| Şahıs Ve
Şahsı Manevi Bir Bütündür
Şahıs Ve Şahsı Manevi Ruh Ve
Beden Gibidir
Bir şahıs olmadan onun şahsı manevisinden söz edebilmek
mümkün değildir. Çünkü ikisi bir bütünü meydana getirir,
adeta ruh ve beden gibidir. Birinin kabulü, diğerinin
reddi olmaz.
Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının
tecellisi olan bir şahsı manevi oluşur. O elçiye tabi
olan, onu örnek alan, onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu
bir kitle ve hareket de, onun şahsı manevisini oluşturur.
Her mümin topluluğunun bir önderi olduğu, Kuran'da
bildirilen Allah'ın bir adetullahıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman
Said Nursi de "şahsı manevi" terimini kullanırken Kuran'ın
adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır. Nitekim Bediüzzaman
Said Nursi de kendi talebeleri ve eserleri için şahsı
manevi tabirini kullanırken, bu şahsı manevinin başında
yine kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur'un şahsı manevisine,
eserler ile onu takip eden talebeler de dahildir, ama
nur hareketinin önderi Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı
tutulamaz.
Şahsı manevi kavramını, onun önderi olan, başındaki
şahıstan ayrı, müstakil ve bağımsız değerlendirmek büyük
bir hata olur. Kuran'da bahsi geçen tüm mümin topluluklarının
başında bir elçi ya da bir kumandan yer almaktadır.
Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim
olması gibi dünya tarihinin çok müstesna bir döneminde
müminlerin başsız, kendi halinde bir topluluk olarak
kalmaları Kuran'da bildirilen adetullaha uygun değildir
(en doğrusunu Allah bilir).
Hz. Mehdi de bir şahsı manevi olarak değil, bizzat
gelip ahir zamanda Müslümanların başına geçecek, onları
Allah'ın izniyle içine düştükleri sıkıntı ve zorluklardan
kurtarıp huzur, adalet, nimet ve bolluğa kavuşturacaktır.
Mehdi'nin bir şahıs olarak gelip, kendi cemaatinin başında
bulunarak o cemaatin şahsı manevisini temsil ederek
faaliyet yapacağını Bediüzzaman çok açık bir şekilde
izah etmiştir.
Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, HZ.
MEHDİ AL-İ RESUL'ÜN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan
gelen Hz. Mehdi'nin) TEMSİL ETTİĞİ
KUDSİ (mukaddes, kutsal) CEMAATİNİN ŞAHSI MANEVİSİNİN
ÜÇ VAZİFESİ var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer
(insanlar) bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri
onun cemiyeti ve seyyidler cemaati (Peygamberimiz (sav)'in
soyundan gelenlerin) yapacağını Rahmet-i İlahiyeden
(Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz. Ve
O'NUN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK. (Emirdağ
Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman, bu sözünde Hz. Mehdi'nin
ahir zamanda muhakkak geleceğini ve Hz. Mehdi ile mukaddes
cemaatinin birlikte yerine getirecekleri üç büyük vazife
olacağını açıklamaktadır:
Bediüzzaman bu sözünde Hz. Mehdi ile ilgili önemli
birkaç konuyu birden açıklamıştır. Bediüzzaman öncelikle
"HZ. MEHDİ AL-İ RESUL'ÜN TEMSİL
ETTİĞİ" sözleriyle, Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz
(sav)'in soyundan gelecek bir şahıs olduğunu hatırlatmıştır.
Bir şahsı manevinin herhangi bir soydan gelmesi kuşkusuz
ki mümkün değildir. Ancak bir insanın bir başkasının
soyundan gelebilmesi söz konusu olabilir. Bediüzzaman
da burada bu gerçeği vurgulamış, Hz. Mehdi'nin manevi
bir kişilik olmadığını, "BİR ŞAHIS"
olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Bediüzzaman bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin ve cemaatinin
iki ayrı kavram olduğunu hatırlatarak, Hz. Mehdi'nin
bir "şahsı manevi" olduğu iddiasının geçersizliğini
bir kez daha ortaya koymuştur. Bediüzzaman "HZ.
MEHDİ AL-İ RESUL'ÜN TEMSİL ETTİĞİ kudsi cemaatin şahsı
manevisi" sözleriyle "Hz. Mehdi'nin bir cemaati"
olacağını ve "bu cemaatin başında
da onu temsil eden Hz. Mehdi'nin bizzat bulunacağını"
ifade etmiştir. Hz. Mehdi'nin bir cemaatinin
olabilmesi için, öncelikle Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak
var olması gerekmektedir. Çünkü bir şahsı manevinin
kendine ait bir cemaatinin olabilmesi elbette ki söz
konusu değildir. Bediüzzaman da bu sözünde bu gerçeği
dile getirmiştir. Bediüzzaman'ın belirttiği bu durumu
birkaç soru sorarak da anlayabiliriz:
1- Bediüzzaman Hz. Mehdi Al-i Resul'ün neyi temsil
ettiğini bildirmiştir?
Kudsi cemaatinin şahsı manevisini.
2- Bediüzzaman kudsi cemaatin şahsı manevisini kimin
temsil ettiğini bildirmiştir?
Hz. Mehdi'nin.
Bu soruların cevapları Hz. Mehdi ve onun mukaddes cemaatinin
birbirinden ayrı kavramlar olduğunu bir kez daha ortaya
koymaktadır.
Bediüzzaman ahir zamanda Hz. Mehdi'nin yanında bulunan
mümin topluluğunun mukaddes bir cemaat olduğunu, bu
cemaatin önderliğini yapan Hz. Mehdi'nin de Hz. Peygamber
(sav) soyundan gelen mukaddes biri olacağını belirtmiştir.
Nitekim Bediüzzaman bu sözünün son cümlesinde "ONUN
ÜÇ GÖREVİ OLACAK" cümlesiyle bu konuya açıklık
getirmekte, bu üç görevi, yanındaki kutsal toplulukla
birlikte, Hz. Mehdi'nin de bizzat başlarında bulunarak
yerine getireceğini ifade etmektedir.
Nitekim Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin manevi birer şahıs,
ruh ya da mana gibi görünmez birer güç olarak tanımlanması,
Kuran ayetlerinde bildirilen Allah'ın adetullahı (Allah'ın
kanunu) ile tamamen çelişmektedir. Tarih boyunca hiçbir
elçi veya peygamber, bir şahsı manevi olarak gelmemiştir.
Kuran'da çeşitli toplumlara gönderilen elçiler, nebiler
ve resullerin hayatları, mücadeleleri ve tebliğleri
hakkında pek çok bilgi verilmiştir. Yaşamlarının sonuna
kadar gönderildikleri kavimleri hak dine davet etmiş,
onları Allah'ın azabına karşı uyarıp korkutmuş ve iman
edenleri cennetle müjdelemişlerdir. Yaşadıkları toplumlardaki
inkarcıların baskılarına, kurdukları tuzaklara ve hak
dine yönelik mücadelelerine sabır ve tevekkülle karşı
koymuş, onları Allah'ın razı olacağı ahlakı yaşamaya
çağırmışlardır. Tüm bu bilgiler bize, tarih boyunca
hiçbir elçi, nebi veya resulün manevi bir şahıs olarak
gönderilmediğini, tüm elçilerin birer fert olarak geldiklerini
göstermektedir.
Yüzyıllardır süregelen bu adetullah (Allah'ın kanunu),
tüm İslam tarihinde olduğu gibi ahir zamanda gelecek
olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi için de söz konusudur. Ancak
elbette ki tüm peygamber ve elçilerin olduğu gibi Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin de kendilerinden ayrı olarak şahsı
manevileri de olacaktır. Kuran'da, gönderilmiş olan
tüm peygamber ve elçilerin çevresinde, onlara inanan
ve gösterdikleri hak yolu izleyen birer topluluk olduğu
haber verilmiştir. Elçilere iman eden bu kimseler ve
onların elçileriyle birlikte yapmış oldukları faaliyetlerin
tümü, bu elçilerin şahsı manevilerini oluşturur. Kuran'da
peygamberlerin hayatlarını anlatan kıssalarda bu durum
açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in
ashabı onun şahsı manevisini oluşturmuştur. Fakat bu,
Peygamber Efendimiz (sav)'in varlığı şartı ile oluşmuştur.
Bu durum ahir zamanda da değişmeyecek, Bediüzzaman'ın
da dile getirdiği gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi beraberlerindeki
mümin topluluklarının başında bizzat birer hidayet önderi
olarak bulunacaklardır.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den bahsederken, "ONUN"
zamirini kullanarak, bir kez daha Hz. Mehdi'nin "BİR
ŞAHIS" olduğunu belirtmektedir.
Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi, Hz. Mehdi'nin
üç büyük görevi olacaktır. Hz. Mehdi bu görevlerini
yerine getirirken, etrafında bir de kendisine destek
olan mübarek bir topluluk bulunacaktır. Bu büyük görevler
"Hz. Mehdi ve onun kutsal cemaatinin" birarada gerçekleştireceği
görevlerdir. Ancak Bediüzzaman'ın "ONUN
üç görevi olacak" sözleriyle açıkça vurguladığı
gibi, Hz. Mehdi bu topluluğun başında bizzat bulunarak
bu görevleri yerine getirecektir.
Üçüncü vazifesi:
... O ZAT BÜTÜN EHL-İ
İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I
İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla)
ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin)
ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in
soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda)
BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA
(Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla
O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi)
YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üçüncü görevini
açıklamıştır. Buna göre, Hz. Mehdi Kuran ahlakının göz
ardı edildiği bir dönemde, insanların yeniden din ahlakına
yönelmesine vesile olacak, İslam birliğini kuracak ve
bu büyük görevlerinde kendisine destekçi olan pek çok
salih insan bulunacaktır.
"O ZAT":
Bediüzzaman, Hz. Mehdi için Risale-i Nur'un birçok
yerinde olduğu gibi, bu sözlerinde de Hz. Mehdi için
"O ZAT" ifadesini kullanmıştır.
Bediüzzaman, hem "O" kelimesiyle
hem de "ZAT" ifadesiyle
Hz. Mehdi'nin bir topluluk veya manevi bir kişi değil,
bir "ŞAHIS" olduğunu açıkça belirtmiştir.
Yüksek ilim ve hikmet sahibi Bediüzzaman hiç kuşkusuz
ki bu vurguları da belirli bir hikmetle yapmakta ve
tüm Müslümanları Hz. Mehdi'nin "BİR
ŞAHIS" olduğu konusunda en doğru şekilde bilgilendirmektedir.
"VAZİFE-İ UZMAYI (BÜYÜK GÖREVİ) YAPMAYA
ÇALIŞIR":
Bediüzzaman "O VAZİFE-İ UZMAYI YAPMAYA ÇALIŞIR" sözleriyle
"Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi değil, "BİR
İNSAN OLARAK İŞ BAŞINDA OLACAĞINI" ifade etmiştir.
Zira bir şahsı manevinin bir görevi "yapmaya çalışması"
söz konusu değildir. Böyle bir çaba ancak bir insanın
gerçekleştirebileceği bir fiildir. Bediüzzaman da bu
gerçeği vurgulayarak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu
ifade etmiştir.
Bediüzzaman sözlerinde ayrıca Hz. Mehdi'nin yerine
getireceği hizmeti "BÜYÜK GÖREV"
olarak nitelendirmiştir. Bediüzzaman'ın bu ifadesine
göre Hz. Mehdi'nin yapacağı hizmetler, kendisinden önceki
dönemlerde gelen müceddidlerin görevlerinden farklı,
"ÇOK BÜYÜK ÇAPLI" faaliyetlerdir.
Hz. Mehdi İslam ahlakını dünya çapında hakim kılacak,
İslam dünyasını biraraya getirecek ve tüm Müslümanların
liderliğini üstlenecektir. Bediüzzaman'ın "VAZİFE-İ
UZMA" sözleriyle ifade ettiği bu olaylar Hz.
Mehdi'nin tanınmasını sağlayacak en önemli alametlerinden
olacaktır.
Gerçi HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ,
BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ.
Fakat HER BİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN
BİRİSİNİ BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI İTİBARIYLA (nedeniyle)
AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ UNVANINI ALMAMIŞLAR. (Emirdağ
Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman bu sözünde, Kuran ahlakını dünya üzerinde
hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman
şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir
zamanda Hz. Mehdi'nin yapacağı üç önemli görevi birarada
yerine getiremediklerini ifade etmiştir:
HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ BİR NEVİ MEHDİ
VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ:
Bediüzzaman bu sözüyle birkaç önemli konuya açıklık
kazandırmıştır. Bediüzzaman öncelikle Hz. Peygamberimiz
(sav)'in hadislerine dayanarak her yüz yıl başında bir
müceddid (yenileyici) gönderileceğini bildirmiştir.
Bediüzzaman Risalelerde Hz. Mehdi'nin de Hicri 14. yy'ın
başında geleceğini ve 14. ve 15. yy'lar arasındaki müceddid
olacağını belirtmiştir.
Bediüzzaman burada ayrıca Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
olmadığını da açıklamıştır. Peygamberimiz (sav)'den
bu yana 14. yy'a kadar gelen tüm müceddidler birer "ŞAHIS"
olarak gelmişlerdir. 14. yy'da bu durum değişmeyecek,
Hz. Mehdi de bir şahıs olarak bizzat görev yapacaktır.
Bediüzzaman "GELİYOR VE GELMİŞ"
sözleriyle bu sürekliliği ifade etmiş, "GELİYOR"
kelimesiyle bu adetullahın halen devam etmekte olduğunu
belirtmiştir.
HER BİRİ:
Bediüzzaman kullandığı "HER BİRİ"
ifadesiyle Hz. Mehdi'den önce gelmiş olan müceddidlerin
de Hz. Mehdi gibi gerçek kişilikler olduklarına, şahs-ı
manevi olmadıklarına dikkat çekmektedir. Bu açıklamada
bahsi geçen önceki yüzyıllarda gönderilen müceddidlerin
birer şahıs oldukları kabul görürken, Bediüzzaman'ın
aynı açıklamalarında yine bir şahıs olacağını belirttiği
"Büyük Mehdi"nin bir şahsı manevi olacağı düşüncesi
elbette ki çelişkilidir. Bu düşünceye göre, ahir zaman
Mehdisi'nden önce gelen tüm müceddidlerin de birer şahsı
manevi olması gerekirdi. Ancak böyle bir şey söz konusu
olmamıştır. Nitekim Bediüzzaman da sözlerinde bu gerçeği
açıklamıştır. Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, Peygamberimiz
(sav)'in rivayetlerindeki özelliklere sahip olmasıyla
tanınacak olan Büyük Mehdi ahir zamanda "BİR
ŞAHIS" olarak ortaya çıkacak ve Allah'ın izniyle
Bediüzzaman'ın belirttiği üç görevi birden yerine getirecektir.
BEN, KENDİMİ SEYYİD (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) BİLEMİYORUM.
Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki AHİR
ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Emirdağ Lahikası,
s. 247-250)
Bediüzzaman da bu sözünde, kendisinin
Peygamberimiz (sav)'in soyundan olmadığını, Hz. Mehdi'nin
ise bu mübarek soydan olacağını belirtmiştir:
Hz. Mehdi'nin hadislerde bildirilen en önemli özelliklerinden
biri de, "SEYYİD" yani
Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan olmasıdır:
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka
vakit kalmamış da olsa Allah BENİM
EHL-İ BEYT'İMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI (Hz. Mehdi'yi)
gönderecek. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
BEN KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM:
Bediüzzaman seyyid değildir ve, seyyid olmamasının
kendisinin Mehdi olmayacağının delillerinden biri olduğunu
belirtmektedir. Kuşkusuz ki bir kişiye bir soru sorulmasının
nedeni, ilgili konunun doğrusunu öğrenmektir. Bediüzzaman
Said Nursi'ye de Mehdi olup olmadığının sorulmasının
nedeni doğruları öğrenmektir. Bu soru karşısında "Hayır,
ben Mehdi değilim" diyorsa ve bunun onlarca delilini
öne sürüyorsa buna inanmak gerekir. Zira Bediüzzaman
çok açık bir şekilde bu konuya cevap vermiş ve "ben
seyyid değilim" demiştir.
Ayrıca Bediüzzaman eğer seyyid olmuş olsaydı, bunu
gizlemesi için hiçbir sebep yoktur. Çünkü seyyid olmak,
saklanması gereken bir özellik değildir. Tam aksine
Peygamber Efendimiz (sav)'in neslinden olmak Müslümanlar
için büyük bir şereftir. Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid
olsaydı, bunu hiçbir şekilde gizlemez ve açıkça ifade
ederdi. Peygamberimiz (sav)'in soyundan olduğunu ifade
etmekten büyük bir onur duyardı. Kendisine böyle bir
soru sorulduğunda "Evet seyyidim,
ama Mehdi değilim" derdi. Zira Bediüzzaman bizzat
kendi eserlerinde Peygamberimiz (sav)'in hadisini hatırlatarak
"seyyid olan bir kişinin seyyidliğini
gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını"
belirtmiştir.
Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid
olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve
huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran'da
dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır).
(Muhakemat, s. 52)
Bediüzzaman'ın bu sözü çok açıktır. Peygamberimiz (sav)'in
hadisinde bildirildiği gibi, İslam ahlakına göre, seyyid
olan bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz.
Seyyid olmayan bir kişi de ben seyyidim diyemez. Bu
durumda Bediüzzaman gibi değerli ve üstün ahlaklı bir
şahsın, seyyidliğini gizlediği yaklaşımı son derece
yakışıksız bir düşüncedir. Bunun yanı sıra her seyyid
olan kişi, mutlaka Mehdi olacak diye bir durum da söz
konusu değildir. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid olan
insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyyid olması Mehdi
olmasını gerektirmediği için, her insan bu gerçeği rahatlıkla
dile getirebilir. Dahası Bediüzzaman "Benim bu konudaki
tek eksikliğim seyyidliğim, eğer seyyid olsaydım Mehdi
olurdum" da dememiştir. Tam aksine Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin
tüm özelliklerini, yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun
uzun açıklamış ve bunların hiçbirinin kendi yaşadığı
dönemde henüz gerçekleşmediğini belirtmiştir.
AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI:
Bediüzzaman "AHİR ZAMANIN O BÜYÜK
ŞAHSI" ifadesiyle Hz. Mehdi'nin bir şahs-ı manevi
olmadığını bir kez daha delillendirmiştir. Bediüzzaman
açıkça "O BÜYÜK ŞAHIS"
diyerek Hz. Mehdi'nin şahs-ı manevi olmadığını, gerçek
ve beklenen "BİR KİŞİ"
olduğunu ifade etmiştir.
Bediüzzaman'ın O ve ŞAHIS
kelimelerini özenle seçtiği ve tekrarladığı çok açıktır.
Bediüzzaman bu şekilde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
olabileceği düşüncesini, hiçbir itiraza yer bırakmayacak
şekilde geçersiz kılmaktadır.
AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) OLACAKTIR:
Bediüzzaman "AL-İ BEYT'TEN OLACAKTIR"
sözleriyle Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in soyundan
gelen seyyid bir kimse olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman
eserlerinin çeşitli bölümlerinde Hz. Mehdi'nin bu özelliğine
dikkat çekerek, Hz. Mehdi'nin manevi bir varlık olmadığını,
belirli bir soydan gelecek olan
"BİR ŞAHIS" olduğunu vurgulamıştır. Peygamberimiz
(sav)'in de Hz. Mehdi'nin bu özelliğini bildirdiği çok
sayıda hadisi vardır. Bir şahsı manevinin peygamber
soyundan gelmesi elbette ki söz konusu değildir. Ayrıca
böyle bir düşünce hem Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle
hem de Bediüzzaman'ın sözleriyle çok açık bir şekilde
çelişmektedir. Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, Hz.
Mehdi "PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN
SOYUNDAN GELEN BİR ŞAHIS" olacaktır.
Ümmetin beklediği, AHİR ZAMANDA
GELECEK ZATIN ÜÇ VAZİFESİNDEN EN MÜHİMMİ (önemlisi)
VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (değerlisi) OLAN İMAN-I
TAHKİKİYİ (gerçek imanı) NEŞR (yazma ve dağıtma yoluyla
yaymak) VE EHL-İ İMANI (iman edenleri) DALALETTEN (sapkınlıktan)
KURTARMAK... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin üç büyük görevinden birincisinin
ve en önemlisinin gerçek imanı yayarak insanların sapkınlıktan
kurtulmasına vesile olması olduğunu belirtmiştir:
AHİR ZAMANDA GELECEK:
Bediüzzaman "AHİR ZAMANDA GELECEK"
diyerek Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir
dönemde geleceğini ifade etmiştir. Eğer Bediüzzaman,
kendi yaşadığı dönemde ya da öncesinde Hz. Mehdi'nin
gelip faaliyetlerine başladığı kanaatinde olsaydı, hiç
şüphesiz "GELECEK" kelimesi
yerine "gelmiş" ya da "geldi" gibi sözler kullanırdı.
Ancak böyle bir durum henüz gerçekleşmediğinden, Bediüzzaman
da Hz. Mehdi'nin geliş vaktinin "İLERİDE"
olacağını belirten bir kelime kullanmıştır.
Bediüzzaman "GELECEK"
kelimesini, bu kitabında yer alan Hz. Mehdi ile ilgili
sözlerinde pek çok defa kullanmıştır. Bediüzzaman, aynı
ifadeyi defalarca tekrarlayarak bu konuya kesinlik kazandırmış
ve Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir zamanda ortaya
çıkacağı konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamıştır.
Bediüzzaman bu sözlerinde ayrıca Hz. Mehdi'nin "GELECEK
BİR ŞAHIS" olduğunu da ifade etmiştir. Zira bir
şahsı manevinin "GELMESİ"nden
değil, ancak "OLUŞMASI"ndan
bahsedilebilir. Bediüzzaman da bu sebeple "ahir zamanda
oluşacak" dememiş, "ahir zamanda
GELECEK" sözlerini kullanarak, Hz. Mehdi'nin
"BİR ŞAHIS" olduğunu açıklamıştır.
ZATIN:
Bediüzzaman kullandığı "ZAT"
ifadesi ile ise, Hz. Mehdi'nin "manevi bir varlık" değil,
"BİR ŞAHIS" olduğunu olabilecek
en açık şekilde izah etmiştir. Bilindiği gibi "ZAT"
kelimesinin sözlük anlamı, "KİŞİ,
KİMSE, ŞAHIS"dır. Aynı zamanda da "tekil" yani
"BİR KİŞİ"den bahsedildiğini
açıklayan bir ifadedir. Bilinen bir kişiyi belirtmek
amacıyla kullanılır. Aynı zamanda da bir saygı ifadesidir.
Onlarca risaleyi birbirinden hikmetli ifadelerle kaleme
alan büyük İslam alimi Bediüzzaman da hiç şüphesiz ku
bu kelimenin anlamını tüm detaylarıyla çok iyi bilmektedir.
Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olacağını
anlatmak isteseydi, kuşkusuz ki bunu açıkça belirtecek
kadar kesin anlamlar ile "BİR
İNSAN"ı ifade eden "ZAT"
kelimesini kullanmazdı. Bunun yerine "şahsı manevi"
kavramını ifade edecek birbirinden hikmetli çok çeşitli
kelimeler seçebilirdi. Buna rağmen açıkça "ZAT"
kelimesini tercih etmiş olması, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olduğu konusundaki kanaatini çok açık bir
şekilde ortaya koymaktadır.
... Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; SONRA
GELECEK O MÜBAREK ZAT RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI
OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma yoluyla
yayacak ve uygulayacak). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9)
Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha Hz. Mehdi'nin gelişini
müjdelemiş ve bu mübarek zatın, faaliyetlerini yerine
getirirken kendisini "Hz. Mehdi'ye zemin hazırlayan
bir öncü" olarak tanımlayan Bediüzzaman'ın eserlerinden
de istifade edeceğini belirtmiştir:
SONRA GELECEK:
Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin, önceki müceddidlerin
ve Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemlerde gelmediğini söylemiş;
bu mübarek zatın bunların hepsinden "SONRA"
geleceğini ifade etmiştir. Ayrıca Bediüzzaman bu durumu,
yalnızca gelecek zaman ifade eden bir fiil kullanarak
değil, bunu bir de "SONRA" kelimesiyle
destekleyerek çok kesin bir üslupla açıklamıştır.
Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca Hz. Mehdi'nin "bir
şahsı manevi" olmadığını, "belirli bir zamanda gelecek
BİR ŞAHIS olduğunu" da
açıkça belirtmiştir.
O:
Bediüzzaman Hz. Mehdi'den "BİR
KİŞİLİK ZAMİRİ" olan ve
"TEK BİR KİŞİ"yi ifade eden
"O" kelimesiyle bahsetmiştir. Bediüzzaman'ın
Hz. Mehdi'yi tanımlamak için böyle bir sözcük seçmiş
olması ise elbette ki bir tevafuk değildir. Bediüzzaman
broşürün başından bu yana yer verilen sözlerinin pek
çoğunda, Hz. Mehdi için yine "O"
zamirini kullanmıştır. Kuşkusuz ki yüzlerce sayfadan,
onlarca kitaptan oluşan büyük bir külliyat meydana getiren
büyük mütefekkir Bediüzzaman, eserlerinde kullandığı
her hikmetli kelime gibi, bu sözcüğü de son derece bilinçli
ve kasıtlı bir şekilde bu kadar çok tekrarlamıştır.
Çok açıktır ki Bediüzzaman Müslümanlara, Hz. Mehdi'nin
sadece "maneviyat ifade eden bir kavram" olmadığını
belirtmekte, ahir zamanda tüm inananların sorumluluğunu
üstlenecek özelliklere sahip "BİR
İNSAN", "BİR ŞAHIS" olduğunu müjdelemektedir.
MÜBAREK ZAT:
Bediüzzaman, aynı sözü içerisinde tekrar tekrar "ZAT"
kelimesini kullanarak Hz. Mehdi'nin müminlere
önderlik edecek "BİR ŞAHIS"
olduğunu ısrarla vurgulamaktadır.
Bediüzzaman ayrıca burada bu "ZAT"
kelimesini bir de nitelendirmekte ve Hz. Mehdi'nin "NASIL
BİR ZAT" olduğunu da açıklamaktadır. Bediüzzaman
Hz. Mehdi'nin "MÜBAREK BİR ZAT"
olduğunu belirtmektedir. "MÜBAREK"
kelimesi "İlahi hayrın bulunduğu" anlamına gelmektedir.
Bediüzzaman da burada kullandığı bu "mübarek" sıfatıyla
Hz. Mehdi'nin imanını, yerine getireceği vazifeleri
övmektedir. Bediüzzaman verdiği tüm bu detaylı bilgilerle
Müslümanlara Hz. Mehdi'nin ahlakını ve mücadelesini
tanıtmakta, bu üstün ahlaklı şahsın hangi özellikleriyle
tanınabileceğini anlatmaktadır.
RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI OLARAK
NEŞR VE TATBİK EDECEK (YAZMA VE DAĞITMA YOLUYLA YAYACAK
VE UYGULAYACAK):
Bediüzzaman eserlerinde, Hz. Mehdi'den önceki yüzyılın
müceddidi olması sebebiyle kendisini "Hz. Mehdi'nin
bir öncüsü", "ona zemin hazırlayan bir askeri" olarak
tanımlamıştır. Yine bir sözünde de, "kendisinin ektiği
tohumların Hz. Mehdi tarafından geliştirileceğini ve
bu mübarek şahıs vesilesiyle bu tohumların sümbülleneceğini"
anlatarak, Hz. Mehdi'nin gelişinden önce yaptığı çalışmalarla
ona "bir ön hazırlık" yaptığını anlatmaktadır. Bediüzzaman
bu sözünde de Risale-i Nur Külliyatı'nın Hz. Mehdi'nin
tebliğinde kullanacağı bir ön hazırlık olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman, ortaya çıktığında Hz. Mehdi'nin, Risaleleri
hazır yazılmış olarak bulacağını ve imanı kurtarma vazifesinde
Risaleler'den faydalanacağını belirtmiştir. Bediüzzaman
bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin
"KENDİSİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE
GELECEK BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" bir kez daha açıklığa
kavuşturmuştur.
O ZATIN İKİNCİ VAZİFESİ,
ŞERİATI (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (uygulamak
ve yerine getirmektir). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9)
Bediüzzaman, bu sözünde de Hz. Mehdi'nin ikinci görevinin
Kuran ahlakının esaslarının tam olarak yaşanmasına vesile
olmak olduğunu açıklamaktadır:
O:
Bediüzzaman sözlerinde sık sık tekrarladığı bu kelime
ile, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Hz. Mehdi'nin
"manevi bir önder" değil, bizzat müminlerin başına geçerek,
onları hidayete yöneltecek "BİR
ŞAHIS" olduğunu belirtmektedir.
Bediüzzaman ayrıca burada "onlar" gibi çoğul bir topluluğu
ifade eden bir kelime de kullanmamış, Hz. Mehdi'nin
"TEK BİR KİŞİ" olduğunu
ifade eden "O" sözcüğüne
yer vermiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla, Hz. Mehdi'nin
bir şahsı manevi olmadığı konusundaki kesin kanaatlerini
delilleriyle birlikte ortaya koymuştur.
ZATIN:
Bediüzzaman buradaki "ZAT"
kelimesiyle, aynı cümle içerisinde Hz. Mehdi'nin "BİR
ŞAHIS" olduğu konusuna açıklık getiren ikinci
bir vurgulama daha yapmıştır. Bediüzzaman, Bediüzzaman
bu kadar çok tekrarladığı bu sözüyle, Hz. Mehdi'nin
kesinlikle "manevi bir varlık" olmadığını açıklamış
ve Müslümanların bu kutlu "ŞAHIS" hakkında en doğru
şekilde bilgilenmelerini sağlamıştır.
O ZATIN üçüncü vazifesi,
HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İslam halifeliğini) İTTİHAD-I
İSLAM'A BİNA EDEREK (İslam birliği üzerine kurarak),İSEVİ
RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan
alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine
girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR.
BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT ve KUVVET ve MİLYONLAR
FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK
EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir). (Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bir başka
görevinin de İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan
alemiyle ittifak etmek olduğunu bildirmiştir:
O:
Bediüzzaman, bu sözünde "6. KEZ"
"O" zamirini kullanmış
ve Hz. Mehdi'nin "BİR ŞAHIS"
olduğunu bir kez daha tekrarlamıştır. Eğer Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'nin "manevi bir isim" ya da "birçok insandan
oluşan bir topluluk" olduğunu düşünseydi, elbette ki
tüm bu iddiaları reddedecek açıklıkta bir kelime kullanmaz,
Hz. Mehdi'den "O ZAT" sözleriyle
bahsetmezdi. Çok açıktır ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
"TEK BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmiş ve aksi yöndeki
tüm düşüncelerin geçersizliğini ortaya koymuştur.
ZATIN:
Bediüzzaman, "KİŞİ, KİMSE YA
DA ŞAHIS" anlamına gelen
"ZAT" kelimesini bu sözlerinde de "5.
KEZ" tekrarlamış ve Hz. Mehdi'nin tüm dünya Müslümanlarının
liderliğin üstlenecek "üstün vasıflı
BİR İNSAN" olduğunu yeniden vurgulamıştır.
TA AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında)
ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE
ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR,
O DAİREYİ GENİŞLETİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER
DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ. (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, s. 138)
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda
ortaya çıkacağını haber vermektedir. Bediüzzaman, Hz.
Mehdi ve talebelerini Risale-i Nur'un asıl sahipleri
olarak nitelendirmekte, Risale-i Nur'un başlattığı hizmeti
bu mübarek şahsın tamamlayacağını müjdelemektedir:
ASIL SAHİPLERİ, YANİ HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ
(TALEBELERİ):
Bediüzzaman Said Nursi burada ahir zamanda gelecek
ve Kuran ahlakını tüm dünyada hakim kılacak olan Hz.
Mehdi'den, Bediüzzaman'ın attığı tohumların "ASIL
SAHİPLERİ" olarak bahsetmektedir. Bu açıklamalarına
göre, Bediüzzaman Kuran ahlakının dünya hakimiyetinin
tohumlarını atan bir müceddid, Hz. Mehdi ise bu hakimiyetin
asıl sahibi olacaktır. Hz. İsa ile birlikte İslam ahlakını
dünya çapında hakim kılacak olan ahir zaman topluluğunun
lideri Allah'ın izniyle Hz. Mehdi olacaktır. Dolayısıyla
Bediüzzaman Hz. Mehdi ve onun talebeleri için burada
kullandığı "ASIL SAHİPLERİ"
ifadesiyle Hz. Mehdi'nin ve talebelerinin dünya çapında
yerine getireceği görevlerin asıl sahibinin kendisi
olmadığını açıklamış ve böylece kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını da ifade etmiştir.
Bediüzzaman'ın bu sözlerinde vurguladığı bir başka
önemli nokta ise, Hz. Mehdi ve onun şahsı
manevisini oluşturan talebelerinin iki ayrı kavram olduğudur.
Bediüzzaman "Hz. Mehdi
VE şakirtleri" derken burada
kullandığı "VE" kelimesiyle bu duruma açıklık
getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ancak
ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi'nin şahsı manevisi
oluşmaktadır. Ama bu şahsı manevinin oluşabilmesi için
başta mutlaka Hz. Mehdi bir şahıs olarak bulunacaktır.
Bediüzzaman da burada "HZ. MEHDİ
VE ŞAKİRTLERİ" sözleriyle bu gerçeği dile getirmekte
ve Hz. Mehdi'nin manevi bir şahıs olarak değil, talebelerinin
başında ayrı bir şahsiyet olarak var olacağını ifade
etmektedir.
CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR:
Bediüzzaman bu sözünde "Cenab-ı
Hakk'ın izniyle GELİR" diyerek öncelikle Hz.
Mehdi'nin ahir zamanda gelecek bir şahıs olduğunu bir
kez daha hatırlatmıştır. Çünkü bilindiği gibi "GELME"
fiili manevi bir şahsın gerçekleştirebileceği bir olay
değildir. "GELME" fiili
burada açıkça bir insanın gelişini müjdelemek için kullanılmış
bir fiildir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı
manevi olduğunu belirtmek isteseydi, kuşkusuz ki böyle
bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi'nin gelişinden bahsetmezdi.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı "GELİR"
sözüyle, Hz. Mehdi'nin o dönemde henüz gelmediğini belirtmekte
ve ileride geleceğini ifade etmektedir. Dikkat edilirse
Bediüzzaman "geldi" veya "gelmiş" dememektedir, "İLERİDE
GELECEĞİNİ" ifade etmek için "Ta
ahir zamanda gelir" diyerek, Hz. Mehdi'nin kendisinden
ilerideki bir vakitteki gelişinin zamanını da belirtmiştir.
BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP ALLAH'A
ŞÜKREDERİZ:
Bediüzzaman, "BİZLER DE KABRİMİZDEN
SEYREDİP" sözleriyle, ektiği iman tohumlarının
sümbülleneceği yani Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm
dünyaya hakim kılacağı dönemde, kendisinin vefat etmiş
olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözüyle bir kez
daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, onun gelip görevine
başladığı dönemde kendisinin hayatta olmayacağını hatırlatarak
ifade etmiştir.
Hem bu ÜÇ VEZAİF (görevin) BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT
CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE
BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar
vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR.
Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN
(A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in
soyunun nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE
VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA
EDEBİLİR (bir araya gelebilir, toplanabilir) (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, s. 156)
Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi'nin
üç görevi olduğunu belirtmekte, bu üç görevin birarada
yerine getirilmesinin Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden
biri olduğuna dikkat çekmektedir. Bediüzzaman kendi
yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini,
bunu ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştirebileceğini söylemektedir:
Bediüzzaman, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi'nin hadislerde
bildirildiği üzere "seyyid"
yani "Peygamberimiz (sav)'in soyundan
gelen bir kimse" olacağını, "kendisinin
ise seyyid olmadığını" belirtmiştir. Bediüzzaman
bu sözünde de bu konuya bir kez daha açıklık getirmekte,
"AL-İ BEYT'İ NEBEVİNİN CEMAAT-İ
NURANİYESİNİ TEMSİL EDEN" sözleriyle Hz. Mehdi'nin
Peygamberimiz (sav)'in mübarek soyundan olacağına dikkat
çekmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bu önemli alametlerinden
birini hatırlatarak kendisinin Hz. Mehdi olmadığını
ifade etmektedir.
HZ. MEHDİ VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE:
Bediüzzaman burada çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır.
Bu söz, Hz. Mehdi'nin manevi bir kişi değil, bir şahıs
olacağını göstermektedir. Zira Bediüzzaman, "Hz.
Mehdi VE cemaatindeki şahsı manevide" söyleriyle
Hz. Mehdi'nin şahsından ve onun şahsı manevisini oluşturan
cemaatinden ayrı kavramlar olarak bahsetmektedir. Aradaki
"VE" kelimesi, "Hz.
Mehdi'nin ve cemaatinin iki farklı varlık olduğunu"
ifade etmektedir. Hz. Mehdi'nin kutlu şahsıyla
birlikte, bir de onun şahsı manevisini oluşturan bir
cemaati olacaktır. Hz. Mehdi'nin şahsı olmadan, böyle
bir şahsı maneviden söz etmek mümkün değildir. Bediüzzaman
da bu gerçeği ifade etmekte ve Hz. Mehdi'nin bir şahıs
olacağını müjdelemektedir.
Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan)
işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden
istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati
gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya
çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş
hurafeleri) dağıtacak BEN BÖYLE
BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM
(gözledim) VE EDİYORUM. FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA
GELİR. ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK
LAZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ
ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz).
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189)
Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve yardımcılarını "baharda gelecek
kudsi çiçekler" olarak nitelendirmiş, kendisinin ise,
"yaptığı hizmetlerle bu mübarek şahsa zemin hazırlayan
bir öncü" olduğunu belirtmiştir:
BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ORTAYA
ÇIKIŞINI) ÇOK İNTİZAR ETTİM (GÖZLEDİM) VE EDİYORUM:
Bediüzzaman, "BİR NUR"
olarak ifade ettiği ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi'nin
ortaya çıkışını çok gözlediğini ve hala da gözlemekte
olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle
çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi olmadığını
ve kendisinin de bu mübarek şahsın çıkışını büyük bir
heyecanla gözlediğini belirtmektedir. Yalnız Bediüzzaman
değil, sahabeler döneminden itibaren milyonlarca samimi
Müslüman, İslam alimleri, mezhep imamları, müçtehidler
Hz. Mehdi ve beraberindeki müminlere karşı derin bir
sevgi beslemişlerdir. 1400 yıldır bu mübarek zatı sevgi
ve saygıyla anmışlardır. Ona ve cemaatine dua etmişler,
onlar için Allah'tan yardım dilemişlerdir. Hz. Mehdi
ve cemaati gelmiş geçmiş tüm Müslümanların ortak dostudur.
Tüm inananlar için şevk ve heyecan vesilesidir. Bediüzzaman
da sözlerinde bu bakış açısını dile getirmekte, kendisinin
de büyük bir heyecan ve sevgiyle Hz. Mehdi'nin gelişini
beklediğini ifade etmektedir. Bediüzzaman, burada kullandığı
"ÇOK İNTİZAR ETTİM VE EDİYORUM" yani "ÇOK
GÖZLEDİM VE GÖZLÜYORUM" sözleriyle bu durumu
dile getirmiş, ancak hayatta olduğu süre içerisinde
bu kutlu şahsın çıkışının gerçekleşmediğini bildirmiştir.
VE ANLADIK Kİ BU HİZMETİMİZLE O NURANİ
ZATLARA (NURLU ŞAHISLARA) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (HAZIRLIYORUZ):
Bediüzzaman "ANLADIK Kİ"
sözleriyle, kendisinin Hz. Mehdi olmadığı, ancak yaptığı
hizmetlerle bu mübarek kişiye zemin hazırlamakta olduğu
konusundaki kanaatini dile getirmektedir. "ANLADIK
Kİ" ifadesi, Bediüzzaman'ın kalbine gelen gerçeği
ve Bediüzzaman'ın bu gerçeğe net ve samimi olarak inandığını
göstermektedir. Bediüzzaman bu kelimeyle, tevazu gereği
böyle bir söz söylemediğini, delilleriyle açıkça ortada
olan bu konuda kesin kanaatini ifade ettiğini ortaya
koymaktadır.
Bediüzzaman bu sözünde "HİZMETİMİZLE"
diyerek çoğul bir ifade kullanmıştır. Demek ki Bediüzzaman
bu hizmette tek başına değildir; kendisine yardımcı
olan Nur cemaati de vardır. Bediüzzaman "hizmetimizle"
derken tüm Nur talebelerini de bu hizmete dahil etmektedir.
Ayrıca Bediüzzaman burada "O
NURANİ ZATLARA" sözleriyle, Hz. Mehdi ve talebelerinin
"BİRER ŞAHIS" olduklarını
yeniden vurgulamaktadır. Bu, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den
bahsederken "7 KEZ" kullandığı
"O" zamiridir. "ZAT" kelimesini
ise Bediüzzaman broşürün başından bu yana Hz. Mehdi
için "6 KEZ" kullanmıştır.
Bediüzzaman'ın her iki kelimeyi de bu kadar çok tekrarlamış
olması, Hz. Mehdi'nin "BİR ŞAHIS"
olduğu konusunda çok kesin deliller oluşturmakta ve
manevi bir kişilik olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400
sene sonra gelecek bir hakikati
asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, 318)
Bediüzzaman bu sözüyle, bazı şahısların
Hz. Mehdi'nin geçmişte geldiğini düşünerek yanıldıklarını
belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin geliş zamanı hakkında bilgi
vermiştir:
İSTİKBAL-İ DÜNYEVİDE (DÜNYANIN GELECEĞİNDE)
1400 SENE SONRA:
Bediüzzaman bu sözleriyle İslam tarihinde pek çok kişinin
Hz. Mehdi'nin kendi dönemlerinde geleceğini düşünerek
yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz
(sav)'den "1400 SENE SONRA"
geleceğini hatırlatmıştır. Bu çok önemli bir bilgidir.
Bediüzzaman burada ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka
bir tarih vermemiş tam olarak 1400 yıl sonrasından bahsetmiştir.
Bu tarih Miladi 1980 yılına denk gelmektedir. Hicri
13. yüzyılın müceddidi olarak Hicri 14. yüzyıla kadar
müceddidlik görevini yerine getiren Bediüzzaman, Hicri
1379 yani Miladi olarak 1960 yılında vefat etmiştir.
Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin gelişi için kendi
yaşadığı dönemden çok ileriki bir tarihi belirtmektedir.
Bediüzzaman bu açıklamasıyla, açık ve kesin bir tarih
vererek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmekte,
Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar
sonra geleceğini müjdelemektedir.
Bediüzzaman ayrıca risalelerinde Peygamberimiz (sav)'in
hadislerine dayanarak "her yüz yıl başında bir müceddid
gönderileceğini" hatırlatmıştır. Bediüzzaman "1400
YIL SONRA" tarihini vererek aynı zamanda "14.
ve 15. yüzyıllar arasında görev yapacak olan müceddidin
de Hz. Mehdi olduğunu" haber vermektedir.
GELECEK:
Bediüzzaman Hz. Mehdi için "1400
sene sonra GELECEK" ifadesini kullanarak, Hz.
Mehdi'nin kesin olarak "geleceğini"
müjdelemektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin
manevi bir kişi olmadığını, "belirtilen
tarihte gelecek bir şahıs olduğunu" açıklamaktadır.
Bediüzzaman verdiği bu bilgiyle ayrıca Hz. Mehdi'nin
geçmişte ve Bediüzzaman'ın kendi yaşadığı dönemde henüz
gelmemiş olduğu konusuna da açıklık kazandırmaktadır.
Çünkü dikkat edilirse Bediüzzaman "Hz. Mehdi geldi ya
da gelmiş" dememekte, "gelecek zaman" belirten bir kelime
kullanmakta ve "GELECEK"
demektedir.
HAKİKATİ:
Bediüzzaman Hz. Mehdi için "HAKİKAT"
kelimesini kullanmıştır. Bediüzzaman bu ifadesiyle,
Hz. Mehdi'nin gelişinin bir hakikat yani hiçbir şüpheye
yer bırakmayacak kadar "kesin
bir GERÇEK" olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman bu sözüyle ayrıca, Hz. Mehdi'nin gelişinden
önce Mehdi olduğu sanılan şahısların aksine, "1400
sene sonra gelecek olan Mehdi'nin bir hakikat"
olacağını belirtmiştir. Yani bu kutlu zatın, Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde müjdelediği tüm özelliklere sahip
olan "GERÇEK MEHDİ" olacağını
ve bu özellikleriyle Mehdi sanılan kişilerden ayırt
edilip tanınacağını hatırlatmıştır.
Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın
hakkındaki rivayatın (rivayetlerin) ihtilafatı (farklılıkları)
ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler (hadisleri
açıklayanlar), metn-i ehadisi tefsirlerine (hadis metinlerindeki
açıklamalar) ve istinbatlarına (gizli manaları meydana
çıkarmalarına) tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat
o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz.
Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi (Hz. Mehdi ve Süfyan ile
ilgili olayları) merkez-i saltanat civarında olan Basra,
Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek (düşünerek)
öyle tefsir etmişler (açıklamışlar). (Sözler, 359)
Bediüzzaman, son saltanat ve Halifeliğin merkezi İstanbul'da
olduğu için Hz. Mehdi ile ilgili olayların da bu şehirde
gerçekleşeceğini bildirmiştir:
HZ. MEHDİ GİBİ EŞHASIN (ŞAHISLARIN):
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, kendisinden sonra
gelecek birçok şahıs olacağını bildirmiştir. Bu kişilerin
bazıları gelmiş, vazifelerini yapıp vefat etmişlerdir.
Her yüzyıl başında gönderilen müceddidler bunlardan
bazılarıdır. Peygamberimiz (sav)'in geleceğini haber
verdiği şahısların bazıları da halen beklenmektedir.
Bediüzzaman da eserlerinde halen beklenmekte olan bu
ahir zaman şahısları hakkında hadisler doğrultusunda
detaylı bilgiler vermiştir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
yanı sıra, Deccal ve Süfyan (hadislerde ahir zamanda
İslam dünyası içerisinde ortaya çıkacağı ve Hz. Mehdi'ye
karşı mücadele edeceği bildirilen ve Süfyan-ı Deccal
olarak anılan şahıs) gibi inkara dayalı bir mücadele
verecek ahir zaman şahısları da Bediüzzaman'ın bilgi
verdiği bu kişiler arasındadır.
Bediüzzaman buradaki "HZ. MEHDİ
GİBİ EŞHASIN (ŞAHISLARIN)" sözleriyle öncelikle
çok açık bir şekilde Hz. Mehdi'nin manevi bir varlık
olmadığını, "BİR ŞAHIS OLDUĞUNU"
belirtmiştir. Bediüzzaman bu ifadesiyle ayrıca Hz. Mehdi
gibi, diğer ahir zaman şahıslarının da manevi kişilikler
olmadıklarını, aynı şekilde "BİRER
ŞAHIS" olduklarını açıklamıştır. Kuşkusuz ki
Bediüzzaman'ın bu sözleri, ahir zaman şahıslarından
bir kısmının birer "şahıs", bir kısmının ise birer "şahsı
manevi" olarak gelecekleri iddialarını geçersiz kılmaktadır.
Çünkü Bediüzzaman "Hz. Mehdi gibi
şahıslar" sözleriyle bunların tümünü kapsayan
ve hepsi için "ŞAHIS" tanımlamasını
yapan bir ifade kullanmaktadır. Nitekim Bediüzzaman
eserlerinde Deccal ve Süfyan'ın birer şahıs olduklarını
ne kadar net bir şekilde açıklamışsa, Hz. İsa ve Hz.
Mehdi konusunda da bu gerçeği o kadar açık ve anlaşılır
ifadelerle dile getirmiştir. Deccal'in de fiziksel özelliklerini
anlatmış, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin de fiziksel özelliklerini
tarif etmiştir. Dolayısıyla Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
birer şahsı manevi olacakları düşüncesi, Bediüzzaman'ın
bu açıklamalarına tamamıyla ters düşmektedir. Bediüzzaman
bu sözünde Hz. Mehdi'den açıkça bir şahıs kelimesini
kullanarak bahsetmekte ve aksi yöndeki düşüncelerin
geçersizliğini ortaya koymaktadır.
Hem şu sırdandır ki; MEHDİ, SÜFYAN
GİBİ AHİR ZAMANDA GELECEK EŞHASLARI çok zaman
evvel hatta tabiin (Peygamberimiz (sav)'i sağ iken görmüş
olan müminlerle, yani Ashab'la görüşmüş ve onlardan
ders almış olan salih Müslümanlar) zamanında onları
beklemişler yetişmek emelinde bulunmuşlar." (Sözler,
s. 358)
MEHDİ, SÜFYAN GİBİ AHİR ZAMANDA GELECEK
EŞHASLARI:
Bediüzzaman buradaki ifadesinde de "MEHDİ,
SÜFYAN GİBİ AHİR ZAMANDA GELECEK EŞHASLARI (ŞAHISLAR)"
diyerek, ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi'nin ve
ona karşı mücadele vereceği bildirilen Süfyan'ın "BİRER
ŞAHIS OLDUKLARINI" Sözler adlı eserinde "2.
BİR KEZ" daha belirtmiştir. Bediüzzaman Risale-i
Nur'da yer alan, Hz. Mehdi ve ahir zaman şahıslarından
bahsettiği tüm sözlerinde hep aynı ifadeleri kullanmış,
bu kişilerden "şahıs", "zat" gibi kelimelerle bahsetmiştir.
Bediüzzaman bu sözünde de bu gerçeği bir kez daha ifade
etmektedir.
Ayrıca Bediüzzaman, bu kitabında Hz. Mehdi için kullandığı
"GELECEK" kelimesiyle,
Hz. Mehdi'nin "ilerideki bir tarihte
gelecek bir şahıs olduğunu" ikinci bir kez daha
vurgulamıştır. Bediüzzaman bu yolla, yaşadığı dönemde
Hz. Mehdi'nin henüz gelmemiş olduğunu açık bir şekilde
ifade etmektedir.
Bazı ayat-ı kerime (ayetler) ve ehadis-i şerife (hadisler)
AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ (en büyük
müceddidi) mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar.
Fakat O GELECEK ZATIN VE CEMİYETİNİN
ÜÇ VAZİFESİNDEN en ehemmiyetlisi (önemlisi) olan ve
zahiren (görünüşte) en küçüğü görünen imanı kurtarmak
ve hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) güneş gibi
göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin (talebelerinin)
şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; O
GELECEK ZATA dair HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ
NUR'UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN TERCÜMANINA DA
TATBİKE (uydurmaya) ÇALIŞMIŞLAR ve Şeriatı ihya (Kuran
ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme)
ve hilafeti tatbik olan ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU
MÜHİM VAZİFESİNİ NAZARA ALMAMIŞLAR (göz önünde bulundurmamışlar).
(Tılsımlar Mecmuası, s. 168)
O:
Bediüzzaman Hz. Mehdi'den "8.
KEZ" "O" zamirini kullanarak bahsetmiştir. "O"
zamiri "TEKİL BİR ŞAHIS"
ifade eden bir kelimedir. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın
Hz. Mehdi'den bahsederken bir topluluğu ya da bir şahsı
maneviyi kastetmediği çok açıktır. Eğer böyle bir durum
söz konusu olsaydı Bediüzzaman burada
"O" yerine "onlar" zamirini ya da buna benzer
bir başka ifade kullanırdı. Ancak böyle bir ifade şekli
burada kullanılmadığı gibi, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den
bahsettiği sözlerinin hiçbirinde kullanılmş değildir.
Aksine sadece broşürün bu bölümüne kadar yer alan sözlerinde
bile bu kelimeyi tam "8 KEZ"
tekrarlamıştır. Bediüzzaman bu kelimeyi çok bilinçli
bir şekilde defalarca vurgulamaktadır. Dolayısıyla çok
açıktır ki Bediüzzaman burada, tüm Müslümanlara önderlik
edecek ve insanların hidayetine vesile olacak bir kişinin
varlığından söz etmektedir.
GELECEK:
Bediüzzaman, kullandığı "o GELECEK
zat" ifadesiyle, Hz. Mehdi'nin "ileriki
bir tarihte gelmesi beklenen bir şahıs" olduğunu
bir kez daha belirtmiştir. Bediüzzaman'ın Müslümanları
yanlış bilgilendirmesi söz konusu olamayacağına göre,
Hz. Mehdi Bediüzzaman'ın zamanında ya da ondan önceki
dönemlerde henüz gelmemiştir. Zira eğer böyle bir durum
söz konusu olsaydı o zaman Bediüzzaman, "O
GELECEK ZATIN" ifadesi yerine, "o gelmiş olan
zat" deyimini kullanırdı. Buna rağmen Bediüzzaman'ın
böyle kesin bir ifadeyi bu kadar çok tekrarlamış olması,
Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin ileriki bir tarihte geleceğine
olan kanaatinin de o denli kesin olduğunu ortaya koymaktadır.
ZATIN:
Bediüzzaman bu açıklamasında Hz. Mehdi için "O
gelecek zatlar" değil, "o
gelecek ZAT" ifadesini kullanmıştır. Bediüzzaman
bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi, ruh ya
da mana gibi bir varlık veya bir topluluk olmadığını
açıkça ifade etmiştir. "ZAT" kelimesi
"tekil" bir kelimedir ve
bir insanı ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla
Bediüzzaman burada "TEK BİR ŞAHISTAN"
bahsetmektedir.
Ayrıca bu, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi için "7.
DEFA" kullandığı "ZAT"
ifadesidir. Bediüzzaman gibi büyük bir mütefekkirin,
böyle açık bir anlam taşıyan bir ifadeyi bu kadar çok
tekrarlaması kuşkusuz ki belirlibir hikmet üzerinedir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı
konusunda tüm Müslümanları bilgilendirmekte ve bu kutlu
zatın gelişiyle müjdelemektedir.
VE:
Bediüzzaman burada "O gelecek
zatın VE cemiyetinin" ifadesini kullanmıştır.
"O GELECEK ZAT" ve
"BU ZATIN CEMİYETİ" iki ayrı kavramdır. Bediüzzaman
"VE" kelimesini kullanarak bu ikisinin ayrı şeyleri
ifade ettiğini açıkça belirtmiştir. Eğer Hz. Mehdi bir
şahsı manevi olsaydı ya da bu cemiyet Mehdilik görevini
üstlenmiş olsaydı, Bediüzzaman burada "O
gelecek cemiyet" ya da "Mehdilik görevini üstlenecek
cemiyet" gibi bu konuyu netleştiren açık ifadeler kullanırdı.
Ancak Bediüzzaman hiçbir itiraza yer bırakmayacak şekilde
açıkça "O gelecek zat ve cemiyeti" sözlerini kullanmış
ve Hz. Mehdi'nin, kendisini izleyenlerden oluşan bir
topluluğun başında bulunan bir şahıs olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman'ın vurguladığı bu gerçek birkaç soru sorulduğunda
da açıkça görülebilmektedir:
1- Bediüzzaman ahir zamanda gelecek
bu şahsın tek başına mı olduğunu belirmiştir?
Hayır, Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin beraberinde
bir cemiyetinin de olacağını açıklamıştır.
2- Bediüzzaman, bahsettiği bu cemiyetin
başında herhangi bir şahsın olacağını belirtmiş midir?
Evet, Bediüzzaman bu cemiyetin
başında Hz. Mehdi'nin bizzat bulunacağını bildirmiştir.
CEMİYETİNİN:
Bediüzzaman burada bir cemiyetin varlığından bahsetmiştir.
Bu cemiyet, Bediüzzaman'ın "o
gelecek zat" sözleriyle müjdelediği Hz. Mehdi'nin
yardımcılarının ve destekçilerinin oluşturduğu bir cemiyettir.
Bediüzzaman eserlerinin pek çok yerinde Peygamberimiz
(sav)'in hadisleri doğrultusunda Hz. Mehdi'nin bir cemaati
olacağını ve cemaatin Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerde
onun yardımcıları olacağını belirtmiştir. Ancak Hz.
Mehdi'nin bu hareketin önderi ve lideri olarak, bizzat
bu topluluğun başında bulunacağını da ifade etmiştir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'ye tabi olan ve onun tebliğini
izleyen bu kitle ve hareketi "Hz. Mehdi'nin şahsı manevisi"
olarak adlandırmıştır. Ancak Bediüzzaman'ın da ifade
ettiği gibi şu çok açık bir gerçektir ki, başında bulunan
bir şahıs, bir liderleri olmadan bir şahsı maneviden
bahsetmek mümkün değildir. Hz. Mehdi de bu cemiyetinin
başında, onlara önderlik etmek üzere bizzat yer alacaktır.
Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu açıklamalarına göre "HZ.
MEHDİ KENDİSİNİ İZLEYEN BİR CEMAATİ OLAN VE ONLARA LİDERLİK
EDEN TEK BİR ŞAHISTIR".
O:
Bediüzzaman, burada da "9. KEZ"
Hz. Mehdi için "O" kelimesini
kullanmıştır. "O" kelimesinin
tek bir kişiyi ifade ettiği çok açıktır. Bediüzzaman
burada manevi bir kişiden, bir gruptan ya da bir hareketten
bahsetmemekte, Hz. Mehdi'nin bizzat gelişini müjdelemektedir.
Bu sözü "9 DEFA" tekrarlamış
olması ise, Bediüzzaman'ın bu konudaki açıklamalarının
hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar kesin olduğunu
ortaya koymaktadır.
GELECEK:
Bediüzzaman burada kullandığı "GELECEK"
sözüyle ayrıca Hz. Mehdi'nin gelişinin kesin bir gerçek
olduğunu da vurgulamıştır. Eğer Hz. Mehdi manevi bir
şahıstan ibaret olsaydı kuşkusuz ki Bediüzzaman sözlerinde
pek çok kez onun "geleceğini"
ifade etmezdi. Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözüyle aynı
zamanda Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu da açıklamıştır.
ZATA:
Bediüzzaman, Hz. Mehdi için Risale-i Nur'un birçok
yerinde olduğu gibi bu bölümünde de "ZAT"
deyimini kullanmıştır. Demek ki Hz. Mehdi, bir cemaat
veya manevi bir kişi değil, bir "ŞAHIS"tır. Buradaki
"ZAT" kelimesi, Bediüzzaman'ın
broşürün başından bu yana Hz. Mehdi için "8.
KEZ" kullandığı bir ifadedir. Bediüzzaman'ın
Müslümanları yanlış yönlendirmesi veya bilgisini gizlemesi
düşünülemeyeceğine göre; eğer Hz. Mehdi bir cemaat veya
şahs-ı manevi olsaydı, kuşkusuz ki Bediüzzaman da "O
ZAT" deyimini bu kadar çok tekrarlamazdı.
O İLERİDE GELECEK ACİB
(şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN
bir HİZMETKARI ve ONA
YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti)
ve O BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR
NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.
(Barla Lahikası, s. 162)
Bediüzzaman bu sözünde, kendisini Hz. Mehdi'nin bir
tür "öncüsü" olarak nitelendirmiş ve Hz. Mehdi'nin "kendisinden
sonra geleceğini" açıklamıştır:
O:
Bediüzzaman cümlenin başında "O"
zamirini kullanarak "BİR ŞAHSI"
kastettiğini özellikle vurgulamaktadır.
"O" zamirinin "TEK BİR
KİŞİ"ye işaret ettiği açıktır. Bediüzzaman bir
şahsı maneviden, gruptan ya da topluluktan bahsetmemekte,
Hz. Mehdi'nin mübarek şahsının gelişini müjdelemektedir.
Bediüzzaman bu söz ile birlikte, broşürün başından
beri Hz. Mehdi ile ilgili yer verilen sözlerinde
"10. KEZ" "O" ifadesini kullanmıştır. Bediüzzaman'ın
bu sözlerinin "10 unun birden tevafuk etmiş olması"
söz konusu değildir. Bediüzzaman Hz. Mehdi için bu ifadeyi
son derece bilinçli bir şekilde kullanmakta ve bu yolla
bu mübarek zatın bir şahsı manevi ya da bir topluluk
olabileceği yönündeki tüm iddiaları geçersiz kılmaktadır.
ACİB ŞAHSIN:
Bediüzzaman "ŞAHIS" kelimesini
kullanmakta, belli bir kişiden bahsetmektedir. Bediüzzaman
bu sözüyle bir topluluktan veya şahsı maneviden söz
etmemektedir. Eğer Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin şahsı
manevi olarak geleceğini düşünüyor olsaydı, -hayatı
boyunca gerçekleri ifade etmekten asla kaçınmamış büyük
bir alim olarak- bunu da açıkça ifade ederdi. Ancak
Bediüzzaman, burada ve daha birçok ifadesinde olduğu
gibi, Hz. Mehdi'nin kutlu zatından bahsetmektedir. Hz.
Mehdi'nin ahir zamanda "BİR ŞAHIS"
olarak geleceğini açıkça söylemekte ve bunu, aksi bir
yönde tevil edilemeyecek kadar çok sayıda sözüyle defalarca
teyit etmektedir.
Bediüzzaman burada ayrıca şahıs kelimesini nitelendirmek
için tekil bir ifade kullanmıştır. Demek ki Bediüzzaman
"TEK BİR ŞAHIS"tan bahsetmektedir,
"iki veya üç şahıstan" değil. Bediüzzaman'ın bu sözleri,
Hz. Mehdi'nin bir grup ya da bir topluluk olabileceği
düşüncesini tümüyle geçersiz kılmaktadır.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman "bir
şahıs" olduğunu ifade ettiği Hz. Mehdi'nin önemli
bir özelliğini de vurgulamıştır. Hz. Mehdi'nin "ACİB
BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmiştir. "Acib"
kelimesi, "hayret veren, şaşırtıcı, benzeri görülmeyen"
anlamındadır. Hadislerde Hz. Mehdi'nin çok büyük bir
fikri mücadelesi olacağı, yaptığı işlerin dünya çapında
etki göstereceği bildirilmektedir. Bediüzzaman da, Hz.
Mehdi'den "ACİB" ifadesiyle
bahsetmekte, bu mübarek zatın daha önce "BENZERİ
GÖRÜLMEMİŞ BİR KİŞİ" olacağına dikkat çekmektedir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin kullandığı
yöntemlerin ve mücadele şeklinin alışılmışın dışında
olacağı bildirilmiştir. Bu bilgilere göre Hz. Mehdi
çok etkili yöntemler kullanacak, her konuda başarılı
sonuçlar elde edecektir. Bu başarısına karşılık, kendisine
çok yoğun saldırılar olmasına rağmen bunlardan hiç etkilenmeyecektir.
Bediüzzaman da bu sözüyle Hz. Mehdi'nin herkesin anlayamayacağı
vehbi (çalışmakla kazanılmayıp Allah'ın lütfuyla olan)
ilimlere de vakıf bir şahıs olacağını ifade etmiştir.
Bediüzzaman'ın bu sözünden anlaşıldığı üzere, Hz. Mehdi
döneminde hayret verici olaylar da yaşanacaktır. Hadislerde
bildirildiğine ve İslam alimlerinin ifadelerine göre,
olağanüstü doğa olayları, beklenmedik siyasi değişimler,
teknolojinin hızla gelişmesi, dünya çapında tebliğ yapılması
benzeri görülmemiş bir dönem olacağını anlatmaktadır.
Hz. Mehdi her an Allah'ın yakın takibine ve yardımına
mazhar olacaktır. Bu nedenle, Bediüzzaman'ın da belirttiği
gibi, iman gözüyle bakmayanların şaşıracağı, kolay kolay
açıklayamayacağı harikalıkta başarılara vesile olacaktır.
ONA:
Bediüzzaman burada da Hz. Mehdi için "11.
KEZ" "O" kelimesini kullanmaktadır. Bu, hem tekil
bir ifadedir hem de bir kişilik zamiridir. Dolayısıyla
Bediüzzaman böylece bir kez daha Hz. Mehdi'nin şahsı
manevi olarak değil, "BİR ŞAHIS"
olarak geleceğini ve bunun "tek
bir kişi" olacağını vurgulamaktadır. Bediüzzaman
kendisinin çalışmalarıyla bir şahsı maneviye değil,
kutlu bir zata ortam hazırladığını "ONA"
ifadesiyle açıkça söylemektedir.
YER HAZIR EDECEK:
Bediüzzaman burada "ONA YER HAZIR
EDECEK" ifadesini kullanarak, Hz. Mehdi'nin kendisinden
sonra gelecek bir kimse olduğunu bir kez daha açıklamıştır.
Bilindiği gibi "hazırlık"
bir şeyin öncesinde yapılan bir eylemdir. Halihazırda
mevcut olan, hazır bulunan bir şey için hazırlık yapılması
söz konusu değildir. Bediüzzaman da burada kendisinin
"Hz. Mehdi'nin gelişinden önce
böyle bir hazırlık içerisinde olduğunu" ifade
etmektedir. Bu da Hz. Mehdi'nin, Bediüzzaman'ın yaşadığı
dönemde henüz ortaya çıkmamış olduğunu, bu dönemin bir
"hazırlık devresi" olduğunu göstermektedir.
Hadislerde yer alan tariflere ve Bediüzzaman'ın açıklamalarına
göre, ahir zaman mücadelesi çok kapsamlı bir fikri mücadele
olacaktır. Bu fikri mücadelede Hz. Mehdi döneminde yaşayan
salih müminler görev aldığı gibi, kendisinden önce gelip
ona yer hazırlayacak yardımcıları, dostları da olacaktır.
Bediüzzaman da bu sözleriyle bu gerçeğe işaret etmektedir.
Büyük İslam alimi, kıymetli hizmetleri ile ahir zamanda
gelecek olan Hz. Mehdi'ye ortam hazırladığını dile getirmektedir.
Fikri mücadelesinin, hizmetlerinin, eserlerinin Hz.
Mehdi'nin çalışmalarına fayda sağlayacağını ve bunların
Hz. Mehdi tarafından kaynak olarak kullanılacağını ifade
etmektedir.
BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti):
"DÜMDAR" kelimesi "yardımcı
kuvvet" anlamına gelmektedir. Bediüzzaman, bu
sözüyle kendisini, asıl mücadeleyi yürüten zata imkan
hazırlayan yardımcı kuvvetlere benzetmiştir. Bu şekilde
kendisinden sonra gelecek olan ve yapacağı büyük fikri
mücadele ile İslam ahlakının getirdiği tüm güzellikleri
yeryüzüne hakim edecek olan Hz. Mehdi'nin bir yardımcısı
olduğunu ifade etmektedir.
O:
Bediüzzaman burada Hz. Mehdi'den "12.
DEFA" "O" zamirini kullanarak bahsetmekte ve
onun "TEK BİR ŞAHIS" olduğunu
vurgulamaktadır. Bediüzzaman'ın aynı ifadeyi defalarca
ve ısrarla tekrarlamış olması, kuşkusuz ki bunun bir
tevafuk olmadığını göstermektedir. Bediüzzaman son derece
bilinçli ve kasıtlı bir şekilde "Hz. Mehdi'nin
ahir zamanda gelecek TEK BİR KİŞİ" olduğunu
belirtmekte ve bunun dışında bir düşünceyi öne sürenler
için konuya açıklık kazandırmaktadır.
BÜYÜK KUMANDANIN:
Bediüzzaman Hz. Mehdi'den bahsederken
"O BÜYÜK KUMANDAN" sözlerini kullanarak Hz. Mehdi'nin
"kumandanlık vasfına"
da dikkat çekmektedir. Bir şahsı manevinin kumandanlık
sıfatı taşımasının söz konusu olamayacağı çok açıktır.
Bediüzzaman burada çok açık bir şekilde Hz. Mehdi'nin
bu görevi yerine getirecek "BİR
ŞAHIS" olduğunu ifade etmektedir.
PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden
bir askeri):
Bediüzzaman'ın burada kullandığı "PİŞDAR
BİR NEFER" ifadesi, "ÖNDEN
GİDEN ASKER" anlamını taşımaktadır. Bediüzzaman
bu sözüyle kendisini önden giden öncü kuvvetlere benzetirken,
Hz. Mehdi'nin kendisinden sonra geleceğini bir kez daha
vurgulamıştır. Bediüzzaman "kendisini
ÖNDEN GİDEN" bir kişi olarak nitelendirmekle;
"Hz. Mehdi'nin ise kendisinden
SONRA GELEN" bir kimse olduğunu netleştirmektedir.
Bediüzzaman burada ayrıca "BİR
NEFER" yani asker kelimesini kullanarak, kendisinin
Hz. Mehdi değil, onun bir yardımcısı ve ona hizmet eden
bir görevli olduğunu bir kez daha ifade etmektedir.
Bediüzzamanın kendisini bir "HİZMETKARI,
ÖNCÜSÜ" olarak vasıflandırdığı ve bu kadar övgüyle,
saygıyla bahsettiği Hz. Mehdi, tüm İslam alemi tarafından
asırlardır beklenmektedir. Bediüzzaman da bu açıklamalarıyla,
Hz. Mehdi'nin ahir zamanda, Allah'ın izniyle, muhakkak
ortaya çıkacağını müminlere müjdelemektedir.
HAKİKİ BEKLENİLEN ve BİR ASIR
SONRA GELECEK O ZAT dahi bu zamanda gelse...
(Kastamonu Lahikası, s. 57)
Bediüzzaman Said Nursi, Hz. Mehdi'nin henüz gelmediğini,
Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı
devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir:
BİR ASIR SONRA GELECEK:
Bediüzzaman burada Hz. Mehdi için bir kez daha "GELECEK"
kelimesini kullanmış ve onun kendi yaşadığı dönemde
henüz gelmediğini ve "İLERİDE
GELECEĞİNİ" tekrar belirtmiştir. Bu sözüyle aynı
zamanda Hz. Mehdi'nin "manevi bir kişilik" değil, "GELMESİ
BEKLENEN BİR İNSAN" olduğunu da bir kez daha
vurgulamıştır.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözünde, gelmesi beklenilen
bu mübarek zatın geliş zamanını da müjdelemektedir.
Hz. Mehdi'nin "KENDİSİNDEN BİR
ASIR SONRA, YANİ HİCRİ 1400'LÜ YILLARDA" ortaya
çıkacağını haber vermektedir. Kuşkusuz ki eğer Bediüzzaman
Hz. Mehdi'nin kendi döneminde yaşadığını düşünseydi,
böyle uzak bir tarih vermez, aksini açıkça ifade ederdi.
Demek ki Bediüzzaman'ın bu konudaki kanaati hiçbir itiraza
yer bırakmayacak kadar kesindir.
ZAT:
Bediüzzaman, burada Hz. Mehdi'den "O
ZAT" diyerek bahsetmekte ve Hz. Mehdi'nin mübarek
şahsının geleceğini haber vermektedir. Bediüzzaman bir
şahsı maneviden ya da topluluktan söz etmemektedir.
Üçüncü tekil şahsı ifade eden
"O" zamirini ve "tek bir kişi"yi ifade eden "ZAT"
sözcüğünü kullanmaktadır. Bediüzzaman böylece Hz. Mehdi'nin
yalnızca "TEK BİR KİŞİ"
olacağını da açıklamaktadır.
Bir vechi (sebebi) şudur ki: SİHİR
VE MANYETİZMA VE İSPİRTİZMA GİBİ İSTİDRACI HARİKALARIYLA
(hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle)
KENDİNİ MUHAFAZA EDEN VE HERKESİ TESHİR EDEN (büyüleyen,
aldatan) O DEHŞETLİ DECCAL'İ yok edebilecek,
mesleğini değiştirecek; ANCAK
HARİKA VE MU'CİZATLI VE UMUMUN MAKBULÜ (mucizeleri
olan ve herkesin kabul ettiği) BİR
ZAT OLABİLİR Kİ O ZAT en ziyade alakadar ve ekser
insanların (insanların çoğunluğunun) Peygamberi olan
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'DIR. (Şualar, s. 493)
Bediüzzaman, Mesih Deccal'in birtakım olağanüstü güçlerle
insanları aldatmaya çalışacağını ancak onun bu fitnesinin,
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelmesiyle tamamen
ortadan kalkacağını anlatmaktadır:
SİHİR VE MANYETİZMA VE İSPİRTİZMA GİBİ
İSTİDRACI HARİKALARIYLA (HİPNOZ VE RUHLARLA BAĞLANTI
TARZINDAKİ SAHTE MUCİZELERİYLE)... HERKESİ TESHİR EDEN
(BÜYÜLEYEN, ALDATAN) O DEHŞETLİ DECCAL'İ:
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda
Deccal'in birtakım olağanüstü güçlere sahip olacağına
dikkat çekmektedir. Deccal'in sahte mucizeler göstereceğini
bildiren hadislerden bazıları şu şekildedir:
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir
bedeviye: "Söyle bakayım! Eğer ben SENİN İÇİN ANANI
VE BABANI DİRİLTİRSEM benim senin Rabbin olduğuma
şehadet eder misin?" diyecek. Bedevi de: "Evet," diyecek.
Bunun üzerine İKİ ŞEYTAN ONUN BABASI VE ANASI SURETLERİNDE
ONA GÖRÜNECEKLER... (Sünen-i İbni Mace, 4077)
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir
kişiye musallat kılınarak O KİŞİYİ ÖLDÜRÜP TESTEREYLE
BİÇECEK. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş
olarak (ayrı ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal
(orada bulunanlara): "Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız.
ŞİMDİ BEN ONU DİRİLTECEĞİM.." diyecektir. (Sünen-i
İbni Mace, 4077)
Hadislerde, Deccal'in yalancı mucizelerini, fitnelerini
insanlara kabul ettirebilmek için kullanacağı bildirilmektedir.
(Allahu Alem) Zayıf akıllı insanlar bunları adeta birer
"mucize" zannedebilirler. Oysa mucize Allah'ın veli
kullarına lütfettiği bir nimettir. Deccal'in gösterdiği
olağanüstü olaylar ise birer istidrac yani Allah'ın
insanları denemek için yarattığı ve inkarcılarda görülen
yalancı mucizelerdir.
Bediüzzaman, Deccal'in bu aldatıcı yöntemleri kullanarak
insanların çoğunu etkisi altına alacağını belirtmektedir.
Hadislerde de Deccal'in, hipnotizma ve büyü gösterileri
gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya
imanen zayıf olan bazı insanları etkisi altına alabileceği
haber verilmektedir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının
Hz. İsa'yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir
dönemde, Deccal'in gösterdiği bu yalancı mucizeler ve
hileler, pek çok kişinin Deccal'e aldanmasına neden
olabilecektir. Bediüzzaman buradaki sözüyle, Deccal'in
bu özelliğini vurgulayarak, aynı zamanda onun bir şahsı
manevi olmadığını da ifade etmektedir. Bediüzzaman,
Deccal'in insanları kandırabilecek özellikte, hipnoz
ve büyü gibi aldatıcı yöntemler kullanabilme yeteneğine
sahip olduğundan bahsederek bu durumu açıklığa kavuşturmuştur.
Kuşkusuz Bediüzzaman'ın Deccal konusundaki bu anlatımları
doğrultusunda Deccal'in bir şahıs olduğunu kabul edip,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusunda verdiği onlarca delil
ve detaya rağmen onların birer şahsı manevi olabilecekleri
ihtimalini öne sürmek çok yanlış bir yaklaşım olur.
Yüksek ilim sahibi bir şahıs olan Bediüzzaman kuşkusuz
ki tüm sözlerini, Müslümanları en doğru bilgilendirecek
şekilde açıklamış, bu konuda da hiçbir şüpheye yer bırakmayacak
bir üslupla "Deccal gibi Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'nin de BİRER ŞAHIS olduklarını" ifade
etmiştir.
ANCAK HARİKA VE MU'CİZATLI VE UMUMUN
MAKBULÜ (MUCİZELERİ OLAN VE HERKESİN KABUL ETTİĞİ) BİR
ZAT OLABİLİR Kİ:
Bediüzzaman, Mesih Deccal'in fitnesini ortadan kaldırabilecek
kişinin ise, Allah'ın rahmetiyle, mucizeleri olan ve
insanların çoğunun kendisine tabi olduğu mübarek "BİR
ZAT" olacağını söylemektedir. Sözünün devamında
da bu kutlu kişinin Hz. İsa olduğunu bildirmektedir.
Bu son derece açık ve farklı başka hiçbir düşünceye
yer vermeyecek netlikte bir sözdür: Bediüzzaman açıkça
"Hz. İsa'nın BİR ŞAHIS olduğunu"
ifade etmekte, bu kesin ifadesiyle onun bir şahsı manevi
olabileceği yönündeki tüm düşünceleri kökten reddetmektedir.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı "HARİKA
VE MUCİZATLI VE UMUMUN MAKBULU BİR ZAT" sözleriyle,
Hz. İsa'nın yine bir şahıs olduğunu ortaya koyan önemli
bazı özelliklerini vurgulamaktadır. Bediüzzaman "Hz.
İsa'nın harikalar ve mucizeler gösterebilen BİR ZAT
olduğunu" belirtmiştir. Ayrıca "Hz.
İsa'nın insanların büyük bir kısmı tarafından kabul
gören BİR ZAT olduğunu" hatırlatmaktadır. Kuşkusuz
ki üstün bir ilme sahip olan Bediüzzaman bir şahsı manevinin
mucize göstermesinin mümkün olmayacağını çok iyi bilmektedir.
Aynı şekilde bir şahsı manevinin "umumun makbulü bir
zat" olamayacağını da bilmekte, Hz. İsa'yı tanıtan tüm
bu özellikleri çok bilinçli bir şekilde kullanarak onun
"BİR ŞAHIS" olarak yeryüzüne
ikinci defa geleceğini tüm Müslümanlara müjdelemektedir.
O ZAT... HZ. İSA ALEYHİSSELAM'DIR:
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber
verdiği gibi Deccal'in fitnesini Hz. İsa'nın ortadan
kaldıracağını bildirmektedir:
Allah'ın düşmanı olan MESİH-İ DECCAL,
İSA ALEYHİSSELAM'I GÖRÜNCE, TUZUN SUDA ERİDİĞİ GİBİ
ERİR. Hz. İsa onu terk edip bıraksa bile
helak oluncaya kadar eriyip gidecektir. Lakin ALLAH
ONU BİZZAT İSA ALEYHİSSELAM'IN ELİYLE YOK EDECEKTİR.
(Müslim, Kitabü'l Fiten: 34)
... DECCAL ORTALIĞA FİTNE SAÇARKEN CENAB-I
HAK, MESİH MERYEM OĞLU İSA'YI GÖNDERİR... Nefesini
idrak eden her kafir mutlaka yok olur. İsa (a.s) Deccal
ile Lüdd kapısında (Beytül Makdis'e yakın bir belde)
karşılaşır VE ONU YOK EDER. (Sahih-i
Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s.
104)
... Müteakiben HZ. İSA, DECCAL'İ ARAR
ve nihayet Beytü'l Makdis'e yakın bir yer olan Bab-ü
Lüdd (Lüdd Kapısı) denilen mevkide yetişerek, ONU
YOK EDER. (Sahih-i Müslim, c. 4/2251-2255;
İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri,
Bedir Yayınevi, s. 491)
Bediüzzaman Şualar adlı eserinde Hz. İsa için "2.
KEZ" kullandığı "O ZAT"
ifadesiyle, Hz. İsa'nın "BİR ŞAHIS"
olduğunu açıkça belirtmiştir. Bediüzzaman burada "İki
veya üç zat" dememiştir. Aksine Hz. İsa'dan bahsederken
kullandığı tüm sözler hep "TEKİL"
ifadelerdir; ve tümünde de
"TEK BİR ŞAHISTAN" bahsetmektedir. Bediüzzaman
bu açıklamalarıyla bir kez daha Hz. İsa'nın bir şahsı
manevi olmadığını, "MÜBAREK BİR
İNSAN" olduğunu çok açık ifadelerle ortaya koymuştur.
Hatta HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'IN
NÜZULÜ (yeryüzüne inişi) dahi ve KENDİSİ
İSA ALEYHİSSELAM OLDUĞU, NUR-U İMANIN DİKKATİYLE
(imanın ışığıyla) BİLİNİR; HERKES
BİLEMEZ Hatta DECCAL VE SÜFYAN GİBİ EŞHAS-I MÜDHİŞE
(ürkütücü şahıslar) KENDİLERİ
DAHİ KENDİLERİNİ BİLMİYORLAR... (Şualar,
s. 487)
Bediüzzaman, Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne ikinci
kez geleceğini bildirmekte, ancak bu mübarek zat geldiğinde
herkesin kendisini tanımayacağına dikkat çekmektedir:
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'IN NÜZULÜ
(YERYÜZÜNE İNİŞİ):
Bediüzzaman "HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'IN
NÜZULÜ" sözleriyle Hz. İsa'nın, Allah'ın bir
mucizesi olarak ahir zamanda insani bedeniyle gökyüzünden
yeryüzüne ineceğini anlatmaktadır. Bediüzzaman verdiği
bu bilgilerle Hz. İsa'nın ahir zamanda Hıristiyan toplumunun
başında bir mana ya da manevi bir lider olarak değil,
bizzat hidayet önderi "BİR ŞAHIS"
olarak bulunacağını kesin ifadelerle açıklamaktadır.
KENDİSİ İSA ALEYHİSSELAM OLDUĞU:
Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. İsa'nın yeryüzüne ilk
indiği zaman, kendisinin de Hz. İsa olduğunu önceleri
bilmeyeceğini, ancak daha sonra farkına varacağını bildirmiştir.
"Böyle bir şuur ve bilincin
bir şahsı manevi için söz konusu olamayacağı" çok
açıktır. "BİLME" ve "ANLAMA"
kavramları ancak "BİR İNSAN"
için geçerli olabilir. Ancak "bir
insan kendisinin kim olduğunu anlayabilir", içerisinde
bulunduğu durumu fark edebilir. Bediüzzaman da bu durumu
çok iyi bilen bir kimse olarak bu sözleri kullanmış
ve Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını açıkça ifade
etmiştir.
Bediüzzaman'ın bu gerçeği vurguladığı ifadelerinden
biri de "KENDİSİ" kelimesidir.
Bu kelime de yine "ŞAHIS" ifade
eden bir kavramdır ve Bediüzzaman bu yolla "Hz.
İsa'nın maddi varlığı olan mübarek BİR ŞAHIS olarak
geleceğini" tekrar dile getirmektedir.
NUR-U İMANIN DİKKATİYLE (İMANIN IŞIĞIYLA)
BİLİNİR; HERKES BİLEMEZ:
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceği Kuran'da
bildirilmiş ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber
verilmiş bir gerçektir. Bediüzzaman, çevresindeki insanların,
Hz. İsa'nın ahir zamanda beklenen peygamber olduğunu
ancak "İMANLARIYLA FARK EDEBİLECEKLERİNİ"
söylemiştir. Bu da yine Bediüzzaman'ın Hz. İsa'dan bir
şahsı manevi olarak söz etmediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman burada açıkça insanların bir şahsı maneviyi
değil, "BEKLEDİKLERİ BİR ŞAHSI"
tanımalarından bahsetmektedir. Bediüzzaman ayrıca "HERKES
BİLEMEZ" diyerek Hz. İsa'yı herkesin tanıyamayacağını
bir kez daha belirtmiş, bahsedilenin bir şahsı manevi
değil, maddi varlığıyla ortaya çıkacak "BİR
İNSAN" olduğunu tekrar vurgulamıştır. Bediüzzaman'ın
da belirttiği gibi Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde
de samimi olarak iman edenler imanlarının vesilesiyle,
Allah'ın izniyle bu mübarek zatı hemen tanıyacak, onun
yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.
DECCAL VE SÜFYAN GİBİ EŞHAS-I MÜDHİŞE
(ÜRKÜTÜCÜ ŞAHISLAR) KENDİLERİ DAHİ KENDİLERİNİ BİLMİYORLAR:
Bediüzzaman, bu sözleriyle Mesih Deccal ve Süfyan Deccal
gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye karşı inkara dayalı bir
mücadele verecek olan ahir zaman şahıslarının da herkes
tarafından teşhis edilemeyeceğine dikkat çekmektedir.
Bediüzzaman burada kullandığı "EŞHAS-I
MÜDHİŞE" sözlerinde geçen "EŞHAS-I"
kelimesiyle, Süfyan ve Deccal'in "BİRER
ŞAHIS" olduğunu belirtmektedir. Bediüzzaman eserlerinde
şahıs anlamına gelen benzer kelimeleri Hz. İsa ve Hz.
Mehdi için de kullanmaktadır. Süfyan ve Deccal'in şahıs
olarak ortaya çıkacağını kabul edip, Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'nin ise sadece şahsı manevilerinin olacağını düşünmek
son derece çelişkilidir. Bediüzzaman'ın da bildirdiği
gibi, Süfyan Deccal ve Mesih Deccal nasıl birer şahıs
olarak ortaya çıkıyorlarsa, bunların fitnelerini ortadan
kaldıracak olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi de Allah'ın izniyle
ahir zamanda mübarek zatlarıyla ortaya çıkacaklardır.
Hattâ, "HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM
GELİR, HZ. MEHDİ'YE NAMAZDA İKTİDA EDER (uyar),
TABİ OLUR." diye rivayeti
BU İTTİFAKA (birleşmeye) VE HAKİKAT-I KUR'ANİYE'NİN
METBUİYETİNE VE HAKİMİYETİNE (Kuran hakikatlerine uyulmasına
ve tabi olunmasına) İŞARET EDER. (Şualar, s. 493)
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifinde Hz.
İsa'nın, Hz. Mehdi'nin arkasında namaz kılacağını bildirmiştir:
İmamları salih bir insan olan Mehdi
olduğu halde, Beytü'l Makdis'e sığınırlar. Orada imamları
kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği
bir sırada, bir de bakarlar ki, Meryem oğlu İsa sabah
vaktinde inmiştir. Mehdi, Hz. İsa'yı öne geçirmek
için arkaya çekilir. Hz. İsa onun omuzlarına elini
koyar ve ona der ki, "Geç öne namazı kıldır. Zira
kamet (farz namazı kılmak için okunan ezan; namaza
başlama işareti) senin için getirilmiştir."... (Ebu
Rafi'den rivayet edilmiştir; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet,
Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s.
495-496)
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in bu hadisine dikkat
çekmekte, bu olayın Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çıkışlarının
önemli alametlerinden biri olduğunu hatırlatmaktadır.
Bediüzzaman sözlerinde ayrıca Hz. İsa ve Hz. Mehdi döneminde
Allah'ın izniyle, İslam ahlakının tüm dünyaya hakim
olacağını ifade etmektedir. Bu hakimiyete, Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'nin ittifakıyla yürütülecek büyük fikri mücadelenin
vesile olacağını belirtmektedir.
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELİR, HZ.
MEHDİ'YE NAMAZDA İKTİDA EDER (UYAR), TÂBİ OLUR:
Bediüzzaman bu sözünde Peygamberimiz (sav)'in sahih
hadisleri doğrultusunda "HZ. İSA'NIN,
HZ. MEHDİ İLE BİRLİKTE NAMAZ KILACAĞINI" belirtmiştir.
Namaz, Rabbimiz'in insanlar için farz kıldığı bir ibadettir.
Şahsı manevilerin birlikte namaz kılması, namazda imamlık
yapmaları mümkün değildir. Bediüzzaman da bu gerçeğin
kuşkusuz ki çok iyi bilincindedir ve bu sözleriyle,
Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin "BİRER
ŞAHIS" olarak ortaya çıkacaklarını haber vermektedir.
Hz. İsa, yeryüzüne önceki gelişinde namaz ibadetini
yerine getirdiği gibi ikinci kez gelişinde de Allah'ın
izniyle bu ibadetine devam edecektir. Kuran'da bu konu
şöyle bildirilmektedir:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın
kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber
kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve
HAYAT SÜRDÜĞÜM MÜDDETÇE, BANA NAMAZI VE ZEKATI VASİYET
(EMR) ETTİ." (Meryem Suresi, 30-31)
Ahir zamanda Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin mübarek şahısları
ortaya çıkacak, Hz. İsa, Hz. Mehdi'nin imamlığında namaz
kılacak, bu iki mübarek zatın yapacakları büyük fikri
mücadele neticesinde İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.
Bediüzzaman pek çok sahih hadiste yer alan bu konuyu
hatırlatarak, Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin geldiklerinde
karşılıklı diyalog içerisinde olacaklarını bildirmektedir.
Bunun için her iki kutlu şahsın da aynı dönemde ortaya
çıkmaları ve biraraya gelmeleri gerekmektedir. Ancak
Bediüzzaman hayattayken böyle bir olay gerçekleşmiş
değildir. Hz. İsa'nın gelişi ve Hz. Mehdi'yle birlikte
namaz kılmaları tüm dünya Müslümanları tarafından beklenmektedir.
Ayrıca hem iki Deccal'in sıfatları ve halleri ayrı
ayrı olduğu halde, mutlak gelen RİVAYETLERDE
İLTİBAS OLUYOR (karıştırılıyor), BİRİ
ÖTEKİ ZANNEDİLİR. HEM "BÜYÜK
MEHDİ"NİN HALLERİ SABIK MEHDİLERE (önceki Mehdilere)
İŞARET EDEN RİVAYETLERE MUTABIK
(uygun) ÇIKMIYOR,
hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis)
hükmüne geçer. (Şualar, s. 582)
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanla ilgili
hadislerinde bahsi geçen Deccallerin özelliklerinin
ve faaliyetlerinin birbirine benzediğini; bu sebeple
birinin diğeri zannedilebildiğini söylemektedir. Ancak
bu hadislerde "Büyük Mehdi"ye dair bildirilen özelliklerin,
"sabık Mehdiler" olarak bahsettiği, önceki dönemlerde
gelmiş olan müceddidlerden çok farklı olduğunu belirtmiştir:
RİVAYETLERDE İLTİBAS OLUYOR (KARIŞTIRILIYOR)
BİRİ ÖTEKİ ZANNEDİLİR):
Bediüzzaman "İLTİBAS OLUYOR (KARIŞTIRILIYOR)
BİRİ ÖTEKİ ZANNEDİLİR" sözleriyle, hadislerde
bahsi geçen Deccallerin karıştırılabildiğini hatırlatmıştır.
Bediüzzaman ahir zamanda gelecek "Büyük
Mehdi" ile "sabık Mehdiler" arasında ise böyle
bir karıştırmanın söz konusu olamayacağını belirtmiştir.
Bunun sebebinin de "Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde sabık Mehdiler ile ilgili olarak
verilen bilgilerin Büyük Mehdi'nin özellikleri ile uyuşmaması"
olduğunu ifade etmiştir.
Bediüzzaman bu sözleriyle "BÜYÜK
MEHDİ"nin "geçmiş zamanlarda
gelmemiş olduğunu", bu mübarek şahsın,
"Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği tüm özelliklere birden
sahip olmasıyla tanınacağını" dile getirmiştir.
Zira bir kişinin Mehdi olabilmesi için Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde bildirilen özelliklerin tamamını
birden üzerinde göstermesi gerekmektedir. Yoksa bazı
alametlerin var zannedilmesiyle, o kişinin Mehdi olduğunun
düşünülmesi doğru değildir. Hz. Mehdi, Allah'ın izniyle
ortaya çıktığı zaman, Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği
tüm bu alametleri üzerinde taşıyacaktır. Peygamberimiz
(sav)'in bildirdiği gibi "seyyid", yani Peygamberimiz
(sav)'in soyundan olacak, İslam ahlakını tüm dünyaya
hakim kılacak, yeryüzüne benzersiz bir adalet, huzur,
bolluk ve bereket getirecektir. Bediüzzaman da buradaki
sözleriyle bu alametlerin farklılığına dikkat çekmiş,
bu özelliklerle uyuşmayan şahısların Hz. Mehdi olamayacağını
hatırlatmıştır.
Bediüzzaman bu konuyu anlatığı sözlerinde bir başka
konuyu daha vurgulamış, hadislerde bildirilen Deccallerin,
sabık Mehdilerin ve Hz. Mehdi'nin "manevi kişilikler"
değil, "BİRER ŞAHIS" olduklarını
belirten açıklamalar da yapmıştır. Zira "BİRİ"
ve "ÖTEKİ" sözleri burada
"KİŞİ" ifade eden zamirler olarak kullanılmıştır. Bediüzzaman
bu sözleriyle hem "SABIK MEHDİLERİN"
hem de "BÜYÜK MEHDİ"nin
"BİRER ŞAHIS" olduklarını
ifade etmektedir.
HEM "BÜYÜK MEHDİ"NİN HALLERİ
SABIK MEHDİLERE (önceki mehdilere) İŞARET EDEN RİVAYETLERE
MUTABIK (UYGUN) ÇIKMIYOR:
Bediüzzaman eserlerinde sabık Mehdilerin, ahir zaman
Mehdisi'nin üç büyük görevini yerine getiremedikleri
için Büyük Mehdi olamayacaklarını anlatmıştır. Bunun
bir diğer sebebinin ise yukarıda da açıklandığı gibi,
Büyük Mehdi'nin özelliklerinin Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde sabık Mehdilere dair bildirdiği özelliklere
uymaması olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla
Hz. Mehdi'nin, ortaya çıktığında bu özelliklere sahip
olmasıyla tanınıp teşhis edilebileceğini hatırlatmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirdiği, Hz.
Mehdi'nin ahlakına, fiziksel özelliklerine, soyuna,
mücadelesine, yerine getireceği faaliyetlere ait alametler
görülmediği takdirde ise, bir kişinin Hz. Mehdi olabileceğinden
bahsedilemeyeceğini belirtmiştir. Dolayısıyla da verdiği
bu bilgilerle, hadislerde bildirilen müjdelerin henüz
gerçekleşmediğine ve Hz. Mehdi'nin geçmiş dönemlerde
gelmiş bir şahıs olmadığına dikkat çekmiştir.
Bediüzzaman bu sözleriyle aynı zamanda Hz. Mehdi'nin
manevi bir varlık olmadığını, "BİR
ŞAHIS" olarak müminlerin başında bulunup, onlara
önderlik edeceğini de açıklamıştır. Şöyle ki:
1- Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs
olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi ile aralarındaki
farkı açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de "BİR
ŞAHIS"tır.
2- Önceki Mehdiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir.
Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Bu
görevlerin yapılabilmesi ise, bir şahsın var olmasını
gerektirmektedir. Demek ki Büyük Mehdi de "BİR
ŞAHIS" olacaktır.
3- Büyük Mehdi, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
tarif ettiği sabık Mehdi'lere dair özelliklere uymamaktadır.
Büyük Mehdi, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde müjdelediği
ahir zaman Mehdisi'nin özelliklerini taşıyacaktır. Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen
bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından
bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da burada Büyük Mehdi'nin,
hadislerde anlatılan sabık Mehdilerden bu farkına dikkat
çekerek, yine "BİR ŞAHIS"tan
bahsettiğini ifade etmiştir.
Bu açıklamalarda bahsi geçen "sabık Mehdilerin" birer
şahıs oldukları kabullenilirken, Bediüzzaman'ın aynı
açıklamalarında yine bir şahıs olacağını belirttiği
"Büyük Mehdi"nin "bir şahsı manevi" olacağı düşüncesini
öne sürmek elbette ki çelişkilidir. Böyle bir durumda,
rivayetlerde belirtilen ahir zaman Mehdisi'nden önce
gelen tüm Mehdilerin de birer şahsı manevi olması gerekirdi
ki, böyle bir durum olmamıştır. Dolayısıyla da böyle
bir yaklaşım son derece yanlış ve mantıksızdır. Bediüzzaman'ın
da müjdelediği gibi, Peygamberimiz (sav)'in rivayetlerindeki
özelliklere sahip olmasıyla tanınacak olan Büyük Mehdi,
ahir zamanda "BİR ŞAHIS" olarak
ortaya çıkacak ve Allah'ın izniyle Bediüzzaman'ın belirttiği
üç görevi birden bizzat yerine getirecektir.
... HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM,
İSEVÎLİK ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEREK DİNSİZLİĞİN
ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEN DECCAL'İ yok eder...
(Mektubat, s. 6)
Bediüzzaman bu sözünde, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci
kez geleceğini ve Deccal'in fitnesini fikren etkisiz
hale getireceğini bildirmektedir:
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM, İSEVİLİK
ŞAHSI MANEVİSİNİ TEMSİL EDEREK:
Bediüzzaman bu sözünde "HZ. İSA'NIN
HIRİSTİYANLIĞIN ŞAHSI MANEVİSİNİ TEMSİL ETTİĞİNİ"
belirtmektedir. Bediüzzaman, tarih boyunca gönderilmiş
tüm elçiler ve peygamberler gibi, Hz. İsa'nın da onu
destekleyen, ona inanan ve onu takip eden kimselerden
oluşan bir şahsı manevisi olacağını bildirmektedir.
Ancak Bediüzzaman "İSEVİLİK ŞAHSI
MANEVİSİNİ TEMSİL EDEREK" sözleriyle, Allah'ın
adetullahına (Allah'ın kanununa) uygun olarak "HZ.
İSA'NIN DA BU ŞAHSI MANEVİNİN BAŞINDA BİZZAT BİR HİDAYET
ÖNDERİ OLARAK BULUNACAĞINI" ifade etmektedir.
Nitekim bir şahsı manevinin bir şahsı maneviyi temsil
etmesi söz konusu değildir. Bir şahsı manevinin oluşabilmesi
için, onun başında öncelikle "BİR
ŞAHSIN" var olması gerekmektedir. Bediüzzaman
da bu gerçeği vurgulayarak Hz. İsa'nın bir şahsı manevi
olmadığını, kendi şahsı manevisinin başında bulunacağını
ve onlara bizzat önderlik edeceğini açıklamaktadır.
Bediüzzaman'ın belirttiği bu gerçekler bir iki soru
sorulduğunda da kolaylıkla anlaşılmaktadır:
1- İsevilik şahsı manevisini bir kişi
temsil ediyor. Bu kimdir?
Hz. İsa.
2- Hz. İsa kimi temsil ediyor?
İsevilik şahsı manevisini.
Bu soruların cevapları Bediüzzaman'ın Hz. İsa'dan ve
şahsı manevisinden ayrı kavramlar olarak bahsettiğini
açıkça ortaya koymaktadır.
DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL
EDEN DECCAL'İ:
Bediüzzaman aynı Hz. İsa gibi Deccal'in de bir şahsı
manevisi olacağını belirtmektedir. Ancak Bediüzzaman
"DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVİSİNİ
TEMSİL EDEN DECCAL'İ" sözleriyle, Deccal'in de
yine "BİR ŞAHIS OLARAK BU ŞAHSI
MANEVİNİN BİZZAT BAŞINDA BULUNACAĞINI" ifade
etmektedir.
Bediüzzaman eserlerinde, Peygamberimiz (sav)'in ahir
zamanda geleceğini müjdelediği tüm isimlerin birer şahıs
olduklarını çeşitli delillerle açıklamıştır. Deccal
de bu ahir zaman şahıslarından biridir. Bediüzzaman
Deccal'in bir şahıs olacağını ne kadar detaylandırarak
açıkladıysa, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahıs olacakları
konusunda da aynı açıklıkta deliller ortaya koymuştur.
Kuşkusuz ki Bediüzzaman'ın bu anlatımlarından bir kısmını
farklı yorumlayıp, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı
manevi, ancak Deccal'in bir şahıs olacağını düşünmek
çok yanlış bir yaklaşım olacaktır. Zira Bediüzzaman
Deccal gibi, "Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
de BİRER ŞAHIS OLARAK geleceklerini" ısrarla
tekrarlamış ve bunları delilleriyle birlikte açıklamıştır.
... Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri
mana budur ki: ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı
(akımı) kuvvet bulacak: Birisi: Nifak perdesi altında
(inkarcı olduğu halde Müslüman gibi görünerek) Risalet-i
Ahmediyeyi (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in elçiliğini
ve yolunu) inkar edecek SÜFYAN
NAMINDA (adında) MÜDHİŞ
BİR ŞAHIS ehl-i nifakın (münafık karakterli kimselerin)
başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin (İslam dininin)
tahribine (yıkılmasına) çalışacaktır. Ona karşı AL-İ
BEYT-İ NEBEVİNİN SİLSİLE-İ NURANİSİNE (Peygamberimiz
(sav)'in nurani soyuna) BAĞLANAN EHL-İ VELAYET (velilerin)
VE EHL-İ KEMALİN (kamil iman sahiplerinin) BAŞINA
GEÇECEK AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in
soyundan) MUHAMMED MEHDİ İSMİNDE
BİR ZAT-I NURANİ (nurlu bir şahıs) O SÜFYANIN
ŞAHS-I MANEVİSİ OLAN CEREYAN-I MÜNAFİKANEYİ (münafıklık
akımını) YOK EDİP DAĞITACAKTIR. (Mektubat, s. 53)
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, ahir
zamanda inkarcı felsefelerin yayılması için çaba harcayacak
bir şahıs olduğu bildirilen Süfyan'dan bahsetmektedir.
Bediüzzaman Süfyan'ın fitnesinin, Hz. Mehdi'nin fikri
mücadelesi ile ortadan kaldırılacağını haber vermektedir:
SÜFYAN NAMINDA (ADINDA) MÜDHİŞ BİR
ŞAHIS:
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirdiği ahir
zaman şahıslarından biri de "Süfyan"dır.
Hadislerde, Süfyan'ın özellikleri ve yürüteceği olumsuz
faaliyetler hakkında çeşitli bilgiler verilmiştir. Bediüzzaman
da, bu sözünde Süfyan'ın yapacağı bu faaliyetlerden
bahsetmekte, onun inkara dayalı mücadelesinin Hz. Mehdi
vesilesiyle son bulacağını bildirmektedir. Bediüzzaman,
burada kullandığı "SÜFYAN NAMINDA
MÜTHİŞ BİR ŞAHIS" ifadesiyle Süfyan'ın manevi
bir varlık değil, "BİR ŞAHIS"
olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz (sav) de hadislerinde
Süfyan'ın fiziksel görünümü, kusurları ve hastalıkları
hakkında bilgi vererek, Süfyan'ın bir şahıs olduğunu
çok açık bir şekilde anlatmıştır.
Aynı durum Hz. İsa ve Hz. Mehdi için de geçerlidir.
Hem Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde hem de Bediüzzaman'ın
eserlerinde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin fiziksel özellikleri,
mücadeleleri, faaliyetleri gibi konularda çok detaylı
bilgiler verilmiştir. Böyle bir durumda Süfyan'ın bir
şahıs olacağını kabul edip, Hz. İsa veya Hz. Mehdi'nin
birer şahıs olarak ortaya çıkacaklarını kabul etmemek
akla ve mantığa uygun değildir. Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde bildirilen tüm ahir zaman şahısları "BİRER
FERT" olarak ortaya çıkacaklardır ve onların
vesilesiyle ahir zamanda insanlık çok büyük olaylara
tanıklık edecektir. Hz. Mehdi, Süfyan'ın İslam aleminde
yaptığı manevi tahribatı bizzat ortadan kaldıracak,
İslam ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin
yeniden canlanmasını ve dünya çapında yayılmasını sağlayacaktır.
Bediüzzaman da bu sözünde bu gerçeği dile getirmiş,
"SÜFYAN NAMINDA MÜTHİŞ BİR ŞAHIS"
olarak bahsettiği Süfyan'ın, yine "BİR
ŞAHIS olduğunu bildirdiği Hz. Mehdi vesilesiyle fikren
etkisiz hale getirileceğini" bildirmiştir.
AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN SİLSİLE-İ NURANİSİNE
(PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN NURANİ SOYUNA) BAĞLANAN:
Bediüzzaman "AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN SİLSİLE-İ NURANİSİNE
BAĞLANAN" sözleriyle "Hz. Mehdi'nin, Peygamber Efendimiz
(sav)'in soyundan olan mübarek BİR ŞAHIS olduğunu" bildirmektedir.
Bir şahsı manevinin belirli bir soyunun olması akla
ve mantığa hiçbir şekilde uygun değildir. Ancak bir
insanın peygamber soyundan geleceğinden bahsedilebilir.
Bediüzzaman da bu sözüyle bu gerçeği bir kez daha vurgulayarak
Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını, Peygamberimiz
(sav)'in soyundan olan "BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmektedir.
EHL-İ VELAYET (VELİLERİN) VE KEMALİN
(KAMİL İMAN SAHİPLERİNİN) BAŞINA GEÇECEK:
Bediüzzaman, "EHL-İ VELAYET (VELİLERİN)
VE EHL-İ KEMALİN (KAMİL İMAN SAHİPLERİNİN) BAŞINA GEÇECEK"
sözleriyle, Hz. Mehdi'nin ortaya çıktığında, alimlerin
liderliğini üstleneceğini haber vermektedir. Hz. Mehdi,
Allah'ın pek çok ilim ve hikmetle nimetlendirdiği, çok
üstün ahlaklı mübarek bir şahıstır. Hz. Mehdi'nin ahlakının
ve imanının üstünlüğü pek çok hadiste detaylı olarak
tarif edilmektedir. Bu kutlu zat, ortaya çıktığında
hem devrinin müceddidi (her yüzyıl başında dini
hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere
gönderilen büyük İslam alimi, yenileyici) hem de
müçtehidi (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm
çıkaran büyük İslam alimi ve önderi) olacak, dini
Peygamber Efendimiz (sav) dönemindeki özüne döndürecektir.
Bu üstün özellikleri nedeniyle kendisi tüm alimlerin
önderi konumunda olacaktır. Kuşkusuz ki bir şahsı manevinin
alimlerden, velilerden ve kamil iman sahiplerinden oluşan
bir topluluğun lideri vasfını taşıması söz konusu değildir.
Ancak bir insan, böyle bir liderlik görevini üstlenebilir.
Bediüzzaman da bu sözleriyle bu gerçeği dile getirmiş,
Hz. Mehdi'nin bizzat mümin topluluğunun lideri vasfını
taşıyacak üstün vasıflı "BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmiştir.
AL-İ BEYT'TEN (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN
SOYUNDAN) MUHAMMED MEHDİ İSİMLİ BİR ZAT-I NURANİ (NURLU
BİR ŞAHIS):
Bediüzzaman, bu ifadesiyle Hz. Mehdi hakkında birkaç
önemli bilgi birden vermektedir. Öncelikle Bediüzzaman
"AL-İ BEYT'TEN" ifadesiyle bir kez daha Hz. Mehdi'nin
"PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN
GELEN BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" belirtmiştir.
Bunun yanı sıra "MUHAMMED MEHDİ
İSİMLİ" sözleriyle Hz. Mehdi'nin ismi hakkında
da bilgi vermiştir. Bediüzzaman Peygamberimiz (sav)'in
hadislerine dayanarak verdiği bu bilgiyle, Hz. Mehdi'nin
bir şahsı manevi olmadığını, "İSMİ
İLE MÜJDELENMİŞ BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" ifade etmiştir.
Bediüzzaman "BİR ZAT-I NURANİ"
ifadesiyle ise, Hz. Mehdi'nin "NURANİ
BİR ZAT" olduğunu bildirmektedir. Eğer Bediüzzaman
Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu vurgulamak isteseydi
burada "bir zat-ı nuraniden" değil, "şahsı manevi-i
nuraniden" bahsederdi. Ancak Bediüzzaman böyle bir şey
söylememiş, "bir zat-ı nurani" demiştir. Ayrıca burada
kullanılan "BİR" kelimesi
de bu konuyu bir başka açıdan daha açıklamakta, Hz.
Mehdi'nin "TEK BİR ŞAHIS"
olduğunu ifade etmektedir. "ZAT"
kelimesi de yine "birlik" ifade eden bir başka şahıs
ifadesidir. Bediüzzaman burada "iki zat", "üç zat" ya
da "birileri" ifadesini kullanmamış, Hz. Mehdi'nin açıkça
"tek bir zat" olduğunu
belirtmiştir.
Bu aynı zamanda da Bediüzzaman'ın broşürün başından
bu yana Hz. Mehdi için "8. KEZ"
kullandığı "ZAT" ifadesidir.
Çok açıktır ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den bir şahsı
manevi ya da bir topluluk olarak bahsetmemektedir. İsmini,
soyunu ve nurlu bir kimse olduğunu haber vererek, Hz.
Mehdi'nin kutlu "BİR ZAT",
"BİR KİŞİ" olduğunu defalarca
tekrarlamaktadır.
Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN
BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden
hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN
BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri
devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen
büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem HAKİM,
hem MEHDİ hem MÜRŞİD
(doğru yolu gösteren kişi) hem KUTB-U
AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük
evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak BİR
ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) GÖNDERECEK
ve O ZAT da, EHL-İ
BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan)
OLACAKTIR. Cenab-ı Hak
bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz alemini (yer
ile gök arasındaki alemi) bulutlarla doldurup boşalttığı
gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder
(dindirir) ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin
numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını
icad eden KADİR-İ ZÜLCELAL (herşeye
muktedir olan Yüce Allah) HZ.
MEHDİ İLE DE, ALEM-İ İSLAM'IN (İslam aleminin)
ZULÜMATINI (zulüm devrini,
karanlığını) DAĞITABİLİR.
VE VA'DETMİŞTİR VAADİNİ ELBETTE
YAPACAKTIR. (Mektubat, s. 411-412)
Bediüzzaman ahir zaman alametlerinin şiddetlendiği
dönemde Allah'ın insanların kurtuluşuna vesile olması
için Peygamberimiz (sav)'in soyundan nurani bir şahıs
olan Hz. Mehdi'yi göndereceğini bildirmiş ve bu kutlu
zatı geçmiş dönemlerdeki müceddidlerden ayıran özellikleri
anlatmıştır:
EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD ve EN BÜYÜK BİR
MÜCEDDİD:
Peygamberimiz (sav) hadislerinde her yüzyıl başında
insanlara din ahlakını ve hükümlerini anlatan, dönemin
ihtiyaçlarına göre açıklamalarda bulunan bir müceddid
gönderileceğini bildirmiştir. Örneğin İmam-ı Rabbani
1000. Hicri yılın müceddididir. Mevlana Halid-i Bağdadi
Hicri 1193 (Miladi 1779) yılında doğmuş, Hicri 1242
yılında (Miladi 1827) vefat etmiştir. Dolayısıyla bu
mübarek insan ittifakla Hicri 12. ve 13. asırlar arasındaki
müceddiddir. Bediüzzaman Said Nursi ise Mevlana Halid-i
Bağdadi'den tam 100 sene sonra, Hicri 1293 (Miladi 1878)
yılında doğmuştur. Vefatı ise Hicri 1379 (Miladi 1960)
yılıdır. Bediüzzaman da Hicri 12. asrın müceddidi Mevlana
Halid'den tam yüz sene sonra yayınlanan Risale-i Nur'un
müellifi (yazarı) olması sebebiyle kendisinin de 13.
ve 14. asırlar arasındaki müceddid olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ise kendisinden sonra geleceğini
-tarih vererek- bildirmiş, Hicri 14. ve 15. yüzyıllar
arasındaki "müceddid"in Hz. Mehdi olacağını müjdelemiştir.
Bediüzzaman bu sözünde de Hz. Mehdi için "EN
BÜYÜK MÜCEDDİD ve EN BÜYÜK MÜÇTEHİD" sıfatlarını
kullanmaktadır. "MÜCEDDİD"
dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklayan,
"MÜÇTEHİD" de ihtiyaç oluştuğunda
ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir.
Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam toplumlarına örnek
olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir.
Bu önderlerden kimi içtihat etme (hükümleri usulüne
uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya
koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep önderleri"
olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır.
İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu
önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehl-i
sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bediüzzaman
bu "müçtehid ve müceddid"lerin en büyüklerinin ise Hz.
Mehdi olacağını ifade etmiştir. Bu da Hz. Mehdi'nin
içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran
ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm
vermeye en yetkili kişi olarak, kendisinin de "tüm
mezhepleri kaldıracağını" göstermektedir. Zira
en büyük mezhep imamı olduğuna göre zaten tüm diğer
mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona
uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin "en
büyük müceddid ve müçtehid" olduğunu söyleyerek
onun tüm mezheplerin üstünde olacağını ifade etmiştir.
Geçmişten günümüze pek çok İslam alimi eserlerinde bu
konuya değinmişlerdir. İslam tarihinin en büyük alimlerinden
biri olan Muhyiddin Arabi ise "Fütühat-ül Mekkiye" isimli
eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir:
... MEHDİ, DİNİ PEYGAMBER'İN ZAMANINDA
OLDUĞU GİBİ AYNEN UYGULAYACAK. YERYÜZÜNDE MEZHEPLERİ
KALDIRACAK. HALİS HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP
KALMAYACAK. (Muhammed B. Resul El Hüseyin
El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)
Hüseyin Hilmi Işık ise, Saadet-i Ebediye adlı eserinde
Hz. Mehdi'nin bu özelliğini şöyle haber vermiştir:
HAZRET-İ MEHDİ, AHİR ZAMANDA DÜNYAYA
GELECEKTİR. Resullulah Efendimizin (sav) soyundan
olacaktır. İsa Aleyhisselam'la buluşacak, MEZHEPLERİ
KALDIRACAK, YALNIZ ONUN MEZHEBİ KALACAK. (H.
Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)
Bediüzzaman Said Nursi bilindiği gibi Şafi mezhebindendir.
Bir mezhep sahibi değildir ve bir başka mezhep kurucusuna
tabi olmuştur; İmam Şafi'yi imamı olarak kabul etmiştir.
Bediüzzaman bu konuyu eserlerinde şöyle ifade etmiştir:
"Evvelâ: Ben Şafiî'yim..."
(Emirdağ Lahikası, s. 38)
"... hem hususî Şafiîce ibadetime."
(Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
"Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim..."
(Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
"Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için..."
(Emirdağ Lahikası, s. 573)
Oysa ki Hz. Mehdi tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm
mezheplerin üzerinde olacaktır. Bir mezhebe bağlı olan
Bediüzzaman da, bu özelliğin Hz. Mehdi'ye ait olacağını
belirterek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını açıklamıştır.
Ayrıca Bediüzzaman bu sözüyle Hz. Mehdi'nin bir şahıs
olduğunu bir kez daha çok açık deliller vererek ortaya
koymuştur. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin aynı zamanda hem
"BİR MÜCEDDİD" hem de
"BİR MÜÇTEHİD" olacağını
söylemiştir. Hz. Mehdi'nin bu sıfatlarına uygun olarak
"dini devrin ihtiyaçlarına göre açıklayabilmesi ve ihtiyaç
olduğunda ayetlerden hüküm çıkarabilmesi, bir İslam
alimi ve önderi olabilmesi" için çok açıktır ki "BİR
İNSAN" olması gerekmektedir. Bir şahsı manevinin "açıklama
yapabilmesi, hüküm çıkarabilmesi ya bir İslam alimi
ve önderi olabilmesi" mümkün değildir. Bediüzzaman da
bu özelliklerini vurgulayarak "HZ.
MEHDİ'NİN BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" ifade etmiştir.
Tüm elçiler ve peygamberler gibi, Peygamberimiz (sav)'den
sonra gelen ve İslam tarihinde yer alan hiçbir müceddid
veya müçtehid bir şahsı manevi olarak gönderilmemiştir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği adetullahına uygun olarak
tüm müceddidler, insanları uyarıp korkutacak, onları
Allah'ın rızası, rahmeti ve cennetiyle müjdeleyebilecek,
onlara doğruyu yanlıştan ayıran, hidayet rehberi olabilecek
"BİRER İNSAN" olarak gelmişlerdir.
Örneğin Mevlana Halid-i Bağdadi ve Bediüzzaman gibi
müceddidler yaşadıkları yüzyıllarda birer şahıs olarak
gelmiş büyük İslam alimleridir. Bediüzzaman'ın da dikkat
çektiği gibi, 1400 senedir heyecanla beklenen Hz. Mehdi
de Allah'ın izniyle bu adetullaha uygun olarak müceddid
ve müçtehid sıfatlarını taşıyabilecek "BİR
ŞAHIS" olarak gelecektir.
HAKİM:
Bediüzzaman'ın kullandığı "HAKİM"
kelimesinin sözlük anlamı, "Haklı ve haksızı ayırıp
adalet üzere hükmeden, idare eden"dir. Bediüzzaman eserlerinde
Hz. Mehdi'nin yerine getireceği görevlerinden bahsetmiş,
halihazırda dağınık halde bulunan tüm İslam dünyasını
birleştirip bu birlikteliğin liderliğini üstlenmenin
de Hz. Mehdi'nin bu görevlerinden biri olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin, burada belirttiği "HAKİM"lik
sıfatını kullanarak, tüm İslam aleminin başında olacağını
ve Müslümanların meselelerine çözüm getireceğini bildirmiştir.
Buna göre, Hz. Mehdi karar mekanizmasının başında olacak,
onun adil hükümleri ve yönlendirmesiyle İslam dünyası
idare edilecektir. Böyle bir gelişme şu ana kadar gerçekleşmemiştir.
Nitekim Bediüzzaman da bu gerçeği hatırlatarak Hz. Mehdi'nin
henüz gelmediğini dile getirmiş; ortaya çıktığında Hz.
Mehdi'nin bu "HAKİMLİK VASFINI
TAŞIMASIYLA TANINABİLECEĞİNE" dikkat çekmiştir.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözüyle Hz. Mehdi'nin
bir şahsı manevi olmadığı konusuna da kesin ifadelerle
açıklık getirmiştir. Bir şahsı manevinin "hakimlik"
sıfatını taşıması, Müslümanların liderliğini üstlenerek
adalet konusunda hüküm verebilmesi, bir topluluğu idare
edebilmesi hiç şüphe yok ki imkansızdır. Tüm bunlar
ancak bir insanın sahip olabileceği özelliklerdir. Yine
bunlar ancak imanla, akıl, muhakeme ve vicdan kullanarak
yerine getirilebilecek sorumluluklardır. Bir şahsı manevinin
ise bu özelliklerin hiçbirine sahip olmadığı, dolayısıyla
da hakim vasfıyla Müslümanları yönetemeyeceği son derece
açık bir gerçektir. Bediüzzaman da sözlerinde bu gerçeği
açıkça ifade etmiş, Hz. Mehdi'nin "BİR
ŞAHIS" olduğunu açıklamıştır.
MEHDİ:
Bediüzzaman Rabbimiz'in, ahir zamanın en zorlu ortamında,
tüm insanların kurtuluşuna vesile olması için göndereceği
mübarek zatın ayrıca "MEHDİ"
vasfını da taşıyacağını bildirmiştir. "MEHDİ"
kelimesi, "HİDAYETE EREN, HİDAYETE
VESİLE OLAN VE HİDAYETE YÖNELTEN" anlamlarındadır.
Mehdi sıfatı, özel bir lütuf olarak Allah'ın hidayetine
mazhar olan ve Allah'ın kendisine yol gösterdiği kişiyi
tanımlamaktadır. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi
de ismini bu özelliğinden almaktadır. Bir şahsı manevinin
"Mehdi vasfını taşıması" ise hiçbir şekilde söz konusu
değildir. Allah'tan bir lütuf olarak verilen "HİDAYET
BULMA" özelliğinin "BİR
İNSANI" tanımladığı çok açıktır. Bir şahsı manevinin
"hidayet bulma" ve "insanların hidayetlerine vesile
olma" özellikleri olamaz. Bediüzzaman da burada bu gerçeği
vurgulamış, Hz. Mehdi'nin "MEHDİ"
vasfını belirterek, onun "BİR ŞAHIS" olduğunu bir kez
daha vurgulamıştır.
MÜRŞİD ve KUTB-U AZAM:
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin özelliklerinden bazılarını
saydığı bu sözünde onun aynı zamanda hem "MÜRŞİD"
hem de "KUTB-U AZAM" olacağını
bildirmiştir. "MÜRŞİD"
kelimesi "DOĞRU YOLU GÖSTEREN
KİMSE" anlamına gelmektedir. "KUTB-U
AZAM" ifadesi ise "MÜSLÜMANLARIN
KENDİSİNE BAĞLANDIKLARI BÜYÜK EVLİYALARDAN, ZAMANIN
EN BÜYÜK MÜRŞİDİ" anlamındadır. Bediüzzaman bu
sözünün başındaki "ahir zamanın en büyük fesadı zamanında"
ifadesiyle, Hz. Mehdi'nin dünyanın belki de en buhranlı
devresi olan ahir zamanda, dünya çapında yapacağı çalışmalarla,
imandan ve doğru yoldan, din ahlakından uzaklaşmış insanlığı
gafletten uyandırıp hidayete yönelteceğini bildirmiştir.
Hz. Mehdi, Müslümanların kendisine bağlandığı, zamanın
en büyük yol göstericisi olacaktır.
Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki vasıflar,
anlamlarından da anlaşılacağı gibi "TEK
BİR KİŞİ"ye ait olacak özelliklerdir. Bir şahsı
manevinin "mürşid" ve "kutb-u azam" olması düşünülemez.
Bediüzzaman açıkça Hz. Mehdi'nin yaşadığı dönemde "tüm
Müslümanların kendisine bağlandığı en büyük evliyalardan,
zamanının doğru yolu gösteren en büyük mürşidi olan
BİR ŞAHIS" olacağını ifade etmiştir.
BİR ZAT-I NURANİYİ (NURLU BİR ZATI) GÖNDERECEK:
Bediüzzaman burada Hz. Mehdi'nin "BİR
ZAT-I NURANİ" olduğundan bahsetmektedir. Eğer
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu
vurgulamak isteseydi burada "bir
zat-ı nuraniden" değil, "bir
şahsı manevi-i nuraniden" bahsederdi. Ancak çok
açık olarak Hz. Mehdi için "BİR
ZAT" ifadesini kullanmıştır. Ayrıca "NURANİ"
kelimesiyle de bu mübarek zatın bir özelliğini de vurgulamış,
onun "NURLU BİR ŞAHIS"
olduğunu belirtmiştir. Bir şahsı manevinin "NURLU"
olmasından söz edebilmek mümkün değildir. Bu bir insanda
görülebilecek bir özelliktir. Bediüzzaman da tüm bu
vurguları ve açıklamalarıyla Hz. Mehdi'nin bir şahsı
manevi olmadığını, mübarek "BİR
İNSAN" olduğunu açıkça belirtmiştir.
Ayrıca Bediüzzaman burada "iki zat" ya da "üç zat"
gibi ifadelere yer vermemiş, kullandığı "BİR
ZAT-I NURANİ" ifadesiyle Hz. Mehdi'nin yalnızca
"TEK BİR ŞAHIS" olduğunu
da ifade etmiştir.
Bu sözlerdeki "ZAT" kelimesi
ayrıca Bediüzzaman'ın broşürün başından beri yer alan
sözlerinde "9. KEZ" kullanılmıştır.
Bediüzzaman'ın 9 defa üst üste Hz. Mehdi'den "ZAT"
sözüyle bahsetmesi, Hz. Mehdi'nin manevi bir şahıs olduğu
yönündeki her türlü düşünceyi kesin olarak geçersiz
kılmaktadır.
O ZAT:
Bediüzzaman burada da "O ZAT"
kelimesini kullanarak Hz. Mehdi'nin "BİR
ŞAHIS" olduğunu bir kez daha itinayla vurgulamıştır.
Bediüzzaman burada Hz. Mehdi için "O"
zamirini "14. KEZ", "ZAT"
kelimesini ise "10. KEZ"
kullanmıştır. Bediüzzaman'ın ısrarla yer verdiği bu
tekrarlar ve vurgular, bu anlatımların hiçbirinin bir
tevafuk olmadığını, Bediüzzaman'ın bu konudaki kanaatinin
çok kesin olduğunu ortaya koymaktadır. Bediüzzaman açıkça
Hz. Mehdi'nin "BİR ŞAHIS"
olduğunu belirtmekte ve tüm inananları bu konuda en
doğru şekilde bilgilendirmektedir.
EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN)
OLACAKTIR:
Bediüzzaman bu sözüyle de Hz. Mehdi'nin "BİR
ŞAHIS" olduğunu bir başka önemli delili hatırlatarak
yeniden açıklamaktadır. Bediüzzaman "HZ.
MEHDİ'NİN PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN GELEN BİR
ŞAHIS OLACAĞINI" belirtmektedir. Bediüzzaman
eserlerinde bu konuyu da çok sık olarak vurgulamaktadır.
Bediüzzaman bir şahsı manevinin, peygamber soyundan
gelemeyeceğini kuşkusuz ki
çok iyi bilmektedir. Bu özelliğini hatırlatarak Hz.
Mehdi'nin mübarek bir soydan gelen "BİR
İNSAN" olacağını ifade etmektedir. Bunun yanı
sıra Bediüzzaman risalelerde birçok kez kendisinin Peygamberimiz
(sav)'in soyundan olmadığını belirtmiş ve Hz. Mehdi
geldiğinde, diğer müceddidlerden bu özelliğiyle ayırt
edilebileceğine dikkat çekmiştir.
SONUÇ
Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı "şahsı manevi"
kavramı konusundaki yanlış anlaşılmaya açıklık kazandıran
bu izahlara daha pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak
bunlardan sadece birkaç tanesi bile, Hz. İsa'nın ve
Hz. Mehdi'nin ahir zamanda beraberlerindeki mümin topluluklarının
şahsı manevisi ile birlikte, onlara önderlik ederek
zuhur edeceklerinin anlaşılması için yeterlidir.
Bediüzzaman tüm bu sözlerinde "Hz. İsa ve cemaatinin
şahsı manevisi" ve "Hz. Mehdi ve onun cemaatinin şahsı
manevisi" olarak iki ayrı kavramdan bahsetmektedir.
Bu "ikisinin biraraya gelmesinden şahsı manevi kavramının
oluştuğunu", ancak bu mübarek ve kutlu şahısların şahsı
manevileriyle birlikte, bizzat beraberlerindeki müminlere
önderlik edeceklerini açıklamaktadır. Üstad, Hz. Mehdi'nin,
kendisinden önce gelip geçmiş halifeler, emirler, hükümdarlar
gibi cismani bir şahıs olacağını ve Resulullah (sav)'in
soyundan gelecek bir zat olarak zuhur edeceğini sözlerinde
pek çok defa açıkça ifade etmiştir.
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi, "şahsı
manevi" kavramını, onun önderi olan, başındaki şahıstan
ayrı, müstakil ve bağımsız değerlendirmek büyük bir
hata olur. Kuran'da bahsi geçen tüm mümin topluluklarının
başında bir elçi ya da bir kumandan yer almaktadır.
Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim
olması gibi dünya tarihinin çok müstesna bir döneminde
müminlerin başsız, kendi halinde bir topluluk olarak
kalmaları Kuran'da bildirilen adetullaha uygun değildir
(en doğrusunu Allah bilir).
Hz. İsa ahir zamanda yeryüzüne gelecek, müminlere önderlik
edecek ve Hz. Mehdi ile birlikte İslam'ın nurunun tüm
insanları aydınlatmasına vesile olacaklardır. Hz. Mehdi
de bir şahsı manevi olarak değil, bizzat gelip ahir
zamanda Müslümanların başına geçecek, onları Allah'ın
izniyle içine düştükleri sıkıntı ve zorluklardan kurtarıp
huzur adalet nimet ve bolluğa kavuşturacaktır. |