5.   Sancı, sızı ağrı manasında cevaplandırıldı. O konuda denildi. Eğer onda hayır varsa ona vah olsun, eğer onda bir şer / kötülük varsa ona (iki kere) yazıklar ki yazıklar olsun.

6.   Hadis'te geçer: Vah sana Ebu Hafs. Burada kelime teessüf anlamındadır. Onun ortaya çıktığı mecrasına bağlıdır. Onun gibi dedi: Teessüf, esef onun aslında hemze ve vav bulunur.

AYRICA;
İbn Malik'e göre, "fevahen" ifadesi "telehhüf" (özlem duymak) anlamına gelip, hayret ve hoş karşılama manasında kullanılmıştır. Dolayısıyla burada "sabreden o kimsenin sabrı ne kadar da güzeldir" denilmektir. Sözlükte tenvinli ve tenvinsiz kullanılan bu kelime hem güzel bir şey karşısındaki hayreti hem de bir kayıptan doğan özlemi ifade eder. (Kaynak: Mecmeu'l-bahreyn, c.1, s.466)

Lisanü'l-Arab'da ise "Vahen" kelimesi telehhüf anlamına gelip, bir şey karşısında hayrete düşmek olarak açıklanır. (Kaynak: Lisanü'l-arab, c.13, s.564)

Dolayısıyla tüm bu sahih, muteber eser ve sözlükler açıkça göstermektedir ki, hadiste kullanılan 'fe-vahen' ifadesinin, 'sakal' anlamına geldiği, hadisin Hz. Mehdi (as)'ın sakalsız olduğunu söylediği manası yoktur.

HADİSLERDE HZ. MEHDİ (AS)'IN SAKALLI OLACAĞI BİLDİRİLMİŞTİR. HZ. MEHDİ (AS)'IN SAKALSIZ OLACAĞINA DAİR BİR TANE BİLE HADİS YOKTUR

Bazı Nur talebelerinin bu konuda verdiği yanlış bilgilerden biri de, "Mehdi-i Azam'ın sakallı olacağı kesin değildir" ifadesidir. Oysa Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)'ın sakalının olacağını çok net olarak haber vermiş, hatta sakalının detaylarını dahi tarif ederek bu konudaki tüm tevilleri bertaraf etmiştir. Bu hadislerden bazıları şu şekildedir:

(Hz. Mehdi (as)'ın) Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

(Hz. Mehdi (as)'ın) Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)

... (Hz. Mehdi (as)'ın) Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")

... (Hz. Mehdi (as)'ın) Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. (Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal")

Hz. Mehdi (as), gür sakallı... (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")

HZ. MEHDİ (AS)'IN SAKALI YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI İSE UZUN OLACAKTIR

... (HZ MEHDİ (AS)) ORTA BOYLU, ESMER, MECZUM (HAFİF SAKALLI), KEVSEC (SAKALI YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI UZUN OLAN); ... BİR ADAM Kİ, ONA ŞUAYB BİN SALİH DENİLİR. BEYAZ ELBİSELİ, SİYAH SANCAKLI 4000 KİŞİNİN KUMANDANIDIR...**. (Fetava-i Hadîsiyye, Ebü'l-Abbas Şehabeddin Ahmed İbn Hacer el-Heytemi-41)

Peygamberimiz (sav)'in Hz. Mehdi (as) ile ilgili verdiği detaylardan biri Hz. Mehdi (as)'ın sakalı ile ilgilidir. Birçok hadiste Hz. Mehdi (as)'ın sakallı olacağını haber veren Peygamberimiz (sav) bu hadisinde de bu sakalın şekliyle ilgili detaylar bildirmiştir. Hz. Mehdi (as)'ın sakalının şekil olarak yanlardan az yani ince olarak inen, aşağı kısmı ise uzun olacak bir şekle sahip olduğunu ifade etmiştir.

Bu hadiste Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (as)'a Şuayb bin Salih diye hitap etmektedir. Hadisi şerh eden büyük İslam alimi Heytemi Hazretleri, Hz. Mehdi (as) için kullanılan Şuayb kelimesinin "şubecik" anlamında kullanıldığını ifade etmiş, bu ifade ile Hz. Mehdi (as)'ın çok sayıdaki inkarcılara karşı fikri mücadele verecek olan arkadaş grubunun sayısının son derece az olduğunun ifade edildiğini söylemiştir. Yine Bin Salih ifadesiyle de Hz. Mehdi (as)'ın babasının da salih bir insan olduğuna dikkat çekildiğini açıklamıştır. Peygamberimiz (sav)'in hadiste beyaz kıyafetlerine dikkat çektiği Hz. Mehdi (as) hakkında Heytemi Hazretleri yine sahih hadislere dayanarak ek bir bilgi daha sunmuş ve Hz. Mehdi (as)'ın bir adının da Harras yani Aslan olduğunu ifade etmiştir.

MEHMET ALİ KAYA - İDDİA 2:

"BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, 'BUNDAN BİR ASIR SONRA' DEDİĞİNDE 1877'Yİ KAST EDİYOR İDDİASI

"Bediüzzaman 1877'de Mevlana Halid'in şakirtleri, bir asır sonra da Mehdi'nin şakirdleri mücadele edecek buyurmuş. O ZAMAN 1977 YILINDA KİMİN ŞAKİRDLERİ VAR? BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'NİN..." (Asırların Rehberleri Mücedditler ve Kıyamet alametleri, Deccal-Mehdi, sf. 239)

CEVAP: ÜSTADIMIZ BUNDAN BİR ASIR SÖZÜYLE 1977 TARİHİNİ DEĞİL, 2010 TARİHİNİ HABER VERMEKTEDİR
Ahmet Akgündüz ve Mehmet Ali Kaya gibi bazı Nur talebesi Hocalarımız ve kardeşlerimiz, Bediüzzaman Hazretleri'nin Birinci Şua'da Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin dönemi olarak haber verdiği "bundan bir asır sonra" ifadesinin 1977 yılını kast ettiğini iddia ediyorlar. Bu yanlış iddia bir çok internet sitesinde de yer alıyor. OYSA BU İDDİA DOĞRU DEĞİLDİR! Üstadımız, "Bundan bir asır sonra" dediğinde 1977 yılından değil 2010 yılından bahsetmektedir.

AHMET AKGÜNDÜZ'ÜN 4 ŞUBAT 2012 TARİHLİ "HUTBE-İ ŞAMİYE EKSENİNDE, İSLAM BİRLİĞİ VE KÜRESEL BARIŞ" TOPLANTISINDAKİ KONUŞMASINDA BU KONUDA DİLE GETİRDİĞİ DOĞRU OLMAYAN İDDİALAR:

"Ben bir misal vereyim açık Sikke-i Tasdik-i Gaybi'yi okuyun. 33. ayeti açıklarken çok açık diyor ki, eğer bu mim şeddeli sayılmazsa, Bediüzzaman'ın cümlesi, benim değil "Bundan bir asır sonra"... 1293'te Osmanlı'ya karşı bütün Avrupa Hristiyan güçleri birleştiği zaman Osmanlı'yı ayakta tutuan bir değer var o da Halidi Bağdadi Hazretleri. Biliyorsunuz 12. asrın müceddidi. Şimdi bu önemli bir noktadır... Diyor ki "1293 harbinde İslamın söndürülmesi faaliyetlerine karşı Risale-i Nur şakirdleri yerine, Mevlana Halidi Bağdadi ve talebeleri vazife yapmıştır." Hemen bir cümle sonra, yani böyle konuşması lazım... Devamı çok manidardır. DİYOR Kİ; "EĞER MİM ŞEDDELİ SAYILIRSA BUNDAN", YANİ 1293'TEN, "100 SENE SONRA", YANİ 1393 BURASI ÖNEMLİ 2000 YILINDAN ÖNCEKİ YILLARDIR. ÇOK İLGİNÇTİR, "HZ. MEHDİ (AS)'IN ŞAKİRDLERİ BU VAZİFEYİ YAPACAK" DİYOR."

Ahmet Akgündüz ve Mehmet Ali Kaya gibi "bundan bir asır sonra" sözünün 1977 yılını haber verdiğini düşünen Nur talebesi kardeşlerimiz yanılmaktadır. Çünkü Üstadımız bu sözünde Tevbe Suresi'nin 32. ayetinin ebced değerinin haber verdiği farklı tarihlerden bahsetmektedir, FAKAT BUNLARIN HİBÇİRİ 1977 YILINA İŞARET ETMEMEKTEDİR. Üstadımız bu sözünde 3 farklı ebced hesaplamasından bahsetmektedir:

Üstad Hazretleri'nin 1. hesaplama yöntemi:

ŞEDDELİ LAMLAR BİR, ŞEDDELİ MİM İKİ SAYILDIĞINDA
– HİCRİ 1324 - Miladi 1906

Üstad Hazretleri'nin 2. hesaplama yöntemi:

ŞEDDELİ LAMLAR BİR, ŞEDDELİ MİM BİR SAYILDIĞINDA
– HİCRİ 1284 - Miladi 1867

Üstad Hazretleri'nin 3. hesaplama yöntemi:

Üstadımız "Bundan Bir Asır Sonra" derken verdiği ebced hesaplamasında ise, şeddeli lam'lar ve şeddeli mim'in ikişer sayılmasını söylemekte, yani "ŞEDDELİ LAM'LARI VE ŞEDDELİ MİM'İ İKİŞER KEZ SAYIN, İKİŞER KEZ SAYDIĞINIZDA ORTAYA ÇIKAN TARİHTEN BİR ASIR SONRA (100 YIL SONRA) HZ. MEHDİ VE TALEBELERİ GÖREVDE OLACAKTIR" demektedir. Üstadımız'ın dediği gibi şeddeli lam'lar ve şeddeli mim ikişer kez sayıldığında ise ayetin bu bölümünün ebced değeri Miladi 1910'u vermektedir. Dolayısıyla Bediüzzaman Hazretleri 1910'dan bir asır sonrasından yani Miladi 2010'dan bahsetmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri'nin bu konuyla ilgili sözü şu şekildedir:

Allah'ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nûrunu tamamlamaktan başka birşeye râzı olmaz. Kâfirler isterse hoşlanmasınlar. (Tevbe Sûresi, 32) ayetindeki "ALLAH'IN NÛRUNU ÜFLEMEKLE SÖNDÜRMEK İSTERLER. ALLAH İSE NÛRUNU TAMAMLAMAKTAN BAŞKA BİRŞEYE RÂZI OLMAZ." cümlesi  kuvvetli ve letafetli münasebeti mâneviyesiyle beraber şeddeli  (lam)'lar, birer  (lam) ve şeddeli  (mim) asıl kelimeden olduğundan, iki  (mim) sayılmak cihetiyle 1324 ederek ….

Eğer şeddeli   (mim) dahi şeddeli '  (lam) lar gibi bir sayılsa, o vakit 1284 eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksan üç muharebe-i meş'umesiyle (uğursuz, kötü savaşıyla) âlem-i İslâm'ın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. ŞİMDİ HATIRA GELDİ Kİ, EĞER ŞEDDELİ  (lam)'LAR VE  (mim)İKİŞER SAYILSA, BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDÎNİN ŞAKİRTLERİ OLABİLİR. HER NE İSE... BU NURLU ÂYETİN ÇOK NURANÎ NÜKTELERİ VAR. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.131, 132)

Üstadımız Tevbe Suresi'nin 32. ayetinin şu bölümünün ebced hesabını yapmıştır:

ALLAH'IN NURUNU ÜFLEMEKLE SÖNDÜRMEK İSTERLER. ALLAH İSE NURUNU TAMAMLAMAKTAN BAŞKA BİR ŞEYE RAZI OLMAZ.

Ayetin bu bölümünün Arapçası ise şu şekildedir:

Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrahu…

Ayetin bu bölümünde lam ve mim geçen kelimeler şunlardır:

LAM'LAR:
"Allahi"
"Allahu"
"illa"

MİM:
"yutimmu"

Görüldüğü gibi Üstadımız, "şimdi hatıra geldi ki" diyerek, YUKARIDA VERDİĞİ HESAPLAMALARDAN FARKLI BİR HESAPTAN DAHA BAHSETMEKTEDİR. Diğer hesaplamalardan farklı olarak üçüncü hesaplama yönteminde; ebced hesabında çıkan tarihten BİR ASIR yani 100 YIL sonrasına işaret etmektedir. YANİ DAHA ÖNCE VERDİĞİ TARİHLERDEN DEĞİL, BU YENİ YAPTIĞI HESAPLA ÇIKAN TARİHTEN 100 YIL SONRASINDAN BAHSETMEKTEDİR. Ebced hesabında çıkan tarihten BİR ASIR sonrasındaki tarihte ise Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin zalimleri ve zalim sistemleri mağlup edeceklerini söylemektedir.
Şimdi bu hesabı inceleyelim:

... ŞİMDİ HATIRA GELDİ Kİ, EĞER ŞEDDELİ ' (lam)LAR VE (mim) İKİŞER SAYILSA, BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDÎNİN ŞAKİRTLERİ OLABİLİR. HER NE İSE... BU NURLU ÂYETİN ÇOK NURANÎ NÜKTELERİ VAR. Bir damla su denizin varlığına işaret eder sırrıyla kısa kestik. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.131, 132)

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar... Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.

Yuriydune
en
yutfiuu
nura
Allahi
biefvahihim
ve
280
+  51
+ 107
+ 256
+ 96
+ 140
+ 6
ye'ba
Allahu
illa
en
yutimme
nurahu
 
+ 14
+ 96
+ 62
+ 51
+ 490
+ 261
= 1910

Görüldüğü gibi Üstadımız'ın söylediği şekilde şeddeli lam'lar ve şeddeli mim ikişer kez sayıldığında ayetin bu bölümünün ebced değeri 1910 etmektedir.

1910+100=2010

Üstadımız "Bundan" diyerek hangi hesaptan bahsetmektedir?
- Şeddeli lam'ların ve şeddeli mim'in ikişer sayılmasıyla çıkan tarihten.
Şeddeli lam'lar ve şeddeli mim'in ikişer sayılması durumunda ortaya çıkan tarih nedir?
- 1910.
1910'dan bir asır sonrası kaç etmektedir?
- 2010

Açıkça görülmektedir ki Üstadımız bu sözünde 2010 yıllarında Hz. Mehdi (as)'ın bizzat başında bulunarak, talebeleriyle birlikte, zalimleri ve zalim ideolojileri manen yok edecek bir çalışma içinde olacağını söylemektedir. Yani Bediüzzaman Hazretleri'ne göre 2010'larda Hz. Mehdi (as) zuhur etmiş olacak ve talebeleri ile birlikte Allah'ın izniyle, materyalizm, Darwinizm, komünizm gibi zalim ve kanlı ideolojileri kökten etkisiz kılacak yoğun bir çalışma içinde olacaklardır. Dolayısıyla bazı Nur talebesi kardeşlerimizin ifade ettiği; "1977 yılında Mehdi (as)'ın talebeleri küfrü etkisiz hale getirdi" açıklaması tamamen yanlış olup Sevgili Üstadımız'ın Risale-i Nur'daki gerçek görüşünü kesinlikle yansıtmamaktadır.

KARDEŞLERİMİZİN BİR DİĞER YANILGISI DA "KÜFRÜN SON BULDUĞU" İDDİASIDIR

"Bundan bir asır sonra" ifadesinin 1977 tarihine işaret ettiğini söyleyen bazı Nur talebelerinin bir diğer önemli yanlış yorumu da o tarihlerde küfrün son bulduğu iddiasıdır. Örneğin Baki Çimiç "Bir asır sonra gelecek o zat" başlıklı yazısında bu yanlış yorumu şöyle ifade etmektedir:

İşte tâ 1877'de İstanbul'a 13 km kala bir asır öncesinde bir önceki müceddid olan Hz. Mevlana Halid (ks) ve talebeleri Rus'un o meş'um zulümatını durdurup dağıtmış ve bu tarihten tam bir asır sonraki dinsizlik zulümatını ise Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri hem de 13 vekil kala dağıtmış ve durdurmuştur. (http://www.risaletalimhaber.com/haber/254-bir-asir-sonra-gelecek-o-zt.html)

OYSA NE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ DÖNEMİNDE NE DE 1977'DE VEKİLLERİ DÖNEMİNDE KÜFÜR SON BULMAMIŞTIR.

Bediüzzaman Hazretleri, ahir zamanda ilk önce Darwinist ve materyalist ideolojilerin gittikçe güç kazanacağını, bunlardan kaynaklanan fitnelerin sürekli şiddetleneceğini, terörün ve anarşinin dünyayı yakıp kavuracağını, ancak tüm belaların Hicri 1400'lerde Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) vesilesiyle tam anlamıyla etkisiz hale getirileceğini söylemiştir.

Canımız Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri kendi devrinde çok zor koşullar altında iman hakikatlerini anlatarak dinsizliğe karşı etkili bir fikri mücadele yapmış, ancak inkarcılığın tam olarak son bulmasına vesile olmamıştır.

DARWINİZM VE MATERYALİZM ÖNCE KUVVET BULARAK GELİŞECEK

Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden (materyalizm, Darwinizm'den) tevellüd eden (doğan) bir cereyan-ı Nemrudane (isyankar bir cereyan), GİTTİKÇE ÂHİR ZAMANDA FELSEFE-İ MADDİYE VASITASIYLA (materyalist felsefe vesilesiyle) İNTİŞAR EDEREK (YAYILARAK) KUVVET BULUP, uluhiyeti (Allah'ın varlığını) inkâr edecek bir dereceye gelir. (Mektubat s. 57)

Maddiyyunluk manevi taundur (ateist, materyalist ve Darwinist felsefeler bulaşıcı bir veba hastalığıdır) ki, beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahiye çarptırdı. TELKİN VE TENKİD KABİLİYETİ TEVESSÜ ETTİKÇE (GELİŞTİKÇE), O TAUN DA (MATERYALİZM, DARWİNİZM VE ATEİZM HASTALIĞI) TEVESSÜ EDER (GELİŞİR). (Mektubat, s. 513)

DAHA SONRA HZ. MEHDİ (AS), DARWINİST VE MATERYALİST FİTNEYİ FİKREN TAM SUSTURACAKTIR

Birincisi: FEN VE FELSEFENİN tasallutiyle (etkisiyle) ve MADDİYYUN VE TABİİYYUN TAUNU, (materyalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYYUN FİKRİNİ (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah'ı inkar eden dinsiz akımları) TAM SUSTURACAK TARZDA imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak)... (Emirdağ Lahikası, s. 259)

SÜFYANİYET ÖNCE GİTTİKÇE YAYILACAK, SONRA HZ. MEHDİ (AS)'IN ŞAHSI VESİLESİYLE BU FİTNELER TAMAMEN SON BULACAK

Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek ÂL-İ BEYTTEN MUHAMMED MEHDİ İSMİNDE BİR ZÂT-I NURANÎ (HZ. MEHDİ (AS)), O SÜFYAN'IN ŞAHS-I MANEVÎSİ OLAN CEREYAN-I MÜNAFIKANEYİ (MANEN) ÖLDÜRÜP DAĞITACAKTIR. (Mektubat, sf. 56-57)

HZ. İSA (AS) VE HZ. MEHDİ (AS)'IN İLMİ MÜCADELERİ NETİCESİNDE DECCALİYET TAMAMEN YOK OLACAKTIR

Hem âlem-i insaniyette (insanlık aleminde) inkâr-ı uluhiyet niyetiyle (Allah'ın varlığını inkar etmek niyetiyle – Allah'ı tenzih ederiz-) medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden (insanlığın kutsal değerlerini bozan) Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i hakikîsini (gerçek Hristiyanlığı) İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM'IN RİYASETİ ALTINDA (HZ. İSA (AS)'IN BİZZAT LİDERLİĞİ ALTINDA) (MANEN) ÖLDÜRECEK VE DAĞITACAK; BEŞERİ, İNKÂR-I ULUHIYETTEN (ALLAH'I İNKAR ETMEKTEN) KURTARACAK. (Mektubat, s. 441)

AHİR ZAMANIN FESADININ EN YAYGIN OLAN DÖNEMİNDE GELEN HZ. MEHDİ (AS) HAKİM, YANİ DÜNYAYA ADALETİ GETİREN İNSAN OLACAK

AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA (fitnelerin en yoğun olduğu dönemde), elbette en büyük bir müçtehid hem en büyük bir müceddid, hem HAKİM (ADALETİ SAĞLAYAN), hem MEHDİ hem mürşid hem kutb-u azam olarak BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı, yani Hz. Mehdi (as)'ı) GÖNDERECEK ve  O ZAT (Hz. Mehdi (as)) da, EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz alemini (yer ile gök arasındaki alemini) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder (dindirir) ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden KADİR-İ ZÜLCELAL (herşeye muktedir olan Yüce Allah) HZ. MEHDİ İLE DE, ALEM-İ İSLAM'IN (İslam aleminin) ZULÜMATINI (zulüm devrini, karanlığını) DAĞITABİLİR. VE VA'DETMİŞTİR VAADİNİ ELBETTE YAPACAKTIR. (Mektubat, s. 411-412)

HZ. MEHDİ (AS) TÜM DÜNYADA ADALETİN TAM HAKİM OLMASINA VESİLE OLACAK

... Başkumandanları olan "BÜYÜK MEHDİ"NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (Hz. Mehdi (as)'ın yüce adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların  (cemiyet hayatına ait kuralların)  muktezasıdır (gereğidir). (Şualar, Beşinci Şua, On Dokuzuncu Mesele, s. 456)

ÜSTADIMIZ'IN VEFATINDAN SONRA YAŞANAN SAVAŞLAR, ÇATIŞMALAR VE AYAKLANMALARIN  BAZILARI

1960-1989 arası yaşanan çatışma ve savaş sayısı 111'dir.

2. Dünya Savaşı sonrasında 2000'e kadar iç çatışmalar ve savaşlarda ÖLEN İNSAN SAYISI RESMİ RAKAMLARA GÖRE 41 MİLYON'dur.

BUNLARDAN BAZILARI:

1962 Endonezya- Malezya çatışmaları
1965 Çad İç Savaşı
1966'da Guetamala İç Savaşı
1967- Arap İsrail savaşları başladı – hala 3 milyon Filistinli mülteci olarak yaşıyor
1967 Kamboçya İç Savaşı
1971 Hindistan-Pakistan Savaşı
1974 Angola İç Savaşı
1975 Lübnan İç Savaşı
1977 Libya- Mısır Savaşı
1979 Afganistan'ın İşgali
1980 İran – Irak Savaşı
1979 Nikaragua İç Savaşı
1980 Salvador İç Savaşı
1982 Lübnan Savaşı
1983 Sudan İç Savaşı
1987 Filistin Birinci İntifada
1989 ABD'nin Panama İşgali
1990 Ruanda İç Savaşı
1992 Bosna Savaşı
1993 Birinci Irak Savaşı
1998 Kosova Savaşı
1999 Çeçenistan'ın işgali
2000 ABD'nin Afganistan İşgali
2001 ABD'nin Irak İşgali

ÜSTADIMIZ'IN VEFATINDAN SONRA İSLAM ALEMİNDE DEVAM EDEN KÜFRÜN BELASI

Doğu Türkistan yaklaşık 35 milyon şehit

Filistin'de halen 3.5 milyon Müslüman vatanından sürgün olarak yaşıyor, tüm Filistin toprakları kontrol noktalarıyla kuşatılmış durumda, milyonlarca insan adeta bir açık hava hapisanesinde hayatına devam ediyor.

Bosna'da 350 bin kişi şehit edildi, her yer toplu mezarlarla doldu. 2 milyon kişi yurdunu terk etti.

Çeçenistan savaş sırasında iki yıl içinde Çeçenistan nüfusunun dörtte üçü şehit oldu.

Irak'ta 2003'den bu yana 1 milyon 200 bin insan hayatını kaybetti. 4,5 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Afganistan'da, Amerikan işgalinin sadece ilk dört ayında 20 bin sivil hayatını kaybetti, toplam rakamın 2 milyon olduğu tahmin ediliyor.

Tayland'a bağlı özerk bir bölge olan Patani'de günde ortalama 7 veya 8 Patanili Tayland askerleri tarafından şehit edilmektedir. Şu anda halen 30 bin kişi toplama kamplarında tutulmaktadır.

Myanmar nüfusunun yaklaşık %15'ini oluşturan Müslümanların yaklaşık 100 bini hayatını kaybetmiştir.

Görüldüğü gibi bazı Nur talebesi kardeşlerimizin "küfür son buldu, deccaliyet tamamen etkisiz hale geldi" iddiaları gerçekleri yansıtmamaktadır Eğer kardeşlerimizin söylediği gibi "dinsizlik zulümatı durdurulmuş ve dağıtılmışsa" dünyanın bugün içinde bulunduğu durum nedir? Darwinist ve materyalist ideolojiler bir çok ülkede hakim konumdadır. İslam aleminin dört bir yanında kan akmakta, dünyanın pek çok bölgesinde çatışmalar devam etmektedir. Küfrün son bulması diye bir şey söz konusu olmadığı gibi, Üstadımız'ın söylediği şekilde küfür gittikçe tırmanmıştır. Allah'ın izniyle yine Üstadımız'ın müjdelediği gibi, "ahir zamanın en büyük fesadı zamanında" yani içinde bulunduğumuz yüzyılda Hz. Mehdi (as) vesilesiyle tüm bu fitneler son bulacak, tüm dünyaya barış ve adalet hakim olacaktır.

MEHMET ALİ KAYA - İDDİA 3:

"MEHDİ (AS)'IN HAKİM OLMASI, 'FİLOZOF OLMASI' ANLAMINDADIR" İDDİASI

"HAKİM, BİLGE VE HİKMET SAHİBİ ANLAMINA GELİR. ESKİLER BUNA FİLOZOF DERLERDİ. BU YÖNÜYLE BEDİÜZZAMAN O DERECE BÜYÜK BİR HAKİM VE DÜŞÜNÜRDÜR Kİ Mehmet Akif Ersoy ve Ali Ulvi Kurucu gibi alimler, Nurettin Topçu gibi felsefeciler "SOKRAT VE EFLATUN FELSEFEDE SAİD NURSİ'NİN ANCAK TALEBESİ OLABİLİRLER" DEMİŞLERDİR..." (Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 227)

CEVAP: ÜSTADIMIZ MEHDİ (AS)'IN HAKİM OLACAĞINI SÖYLERKEN ONUN FİLOZOF OLACAĞINDAN BAHSETMEMEKTEDİR. HZ. MEHDİ (AS), HAKİM SIFATIYLA TÜM DÜNYADA ADALETİ SAĞLAYACAKTIR

Hakim kelimesinin sözlükte geçen anlamları şunlardır:

Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden.
Memleketi idare eden.
Mahkeme reisi.
Üstte bulunan.
Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

Elbette bu kelimenin anlamları arasında, "bilge ve hikmet sahibi olmak da" vardır, ancak Üstadımız'ın "Mehdi (as)'ın hakim olacağını" anlatırken kast ettiği mana bu değildir.

Üstadımız, "Mehdi (as)'ın hem en büyük müçtehid, hem en büyük müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem kutbu azam, hem mürşid" olduğunu söylemekte ve Mehdi (as)'ın hakimlik vasfını şöyle açıklamaktadır:

... BAŞKUMANDANLARI OLAN "BÜYÜK MEHDİ"NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (yüce adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ  gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır (gereğidir.) (Şualar, Beşinci Şua, On Dokuzuncu Mesele, s. 456)

Bediüzzaman Hazretleri burada "Büyük Mehdi'nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini tüm dünya görecektir" demektedir. Demek ki, Mehdi (as) vesilesiyle tüm dünyaya adalet ve hak hakim olacaktır. Demek ki Mehdi (as)'ın hakim olması demek, adaleti yerleşik kılacak olması manasındadır. Ve Mehmet Ali Kaya Hocamız'ın "Mehdi hakim olacak denildiğinde, bilge ve filozof olacak manasındadır" açıklaması Üstadımız'ın sözleriyle mutabık değildir.

Üstadımız, Hz. Mehdi (as)'ın hakimlik görevini Allah'ın izniyle mutlaka yerine getireceğini, görüldüğü gibi, açık bir şekilde ifade etmiştir. Oysa bir filozofun böyle bir sorumluluğu hiçbir zaman yoktur. Filozoflar toplumun öne çıkmış fikir adamlarıdır. Filozoflar canlılığın varoluş nedenlerini, ruhun varlığını, bilginin oluşum şeklini araştıran kişilerdir. Ancak bir filozofun Bediüzzaman Hazretleri'nin ifade ettiği gibi bir başkomutanlık ve hakimlik vasfıyla tüm dünyada adaleti ve hakkaniyeti sağlama gibi bir sorumluluğu yoktur. Oysa Bediüzzaman Hazretleri'nin anlatımında, Hz. Mehdi (as)'ın net olarak hakimlik ve başkomutanlık sıfatları olacağı görülmektedir. Hz. Mehdi (as)'da bu vasıflar öyle bir tecelli edecektir ki Hicri 1400 içinde yaşayan insanlar onun bu vasıflarını aleni bir şekilde görecek ve onun ahir zamanın mehdisi olduğuna tam kanaat getireceklerdir. Hz. Mehdi (as) diyanete, siyasete, beşeriyete, saltanata manen hakim yetkisiyle yön verecek ve insanlar arasında muhteşem bir adaletle ve hakkaniyetle tecelli edecektir. 

Nitekim hadislerde de Mehdi (as)'ın en önemli vasıflarından birinin dünyadaki zulme son vermesi, tam adaleti sağlaması olduğu bildirilmiştir:

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt'imden bir zatı (Mehdi) gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o (Mehdi) yeryüzünü adaletle dolduracak. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Bu (Emir) de (Hz. Mehdi) insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/348)

Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği üzere Mehdi (as)'ı tanıtacak en önemli alametlerden biri "Hakim" vasfıyla tüm dünyayı adaletle doldurmasıdır.
Bu durumda Mehmet Ali Kaya Hocamız'a ve aynı düşüncede olan Nur talebesi kardeşlerimize soruyoruz:

Hayatının yaklaşık 35 yılını sürgünlerde ve hapishanelerde geçirmiş olan Üstadımız ne zaman hakim olmuştur?

Üstadımız, İslam aleminin büyük kumandanı vasfını ne zaman almış, tüm mezhepler, tüm cemaatler, tüm Müslümanlar ne zaman Bediüzzaman Hazretleri'nin etrafında toplanmıştır?

Üstadımız vesilesiyle adalet tüm dünyaya yerleşmiş midir?

Üstadımız vesilesiyle yeryüzünde zulüm son bulmuş mudur?

Eğer öyleyse bugün hala Filistin'de, Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de ve İslam aleminin dört bir yanında akan kanın açıklaması nedir?

Bu soruların cevapları bir kez daha ortaya koymaktadır ki Bediüzzaman Hazretleri ahir zamanın büyük mehdisi değildir.

Üstadımız'a sevgi, hürmet, bağlılık, saygı elbette çok değerli ve güzel duygulardır. Ancak Üstadımız'ın açık ve net ifadelerine itibar etmeyip, doğru olmadığı ve Risale-i Nur'da yazılanlarla çeliştiği halde ısrarla Üstadımız'ın Mehdi (as) olduğunu iddia etmek samimi bir tutum değildir.

MEHMET ALİ KAYA - İDDİA 4:

"BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN EN BÜYÜK MÜÇTEHİD VE MÜCEDDİD OLDUĞU" İDDİASI

"Bediüzzaman Said Nursi ve Kuran tefsiri olan Risale-i Nur, bu zamanın müceddidi ve ahir zamanın da en son ve en büyük mehdisidir.

Bediüzzaman, bu altı vasfı üzerinde bulunduran bir zat-ı nuranidir ve Ehl-i Beyt-i Nebevi'dendir. (Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 209; sf. 271)

CEVAP: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ HİCRİ 13. YÜZYILIN MÜCEDDİDİR, AMA AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK MÜÇTEHİDİ VE EN BÜYÜK MÜCEDDİDİ DEĞİLDİR

Bir çok Nur talebesinin sıkça dile getirdiği yanılgılardan biri de, Bediüzzaman Hazretleri'nin en büyük müçtehid ve en büyük müceddid olduğudur. Bediüzzaman Hazretleri çok büyük alim, çok değerli bir Müslümandır ve geçtiğimiz yüzyılın yani Hicri 1300'ün müceddidir. Ama ahir zamanın en büyük müçtehidi ve müceddidi sıfatlarını taşımamaktadır.

Üstadımız Hz. Mehdi (as)'ın altı önemli vasfını şu şekilde açıklamaktadır:

Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD hem HAKİM hem MEHDİ hem mürşid hem kutb-u azam olarak BİR ZAT-I NURANİYİ GÖNDERECEK ve o zat da, ehli beyt-i Nebevi'den olacaktır. (Mektubat, s. 411-412)

HZ. MEHDİ (AS)'IN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDEN BİRİ, DEVRİNDE MEZHEPLERİN KALKACAK OLMASIDIR

Hz. Mehdi (as) gelmiş geçmiş en büyük müçtehid olarak İslam ahlakını tüm dünyaya hakim edecek bir şahıstır. En büyük bir müçtehid olduğuna göre de onun hiçbir mezhebe ve mezhep imamına bağlı olmayacak bir şahıs olması gerekmektedir. Bu da onun tanınması için önemli bir alametidir. Mehdi (as)'ın "en büyük müçtehid ve en büyük müceddid olmasının" en önemli alametlerinden biri, onun devrinde mezheplerin kalkması, Mehdi (as)'ın mezhep imamlarına değil, Kuran'a ve İslam'ın Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan haline uymasıdır. Yani Mehdi (as) döneminde mezhepler olmayacak, İslam Resulullah (sav) devrinde olduğu gibi yaşanacaktır.

Hz. Mehdi (as), Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde açık bir şekilde bildirdiği gibi hiçbir tarikata dolayısıyla da hiçbir mezhebe ya da mürşide bağlı olmayacaktır:

İmam Hasan şöyle buyurmaktadır:

Meryem'in oğlu İsa (as)'ın onun arkasında namaz kılacağı Kaim (Hz. Mehdi (as)) hariç …. hepimizin boynunda biat sorumluluğu vardır. Yüce Allah, BOYNUNDA HİÇ BİR KİMSENİN BİAT SORUMLULUĞU OLMAMASI İÇİN (HZ. MEHDİ (AS)'IN) DOĞUMUNU GİZLEYECEK VE GİZLİ OLMASINI EMREDECEKTİR. (Mucem-ul Ehadis-i İmam Mehdi Cilt:3 Sayfa:165)

Hz. Peygamber (sav) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi (as) da en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)

"Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde Muhyiddin Arabi el Endülüsi Hazretleri şöyle bildirmektedir:

... (Mehdi (as)) Dini, Peygamber (sav)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. YERYÜZÜNDE MEZHEPLERİ KALDIRACAK. Halis hakiki dinden BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.186-187)

Yüzyılımızın en büyük Nakşibendi alimlerinden biri olan Hüseyin Hilmi Işık ise, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini şöyle haber vermiştir:

HAZRET-İ MEHDİ, AHİR ZAMANDA DÜNYAYA GELECEKTİR. Resullulah Efendimizin (sav) soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam'la buluşacak, MEZHEPLERİ KALDIRACAK, YALNIZ ONUN MEZHEBİ KALACAK. (H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)

Hadislerden ve İslam alimlerinin açıklamalarından net olarak görüldüğü gibi Mehdi (as)'ın en önemli alametlerinden biri, dini Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi yaşayacak olması ve mezhepleri kaldıracak olmasıdır. Yani Hz. Mehdi (as) geldiğinde 1400 yıldır İslam dinine dahil edilmiş tüm bidatları, yanlış uygulamaları, çelişkileri kaldıracaktır. Bu sebepledir ki Bediüzzaman Hazretleri Mehdi (as)'ın en büyük müçtehid ve en büyük müceddid olacağını söylemiştir.

Ancak Üstadımız hayatı boyunca İmam Şafii Hazretleri'ne tabi olmuştur ve Şafii mezhebine göre amel etmiştir.

"... Evvelâ: BEN ŞAFİÎ'YİM..." (Emirdağ Lahikası, s. 38)
"... Hem HUSUSÎ ŞAFİÎCE İBADETİME..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
"... Yalnız bu kadar var. BEN ŞAFİÎYİM..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)

Hatta bizzat en yakın talebeleri de Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Şafii olduğunu risalelerde belirtmişlerdir:

"...Üstadımızın ... ihtiyarlığında pek çok yardıma, hizmete, sohbete muhtaç olduğu bir vakitte bunun devam etmesi için, bir nevi hastalık hâleti verilmiş. Beş dakika konuşsa, şiddetli bir hararet başlıyor, sesi çıkmıyor. HATTÂ ŞÂFİÎ MEZHEBİNDE OLDUĞU İÇİN, NAMAZDA FATİHA'YI KENDİSİ İŞİTECEK DERECEDE OKUMASI LÂZIM GELİRKEN ,..." (Emirdağ Lahikası, s. 443)

"... hattâ camiime ve ibadetime tecavüz edildi. ŞÂFİÎLERCE, TESBİHAT İÇİNDE KELİME-İ TEVHİDİN TEKRARI SÜNNET İKEN, BANA TERK ETTİRİLMEYE ÇALIŞILDI..."(Mektubat, Sayfa 346)

Eğer bir insan "Ben Şafiiyim" diyorsa o zaman "İmam Şafii Hazretleri'ne bağlı" anlamına gelir ve İmam Şafii Hazretleri'nin içtihatlarıyla İslam dinini yaşıyor demektir. Yani "Ben Hanefiyim, ben Malikiyim, ben Hanbeliyim ya da ben Şafiiyim" diyen bir kişinin aynı zamanda kendisinin müçtehid olması, dolayısıyla da Mehdi olması gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü bir mezhebe bağlanarak, İmam Ebu Hanife Hazretleri'ni, İmam bin Malik Enes Hazretleri'ni, İmam Ahmed bin Hanbel Hazretleri'ni ya da imam Şafi Hazretleri'ni müçtehid kabul etmiş ve ona bağlanmıştır.

Üstelik, bilindiği üzere İslam akaidine göre, mutlak bir müçtehid başka bir müçtehide uyamaz ve onu taklit edemez:

"Mutlak müçtehidin, başka bir müçtehidi taklit etmesi caiz değildir. Kendi içtihadına uyması lazımdır..."(Hulasat-üt-tahkik)

Eğer Üstadımız en büyük müçtehid ve en büyük müceddidse neden hayatı boyunca İmam Şafii'ye tabi olarak yaşamış ve Şafii mezhebine göre amel etmiştir?
Mutlak müçtehidin bir diğer müçtehide uyması caiz olmadığına göre, Üstadımız'ın İmam Şafii'ye uymuş olmasının açıklaması nedir?

Üstadımız Şafii mezhebine tabi olarak yaşamıştır çünkü kendisi en büyük müçtehid ve en büyük müceddid değildir, dolayısıyla ahir zamanın büyük mehdisi de değildir.

Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri 23. Mektupta, Mehdi (as)'ın dört büyük mezhep imamından fazilet bakımından daha üstün olduğunu ifade eder:

Hem tarîkat şahlarının bir kısmı müçtehidlerdendir; onun için umum müçtehidîn aktabdan daha efdaldir denilmez. Fakat Eimme-i Erbaa (dört mezhep imamı), sahabeden ve Mehdi'den sonra en efdallerdir denilir. (Mektubat 23. Mektup  sf 280)

Üstadımız'ın bu açıklamasına göre, Mehdi (as) İmam Ebu Hanife'den, İmam Şafii'den, İmam Maliki'den, İmam Hanbeli'den manen daha üstündür. Mehdi (as) mezhep imamlarından manen üstün olduğuna göre ve bazı kardeşlerimiz Üstadımız'ın Mehdi olduğunu iddia ettiğine göre, neden hala mezhep imamlarına uyuyor ve mezhep imamlarına göre amel ediyorlar? Madem bu kardeşlerimiz, Bediüzzaman Hazretleri'nin en büyük müçtehid ve en büyük müceddid olduğunu düşünüyor, Hanefi olan bir Nur talebesi neden hala İmam Hanefi'nin, Şafii olan İmam Şafii'nin, Maliki olan İmam Maliki'nin, Hanbeli olan İmam Hanbeli'nin içtihatlarına göre dini yaşıyor?

Bediüzzaman Hazretleri'nin en büyük müçtehid olduğu iddiası doğru olsa, bu durumda Nur talebesi kardeşlerimizin Hanefi, Hanbeli, Maliki veya Şafii mezhebine uymamaları gerekirdi. Kardeşlerimiz hala mezhep imamlarına göre amel ettiğine göre, Bediüzzaman Hazretleri'nin ahir zamanın büyük mehdisi olmadığını, en büyük müçtehid ve en büyük müceddid sıfatlarını taşımadığını kendileri de çok iyi bilmektedir. Üstadımız Hicri 13. yüzyılın müceddidir ve son bin yılın en kıymetli alimlerinden biridir, ancak ahir zamanın büyük mehdisi değildir.

Bu nedenle bazı Nur talebesi kardeşlerimizin Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'ne duydukları sevgi adına böyle mantık dışı açıklamalara girmemeleri çok önemlidir. Bediüzzaman Hazretleri Hz. Mehdi (as)'ı kapsamlı olarak anlatmıştır. Bu anlatımları çok net ve açıktır. Bediüzzaman Hazretleri teville, çarpıtmalarla yorumlanacak şekilde değil, aksine çok düz ve açık olarak okunup anlaşılacak şekilde bir tanım yapmıştır. Unutulmamalıdır ki Mehdilik bir kaderdir. Allah kimin Hz. Mehdi (as) olduğunu sonsuz geçmişte belirlemiştir. O kişi vakti geldiğinde yine Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde görevini ifa edecektir. Bu kişi Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde detaylarıyla tarif ettiği özelliklere tam sahip bir kişi olacaktır. Ve bu, hiçbir zaman Bediüzzaman Hazretleri'nin değerini azaltacak bir durum olmayacaktır.

"ÜSTAD, İMAM ŞAFİ HAZRETLERİ'NİN SEVAP ALMASI İÇİN EN BÜYÜK MÜÇTEHİDLİK GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEDİ" DEMEK VİCDANA UYGUN BİR YORUM DEĞİLDİR

İslam dininin en güzel ve mükemmel hali Kuran'da bildirildiği şekilde Peygamberimiz (sav)'in uyguladığı halidir. Peygamberimiz (sav)'in ardından çeşitli hususlarda Müslümanlar arasında görüş farklılıkları olmuş ve Sünni Müslümanlar dört büyük mezhep imamının içtihatlarına göre dini yaşamaya başlamıştır. Müslümanların mezhep imamlarına uymaları ve onların hükümlerine göre hareket etmeleri şarttır, ancak mezhepler arasındaki görüş ve uygulama farklılıklarının Mehdi (as) vesilesiyle ortadan kalkacağı da Peygamberimiz (sav)'in bir müjdesidir. Allah'ın izniyle Hz. Mehdi (as) mezhep imamlarının birbirinden farklı içtihatlarını ortadan kaldıracak, tüm İslam aleminin tam ve mükemmel şekilde Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uymasına vesile olacaktır. Hz. Mehdi (as)'ın mezhepler arasındaki farklılıkları ortadan kaldıracak, hiçbir mezhep bırakmayacak olması İslam alemi için bir nimettir.

Bazı Nur talebesi kardeşlerimizin "Üstad bunu yapabilirdi, ama İmam Şafi Hazretleri'nin sevap alması için yapmadı" demesi ise vicdana uygun değildir. Bediüzzaman Hazretleri Allah'ı çok seven, Allah'tan çok korkan ve Müslümanlara çok düşkün mübarek bir insandı. "Farklı içtihatları ve yorumları kaldırarak Müslümanların dini mükemmel yaşamasını sağlayabilecekken bunu yapmadı" demek Üstadımız'a saygı duyan bir insana yakışmaz. Üstadımız böyle bir vasfa sahip olmuş olsa -hiç kimseden çekinmeden- Allah'ın emri olan bu görevi mutlaka yerine getirirdi.

Yandaki tabloda 4 mezhepteki bazı helal ve haram farklılıkları görülmektedir. Örneğin Hanbeli mezhebine göre abdesti belli bir sıraya göre almayan kişi farza uymamaktadır, Hanefi mezhebine göre bunu yaptığında bir mahsur olmamaktadır. Ya da Şafii mezhebine göre namazda Fatiha suresini okumayan bir kişinin namazı geçerli değildir. Hanefi mezhebine göre ise geçerlidir. İşte bazı Nur talebesi kardeşlerimizin iddiasına göre Üstadımız bu farklı görüşleri kaldırma imkanı olmasına rağmen bunu yapmamıştır. Bir insanın en büyük müçtehid olmasına rağmen görevini ve sorumluluğunu yerine getirmemesi mümkün değildir. Üstadımız'ın böyle önemli bir görevi olmasına rağmen yapmadığını söylemek ise Üstadımız'a kaşı çok ağır bir ithamdır. Üstadımız mezhepleri kaldırmamıştır, çünkü en büyük müçtehid ve ahir zamanın büyük mehdisi değildir.

Şu anda tüm Müslümanlar mezheplere uymakla yükümlüdür, ama Allah'ın izniyle Mehdi (as) tüm mezhepleri kaldıracak ve Müslümanların dini Peygamberimiz (sav) dönemindeki haliyle yaşamasına vesile olacaktır. Bu alenen gerçekleşmedikçe, tüm Müslümanlar Mehdi (as)'ın bu vasfına bizzat şahit olmadıkça, çeşitli teviller öne sürerek bir kimsenin "en büyük müçtehid" olduğunu iddia etmenin bir manası yoktur.

MEZHEPLERE GÖRE HARAMLAR HELLALER

KONULAR

HANEFİ

MALİKİ

ŞAFİİ

HANBELİ

Abdestin farzları kaçtır?

4

7

6

7

Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

Abdesti bozan şeylerin sayısı kaçtır?

12

3

5

8

Abdest şüphe ile bozulur mu?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

İlk iki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir?

Vacip

Farz

Farz

Farz

Fatiha suresi okunmadan kılınan namaz geçerli olur mu?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

Namazı bitirirken selam vermenin farz olduğu miktar nedir?

Farz değildir

1 tarafa vermek farzdır

1 tarafa vermek farzdır

2 tarafa vermek farzdır

Namazda hatayla yanlış bir kelime geçerse namaz bozulur mu?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

Abdesti ara vermeksizin almak farz mıdır?

Hayır

Evet

Hayır

Evet

Abdestte kulaklar kaç defa mesh edilmelidir?

1

1

3

1

Deve eti yemek ve cenazeyi yıkamak abdesti bozar mı?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

Sakalı kesmek haram mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı kaçtır?

7

4

5

6

Gusül abdestinin farzları kaç tanedir?

11

5

3

-

Satranç oynamak haram mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

Cenaze namazı, namaz kılmanın yasak olduğu kaç vakitte kılınmaz?

5

3

Her vakitte kılınabilir

3

Oruç için dil ile söyleyerek niyet etmek şart mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

Kan aldırmak orucu bozar mı?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

Erkek ve kadının ziynet eşyalarından zekat vermeleri farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

Köpek necis bir hayvan mıdır?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

Kadın yanında kocası olmadan hacca gidebilir mi?

Hayır

Evet

Evet

Hayır

Ramazan orucu için her gün ayrı ayrı niyet etmek şart mıdır?

Evet

Hayır

Evet

Evet

Haccın şartı kaç tanedir?

2

4

5

4

İpeğin üzerine oturmak, yaslanmak, yastık olarak kullanmak, duvar örtüsü yapmak haram mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

Tavla oynamak haram mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

MEHMET ALİ KAYA - İDDİA 5:
"BEDİÜZZAMAN HAZRTELERİ SEYYİDDİR" İDDİASI

Bediüzzaman, Ehl-i Beyt'tendir. Bitlis'te doğması, Kürt olduğunu ispat etmek için yeterli değildir. Elbette seyyiddir ve Al-i Rasul'dendir. Gizlemesi, yukarıda ifade edilen iman davasını öne çıkarmak içindir. (Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 239)

CEVAP: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ KENDİSİ SEYYİD OLMADIĞINI SÖYLEMİŞTİR. HZ. MEHDİ (AS) İSE SEYYİD OLACAKTIR.

Mehmet Ali Kaya gibi bazı Nur talebesi kardeşlerimiz Bediüzzaman Hazretleri'nin seyyid olduğunu ama dönemin koşulları içinde bu bilgiyi sakladığını iddia etmektedirler. Oysa, Bediüzzaman Hazretleri'nin seyyid olduğunu gizlemesi gereken hiçbir sebep yoktur. Eğer Üstadımız seyyid olsaydı bunu açık ve net bir şekilde söylerdi. Çünkü kendisinin de Risale-i Nur da söylediği gibi seyyid olmayanın seyyidim demesi gibi, "SEYYİD OLANIN SEYYİDLİĞİNİ GİZLEMESİ HARAMDIR."

Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır). (Muhakemat, s. 52)

Üstadımız'ın Mahkemeden çekindiği için seyyidliğini gizlediği iddiası da doğru değildir. Çünkü Üstadımız hiçbir davada seyyid olduğu veya olmadığı için yargılanmamıştır, kendisine dönemin koşulları içinde atfedilen suç seyyid olmak değildir. TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE BUGÜNE KADAR KİMSE SADECE SEYYİD OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİ İÇİN YARGILANMAMIŞTIR.

Bediüzzaman Hazretleri, 1935 yılında "gizli cemiyet kurmak" iddiasıyla  Ağır Ceza Mahkemesi'nde;

1943 yılında 126 talebesiyle birlikte tekrar "gizli cemiyet kurmak" iddiasıyla Denizli'de;

1947 senesinde, "gizli cemiyet kurmak" ithamıyla Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmış, ama hiçbir zaman seyyid olup olmaması suçlama konusu olmamıştır.

Dolayısıyla, Bediüzzaman Hazretleri seyyid olsa bunu gizlemesini gereken bir durum söz konusu değildir.
Üstelik, Üstadımız defalarca seyyid olmadığını söylemiştir:

BEN, KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI (yani Hz. Mehdi (as)) AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR.  (Emirdağ Lahikası, s. 247-250)

ÜSTADIMIZ, KENDİSİNİN MANEN SEYYİD OLDUĞUNU İFADE ETMİŞTİR:

GERÇİ MANEN BEN HZ. ALİ'NİN (RA) BİR VELED-İ MANEVÎSİ HÜKMÜNDE ondan hakikat dersini aldım ve Âl-i Muhammed (a.s.m.) bir manada hakikî Nur şakirtlerine şamil olmasından, ben de Âl-i Beyt'ten sayılabilirim. (Lem'alar, s. 22.)

"BEN DE MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN SAYILABİLİRİM" demekten maksadım, bir kısım müçtehidlerin, "Onun âilesine ve ashabına selâm olsun" duasında, "Seyyid olmayan, fakat ehl-i takvâ bulunanlar o duada dahildirler" dediklerinden, o umumî duada benim de bir hissem bulunması için ricakârâne bir tevildir. Yoksa, o hatâkârane mânâ hiç hatırıma gelmemiş. (Şualar, 14. Şua, sayfa: 358 )

MEHMET ALİ KAYA - İDDİA 6:
"MEHDİYET 300 YIL SÜRECEK BİR DÖNEMDİR" İDDİASI

Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz "Mehdiyet dönemi 300 yıl sürecektir" diyerek, kıyametin 300 yıl sonra kopacağını iddia etmekte ve Bediüzzaman Hazretleri'nin Risale-i Nur'da hiç vermediği bir tarihten bahsetmektedir.

Örneğin Mehmet Ali Kaya Hocamız, Asırların Rehberleri Mücedditler isimli eserinde şöyle söylemektedir: 

"Mehdi'den sonra kıyamete kadar geçecek döneme Mehdi dönemi denir. BU DÖNEM 300 SENE KADAR DEVAM EDER Kİ, Bediüzzaman buna, "300 sene sonra gelecek tenkidat-ı ukala mahkemesinden gelen tenkitlere yine aynı hakikatlerle cevap veririm. Ancak o zamanın libasını giydiririm" ifadeleriyle işaret eder." (Asırların Rehberleri Mücedditler, Sf. 248)

CEVAP: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, "KIYAMET 300 YIL SONRA KOPACAK" DEMEMİŞTİR, "ALLAHUALEM, HİCRİ 1545'DE KIYAMET KOPACAK" DEMİŞTİR

Üstadımız'ın "300 sene sonra gelecek tenkitlere aynı hakikatlerle cevap veririm" sözü Tarihçe-i Hayat'ta geçen bir ifadesidir ve bu sözün Mehdiyetle ve kıyametin tarihiyle hiçbir bağlantısı bulunmamaktadır. Üstadımız burada müteşabih bir ifadeyle yazılarında yer verdiği hakikatleri savunmak için geçmişten de olsa gelecekten de olsa kendisine yönelecek tüm eleştirileri cevaplayacağını anlatmaktadır.

Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz ise samimiyetten uzak bir yorumla Üstadımız'ın bu sözünü "kıyametin kopmasına 300 sene daha var" şeklinde tevil etmektedirler. Oysa Üstadımız'ın anlatmak istediği çok açıktır. Mesela bir insan 10 bin yıl sonra da olsa bu sözlerimi savunacağım demiş olsa, bunun anlamı dünyanın ömrünün 10 bin yıl olduğu değildir. Ya da bir insan bin yıl sonra da bu hakikati anlatacağım demiş olsa, bu dönem bin yıl daha sürecek dememektedir. Sadece müteşabih bir anlatımla haklılığına olan inancını ifade etmektedir.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN KIYAMETLE İLGİLİ VERDİĞİ TARİH HİCRİ 1545'DİR!

Üstadımız hadislerde Peygamberimiz (sav)'in dünyanın ömrüyle ilgili verdiği bilgilere, hadislerdeki ahir zaman alametlerine ve hadislerin ve ayetlerin ebced değerlerine dayanarak, kıyametin Hicri 1545'de kopacağını söylemiştir. Hicri 1506'ya kadar (yani miladi 2082'ye kadar) İslam "zahir ve aşikarane belki galibane devam edecek", Hicri 1506'dan sonra bozulma başlayacak, Hicri 1542'ye kadar İslam gizli ve mağlubiyet içinde olacak ve Hicri 1545'de (yani Miladi 2120'de) de küfrün başına kıyamet kopacak demektedir:

"LÂ TEZÂLÜ TÂİFETÜN MİN ÜMMETÎ." "Ümmetimden bir taife zail olmayıp devam edecektir." (şedde sayılır, tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrisi, bin beşyüz kırkiki (Hicri 1542- Miladi 2117) ederek nihayet-i devamına îma eder. "Gaybı yalnız Allah bilir." "ZÂHİRİNE ALE'L-HAK." "hak üzerinde devam edecektir." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz altı (Hicri 1506- Miladi 2082) edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma eder. Ve'l-ilmû indAllah; "Gerçek ilim ancak Allah Katındadır." "HATTÂ YE'TİYALLAHÜ Bİ EMRİHÎ" "Allah'ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar)" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi BİNBEŞYÜZ KIRK BEŞ (HİCRİ 1545- MİLADİ 2120) OLUP, KÂFİRİN BAŞINDA KIYAMET KOPMASINA ÎMA EDER. Lâ ya'lemu'l-ğaybe illâllah. (Gaybı Allah'tan başkası bilemez.) (Kastamonu Lahikası, sf. 26)

Görüldüğü gibi, Üstadımız kıyamet 300 sene sonra kopacak diyenlerin aksine, Allahualem Hicri 1545'de kıyametin kopacağını söylemektedir.

 

9 / total 13
Harun Yahya'nın İsa Mesih (as), Hz. Mehdi (as) ve İttihad-ı İslam kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top