|
Mükemmel Özellikleriyle Enzimler
ğer Allah dileseydi, bir anlık gülümsememiz onlarca
yıl alabilirdi. Yemek yiyebilmemiz, hareket edip düşünebilmemiz,
konuşabilmemiz için yıllarca beklememiz gerekirdi.
Eğer Allah dileseydi, bu kitabın tek bir sayfasını
çevirmeye, hatta bunu yapmak için tek bir parmağımızı
kaldırmaya ömrümüz bile yetmeyebilirdi.
Elbette sistemlerimiz bu ağırlıkta çalışmıyor, istediğimiz
an gülümseyebiliyor, yürüyüp koşabiliyor, sınırsız
düşünebiliyor, saliseler içinde göz kırpabiliyor, yapmayı
planladığımız hemen her şeyi istediğimiz an gerçekleştirebiliyoruz.
Çünkü Yüce Allah, kusursuzca var ettiği bedenimizin,
işlevlerini hızlı bir şekilde yerine getirmesini sağlayan
bir sistemi bize nimet olarak vermiştir. Bu sistemin
en önemli elemanlarından biri olağanüstü yapıları ile
enzimlerdir.
Bir enzim, içinde mikroskobik boyutta yüzden fazla
yapı taşının üç boyutlu bir şekilde birleştiği, insan
aklının zorlukla çözebileceği kadar detaylı, kimyasal
bir mucizedir. Vücuttaki görevi, tüm işlemleri "hızlandırmaktır".
Gözümüzü kırpabilmemiz, elimizi hareket ettirebilmemiz,
görebilmemiz, besinleri sindirebilmemiz, kısacası yaşayabilmemiz
için enzimler gereklidir. Vücudumuzdaki enzimlerden
biri tümüyle işlevini yitirse, yaşamımız sona erer.1
Siz bu yazıları okurken enzim denen kimyasal makinelerden
milyarlarcası görev başındadır. Aynı anda sayısız işlem
yaparak, sizin yaşamanız için gereken sayısız fonksiyonu
harekete geçirmektedirler. Enzimler bedeninizde bir
olayı başlatmadıkça, değil bu satırlarda yazılanları
anlamanız, bunları okuyabilmeniz, gözlerinizi bir harften
diğerine çevirebilmeniz, hatta bu esnada nefes alabilmeniz
bile mümkün değildir. Bir buruna, nefes borusuna, akciğerlere,
oksijen taşıyan kan hücrelerine, kısacası nefes alabilmek
için gerekli tüm donanımlara sahip olabilirsiniz. Ama
eğer bedeninizdeki enzimler işlevsizse, nefes almayı
başarabilmeniz mümkün değildir.
Allah'ın rahmeti ile böyle üstün yardımcılara sahibiz.
Allah'ın dilemesiyle onlar bedenimizde hiç durmadan
faaliyet halindeler. Yine Allah'ın rahmeti nedeniyle
onlar yaşayabilmemiz için birer sebeptirler. Eğer onlar
olmasaydı, bizleri hayatta tutan milyonlarca sebepten
sadece biri devreden çıkacak ve yaşamımız sona erecekti.
Bu kitapta, size enzimlerin mucizevi yapıları ve işlevleri
hakkında detaylar verilirken, Allah'ın şanını yüceltmek
amaçlanmaktadır. Gözle görülmeyen bir proteinin; bir
insanın yaşamasına veya yaşamının son bulmasına vesile
olabilmesi Allah'ın eşsiz bir sanatıdır. Rabbimiz enzim
denen mikroskobik yapıları sebep kılarak, insan üzerindeki
hakimiyetini bizlere göstermektedir. Allah ayetinde
bu önemli gerçeği insanlara şöyle hatırlatır:
De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren
kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi
ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve
işleri evirip-çeviren kimdir?" Onlar: "Allah" diyeceklerdir.
Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak
mısınız?" (Yunus Suresi, 31)
Enzimlerin Yapısı

Yaşadığımız her an, attığımız bir adımda, gülümsemek
istediğimizde, yemek yediğimizde, sürekli olarak
enzimlere ihtiyacımız vardır. Sadece tek bir
adım atabilmek için moleküler seviyede gerçekleşen
olaylar gerçekten hayranlık uyandırıcıdır.
Bu moleküler hareketliliğin baş kahramanı olan
enzimler, Allah'ın yarattığı birer mucizedir. |
Sadece tek bir adım atmak istediğimizde bedenimizde gerçekleşen olaylar hayranlık
uyandırıcıdır. Beynimizin içinde sayısız sinir hücresi, bacağımızı hareketlendirmek
için minik elektrik akımları göndermeye başlar. Bu akımlar omurilik soğanı
ve omurilik aracılığıyla beyinden vücudun diğer kısımlarına, ardından da bacağımıza
iletilir. Beynimizden yola çıkan bu elektrik akımı bacağımıza vardığında, o
bölgede bulunan kas hücrelerinin kasılmasına ve dolayısıyla bacağımızın hareket
etmesine sebep olur. Bütün bu olaylar neredeyse eş zamanlı olarak gerçekleşirken
aynı anda da hem gözlerimizden, hem bacağımızdan ve diğer duyularımıza hitap
eden her bölgeden beynimize süratli ve kesintisiz bilgi akışı devam etmektedir.
Aynı anda beyin, bacağımızın hareket etmesi için verdiği emrin ve ardından
gerçekleşecek olan hareketin işleyişini de kontrol etmektedir.
Sadece bir adım atabilmek için gerçekleşen olaylar, yukarıdaki paragrafta oldukça
yüzeysel anlatılmıştır. Ancak bilinmesi gereken, bu olayların tümünün ancak enzimlerin
varlığı ile gerçekleşiyor olmasıdır.
Çok uzun yıllar enzimler konusunda araştırma yapmış olan Dr. Edward Howel, enzimlerin
insan için önemini ve etkilerini şu sözlerle özetler:
Enzimler yaşamı mümkün kılan parçalardır. İnsan bedeninde gerçekleşen kimyasal
reaksiyonların her biri için gereklidirler. Enzimler olmadan hiçbir mineral,
vitamin veya hormon görev yapamaz. Bedenimiz, organlarımızın tümü, dokularımız
ve vücuttaki her hücre metabolik enzimler tarafından çalışır. Onlar, bedenimizi
protein, karbonhidrat ve yağlardan inşa eden işçiler gibidir. Tıpkı evimizi inşa
eden işçiler gibi. İnşayı gerçekleştirmek için hammaddeniz olabilir ama işçiler
(enzimler) olmadan işe başlayamazsınız bile.2
Enzimler, bir hücreyi bir düzen içinde çalışan son derece gelişmiş minyatür bir
fabrika haline dönüştüren proteinlerdir. Şu ana kadar tanımlanmış 2000 kadar
enzim vardır.3 Sadece damarlar 98 ayrı enzim tarafından kontrol edilmektedir.
Kalbin, beynin veya karaciğerin ise kaç enzim tarafından kontrol edildiği henüz
saptanamamıştır.4 Enzimler, hücre içinde sayısız reaksiyonu harekete geçirir,
gerektiğinde durdurur, moleküllerin şekillerini değiştirir, yeniden meydana getirir
veya yok ederler. Ancak kendileri bozulup değişmezler. Yapmaları gereken işlemleri
yerine getirmelerinin ardından, yeni görevleri gerçekleştirmek için hazırdırlar.
Enzimler katalizör görevi görürler. Bir kimyasal tepkimeye katılmadan tepkimenin
hızını artırırlar. Bunu daha iyi anlayabilmek için kataliz işleminin ne olduğunu
anlamakta fayda vardır. Bir maddeyi enzimlerin olmadığı bir ortamda parçalayabilmek
için aşırı ısı, şiddetli asidik veya bazik ortam gibi çok yoğun şartlar ve yüksek
enerji gerekmektedir. Buna aktivasyon enerjisi denir. Laboratuvarda aktivasyon
enerjisinin sağlanması oldukça zorlu koşullara bağlıdır. En önemli şart ise yüksek
ısıdır. Ancak hücre içinde binlerce reaksiyon aynı anda gerçekleşir ve aktivasyon
enerjisi ısı ile sağlanamaz. Çünkü bu kadar yüksek ısı hücre içinde gerçekleşen
tüm reaksiyonları olumsuz etkileyip tamamen bozar. Isıya maruz kalan hücre, sitoplazmasını
tümüyle kaybeder. Dahası ısı, hidrojen bağlarını parçalar, DNA kopyalanmasını
olumsuz şekilde etkiler ve hücre içinde daha birçok sistemin devre dışı kalmasına
neden olur. Dolayısıyla hücre içinde sürekli olarak gerekli olan aktivasyon enerjisini
ısı ile sağlamak mümkün değildir. İşte, canlı organizmalar içinde reaksiyonların,
yüksek ısı gibi şartlara gerek kalmadan gerçekleşebilmeleri için enzimler gereklidir.
Çünkü enzimler, reaksiyonlar için gereken aktivasyon enerjisini düşürürler. Kataliz,
bu enerjinin düşürülmesi ile gerçekleşen işlemdir.5

Enzimler, bir kimyasal tepkimeye katılmadan tepkimenin hızını artıran
katalizörlerdir. Laboratuvar ortamlarında yoğun şartlar ve yüksek enerji
ile gerçekleştirilebilecek bir işi, onlar saliseler içinde zahmetsizce
gerçekleştirirler. |
Enzimler kataliz işlemini, reaksiyona girdikleri moleküllerle geçici bir birliktelik
kurarak yaparlar. Bu geçici birliktelik, mevcut kimyasal bağları zayıflatır ve
yenilerinin oluşmasını sağlar. Dolayısıyla reaksiyonun oluşması için az bir miktar
dışında enerji kullanılmamaktadır.6 Enzimler bu yolla, katıldıkları reaksiyonları,
katalize edilmemiş reaksiyonlara göre 1 milyon ila 1 trilyon kat hızlandırırlar.7 Tek bir enzim molekülü, birbiriyle aynı on binlerce molekülü tek bir saniyede
katalize edebilir. Kimyacıların yüksek sıcaklık, parçalayıcı asitler ve özel
araçlarla yapmayı ancak başarabildikleri işlemleri enzimler o kadar kolay ve
seri bir şekilde yaparlar ki, ne asite, ne özel araçlara, ne basınca, ne yüksek
sıcaklığa ve ne de uzun bir zamana ihtiyaçları vardır. Az miktarda ısı üretmek
suretiyle bir saniyeden çok daha kısa bir zaman içinde görevlerini hatasız şekilde
yerine getirirler. Bu özel proteinler; yağları işler, şekerin yapısını değiştirir,
nişastayı parçalar, yeni besin maddeleri oluşturur, artıkları atar ve kanı temizlerler.
Aynı zamanda yaşlanmayı geciktirir, bağışıklık sisteminin direncini artırır,
hafızayı güçlendirir, kasları meydana getirir, ciğerlerden karbon dioksiti temizlerler.8 Enzimler, insanı yaşatmak için sürekli olarak uğraşan özel yardımcılar gibi görev
yaparlar.
Enzimler, tüm vücut fonksiyonlarının çalışması için gereklidirler. Dolayısıyla
enzimlerin varlığı da fonksiyonları da büyük bir komplekslik içerir. Bu durum,
tüm canlılığın bir seri tesadüfi aşamalarla kendi kendine meydana geldiğini iddia
eden evrim teorisi için büyük bir problemdir. Çünkü evrimciler, yaşamın tesadüflerle
gelişim gösterdiğini iddia ederken, bunu sağlayan yapıların "basit" oldukları
varsayımından yola çıkarlar. Ancak her geçen gün insan bedenine ait yepyeni kompleksliklerle
karşılaşmaları, evrimcilerin çözümsüz problemler listesini daha da uzatmakta,
yaratılış gerçeğine karşı geliştirilmiş evrim teorisini sürekli olarak geçersiz
kılmaktadır. Bu önemli gerçeğin farkında olan Cambridge Üniversitesi'nden evrimci
Dixon ve Webb, evrim teorisi için en büyük zorluklardan birini oluşturan enzimler
ile ilgili olarak şu tanımı yapmaktadırlar:

Enzimler, çeşitli şekillerde reaksiyonlara girer ve bunun sonucunda,
yepyeni bir ürün meydana getirirler. Yağları işler, nişastayı parçalar,
yeni besin maddeleri oluştururlar. Enzimler, insanı hayatta tutabilmek
için uğraşan özel yardımcılardır. |
Enzimlerin temelini içeren her şey, hayatın temeli gibi ki bunlar temelde aynı
şeylerdir- zorluklarla doludur. Enzimlerin ortaya çıkışının, yani Hopkins'in
tabiriyle yaşamın ortaya çıkışının, evrenin tarihindeki en olağandışı ve en anlamlı
olay olduğunu söyleyebiliriz.9
Dixon ve Webb'in "zorluk" olarak tanımladıkları şey, evrimin açıklayamadığı
komplekslikler ve mükemmelliklerdir. Bir evrimci için enzimin sahip olduğu olağanüstü
kompleksliğin hiçbir açıklaması yoktur. Çünkü bu üstün eserin tek Yaratıcısı
Allah'tır ve Allah, tüm varlıkları kusursuz şekilde yaratandır.
Bir evrimci biyolog olan Frank Salisbury de, enzimlerdeki -evrimcilerin açıklayamadığı-
bu üstün kompleksliği şu sözlerle ifade etmiştir:
Artık hücrenin düşündüğümüzden çok daha kompleks olduğunu biliyoruz. İçinde binlerce
fonksiyonel enzim bulunmaktadır. Bunların her biri kendi başına kompleks birer
makinedir. Dahası her enzim, DNA'nın bir parçası olan bir gene karşılık olarak
ortaya çıkmıştır. Gende bulunan bilginin içeriği genin kompleksliği onun kontrol
ettiği enzim kadar büyük olmalıdır.10
Bu çok önemli bir bilgidir. Enzimler, Allah'ın dilemesiyle genlerin kontrolünde
oluşan ve yine onların kontrolünde hareket eden proteinlerdir. Dolayısıyla genlerin
sahip oldukları komplekslik de enzimlerdeki kadar büyük olmalıdır. Genlerin sahip
oldukları kompleksliği ise şu sözlerden hatırlayabiliriz:
Örneğin bizlere, genin içerdiği bilginin onun kontrol ettiği enzimler kadar büyük
olması gerektiği söyleniyor. Orta büyüklükteki bir protein yaklaşık olarak 300
amino asit içermektedir. Bu protein bir DNA geni tarafından yapılır ve bunun
da kendi zincirinde 1000 nükleotidi olması gerekmektedir. Bir DNA zincirinde
dört tip nükleotid bulunması gerektiğine göre, 1000 tane bağlantısı olan bir
genin ortaya çıkışı 41000 farklı şekilde olabilir. Bunun anlamı 4'ün ardından
gelen bin tane sıfırdır.
Bütün bu komplekslik sadece basit bir canlı varlığın meydana gelişi içindir.11
Evrimciler, canlılığı oluşturan her bir yapının, uzun ve ağır aşamalar sonucunda,
çeşitli hayali mekanizmalar yoluyla tesadüfen şekillenip oluştuğunu iddia ederler.
(Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya) Oysa
evrimcilerin, evrimleştirici bir unsur olarak öne sürdükleri mutasyon ve doğal
seleksiyon mekanizmalarının herhangi bir evrimleştirici özelliği yoktur. Şimdiye
kadar bir canlının, yapısındaki herhangi bir organelin evrimleşip değiştiği ve
başka bir canlıya fayda sağlayacak yeni bir yapı haline geldiği gözlemlenmemiştir.
Dahası, genetik, tıp, biyoloji ve mikrobiyoloji bilimleri, bir canlının protein
veya genlerindeki herhangi bir değişimin, o canlının genetik bilgisinde kopmalar,
bozulmalar ve ciddi hasarlar meydana getirdiğini kesin olarak ortaya çıkarmış
ve herhangi bir genin veya proteinin, tamamen farklı fonksiyonlara sahip başka
genlere ve proteinlere dönüşümünün imkansızlığını açıkça göstermiştir. Evrimcilerin,
tümüyle kontrolsüz şartlar altında tesadüfen meydana geldiğini iddia ettikleri
proteinler ise, henüz laboratuvar ortamında bile oluşturulamamıştır. Günümüz
koşullarında, günümüz teknolojisi ve imkanlarıyla, tam kapasiteli laboratuvarlarda
en nitelikli bilim adamlarının oluşturamadıkları böylesine kompleks bir yapının,
kendi kendine, rastgele aşamalarla oluşması, kesin olarak imkansızdır.
Enzimler de birer proteindir ve tesadüfen meydana gelmesi imkansız olan bir genin
içerdiği olağanüstü bilgilerle oluşan ve Allah'ın dilemesiyle söz konusu genin
kontrolü altında işleyen kompleks yapılardır. Dolayısıyla enzimlerin de tesadüfen
meydana gelebilmeleri imkansızdır, içerdikleri bilgi oldukça büyüktür. Cambridge
Üniversitesi'nden matematikçi ve astronom Sir Fred Hoyle, bir evrimci olmasına
rağmen, enzimlerin tesadüfen meydana gelemeyecekleri gerçeğini şu şekilde özetlemiştir:
Eğer maddenin, organik sistemleri hayata sürükleyen temel bir prensibi varsa,
bunun varlığı laboratuvarda kolaylıkla gösterilebilmelidir. Örneğin ilkel çorbayı
gösterebilmek için bir yüzme havuzu edinebilirsiniz. Bunu biyolojik temeli olmayan
istediğiniz kimyasal ile doldurabilirsiniz. Bunun üzerine veya içine istediğiniz
gazı pompalayabilir ve onu hoşunuza giden herhangi tip bir radyasyona maruz bırakabilirsiniz.
Deneyi bir sene kadar sürdürebilir ve 2000 enzimden kaç tanesinin oluştuğunu
gözlemleyebilirsiniz. Ben size cevabı verebilirim, böylelikle deney için gereken
zaman, zahmet ve harcamadan kurtulursunuz. Deney sonunda, amino asitlerin ve
diğer basit organik kimyasalların oluşturduğu katranlı bir çamur dışında elinize
hiçbir şey geçmeyecektir. Bu konuda nasıl bu kadar kendime güveniyorum? Eğer
bunun tam tersi olsaydı, bu deney çoktan yapılırdı ve bütün dünyada oldukça ünlü
ve tanınmış bir deney olurdu. Ve bunun maliyeti, insanın Ay'a ayak basması için
gereken maliyet dikkate alındığında oldukça önemsiz kalırdı.12
Evrimciler, Fred Hoyle'un bahsettiği şartların isterlerse çok daha fazlasına
sahip olsunlar, dilerlerse böyle bir deneyi istedikleri sayıda laboratuvarda
denesinler, bu deneye var olan tüm organik maddeleri, diledikleri gazları, diledikleri
kimyasalları eklesinler, bunu diledikleri kadar dış etkene maruz bıraksınlar,
dilerlerse içine proteinlerin yapı taşı olan amino asitleri de dahil etsinler
ve tüm bunları koydukları varilin başında, birbirlerine vasiyet ederek, yüzyıllar
boyunca beklesinler... Bu varilin içinden bir canlıya ait tek bir enzim bile
çıkaramazlar. Evrimcilerin, bir canlı bedenine ait tek bir proteinin oluşumu
için kanıt olarak öne sürebilecekleri böyle bir deney, bu konu ile ilgili getirebildikleri
tek bir delil yoktur. Enzimler konusunu incelerken bu önemli gerçeği sürekli
olarak akılda tutmak gerekmektedir. Çünkü tek bir enzimin varlığı, evrim safsatasını
tamamen ortadan kaldıracak çok önemli bir gerçek ve Allah'ın yüce gücünü ve kudretini
sürekli olarak sergileyen önemli bir delildir.
|
Tesadüflerin yaratıcı gücü olduğuna inanan evrimciler, çok büyük variller
alsalar. Bu varillerin içine, bir canlıyı oluşturmak için gerektiğini düşündükleri
ne kadar madde varsa koysalar. Daha sonra varili ısıtsalar, soğutsalar,
üzerine yıldırımlar düşürseler. Bu karışımın başında milyarlarca hatta
trilyonlarca sene, birbirlerine vasiyet ederek nöbet tutsalar. Ve hiçbir
şeyi tesadüflere bırakmadan, karışımın her anını kontrol etseler. Bir canlının
oluşması için hangi şartların var olması gerektiğine inanıyorlarsa hepsini
kullanmakta serbest olsalar...
Bu varilin içinden tek bir hücreyi bile çıkaramazlar. Atları, kelebekleri,
çiçekleri, ördekleri, kuşları, kirazları, limonları, baykuşları, karıncaları
çıkaramazlar. Ne işlem yaparlarsa yapsınlar bu varilden kendisini mikroskop
altında inceleyen bilim adamlarını, düşünen, akleden, muhakeme eden,
heyecanlanan, sevinen, özleyen insanı kesinlikle meydana getiremezler. |
Enzimler, organizmada hemen hemen bütün kimyasal tepkimelere katılırlar ve onları
olağanüstü şekilde hızlandırırlar. İşlem sonunda tepkimeye girdikleri ilk halleri
ile tepkimeden çıkarlar, yani bozulmazlar. Reaksiyon meydana geldikten sonra,
yeni oluşan moleküller enzimden ayrılır ve enzim yeni reaksiyonlara girmek üzere
yoluna devam eder. Enzimlerin bu özellikleri oldukça önemlidir. Bu şekilde enzim,
bir hücre içinde sayısız reaksiyona girebilmekte ve canlı organizmayı hayatta
tutabilmektedir. Her bir hücrede, her dakika, birkaç yüz bin reaksiyon bu şekilde
hiç durmadan gerçekleşmektedir.13

Üç boyutlu enzim molekülünün katlanmış polipeptid zincirinin yapısı. |
İnsan bedenindeki yaklaşık 2000 farklı enzimin her biri belli bir kimyasal reaksiyonu
katalize edebilir. Farklı görevler üstlenmiş olan hücreler, farklı enzim türlerine
sahiptirler. Hücreler sadece kendi gereksinimleri olan reaksiyonları gerçekleştirecek
enzimlerle çalışırlar. Dolayısıyla, bir hücrenin üretebileceği belirli enzimler,
o hücrenin faaliyet ve fonksiyonlarının tespit edilmesinde önemli bir unsurdur.
Fred Hoyle, enzimlerin şaşırtıcı gücü ile ilgili olarak şu hesaplamayı yapmıştır:
Hücre için gerekli olan 2000 kadar enzimin meydana gelme olasılığı 1040.000'de
birdir. Bu, en kompleks 'çorba' ile en basit hücre arasında büyük bir kavramsal
uçurum ortaya koymaktadır. Bunu kabul etmek için mantığı devreden çıkarmanın
gerekmesi oldukça dramatiktir.14

Enzimler, çeşitli kimyasallarla bir araya gelir, onları müthiş bir hızla
reaksiyona sokar, sonra bulundukları yerden ayrılırlar. Artık ortaya
yepyeni bir ürün çıkmıştır. Enzimlerin bu özel becerisi, yaşamın devamlılığına
vesile olur. |
Yeryüzünde canlılara ait tüm yapılar, farklı derecelerde kompleksliklere sahiptirler.
Ve bu yapılar, sahip oldukları kompleksliklerle birlikte yalnızca kusursuz bir
yaratılışı gösterirler. Canlılar; iş bölümü içinde çalışan, birbirleri ile sürekli
iletişim halinde olan, birbirlerine bağımlı hareket eden ve harikalar gerçekleştiren
moleküler mucizelere sahiptirler. Bunların şuurlu hareket etmeleri, hangi hücrede
çalışacaklarını bilmeleri, neyi ne kadar hızlandıracaklarını belirlemeleri, kaç
reaksiyona gireceklerini önceden kararlaştırabilmeleri mümkün değildir. Bu mümkün
olmamasına rağmen enzimler hata yapmazlar, çünkü ilhamla hareket ederler.
Onlara yapmaları gerekeni sürekli olarak ilham eden, onları yaratmış ve sürekli
olarak da yaratmakta olan Allah'tır. Allah, bir insana beden ve ruh verdiği ve
onu tüm organlarıyla, duyularıyla eksiksiz yarattığı gibi, insanın hücrelerinde
gerçekleşen olağanüstü olayları da aynı mükemmellikte yaratmıştır. İşte bu nedenle
hücre içindeki diğer sistemler gibi enzim sistemi de kusursuz işlemektedir. Allah'ın
dışında bunları yaratabilecek hiçbir güç yoktur ve Allah bunu bir ayetinde şöyle
haber vermiştir:
Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde
her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.
(Al-i İmran Suresi, 83)
Enzimlerin İnsan Bedeni ile Olan Kusursuz Uyumu
Enzimleri Şifreleyen Genler
Enzimler birer proteindir, dolayısıyla protein yapısındadırlar.
Bu, enzimler için belirlenmiş oldukça özel bir yapıdır.
Çünkü enzimler, proteinlere has bir nitelik olan üç
boyutlu yapı özelliklerine sahiptirler. İşte bu nedenle
diğer moleküllerle rahatlıkla birleşir, reaksiyonlara
dahil olabilirler. Enzimler, diğer proteinlerden de
sahip oldukları üç boyutlu yapı ile ayrılırlar. Proteinlerin
yapı taşları amino asitler olmasına rağmen, bir proteine
veya bir enzime karakteristik özelliğini veren şey,
sahip oldukları amino asitlerin sırası, sayısı ve peptid
bağı denilen ve iki amino asiti birleştiren bağların
özelliğidir.15 Amino asitlerin özelliklerine ve dizilimlerine
göre enzimin etki edeceği reaksiyonlar ve hızları belirlenmiş
olur. Peki bir enzimin hangi amino asitlerden oluşacağını
ne belirler? 100 amino asitten oluşan bir enzimi düşünelim.
Canlı organizmalarda 20 farklı çeşit amino asit olduğuna
göre amino asitlerin 100'ü, 10020 farklı şekilde sıralanabilir.
Ancak bu dizilimlerden sadece bir tanesi enzim oluşturabilecektir.
Buradaki doğru sıralamayı Allah'ın dilemesiyle genler
belirler. Enzimler, daha önce de belirttiğimiz gibi
genler tarafından düzenlenir ve kontrol edilirler.
İster hücrenin yapısında yer alacak olsun, isterse
enzim aktivitesi gösterecek olsun bütün proteinler,
genler tarafından kodlanır. Genler sentezlemiş oldukları
enzimlere hangi görevleri üstlenmeleri gerektiğini
de bildirir, yani onları şifrelerler. Bu şifre, enzimlerin
hangi reaksiyonlara girmeleri gerektiğini belirler.
Enzimler, bu bilgiler doğrultusunda reaksiyona sokacakları
moleküllere yönelirler.

Enzimler, genler tarafından düzenlenir ve kontrol edilirler. Genler ürettikleri enzimlere görevlerini bildirir, yani onları şifrelerler. Dolayısıyla, enzimlerin kompleksliği, genlerin içerdiği bilginin kompleksliği kadar büyük olmalıdır. Bu gerçek, genlerin varlığını açıklayamayan evrimcilerin, enzimler konusunda da açıklamasız olduklarını açıkça göstermektedir. |
Burada şunu hatırlatmakta fayda vardır. Enzimler de,
enzimlere şifre ileten genler de bilinçli varlıklar
değildirler. Genlerin ve onlardan bilgi alan enzimlerin
tek başlarına hareket edebilmeleri, bir şeyi düşünüp
kararlaştırabilmeleri, kendilerine ait özel şifreler
üretebilmeleri mümkün değildir. Onlar şuurlu varlıklar
değildirler. Protein ve yağlardan oluşurlar ve bir
insan bedenini yaşatabilmek için nelerin gerektiğini,
bir reaksiyona nasıl müdahale edeceklerini, hatta bir
reaksiyonun ne işe yaradığını bilmelerine imkan yoktur.
Tesadüfen kompleks bir yapı kazanamaz, tesadüfen her
saniye binlerce reaksiyonu hızlandıramazlar. Ama onlar,
şuurları olmamasına rağmen, her hücrede mucizevi işlemler
gerçekleştirirler; çünkü kendilerini yaratan Allah'a
boyun eğmişlerdir. O'na itaat ederler. O'ndan gelen
ilhamla hareket ederler. Bu satırları okurken, bu gerçek
mutlaka akılda tutulmalıdır.
Genler, hem hücre içindeki proteinleri hem de enzim
görevi gören proteinleri kodlarlar. Peki, ürettikleri
proteinin enzim görevi görme, yani kimyasal tepkimelere
katılıp onları milyonlarca kez hızlandırma özelliğini
belirleyen nedir? Kimyasal olarak bu, amino asitlerin
kimyasal yapılarındaki özelliklerle açıklanabilir.
Amino asitler, bir tane karbon atomuna bağlanmış bir
amino grubu (-NH2), hidrojen, karboksil
grubu (-COOH) ve bir de farklı moleküllerden meydana
gelebilen değişken yan gruptan (-R) oluşurlar. Amino
asitleri birbirlerinden farklı kılan şey, taşıdıkları
yan grupların büyüklük, şekil, elektrik yükü, suya
duyulan ilgi ve aktiflik açısından farklı olmalarıdır.
Enzimleri oluşturan amino asitlerin özelliği ise, birbirleriyle
etkileşmeleri, bunun sonucunda da üç boyutlu özel bir
yapı kazanmaları ve zincirin eğilip bükülmesini sağlamalarıdır.
Bunu şu şekilde açıklayabiliriz:

Enzimler, üçüncül yapıya sahip proteinlerdir. Proteini oluşturan amino asitler katlanıp bükülerek enzime özel bir şekil kazandırmıştır. Enzimlerin görevleri, sahip oldukları bu üçüncül yapılardaki katlanıp bükülmeler sonunda belirlenmektedir. |
Proteinleri oluşturan amino asitlerin diziliş şekilleri,
proteinlere çeşitli özellikler verir. (bkz. Protein
Mucizesi, Harun Yahya) Buna göre proteinler, birincil,
ikincil, üçüncül ve dördüncül yapılar kazanırlar. Birincil
yapıda düz bir polipeptid zinciri söz konusudur. İkincil
yapıdan itibaren üç boyutlu bir şekil kazanan proteinlerin
fonksiyonları bu üç boyutlu şekle göre belirlenir.
İkincil yapıda polipeptid zincirleri aynı yatay düzlemde
paketlenir ve proteine heliks şeklini kazandırır. Üçüncül
yapıda söz konusu heliks yapı bükülerek ve paketlenerek
özel bir şekil alır. Dördüncül yapıda ise, oluşan bütün
alt gruplar da bir araya gelerek daha kompleks bir
yapı meydana getirirler.
Enzimler, üçüncül (tersiyer) yapıya sahip olan proteinlerdir.
Dolayısıyla üç boyutludurlar ve proteini oluşturan
amino asitler katlanıp bükülerek enzime özel bir şekil
vermiştir. Bu şekil büyük bir öneme sahiptir, çünkü
bu şekle bağlı olarak enzimler, yaşamamızı sağlayan
pek çok fonksiyonun meydana gelmesine vesile olurlar.
Üç boyutlu üçüncül yapı, polipeptid zincirlerinin katlanması,
düğümlenmesi veya kendi etrafında dönmesi gibi özellikler,
enzimlerin de kendi içlerinde çeşitlenmelerini sağlar.

Bir enzimin sadece sahip olduğu üç boyutlu şekil, onun kanı pıhtılaştıran veya besinleri sindiren bir enzim olduğunu belirlemektedir. Bu gerçek, Allah'ın yarattığı mükemmel canlılıktaki, hayranlık uyandırıcı detaylardan biridir. |
Üçüncül yapının bir enzime verdiği başka ayrıcalıklar
da vardır. Proteinlerin birincil yapısı sadece kovalent
bağlardan oluşur. Bu kuvvetli bağlar, sonraki yapılarda
gitgide azalmaktadır. Dördüncül yapıda ise hiç kovalent
bağ yoktur. Enzimleri oluşturan üçüncül yapıdaki kovalent
bağlar ise sadece komşu zincirlerin yakın bölümlerinde
meydana gelir. Bu durum, enzimin moleküllere bağlanarak
reaksiyonlara girebilmesi için sadece yüzey bölümlerinin
sıkıca bağlanmalarını sağlamaktadır ve bu bağlantının
kopmaması için söz konusu kuvvetli bağların varlığı
önemlidir.

100 amino asitlik tek bir enzim molekülünün tesadüfen doğru şekli bulabilmesi için bütün kombinasyonların denenmesi, 20 milyar yıl alacaktır. Bu, evrenin yaşından bile fazladır. |
Bir enzimin sadece sahip olduğu "şekil",
onun kanı pıhtılaştıran veya besinleri sindiren bir
enzim olduğunu belirleyecektir. Peki bir enzim, bu
özel şekle nasıl sahip olur? Ortada milyonlarca farklı
ihtimal varken, nasıl olur da enzimler her zaman doğru
şekli alırlar? Eğer evrimciler, yeryüzündeki ilk enzimin
veya onu oluşturan ilk genin tesadüflerle kendi kendine
oluştuğunu iddia ediyorlarsa, bu durumda enzime ait
tüm kompleks detaylar gibi enzimin özelliğini belirleyen
bu üç boyutlu şeklin gelişimini de açıklamaları gerekmektedir.
Dahası, bunu belirlemekle görevli olan genlerin, söz
konusu özel yeteneklerine de açıklama getirmeleri gerekmektedir.
Eğer söz konusu özel şeklin belirlenişi, tesadüflerle
oluşması imkansız olan ama burada oluştuğunu varsaydığımız
ilk enzimde deneme-yanılma metodu ile gerçekleşiyor
olsaydı, o zaman genel bir hesaplama ile 100 amino
asitlik tek bir enzim molekülünün doğru şekli bulabilmek
için bütün kombinasyonları denemesi 20 milyar yıl alacaktı.16 Bu ise, evrenin yaşından bile daha fazladır. Söz konusu
ihtimal, amino asitlerin şuurlu ve kontrollü olduklarını
ve deneme-yanılma gibi sistemli bir metod kullanabildiklerini
varsaydığımızda karşımıza çıkan sonuçtur. Amino asitlerin,
hiçbir bilinçli metod kullanılmaksızın tamamen tesadüfen
bir araya gelerek 100 amino asitlik küçük bir enzim
molekülünü meydana getirmeleri kesin olarak imkansızdır.
Dolayısıyla, evrimciler için bir enzimin meydana gelişi
ve sahip olduğu özel üç boyutlu yapının oluşumu, açıklamasızdır.
Yaratılış Araştırma Enstitüsü (Institute of Creation
Research) Başkanı Duane T. Gish, bu imkansız ihtimali
şu şekilde açıklar:
20 farklı türdeki 100 amino asit 20100 (10130) farklı
şekilde dizilebilir. Eğer bunların 1011'i ilkel bir
enzimde işlev gösterebiliyorsa ve eğer 5 milyar yıl
(yaklaşık 1017 saniye) boyunca her saniye 100 amino
asitten bir milyar trilyon (1021) protein molekülü
meydana gelirse, gereken dizilime sahip tek bir molekülün
oluşma ihtimali 10130/1021x1017x1011 veya 1081'de birdir.
Bu sayı sıfıra eşit bir sayıdır.17
Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, enzimi oluşturan
amino asitlerin tesadüfen doğru dizilimde meydana gelmiş
olmaları imkansızdır. Dolayısıyla, tek bir enzimin
varlığı ve işlevleri, tesadüfi aşamalarla evrim iddiasını
tamamen ortadan kaldırmaktadır.
Enzim, Etkileyeceği Reaksiyonu Nasıl Belirler?
Enzimi oluşturan amino asitlerin yapısında değişken
yan grupların varlığından bahsetmiştik. Bu yan gruplar,
enzimin bir bölgesinde toplanırlar ve üç boyutlu
yapısı olan ve "aktif bölge" adı verilen
bir alan oluştururlar. Aktif bölge, enzimin ilgili
yere bağlanarak gerekli kimyasal işlemleri gerçekleştirdiği,
yani aktif olduğu bölgedir.

Enzimin sahip olduğu aktif bölge, substrat denilen bir molekülle birleşir. Her enzimin birleşeceği substrat, enzime özeldir. |
Enzimin etkileyeceği, yani birleşip reaksiyona gireceği
kısım ise substrat olarak adlandırılır. Belirli bir
enzimin aktif bölgesi, ancak etkileyeceği moleküle
ait substrata uyabilir. Bu substratın başka bir enzimin
aktif bölgesi ile birleşmesi mümkün değildir. Enzimlerin
sahip olduğu aktif bölgeler iki önemli parçaya sahiptir.
Bu bölgelerden bir tanesi substratı tanır, diğeri ise
substrata bağlanınca reaksiyonu katalize etmekle görevlidir.
Aslında enzim ve substrat, vücudun içinde birbirlerine
tamamen yabancı iki yapıdır. Ama birbirlerini tanımadıkları
halde birbirlerine karşı hazırlıklıdırlar. Daha önce
birbirini hiç görmemiş olmalarına rağmen, kendilerinden
milyarlarca kat büyük bir bedenin içinde karşılaştıkları
an, çok sayıda molekül arasından birbirlerini tanır
ve hızla birleşirler.
Bu birleşmeyi sağlayan ana etkenlerden biri enzimin
üçüncül yapısıdır. Bu özel yapı nedeniyle bükülüp şekil
alan molekül, substratın tam olarak yerleşebileceği
bir boşluğa sahip olmuştur. Bu, üç boyutlu ve oldukça
karmaşık bir geometridir. Ancak bu moleküler kompleks
yapıya rağmen, aktif bölge ve substrat birbirlerine
mükemmel bir anahtar-kilit uyumu gösterirler. Anahtarın,
yani enzimin eksikliği durumunda, kapının kırılarak
açılması gerekir ki bu da büyük bir güç yani enerji
gerektirdiğinden insan bedeninde mümkün olamamaktadır.
|
Enzim ve substrat arasında bir anahtar-kilit
uyumu vardır. Tek bir kilidin sadece tek bir
kapıyı açabilmesi gibi belirli enzimler de
belirli substratlarla uyum içinde olabilirler.
|
Tek bir kilidin sadece tek bir kapıyı açabilmesi gibi,
belirli enzimler de sadece belirli substratlarla uyum
halinde olabilirler. Bu uyum, aynı zamanda çok etkileyici
bir hız içinde işler. Bu hız o kadar büyüktür ki, bir
enzim bazen saniyede 300 substrat ile belirli bir sırayla
teker teker birleşir. O maddeyi istenen forma sokar,
sonra ayrılır. Bu işlem, kesintisiz olarak insanın
ömrü boyunca devam edecektir.
Bir hücre içinde enzimlerin ve substratların sayısı
oldukça azdır. Bu durumda enzimler ve onlara uyumlu
olan substratlar birbirlerini hücre içinde nasıl bulurlar?
Kuşkusuz eğer hücrenin içi durağan bir yapıda olsaydı,
aynı ortamda bulunmalarına rağmen enzimlerin substratlarla
birleşmesi hiçbir zaman mümkün olmayabilirdi. Ancak
hücrenin içi sürekli hareketli olduğu için böyle bir
sorun yoktur. Isıdan dolayı meydana gelen hareketlenmeler
moleküler düzeyde oldukça büyük ve çeşitlidir. Hücre
içinde moleküller bir yerden diğerine doğru sürekli
hareket ederler. Molekülleri oluşturan birbirlerine
bağlanmış atomlar ise bulundukları yerde titreşirler.
Daha büyük moleküller olan proteinler ise, bir saniye
içinde yaklaşık bir milyon kere kendi etraflarında
dönerler. Hücre içindeki bu şaşkınlık verici hareketlilik
tüm moleküllerin sürekli olarak birbirleriyle çarpışmalarına
neden olmaktadır.
|
Moleküller sürekli olarak birbirleriyle
çarpışma halindedir. Bu çarpışma sonrasında
birbirine uyum gösteren substrat ve enzim
molekülleri, çok büyük bir hızla reaksiyonu
başlatırlar. Saniyeler içinde sayısız reaksiyon
gerçekleştirir ve yeni ürünler meydana getirirler.
Bunun için enzim sisteminin gerçekten de
hayranlık uyandırıcı bir düzeni vardır. Bu
düzeni her an var eden, sürekli olarak koruyan,
bunların tümünü yaratmış olan Yüce Allah'tır.
|
İşte bu çarpışmalar sonucunda hücre içinde sayıları
az olmasına rağmen enzimin aktif bölgesi, kendisine
uygun substrat molekülü tarafından her saniye yaklaşık
500.000 kere bombardımana tutulur. Bu bombardıman sonucu
enzimin ilgili yüzeyiyle substrat uyuşur ve bu moleküller
bir anda enzim-substrat molekülü halini alırlar. Artık
reaksiyona girmeye hazırdırlar.18
Enzimler, kendilerine uyumlu olsun veya olmasın, karşılaştıkları
her substrata çok zayıf bağlarla bağlanırlar. Bunlar
hidrojen bağlarıdır. Enzim ve substrat arasındaki hidrojen
bağlarının yönlendirici yapısı, o enzim ve substrata
kendilerine ait bir şekil, dolayısıyla da bir özellik
vermektedir. Ancak enzim doğru substrat ile karşılaştığında
ve enzim ile substrat bir kere bir araya geldiğinde,
aralarında hidrojen bağlarının dışında yeni bağlar
oluşur. Bunlar; Van der Waals, elektrostatik güç ve
hidrofobik bağlar gibi çeşitli kimyasal etkileşimlerdir.
(Kimyasal bağlar için bkz. Molekül Mucizesi, Harun
Yahya) Bu bağlar sayesinde enzim ve substrat arasındaki
bağ kuvvetlenir ve ikisinin birbirlerinden ayrılma
ihtimalleri azalır.

Enzimin aktif bölgesine yerleşen substrat, yerleştiği bölgenin üç boyutlu moleküler yapısı ile tam bir uyum içindedir. Bu mükemmel sanatın sahibi, alemlerin Rabbi olan Allah'tır. |
Karşı karşıya gelen iki molekülden eğer biri diğerinin
substratı değilse, bu durumda şartlar daha farklılaşır.
Çarpışan iki molekül, adeta birbirleriyle birleşmeye
çalışırcasına aralarında zayıf bir bağ kurarlar. Bu
bağlar birbirleriyle az çok uyuşan küçük yüzeyler arasında
meydana gelir. Açığa çıkan enerji dikkate değer seviyede
değildir. Enzim, söz konusu substratın kilidi açacak
anahtar olmadığını anladığı an, aradaki zayıf bağları
koparır ve hızlıca ondan uzaklaşır. Bu, önemli bir
önlemdir. Birbirleri ile uyuşmayan moleküller arasında
yanlış ve istenmeyen bağlar kurulması bu şekilde engellenmiş
olur.19
Birbirine uyuşan enzim ve substratlar da tedbirlidirler.
Son yapılan araştırmalar, tıpkı bir eldivenin ele giyildiğinde
elin şekline uyum sağlaması gibi, substrata uyum sağlamak
için enzimlerin çok hafifçe şekil değiştirebildiklerini
göstermiştir.20
Burada şuurlu iki varlık gibi anlattığımız yapılar,
yalnızca iki moleküldür. Görme, duyma, birbirleriyle
haberleşme ve bir şeye karar verme yetenekleri yoktur.
Bir insan bedeninde onların başarısıymış gibi görünen
her şey, gerçekte onları her an kontrolü ve denetimi
altında tutan -üce Allah'a aittir. Allah dilemedikçe,
hiçbir substrat hiçbir enzim ile birleşemez. Hiçbir
enzim, insanın yaşama fonksiyonlarını sağlayan işlevler
meydana getiremez. Bir enzimin, kendisi için gerekli
olan parçayı keşfetmesi, ona uyum gösterip onunla birleşmek
için çeşitli yöntemler denemesi ve açıkça akılcı ve
şuurlu hareketler sergilemesi, ancak Allah'ın yönlendirmesiyledir.
Cansız moleküllerin şuur sergilemeleri, büyük bir mucizedir
ve buradaki mucizeyi göremeyenler veya görmek istemeyenler,
moleküllere, atomlara, hatta tesadüflere akıl atfederek
onlarda bir olağanüstülük ararlar. Oysa gösterdikleri
tüm bilimsel çabalar, yeryüzünün tek hakiminin, üstün
ve güçlü olan tek Yaratıcı'nın Allah olduğunu ilan
etmektedir. Allah, yoktan yaratan ve dilediği varlıkta
Kendi sonsuz aklını tecelli ettirendir.
Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim
var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar
bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte)
uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar
ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'
(Yunus Suresi, 66)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil
olarak Allah yeter. Eğer dilerse, ey insanlar,
sizi giderir (yok eder) ve başkalarını getirir.
Allah, buna güç yetirendir.
(Nisa Suresi, 132-133)
|
 |
Ya anahtar kilide uymasaydı? Gerekli enzim gerekli
yerde olsaydı ama substratla uyuşamasaydı? Enzim, hızlandırılması
gereken reaksiyon alanına zamanında yetişseydi ama
ilgili moleküllerin yanından geçip gitseydi? Bir düşünelim,
bir yaradan akan kanın durdurulması için gerekli enzimler,
eğer sırf bu yapı uyuşmazlığı nedeniyle görevlerini
yapamasalar, kanın pıhtılaşması hiçbir şekilde mümkün
olmayacaktır. Hücrelerin yenilenmesi, işlevlerini sürdürebilmeleri,
vücut fonksiyonlarının aynı hız ve düzen içinde sürebilmesi
için gerekli olan hiçbir reaksiyon gerçekleşemeyecektir.
Enzimin istenilen şeyi yapabilmesi için etki etmesi
gereken maddeyi yani substratı tanıması, ona tam olarak
uyabilmesi gerekmektedir. Ve bir canlı bedeninde, Allah'ın
izniyle, bu konuda hiçbir sorun yoktur. Her enzim,
birlikte reaksiyona gireceği substratı sorunsuz tanır
ve Allah'ın ilhamıyla hareket ettiği için gerçekleşmesi
gereken işlemde hiçbir zaman hata yapmaz. Anahtar kilide
mutlak surette uyar, reaksiyon mutlaka gerçekleşir.
Her şey 0.01 mm'lik çapa sahip bir hücrenin içinde
gerçekleşmektedir. (Hücrenin büyüklüğü 10-100 mikron
arasındadır.) Birbirlerine uyum sağlayan moleküller,
bunların aralarındaki kimyasal bağlar, sadece 0.01
mm'lik alanın içindedir. Üç boyutlu yapılar, birbirine
bağlanan moleküller, moleküller üzerinde özel geometriye
sahip oyuklar ve o oyuklara yerleşebilecek geometriye
sahip başka moleküller, hepsi bu ortamdadır. Birbirlerine
uyum gösteren, birbirlerinden haber alan, birbirlerinin
ihtiyaçlarını belirleyen, zaman ayarı yapabilen, yorulmayan
ve karşısına çıkan her molekülü rahatlıkla tanıyabilen
moleküller bu ortamda çalışırlar. Tekrar hatırlatmak
gerekirse, bu ortam, içinde elektronların hızla hareket
edip durduğu, çapı yüz mikrondan daha küçük olan bir
hücreden başka bir şey değildir. Bir hücre içinde,
insanın tüm yeteneklerini, aklını ve bilgisini aşan,
insanın neredeyse hiç ulaşamayacağı kusursuzluğu meydana
getiren, asla şaşmayan, hata yapmayan, tümüyle bilinçli
bir sistem vardır. Bu bilinç, elbette hücrenin kendisine
ait değildir. Hücrenin içindeki birbirinden habersiz,
bir atom yığını olan moleküllere, bu şuursuz moleküller
arasında gidip gelen yine şuursuz olan enzimlere de
ait olamaz. Bu bilinç, tüm bunları barındıran insan
bedenine veya insan beynine de ait değildir. Bu bilincin
kaynağı, sonsuz akıl ve sonsuz güç sahibi olan Allah'tır
ve Allah'ın sonsuz gücü ve aklı, yarattığı her şeyde
tecelli eder. O'nun tecellisi; uçsuz bucaksız evren
üzerinde de hakimdir, milimetrenin yüzde biri kadar
olan bir hücrenin içindeki enzimlerde de. Büyük veya
küçük olmaları fark etmez, her birindeki komplekslik,
kusursuzluk ve sanat aynı üstünlüktedir. Çünkü Allah
hepsini sonsuz ilmiyle yaratır. Allah bir ayetinde
bu gerçeği şöyle haber verir:
Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların
benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde
şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler
ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 99)
|