| PEYGAMBERİMİZ
(SAV)'İN EN BÜYÜK MUCİZESİ:
KURAN-I KERİM
eygamberimiz
(sav)'in en büyük mucizesi Kuran-ı Kerim'dir. Allah,
bundan 14 asır önce, insanlara yol gösterici bir kitap
olan Kuran-ı Kerim'i indirmiş ve tüm insanlığı ona uyarak
kurtuluşa ermeye davet etmiştir. Rabbimiz Kuran için,
"Oysa o (Kuran) alemlere bir zikr
(öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka
bir şey değildir." (Kalem Suresi, 52) buyurmuştur.
Kuran, indirildiği günden bu yana her çağda yaşayan
her insan grubunun anlayabileceği kolay ve anlaşılır
bir dile sahiptir. Allah, Kuran'ın bu üslubunu, "Andolsun
Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık..."
(Kamer Suresi, 22) ayetiyle haber vermiştir. Kuran'ın,
aynı zamanda edebi dilinin mükemmelliği, benzersiz üslup
özellikleri ve içerdiği üstün hikmet de, onun Allah'ın
sözü olduğunun kesin delillerindendir.
Kuran'ın bu özelliklerinin yanı sıra, Allah'ın sözü
olduğunu tasdik eden pek çok mucizevi özelliği de vardır.
Bu özelliklerden biri, ancak 20. ve 21. yüzyıl teknolojisiyle
eriştiğimiz bazı bilimsel gerçeklerin, yaklaşık 1400
yıl önce Kuran'da bildirilmiş olmasıdır. Kuran'ın çeşitli
ayetlerinde, son derece özlü ve hikmetli bir anlatım
içinde aktarılan bazı bilimsel gerçekler, ancak son
yüzyılların teknolojisi ile keşfedilmiştir. Kuran'ın
indirildiği dönemde bilimsel olarak saptanması mümkün
olmayan bu bilgiler, insanlara Kuran'ın Allah'ın sözü
olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.

Şüphesiz, sana Biz Kitab'ı insanlar için hak
olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse,
bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi
aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil
değilsin.
(Zümer Suresi, 41)
|
Kuran'ın indirildiği 7. yüzyılda, Arap toplumu bilimsel
konular hakkında sayısız hurafeye ve batıl inanca sahipti.
Evreni ve doğayı inceleyecek teknolojiye sahip olmayan
Araplar, nesilden nesile aktarılan efsanelere inanıyorlardı.
Örneğin, gökyüzünün dağlar sayesinde tepede durduğu
sanılıyordu. Bu inanışa göre Dünya düzdü ve iki uçtaki
yüksek dağlar birer direk gibi gök kubbeyi ayakta tutmaktaydı.
Ancak Arap toplumunun tüm bu batıl inanışları Kuran'la
birlikte ortadan kaldırıldı. Örneğin, "Allah
O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti..."
(Ra'd Suresi, 2) ayeti göğün dağlar sayesinde tepede
durduğu inancını geçersiz kıldı. Bunun gibi daha pek
çok konuda, o dönemde bilinmeyen önemli bilgiler Kuran'da
insanlara haber verildi. İnsanların astronomi, fizik
ya da biyoloji hakkında çok az şey bildikleri bir dönemde
indirilen Kuran, evrenin yaratılışından insanın oluşumuna,
atmosferin yapısından, yeryüzündeki dengelere kadar
pek çok konuda çok önemli bilgiler içermektedir. (Detaylı
bilgi için Bkz.: Kuran
Mucizeleri, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)
Kuran tüm kainatı yoktan var eden, herşeyin en doğrusunu
bilen Allah'ın sözüdür. Her insanın anlayabileceği,
sade ve anlaşılır bir üsluba ve eşsiz hikmete sahiptir.
Allah Kuran'ı, insanların okuyup anlamaları, içinde
yazılanları öğrenmeleri, tüm kainatı yoktan var eden
Rabbimiz'i tanımaları, O'na nasıl kulluk edeceklerini
bilip, sakınmaları için göndermiştir. Türlü örnek ve
kıssalarla ayetlerini birer birer ve çeşitli biçimlerde
açıklamıştır. Allah'ın, "... Biz
Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık..." (Enam
Suresi, 38) ayetiyle de bildirdiği gibi Kuran eksiksizdir.
Gerek dünya hayatı, gerekse ahiret hayatıyla ilgili
pek çok detay, Kuran'da en hikmetli şekilde açıklanmıştır.
Allah, "Andolsun, size (bütün
durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu
bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?"
(Enbiya Suresi, 10) ayetiyle de bu gerçeği bildirmektedir.

Ki Allah, hak olmak üzere Kitab'ı ve mizanı
indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek
yakındır.
(Şura Suresi, 17)
Şüphesiz o, Bizim Katımız'da
olan Ana kitaptadır; çok Yücedir, hüküm ve hikmet
doludur.
(Zuhruf Suresi, 4)
|
Kuran'ın en önemli özelliklerinden biri, günümüze kadar
hiçbir değişikliğe uğramadan, Peygamberimiz (sav)'e
vahyedildiği hali ile bizlere ulaşmış olmasıdır. Allah,
bu gerçeği Kuran'da, "Hiç şüphesiz,
zikri (Kuran'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları
da gerçekten Biziz" (Hicr Suresi, 9) ayetiyle
haber vermiştir.
Bilindiği gibi, Kuran'dan önceki hak kitaplar orijinal
halleri ile korunamamışlar, tahrif edilmişlerdir. Bu
kitapların içlerine insanlar tarafından bazı eklemeler
yapılmış, bazı bölümleri değiştirilmiş ya da tamamen
çıkarılmıştır. Peygamberimiz (sav) ise, kendisine her
vahiy geldiğinde, vahiy Rabbimiz'in bir mucizesi olarak
kendisine ezberletilmiştir. Peygamberimiz (sav) hemen
sonra sahabeler içinde "vahiy katipleri" denilen mübarek
şahıslara Kuran'ı yazdırmıştır. Böylece Kuran yazılı
olarak muhafaza edilmiştir. Hz. Ebu Bekir zamanında
Kuran tek bir nüsha haline getirilmiş, Hz. Osman döneminde
ise Kuran nüshaları çoğaltılarak, önemli İslam kentlerine
gönderilmiştir.
Kuran tüm insanlar için bir öğüttür
Kuran-ı Kerim, Allah'ın tüm alemlere öğüt olarak indirdiği
ve hükmü kıyamete kadar geçerli olan son hak kitaptır.
Kuran'ın hükümleri indirildiği günden itibaren tüm zamanlar
ve tüm insanlar için geçerlidir ve bu hükümlerin geçerliliği
kıyamete kadar devam edecektir. Kuran, insanlara öğüt
verilen ve sonsuz yaşamları için onların uyarıldığı
ve yine onlara doğru yolun gösterildiği bir zikirdir.
Allah'ın Kuran'da, "Ve şüphesiz
o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir.
Siz (ondan) sorulacaksınız" (Zuhruf Suresi, 44)
ayetinde bildirdiği gibi insanlar ahirette Kuran'da
yazılı olan tüm hükümlerden eksiksiz bir şekilde sorguya
çekileceklerdir.
Kuran, içerdiği üstün hikmet, geçmişten ve gelecekten
verdiği gerçek bilgiler, gafleti dağıtan, insanlardaki
alışkanlık perdesini kaldıran üslubuyla benzersizdir.
Ve Kuran'ın bu mucizevi etkisi, vahyedildiği günden
kıyamete kadar yaratılmış ve yaratılacak olan tüm insanlar
için geçerlidir.
Dünyadaki her insanın sorumluluğu, Allah'a olan kulluk
vazifesini tam olarak yerine getirmektir. Bu ise ancak
Allah'a samimi bir kalple iman edip, Kuran'ı ve Peygamber
Efendimiz (sav)'in sünnetini rehber edinmekle mümkündür.
Her insan bu sorumluluğu yerine getirmeli ve kıyamete
kadar geçerliliğini koruyacak olan Kuran'a kuvvetle
sarılmalıdır. Allah Haşr Suresi'nde, Kuran'ın ne kadar
üstün bir Kitap olduğunu ve onu rehber edinmenin büyük
bir sorumluluk olduğunu şu örnekle bildirmiştir:
Şayet Biz bu Kuran'ı bir dağın üzerine
indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan
saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte
Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler
veririz. (Haşr Suresi, 21)
Kuran'da herşey açıklanmıştır

Ki Allah, hak olmak üzere Kitab'ı ve mizanı
indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek
yakındır.
(Şura Suresi, 17)
Şüphesiz o, Bizim Katımız'da
olan Ana kitaptadır; çok Yücedir, hüküm ve hikmet
doludur.
(Zuhruf Suresi, 4)
|
Allah Kuran'da doğrularla yanlışları, haram ve helalleri
çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bu nedenle de vicdanlarının
sesini dinleyip, nefislerinin bencil arzularından uzak
duran, Allah'ın hükümlerini uygulamada kesin kararlı
olan hidayet ehli kişiler için doğruyu bulmak çok kolaydır.
Kuran her yaştan, her eğitim seviyesinden insanın rahatlıkla
anlayabileceği, öğütlerini kavrayabileceği hikmet dolu
bir kitaptır. Kuran'ın içerdiği hükümler ve ayetlerde
tavsiye edilen güzel ahlak son derece açık, anlaşılır
ve kolaydır. Allah'ın hidayet verdiği, samimi niyetli
her insan Kuran'ı rahatlıkla anlayabilir ve anladıklarını
tüm tavırlarında ve düşüncelerinde en güzel şekilde
uygulayabilir. Allah Kuran'ın bu özelliğini Bakara Suresi'nde,
"...İnsanlar için hidayet olan
ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran
apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran..." (Bakara
Suresi, 185) ayetiyle bildirmektedir.
Ancak sadece Allah'tan korkup sakınanlar, O'na gönülden
teslim olanlar, ahiret hayatını dünya hayatına tercih
edenler Kuran'dan öğüt alıp düşünürler. Allah başka
ayetlerde de şöyle buyurmaktadır:
Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen
için indirmedik, içi titreyerek korku duyanlara ancak
öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi,
2-3)
Bu konu aynı zamanda Kuran'ın önemli bir sırrıdır.
Kuran'ı anlamak için yüksek bir zekaya, engin bir kültüre
ya da yeteneğe değil, samimiyete sahip olmak gerekmektedir.
Çünkü Allah samimi kullarına doğruyu gösterir, onların
kurtuluşa ermelerini sağlar. Kuran bütün insanlara gönderilmiş
bir kitaptır, ancak yalnızca Allah'tan korkan ve ahiret
gününe iman eden müminler için bir hidayet vesilesi
olur. Bu konuyla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:
Bunlar hikmetli Kitabın ayetleridir;
muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir. (Lokman
Suresi, 2-3)
Ey insanlar, Rabbinizden size bir
öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir
hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)
Ayetlerde de bildirildiği gibi Kuran
tüm insanlık alemi için bir öğüt, sakınan ve muhsin
olan Müslümanlar için de bir hidayet rehberidir. Büyük
İslam mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi de "Kuran-ı
Hakim şuurlu insanlara imamdır, cin ve insan topluluğuna
mürşiddir (yol gösterendir), ehl-i kemale (kamil insanlara)rehberdir,
ehl-i hakikate (doğru yolda olanlara) öğretmendir..."10
sözleriyle Kuran'ın salih kullar için bir doğruluk rehberi
olduğunu ifade eder. Allah tüm insanların karanlıklardan
nura çıkmaları için vicdanen cevabını aradıkları her
konunun açıklamasını ve çözümünü Kuran'da bildirmiştir.
Nahl Suresi'nde Rabbimiz Kuran için şöyle buyurmaktadır:
... Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı,
Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde
olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü
sen dosdoğru bir yol üzerindesin.
(Zuhruf Suresi, 43)
|
Enam Suresi'nde ise bu gerçek, "...Biz
Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar
Rablerine toplanacaklardır." (Enam Suresi, 38)
şeklinde bildirilmiştir. Kuran'da herşey en mükemmel,
en hikmetli ve en özlü şekilde açıklanmıştır. Bu, Allah'ın
kullarına olan rahmetinin bir tecellisidir.
Allah ayrıca, Kuran vasıtasıyla bize Kendisi'ni tanıtır;
tüm kainatı yoktan var eden, alemlerden müstağni, tüm
eksikliklerden münezzeh, herşeyden haberdar olan gizlinin
gizlisini gören, işiten olduğunu bildirir.
Bunun yanı sıra Kuran'da, insanların niçin ve nasıl
yaratıldıkları, nasıl bir hayat sürerlerse Allah'ın
rızasını kazanabilecekleri, kıyamet günü, cennet, cehennem,
ibadet şekilleri, güzel ahlakın tarifi, beden ve ruh
olarak sağlıklı olmanın yolları, zor anlarda ve beklenmedik
durumlarda alınması gereken önlemler, çeşitli insan
karakterleri detaylı olarak açıklanmıştır. Ayrıca bilimsel
gerçeklere işaret eden ayetler, günlük hayata ve toplumsal
sorunların çözümlerine dair bilgiler ve daha pekçok
konu hakkında bilgiler verilmiştir. Yani Kuran'da bir
insanın yaşamının her anında gereksinim duyacağı temel
bilgilerin tümü mevcuttur. Ayetlerde şu şekilde bildirilir:
Böylece Biz onu Arapça bir Kuran
olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde
açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar
için düşünme (yeteneğini) oluşturur. (Taha Suresi,
113)
Andolsun, bu Kuran'da her örnekten
insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların
çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi,
89)
Andolsun, bu Kuran'da insanlar için
Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk...
(Kehf Suresi, 54)

Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için
gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.
(Zuhruf Suresi, 44)
|
Kuran'da insana, Allah'ın hükümlerini kayıtsız şartsız
kabul etmesi, sadece Allah'ı dost ve vekil edinmesi,
hayattaki tek amacının Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti
olması gerektiği bildirilir. Kuran ayetlerinde bildirildiği
gibi bir hayat süren insan için tek ölçü Kuran, izlenecek
tek yol da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in
yoludur.
Allah Kendisi'ne kulluk edenlere din olarak İslam'ı
seçip beğenmiş, başvuracakları rehber olarak Kuran'ı
indirmiş, Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatını da örnek
kılmıştır. Tek doğru ve hak yol, Allah'ın yoludur. Allah'ın
Kuran'da bildirdiği yollar dışındaki tüm yollar batıldır,
yanlıştır. Ve yalnızca hurafelere, bidatlara (dine sonradan
eklenmiş hüküm ve inançlar) ve zanlara dayalıdır. Dolayısıyla
insan ancak Kuran ayetlerini ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetini kendisine tek ölçü olarak aldığı, Allah'ın
buyruklarını titizlikle yerine getirdiği, her an O'nun
rızasını kazanacak salih amellerde bulunduğu ve kendisine
Peygamber Efendimiz (sav)'in ahlakını örnek aldığı takdirde
Allah Katından güzel bir karşılık umabilir.
Kuran'da bildirildiği gibi Allah'ın sözleri "tastamamdır"
ve ancak Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini
kendisine rehber edinen bir insanın en doğru ve en gerçek
bilgilere ulaşması mümkündür. Allah'tan başka bir "hakem"
olmadığı Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?
Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden
hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu
halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin
sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da
tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.
O, işitendir, bilendir. (Enam Suresi, 114-115)
Kuran'ın edebi yönden üstünlüğü
Allah'ın bir mucizesidir
Allah bir ayette, Kuran hakkında şöyle buyurur:
Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp
düşünmek) için kolaylaştırdık... (Kamer Suresi, 22)

Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için
gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.
(Zuhruf Suresi, 44)
|
Bu kadar kolay anlaşılır bir üsluba sahip olmasına
rağmen, Rabbimiz'in büyük mucizelerinden biri olarak,
hiçbir yönden Kuran'ın taklidi mümkün olmamıştır. Apaçık
delillere rağmen şüpheye düşüp Peygamberimiz (sav)'e
iftira atanlara Allah bunun karşılığında, "eğer
kendi dediklerinde doğru iseler, Peygamberimiz (sav)'e
gelen ayetlerin bir benzerini getirmelerini" buyurmuştur:
Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak
uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir
sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan
başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Yunus Suresi,
38)
Bu kesinlikle mümkün
olmasa da, iman etmeyenler kendi düşük akıllarına göre
bunu kolay görebilirlerdi. Zira Arabistan'da şiir ve
edebiyat çok gelişmişti. Halkın içinde şairler ve Arap
dilini çok iyi kullanan fasih (iyi söz söyleme kabiliyeti
olan kimse) ve beliğ (düzgün ve sanatlı olarak meramını
anlatan) kişiler vardı. Bediüzzaman'ın da anlattığı
gibi, kabilenin edibi (güzel sanatlı söz söyleyen) kendilerince
en büyük milli kahraman gibi görülmekteydi. Edebiyat
ve belagata (güzel söz) verdikleri önemden dolayı "Muallakat-ı
Seb'a" (Yedi Askı) adıyla, yedi edibin yedi kasidesini
altın harflerle yazıp Kabe'nin duvarına asıyorlardı.11
Bir kısmı da Ukaz'daki panayır gibi büyük topluluklarda
insanlara hutbeler okurlardı. Bedevi denen köylüler
dahi şehirdeki şairler derecesinde şiirler söyler ve
hutbeler verirlerdi. Vezinli vezinsiz söyledikleri şiir
ve hutbelerle insanları etki altına alabilirlerdi.12

İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları
hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'tan
ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman
edecekler?
(Casiye Suresi, 6)
|
İşte böyle fasahatın (bir dilin doğru olarak, kolay
ve düzgün söylenişi ve yazılışı, yabancı ve az kullanılan
kelimeler bulunmaması) ve belagatın (düşüncenin düzgün
olarak süslü sözlerle anlatılmasının) ileri olduğu bir
zamanda Allah Kuran'ı, Peygamber Efendimiz (sav)'in
kalbine indirdi. Edebi yönü gelişmiş bu kişilerin Kuran'daki
edebi mucizeyi anlamaları -içlerinde kibir ve azametlerinden
dolayı inkar etmekte direnenler olsa da- elbette çok
kısa sürede oldu.
Kuran, insanlara hidayet vesilesi olacak tüm olayları
kapsayan, onlara kendi nefislerini tanıtan, geçmiş ve
geleceğe dair hiçbir insan veya cinin bilemeyeceği bilgileri
veren, içinde bildirilen sayıların, tarihlerin hepsi
doğru olan Yüce Allah'ın vahyidir. Ve eşi benzeri olmayan
edebi zenginliğe sahiptir. Kuran'ın mucizesi o kadar
büyüktür ki, Allah, Peygamberimiz (sav)'e Kuran'ı dinlemeyenlere
ve büyüklenenlere şöyle söylemesini emretmiştir:
De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları),
bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa,
-onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile-
onun bir benzerini getiremezler."
Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten
insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların
çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi,
88-89)
Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar?
De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun
benzeri on sure getirin ve eğer doğru sözlüyseniz,
Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." Eğer
buna rağmen size cevab vermezlerse, artık biliniz
ki, o, gerçekten Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve
O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse artık, siz Müslüman
mısınız? (Hud Suresi, 13-14)
Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak
uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir
sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan
başka çağırabildiklerinizi çağırın." Hayır, onlar
ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu
gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler
de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir
sonuca uğradıklarına bir bak. (Yunus Suresi, 38-39)
İman etmeyenler Kuran'ın mükemmelliği karşısında her
zaman aciz ve çaresiz kalmaya mahkumdurlar. Hiçbir insan
Kuran'ın bir benzerini asla getirememiştir ve kıyamete
kadar da bunun olması mümkün değildir. Peygamberimiz
(sav)'i kendilerince haksız çıkarmak ve Kuran'ın tebliğini
durdurabilmek için başvurdukları tüm hile ve tuzaklar,
Rabbimiz'in bir nimeti olarak başarısızlıkla neticelenmiştir.

Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi
senden savamazlar. Şüphesiz zalimler, birbirlerinin
velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir.
(Casiye Suresi, 19)
|
Peygamber Efendimiz (sav) Arapların edebi yönden, dili
en güzel ve süslü şekilde kullanan en güçlü hatiplerine,
en ünlü şairlerine, en iyi konuşanlarına karşı Kuran-ı
Kerim'le en hikmetli cevapları vermiştir. Hem de tek
başına pek çok edibe karşı Rabbimiz'in rahmetiyle üstün
gelmiştir. Hiç şüphesiz bu, Rabbimiz'in Kuran-ı Kerim'de
tecelli ettirdiği eşsiz edebi güzellikten, hikmetten,
etkileyiciliktendir ve Yüce Allah'ın müminlere yardımıdır.
Peygamberimiz (sav)'in onlara okuduğu Kuran ayetleri
karşısında Mekkeli müşrikler büyük hayranlık yaşamışlar,
ancak içlerinden bazıları vicdanları kabul ettiği halde
gururları nedeniyle inkar etmişlerdir. Bakara Suresi'nin
23. ve 24. ayetlerinde şöyle buyrulmaktadır:
Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'dan
şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir
sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan
başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı)
çağırın. Ama yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız-
bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar
ile taşlar olan ateşten sakının. (Bakara Suresi, 23-24)
Büyük alim Bediüzzaman ise bu ayetleri şu şekilde tefsir
etmektedir:
... o belagat ve fasahatın (güzel
söz söyleme sanatının) imamları olan Arap edipleri
bir kelime ile dahi karşılık veremediler. Halbuki
kibir ve azametleri, enaniyet ve gururları gereği,
gece gündüz çalışıp Kuran'a bir nazire yapmalı (karşılık
vermeli) idiler ki, aleme karşı rezil olmasınlar.
Kuran'ın bir benzerini yapmaktan aciz kaldıklarından,
susmaya mecbur oldular. Kolay yolu bırakıp zor ve
tehlikeli yolu tercih ettiler. Eğer muaraza (sözle
mücadele) mümkün olsaydı, bir iki satırla muaraza
edip, Kuran'ın davasını iptal etmek gibi rahat bir
çare varken, en müşkilatlı (zorlu) ve en tehlikeli
savaş yolunu tercih ederler miydi? Demek Cahız'ın
ifadesiyle harf ile muaraza mümkün olmadığı için kılıçla
muarazaya mecbur oldular ve kılıca sarıldılar. Diğer
insaflı kısım ise Kuran'ın karşısında hürmetle eğilerek
imana geldi. Belagatla uğraşan bu insaflı edipler
diz çöküp hayret içinde Kuran'ı dinlediler. Şair ve
hatipler Kuran'a hayran olup altın ile yazılıp Kabe'nin
duvarlarına asılan şiirlerini indirdiler. Kuran, gaipten
(bilinmezlikten) haber veren kahinleri ve sihirbazları
da susturdu. Onların gayba ait haberlerini onlara
unutturdu, cinlerini kovdu, kahinliğe söz verdi. Geçmiş
kavim ve ümmetlerin haberlerine vakıf olanları hurafelerden
ve yalanlardan kurtarıp, onlara gerçek haber ve hadiseleri
ve dünyaya ait bilgileri öğretti. Bu dört tabaka Kuran'a
karşı hayret ve hürmetle diz çökerek ona talebe oldular.
Hiçbirisi, hiçbir vakit bir tek sureyle muarazaya
kalkışamadı.13

Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince;
Rableri onları Kendi rahmetine sokar. İşte apaçık
olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
(Casiye Suresi, 30)
|
Kendi içlerinden olan, yıllarca beraber yaşadıkları
Peygamberimiz (sav)'e olağanüstü bir kitabın indirilmesi,
kibirli inkarcıları şaşkına düşürüp ardından haksız
nefret duygularına sebep olmuştur. Bu yüzden zalimce
ve akılsızca Peygamber Efendimiz (sav)'e kendilerince
maddi manevi zarar vermek için mücadeleye giriştiler.
Peygamberimiz (sav)'in tüm hayatına, güzel ahlakına
şahit oldukları halde aleyhinde birleştiler. Allah Kuran'da
onların bu zalimliklerini şöyle haber vermiştir:
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının
gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen
bir büyücüdür." (Sad Suresi, 4)
İçlerinden bir adama: "İnsanları
uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri
Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye
vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler:
"Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (Yunus
Suresi, 2)
Peygamberimiz (sav) gibi mübarek, Allah Katında seçkin
ve güzel ahlaklı bir insana çeşitli iftiralar atanlar,
gerçekte onun üstün ahlakına bizzat şahittiler. Hz. Muhammed
(sav)'in, verdiği sözlere sadakati, vefası, adaleti, dürüstlüğü,
doğru sözlülüğü, düşküne ve yetime iyilik etmesi, yardımseverliği,
ilgisi hep gözlerinin önünde gerçekleşmişti. Kişiliğindeki
üstün yönleri ve ahlaki güzellikleri kavminin dikkatini
her zaman çekmiş, herkesin en güvendiği, en sevdiği ve
en saydığı insan olmuştur. İmam Gazali, Peygamber Efendimiz
(sav)'i görenlerin onun asil ve üstün ahlakına, derin
imanına nasıl şahit olduklarını şöyle anlatmıştır:
Bil ki Resullulah (sav)'in durumunu
gören, onun ahlakını, fiillerini ve hallerini belirten
haberlere kulak veren, adetlerinin, seciyesini, bütün
halka karşı güttüğü doğru siyasetini, insanların zaptına
yararlı olan hidayetini, halk sınıflarını bir araya
getirmesini ve nihayet hepsini birden kendi itaatine
ram etmesini (teslim olmak, itaat etmek) dinleyen
bir kimse, evet bunlarla beraber suallerin darlıklarına
rağmen vermiş olduğu şaşırtıcı cevaplara, halkın maslahatında
kullanmış olduğu tedbir ve metodlara, fakih (derin
ve ince anlayış) ve akıllıların uzun yaşamalarına
rağmen başlangıcının inceliklerinden aciz kaldıkları,
İlahi nizamı zahiri tefsirindeki (Allah'ın düzeninde,
dıştan görünen anlamlarını anlatan) güzel işaretlerini
hikaye eden ibarelere (delillere) bakan bir kimsenin,
şek (şüphe, zan) ve şüphesi kalmaz ki, bütün bunlar
beşeri kuvvetin gücüyle meydana gelmiş şeyler değildir.
Belki bunlar ancak İlahi bir kuvvet ve semavi bir
desteğin (Allah'tan gelen desteğin) yardımıyla tasavvur
edilecek hususlardır.
Çölde yaşayan ve onu tanımayan Araplar dahi,
onun sadece yüzündeki nura bakarak onun şerefli ahlakına,
onun doğruluğuna şahitlik ederdi. Madem ki onu tanımayan
ve onunla ihtilat etmeyen (karışmayan, görüşmeyen)
bir kimse sadece onun dış görünüşüne bakarak bu biçim
bir şahitlikte bulunuyor, acaba kendisini ve mübarek
ahlakını gören, çıkış ve varışlarında onun bütün durumlarını
izleyen bir kimsenin ona karşı hali nasıl olabilir?14

Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve
alemlerin Rabbi Allah'ındır.
(Casiye Suresi, 36)
Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Casiye Suresi, 37)
|
Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakı hiçbir insanın
inkar edemeyeceği, görmezlikten gelemeyeceği kadar üstündür.
Kuran'da bildirilen, Allah'ın beğendiği ahlaka tam olarak
sahiptir. Tüm alemlere örnek ve rehberdir. İslami kaynaklara
göre, Peygamber Efendimiz (sav)'e kendince diliyle eza
etmeye kalkışan kişilerden olan Nadr b. el-Haris daha
sonra müşriklerin ileri gelenlerini bir gün toplamış,
Allah'ın bu mübarek elçisini onlara şöyle anlatmıştır:
Ey Kureyş topluluğu, yemin ederim
ki bugüne kadar başınıza gelmeyen bir işle karşılaştınız.
Muhammed (sav), aranızda küçük bir çocukken
dahi en çok sevdiğiniz, en doğru konuşanınız ve emanete
en çok riayet edeninizdi. Saçlarına ak düşüp
de (Allah'ın) Kitabı'nı getirdiğinde kalkıp sihirbaz
dediniz. Yemin ederim ki o sihirbaz değildir. Biz
çok sihirbazlar gördük. Onların düğümlere nasıl üflediğini
de gördük. Sonra kahin dediniz. Yemin ederim ki kahin
de değildir. Nice kahinler gördük, durumlarına vakıf
olup konuşmalarını dinledik. Onun için şair dediniz.
Yemin ederim ki şair de değildi. Nice şiirler ezberledik,
şiirin hezecini (aruz vezninde bir ölçü), recezini
(aruz vezninde bir bölüm) hülasa (özetle) her türlüsünü
de gördük. Mecnun dediniz. Yemin ederim ki o mecnun
da değildir. Onda hiç baygınlık, saçmalama ve cinnet
alameti var mı? Ey Kureyş topluluğu, bunu iyi düşünün
ve öyle karar verin..."15
|