Kitabın bu bölümünde Allah'ın varlığını
kabul etmeyen, "herşey kendi kendine oluştu" diye
mantık dışı iddialar öne süren evrimcilerden söz edeceğiz.
Bu insanlar hep yalan söyleyerek insanları yanıltmaya
çalışırlar.
Ancak bir insan yalan söylediğinde
yalanı bir süre sonra ortaya çıkar. Eğer karşısındaki
akıllı biriyse onun yalan söylediğini hemen anlar.
Evrimciler de yalan söyledikleri için bir sürü açık
vermektedirler. İlerleyen sayfalarda onların söylediklerinin
ne kadar mantıksız olduğunu, yalanlarının nasıl ortaya
çıktığını hep birlikte göreceğiz…
EVRİM TEORİSİ NEDİR?
Allah'ın varlığına inanmayan insanların
öne sürdükleri sapkın iddialardan biri "evrim teorisi"
dir. Evrim teorisini ortaya atan kişi, günümüzden
yaklaşık 150 yıl önce yaşamış olan Charles Darwin'dir.
Darwin'in mantık dışı teorisine göre, herşey tesadüfen
ve kendi kendine meydana gelmişti. Darwin farklı canlı
türlerinin değişerek birbirlerine dönüştüklerini ve
böyle meydana geldiklerini zannediyordu. Örneğin Darwin'e
göre balıklar bir gün tesadüfen bir sürüngene dönüşmüşlerdi.
Bir gün bir tesadüf daha olmuş ve bir sürüngen uçmaya
başlamış böylece kuşlar oluşmuştu. İnsanlar ise maymunlardan
oluşmuşlardı. Yani Darwin'e göre insanın atası bir
maymundu. Elbette bunların hiçbiri doğru değildir.
Tek doğru ve gerçek olan evreni, dünyayı, tüm canlıları
ve bizi Allah'ın yarattığıdır. Başta Darwin olmak
üzere bunun aksini iddia edenler ise büyük bir yalan
söylemektedirler. Gelin, Darwin'in ortaya attığı yalanın
ne kadar saçma olduğunu daha yakından inceleyelim.
Canlı ve cansız tüm maddeleri oluşturan
en küçük parça atomlardır. Bu, çevrenizdeki herşey
gibi sizin de aslında milyonlarca atomun biraraya
gelmesinden oluşuyor olmanız demektir.
Evrimciler, yani Darwin'e inananlar
ise atomların kendi kendilerine tesadüfen karar alıp,
biraraya geldiklerini ve böylece canlıları oluşturduklarını
söylerler. Bu akıl dışı inanışa göre bir gün şiddetli
bir rüzgar veya bir kasırga çıktı ve bu atomlar yanyana
gelip birleştiler. Darwin'in yalanına göre sonra bu
atomlar birleşerek hücreleri oluşturdular. Biliyorsunuz
ki her canlı hücrelerden oluşur. Hücreler de biraraya
gelerek bizim gözlerimizi, kulaklarımızı, kanımızı,
kalbimizi kısacası bütün vücudumuzu meydana getirirler.
Ancak şunu unutmamak gerekir ki,
hücreler çok karmaşıklardır. Bir hücrenin içinde yüzlerce
farklı küçük organel vardır. Hücreyi çok büyük bir
fabrikaya benzetebiliriz. Malzeme üretenler, üretilen
malzemeleri taşıyan araçlar, giriş ve çıkış kapıları,
üretim merkezleri, mesaj getirip götürenler, enerji
merkezleri… Peki bir fabrikanın taşların, toprağın,
suyun tesadüfler sonucunda biraraya gelmesiyle, örneğin
çıkan bir fırtınadan sonra, kendi kendine meydana
gelmesi mümkün müdür? Tabi ki hayır. Herkes böyle
bir iddiaya güler. Ama evrimciler "hücre tesadüfen
oluştu" diyerek en az bunun kadar saçma bir şey söylemiş
olurlar.
Öyle ise evrimcilere bir
deney yaptıralım!
Evrimciler büyük bir varil alsınlar.
Bu varilin içine istedikleri bütün atomları koysunlar.
Bundan başka varilin içine ne koymak istiyorlarsa
eklesinler. Bir canlının oluşması için gereken bütün
malzemeleri doldursunlar. Sonra da bu varili isterlerse
ısıtsınlar, isterlerse elektrik versinler. Ne istiyorlarsa
yapmaları serbest olsun. Milyarlarca yıl da varilin
başında nöbet tutsunlar. (Ömürleri yetmeyeceği için
bu nöbeti nesilden nesile devredebilirler).
Cansız maddeler
tesadüfen biraraya gelip asla canlıları
oluşturamazlar. Evreni ve tüm canlıları
Allah yoktan var etmiştir. |
|
Bunun sonucunda ne olur?
Sizce bu varilin içinden kuzular,
menekşeler, kirazlar, tavşanlar, arılar, karpuzlar,
kediler, köpekler, sincaplar, güller, erikler, çilekler,
balıklar, filler, zürafalar, aslanlar çıkar mı? Bu
varilin içinden sizin gibi düşünen, sevinen, heyecanlanan,
müzik duyunca hoşuna giden, kitap okuyabilen, ailesini
arkadaşlarını seven bir insan çıkabilir mi? Elbette
çıkamaz. O varilin içinden varilin başında bekleyen
evrimci profesörlerden tek biri bile çıkamaz. Hatta
değil bir profesör, o profesörün trilyonlarca hücresinden
tek bir tanesi bile çıkamaz.
Atomlar cansızdır. Cansız maddeler
birleşip canlı, gülen, sevinen, düşünen bir varlık
oluşturamazlar. O varilin içinden canlı hiçbir varlık
çıkmaz. Bu imkansızdır. Çünkü canlılar cansız maddelerin
tesadüfen biraraya gelmeleriyle oluşamaz. Canlıları
Allah yaratmıştır. Hiçbir şey yokken, Allah insanı,
dağları, gölleri, kuzuları, aslanları, çiçekleri ,etrafımızda
gördüğümüz veya göremediğimiz tüm varlıkları yoktan
yaratmıştır.
EVRİMCİLERE GÖRE CANLILAR
NASIL EVRİMLEŞİRLER?
Tüm canlı türlerini Allah yaratmıştır
ve hiçbir canlının bir diğerinden türemesi mümkün
değildir. Çünkü her canlı türü çok farklı özelliklere
sahiptir. Kuşlarla, kediler birbirlerine benzemezler
ya da atlarla balıklar, kaplanlarla kelebekler...
Evrim teorisinin yalanlarına göreyse,
canlılar zamanla evrimleşmiş, yani gelişip farklı
özellikler kazanarak başka bir canlıya dönüşmüşlerdir.
Örnek olarak kuşlar hakkında evrimcilerin masallarına
bir göz atalım. Kaplumbağaları, kertenkeleleri, yılanları
kısacası sürüngenleri hepiniz tanırsınız. Bu canlı
türü evrimcilere göre tesadüfen değişmiş ve kuşlara
dönüşmüştür. Evrimciler işte böyle saçma bir iddiaya
inanırlar. Peki sürüngenleri etkilediğini ve değişmelerini
sağladığını iddia ettikleri olaylar nelerdir?
Yeryüzünde binlerce
tür canlı vardır. Evrimciler, bu farklı
türlerin nasıl meydana geldiğini asla
açıklayamazlar. Bu çeşitlilik, Allah'ın
yaratma sanatının en güzel örneklerinden
biridir. |
|
Evrimciler "mutasyon" ve "doğal seleksiyon"
adını verdikleri iki ayrı olayın birarada meydana
gelmesiyle evrimin gerçekleştiğine inanırlar. Ancak
bu çok mantıksız bir inançtır ve bilimsel hiçbir delili
yoktur. Neden mi? Birlikte inceleyelim.
Doğal Seleksiyon Nedir?
Doğal seleksiyonun en basit anlamı
şudur: Canlılar arasında güçlü olanlar yaşamlarını
devam ettirebilirler, güçsüzler ise hemen yok olurlar.
Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım: Sık sık vahşi
hayvanların saldırdığı bir geyik sürüsü düşünün. Bu
durumda geyikler hızla kaçacaklardır ve en hızlı koşan,
en çevik geyiklerse kurtulacaklardır. Zaman içerisinde
zayıf ve çelimsiz geyikler hep vahşi hayvanlar tarafından
avlandıkları için tamamen ortadan kaybolacaklardır.
Geriye sadece sağlıklı ve güçlü geyikler kalacaktır.
Sonuç olarak geyik sürüsü bir süre sonra hep güçlü
geyiklerden oluşacaktır.
Buraya kadar anlatılanlar doğrudur.
Fakat bunun evrimle hiçbir ilgisi yoktur. Buna rağmen
evrimciler, "bu geyik sürüsü gelişe gelişe sonunda
başka bir canlıya dönüşür; örneğin geyikler zürafa
olur" demektedirler. İşte bu yanlıştır. Çünkü hiçbir
geyik daha hızlı koştuğu için başka bir canlıya örneğin
bir aslana veya bir zürafaya dönüşemez. Böyle bir
şey sadece masallarda olur.
Hepiniz kurbağa prens masalını bilirsiniz.
Bir masalda bir kurbağa prense dönüşebilir. Ama gerçek
yaşamda bir geyiğin aslana veya başka bir canlıya
dönüşmesi tabi ki imkansızdır. Ne var ki evrimciler,
böyle bir masala inanırlar.
Mutasyon ne demektir?
Mutasyon bir canlının vücudunda meydana
gelen olumsuz yöndeki değişikliklerdir. Mutasyonlar
radyasyon, kimyasal maddeler gibi etkenlerle oluşur.
Radyasyonun veya kimyasal maddelerin canlılar üzerindeki
etkileri her zaman zararlıdır. Örneğin günümüzden
yaklaşık 55 yıl önce II. Dünya Savaşı'nda Japonya'nın
Hiroşima kentine atom bombası atılmıştı. Atom bombası,
atıldığı yerin çevresine radyasyon yaydı ve bu, insanlara
çok büyük zararlar verdi. insanların birçoğunun ölmesine
veya ciddi şekilde hastalanmalarına neden oldu. Hatta
insanların vücutlarındaki bazı sistemleri bozduğu
için bu insanların ileride doğan çocukları da hasta
veya sakat doğdular.
Buna benzer bir olay 1986 yılında
da Rusya'nın Çernobil kentinde gerçekleşti. Çernobil'de
bir nükleer santralda patlama meydana gelmiş ve bu
yüzden tüm kente ve çevresine radyasyon yayılmıştı.
Aynı Japonya'da olduğu gibi, orada yaşayan insanlar
ve onların sonradan doğan çocukları, radyasyonun sebep
olduğu mutasyonlar nedeniyle sakat kaldılar veya öldüler.
İşte evrimciler böyle zararlı bir
olay hakkında şunları iddia ederler: Örneğin bir balık
bir gün bir mutasyon geçirir yani Japonya'daki insanlar
gibi radyasyon benzeri bir olayla karşılaşır. Bu mutasyon
sonucunda balığın vücudunda bazı değişiklikler olur
ve balık bir gün karşınıza timsah olarak çıkar. Elbette
bu çok saçma bir iddiadır. Çünkü yukarıda da bahsettiğimiz
gibi mutasyonlar canlılara hemen her zaman zarar verirler.
Onları ya sakat bırakır ya da hasta ederler. Eğer
mutasyonlar faydalı olsalardı, Çernobil'de radyasyon
sızıntısı olduğunda evrimleşip daha gelişmiş bir canlı
olmak için herkes oraya giderdi. Halbuki herkes Çernobil'den
kaçmıştır. Üstelik Çernobil'in olumsuz etkileri hala
sürmektedir.
Evrimcilerin bu iddiasını şöyle bir
örneğe benzetebiliriz. Elinize bir balta alsanız ve
renksiz bir televizyona vurmaya başlasanız, bu televizyonu
renkli bir televizyona dönüştürebilir misiniz? Elbette
ki hayır. Baltayla televizyona rastgele vurduğunuzda
paramparça olmuş bir televizyonunuz olur. işte aynı,
baltayla rastgele vurmak gibi, mutasyonlar da canlılara
sadece zarar verirler. Yani evrimcilerin söyledikleri
gibi bir canlıyı daha iyi duruma getirmezler.
….O'na
mülkünde ortak yoktur herşeyi yaratmış, ona
bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.
(Furkan Suresi, 2) |
EVRİMCİLERİN BİR TÜRLÜ
BULAMADIKLARI FOSİLLER
Bazı canlılar öldükleri zaman arkalarında
izlerini bırakırlar ve bu izleri yani kalıntıları
milyonlarca yıl hiç bozulmadan kalabilir. Ancak bunun
olabilmesi için o canlının hava ile temasının aniden
kesilmesi gerekir. Örneğin bir kuş yerde dururken
üzerine aniden bir kum yığını gelse ve orada kuş ölse,
bu kuşun kalıntıları günümüze kadar gelebilir. Veya
ağaçlardan akan amber denen sıvılar vardır. Bazen
bu amber bir böceğin üzerine akar ve böcek bu amberin
içinde ölür. Böylece sertleşerek milyonlarca yıl hiç
bozulmadan günümüze kadar gelebilir. Biz de böylece
çok eskiden yaşamış olan canlılar hakkında bilgi edinebiliriz.
işte canlılardan kalan bu kalıntılara "fosil" denir.

Toprak katmanlarının
altında geçmişte yaşamış canlılara dair
kalıntılar bulunabilir. Fosil adı verilen
bu kalıntılar, evrimcilerin tüm iddialarını
yalanlamaktadır.Solda salyangoz fosili,
sağda örümcek fosili
|
|
Allah, her canlıyı sudan yarattı. Işte bunlardan
kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı
üzerinde yürümekte kimi de dört (ayağı) üzerinde…
yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç
şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(Nur Suresi, 45 ) |
"Ara tür" fosilleri ne
demektir?
Evrimcilerin uydurdukları yalanların
en önemlilerinden biri ara türlerdir. Bazı evrimci
kitaplarda ara türlere "ara geçiş formu" da denilir.
Evrimciler bildiğiniz gibi canlıların birbirlerinden
meydana geldiklerini söylerler. Yani onların saçma
iddialarına göre ilk canlı tesadüfen meydana gelmiştir.
Sonra zaman içinde o canlı başka bir canlıya, o da
başka birine dönüşmüş ve bu böylece sürmüştür. Örneğin
evrimcilere göre balıklar deniz yıldızları gibi canlılardan
türemişlerdir. Yani bir deniz yıldızı bir gün mutasyonlar
sonucunda önce bir kolunu kaybetmiştir, sonra milyonlarca
yıl içinde diğer kollarını kaybetmiş ve bu kollarının
kimi kendiliğinden yüzgece dönüşmüştür. Bu arada yine
bir deniz yıldızının balığa dönüşmesi için gerekli
olan değişiklikler meydana gelmiştir. (Böyle bir şeyin
olması asla mümkün değildir ama biz bu iddianın ne
kadar saçma olduğunun anlaşılması için bu şekilde
anlatıyoruz.) Dolayısıyla evrimci masala göre, bir
deniz yıldızı balığa dönüşürken birçok geçiş aşaması
yaşamalıdır.
Evrimciler,
örneğin bir deniz yıldızının milyonlarca
yıl içinde, kademe kademe gelişerek balıklara
dönüştüğünü iddia ederler. Bu iddiaya
göre, deniz yıldızı ile balıklar arasında
birçok "ara geçiş formu" bulunmalıdır.
Ancak bugüne kadar, herhangi bir ara geçiş
formuna ait tek bir fosil dahi bulunmamıştır.
Fosil kayıtlarında deniz yıldızları vardır,
balıklar vardır ama ikisi arasında garip
görünümlü canlıların oluşturduğu bir ara
form yoktur. |
|
İşte aradaki geçiş aşaması olan bu
hayali canlılara evrimde ara tür denir. Yine evrimin
mantıksız iddialarına göre bunların hep yarım organlı
canlılar olması lazımdır. Örneğin bir balık bir sürüngene
dönüşürken arada oluşan türlerin yarım ayakları, yarım
yüzgeçleri, yarım akciğerleri, yarım solungaçları
olması gerekir. Unutulmamalıdır ki geçmişte böyle
garip canlılar yaşadılarsa bizim onların kalıntılarını
yani fosillerini mutlaka bulmamız gerekir. Ancak ne
ilginçtir ki, bugüne kadar evrimcilerin var olduğunu
iddia ettikleri bu ara tür fosillerinden hiç bulunamamıştır.
Bugüne kadar yeryüzünde pek çok fosil
bulunmuştur ama bunların hiçbiri evrimcilerin iddia
ettikleri "ara tür"lerden değildir. Bu da bize şunu
göstermektedir: Canlılar birbirlerinden türememişlerdir.
Hepsi eksiksiz ve kusursuz bir biçimde, bugünkü yaşayan
örneklerinden hiçbir farkları ve eksiklikleri olmadan
bir anda oluşmuşlardır. Yani hepsini Allah yaratmıştır.

Bugüne kadar
milyonlarca balık ve milyonlarca deniz
yıldızı fosili bulunmuştur. Ancak, evrimcilerin
yalan olarak uydurdukları gibi, bir tane
bile deniz yıldızının balığa dönüştüğünü
gösterebilecek ara geçiş aşaması canlılarına
ait fosil bulunamamıştır. Solda, 50 milyon
yıllık balık fosili |
|

Deniz yıldızı
hiç değişmemiştir. Milyonlarca yıl önce
nasılsa bugün de öyledir. Bu evrimcilerin
yalan söylediklerini göstermektedir. Yukarıda
deniz yıldızı ve 100-150 milyon yıl önceki
denizyıldızının fosili (L.Cretaceous dönem)
görülüyor. Solda, 400 milyon yıllık deniz
yıldızı fosili
|
|

Solda, 150
milyon yıl önce yaşamış bir yengecin fosili.
Sağda günümüzde yaşayan bir yengeç resmi.
iki yengeç arasında hiçbir fark olmadığı
çok açık değil mi?! |
|
KAMBRİYEN DÖNEMİNDE NELER
OLDU?
En eski canlı fosilleri, Kambriyen
dönemi olarak bilinen ve günümüzden tam 500 milyon
yıl önce yaşanan bir dönemden kalmadır. Bunlar salyangoz,
solucan ve deniz yıldızı gibi canlılara aittir. Kambriyen
döneminde yaşamış olan canlılar da bize evrim teorisinin
yanlış olduğunu gösteren delillerdendir. Nasıl mı?
Kambriyen dönemindeki bu canlılar
da diğer tüm canlılar gibi birdenbire ortaya çıkmışlardır.
Bu canlıların birdenbire ortaya çıkmaları Allah'ın
onları bir anda yarattıklarını gösterir. Eğer evrimcilerin
iddia ettikleri gibi olsaydı, bu canlıların da, kendilerinden
daha ilkel atalardan yavaş yavaş evrimleşerek o hale
gelmiş olmaları gerekirdi. Fakat, bu canlıların kendilerinden
önce yaşamış hiçbir ataları, ara geçiş türleri yoktur.
Fosil kayıtlarında böyle canlılara hiç rastlanmamıştır.
Fosiller bize göstermektedir ki Kambriyen döneminde
ortaya çıkan bu canlılar, tüm diğer canlılar gibi
birdenbire ve eksiksiz olarak ortaya çıkmışlardır.
Bu da, onları Allah'ın yarattığının en açık delilidir.
Kambriyen
döneminde yaşamış olan trilobit isimli
canlılar |
|
Ayrıca Kambriyen döneminde yaşamış
olan bu canlıların çok önemli özellikleri vardı. Örneğin
o dönemde yaşayan ama sonra soyu tükendiği için bugün
bizim göremediğimiz Trilobit isimli canlının çok karmaşık
ve mükemmel yapıda gözleri vardı. Trilobit gözü yüzlerce
petekten oluşuyordu ve bu yüzlerce petek onun çok
iyi görmesini sağlıyordu. Böyle mükemmel organlara
sahip canlıların ise, tesadüflerin yardımı ile kendiliğinden
ortaya çıkmasının mümkün olmayacağı açıktır.
BALIKLARIN SÜRÜNGENE DÖNÜŞTÜKLERİ
YALANI
Evrimciler, sürüngenlerin balıklardan
oluştuklarını söylerler. Onlara göre balıklar bir
gün denizlerde yiyecek azalınca karaya çıkmaya karar
vermişler ve sonra karada yaşayabilmek için sürüngenlere
dönüşmüşlerdir. Gördüğünüz gibi bu çok komik bir iddiadır.
Çünkü karaya çıkan bir balığa ne olacağını herkes
çok iyi bilir: Balık ölür!
Siz hiç balık tutmaya gitmiş miydiniz?
Bir düşünün! Bir balık oltanıza takılsa, sonra onu
alıp kurtarsanız ve evinizin bahçesine koysanız ne
olur? Biraz önce de söylediğimiz gibi bu balık kısa
sürede ölür. Bir gün çok balık tutsanız ve bunların
hepsini bahçenize götürüp koysanız ne olur? Değişen
bir şey olmaz ve tüm balıklar ölür.
İşte evrimciler bunu kabul etmezler.
Derler ki bu balıklardan biri bahçede ölümü beklerken
aniden değişime uğradı ve bir sürüngen oldu ve yaşamaya
devam etti! Asla böyle bir şey mümkün değildir!
Çünkü bir balığın karada yaşayan
hayvanlardan çok farkı vardır ve bunların hiçbiri
tesadüfen bir anda oluşamaz. Bir balığın karada yaşamak
için ihtiyaç duyacağı şeylerden birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
1.
Balıklar suda yaşadıkları için solungaçları ile nefes
alıp verirler. Ancak karada solungaçları ile yaşayamaz
ve ölürler. Bunun için bir akciğere sahip olmaları
gerekir. Peki diyelim ki bir balık karaya çıkmaya
karar verdi. Kendisine bir akciğer nereden bulacaktır?
Üstelik akciğer gibi bir organın varlığından haberi
bile yoktur.
2.
Balıkların bizim gibi bir böbrek sistemleri yoktur.
Ancak karada yaşayabilmeleri için böyle bir sisteme
ihtiyaçları vardır. Karaya çıkmaya karar verdiğinde,
balığın bir yerlerden kendine bir de böbrek bulamayacağı
çok açıktır.
3.
Balıkların ayakları yoktur. Bu yüzden karaya çıktıklarında
yürüyemezler. Acaba karaya çıkmayı ilk başaran balık
bu ayağı nasıl bulmuştur? Böyle bir şey imkansız olduğuna
göre evrimcilerin bu konuda da yalan söyledikleri
ortaya çıkmaktadır.
Bunlar bir balığın karada yaşayabilmesi
için sahip olması gereken yüzlerce özellikten sadece
üç tanesidir.
Evrimciler
Coelecanth balığının sürüngene dönüşmeye
başlayan bir balık olduğunu iddia ediyorlardı.
Sonra bir gün yaşayan bir Coelecanth bulundu
ve evrimcilerin yalan söyledikleri anlaşıldı.
Çünkü Coelecanth gerçek bir balıktı. |
|
Coelecanth isimli balık
hakkında
Evrimciler yıllarca Coelecanth (sölekant)
isimli bir balığı karaya çıkmak üzere olan bir ara
tür olarak tanıttılar. Bütün kitaplarında, dergilerinde
bu balığı evrimin delili gibi gösterdiler. Coelecanth'ın
soyu tükenmiş bir balık olduğunu yani günümüzde yaşamadığını
zannediyorlardı. Bu yüzden bu balığın fosiline bakarak
bir sürü yalan uydurdular.
Ancak bir gün bir balıkçı denizde
avlanırken bu balıktan yakaladı. Sonra bu balıktan
birçok kez daha yakalandı. Ve görüldü ki Coelecanth
normal bir balıktı. Hiç de evrimci masallarında iddia
edildiği gibi karaya çıkmaya hazırlanmıyordu. Evrimciler
Coelacanth'ın fosiline bakıp "bu balık sığ sularda
yüzüyordu, yani karaya çok yakındı, neredeyse karaya
çıkacaktı" demekteydiler. Halbuki Coelecanth, sığ
sularda değil, çok derin sularda yaşıyordu. Yani Coelecanth
evrimcilerin söylediği gibi bir ara tür değildi. Günümüzde
de yaşayan gerçek bir balıktı. Evrimcilerin bunun
gibi daha birçok yalanları da ortaya çıkmıştır.
KUŞLARIN EVRİMİ İDDİASI
BİR YALANDIR
Evrimcilerin çok saçma iddialarından
biri de kuşların nasıl oluştuğu ile ilgilidir. Evrimcilerin
söyledikleri bir hikayeye göre ağaçlarda yaşayan sürüngenler,
zamanla daldan dala atlamaya başlamışlar ve sonunda
da kanatlanmışlardı. Yine bir başka hikayeye göre
bu kez bazı sürüngenler sinek avlamak için ön kollarını
çırpa çırpa koşarlarken ön kolları kanatlara dönüşmüştü.
Bir dinozorun koşarken kanadının
çıktığına inanmak çok komik değil mi? Böyle şeyler
ancak masallarda, çizgi filmlerde olur.
Üstelik çok önemli bir konu daha
var. Evrimciler koskoca dinozorun sinek yakalamaya
çalışırken kanatlarının çıktığını söylüyorlar. Peki
ama sizce sinek nasıl uçuyor? Onun kanatları nereden
gelmiş? Koskocaman bir dinozorun nasıl uçtuğunu açıklamaya
çalışacaklarına, küçücük bir sineğin nasıl uçabildiğini
açıklamaları gerekmez miydi? Elbette ki gerekirdi...
Ancak evrimciler bunu hiç açıklayamıyorlar.
Çünkü sinek dünyadaki en iyi uçan canlılardan biri.
Saniyede 500-1000 kere kanatlarını çırpabiliyor. Ve
bildiğiniz gibi son derece çevik bir şekilde istediği
yönde hareket edebiliyor. Evrimciler ne kadar yalan
söylerlerse söylesinler kuşların kanatlarının nasıl
oluştuğunu açıklayamazlar. Çünkü doğrusu şudur: Kuşları
da, sinekleri de kanatları ve uçma yetenekleri ile
birlikte Allah yaratmıştır.
Evrimcilerin ara tür dedikleri
Archaeopteryx (arkeopteriks) aslında tam bir kuştur!
Sürüngenlerle kuşlar arasındaki yüzlerce
farktan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
1.
Kuşların kanatları vardır, sürüngenlerin ayakları
vardır.
2.
Kuşların tüyleri vardır, sürüngenlerin pulları vardır.
3.
Kuşların kendilerine özgü bir iskelet yapıları vardır.
Kemiklerinin içi boştur ve bu yüzden ağır olmadıkları
için rahatlıkla uçabilirler.
Bunlar ilk akla gelen bir iki konudur.
Bunun dışında bu canlılar arasında daha çok fazla
farklılık vardır. Size daha önce de söylediğimiz gibi
eğer bir sürüngen bir kuşa dönüşmüş olsaydı, bu geçişin
aşamalarını gösteren sayısız hayvan yaşamış olmalıydı.
Ve biz fosiller arasında bu hayvanların da fosillerini
görmeliydik. Yani yarım kanatlı, yarısı tüylü yarısı
pullu, yarım gagalı, yarım ağızlı garip yaratıklara
ait fosiller bulunması gerekirdi. Ama dünyadaki fosillerin
arasında böyle bir yaratık yoktur. Bulunan fosiller
ya tam bir sürüngene ya da tam bir kuşa aittir. Demek
ki kuşlar sürüngenlerden evrimleşmemişlerdir. Tüm
diğer canlılar gibi kuşları da Allah yaratmıştır.

Evrimcilerin
ara tür gibi göstermeye çalıştıkları Archaeopteryx
adlı kuş fosili, evrimin yalanlar üzerine
kurulu bir teori olduğunu göstermektedir.
Çünkü bu fosil, gerçek bir kuş fosilidir.
Kuşların milyonlarca yıldır hiç değişmediklerini
göstermektedir. |
|
Ancak evrimciler bunu kabul etmek
istemedikleri için yalan söyleyerek insanları inandırmaya
çalışmışlardır. Günümüzde yaşamayan, yaklaşık 150
milyon yıl önce yaşamış olan Archaeopteryx (arkeopteriks)
isimli bir kuşun fosilini bulmuşlar ve bu kuşun yarı
kuş yarı dinozor bir ara geçiş formu olduğunu iddia
etmişlerdir. Ve "Archaeopteryx kuşların atasıdır"
diye mantıksız bir fikir ortaya atmışlardır.
Ancak bu kesin bir yalandır: Archaeopteryx
tam bir kuştur! Çünkü;
1.
Archaeopteryx'in, aynı günümüzde uçan kuşlar gibi
tüyleri vardır.
2.
Uçan kuşların kanatlarının bağlandığı göğüs kemiğinin
aynısı Archaeopteryx'te de vardır.
3.
Archaeopteryx kuşların atası olamaz. Çünkü ondan daha
yaşlı kuşların fosilleri bulunmuştur. Yani Archaeopteryx
yokken de kuşlar vardır.
İNSANIN EVRİMİ MASALI
Evrimciler insanların maymundan evrimleştiğini,
yani insanların atalarının maymunlar olduğunu iddia
ederler. Ancak, ne Darwin'in ne de diğer evrimcilerin
bu iddiasını doğrulayacak hiçbir delilleri yoktur.
Bu iddia da yine tamamen hayal ürünü bir yalandır.
Allah insanları
farklı dillerde, renklerde ve ırklarda
yaratmıştır. Bu çeşitlilik güzel bir nimettir. |
|
Aslında, evrim teorisinin ortaya
atılış sebeplerinden biri, insanlara, kendilerini
Allah'ın yarattığını unutturmaya çalışmaktır. insanlar
eğer tesadüfen oluştukları ve atalarının bir hayvan
olduğu yalanlarına inanırlarsa, Allah'a karşı sorumluluk
duymazlar. Böylece insanlar artık, tüm manevi değerlerini
unutur, sadece kendi çıkarlarını düşünen kişilere
dönüşürler. Sadece kendi çıkarını düşünen insanlar,
vatan sevgisi, bayrak sevgisi, aile sevgisi, fedakarlık,
şefkat, merhamet gibi çok değerli duygularını da kaybederler.
işte evrimciler böyle manevi değerlerden uzak insanlar
oluşturmak için evrim teorisini savunurlar. Amaçları
insanlara Allah'ın varlığını unutturmaktır. Ve bu
nedenle insanlara "Sizi Allah yaratmadı. Siz maymunlardan
geldiniz, yani siz gelişmiş bir hayvansınız" derler.
Halbuki insanı Allah yaratmıştır.
Ve insan, diğer tüm canlılardan farklı olarak konuşabilen,
düşünebilen, sevinebilen, karar verebilen, akıl sahibi,
uygarlıklar oluşturabilen, iletişim kurabilen tek
canlıdır. insana bu özelliklerinin hepsini veren Allah'tır.
Evrimciler insanın maymundan
geldiğine hiçbir delil gösteremezler
Bilim alanında "delil" göstermek
çok önemlidir. Eğer siz bir iddiada bulunursanız ve
insanların buna inanmalarını isterseniz, mutlaka bir
delil göstermeniz gerekir. Örneğin yeni tanıştığınız
insanlara "Benim adım Ayşe" dediniz. Ve bu insanlardan
biri çıkıp dedi ki "Ben sizin adınızın Ayşe olduğuna
inanmıyorum". Bu durumda bu kişiye delil göstererek
adınızın Ayşe olduğunu ispatlayabilirsiniz. Deliliniz
ne olabilir? "Nüfus kağıdı"nız bir delil olabilir.
Bunu karşınızdaki kişiye gösterirseniz, artık size
kesinlikle itiraz edemez.
Bir tane de bilimsel örnek verelim.
Günümüzden birkaç yüzyıl önce Newton adında ünlü bir
bilim adamı çıkmış ve "dünyada yerçekimi var" demiştir.
Bunu nereden bildiğini soranlara ise bir delil göstermiştir.
"Bir elma dalından koptuğunda yere düşüyor, havada
durmuyor. Demek ki yerde onu çeken bir güç var ve
bu gücün adı da yerçekimidir" demiş.
Öyle ise evrim teorisinin de bilimsel
olarak inanılır olması için delil göstermesi gerekir.
Örneğin evrim teorisi diyor ki insanın atası maymundur.
Biz de o zaman evrimcilere soracağız: Bunu nereden
biliyorsunuz? Deliliniz var mı?
İnsanın atası eğer maymun olsaydı,
delil olarak yarı insan-yarı maymun yaratıkların fosillerini
bulmamız gerekirdi. Ancak bugüne kadar böyle bir fosil
bulunamamıştır. Elimizde ya maymun fosilleri ya da
insan fosilleri vardır. Yani evrimcilerin insanın
atasının maymun olduğuna dair hiçbir delilleri yoktur!
Ancak evrimciler bu konuda sahtekarlıklar
yaparak insanları yanıltmaya çalışırlar.
Evrimcilerin bazı yalanları:
1.
Evrimciler yarı insan yarı maymun bir yaratık bulduk
diyerek soyu tükenmiş maymunların fosillerini gösterirler.
Buna benzer resimleri mutlaka bir
yerlerde görmüşsünüzdür. işte evrimciler böyle resimler
çizerek insanları yanıltmaya çalışırlar. Halbuki böyle
canlılar hiçbir zaman yaşamamışlardır. Geçmişte de
şimdi olduğu gibi tam insanlar ve tam maymunlar vardır.
Hiçbir zaman burada çizildiği gibi yarı maymun yarı
insan yaratıklar yaşamamışlardır. Böyle bir şeyin
olması kesinlikle imkansızdır. Zaten daha önce söylediğimiz
gibi bununla ilgili tek bir fosil dahi bulamamışlardır.
Ancak evrimciler bu konuda hep sahtekarlık
yaparlar. Örneğin soyu tükenmiş, günümüzde yaşamayan
bir maymun türünün fosilini alırlar buna insan kemiklerinden
eklemeler yapar ve bunu yarı insan yarı maymun bir
yaratıkmış gibi tanıtırlar. Bu konularda fazla bilgileri
olmayan bazı insanlar da evrimcilerin bu yalanına
inanırlar.
2.
Evrimciler farklı insan ırklarına ait fosilleri
insanın atası olan yarı insan yarı maymun yaratıklar
gibi tanıtırlar.
Hepinizin bildiği gibi yeryüzünde
birçok ırktan insan vardır. Zenciler, Çinliler, Kızılderililer,
Afrikalılar, Eskimolar ve daha birçok farklı ırklara
ait insanlar vardır. Ve tabi ki bu farklı ırklara
ait insanların bazı özellikleri de farklı olur. Örneğin
Çinliler çekik gözlüdürler, zencilerin derileri çok
koyu renktedir, saçları kıvırcıktır. Bir Kızılderili
veya Eskimo gördüğünüzde ise hemen onun farklı bir
ırktan olduğunu anlarsınız.
İşte geçmişte de böyle farklı ırklardan
birçok insan yaşamıştır ve bu insanların bazı özellikleri
bugünkü ırklardan farklıdır. Örneğin Neanderthal ırkına
ait insanların kafatasları bugün yaşayan insanlarınkine
oranla çok büyüktü. Kasları ise bizimkiyle karşılaştırıldığında
çok daha gelişmiş ve güçlüydü. Ancak evrimciler bu
ırklar arasındaki farklılıkları insanları yanıltmak
için kullanırlar. Örneğin bir Neandertal insanının
kafatası fosilini bulunca, "işte bu insanların on
binlerce yıl önce yaşamış olan yarı maymun yarı insan
atası"derler. Veya bazı ırkların kafatasları daha
küçüktür. Bu kafataslarının fosillerini bulan evrimciler
bu kez de "bu kafatasının sahibi maymunluktan yeni
çıkmıştı, insan olmaya yeni başlıyordu" derler.
Halbuki bugün de kafatasının büyüklüğü
diğer insan ırklarına göre çok daha küçük olan insan
ırkları yaşamaktadır. Örneğin Aborijin yerlilerinin
kafatası hacimleri çok küçüktür. Ama bu, onların yarı
maymun yarı insan yaratıklar olduğunu göstermez. Onlar
da sizin gibi ve tüm diğer insanlar gibi normal birer
insandırlar.
Sonuç olarak evrimcilerin insanların
maymundan türedikleri konusundaki iddialarına delil
olarak gösterdikleri fosiller ya geçmişte yaşamış
ve bugün soyu tükenmiş maymunlara, ya da soyu tükenmiş
insan ırklarına aittir. Yani yarı insan-yarı maymun
yaratıklar hiçbir zaman yaşamadılar!
Evrimcilerin büyük sahtekarlıklarından
bazıları:
1. Piltdown Adamı Sahtekarlığı
Evrimcilerin
insan kafatasına maymun çenesi yapıştırdıkları
sahte Piltdown Adamı |
|
1912 yılında evrimci bilim adamları
tarafından bir çene kemiği ve kafatası parçası fosili
bulundu. Çene kemiği maymun çenesine, kafatası parçası
da insanınkine benziyordu. Yani evrimcilere göre bu
canlı, yarı insan yarı maymundu. Bu kemik parçalarının
500 bin yıl yaşında oldukları ve insanın maymundan
türediğine delil oldukları söylendi. Ve bu kemikler
yaklaşık 40 yıl boyunca çeşitli müzelerde evrimin
delili olarak sergilendi.
Ancak 1949 yılında bu kemikler üzerinde
bazı testler yapıldığında çok şaşırtıcı bir sonuçla
karşılaşıldı: Çene kemiği 500 bin değil, sadece 2-3
yaşındaydı. Bir insana ait olan kafatası parçaları
da ancak birkaç bin yıl yaşındaydılar.
Gerçek sonradan anlaşıldı: Evrimciler
insan kafatasına maymun çenesi takmışlar ve üzerine
kimyasal maddeler sürerek eski görüntüsü vermeye çalışmışlardı.
Yani evrimciler yarı insan yarı maymun fosili bulamayınca
bunun sahtesini üretmeye kalkmışlardı. Bu olay tarihe
en büyük bilim sahtekarlıklarından biri olarak geçti…
2. Nebraska Adamı Sahtekarlığı
1922 yılında, bir azı dişi fosili
bulundu. Evrimciler bu dişin insan ve maymunların
ortak özelliklerini taşıdığını iddia ettiler. Daha
sonra bu tek dişten yola çıkılarak bu dişin ait olduğu
canlı olarak insan-maymun arası hayali bir canlı çizildi.
Hatta daha da ileri gidilerek bu
canlının bir de ailesi çizildi. Tüm bu çizimler tek
bir dişten yola çıkılarak yapılmıştı… şöyle bir düşünün.
Dişlerinizden biri düştüğünde, bu dişi sizi hiç görmemiş
olan bir insan alsa ve dişe bakarak sizin resminizin
aynısı yapacağını söylese ona inanınır mısınız? Hatta
bu dişe bakarak sadece sizi değil ailenizi de çizeceğini
söylese, bu teklif son derece saçma olmaz mıydı? Elbette
ki sadece bir dişe bakarak bir canlıyı ve hatta ailesini
çizmek tamamen mantıksızlıktır.
1927 yılında ise çok ilginç bir gelişme
oldu. Dişin ait olduğu canlının iskeletinin öbür parçaları
da bulundu. Diş ne maymuna ne de bir insana aitti.
Diş bir domuzun dişiydi...
Bu olay evrim sahtekarları için tam
bir hayal kırıklığı olmuştu.
Evrimcilerin
hayali çizimlerinden biri. Aynı kafatasını
üç ayrı şekilde çizmişler. Solda, 5 Nisan
1964 tarihli Sunday Times'da yer alan
çizim, ortada Maurice Wilson'un çizimi,
Sağda N. Parker'ın çizimi (N. Geographic
Eylül 1960) |
|
Bu resimleri görüyor musunuz? Her
evrimci tek bir kafatasına bakarak ayrı ayrı şeyler
çizmiş. Onlar da ne çizeceklerine karar verememişler.
Çünkü böyle canlılar hiçbir zaman yaşamamış. Bunların
hepsi evrimcilerin hayal güçlerinin ürünü. Yani şimdi
siz de sokakta bir kemik parçası bulsanız ve elinize
bir kalem alıp böyle bir resim çizseniz ve sonra da
arkadaşlarınıza götürüp "İşte bu canlılar daha önce
yaşamışlardı" deseniz size ne derler?
Elbette ki siz böyle bir şey yapmazsınız,
çünkü bunun ne kadar akıl dışı olduğunu bilirsiniz.
Evrimcilerin bu kadar açık bir gerçeği görememeleri
çok şaşırtıcı değil mi?
insanın Maymundan Gelmediğinin
Delilleri:
1.
Bilim adamları çok eski dönemlerde yaşamış olan insan
fosilleri bulmuşlardır. Bu insan fosillerinin bugünkü
insanlardan hiçbir farkı yoktur. Ayrıca bulunan bu
fosillerin yaşadığı dönemde evrimcilere göre insan
daha oluşmamış olmalıdır. Sadece insanın atası olan
maymunların bulunması gereklidir.
Bu kafatası 800
bin yıllık bir insana ait ve evrimcilerin
yalan söylediklerini ortaya çıkarıyor.
|
|
Örneğin İspanya'daki bir mağarada
yapılan kazılarda günümüzden 800 bin yıl önce yaşamış
olan bir çocuğun fosilleri bulundu. Bu çocuk yüzü
bugünkü çocuklarla aynı özelliklere sahipti. Halbuki
evrimcilere göre 800 bin yıl önce insanların yaşamıyor
olmaları gerekirdi. Onlara göre 800 bin yıl önce yarı
insan yarı maymun yaratıkların bulunması gerekirdi.
Ancak İspanya'da bulunan fosille anlaşıldı ki insan
ilk yaratıldığından beri insan olarak vardır. Hiçbir
zaman yarı maymun yarı insan yaratıklar yaşamamışlardır.
2.
Bilim adamları taştan yapılmış bir kulübenin kalıntılarını
bulmuşlardı. Bu kulübenin yaşını hesapladıklarında
1,5 milyon yıldan daha eski olduğunu buldular. Demek
ki günümüzden 1,5 milyon yıl önce ilkel insanlar yoktu.
Aynı bugün yaşayan insanlar gibi normal insanlar bulunmaktaydı.
Bu da, evrimcilerin insan maymundan evrimleşmiştir,
önce ilkel insan (yarı maymun yarı insan) vardı, sonra
evrimleşerek bu hale geldi iddiasını geçersiz kılmaktadır.
3.
Bugüne kadar bulunmuş en eski insan kalıntılarından
biri 1.6 milyon yıl yaşındaki Turkana Çocuğu fosilidir.
Bu fosil üzerinde yapılan incelemelerde, bunun 12
yaşındaki bir insana ait olduğu ve bu kişinin yetişkinliğe
ulaşsaydı boyunun 1.80 metre civarında olacağı görülmüştür.
Bu fosil, bugünkü insanla tıpatıp aynı iskelet yapısına
sahip olduğu için tek başına insanın maymundan türediği
inancını yıkmaya yetmiştir.
Dört ayak
üzerinde yürüyen maymunların iki ayak
üzerinde yürüyen insana dönüşmeleri kesinlikle
imkansızdır. |
|
4.
İnsan, canlılar arasında 2 ayağı üzerinde dik yürüyen
tek varlıktır. At, köpek, maymun gibi hayvanlar dört
ayaklı; yılan, timsah, kertenkele gibi canlılar da
sürüngendir.
Evrim teorisinin iddiasına göre milyonlarca
yıl önce dört ayaklı hayvanlardan maymunlar, yürüyüşlerini
değiştirerek eğik yürümeye başlamışlardı. Binlerce
yıl eğik yürüyen maymunlar daha sonra bir gün, tamamen
dik yürümeye başlamışlardı. Sonuçta da insan oluşmuştu.
Evrim teorisinin bu iddiası bilimsel çalışmaların
sonuçlarına değil, tamamen hayal gücüne dayanıyordu.
Son yıllarda bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar
evrim teorisinin bu iddiasının bilimsel olarak yanlış
olduğunu ortaya çıkardı.
Ahtapotların
gözleri insan gözüne çok benziyor diye
insan ahtapottan geldi demek çok saçma
olmaz mı? |
|
Yapılan çalışmaların sonuçlarına
göre, canlılar enerjilerini en iyi 2 ayaklı veya 4
ayaklı yürürken kullanıyorlardı. Canlı, bu ikisi arası
eğik bir yürüyüş yaptığında tam 2 katı enerji harcıyordu.
Öyleyse maymunlar neden çok daha
fazla enerji harcadıkları halde milyonlarca yıl eğik
yürüsünler? Bu tıpkı bir insanın normal yürümek yerine,
sırtına çok fazla yük alarak yürümeyi tercih etmesi
gibi bir şeydir. Veya siz iki ayağınız üzerinde dik
olarak kolaylıkla yürürken, birdenbire amuda kalkarak
yürümeye karar verir misiniz? Elbette ki hiçbir canlı
kendisine en kolay gelen yürüyüşünü değiştirmez. Allah
her canlıyı en rahat hareket edebileceği şekilde yaratmıştır.
Sonuç olarak evrim teorisi "dört
ayağı üzerinde yürüyen maymun neden bir gün iki ayağı
üzerinde yürümeye karar verdi?" sorusuna cevap veremez.
EN BÜYÜK FARK
İnsanla maymun arasındaki en önemli
farklılık ise insanın ruh sahibi olması maymunun ise
ruhunun olmamasıdır. İnsan bilinç sahibi, düşünebilen,
konuşabilen, düzgün cümleler kurarak düşüncelerini
diğer kişilere aktarabilen, karar verebilen, hisseden,
zevk alan, sanatı bilen, resim yapabilen, beste yapabilen,
şarkı söyleyebilen, aile, vatan, millet sevgisi gibi
manevi değerleri olan, bilgi sahibi bir varlıktır.
Bu sayılan özelliklerin hepsi insanın ruhuna ait özelliklerdir.
Hayvanların ise ruhları yoktur. insan dışında hiçbir
canlı bu özelliklere sahip olamaz.
İşte evrimcilerin cevaplayamadıkları
sorulardan biri de budur? Bir maymunun insan olabilmesi
için hem fiziksel özelliklerinin değişmesi, hem de
bu insanlara ait özellikleri kazanmış olması gerekir.
Bir maymunun kendi kendine konuşma, resim yapma, düşünme,
beste yapma gibi yetenekleri kazanamayacağı çok açıktır.
Elbette ki bu mümkün değildir.
Allah insanı üstün özelliklerle yaratmıştır
ve hayvanlara insanlardaki birçok özelliği vermemiştir.
Görüldüğü gibi bir maymunun insana
dönüşmesi kesinlikle imkansızdır. insan ilk yaratıldığı
günden bu yana hep insandır. Balıklar hep balık olmuşlardır,
kuşlar da hep kuştur. Hiçbir canlı bir diğerinin atası
değildir. insanı ve tüm canlıları yaratan Allah'tır.
Evrimcilerin insanların maymundan
oluştuğunu iddia etmelerinin sebebi arada fiziksel
bir benzerlik görmeleridir. Oysa dünyada maymundan
daha çok insana benzeyen özellikleri olan canlılar
da vardır. Örneğin bu resimlerde gördüğünüz papağanlar
konuşabilirler. Veya ahtapotların gözleri insanın
gözüne çok benzer. Kedi ve köpekler ise sizin de bildiğiniz
gibi söz dinlerler, kendilerine söylenenleri yaparlar.
Biri çıkıp insanlar eskiden köpekti veya papağandı
ya da daha doğrusu ahtapottu dese siz ne düşünürsünüz?
işte evrimcilerin söyledikleri "insanın atası maymundur"
yalanının da bundan bir farkı yoktur.
DARWIN VE EVRİMCİLERİN
EN ÇOK KORKTUKLARI KONULARDAN BAZILARI
Göz, çok karmaşık ve mükemmel tasarlanmış
bir organdır. Gözü oluşturan 40 ayrı parça vardır
ve bu parçalardan bir tanesi bile olmasa göz göremez.
Bütün bu küçük parçalar, hiçbir şekilde
tesadüfen oluşamayacak kadar ince planlanmış yapılara
sahiptirler. Bunlardan tek bir tanesi bile, örneğin
göz merceği olmasa göz hiçbir işe yaramaz. Dahası
sadece mercek ile gözbebeğinin yerleri değişmiş bile
olsa göz görevini yerine getiremez. Gözyaşı salgılamayan
bir göz, çok kısa bir sürede kurur ve kör olur.
Gözün çalışabilmesi
için tüm bu parçalarının birarada ve eksiksiz
çalışıyor olması gerekir. |
|
Gözün bu yapısını bir arabaya benzetebiliriz.
Bir arabayı oluşturan yüzlerce parça vardır. Ve bu
parçaların hepsi olsa ama sadece gaz pedalı olmasa
arabayı yürütemezsiniz. Veya motorundaki küçücük bir
tel parçası kopsa araba çalışmaz. işte göz de arabalar
gibi tek bir bağlantısı eksik olsa veya tek bir parçası
olmasa göremez.
Darwin hücrenin
çok basit bir yapısının olduğunu iddia
ediyordu. Ancak mikroskobun bulunması
ile hücrede mükemmel bir yapı olduğu anlaşıldı
ve Darwin'in yalanı ortaya çıktı. |
|
Evrimciler bu nedenle gözlerin nasıl
oluştuğunu açıklayamazlar. Çünkü bir gözün tesadüfen
oluşabilmesi imkansızdır. Düşünsenize, 40 ayrı parçanın
aynı anda aynı yerde tesadüfen meydana gelerek birleşmeleri
hiç mümkün olur mu? Yani gözbebeği, mercek, retina,
göz kapakları, gözyaşı bezleri ve diğerlerinin tesadüfen
oluşmaları ve uygun şekilde biraraya gelmeleri gerekir.
Bu da imkansızdır.
Ormanda yürürken bir araba görseniz
ve bu arabanın buraya nasıl geldiğini sorsanız. Size
de ormandaki bazı maddelerin bir araya gelerek bu
arabayı oluşturduklarını söyleseler buna inanır mısınız?
Arabanın motoru, debriyajı, direksiyonu, freni, gaz
pedalı, el freni, camları, kaportası, bagajı ve daha
yüzlerce parçasının tesadüfler sonucunda oluştuklarını
ve sonra bir araba oluşturacak şekilde birleştiklerini
iddia eden birinin aklından şüphe etmek gerekir.
Göz ise arabadan daha da karmaşık
ve mükemmel bir yapıya sahiptir. Öyle ise gözün de
tesadüfler sonucunda oluştuğunu söyleyenlerin akıllarından
şüphe etmek gerekir. Darwin de gözün nasıl ortaya
çıktığını açıklayamamıştır. Ve şöyle demiştir: "Gözleri
düşünmek beni bu teoriden soğuttu" (Norman Macbeth,
Darwin Retried: An oppcal to reason, Boston; Gambit,
1971, s. 101) Teorinin kurucusu Darwin bile gözlerin
mükemmel yapısı karşısında çaresiz kalmıştır.
Yaratan,
hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp -
düşünmez misiniz?
(Nahl Suresi, 17) |
VÜCUDUMUZDAKİ BİLGİ BANKASI:
DNA
İnsan vücudunda trilyonlarca hücre
vardır. Ve bu hücrelerin her birinin içinde de bir
insanın sahip olduğu tüm özellikler saklanmıştır.
Peki bu bilgiler hücrenin içinde nereye saklanmıştır?
Hücrelerin her birinin çekirdeğinde
DNA adında bir molekül bulunur. DNA insan vücuduna
ait tüm bilgileri içerir. Sizin saçınızın veya gözlerinizin
rengi, iç organlarınız, dış görünümünüz, boyunuzun
uzunluğu gibi tüm bilgiler DNA'nızda şifreli olarak
bulunmaktadır. Bu bilgiler ise 4 farklı harf kullanılarak
şifrelenmiştir; A, T, G, C. Her harf bir molekülün
isminin baş harfini göstermektedir. Bu dört harf farklı
şekillerde dizilerek farklı bilgileri meydana getirir.
Bunu bir alfabeye benzetebilirsiniz.
Örneğin bizim alfabemizde 29 harf vardır ve bu harflerin
farklı dizilimleri ile farklı kelimeler meydana gelir.
işte DNA'daki 4 harfin farklı şekillerde dizilmesi
ile farklı bilgiler oluşur.
Üstteki resimde
evrim teorisini ortaya atan Darwin'in
bir karikatürü var. Bu, evrim teorisinin
bilim tarafından çürütüldüğünü temsil
eden bir resimdir. EVRiM
TEORİSİ GÜNÜMÜZDE AYNI DARWIN GİBİ BÜYÜK
BiR DARBE YEMİŞTİR! |
|
DNA'da çok büyük miktarda bilgi vardır.
Bunun ne kadar fazla olduğunu anlamak için şöyle bir
karşılaştırma yapabiliriz: Eğer DNA'daki bilgileri
bir kağıda dökmemiz gerekseydi, her biri 500 sayfa
olan 900 ciltten oluşan dev bir kütüphane oluşturmamız
gerekirdi. Bu ansiklopedileri sığdırmak içinse bir
futbol sahası uzunluğunda kütüphaneye ihtiyacımız
olurdu. Ancak bu kadar çok bilgi bizim gözümüzle bile
göremeyeceğimiz kadar küçük olan bir moleküle sığdırılmıştır.
Peki bu kadar bilgiyi oraya kim yazmıştır?
Ve bu kadar çok bilgiyi o kadar küçük bir yere kim
sığdırabilmiştir? Evrimciler bunların hepsinin tesadüfen
gerçekleştiğini söylerler. Ama böyle bir şeyin kör,
şuursuz tesadüflerin sonucunda meydana gelmesi kesinlikle
imkansızdır. DNA'yı da DNA'nın içinde yer alan bilgilerin
hepsini de yaratan Allah'tır.
Şunu düşünün: Siz bir kütüphane dolusu
ansiklopedi görseniz, bu ansiklopedilerdeki bilgilerin
tesadüfler sonucunda yazıldığını düşünür müsünüz?
Yoksa çok fazla bilgili öğretmenlerin, profesörlerin
bu ansiklopedileri hazırladıklarını ve sonra da bu
ansiklopedilerin bir basımevinde basıldığını mı düşünürsünüz?
Tabi ki doğru ve akla uygun olan ikinci seçenektir.
Evrimcilerin DNA tesadüfen oluştu demeleri neye benzer
biliyor musunuz? Bir gün birinin gelip, "basımevinde
bir patlama oldu ve bu patlamanın sonucunda kendi
kendine bir kütüphane oluştu" demesine benzer. Veya
bir gün sınıftaki sıranıza oturdunuz ve masanızın
üzerinde "Türkiye'nin coğrafi özelliklerinin" yazılı
olduğu bir sayfa buldunuz. Bunu kim yazdı diye sorduğunuzda
yanınızdaki arkadaşınız size şöyle dese: "Biraz önce
bu kağıdın üstünde bir şişe mürekkep duruyordu. Ben
yanlışlıkla masaya çarpınca mürekkep kağıdın üzerine
döküldü ve bu yazı ortaya çıktı". Arkadaşınızın aklından
şüphe ederdiniz herhalde.
İşte evrimciler bundan daha da saçma
bir şeyi iddia ederler.
Nasıl ki bir sayfa yazı bile tesadüfen
kendi kendine oluşamaz, mutlaka onu yazan biri vardır,
DNA gibi mükemmel bir bilgi bankası da kendi kendine
tesadüfler sonucunda oluşamaz. DNA'yı yaratan üstün
ve güçlü olan, herşeyi yapmaya gücü yeten, yerin,
göğün ve ikisinin arasındakilerin Rabbi olan Allah'tır.
HERŞEYİ YARATAN ALLAH'TIR
Milyarlarca bilgiyi gözümüzle bile
göremeyeceğimiz kadar küçük bir yere sığdıran Rabbimizdir.
Bizi, ellerimizi, gözlerimizi, saçlarımızı,
ayaklarımızı yaratan Allah'tır.Ailemizi, anne babamızı,
kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, öğretmenlerimizi
yaratan da Allah'tır.
En sevdiğimiz yiyecekleri, çikolataları,
pastaları, şekerleri, bize sağlık ve güç veren meyve
ve sebzeleri bizim için yaratan Allah'tır. Eğer Allah
bizim için onları yaratmasaydı biz hiçbir zaman çikolatanın
tadını bile bilemezdik.
Bize tat ve koku alma duyusunu veren
Allah'tır. Eğer Allah bize bunları vermeseydi biz
sevdiğimiz bir şeyi yediğimizde onun tadını alamazdık.
Patates de yesek, pasta da yesek bizim için aynı olurdu.
Ama Allah biz sevelim, hoşumuza gitsin diye hem güzel
lezzette ve güzel kokuda yiyecekler yaratmış hem de
bizlere onların tatlarını ve kokularını alacak duyular
vermiştir.
Hayatınız boyunca hoşunuza giden,
zevk aldığınız, çok eğlendiğiniz birçok şey olmuştur.
Bu bir yiyecek olabilir, bir oyun veya oyuncak olabilir,
çok sevdiğiniz insanlarla birlikte bir yere gitmek
olabilir. Hiçbir zaman unutmayın ki bütün bunlardan
zevk almanızı sağlayan Rabbimiz'dir. Allah insanlara
pek çok nimet vermektedir.
Herşeyden önce siz yoktunuz. Bir
düşünün doğmadan önce hiçbir yerde değildiniz. Yani
siz bir hiçtiniz. Sizi Allah yarattı. Siz yokken sizi
var etti.
Öyle ise hayatımızın her anı için
Allah'a şükretmeliyiz. Her sevindiğimiz ve hoşumuza
giden şeyde hemen Allah'ı düşünüp, bizlere bunları
verdiği için "Allah'ım bunları bana verdiğin için
sana şükrediyorum" demeliyiz. Eğer hoşumuza gitmeyen
bir durumla karşılaşırsak da yine hemen Allah'a dua
etmeliyiz. Çünkü bizi bu tür durumlardan kurtaracak
olan da yalnızca Rabbimiz'dir.
Allah her duamızı mutlaka duyar ve
karşılık verir. Çünkü Allah bizim içimizden geçirdiklerimizi,
düşündüklerimizi bilir, her duamızı duyar ve karışılık
verir.
Bizim yapmamız gereken ise, bizi
yaratan, dünyanın tüm nimetlerini bize veren Rabbimiz'e
en güzel şekilde şükretmektir. Allah'ın her an yanımızda
olduğunu her an bizi görüp işittiğini bilerek daima
güzel davranışlarda bulunmaktır.
...
Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim
hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi
bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi, 32) |