< <
7 / total: 8

Fosil Kayıtlarında Durağanlık

Fosil kayıtlarının en belirgin özelliklerinden biri, canlıların bu kayıtlarda gözlemlendikleri jeolojik dönemler boyunca değişime uğramamalarıdır. Diğer bir deyişle, bir canlı türü, fosil kayıtlarında ilk olarak nasıl belirdiyse, bu tür yok olana kadar veya günümüze gelene kadar onmilyonlarca, hatta yüzmilyonlarca yıl boyunca hiçbir değişim göstermemekte, aynı yapıyı korumaktadır. Bu, canlıların hiçbir evrime uğramadıklarının açık bir delilidir

Bu gerçeği ilk ilan eden kişilerden biri 20. yüzyıldaki en ünlü evrimci otoritelerden biri olan Amerikalı paleontolog ve bilim tarihçisi Stephen Jay Gould'dur. Gould 1970 yılında fosil kayıtlarının en belirgin iki özelliği hakkında şöyle yazmıştır:

Fosilleşmiş türlerin çoğunun tarihi, kademeli evrimle çelişen iki farklı özellik ortaya koymaktadır:

1. Durağanlık: Çoğu tür, dünya üzerinde var olduğu süre boyunca hiçbir yönsel değişim göstermez. Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki yapıları ne ise, kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları da aynıdır. Morfolojik (şekilsel) değişim genellikle sınırlıdır ve belirli bir yönü yoktur.

2. Aniden ortaya çıkış: Herhangi bir lokal bölgede, bir tür, atalarından kademeli farklılaşmalara uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz; bir anda ve "tamamen şekillenmiş" olarak belirir.190

Gould ilerleyen yıllarda da fosil kayıtlarında görülen durağanlığı kabul ettiğini belirtmiştir. 1993 yılında Natural History dergisindeki bir yazısında şöyle demektedir:

Birçok fosil türünün jeolojik yaşam süresi boyunca durağanlığı ya da hiçbir değişim geçirmeyişi, tüm paleontologlar tarafından sözle ifade edilmeksizin onaylanmıştır, ancak asla üzerinde etraflıca çalışılmamıştır... Durağanlığın çok yaygın olması, fosil kayıtlarının utandırıcı bir özelliği haline geldi ancak yokluğun (ki bu evrimin yokluğudur) bir ilanı olarak gözardı edilmiş olarak bırakıldı.191

Her ikisi de ünlü birer paleontolog olan Ian Tatterstall ve Niles Eldredge ise, The Myths of Evolution (Evrim Efsaneleri) adlı kitaplarında, fosil kayıtlarının Darwin'in varsayımları ile olan çelişkisini ve durağanlık gerçeğini şöyle anlatmaktadırlar:

Paleontologlar fosillerini kaya kayıtları boyunca izlediklerinde, bekledikleri değişiklikleri görmemektedirler... Fosillerin her bir farklı türünün, fosil kayıtları içerisinde var oldukları süre boyunca tanınır şekilde aynı olduğu, Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabını yayınlamadan çok daha öncesinden beri paleontologlar tarafından bilinmekteydi. Darwin'in kendisi... gelecek nesil paleontologlarının bu boşlukları gayretli arayışlarıyla dolduracakları tahmininde bulunmuştu... Daha sonrasında yapılan 120 yıllık paleontolojik araştırmalarsa, fosil kayıtlarının Darwin'in varsayımlarının bu kısmını teyit etmeyeceğini son derece açık bir şekilde ortaya koymuştur. Problem kayıtların eksik olması da değildir. Fosil kayıtları açıkça bu varsayımın yanlış olduğunu göstermektedir.

Türlerin uzun zaman dilimleri boyunca şaşırtıcı şekilde sade ve durağan özellikler sergilemesi, "kral çıplak" hikayesinin tüm özelliklerini taşımaktadır; herkes bilir ancak gözardı etmeyi tercih eder. Paleontologlar Darwin'in öngördüğü tabloyu inatla reddederek karşı koyan, ve tümüyle başka yöne bakan, söz dinlemez bir kayıtla karşı karşıyadırlar.192

Söz konusu durağanlığın örnekleri sayısızdır. Örneğin Wyoming'deki Bighorn Havzası, memelilerin ilk dönemlerine ait 5 milyon yıllık fosil yataklarını barındırmaktadır. Buradaki fosil kayıtları o kadar zengindir ki, paleontologlar buradaki fosillerde ara geçiş formlarını da bulabileceklerini ve evrimsel süreci gösterebileceklerini ummuşlardı. Ancak, umutları boşa çıktı. Birbirinden evrimleştiğini öne sürdükleri türlerin aynı dönemlerde yaşadıkları anlaşıldı ve "fosil kayıtlarının bir türden diğerine geçişi gösteren tek bir inandırıcı kanıt dahi sunmadığı"193 görüldü. Ayrıca, türler kayıtlardan yok olana kadar bir milyon yıl boyunca hiç değişmeden sabit kalıyorlardı.

sincap

1. çok sayıda örneğiyle günümüze ait tam bir sincap.
2- 5. evrimcilerin iddiasına göre olması gereken, ama fosil kayıtlarında bir türlü rastlanmayan hayali ara formlar
6. çok sayıda örneğiyle günümüze ait tam bir yarasa

Oysa evrim teorisinin iddiasına göre, türlerin birbirlerinden evrimleşebilmeleri için, sürekli bir değişim içinde olmaları gerekir. Örneğin bir kemirgenin yarasa veya balinaya dönüşebilmesi için, çok uzun dönemler boyunca aşama aşama küçük değişiklikler göstermesi gerekir. Bir kemirgenin yarasa veya balinanın özelliklerini kazanabilmesi için ise bu aşamalı dönüşümün çok çok uzun bir dönemi kapsaması gerekir. Bu uzun dönem içinde ise çok sayıda ara form oluşması ve bu ara formların arkalarında milyonlarca fosil bırakmaları gerekir. Oysa fosil kayıtlarında ara form özelliklerine sahip canlılara hiç rastlanmamaktadır. Bulunan fosiller kemirgenler, yarasalar veya balinalar gibi tam ve belirgin özelliklere sahip özgün canlılardır ve bu canlılar fosil kayıtlarında bu tam halleriyle bulunurlar.

Niles Eldredge, fosil kayıtlarında ara geçiş formlarının bulunmayışının ve durağanlık konusunun evrimci paleontologlar tarafından çok iyi bilindiğini ancak bilerek görmezden gelindiğini şöyle itiraf etmektedir:

Görünen o ki, her yeni jenerasyon fosillerdeki evrimsel değişimin örneklerini belgelemek için sabırsızlanan birkaç yeni paleontolog ortaya çıkarıyor. Aranan değişiklikler elbette ki her zaman kademe kademe ilerleyen cinsten oldu. Bu paleontologların çabaları çoğunlukla karşılıksız kalmakla beraber, fosiller beklenen özellikleri göstermek yerine her zaman değişmezlik gösterdi... Bu (fosillerdeki) olağanüstü tutuculuk, evrimsel değişimi bulmaya can atan paleontologlara hiçbir evrim yokmuş gibi göründü. Kademeli evrim yerine tutucu bir kalıcığı belgeleyen çalışmalar, başarısızlık olarak nitelendirildi ve çoğunlukla yayınlanmadı. Paleontologların çoğu değişmezliğin, durağanlık olarak isimlendirilen değişim eksikliğinin farkındaydı...194

Fosil kayıtlarının her açıdan evrim teorisini açıkça yalanladığı görülmektedir. Eldredge'in sözlerinde dikkat çeken ayrı bir konu ise, fosil kayıtlarında türlerin değişmediğinin, aksine sabit kaldıklarının belgelendiği çalışmaların yayınlanmaması ve başarısızlık olarak nitelendirilmesidir. Evrimciler, sadece fosiller konusunda değil, diğer ilgili bilim dallarında da evrim aleyhinde olan delilleri gözlerden uzak tutma, taraflı yorumlarla toplumu yanıltma konusunda oldukça deneyimlidirler. Eldredge de sözlerinin arasında evrimciler arasında alışıldık olan bu yöntemi ifade etmektedir.

fosiller

1. yaklaşık 135 milyon yıllık Echinoderm (deniz yıldızı) fosili ve canlı bir örneği.
2. yaklaşık 355-295 milyon yıllık örümcek fosili ve günümüze ait bir örümcek.
3. 50 milyon yıldır değişmeyen yarasa, evrim teorisini çökerten delillerden biridir. Ünlü evrimci bilim adamı Jeff Hecht bu gerçeği şöyle dile getirir:

Yarasaların kökeni bir bilmece olmuştur. En eski yarasa fosilleri dahi, 50 milyon yıl önce, bugünkü modern yarasaların kanatlarına tıpa tıp benzeyen kanatlara sahiptiler.197

4. 140 milyon yıllık at tırnağı yengeci fosili ve günümüzde yaşayan örneği.
5. yaklaşık 210 milyon yıllık kemikli balık fosili ve canlı bir örneği. resim6:
6. Trionyx (kaplumbağa) fosili ve günümüze ait bir kaplumbağa.
7. yaklaşık 300 milyon yıllık Geç Karbon döneminden su akrebi fosili ve günümüzde yaşayan bir örneği.
8. yaklaşık 55-35 milyon yıllık yengeç fosili ve günümüzde yaşayan bir yengeç.

Focus dergisi de evrimci bir yayın olmasına karşın, Cœlacanth'ın konu edildiği Nisan 2003 tarihli sayısında, bu balık gibi milyonlarca yıldır değişmeyen canlılardan şöyle söz etmiştir:

Coelacanth gibi büyük bir canlının, bunca yıl bilim dünyasının bilgisinden uzak yaşadıktan sonra bulunması, çok fazla ilgiyi üstüne çekmesine yol açtı.

Oysa, Cœlacanth gibi milyonlarca yıl öncesinden kalan fosilleriyle tıpatıp benzerlik içindeki organizmaların sayısı oldukça fazla. Örneğin, bir kabuklu türü olan Neopilina, 500 milyon yıldan beri, akrep, 430 milyon yıldan beri; zırhlı ve kılıç kuyruklu bir hayvan olan deniz canlısı Limulus, 225 milyon yıldan beri; yalnızca Yeni Zelanda'da yaşayan bir tür sürüngen olan Tuatara da, yaklaşık 230 milyon yıldan beri değişmedi. Eklembacaklıların birçok takımı, timsahlar, deniz kaplumbağaları ve birçok bitki türü de uzayıp giden listenin bir parçası. 195

Focus dergisi, bu fosillerin evrim teorisine vurduğu darbeyi ise açıkça itiraf etmektedir:

Evrim çizgisinden bakıldığında, bu tip organizmaların mutasyona uğrama olasılığı, diğerlerine göre çok daha yüksek. Çünkü, her yeni nesil, DNA'nın kopyalanması demek. Milyonlarca yıl süresince kopyalama işleminin kaç kez yapıldığını düşününce, ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor. Teoride, değişen çevre koşulları, düşman türler, türler arası rekabet gibi çeşitli baskı unsurlarının doğal seçime neden olması, mutasyona uğramış avantajlı türlerin seçilmesi ve bu türlerin, bu kadar uzun zaman içinde çok fazla değişikliğe uğraması gerekiyordu. AMA GERÇEKLER BÖYLE DEĞİL. Sözgelimi, hamamböceklerini ele alalım. Çok hızlı ürüyorlar, ömürleri de kısa, ama yaklaşık 250 milyon yıldan beri aynılar. Daha çarpıcı bir örnek ise archaebakteriler. Tam 3.5 milyar yıl önce, dünya henüz çok sıcakken ortaya çıktılar, günümüzde de Yellowstone Milli Parkı'ndaki kaynar sularda yaşamaya devam ediyorlar.196

Cœlacanth gibi yaşayan fosillerin, ortaya çıktıkları günden günümüze değin geçen sürede hiçbir değişikliğe uğramamış olması, sürekli değişimi öngören evrimle değil, canlıların ayrı ayrı yaratıldıklarını ve hiç değişmeden günümüze ulaştıklarını ortaya koyan yaratılış gerçeğiyle uyumludur. Yaşayan fosiller birer yaratılış delilidirler. Allah milyonlarca canlı türünü mucizevi bir biçimde yoktan yaratmıştır.

fosiller

Milyonlarca yıllık bitki fosilleri ve bu fosillerin günümüzde yaşayan örnekleri, bu bitkilerin hiçbir evrim geçirmediklerinin açık delilidirler. Bu bitkiler milyonlarca yıldır hiçbir değişime uğramamışlardır.

1. Pecopteris miltani 290-365 milyon yıl önce yaşamış olan bir bitki.
2. Asterophyllites grandis 350 milyon yıllık bir bataklık bitkisi fosili ve günümüzdeki benzeri
3. Günümüzde yaşayan Cryptomenia japonica adlı ağaç 300 milyon yıllık fosili ile tamamen benzerdir.
4. Quercus hispanica Günümüzde meşe ağacının yaklaşık 145 milyon yıl önce yaşamış olan bir cinsinin fosili
5. Alepthopteris Yaklaşık 350 milyon yıllık bir bitki fosili ve günümüzdeki benzeri

Yüzmilyonlarca yıldır hiçbir değişime uğramadan günümüze kadar gelen bu bitkiler evrim teorisini yalanlayan en önemli deliller arasındadır.

 

Dipnotlar

190 S. J. Gould,"Evolution's Erratic Pace", Natural History, vol. 86, May 1977.

191 S. J. Gould, "Cordelia's Dilemma", Natural History, Şubat, s. 10-18.

192 Niles Eldredge, Ian Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982, s. 45-46.

193 Steven M. Stanley, The New Evolutionary Timetable, 1981, s. 71

194 Niles Eldredge, Evolutionary Tempos and Modes: A Paleontological Perspective," in the collection What Darwin Began: Modern Darwinian and Non-Darwinian Perspectives on Evolution (Godfrey, ed, 1985).

195 Focus, Nisan 2003.

196 Focus, Nisan 2003.

7 / total 8
Harun Yahya'nın Arageçiş Açmazı kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top