|
SONUÇ: AKLIN KAYNAĞI
Hücrenin akıllara durgunluk veren göz kamaştırıcı dünyası
evrim teorisini tartışma götürmez bir biçimde çökertmekte,
"canlıların kökeni"nin tesadüf değil, yaratılış
olduğunu ispatlamaktadır.
İncelediğimiz tüm parçacıklar; hücreler, DNA'lar, ribozomlar,
mitokondriler, enzimler ya da hormonlar, son derece
aktif varlıklardır ve hayret verici işleri başarıyla
yürütmektedirler. Dolayısıyla, bizim "akıl"
diye tarif ettiğimiz şeye, yani; düşünme, analiz etme,
karar verme gibi yeteneklere sahiptirler. Dahası, bu
"akıl" insanların sahip olduğunu kabul ettiğimiz
akıldan çok daha göz kamaştırıcıdır. Tek bir protein
sentezi sırasında hücre organellerinin ortaya koyduğu
"akıl gösterisi", insanlar tarafından kolay
kolay erişilemeyecek düzeydedir.
Ancak, hücrede ortaya çıkan aklın, hücreye "ait"
olduğunu kabul etmemiz mantıksal olarak mümkün değildir.
Çünkü "akıl gösterisi" yaptıklarını söylediğimiz
hücre parçacıkları, birer molekül yığınından başka bir
şey değildirler. Yaptıkları işler dikkate alındığında
herbirinin sofistike bir biçimde "düşünebilmeleri"
gerekir, ama bir beyinleri yoktur. Aslında hiç bir şeyleri
yoktur; ne gözleri, ne kulakları, ne dokunma duyuları,
ne de sinir sistemleri vardır. Bunlar ardı ardına dizilmiş
aminoasitlerden oluşan kimyasal zincirlerden başka bir
şey değildirler.
Ama; görme, duyma, hissetme, düşünme, karar verme yeteneğinden
yoksun olan bu kimyasal bileşikler, oldukça ihtişamlı
bir "akıl gösterisi" sergilemektedirler.
O zaman şu soruyu sormamız gerekir: Bu aklın kaynağı
nedir?
Balarısı ile ilgili bir ayet, bu konuda bize önemli
bir yol göstermektedir:
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda,
ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin
sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından
türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için
bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için
gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl, 68-69)
Balarılarının da hücredeki organeller gibi "akıl
gösterisi" sayılacak işleri vardır. Bal yapmak
için buldukları çiçeklerin "koordinatlarını"
birbirlerine haber vermeleri, kovanlarını ve peteklerini
değme mimarlardan çok daha üstün bir biçimde inşa etmeleri
ve daha pek çok özellikleri, açık birer "akıl ürünü"dür.
Bu aklın kaynağı ise, üstteki ayette açıklanmaktadır.
Allah, arılara "vahyetmiş", yani kendi ilminden
onlara aktarmış ve onları yaptıkları kompleks işi başaracak
kadar bir "bilinç" sahibi kılmıştır. Ortaya
çıkan akıl arılara değil, Allah'a aittir.
Kuşkusuz bu durum yalnızca arılar için geçerli olamaz.
Çünkü doğa, "akıl gösterisi yapan akılsız varlık"larla
doludur. Bunların hepsi, küçücük bir böcekten dev bir
organizmaya kadar, Allah'ın "vahyettiği" akıl
ile hareket ederler. Allah, hepsine belirli bir görev
ve onu yapacak kadar bir "bilinç" vahyetmiştir
ve onlar da Allah'a boyun eğmiş olarak görevlerini yerine
getirirler. Bir ayette şöyle denir:
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur;
hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. (Rum,
26)
Sonuçta, hücrede ya da doğanın başka herhangi bir parçasında,
ortaya çıkan akıl, "kendi kendine" oluşan
bir akıl değildir. Tüm varlıklar, Allah tarafından kendilerine
emredilen işi yapmaktadırlar ve bu işlerde ortaya çıkan
akıl, Allah'ın aklıdır. Bir ayet, insanların çoğunun
farkında olmadığı bu büyük sırrı şöyle açıklar:
Allah, yedi göğü ve yerden de onların
benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan
iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini
ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz,
öğrenmeniz için. (Talak, 12)
... Sen yücesin,
bize öğrettiğinden
başka bizim
hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve
hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi,
32)
|