< <
2 / total: 8

1. Bölüm Türkiye'nin Güneydoğu'sunu Neden Bölmek İstiyorlar?

Suni Bir Terim "Kürt Sorunu"

Uzun yıllardır ülkemizde yaygın olarak kullanılan bir "Kürt sorunu" terimi var. Kürt sorunu ifadesi yıllarca pek çok insanı aldatmayı başardı. Öyle ki insanların bir kısmı, Kürt kardeşlerimizden kaynaklanan bir sorun ile karşı karşıya olduklarını zannettiler. Sanki Kürt kardeşlerimiz bu vatanın bir evladı, Türkiye Cumhuriyetinin bir ferdi değilmiş gibi, Türkler ve Kürtler arasında suni bir husumet olduğuna inandılar. "Kürt sorunu" ismi işte bu şekilde bir propaganda malzemesi haline getirildi.

Oysa "Kürt sorunu" ifadesi tamamen bir aldatmacadan ibarettir, Türklerle Kürt kardeşlerimiz arasında ayrılık çıkarma amacıyla konulmuş sahte bir isimdir. "Kürt Sorunu" ismi sürekli kullanılınca, ortada Kürtler ile Türkler arasında gerçekten bir sorun varmış gibi bir izlenim oluşturulmuş, suni bir husumet ortamı var edilmiştir. Laz, Çerkez, Gürcü kısacası her soy, Türk toprakları içinde "Türk" kimliği altında rahatlık ve huzur içinde yaşarken, kendi geleneklerini uygular, kendi dillerini istedikleri gibi kullanır ve "Türk" olarak nitelenirken; bir anda Kürtlerin kendi dilleri, gelenekleri ve "Türklükleri" sorgulanır hale getirilmiştir. Yıllarca aynı topraklarda Türk kimliği altında birlikte yaşayan Türkler ve Kürtler arasında bu suni ayırım meydana getirilince, büyük bir kesim gerçekten bir sorun olduğunu zannetmiş ve bugünkü bölünme konuşmaları suni bir zemin bulmuştur. Oysa aslında "Kürt sorunu" adı altında kirli ve tehlikeli bir oyun oynanmaktadır.

Kürt sorunu

Ülkemizin güneydoğusunda komünist, Stalinist ve Leninist bir hakimiyetin ön hazırlığı yapılmakta ve bunun için "Kürt sorunu" adında suni bir sorun üretilmektedir. Bazı medya kuruluşlarında görev alan gizli komünistler ise sürekli bu yönde yayın politikası yürüterek vatanın bölünmesinin bu sözde sorunu bitireceğini telkin etmektedirler. Oysa vatan toprağından vermek demek, büyük felaketlerin başlangıcı demektir.

Kürt sorununun tek çözümü FEDERASYON mu?

Terörden kurtulmak için özerk bir devleti düşünmeliyiz

Toplumsal barış "ver kurtul" mu?

 

Bir Kisim Medyanin Yanliş Yönlendirmeleri

"Kürt sorunu" olarak adlandırılan ve birtakım çevreler tarafından desteklenen bu suni sorun, bölgede oluşturulmaya çalışılan komünist, Stalinist ve Leninist hakimiyetin ön hazırlığıdır. Bilindiği gibi komünist rejimler kargaşa ve çatışma ortamında hayat bulurlar. Bir komünist rejimi hakim edebilmek için de öncelikle devlet yönetimine karşı bir hareket başlatılmalı ve bununla bir çatışma atmosferi oluşturulmalıdır. Komünizm; çatışmayı, vahşeti, terörü gerekli kıldığından (bu konuya ileriki sayfalarda detaylı olarak değinilecektir), kargaşa sağlandığında ortam komünist rejimin yerleşmesi için uygun hale getirilmiş olacaktır. Komünist rejimlerin hakim olduğu Çin, Kamboçya, Kuzey Kore gibi ülkelerin tümünde bu taktik kullanılmış; propaganda yöntemleriyle halk galeyana getirilmiş, ardından oluşturulan vahşet rejimleriyle bu ülkelerde milyonlarca insan katledilmiştir. Ülkemizin güneydoğusunda oynanan oyun da işte böyle bir planın parçasıdır.

Güneydoğu'daki sorunun Kürt milliyetçiliği ile ya da Kürtlerin içinde bulundukları şartlarla hiçbir ilgisinin olmadığı, sözde "Kürt sorunu" bahanesiyle nasıl bir kargaşa ortamı oluşturulmaya çalışıldığı iyi anlaşılmalıdır. Hedeflenen komünist zulüm sistemini ve bu zulüm sistemi içinde Kürt kardeşlerimizin nasıl harcanacağını daha iyi anlamak için de PKK'nın ideolojisini yakından incelemek gerekir. Bu sapkın ideoloji, Marksist, materyalist, Stalinist ve Leninist ideolojidir ve temeli yalnızca ve yalnızca Darwinizm'e dayanır.

PKK; Darwinist, Marksist, Stalinist ve Leninist Bir Yapılanmadır

Darwinizm Nasıl Bir İdeolojidir?

Darwinizm, yani evrim teorisi özetle, dünyada canlılığın tesadüfen başladığı ve doğadaki tüm canlı türlerinin yine tesadüfen birbirlerinden türedikleri -yani evrimleştikleri- şeklindeki hayali bir iddiayı savunur. Bilimsel açıdan tamamen bir aldatmaca olan bu iddiaya göre yeryüzündeki çeşitliliğin başlangıcı, çamurlu sularda kendi kendine oluşmuş bir bakteridir ve canlılar bu hayali bakteriden türeyerek bugünkü hallerini almışlardır. Yine bu mantık dışı iddiaya göre, insan da maymun türlerinden türeyip gelişmiş ve insanlaşmıştır. Günümüz bilimi karşısında tamamen geçerliliğini yitirmiş olan evrim teorisinin bu basit mantığına göre, bir şempanzenin insana dönüşebilmesi için, biraz iki ayak üzerinde durma denemeleri yapması, biraz alet kullanabilmesi ve sıcaktan rahatsız olup tüylerini dökmesi yeterli olmuştur...

Elbette bu bir hikayedir. Evrim teorisi, tarihin en büyük bilim sahtekarlığıdır. Darwinistler, canlılığın başlangıcı olarak kabul ettikleri hayali ilk bakterinin sahip olduğu proteinlerden tek bir tanesini bile açıklayamamaktadırlar. Çünkü tek bir proteinin tesadüfen meydana gelebilmesi imkansızdır. Kesinlikle mümkün olmamakla birlikte, canlılığın herhangi bir şekilde kendiliğinden ortaya çıktığını varsayılsa da sonuç değişmeyecektir çünkü türlerin birbirine dönüşümü de imkansızdır. Bir canlı, asla ve asla kendi genlerinde kodlanmış özelliklerin dışında yeni özelliklere sahip olamaz. Genetik bilimi, bu iddiayı da kesinlikle reddetmektedir.

deniz canlıları

Evrim teorisini bilim karşısında çöküşe uğratan temel noktaları kısaca özetlemek gerekirse:

◉ Canlılar mevcut genetik bilgilerinin dışına çıkamazlar, genlerinde olmayan yeni bir bilgiyi zaman içinde veya dış etkilerle kazanamazlar.

◉ Mutasyonlar hiçbir zaman canlıda gelişmeye sebep olamaz, mutlaka organizmaya zarar getirirler. Asla ve asla canlıya yeni bir bilgi ekleyemezler.

◉ Türden türe hayali değişimi belgeleyecek milyarlarca fosil kaydının bulunması, yani çok sayıda "ara formların" olması gerekmektedir. Fakat Darwinistlerin iddia ettiği türden türe geçişi gösteren tek bir tane bile ara geçiş fosili YOKTUR.

◉ Bir tane ara form olmamasına rağmen canlıların milyonlarca yıl hiç değişmeden -yani evrimleşmeden- kaldıklarını gösteren 350 milyondan fazla fosil bulunmaktadır.

◉ Asıl önemli nokta ise, –yukarıda belirttiğimiz gibi– DARWINİSTLER TEK BİR PROTEİNİN KENDİ KENDİNE MEYDANA GELİŞİNİ AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR. Bu büyük gerçek, evrimi tamamen ortadan kaldırmak için yeterlidir.

Fosil kayıtları son derece zengindir ve canlılığın kökenini anlamak için yeterli sayıdadır. Fosilleri incelediğimizde farklı canlı türlerinin, aralarında hayali evrimsel "geçiş formları" olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıktıklarını görürüz. Bu da tüm canlıları Yüce Allah'ın yarattığının delillerinden biridir.

fosil kayıtları

1. Bu kemikli turna balığı fosili 152 milyon yaşındadır ve değişmemiştir.,
2. Bu gingko yaprağı fosili 290 - 248 milyon yıllıktır ve günümüzdeki örnekleriyle tıpatıp aynıdır.,
3. 125 milyon yıllık akrep fosili.,
4. Kara böcekgillerden olan bu böcek 100 milyon yaşındadır ve günümüzde halen yaşamaktadır.,
5. Çınar yağrağı fosili 54 - 37 milyon yıllıktır ve milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramamıştır.

Bütün bunlardan da anlaşılabileceği gibi, evrim teorisi bilimin yalanladığı büyük bir sahtekarlıktır, daha canlılığın başlangıcını açıklayamadan çökmüş bir teoridir.

(Evrim sahtekarlığı ve bu sahtekarlığı ortadan kaldıran bilimsel gerçeklerle ilgili detaylı bilgi için bkz., Evrim Aldatmacası - Harun Yahya, Yaratılış Atlası - Harun Yahya)

Burada üzerinde duracağımız asıl konu, evrim teorisinin geçersizliğinin bilimsel kanıtlarını sunmaktan çok, teorinin ideolojik yönünü gözler önüne sermektir. Çünkü Darwinizm; bütün materyalist, komünist ve faşist ideolojilerin sözde temel zeminini oluşturur.

Bir sahtekarlığı ayakta tutabilmek, bilimsel gelişmelere rağmen insanlar tarafından desteklenmesini sağlamak son derece zordur. İşte bunu başarabilmek için insanlar demagoji ve propaganda ile önce evrim mantığına alıştırılırlar. Bunun için Darwinist diktatörlük işbaşındadır. Darwinist diktatörlük, devletleri, hükümetleri, tüm ülkelerde basını, üniversiteleri, okulları, bilim adamlarını ele geçirdikten sonra, onların kanalıyla bu sahtekarlığı yaygınlaştırmıştır. Evrime karşı gelenler susturulmuş, okullarda tek yanlı evrim eğitimi verilmiş ve basında tek yanlı evrim telkini yapılmış ve insanlar evrime inanmak veya inanır gözükmek zorunda bırakılmışlardır. Böylelikle evrim mantığı, reddedilemez bir kavram olarak herkesin beynine aşılanmıştır.

Buraya kadar anlattıklarımız, Darwinizm'in temel mantığıdır. Bunun bilinmesi önemlidir, çünkü vahşetin, katliamların, terörün, nefretin, çatışmaların sebebini bu ideoloji oluşturmaktadır.

Darwinizm vahşeti

1. Komünizm

2. Faşizm

Darwinizm vahşete nasıl bir fikri temel verir?

ceylan, kaplan

Darwinistler, insanı gelişmiş bir hayvan türü olarak görürler. Dolayısıyla bir Darwinistin sapkın görüşlerine göre insan, hayvanla eşdeğerdir. Bir Darwinist için hayvan ne kadarlık bir değere sahipse, insana da o kadar değer ve önem verilmelidir. Bir başka deyişle bir Darwinist için insanın "hiçbir önemi ve değeri yoktur".

Darwinizme göre, doğada bir canlının gelişip güçlü ve avantajlı hale gelebilmesi için güçlünün güçsüzü ezip yok ettiği bir ortamın varlığı şarttır yani doğada sürekli rekabet olmalıdır. Darwinistlerin bu hayali mücadele ortamında, sözde her bir tür sadece diğer türü yok etmeye çalışmakta ve dolayısıyla hayatta kalanları daima güçlüler oluşturmaktadır. Bu mücadele, bir türün fertleri içinde, hatta bir ailenin fertleri içinde bile devam etmekte, her birey kendi bencil varlığı için çatışmaya dahil olmaktadır. Darwinizm'in temelini işte bu sahte hikaye oluşturur.

Bu hikaye Darwinistlerin kendi teorilerinin ve hayat görüşlerinin temelidir. Doğada var olduğuna inandıkları bu sözde çatışma sebebi ile Darwinistler, sürekli olarak zayıf olanın yok edildiği vahşi bir doğa tarif ederler. Onların yanlış inanışlarına göre insan da bir hayvan türü olduğuna göre, aynı çatışma ve aynı elemenin insan topluluklarında da var olması şarttır. Dolayısıyla bu sapkın mantıkta, güçsüzlerin elenmesi ancak çatışma, savaş, terör ile mümkün olabilecektir.

Elbette ki bu, kesin bir aldatmacadır. Doğa, canlıların sadece birbirleriyle kıyasıya rekabet ettikleri bir savaş alanı değildir. Canlılar hem kendi türlerine ve kendi yavrularına hem de farklı türlere karşı insanda hayranlık uyandıran şefkat, merhamet ve fedakarlık örnekleri gösterirler. Bu gerçek, Darwinizm'e güçlü bir meydan okumadır.

şefkat

Kendi kolonisi için hayatını tehlikeye atan; yavrusu için aç kalmayı, hatta ölümü göze alan; kendi türünden olmayan yavruları dahi koruyan bir canlının varlığı Darwinizm'in 'hayatta kalmak için güçsüz olanı yok etmek gerekir" şeklindeki sapkın iddiasını yıkıma uğratmak için yeterlidir. İşte bu nedenle Darwinistler canlılardaki bu hayranlık uyandıran özelliklerden bahsetmekten şiddetle kaçınırlar. Çünkü doğada vahşi bir mücadeleden çok şefkat, yardımlaşma ve merhametin hakim olduğu tüm delilleriyle ortaya konulduğunda, Darwinizm hayatın bir çatışma ve savaş ortamından ibaret olduğu iddiasına temel oluşturamayacaktır. Bir başka deyişle kanlı komünist ve faşist ideolojiler fikri temelini kaybedeceklerdir.

 

İşte evrim teorisi bu temel mantığı ile insanlar ve toplumlar arasında saldırı, isyan ve cinayete zemin hazırlar. Sosyal Darwinistler, doğada var olduğuna inandıkları çatışmanın toplumlar ve halklar arasında da olması gerektiğine, ancak bu şekilde seçilmiş ve ayrıcalıklı türler ve nesiller yetişeceğine inanmışlardır. Diyalektik materyalizm toplumlara bu şekilde uygulanmıştır. Buna göre bir tez ortaya atılır. Bunun mutlaka bir anti-tezi olmak zorundadır. Bu tez ve anti-tezler birbirleriyle çatışarak ortaya bir sentez çıkarırlar. Sentez bir süre sonra yeniden bir tez halini alır ve buna karşı onun çelişeceği yeni bir anti-tez ortaya çıkarılarak çatışma devam eder. Dolayısıyla bu inanışta toplumlar, çatışmanın yoğun olarak var olması gereken alanlardır. Söz konusu çatışma "eleme"yi meydana getirecek ve istenen sonuca, yani "senteze" ulaşılarak hayali bir şekilde ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme sağlanmış olacaktır.

savaş

İşte Darwinist ideolojinin sebep olduğu dehşet senaryolarına örnekler. Yanda, birer vahşi hayvan muamelesi görerek kafeslere kapatılan Kızılordu tutsakları.

20. yüzyılda ortaya çıkan faşist ve komünist diktatörlükler, sosyal Darwinizm'in bu garip mantığını toplumlara olduğu gibi uygulamışlardır. Faşist ve komünist diktatörlerin her biri, toplum içinde bir eleme sistemi uygularken Darwin'in fikirlerini esas aldıklarını açıkça ifade etmişlerdir.

20. Yüzyıldaki Faşist ve Komünist Kanlı Diktatörlerin Darwin'in Fikirlerini Esas Aldıklarına Dair İtirafları

Charles Darwin, diktatörler

Stalin:

"Genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz: Darwin'in öğretilerini." 1

Mao:

"Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve evrim teorisine dayanmaktadır". 2

Engels ve Marx :

Engels'in Marx'a yazdığı mektuptan:

"Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin, tek kelimeyle muhteşem".3

Marx'ın 19 Aralık 1860 tarihinde Engels'e yazdığı cevabı:

"Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap, işte budur"4

Marx:

"Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor."5

Marx, Das Kapital isimli kitabını Darwin'e ithaf ederek Almanca baskısında el yazısı ile şunları yazmıştı:

"Charles Darwin'e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan". 6

Engels:

"Tabiat metafizik olarak değil, diyalektik olarak işlemektedir. Bununla ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin'in adı anılmalıdır." 7

Engels:

"Darwin nasıl organik doğadaki evrim yasasını keşfettiyse, Marx da insanoğlunun tarihindeki evrim yasasını keşfetti." 8

Darwin'in etkisi

Dünyayı vahşete sürükleyen ve milyonlarca insanın katledilmesine sebep olan faşist ve komünist ideolojiler, ideolojik temellerini Darwinizm'den almışlardır. Darwinist mantık insanların beyinlerine yerleştirilmiş ve kitle katliamları, soykırımlar ve zulüm insanlara telkinle makul gösterilmiştir.

Leon Troçki :

"Darwin'in buluşu, tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi oldu." 9

... İnsan nedir? Henüz bitmiş bir canlı değildir. Hala beceriksiz bir yaratıktır. Bir hayvan olarak insan planlı bir şekilde değil, spontane bir şekilde evrimleşmiştir... İnsanın yeni ve değişmiş bir versiyonunu üretmek -bu komünizmin bir sonraki görevidir-... İnsan kendisini ham materyal olarak görmeli, ya da yarı üretilmiş bir madde olarak. 10

Darwin ırkçılık

Irklar, soylar, milletler, sınıflar arası üstünlük ve bunun sonucunda çatışma mantığı, evrim teorisinin sahte iddialarına dayanılarak hayata geçirildi. İnsanlar, milyonlarca insanın soykırıma uğramasına ve acımasızca katledilmesine yalnızca seyirci kaldılar.

Adolf Hitler :

"Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz." 11

Mussolini :

Faşist lider Mussolini, İmparatorluğunun zayıflamasını, "evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına" bağlıyordu. 12

Doğanın diyalektik olarak işlediğini iddia eden söz konusu kanlı liderler, sözleriyle de ifade ettikleri gibi, Darwin'in "doğadaki çatışma" mantığını doğrudan toplumlara uygulamışlardır. Açıkça anlaşılabileceği gibi 20. yüzyılda komünist ve faşist diktatörlüklerin, tüm dünyanın gözü önünde, pervasızca ve acımasızca kan dökmelerinin tek sebebi Darwinizm'dir. Bu kitapta özellikle odaklandığımız konu komünizm olduğundan Darwinist ideolojinin komünizmi nasıl şekillendirdiği ve nasıl beslediği konusuna daha fazla ağırlık verilmektedir.

Darwinist ideolojiden güç bulan komünizmin ne kadar büyük bir bela olduğunu anlamak için 20. yüzyıl komünist vahşetini kısaca hatırlamakta fayda vardır:

20. Yüzyıl Nasıl Bir Komünist Vahşet Yaşadı?

1917'de Rusya'da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan komünist vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği'nin geneline, ardından Doğu Avrupa'ya, Çin'e, Kore'ye, Vietnam'a, Kamboçya'ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba'ya ve Afrika'ya yayılmıştır.

20. yüzyılda gerçekleşen iki dünya savaşı sırasında ve sonrasında, doğrudan veya savaşın dolaylı etkilerinden dolayı 350 milyondan fazla insan yaşamını yitirmiştir. Bunların 120 milyonu sırf sivillerdir. Ülkelerde yaşanan komünist vahşeti şöyle özetleyebiliriz:

Lenin, orak çekiç

Lenin, Darwinizm'e olan bağlılığının bir sonucu olarak, insanları bir hayvan sürüsü gibi görüyordu. Dolayısıyla yönetimi altındaki insanlara karşı en zalim yöntemleri kullanmaktan ve teröre dayalı fikirlerini yaygınlaştırmaktan çekinmedi.

Sovyetler Birliği

Bolşevik devrimciler

Resimde görülen ve Kasım 1917'de St. Petersburg'da silahlarıyla poz veren Bolşevik devrimciler Lenin'in kirli ve korkunç vahşet döneminin birer simgesiydiler.

Sovyetler Birliği'nde Lenin liderliğinde büyüyen Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak bir devrim gerçekleştirdi.

Lenin döneminde gerek Kızıl Ordu birlikleri, gerekse de Lenin'in kurdurttuğu "Çeka" adlı gizli polis örgütü, devrim karşıtı kabul ettikleri bütün toplum kesimlerine yönelik büyük bir terör uyguladılar. Hatta militanlar, halka karşı özel vahşet stilleri geliştirdiler.

Bolşevik militanlar, Çeka polisleri ve Kızıl Ordu birlikleri, Rusya'nın dört bir yanındaki köyleri basarak, zaten çok zor koşullarda yaşayan köylülerin yegane besin kaynağı olan mahsulleri silah zoruyla toplamaya başladılar. Bu uygulamanın sonucunda ülkede çok büyük bir kıtlık yaşandı.

 

Stalin yapımı kıtlık nedeniyle 6 milyon insan açlıktan öldü, yüzbinlerce çocuk bu felaketin hedefi oldu.

Kollektifleştirmeye karşı direnenler kurşuna dizildi, diğerleri çocuklar, kadınlar ve yaşlılarla birlikte sürgüne gönderildi. Bu insanlardan pek çoğu ağır sürgün şartlarına dayanamayıp yaşamını yitirdi.

Lenin ve Stalin dönemindeki komünist vahşetin bilançosu:

◉ Yargılamadan hapsedilen on binlerce rehinenin kurşuna dizilmesi ve 1918-1922 yılları arasında ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylünün katledilmesi;

5 milyon insanın ölümüne yol açan 1922 açlığı;

◉ 1920'de Don bölgesinde yaşayan Kazakların ortadan kaldırılması ve sürgüne gönderilmesi;

◉ 1918-1930 yılları arasında on binlerce insanın toplama kamplarında öldürülmesi;

◉ 1937-1938 yıllarında yaşanan Büyük Temizlik sırasında 690.000'e yakın insanın öldürülmesi;

◉ 1932-1933 yıllarında 6 milyon Ukraynalının kasıtlı olarak meydana getirilen açlıktan dolayı ölmesi; (Bu kıtlığın sebebi, Sovyet topraklarında yeterince tahıl yetişmemesi değil, komünist partisinin tahılın dağıtımına izin vermemesi idi. Yani bu olay, özel olarak gerçekleştirilmiş bir kitle katliamıydı.)

◉ Önce 1939-1941 yılları arasında, ardından da 1944-1945 yıllarında yüz binlerce Polonyalı, Ukraynalı, Baltıklı, Moldavyalı ve Besarabyalının sürgüne gönderilmesi;

◉ 1941'de Volga Almanlarının sürgüne gönderilmesi;

◉ 1944'te Kırım Tatarlarının sürgüne gönderilmesi ve ölüme terk edilmeleri;

◉ 1944'te İnguşların sürgüne gönderilmesi ve ölüme terk edilmeleri.

◉ Sovyetler döneminde Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Doğu Almanya gibi Avrupa ülkeleri, Stalin'in kanlı rejiminin pençesine düşmüşlerdir.

komünist vahşet

1921 ve 1922 yıllarında, Lenin'in oluşturduğu kasıtlı kıtlık sonucunda, Sovyet sınırları içinde tam 29 milyon insan açlıkla pençeleşti. Bunların 5 milyonu ise bu sebeple yaşamını yitirdi. Lenin ve Stalin dönemindeki komünist vahşetin bilançosu gerçekten de çok ağırdır.

Çin

Mao Tse Tung

Çin komünizmi, Stalin Rusyası'nın desteğiyle gelişti ve iktidara geldi. Ancak Kızıl Çin'in halka yaşattığı vahşet, Stalin'i bile gölgede bırakacak kadar şiddetli oldu.

Mao Tse Tung

Politik idamlar, Kızıl Çin rejiminin olağan eylemlerinden biridir. Pek çok insan, "Mao'nun yolundan gitmemek" suçlamasından dolayı sokak ortasında infaz edilmiştir.

Çin, 1949 yılında Mao Tse Tung önderliğindeki komünist gerillalar tarafından ele geçirildi. Bu ise Çin için; -cinayetler, kitle katliamları, işkenceler, kıtlıklar, yoksullaşma, yozlaşma ve kendi içine kapalı, donuk bir korku toplumu demekti.

Komünizm hakkında en ufak bir olumsuz tavrı görülen milyonlarca insan, herhangi bir suçları olmadığı halde komünizme muhalif sayılarak tutuklandı, hapsedildi ve büyük kentlerin meydanlarında düzenlenen idam törenleri ile öldürüldü.

O dönemde Mao'nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişinin doğrudan öldürüldüğü hesaplanmıştır. Yaklaşık 20 milyon "karşı devrimci" olarak nitelendirilen kişi de, ömürlerinin önemli bir bölümünü cezaevlerinde hayvan muamelesi görerek geçirmiştir.

Tiananmen Meydanı'nda Haziran 1989'daki katliam da (1000 civarında ölü) Çin'de yakın geçmişte yaşanan vahşetin bir örneğidir.

Tarım alanındaki komünist uygulamalar da Çin halkına sadece büyük bir kıtlık ve işkence getirdi. Uygulamalara direnen insanlar aç bırakılarak cezalandırıldı. Bazı köylerde açlıktan kaynaklanan ölümlerin oranı yüzde 50'yi geçmişti. O dönemde kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Tibet'in Çin'e direnişini yıllar boyu yöneten Dalai Lama, Çin komünizminin halkına uyguladığı vahşeti şöyle anlatır:

(Tibetliler) yalnız kurşunlanmakla kalmadı; öldüresiye dövüldüler, çarmıha gerildiler, canlı canlı yakıldılar, boğuldular, parçalandılar, açlıktan öldürüldüler, boğazlandılar, asıldılar, haşlandılar, canlı olarak toprağa gömüldüler, kollarından bacaklarından gerilerek parçalandılar ya da kafaları koparıldı.13

komünizm gerçeği
A. KOMÜNİST YALAN

1. Kızıl Çin, dünyanın en büyük komünist vahşetinin yaşandığı dehşet ve katliam mekanı haline gelmişti. Komünist yayınlar ise, bu vahşeti örtbas edebilecekmiş gibi aldatıcı komünist propagandalara evsahipliği yaptı. Ellerinde çiçeklerle komünist rejime destek veren mutlu halk; kızıl kitaplarıyla neşe içindeki köylü, asker ve işçilerin gülen yüzleri; huzur içindeki köylüler ile içiçe olan, köylünün ve işçinin sorunlarını dinleyen mutlu bir Mao portresi, büyük bir yalanı dünyaya yaygınlaştırabilmek amaçlıydı. Bu mutluluk tablolarının ardındaki gerçek ise kuşkusuz ki çok acı vericiydi.

B. KOMÜNİZM GERÇEĞİ

2. Komünizm gerçeği, komünist yayınlardaki sahte çizimlerden çok başkadır. İnsanlar sebepsiz yere toplu halde katledilmişler, her bulundukları yerde idam edilmişlerdir.

3. Komünist yayınlardaki mutlu halk propagandası dev bir yalandır. Mao dönemi, Çin halkının büyük bir bölümünün açlık ve kıtlıktan dolayı hayatını kaybettiği, "burjuva" olarak nitelendirilen profesörlerin, sanatçıların, devlet adamlarının ve yazarlarının halk önünde aşağılanarak, boyunlarına hakaret dolu yaftalar asılarak idam edildiği gerçek bir vahşet dönemidir.

Uygur Türkleri, Mao'nun iktidara geldiği 1949 yılından itibaren sistemli bir soykırımla karşılaştılar. Çin, Uygur Özerk bölgesinde hiçbir önlem almadan nükleer denemeler yaptı. 1964 yılından bu yana 46 nükleer deneme gerçekleştirildi. Bu nükleer denemelerin sonucunda Uygur Türkleri arasında kanser oranı olağanüstü derecede arttı, pek çok çocuk sakat veya ölü olarak doğdu.

Uygurların 1 taneden fazla çocuk sahibi olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan'da, bu yasağa uymayanların çocukları anne rahminde kürtajla katledildi. 1953 yılından bu yana sürdürülen asimilasyon politikası sonucunda Uygur Özerk Bölgesi'nde %75 olan Müslüman nüfus oranı günümüzde %35'lere kadar düşmüştür. Bugün 25 milyonu aşkın Doğu Türkistanlı Müslüman, hala Çin baskısı altındadır.

Tarihçilerden ve öğretim üyelerinden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan ve komünizm adı altında işlenen suçların biraraya toplandığı Le Livre Noir du Communisme (Komünizmin Kara Kitabı) isimli kitapta, Çin'deki komünizmin vahşi uygulamaları şöyle tarif edilmiştir:

Hepsi ölüme mahkum edilen devrim karşıtları, bütün halkın davet edildiği açık duruşmalarda, Kızıl muhafızlar tarafından parçalanıyorlardı. Halk ise bu esnada "öldür, öldür!" diye bağırıyordu. Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkumun gözleri önünde ailesine yediriyordu; herkes "eski mülk sahibi"nin karaciğerinin ve kalbinin yendiği ziyafetlere ve konuşmacının yeni kesilmiş kafalardan yapılmış bir kazık dizisi önünde konuştuğu toplantılara davetliydi. Çin'de yamyamlığa varacak kadar şiddetlenen nefret ve vahşet hakimdi. 14

Kamboçya

Pol Pot

Kızıl Kmerlerin acımasız lideri, 3 milyon Kamboçyalı'nın katili Pol Pot.

Nisan 1975 yılında Pol Pot adlı bir Mao'cu önderliğinde Komünist Kızıl Kmerler başa geldi ve bütün şehirleri ve kasabaları tahliye ettiler.

Kızıl Kmerler rejimi, tarihte komünist cinnetin doruk noktası olarak değerlendirilmektedir.

Pol Pot yönetiminde dünyanın en büyük katliamlarından biri gerçekleşmiştir. Yalnızca 1975-1979 yılları arasında, nüfusu 9 milyon olan ülkede, yaklaşık 3.3 milyon kişi, kafasına kurşun sıkılarak, kafatası baltayla parçalanarak, başından torba geçirip boğularak veya açlığa mahkum edilerek öldürülmüştür.

Pol Pot idaresindeki parti, ülke için yapılması gereken tek komünist görevin, pirinç tarlalarında ölesiye çalışmak olduğuna karar vermiş ve tüm Kamboçya nüfusunu tarlalarda çalışmaya zorlamıştır. Şehirlerde yaşayan on binlerce insan -devlet adamları, bürokratlar, öğretmenler, aydınlar- köylere sürülmüş ve oluşturulan kollektif çiftliklerde çok ağır şartlarda çalıştırılmıştır.

Çalışmak sırasında kaytarmak, toplanan ürünlerden bir parça bile olsun izinsiz olarak yemek veya herhangi bir dini ibadet yapmak, "devrime isyan" sayılmış ve bu bahanelerle neredeyse her dakika bir insan öldürülmeye başlanmıştır. Her aileden en az bir kişi, bu katliamlarda hayatını kaybetmiştir.

Pol Pot rejiminde öldürülecek insanlar önce kafalarına kurşun sıkılarak infaz edilmektedir. Ama sonra bunun "mermi israfı" olduğuna karar verilmiş ve daha vahşi yöntemler kullanılmıştır.

Kızıl Kmer rejimi, Vietnam'ın 1979'da Kamboçya'yı işgal etmesiyle sona ermiştir. Vietnamlılar, bir önceki rejimin vahşetini dünyaya sergilemek için "ölüm tarlaları" olarak anılan pirinç tarlalarını kazarak cesetleri çıkarmış ve bunları sergilemişlerdir.

Kore, Kamboçya

Komünist Kızıl Kmerler, katlettikleri insanların bazılarını numaralayarak resimlerini çekmişlerdir. Fotoğraflar, idam edilmeden önce görüntülenmiş Kamboçyalılara aittir.

Kızıl Kmerlerin ölüm tarlalarında, binlerce toplu mezar bulunmuştur. Yandaki kemikler, başlarına plastik torba geçirilerek boğulan Kamboçyalılara aittir. Kamboçya, tarihin en büyük komünist vahşetini yaşamıştır.

Kuzey Kore

Asya'daki kızıl vahşet sadece Çin ve Kamboçya ile sınırlı kalmamış, Kuzey Kore'deki komünist rejimler de kendi halklarına karşı acımasız bir terör uygulamışlardır. Ülkede, Mao'nun uygulamalarından daha da acımasız olan Juche doktrini uygulanmaktadır.

Komünist tarım politikaları yüzünden büyük bir verimsizlik, kıtlık ve toplu ölümler olmuştur. 1990'lı yıllarda Kuzey Kore'de tahminlere göre yaklaşık 2 milyon insan açlıktan hayatını kaybetmiştir hatta bu sayının 4 milyona kadar ulaştığı belirtilmektedir. Halkın durumu böyleyken askeriyeye yapılan harcamalar ve balistik füzelere harcanan paralar da ülke kaynaklarını tüketmeye devam etmektedir.

Kuzey Kore

Asya'daki kızıl vahşet sadece Çin ve Kamboçya ile de sınırlı kalmamış, Kuzey Kore ve Vietnam'daki komünist rejimler de kendi halklarına karşı acımasız bir terör uygulamışlardır. On yıllarca Kim Il Sung'un diktası altında yönetilen Kuzey Kore rejiminin katlettiği insan sayısının 1.5 milyon olduğu hesaplanmaktadır.

komünist dünya

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında komünist vahşet pek çok ülkede yaygınlaştırıldı. Komünizmin pençesine düşen ülkelerde katliamlar, idamlar, kıtlık ve açlık milyonlarca insanın hayatına maloldu. Avrupa, Asya, Uzak Doğu ve Güney Amerika'ya kadar yayılan komünist vahşetin bilançosu çok büyüktü. Tarihte yaşanan bu gerçek bizlere, komünizmin asıl hedefinin dünya hakimiyeti olduğunu bir kez daha göstermektedir.

20. yüzyıla dehşet getirmiş olan bu sapkın ideoloji bugün hala canlı durumdadır. Ve şu anda hedef, 20. yüzyılın başarısız olarak nitelendirilen komünist girişiminin yerine, bütün dünyaya hakim olacak daha kapsamlı bir komünist hakimiyet kurabilmektir.

Komünist Kanlı Liderler Uyguladıkları Vahşet ile Komünist İdeolojinin Gereğini Yaptıklarına İnandılar

Komünist ülkelerde yaşanan bu vahşet bilançosu hiçbir komünist tarafından dönemin bir hatası olarak kabul edilmez. Vahşet, komünizmin gereğidir. 3.3 milyon insanı katleden Pol Pot, 1998 yılında ölüm döşeğinde "yaptıklarımdan dolayı vicdanım rahat" açıklamasını yaparken bu düşüncededir. Komünist kanlı liderler gerçekleştirdikleri vahşet ve katliamlar ile her zaman gurur duymuşlardır. Çünkü onlar öldürerek, yakıp yıkarak, kıtlık meydana getirerek, devletin hazinelerini yok ederek kendilerince komünist ideolojiye hizmet ettiklerini düşünürler. Çünkü beyinlerinde, bütün bunları kendilerine makul gösteren bir Darwinist ideoloji vardır. Bunu komünistlerin kendi sözlerinden anlamak mümkündür:

Kamboçya ölüm tarlaları

Kamboçya, komünist kanlı lider Pol Pot önderliğinde büyük bir katliama maruz kalmıştır. Zor şartlarda pirinç tarlalarında çalıştırılan halk sürekli dehşeti yaşamış, yazarlar, profesörler, sanatçılar ve bilim adamları bu ölüm tarlalarında katledilmiştir. Kamboçya nüfusunun 3/4'ünün katledildiği dönem, kanlı komünist Pol Pot dönemidir.

Lenin :

Lenin

"POLİSLERİ, ASKERLERİ, DEVLET MEMURLARINI ÖLDÜRMEK, DEVLET KURUMLARINDA YANGINLAR ÇIKARTMAK... DEVLETİN HAZİNELERİNDEN PARALARI ALMAK... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, İNSANLARI ÖLDÜREREK, BOMBALAYARAK, BİNALARI HAVAYA UÇURARAK KORKU YAYMAK ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır." 15

"Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar askeri eğitimlerine, derhal operasyonlara katılarak başlamalılar. BAZILARI BİR CASUSUN ÖLDÜRÜLME İŞİNİ VEYA BİR POLİS KARAKOLUNU BASMA GÖREVİNİ ÜSTLENMELİ. BİR KISMI İSE BANKA SOYMALI." 16

"TERÖRÜ PRENSİP OLARAK HİÇ REDDETMEDİK VE HİÇBİR ZAMAN DA REDDETMEYİZ." 17

 

PKK; Leninist, Stalinist, Marksist Gerilla Taktiklerini Birebir Uygulamaktadir

PKK haberleri

1.Türkiye, 19.10.2011,
2. Bugün, 26.11.2011,

3. Zaman, 20.04.2012,
4. Zaman, 29.09.2011,

5.Yeni Akit, 30.16.2011,
6.Sabah, 07.07.2010

Abdullah Öcalan, Lenin

Adbullah Öcalan, öğretmeni Lenin gibi komünist parti bayrakları eşliğinde kitlelere komünist propaganda yaparken

"Bazı kimseler BİZİ ZALİMLİĞİMİZ SEBEBİYLE AYIPLADIKLARI ZAMAN, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz." 18

"BİZ POLİTİK ÖLDÜRMELERE KESİNLİKLE KARŞI DEĞİLİZ. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan BİREYSEL TERÖRİST HAREKETLER DEĞER TAŞIRLAR." 19

"Sosyal-demokratların gururla ve böbürlenerek, "biz, anarşist, hırsız, soyguncu değiliz, biz bunların çok üstündeyiz, gerilla savaşını kabul etmiyoruz" dediklerini görünce kendime soruyorum: BU ADAMLAR NE SÖYLEDİKLERİNİN FARKINDALAR MI? Ülkenin her yerinde kara-yüzler hükümeti ile halk arasında silahlı çatışmalar ve çarpışmalar oluyor. DEVRİMİN GELİŞMESİNİN BUGÜNKÜ AŞAMASINDA, BU, KESİNLİKLE KAÇINILMAZ BİR OLGUDUR." 20

"Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa hiçbir şey başaramayız. SPEKÜLATÖRLERE KARŞI TERÖR UYGULAMADIĞIMIZ, HEMEN ORACIKTA KAFALARINA BİR KURŞUN SIKMADIĞIMIZ SÜRECE HİÇBİR YERE VARAMAYIZ." 21

PKK, öcalan, gazete küpürleri

1. Zaman, 24.11.2011,

2. Sabah, 14.01.2011,

3. Bugün, 18.08.2010,

"Proletarya egemenliğindeki devlet, burjuvaziyi ezmek için kullanılan bir makinedir. Diktatörlük doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır. Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, PROLETERYANIN BURJUVA SINIFINA UYGULADIĞI ŞİDDET SAYESİNDE AYAKTA DURAN BİR İKTİDARDIR, HİÇBİR YASAYLA DA KISITLANAMAZ." 22

Lenin, Stalin, Marks

"BİZİM İLGİLENMEKTE OLDUĞUMUZ OLGU, SİLAHLI MÜCADELEDİR; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce, BU MÜCADELE KİŞİLERE, LİDERLERE VE ORDU VE POLİSTEKİ GÖREVLİLERE SUİKAST YAPMAYI AMAÇLAR, İKİNCİ OLARAK, HEM HÜKÜMETE AİT, HEM DE ÖZEL KİŞİLERE AİT PARA KAYNAKLARINA ELKOYAR..."23

"Ezilen sınıfın kurtuluşu, SADECE ŞİDDETE DAYALI DEVRİM OLMADAN DEĞİL, bilakis egemen sınıf tarafından yaratılan devlet iktidarı yok edilmeden de olanaksızdır." 24

"Proletarya, MUTLAKIYETİN DİRENİŞİNİ ŞİDDET YOLUYLA KIRMAK ve burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için, KÖYLÜ YIĞINLARIYLA İTTİFAK KURARAK demokratik devrimi sonuna kadar götürmelidir. Proletarya, burjuvazinin direnişini ŞİDDET YOLUYLA KIRMAK VE KÖYLÜLÜĞÜN VE KÜÇÜK-BURJUVAZİNİN YALPALAYAN TAVRINI ETKİSİZ HALE GETİRMEK İÇİN, nüfusun yan-proleter unsurlarıyla ittifak kurarak devrimi başarmalıdır." 25

Komünizm, Terör ile Ayakta Kalir

Komünizm terör ile beslenir. Komünizmde terör ve kan dökme dışında hiçbir yol yoktur.  20. yüzyılın kanlı komünist liderleri kendi ideolojilerini yayarken, terörün, sinsi saldırıların, propagandanın ve gerilla taktiklerinin bir şart ve komünizmin gereği olduğunu sürekli dile getirmiş ve uygulamışlardır. Dolayısıyla, günümüzde komünist PKK terör örgütünün şehirlere girerek, sivilleri şehit ederek, işçiye ve polise saldırarak gerçekleştirdiği terör eylemlerini kınamak veya bunları "alçakça" veya "hain pusu" gibi başlıklarla yermek, bu komünist terör örgütüne yalnızca amacına ulaştığı hissini verecektir. PKK, şu anda tam olarak Leninist, Stalinist ideolojinin gereğini uygulamaktadır.

PKK haberleri, gazete küpürleri

1. Taraf, 30.10.2011
2. Yeni Akit, 05.06.2011

3. Sabah, 16.07.2012
4. Taraf, 30.10.2011

5. Vatan, 10.11.2011

 

Komünist terör, halkın arasına girip dehşet saçmayı, korku salmayı ve çocuk-kadın demeden mümkün olduğu kadar çok kişiyi katletmeyi amaçlar. PKK, terör eylemleri ile komünizmin bu gereğini yerine getirmektedir. Komünist zihniyet ortadan kalkmadıkça, terör de ortadan kalkmayacaktır.

PKK haberleri, gazete küpürleri

6. Aydınlık, 21.05.2012
7. Zaman, 28.09.2011

8. Bugün, 19.10.2011
9. Star, 12.11.2011

10. Turkiye, 19.07.2012
11. Yeni Akit, 09.02.2011
12. Cihan Haber, 12.07.2012

Mao :

"Bir devrim, bir ziyaret partisi ya da bir makale yazmak ya da bir resim çizmek ya da nakış işlemek değildir; o kadar kibar ve zarif, acele etmeden ve nazik, o kadar ılımlı, kontrollü ve yüksek ruhlu OLMAMALIDIR. DEVRİM, BİR İSYAN VE AYAKLANMA, BİR SINIFIN DİĞERİNİ DEVİRDİĞİ BİR ŞİDDET HAREKETİDİR." 26

Leon Trotsky :

"... Ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu, yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu, anayasa maddelerine değil, ŞİDDETİN HER BİÇİMİNE BAŞVURARAK ÇÖZÜLECEKTİR... KIZIL TERÖR, ÖLMEYE MAHKUM VE BUNA KATLANAMAYAN BİR SINIFA KARŞI KULLANILAN BİR SİLAHTIR."27

" ... İhtilal, ihtilalci sınıftan emrindeki bütün yöntemlerle gayesine varmasını talep eder; EĞER GEREKİRSE SİLAHLI BİR AYAKLANMA İLE, EĞER MECBUR OLURSA TERÖRİZMLE." 28

Mao, Stalin, Marks, Engels

Josef Stalin :

"ŞİDDETE DAYALI BİR DEVRİM OLMADAN, PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ OLMADAN, eski, burjuva koşulların böyle kökten bir şekilde dönüştürülmesi gerçekleştirilebilir mi? 29

Böyle bir devrimin BARIŞÇIL OLARAK, burjuvazinin egemenliğine uyarlanmış olan burjuva demokrasisi çerçevesi içinde yapılabileceğine inanmak, YA AKLINI OYNATMIŞ VE NORMAL İNSANİ KAVRAMLARI YİTİRMİŞ OLMAK, ya da PROLETER DEVRİMDEN KÜSTAHÇA VE AÇIKÇA VAZGEÇMEK DEMEKTİR." 30

Che Guevara :

Che Guevara

"Bu uzun süreli bir savaş demektir. Ve, bir kez daha yineleyelim, acımasız bir savaştır. SAVAŞ GELİP ÇATTIĞINDA, KİMSE ONU YUMUŞATIRIM DİYE KENDİNİ ALDATMASIN ve kimse, halkı uğruna katlanabileceği savaşın sonuçlarının verdiği korkuyla, SAVAŞI KIZIŞTIRMAKTA DURAKSAMASIN. BU, HEMEN HEMEN TEK ZAFER UMUDUDUR." 31

"SAVAŞAN, KAYBEDEBİLİR. SAVAŞMAYAN, ÇOKTAN KAYBETMİŞTİR."

"Benim Marksistliğim kök saldı ve saf hale geldi. BEN SİLAHLI MÜCADELEYE KESİN İNANIYORUM VE İNANÇLARIMDA KATIYIM."32

"Oligarşilerin tüm baskı gücü, TÜM DEMAGOJİ VE VAHŞİLİĞİYLE onların amaçlarının hizmetinde olacaktır. İlk saatte bizim görevimiz hayatta kalmaktır; daha sonra SİLAHLI PROPAGANDA YÜRÜTEN GERİLLA ÖRNEĞİNİ İZLEMEK OLACAKTIR: GERİLLALARIN YENİLMEZLİĞİ DERSİ SAHİPSİZ KİTLELER ARASINDA KÖK SALACAK; ulusal ruhun elektriklendirici gücü, daha şiddetli baskılara karşı koymak için daha zorlu görevlere hazırlayacak; mücadelenin bir unsuru olarak nefret, düşmanın nefreti, bizi, insanın doğal sınırlarını aşan ve onun ötesine geçecek; İNSANI ETKİN, ŞİDDETLİ, SEÇİCİ VE SOĞUK BİR ÖLÜM MAKİNESİNE DÖNÜŞTÜRMEYE ZORLAYACAKTIR. Bizim askerlerimiz böyle olmak zorundadır; düşmandan nefret etmeyen bir halk vahşi bir düşmanı yenemez."33

"Savaş, düşman onu nereye götürüyorsa oraya kadar götürülmelidir: ONUN EVİNE, EĞLENCE YERLERİNE; TOPYEKUN SAVAŞ. DÜŞMANA KIŞLALARININ DIŞINDA VE HATTA İÇİNDE BİLE RAHAT EDEBİLECEĞİ BİR AN, BARIŞÇIL BİR AN BİLE BIRAKILMAMALI; NEREDE BULUNUYORSA ONA SALDIRMALI, GEÇECEĞİ HER YERDE ONA KÖŞEYE SIKIŞTIRILMIŞ BİR HAYVAN DUYGUSU VERİLMELİDİR. O zaman, ONUN MORALİ BOZULMAYA BAŞLAYACAKTIR. O, gittikçe daha fazla hayvanlaşacaktır, ama böylece biz onun çöküntüsünün belirtilerini daha açık göreceğizdir." 34

20. yy vahşet

Herkesin seyirci kaldığı 20. yüzyıl vahşeti, şu anda temel zihniyetini yitirmemiştir. Komünist tehdit var oldukça, terör ve katliamlar da devam edecektir. Dolayısıyla ortadan kaldırılması gereken fikrin savunucuları değil, fikrin ta kendisidir.

Pol Pot :

terörist

"Biz Marksistiz. BİZ DEVLETİN ORTADAN KALDIRILMASI KONUSUNU LENİN'DEN ÖĞRENDİK. MARKSİST-LENINİSTLER DEVLET İKTİDARINI ELE GEÇİRMENİN VE DEVLETİ ORTADAN KALDIRMANIN YOLLARINI ARAMALIDIRLAR. Para devletin bir parçasıdır. Dolayısıyla onu ortadan kaldırdık. Ve bundan sonra da eğer herhangi bir şeyi daha ortadan kaldırmamız gerekirse kaldıracağız. 35

İşte komünist vahşet budur. Komünist kanlı liderlerin sözlerinden özetle komünist ideoloji:

◉ barışçıl tek bir an bırakmamayı amaçlayan,

◉ insanı etkin, şiddetli ve soğuk bir ölüm makinesine dönüştüren,

◉ terörü prensip olarak mutlaka uygulayan,

◉ devrime karşı gelenlerin hemen oracıkta kafalarına kurşun sıkılması gerektiğini savunan,

◉ proletaryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde ayakta duran,

◉ yasayla kısıtlanamayan,

◉ liderlere, orduya ve polise suikast yapmayı mecbur gören,

◉ onların para kaynaklarına el koyan,

◉ "ölmeye mahkum" bir sınıfa karşı kızıl terör uygulanmasını şart koşan,

◉ hedefe ulaşmanın tek yolunun silahlı ayaklanma ve terör olduğunu savunan,

◉ barışçıl yollarla hedefe ulaşmayı düşünenleri "aklını oynatmış" ya da komünist ilkelerden vazgeçmiş olarak nitelendiren,

◉ askerlerin, kışlaların içinde ve dışında rahat edebilecekleri bir an dahi bırakılmamasını mecbur kılan,

◉ devleti tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen

PolPot

Bir vahşet sistemidir. Bunlar sadece sözde kalmamış, komünist kanlı liderler, yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz açıklamalarında tarif ettikleri bu vahşeti tüm dünyanın gözü önünde uygulamışlardır. Bu vahşet senaryosu, hayali bir senaryo değildir. Kendisi dahil tüm insanları gelişmiş birer hayvan türü olarak algılayan ve doğadaki sözde çatışmanın bir gereklilik olarak toplumlarda da uygulanması gerektiğine inanan insanlar bu vahşeti yukarıdaki tariflerinden daha da abartılı bir şekilde hayata geçirmişlerdir. İdeolojileri onları, yaptıklarının doğru ve gerekli olduğuna inandırmıştır. Bu sapkın ideoloji, onların beyinlerinde bir inanç ve bir amaç var etmiştir. Batıl bir din haline getirdikleri bu inanç uğruna kitleleri katletmekten bir an bile çekinmemişlerdir. İnsanların büyük bir çoğunluğu için büyük bir korku ve dehşet nedeni olan komünist vahşet, bir komünist için yaşamın gereğidir ve mutlaka uygulanmalıdır.

İşte Darwinist zihniyetin ortam sağladığı ve geliştirdiği komünizm böyle vahşi bir ideolojidir. Bu nedenle bir komünistin beynindeki bu batıl inanç sistemini darmadağın etmeden onu geniş kitleleri katletmekten alıkoymak mümkün değildir. Darwinizm'in bilimsel olarak geçersizliğini görmesi dışında, bir komünisti yaptığı vahşetin mantıksızlığına ikna edecek neredeyse başka hiçbir yöntem yoktur. Burada geçmişteki komünist katliamlara yer vermemizin sebebi, taviz verildiği takdirde, ülkemizin güneydoğusunda uygulanmak istenen komünist vahşetin de bundan farklı olmayacağını gösterebilmektir. Çünkü terörist ve komünist PKK yapılanması, aynı fikri zeminden, yani Darwinizm'den güç alır. Bu konuya ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değinilecektir.

Kanlı Komünist Liderler, Din, Devlet ve Aileyi Reddederler

Komünizm, Darwinizm'i temel aldığı için, Darwinist ideolojinin insanlara ve toplumlara getirdiği tüm kirli ahlak özelliklerini de paylaşır. Komünizm, dehşet ve vahşetin temelini Darwinizm'den aldığı gibi; dinsizliğin, devleti, aileyi ve güzel ahlakı kötü görmenin temelini de Darwinizm'den almıştır. Tesadüfleri sahte ilah edinen ve açıkça Allah'ın Yüce varlığını inkar etmek amacıyla (Allah'ı tenzih ederiz) ortaya atılmış bir teori olan evrim teorisi, Marx'ın deyimiyle komünizmin "doğal tarih temeli" olduğundan, her iki ideoloji de aynı amaca hizmet eder. Tesadüflerin yaratıcı güç (Allah'ı tenzih ederiz) olduğuna inanan bir Darwinist'in Allah'a iman etmesi elbette mümkün değildir. İşte komünist bu sapkın inançlar bütününü alır ve hiç çekinmeden uygular.

din devlet

"İnsanın tesadüfen var olmuş ve başıboş yaşayan bir hayvan" olduğunu savunan sapkın komünist ideoloji, komünizmi yaygınlaştırdığı tüm bölgelerde dinsizliği de yaygınlaştırmaya çalışacaktır. Komünist bir toplum, bir dini kabul etmediği gibi, manevi değerleri, aileyi, güzel ahlakı ve devletin varlığını da kabul etmemektedir. Dolayısıyla daha ileride daha detaylı açıklanacağı gibi komünist zihniyete sahip bir insanı vicdana, güzel ahlaka, aile sıcaklığına, merhamete, sevgiye ve bağışlayıcı olmaya çağırmak veya onu yaptıklarından dolayı "kınamak" hiçbir sonuç getirmeyecek bomboş bir çabadır.

Komünizmin nasıl dinsiz ve maneviyattan uzak bir ortam meydana getirmeyi hedeflediğini, komünizmin kanlı liderlerinin sözlerinden anlamak mümkündür:

Kanlı Komünist Liderlerin Din Ahlakına ve Dini Değerlere Karşı Olduklarını Gösteren Sözleri (Allah'ı tenzih ederiz)

Lenin :

Din bir çeşit manevi baskıdır.36

Dini düşünceler, Tanrı inancı, hatta Tanrıyı soyut olarak düşünmek bile benlikte gizlenmiş bir alçaklıktır. 37

Tanrıya inanmak, cahil ataların kültüründen kalma bir kalıntıdır. 38

Dine karşı gerçekçi bir ideolojik mücadele başlatmak görevimiz olmalıdır. 39

Ateist olmak her komünist için bir kuraldır. 40

Bir vatandaşın dininin resmi dokümanlarda bahsi bile ortadan kaldırılmalıdır. Kiliseye herhangi bir devlet desteği sağlanmamalıdır ve devlet, dini toplumlara herhangi bir hakediş vermemelidir. 41

Marksizm'in filozofik temeli, Marx ve Engels tarafından sürekli tekrarlandığı gibi, diyalektik materyalizmdir. Tamamen ateist ve tüm dinlere düşman olan bir materyalizm... 42

"Din afyondur" – Marks'ın bu görüşü Marksizm'in dine olan bakışının kilit taşıdır.43

Marksizm materyalizmdir. Bu nedenle de dine acımasızca düşmandır. 44

Bizim programımızın ateizmi içine alması mecburidir.

"Her nevi dinin köklerini dünya yüzünden kazımak da baş gayelerimizden biridir. Komünizm nizamının en büyük düşmanı Allah'tır. Allah'a olan imanı çürütmek için bütün kuvvetimizle çalışmalıyız... Marx ile Engels'in bir kaç defa beyan ettikleri şekilde, Marksizmin felsefî temelini diyalektik materyalizm teşkil eder... Bu materyalizm ateisttir, bütün dinlerin amansız düşmanıdır." 45

Karl Marx :

Dinin tenkiti tamamlandı ve dinin tenkiti tüm tenkitlerin ön koşuludur.46

İnsanların mutluluğunun ilk koşulu, dinin ortadan kaldırılmasıdır. 47

Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz... Bu devlet ve bu toplum, dünyanın içe dönük bir bilinci olan dini üretmiştir, çünkü onlar içe dönük bir dünyadır. 48

Komünizm baki gerçekleri lağveder, tüm dinleri ve ahlaki kuralları ortadan kaldırır. 49

Josef Stalin:

İkinci Dünya Savaşı sırasında Churchill'in "Tanrı bizimle" sözüne cevap. "Şeytan bizimle ve beraber kazanacağız." 50

"Biz dine karşı propaganda yapıyoruz ve propaganda yapmakta devam edeceğiz. Parti dine karşı tarafsız kalamaz. Bütün dinlere karşı din aleyhtarı propaganda yapmaktadır."

Nikita Kruschev : (Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri, 1953)

İnsanlar arasında esaslı, etkili ve ustalıkla organize edilmiş, ilmi, ateist bir propaganda, nihayet onları dini yorumlardan kurtarmaya yardım edecektir. 51

"Komünizm dine karşı olan muhalefetini değiştirmemiştir. Bizler dinlerin uyuşturucu tesirlerini yok etmek için elimizden gelen bütün gayretleri sarf ediyoruz." 52

PKK'nin Din Ahlakina Bakiş Açisi, Leninist, Stalinist, Marksist, Komünist Kanli Liderlerle Birebir Aynidir

Allah'i ve İslam Dinini Tenzih Ederiz

PKK, apo
PKK haberleri

1. Zaman, 20.03.2011
2. Yeni Akit, 23.04.2011
3. Yeni Akit, 07.06.2011
4. Yeni Akit, 19.09.2011

5. Vakit, 18.08.2010
6. Zaman, 07.06.2011
7. Zaman, 30.04.2011

8. Yeni Akit, 08.15.2011
9. Vakit, 08.09.2010
10. Tercüman, 02.11.2007

Kanlı Komünist Liderlerin Devlet'in Gereksizliği ile İlgili Sözleri

Komünizm, Allah'a, Allah'ın hak dinlerine ve Kutsal kitaplarına, din ahlakına böylesine sapkın bir bakış açısı olan çok dev bir tehlikedir. Komünizm, dine ve manevi değerlere düşman olduğu gibi, devletin varlığına da inanmaz. Komünist düşünce, kendi ürettiği bir "ezilen halklar" kavramını kullanır. Komünist düşünce, burjuvazi tarafından ezilmekte olan halkların sözde kurtarıcısı gibi gösterir kendisini. Onların hezeyanlarına göre devlet yalnızca geçici olarak var olmalı, ardından devletin tüm kaynakları komünist sisteme ait olmalıdır. Zaten tüm dünya hakimiyetini esas alan komünizmde sınırların ortadan kalkması ve dolayısıyla devletlerin ortadan kalkması esastır. Bir ülke tanımlaması yapılacaksa komünizmin hedefi, komünist bir dünya devletidir.

komünistler devlete karşıdır

Komünist ideoloji develete, devlete ait kurumlara karşıdır. Bu fikri yaptıkları propaganda posterlerinde sık sık kullanmışlar, kitllelere yaymaya çalışmışlardır.

Komünist liderlerin bu konudaki sözleri oldukça açıktır:

Lenin'in Sverdlov üniversitesinde verdiği bir dersten;

Lenin :

"Devlet öğretisi, TOPLUMSAL AYRICALIĞI, SÖMÜRÜNÜN VARLIĞINI, KAPİTALİZMİN VARLIĞINI HAKLI KILMAYA HİZMET EDER."

"DEVLET, TOPLUMUN SINIFLARA BÖLÜNMESİNİN BAŞGÖSTERDİĞİ YERDE VE ZAMANDA, SÖMÜRENLERLE SÖMÜRÜLENLERİN ORTAYA ÇIKTIĞI ZAMANDA görülmektedir."

"...yönetmek için başkalarının iradesini kuvvet yoluyla -hapishaneler, özel insan müfrezeleri, ordu, vb.- ile baskı altına almak için özel bir baskı aygıtına gereksinim duydukları zaman, ORADA DEVLET ORTAYA ÇIKAR."

"DEVLET, BİR SINIFIN BİR BAŞKA SINIF ÜZERİNDE EGEMENLİĞİNİ SÜRDÜRMESİNİN BİR MAKİNESİDİR."

"Öyleyse biz, BU MAKİNEYİ (DEVLETİ) SERMAYENİN İKTİDARINI ALAŞAĞI EDECEK SINIFIN ELLERİNE VERECEĞİZ. Biz, devletin genel eşitlik demek olduğu yolundaki bütün o eski önyargıları reddedeceğiz - çünkü bu, bir göz boyamacadır: sömürü olduğu sürece eşitlik olamaz. ... O ZAMAN DEVLET DE OLMAYACAK, SÖMÜRÜ DE. Bizim Komünist Partisinin görüşü budur."

Kanlı Komünist Liderlerin Aile Kavramının Ortadan Kaldırılması Gerektiği İle İlgili Sözleri

Yine aynı şekilde aile, bir komünist için asla var olmaması gereken bir kavramdır. Ailevi ilişkiler komünistler tarafından feodal ilişkiler olarak değerlendirilir (koruyan-korunan ilişkisine dayanan yerel-hiyerarşik örgütlenme). Geniş bir topluluğun yerine küçük bir çekirdek birliğin tesis edilmesidir. Aile kavramı devreye girdiğinde komünistler, kişinin öncelik değerlerini yitirdiğini, hizmet ettiği geniş topluluğu bırakarak, çekirdek ailenin çıkarlarını kolladığını iddia ederler. Bu nedenle komünizme göre, Engels'in yazılarında belirttiği gibi aile kurumu tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Komünizmde aile kavramı şu sözlerle ifade edilir:

"Hangi nedenden dolayı olursa olsun evlilik yapan, aile kuran ya da ailenin bir parçası olan devrimci unsurlar, nedenleri ne olursa olsun, büyük bir tutarsızlık içerisindedirler." 53

komünizm aileye karşıdır

Örneğin Pol Pot, aile kavramını komünist hedefler önünde bir engel olarak gördüğünden ilk görev olarak aileleri birbirlerinden ayırmıştır. İnsanları komünler şeklinde yaşamaya zorlayarak, aile bireylerini birbirlerinden uzaklaştırmış ve aile kavramını ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Aynı uygulama Stalin tarafından Rusya'da da yapılmıştır. Köylülerin ellerinden önce toprakları alınmış, sonra geri verilen küçük alanlar, özellikle dağınık ve birbirinden çok uzak yerlerden seçilmiştir. Bunun sonucu olarak bir aile çok küçük parçalardan oluşan tarlalarını sürebilmek için ayrı yerlerde yaşamak zorunda kalmıştır. Komünist partinin birçok toplantısında ise "aile bağları ve aile kavramları yaşadığı sürece devrim güçsüz kalacaktır" şeklinde açıklamalar yapılmış ve bu yönde telkinler verilmiştir.

İşte bir komünistin sosyal hayata yönelik karanlık ve vahşet dolu bakış açısı böyledir. Bir komünist için, güzel ahlaka ve manevi değerlere dair herhangi bir söz son derece anlamsızdır.

komünizm aileye karşıdır

Stalin'in hedefi olan "bütün dinlere karşı din aleyhtarı propaganda yapmak", bugün her komünist cephe tarafından savunulan ve uygulanan bir yöntemdir. Komünizmin hayali, çocukların öldürüldüğü, insanların perişan hale getirildiği, aile kurumunun ortadan kalktığı, dinsiz, maneviyatsız, amaçsız toplumlar meydana getirebilmektir.

PKK'nin Aile Kavramina Bakiş Açisi, Leninist, Stalinist, Marksist, Komünist Kanli Liderlerle Birebir Ayni Olduğundan "Evinize Dönün" Çağrisi Yapmak Anlamsizdir

PKK çocuk katliamı
PKK bebek katli

1. Yeni Akit, 08.06.2011
2. Türkiye, 01.01.2011
3. Vatan, 11.11.2011
4. Bugün, 28.09.2011

5. Türkiye, 01.01.2011
6. Zaman, 26.04.2011
7. Zaman, 01.10.2011
8. Bugün, 26.09.2011

9. Yeni Akit, 25.11.2011
10. Sabah, 18.09.2010
11. Zaman, 28.10.2011

Komünist, devlet kavramını kabul etmediği için devletin kanunlarını hiçe sayacaktır. Aile kavramı ile onu ikna etmek mümkün olmayacak; bir terörist "ailenin yanına dön", "annenin çorbasını iç" gibi duygusal yaklaşımlardan hiçbir zaman etkilenmeyecektir. Çünkü bir komünist için din, güzel ahlak, devlet ve aile kavramı yoktur. Dolayısıyla bir komünisti durdurabilmek için ne devletin yasaları, ne güzel ahlak çağrıları, ne de ailesi etkili olmayacaktır. Komünistin durdurulabilmesi için, ondaki bu kavramları değersiz hale getirmiş olan fikir sisteminin yok edilmesi gerekir. O da Darwinist, materyalist, Stalinist ve komünist fikir sistemidir.

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’de yayınlanan yorumları - 2

Öcalan Marksist olmaktan pişman olmaz, Marksist düşünceden vazgeçmez, yaptıklarından asla pişman olmaz

Adnan Oktar

DİDEM ÜRER: Ahmet Taşgetiren Hocamız, Öcalan’ın müthiş bir devrim geçirdiğini, demokratik üniterlilikte karar kıldığını ve bunun Öcalan’ın kendi itirafı olduğunu söylemiş. Öcalan’ın bu zihniyetindeki devrim nedeniyle hem bağımsız devletten, hem de demokratik özerklikten de vazgeçtiğini, ancak şimdi sıranın özür dilemeye geldiğini söylemiş ve şöyle devam etmiş Ahmet Taşgetiren Hocamız: “Öcalan zihni devrim geçirdi ama, geçirene kadar kırk bin insanı ateşe sürükledi. Ben bu tip insanların aradan yıllar geçtikten sonra ve onların öncülüğüyle binlerce insan can verdikten sonra uyanış yaşamaları karşısında illet oluyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Anti Darwinist, anti materyalist eğitim verilmesi, bilgilendirme gerekir. Abdullah Öcalan da Marksist düşünceden vazgeçmez. Sadece cezaevinde çok sıkıldığı için, rahatsız olduğu için kendince insanların hoşuna gidecek güzel mesajlar vereceğini düşünüyordur, sempati toplayacağını düşünüyordur, bir rahatlık istiyordur. Abdullah Öcalan dahil böyle yoğun Marksist eğitim almış hiçbir insan Marksizm’den vazgeçmez ve asla da pişman olmaz yaptıklarından. Marksist olmaktan pişman olması gerekiyor. Ondan pişman olması için de iman etmesi gerekir. İman etmesi için de Darwinist-materyalist olmaması gerekiyor. Çok zor. (17 Ocak 2013, A9 TV)

PKK, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün azgın katil ordusudur. En çekindiği şey ise halkın aydınlanmasıdır.

ADNAN OKTAR: PKK’lı komünistler, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü ile beraber hareket ediyorlar. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü, PKK denilen o menhus, o şeytani örgütün kurucusudur. İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü taa 1970’lerde bunu planlamıştı. PKK’yı 1980’lerde ortaya sürdü. PKK’yı eli kanlı maşa olarak hep kullandı. Askerlerimizi şehit ettiler. Polislerimizi şehit ettiler. Buna yine devam ediyorlar. Şu an kendilerince toparlanma ve dinlenme aşamasında girdiler.

Onun azgın, katiller ordusu olan PKK’nın, en çekindiği şey aydınlanmadır; halkın aydınlanması. Onun için okullara saldırır. Sergilere saldırır. Kitabevlerine saldırır. Kitapları yakar. Böylece halkın doğruları, gerçekleri öğrenmesini kendilerince engellemeye çalışırlar. Fakat bunda başarılı olmaları mümkün değil.  Son günlerde halkın özellikle Darwinizmin ve materyalizmin geçersizliğini anlamalarından paniğe kapıldılar. Çünkü Darwinizm’in yıkılışı; PKK’nın bütün felsefi sisteminin yıkılışı demektir. Onun için PKK kendince uyanıklık yapıp kiralık katillerini, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün artıklarını, insanların aydınlanacağı yerlere saldırgan olarak gönderiyorlar. Kitabevlerini bastırıyor, arabaları yakmaya kalkıyorlar. Olmadık rezillikler yapıyorlar. Böylece kendilerince halkın aydınlanmasını durduracaklarını sanıyorlar. Halbuki tam tersine, katlamalı, coşkulu, heyecanlı bir artışla Allah’a çok şükür bu yöndeki faaliyetler devam ediyor. Birken on oluyor, onken yüz oluyor, yüzken bin oluyor MaşaAllah. (2 Ocak 2013; A9 TV)

Fikren yenilmeden PKK silah bırakmaz. Milli yapımıza zarar verecek her türlü fikre karşı, karşı propaganda yapılması gerekir.

DİDEM ÜRER: İngiliz Gazetesi The Guardian, İmralı sürecine dikkat çekti ve “PKK’nın silah bırakmasına sayılı günler kaldığını” öne sürdü. Gazetede, “süreç başarılı olursa PKK silahlarını Erbil’de Mesut Barzani’ye teslim edecek” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Hadi bakalım, bıraksınlar bir görelim, inşaAllah. Fikren yenme olmadıktan sonra silahı bırakma falan, bundan bir şey çıkmaz. Çünkü zaten, o fikri mücadeleye devam ediyor onlar. Yani silahlı mücadeleden çok daha etkili bir şeydir komünistlerin yaptığı bu mücadele. Fikri mücadeleye devam ediyor onlar. Fikirle anlatmaya, propagandaya devam ediyorlar. Yani şu BDP’li milletvekilleriyle bir sarıldılar ya PKK’lılar birbirlerine, mesela o bile muazzam bir propaganda. Yoğun olarak propaganda yapılıyor. Ve bilimsel propaganda da yapılıyor, sanatsal propaganda yapılıyor, bütün Avrupa’da devam ediyor bu. Yunanistan’da, Suriye’de, Rusya’da her yerde bilimsel propaganda, Marksist propaganda, Darwinist-materyalist propaganda devam ediyor. Türkiye’nin de yaptığı, Darwinizmi-materyalizmi gençlere anlatmak. Başka bir şey yapmıyor Türkiye. Karşı propaganda yapmıyor. Ağzına dahi almıyor, söylemek dahi istemiyorlar. “Karşı propaganda gerekir, bilimsel propaganda gerekir” diye bunu ağızlarına almıyorlar, söylemiyorlar. “PKK’ya karşı, karşı bilimsel propaganda gerekir” diye hiç duyuyor musunuz? Çok çok çok örtülü bazen çok çok kapalı işte “Tabii ki onlara karşı da bir sosyal bazı cevaplar gerekir” bilmem ne öyle, karmakarışık, bir türlü net açıklama gelmiyor. Halbuki net açıklama gelmesi lazım, devletin bununla ilgili birimi olması lazım. Karşıt propaganda. Bununla ilgili bir genel müdürlük de olabilir. Yani Türkiye aleyhtarı milli yapımızı bozacak her türlü fikre karşı, karşı propaganda faaliyeti yapılması lazım. Yapılmıyorsa, bir acayiplik vardır. (9 Şubat 2013, A9 TV)

yaratılış atlası, fosil

Bu 54 - 37 milyon yıllık Mene balığı fosili milyonlarca yıldır hiç değişmemiştir Günümüzde halen yaşamaktadır. Fosiller bize, ‘evrim yok, Yaratılış vardır’ demektedir.

Yaratılış Atlası eşsiz fosil resimleri, itiraz edilmesi mümkün olmayan bilimsel delilleri ile evrim teorisine öldürücü bir darbe vuruyor. Bu bilgileri okuyan, gören, öğrenen bir kimsenin Darwinizm’in ve materyalizmin aldatmacalarına kanması mümkün değildir. Yaratılış Atlası’nın olduğu yerde materyalizm fikren bitmiş demektir.

“PKK deccalin dinidir ve İslam’ın tam zıttıdır. Şu anda bu iki zıt dinin mücadelesi var.”

DİDEM ÜRER: “PKK ve KCK faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle haklarında dava açılan sanıklardan biri, öğrencileri, nasıl bir ideolojik eğitimle örgüte kazandırdıkları yönünde bir açıklamada bulundu. İllerde PKK’ya ait eğitim dernekleri olduğunu, Doğu ve Güneydoğu’dan gelen öğrencilere bu derneklerde terör örgütünün propagandasının yapıldığını, teorik eğitimleri tamamlandıktan sonra da dağda pratik eğitim verildiğini anlattı.”

ADNAN OKTAR: Yani öyle bomboş adam değiller. Kültürlüler, çok okumuş adamlar. Marks’ı, Stalin’i Lenin’i, bütün Marksist gerilla liderlerinin hayatlarını, materyalist felsefeyi incelemiş insanlar ve inanmışlar. Çünkü bu bir din, deccalin dini, deccaliyet dini. Deccal, Darwin olarak ortaya çıktı ama, tabi o sapkın dinin de mezhepleri vardır, imamları vardır. Mesela Marks vardır, Lenin vardır, Stalin vardır. O dinin ritüelleri vardır, ibadethaneleri vardır. Mesela gösteri yürüyüşleri yapıyorlar, o onların ibadeti oluyor, ona ait bayrakları oluyor, ona ait resimleri oluyor, o bir ibadet uygulaması olmuş oluyor.

O dinin kuralları oluyor, mesela İslam’da adam öldürmek haramken, o dinde adam öldürmek helal ve faydalı. Tahribat İslam’da haramken, o dinde helal ve faydalı. Aile  kutsalken, o dinde aile kutsal değil, aile yok. Ahlak İslam’da kutsalken, o dinde ahlak hiç kabul edilmiyor, insan yapısı bir kurum olarak kabul ediliyor. İslam’da özel mülkiyet varken, o dinde özel mülkiyet yok, mal herkesindir inancı var. Dolayısıyla İslam’ın dediği her şeyin zıttıdır o din, tamamen zıttıdır. Yani şeytani bir din olduğu için, şeytana uygun ritüelleri vardır. Adam da yakayı şeytana kaptırdığı için, ayette Cenab-ı Allah, “Şeytan onu artık bir kabuk gibi bağlar” diyor: “Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler...” (Fussilet Suresi, 25) Adam artık o kafaya girdikten sonra, haberi olmuyor, şeytan onu tamamen kaplıyor kabuk gibi bağlıyor artık beyni dönüyor, dine, İslam’a, Kuran’a kapalı hale geliyor.

Ayette, “Gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez” diyor Cenab-ı Allah. “Kalpleri de kördür” diyor Allah: “Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.” (Araf Suresi, 179)

Onun için PKK’nın eğitimine giren, o dinin bir mensubu olan insan, artık şeytanın dinine girdiği için adeta deliye dönüyor. Mesela o dinde haşa kendini öldürmek de helal, başkasını öldürmek de helal. İslam’da kendini öldürmek de haramdır, başkasını öldürmek de haramdır. Zıt dinler, iki zıt din. Şu an iki zıt dinin mücadelesi var. Ama Güneydoğu’lu kardeşlerimiz, deccalin etraflarını muhasara altına aldığının farkında değiller. Deccal onlara hoş yaklaşıyor, kendi kafalarına göre yaklaşıyor. Mesela, “size yemek dağları vereceğim, su dağları vereceğim, çorba dağları vereceğim, et dağları vereceğim, size cennet vaat ediyorum” diyor deccal:

“DECCAL’İN BERABERİNDE EKMEK VE ET DAĞLARI, SU NEHİRLERİ OLACAK...” (Kıyamet Alametleri, Muhammed B. Resul Al – Hüseyni El Berzenci, Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan s. 214)

”DECCAL’İN BERABERİNDE ÇORBADAN BİR DAĞ, SOĞUMAYAN SICAK ET, AKAN BİR NEHİR, yemyeşil bahçelerden oluşan orman, duman ve ateş dağı MEVCUTTUR... İnsanlara işte bu cennetimdir, bu da cehennemimdir... İŞTE YEMEK, İŞTE İÇECEKLERİ DİYECEK...” (Kıyamet Alametleri, Muhammed B. Resul Al – Hüseyni El Berzenci, Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan s. 214)

Ve deccal çok süratli hareket ediyor ve onların gözünü boyuyor. Yani dinden bahsederek, kendini sözde mürşit gibi göstererek de yaklaşıyor. Hatta hadislerde var, “Deccal ilk çıktığında kendini bir mürşit gibi gösterir” diyor Peygamberimiz (sav):

(Deccal) Çıktığı zaman ... herkes ONU SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfe'ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA EDECEK... Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar... Daha sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak... Haşa "Ben Allah'ım" diyecek... (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu'temer'den böyle rivayet etmiştir.) (Kıyamet Alametleri, Muhammed B. Resul Al – Hüseyni El Berzenci, Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan s. 212)

O (Deccal) önce: "BEN BİR PEYGAMBERİM", diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: "BEN RABBİNİZİM", diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz... ( Sünen-i İbni Mace, 4077)

Bakıyorsun, “Güneydoğu’da toplu Cuma namazları kılalım” diyor PKK. Bak “Deccal ilk çıktığında mürşit olarak çıkar” diyor. “Sonra, halk onu fark ettikçe, ondan uzaklaşmaya başlar” diyor. “Deccal bilhassa köylü olan, köylü kökenli olan, fakat cehaletin içinde olan insanları daha çabuk etkileyecek” diyor. “Çocukları daha çabuk etkileyecek, kadınları daha çabuk etkileyecek” diyor deccal. Güneydoğu’da da baktığımızda, genellikle deccaliyetin hedefinin bu kardeşlerimiz olduğunu görüyoruz.” (17 Ocak 2013; A9 TV)

Federe devlet’ sistemi, bazı yabancı güçlerin Türkiye’yi bölüp yeniden dizayn etmek ve böylece daha kolay yönetebilmek için istedikleri bir düzen

ADNAN OKTAR: “Kürt meselesi” suni olarak ortaya atılmış bir dava. Bazı ülkeler kendilerince Güneydoğu’yu ayırmak, Türkiye’yi kendi kafalarına göre dizayn etmek istiyorlar. Karadeniz bölgesini ayırmak istiyor, İç Anadolu’yu ayırmak istiyor. Paramparça etti mi o zaman kolay yönetilecek. Konu bu. Başka bir şey değil.

O zaman, güya böldükleri her bir küçük devletin ayrı ordusu olacak. Karadeniz’in ayrı ordusu olacak, Güneydoğu’nun ayrı ordusu olacak; yani küçük küçük ordular. Küçük küçük devletler. Zaten Rusya oradan bir bastırsa girse tanklarla, 5 dakikalık işi var. Çünkü müstakil devlet olmuş olacak her biri. Küçük küçük olunca, tek bir millet olduğu zamanki gibi direnemeyecek.

Federe devlet, küçük bir devlet. Müstakil devlet olacak ondan sonra. Yani federe devletten kasıtları, müstakil devlet. Yani bir çok devletten oluşsun istiyorlar, devletlere ayrılsın, parçalansın istiyorlar. Avrupa’nın, diğerlerinin, kolay yönetmek için istedikleri bir düşünce bu. Küçük devletler kolay yönetiliyor. Çünkü onlara kolay kafa tutulabiliyor. Kolay korkutuyorlar, o yüzden küçük olmasını istiyorlar. Büyük olunca kendilerince yönetmek yani yönlendirmek çok zor oluyor. Yapamıyorlar, yönlendiremiyorlar.

Mesela Amerika’nın Irak’ı işgali sırasında, Türkiye’ye “bize müsaade edin, buradan geçelim, her şeyini kullanalım Türkiye’nin, hava sahasını da açın” dediler, Türkiye kabul etmedi. Ama mesela orada küçük bir devlet olmuş olsa, sormasına dahi gerek yok. “Selamun aleyküm biz geldik” derler, adam direk geçer. Sormasına bile gerek olmaz. Ama büyük bir devlet, büyük millet olunca adam soruyor. (23 Şubat 2013; A9 TV)

Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Güneydoğu’nun kontrolünün PKK’nın eline geçmesine izin vermez.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Devlet Bahçeli PKK’yla ilgili yeni bir açıklama yaptı. Mücadeleyle kazanılan Türk vatanının, müzakereyle devredilmek ve ulufe gibi dağıtılmak istendiğini savundu. Ve şunları söyledi: “Varlığımızda ve birliğimizde hak sahibi olmayan bir zihniyet, bölücülüğün bitpazarında, ehl-i salibin yüzyıllardır açık duran müzayede ortamında Türkiye’yi elden çıkarmaya karar vermiştir. Başbakan siyasetle müzakere derken neyi anlatmakta ve neyi ima etmektedir?” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, yok. Başbakan’dan öyle bir şey çıkmaz. Yani toprak vermek, Güneydoğu’da kontrolü PKK’nın eline vermek, böyle bir şey mümkün değil. Türk Milleti’nin tamamı kabul etmez böyle bir şeyi. Olur mu? Bu vatan için benim canlarım o mübarek canlarını Cenab-ı Allah’a şehadetle teslim ettiler. Olur, olmaz değil; 70 milyon ne kadar insan varsa, hepimiz şehit olduğumuzda gelsin alsınlar, nereyi alıyorlarsa alsınlar. Onun dışında yok. Öyle bir şey olmaz. Yani onun için ben son derece sakinim. Öyle bir densizliği hiç kimse ne teklif edebilir, ne düşünebilir, ne de bunu bize teklif etme edepsizliğini gösterebilir. Bunu hiç kimse yapamaz, inşaAllah. Bölünme teklifini hiç kimse bize getiremez. Başbakan son derece uyanık bir insan. Tayyip Hocam yamandır. Öyle oyuna gelecek bir insan değil, vatanını milletini seven bir insan. Dolayısıyla öyle bir teklif hiçbir zaman için olmaz ve olmayacak da, inşaAllah.

landspace

 

Dipnotlar

1- Kent Hovind, The False Religion of Evolution, http://www.hsv.tis.net/….ke4vol/evolve/ndxng.html

2- K. Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977

3- Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology and the Social Scene, Philadelphia; the University of Pennsylvania Press, 1959, s.527

4- Marx ve Engels, Mektuplar, s. 426

5- MARXISM IN OUR TIME, by Leon Trotsky, Coyoacan, D.F., Mexico., April 18, 1939., http://www.marxist.com/science/marxismanddarwinism.html

6- Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology, and the Social Scene (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1959), ss. 85-87

7- Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm-Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, 1990, s.85

8- Gertrude Himmelfarb. Darwin and the Darwinian Revolution. Chatto & Windus, London, 1959. s. 348

9- Hickman, R., Biocreation, Science Press, Worthington, OH, pp. 51-52, 1983; Jerry Bergman, "Darwinism and the Nazi Race Holocaust", Creation Ex Nihilo Technical Journal 13 (2): 101-111, 1999

10- Orlando Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian Revolution, s. 734

11- Carl Cohen (ed). Communism, Fascism and Democracy. Random House Publishing, New York, 1967. s. 408-409.

12- Henry Morris, The Long War Against God: The History and the Impact of the Creation, Evolution, Conflict, 8.baskı, Michigan: Baker Book House, Mart 1996, s. 81

13- Pierre-Antoine Donnet, Tibet mort ou vif, Paris, Gallimard, 1990, s. 126

14- Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, The Black Book of Communism, Harvard University Press, 1999, s.470-471

15- Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında, Moskova 2005

16- Lenin, Collected Works, cilt 9, sf. 346

17- Lenin Collected Works, Moskova, cilt 9, sf.19

18- Pravda Gazetesi, 29 Ekim 1918

19- Lenin, Collected Works, Moskov, cilt 35, s. 23

20- Lenin, Gerilla Savaşı, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5

21- Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., s.82

22- Lenin, Proletarya Devrimi ve Dönek Kautski, s.53

23- Vladimir I. Lenin, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5

24 - Leninizm’in sorunları üzerine, Bkz. 4. baskı, cilt XXV, s. 360, Rusça.

25- J. STALİN - Sverdlov Üniversitesi’nde Verilen Konferanslardan bölüm - Nisan 1924

26- Mao Tse Tung, Kızıl Kitap, 2. Bölüm: Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi

27- L. Trotsky, Défense du Terrorisme, s. 57, 82

28- Ann Arbor, Leon Troçki, Terörizm ve Komünizm, University of Michigan, 1963, s. 58

29- Joseph Stalin, Leninizm’in sorunları üzerine

30- Joseph Stalin, Leninizm’in sorunları üzerine

31- http://kutuphane.halkcephesi.net/Che%20Guevara/chetricont.html

32- History and Will: Philosophical Perspectives of Mao Tse-Tung's Thought Yazar: Frederic E. Wakeman sf.66

33- http://www.barikat-lar.de/barikat/58/seminernotlari5.htm

34- (http://www.barikat-lar.de/barikat/58/seminernotlari5.htm)

35- http://aydinlikyoldergis.blogcu.com/pol-pot-kendinianlatiyor-3/10351047

36- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm

37- Yeni Dünya Dergisi, Aralık 1994, s. 19

38- Pravda gazetesi, 1954

39- Pravda gazetesi, 1958

40- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm

41- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm

42- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1909/may/13.htm

43- Marx'ın 1843 yılında kaleme aldığı Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı. Giriş. adlı yazıda yer almış, bu yazı bir yıl sonra Marx'ın Arnold Ruge ile birlikte yayınladığı Deutsch-Französischen Jahrbücher (Alman-Fransız Yıllıkları) adlı dergide yayınlanmıştır.

44-http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1909/may/13.htm

45- Lenin Külliyatı, 1947-Moskova

46- http://www.marxists.orgarchive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm

47- Marx, Karl and Engels, Friedrich, On Religion, Atlanta: Scholars Press, 1964.

48- http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm

49- http://www.marxists.orgarchive/marx/works/1848/communist-manifesto/ch02.htm#118

50- The Last Days of the Third Reich (1995) by Robin Cross, p. 21

51- Gaffar Tetik, Bütün Yönleriyle Komünizme Karşı İslam, s. 254

52- Nikita Kruschev; 22 Eylül 1955 tarihinde Moskova’yı ziyaret eden bir Fransız heyetinin başında bulunan Fransız Millet Meclisi Başkanı’na yaptığı açıklamadan

53- (http://komunistzemin.org/index.php?option=com_content&view=article&id=93:egemenlerin-kueltueruenuen-bir-parcas-olarak-aile-kurumu-ve-devrimci-hareketin-bu-kurum-karsndaki-tutumu-uezerine-&catid=31:say4&Itemid=5)

2 / total 8
Harun Yahya'nın PKK Kalleşliği PKK Zulmü kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top