|
DARWINİZM'İN KARANLIK
YÜZÜ
KOMÜNİZM YIKILDI DİYENLER, DİKKAT!
KOMÜNİZM NADASTA!
Komünizmin
yıkıldığını zannedenler büyük bir yanılgı içindeler.
Çünkü, komünistler Lenin'in "Bir İleri İki Geri" taktiğini
uyguluyorlar.
Marksist Leninist felsefe toplumların tarihi gelişmelerini
üç aşamada sınıflandırır: Feodalizm, kapitalizm ve son
olarak da komünizm.
Bugün Rusya'daki komünistler, Çarlık döneminden sonra
komünizme geçişte acele davranıldığını, bu yüzden komünizmin
tutmadığını düşünüyorlar. Bunun içinse, Marksist Leninist
düşüncenin öngördüğü aradaki kapitalist safhanın yaşanması
gerektiğini savunuyorlar.
İşte bu yüzden bugün Rusya'da komünistler acımasız
bir kapitalizmi teşvik ederek uyguluyorlar.
Komünistlerin amacı, kapitalizmi en vahşi şekliyle
uygulamak; böylece ekonomik güçlükler altında halkı
ezip, mafya ile sindirip, ahlaki dejenerasyonu tırmandırıp
en sonunda komünizmi tek çare gibi göstermektir. Bu
nedenle bugün Rusya'da küçük kızlar satılıyor, insanlar
soğuktan, açlıktan ölüyorlar, uyuşturucu bağımlılarının,
AIDS'lilerin sayısı her geçen gün daha da artıyor, mafyanın
hakimiyeti giderek güçleniyor, halk sürekli korku ve
dehşet yaşıyor.
SSCB'nin ise sadece ismi değişti, askeri gücü, yönetim
kadrosu ve zihniyeti ile aslında tam bir komünist devlet.
Bugün hala Türki devletlerin üzerindeki askeri baskısını
devam ettiriyor. Tüm değişiklikler göstermelik ve sinsice.
Ancak Türk Milleti komünizmin taktiklerine kanmayacak
kadar akıl, basiret ve feraset sahibidir. Yıllar önce
komünizmin önünü kestiği gibi, bugün de komünizmin temeli
olan Darwinist felsefe ile ciddi bir fikri mücadele
vermekte ve her iki ideolojiyi tarihin karanlıklarına
gömmekte kararlı davranmaktadır.
KOMÜNİSTLER VE FAŞİSTLER YILLARDIR İNSANLARI BİR FELAKETTEN
DİĞERİNE SÜRÜKLÜYORLAR
Komünistler, halkta faşizme karşı hoşnutsuzluk ve tepki
meydana getirmek için önce faşizmi destekler ve gelişmesini
izlerler. Böylece bir süre sonra, halk faşizmin ağır
baskı ve zulmünden kurtulmak için çırpınmaya başladığında,
karşısına tek alternatif olarak komünizmi gösterirler.
Faşistler de aynı komünistler gibi, önce komünizmi
destekler ve geliştirirler. Bu kez halk komünizmin zulmü
ve acımasızlığı altında korku, maddi ve manevi sıkıntı
yaşarken, bu sefer faşizmi kurtuluşun tek yolu olarak
gösterirler.
On yıllardır birçok ülkede halk bu korkunç kısır döngünün
içinde, bir felaketten diğerine sürüklenmektedir.
Bu, Darwinizm'in insanlığa getirdiği belanın bir özetidir.
Faşizm ve komünizm Darwinizm'den kaynaklanan iki ayrı
zulüm sistemidir. Ve insanlığa başka hiçbir seçenek
yok gibi gösterilmektedir.
Ancak, Darwinizm'in bilimsel çöküşü ile, insanlık artık
"ölümlerden ölüm", "felaketlerden felaket" beğenmek
zorunda kalmayacaktır. Türk Milleti'nin öncülüğünde,
Darwinist felsefe yerine hakim olan Kuran ahlakı ile
insanlar karanlıklardan aydınlığa çıkacaklardır. 21.
yüzyılda meydana gelen birçok gelişme bu güzel haberi
müjdelemektedir.
 
FAŞİZM VE KOMÜNİZMİN ORTAK HEZEYANI: DARWINİST ÇATIŞMA
Komünizmin kurucusu Marx tarihin gelişmesinin tek yolunun
çatışma olduğunu iddia etmekteydi. Toplumların, düşüncelerin,
fikirlerin de ancak çatışmayla, savaşla, ihtilalle ilerleyebileceklerini
düşünüyordu. "Eğer çelişme ve çatışma olmasaydı, var
olan herşey, nasılsa öyle kalırdı" diyordu.
Marx'ın bu düşünceleri, zaman içinde çok sayıda taraftar
kazandı. En zalim katliamlara imza atan komünist lider
Lenin bunu, "Gelişme zıtların mücadelesidir." (Lenin,
Seçme Eserler, cilt 11, s. 81) sözleriyle ifade
ediyordu. Bu mücadelenin de kan dökerek yapılması gerektiğini
savunuyordu.
Komünist liderler gibi faşist liderler de şiddet, ihtilal
ve savaşın, ilerlemenin tek yolu olduğuna inanıyorlardı.
Hitler'in en önemli fikri dayanağı, ırkçı Alman tarihçi
Heinrich von Treitschke, "Uluslar ancak Darwin'in
yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler
"
(Burns, Çağdaş Siyasal Düşünceler 1850-1950, s.446)
diyordu. Şiddetin tarihte itici güç olduğuna ve savaşın
devrim getireceğine inanan bir başka faşist lider ise,
Mussolini'ydi. İmparatorluğunun zayıflamasını, "evrimin
en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına"
bağlıyordu.
Bu iki ideolojinin temel dayanakları ise, Darwin'in
doğada var olduğunu ileri sürdüğü "yaşam mücadelesi"
kavramıydı. Marx'ın diyalektik materyalizminin temeli
olan çatışma iddiası da, faşizmin savaşın itici güç
olduğu ile ilgili iddiası da Darwin'in evrim teorisinin,
sosyal bilimlere uyarlanmasıdan başka bir şey değildi.
Oysa sürekli çatışmanın olması gerektiğini savunmak,
insanlığı tamamen ortadan kaldırmaya doğru atılan bir
adım, sonu gelmez bir "kan dökme kuyusu"dur. Bu ideolojilere
uyan herkes kaçınılmaz olarak sürekli birbiriyle çatışır,
birbirine zulmeder, ilerleme adı altında birbirinin
kanını döker. Allah'ın insanlara emrettiği sevgi, saygı,
fedakarlık, paylaşma gibi insani duygular, barış ve
huzur ortamı tamamen ortadan kalkar. Nitekim geçtiğimiz
20. yüzyıl bu ideolojiler yüzünden yaşanan acı ve belalar
dönemi olmuştur.
Bu ideolojilerin hezeyanlarına asla kanmayan, her zaman
Kuran ahlakına bağlı, şefkatli, adaletli yapısı ile
dünyaya örnek olan Türk Milleti, dünya barış ve huzurunun
yegane teminatıdır. Milletimiz üzerine düşen tarihi
sorumluluğu yerine getirmektedir.
DARWINİZM'E DAYANAN DİYALEKTİK KAVRAMI TOPLUMLARI KAOSA
SÜRÜKLEMİŞTİR
Komünist
ideolojiyi felsefi temellere dayandıran Karl Marx, görüşlerini
açıklamak için "diyalektik" kavramından yararlanmıştır.
"Diyalektik", Marx'ın üniversite hocası olan ünlü idealist
felsefeci Friedrich Hegel'in geliştirdiği bir kavramdır.
Hegel, herşeyin karşılıklı bir çatışma içinde olduğunu,
bu çatışmanın "tez-antitez-sentez" formülüne göre geliştiğini
iddia etmiştir. Örneğin, Hegel'e göre, bir fikir (yani
tez) toplumda rağbet bulduğunda, zaman içinde bunun
karşıtı olan karşıt-fikir (yani antitez) gelişecektir,
tez ve antitezin karşılıklı etkileşiminden yeni bir
fikir yani "sentez" doğacaktır ve bu süreç bu şekilde
(tez-antitez-sentez sırasıyla) devam edecektir.
Tez ve antitezin sürekli çatışmasını öngören diyalektik
kavramının temelinde, hayatın bir mücadele ve savaş
yeri olduğunu ve bu mücadelede güçlü olanların güçsüzleri
yok ederek hayatta kalabileceğini iddia eden Darwinizm
vardır.
Darwinizm'in katalizör etkisi yaparak hızlandırdığı
ve güçlendirdiği diyalektik formül, 20. yüzyılda insanlığı
karanlığa sürükleyen, toplumlar arasında kin ve nefreti
kamçılayan zulümlerin ardı ardına yaşanmasına neden
olan bir şer kaynağı olmuştur. Bu formül uyarınca, komünizm
ya da faşizm savaşlarla, kavgalarla, şiddetle birbirlerinin
alternatifi olarak toplumlarda yerleşik kılınmaya çalışılmıştır.
Hitler, Mussolini, Stalin, Mao gibi eli kanlı diktatörlerin
"diyalektik uygulamaları" ise hep aynı sonucu doğurmuştur:
Anarşi, terör, kargaşa, zulüm, sefalet, açlık, işkence,
gözyaşı, kan...
Ne var ki, artık günümüzde Darwinizm ve diyalektik
felsefe hızlı bir çöküşün içindedir. Büyük Türk Milleti,
bu oyunu bozmuş ve Darwinizm'in önünü kesmiştir. Darwinizmi
temel alan bütün batıl ideolojiler ve felsefeler de
hak karşısında yenilmeye mahkumdur.
De ki: "O, herşeyin Rabbi iken,
ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis,
kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar
olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz
Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri haber verecektir."
(Enam Suresi, 174)
KOMÜNİST LENİN, İNSANLARIN DA HAYVANLARLA AYNI ŞEKİLDE
EĞİTİLMELERİ GEREKTİĞİNE İNANIYORDU
Darwinist-komünist
düşünceye göre insan ile hayvan arasında tek fark insanın
biraz daha "evcilleştirilmiş" olmasıdır. Bu evcilleştirme
olayına hız verilmesi görevi ise komünizmin bir gereği
olarak gösterilmiştir. Lenin'in en büyük yardımcısı
ve komünist ideolojinin teorisyeni Trotsky, Darwinist
kökenli "insanı terbiye etme" düşüncelerini şiddetle
savunuyor ve şöyle diyordu:
... İnsan nedir? Henüz bitmiş bir canlı değildir.
Hala beceriksiz bir yaratıktır. Bir hayvan olarak insan
planlı bir şekilde değil, spontane bir şekilde evrimleşmiştir...
İnsanın yeni ve değişmiş bir versiyonunu üretmek -bu
komünizmin bir sonraki görevidir-... İnsan kendisini
ham materyal olarak görmeli, ya da yarı üretilmiş bir
madde olarak. (Orlando Figes, A People's Tragedy, A
History Of The Russian Revolution, Penguin Books Ltd,
1997, USA, s. 734)
İşte insana bu şekilde bakan Darwinist-komünist ideolojinin
en büyük icraatı, insanlara olabildiğince hayvan muamelesi
yapmak, vahşi hayvanlar gibi zincirlere vurmak, acı
ve korku yoluyla kendince "terbiye etmek" ve gerektiğinde
boğazlamak olmuştur. Bu çarpık ideolojinin en açık örneklerini
Lenin'in Rus halkı üzerine yaptığı uygulamalarda görürüz.
Lenin, hayvanlar üzerinde gerçekleştirdiği şartlı refleks
deneyleriyle ünlenen Rus bilim adamı Pavlov'la özel
olarak görüşmüş ve Pavlov'un yöntemlerini Rus toplumu
üzerinde uygulamak için girişimde bulunmuştur. Tarihçi
Orlando Figes, "Bir Halkın Trajedisi: Rus Devriminin
Tarihi" adlı kitabında, Lenin'in Rus halkını bir havyan
terbiyecisi gibi eğitme amacını şöyle anlatır:
... Lenin büyük fizyolojist I. P. Pavlov'un laboratuvarına
onun şartlı refleks çalışmaları vasıtasıyla, insan beyninin
bolşeviklerin insan davranışını kontrol etmede yardımcı
olup olamayacağını öğrenmek için gizli bir ziyarette
bulundu. "Rus kitlelerinin komünizm çizgisini düşünmelerini
ve buna göre davranmalarını istiyorum" diye açıkladı
Lenin... Pavlov hayretler içinde kalmıştı. Lenin ondan
köpekler için yaptığı şeyi insanlar için yapmasını istiyordu.
"Rus kitlelerini bir standart haline getirmek istediğinizi
mi söylüyorsunuz? Hepsinin aynı şekilde davranmasını
sağlamak mı istiyorsunuz?" diye sordu... "Aynen" diye
cevap verdi Lenin. "İnsanlar doğru olmalı. İnsanlar
biz nasıl istersek o şekle getirilmelidir..." (Orlando
Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian
Revolution, Penguin Books Ltd, 1997, USA, s. 733)
İnsanları bir hayvan gibi gören ve milyonlarca insanın
ölümüne neden olan Darwinizm kökenli komünist ideolojinin
Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla öldüğünü sanmak büyük
bir gaflet olur. Komünizm hala ayaktadır, ama farklı
isimler altında gizli gizli taraftar toplamaya çalışmaktadır.
Türk halkı komünist ideolojinin bu oyunlarını geçmiş
yıllarda fark etmiş ve milli bilinciyle bu oyunu bozmuştur.
Bugün de komünizmi aynı son beklemektedir.
KOMÜNİSTLER TERÖRÜ VE ZULMÜ TEK YÖNETİM ŞEKLİ OLARAK
KABUL EDERLER
Darwinist-materyalistler, Rusya'daki maddi ve manevi
yıkımın sonucunda komünizmi tek çare olarak gösterme
niyetindeler. Ancak dünya, komünistlerin insanlığa getirdiği
şiddetli bela ve acıları unutmadı. Bu dinsiz, vicdansız,
insanlık dışı ideoloji bir daha geri gelemeyecek. Komünist
liderlerin ifadeleri tarihe vahşetin ve zulmün en şiddetli
örneği olarak geçmiştir.
Bir işçi toplantısında söz alan Lenin, "terörün"
devrimci sınıfın adaleti olduğunu şöyle ifade ediyor:
"Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa hiçbir
şey başaramayız. Spekülatörlere karşı terör uygulamadığımız
hemen oracıkta kafalarına bir kurşun sıkmadığımız-
sürece hiçbir yere varamayız." (V.İ. Lenin, Polnoye
sobraniye soçineniy, Moskova, 1958-1966, cilt 35, s.311)
1918'de, İçişleri Halk Komiserliği tarafından bütün
Sovyetlere yollanan duyuru:
"Bu uyuşukluk ve duygusallığa son vermenin zamanıdır.
Subaylar ve burjuvalar arasından çok sayıda rehine alınmalıdır.
En ufak bir direnişte kitlesel idamlara girişilmelidir...
Kitlesel terör uygulanmasında hiçbir zayıflık ve çekingenliğe
göz yumulmamalıdır." (İzvestiya, 4 Eylül 1918)
14 Şubat 1922'de bir müfettiş şöyle anlatıyor:
"Tutuklanan köylüler sistematik biçimde sağlıksız
hangarlara kapatılıyor, kırbaçla dövülüyor ve ölümle
tehdit ediliyor. Teslim etmeleri gereken kotanın tamamını
dolduramayanlar, elleri kolları bağlanıp, çıplak bir
şekilde köyün ana caddesi boyunca koşmaya zorlanıyor
ve sonra da soğuk bir hangara tıkılıyor. Çok sayıda
kadın bayılana kadar dövüldükten sonra çıplak olarak
karda açılan çukurlara konuluyor...." (Nicholas Werth,
Komünizmin Kara Kitabı, s. 159-160)
Acımasızlıklarına, vahşet ve katliamlarına Darwinizm'i
dayanak olarak gösteren komünistler, 20. yüzyılda tarihin
en büyük insanlık suçunu işlediler. Ancak 21. yüzyılda
Darwinizm'in geçersizliğini bilen insanlık, komünizme
geçit vermeyecektir.
Türk Milleti 80 yıl önce de bu gerçeğin farkındaydı,
bugün de farkında.
KOMÜNİZM DONUK, KASVETLİ, SEVGİSİZ, SANATTAN VE ESTETİKTEN
UZAK BİR TOPLUM MODELİ HEDEFLER
 Komünist
ideolojinin temel dayanağı olan Darwinist-materyalist
felsefe insanı sadece maddeden ibaret bir varlık olarak
görür. Bu çarpık düşünceye göre insan sevgiden, merhametten,
şefkatten, fedakarlıktan ve diğer insani duygulardan
uzak, gelişmiş bir makinedir. Sahip olduğu bütün düşünce
ve duygular ise bu makinanın içindeki kimyasal reaksiyonların
bir sonucudur. Bu materyalist anlayışın bir sonucu olarak
komünist ülkelerde sanat ve estetik kavramları tamamen
ortadan kalkmıştır. Komünistler, on milyonlarca insanı
acımasızca katlettikleri gibi, insanlığın sanat, estetik,
bilim, düşünce gibi vasıflarını da bir anlamda öldürmüşlerdir.
Komünist
Rusya'da, yönetim sanatın gereksiz olduğunu düşünüyor,
sanatçılara neler çizmeleri ve yazmaları gerektiğini
kendileri bildiriyorlardı. Komünist yönetim boyunca
Sovyet sanatçılarının hemen hepsi orak veya çekiç tutan
Sovyet köylü ve işçilerini, kendilerini saran zincirleri
parçalayarak ayağa kalkan öfkeli proletarya figürlerini,
kızıl bayrakların gölgesinde ve Lenin'in önderliğinde
koşturan silahlı askerleri çizdiler. Komünist yönetimin
onayından geçen bu resimler, heykeller, posterler ve
mimari tasarımlar estetikten uzak, soğuk, donuk ve kaba
hatlarla doluydu. Encyclopedia Britannica'daki tanımla,
komünist sanata tam bir "anti-estetizm" hakimdi.
Rus
yazarlar, yönetimin emrettiği şekilde komünist militanların
mücadelesini ve halkın ne kadar mutlu olduğunu anlattılar.
Gerçekte ise komünist devrim halka mutluluk değil açlık,
baskı ve ölüm getirmişti. Ama Stalin ne yazılmasını
istiyorsa, o yazılıyordu. Bugün hala komünist ülkelerde
insani duygulardan uzak bu hayata bakış açısının derin
izlerini hayatın her alanında görmek mümkündür.
Oysa sanat ve estetik duyguları Allah'ın insanlara
verdiği çok büyük bir nimettir. İnsan için, Allah'ın
eşsiz yaratış delilleri olan doğadaki harikalara, güzelliklere,
nimetlere karşı duyduğu güçlü sevgiyi ifade edebileceği
bir yoldur. Sanata ilham veren duyguların başında ise
insanların Allah sevgisinden aldıkları manevi şevk ve
heyecan gelir. Dinin ortadan kaldırıldığı bir toplumda
insanların bu şevki ve heyecanı yitirmeleri, manevi
buhranlara kapılarak amaçsızlaşmaları kaçınılmazdır.
DARWINİST-KOMÜNİST DEVLET, ŞİDDET YOLUYLA VATANDAŞINI
EZER
Darwinist-komünist devlet, insanları hayvan sürüsü
olarak gördüğü için milletini sevmez, ona değer vermez
ve güvenmez. Bu nedenle sürekli bir korku, baskı ve
sindirme politikası izler. Komünist liderler Lenin ve
Troçki'nin sözleri, komünizmin nasıl bir ölüm ve işkence
makinası olduğunu anlamak için yeterlidir:
Lenin:
"Proleterya egemenliğindeki devlet, burjuvaziyi ezmek
için kullanılan bir makinedir. Diktatörlük doğrudan
şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır.
Proleteryanın devrimci diktatörlüğü, proleteryanın burjuva
sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde ayakta duran bir
iktidardır, hiçbir yasayla da kısıtlanamaz." (Lenin,
Proleterya Devrimi ve Dönek Kautsky, s.53)
Troçki: "... Ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu,
yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu,
anayasa maddelerine değil, şiddetin her biçimine başvurarak
çözülecektir... Kızıl terör, ölmeye mahkum ve buna katlanamayan
bir sınıfa karşı kullanılan bir silahtır." (L. Troçki,
Defense du Terorisme, s. 57, 82)
Darwinist-komünist devletin, milletini sevmemesi ve
onları düşman olarak görmesi, 20. yüzyılda on milyonlarca
insanın kendi devleti tarafından öldürülmesine veya
zulme uğramasına neden oldu. İnsanlık geçmişten gereken
dersleri almalı, aynı hataları tekrarlamamalıdır. Bugün
komünizme yol verenlerin, yarın zulüm kendi kapılarına
geldiğinde, sevdiklerine, yakınlarına acı çektirdiğinde
pişman olmaları fayda getirmeyebilir.
Asırlardır Kuran ahlakı ile yetişen merhametli, şefkatli
ve vicdanlı Türk Milleti ise bu tehlikenin bilincindedir
ve Darwinist-komünist düşünceye asla izin vermeyecektir.
O, iş başına geçti miyeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar.
Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah'tan
kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha
sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter;ne kötü
bir yataktır o.
(Bakara Suresi, 205-206)
KOMÜNİZMİN KANLI BİLANÇOSU: 100 MİLYON ÖLÜ
Komünist
ideologlar, ideolojilerinin propagandasını yaparken
20. yüzyıl boyunca insanların yaşadığı büyük zulmü gizler,
yapılan katliamları görmezden gelir ve herşeyi toz pembe
göstermeye çalışırlar. Onlara göre komünizm eşitlik,
adalet demektir. Oysa birbiri ardına ortaya çıkan tarihi
belgeler onları yalanlamakta, komünist vahşetin kanlı
yüzünü gözler önüne sermektedir.
Ünlü Fransız L'Histoire dergisinin Ekim 2000 tarihli
"Les Crimes Du Communisme" (Komünizmin Cinayetleri)
isimli özel sayısında Rusya'da, Çin'de, Kamboçya'da
yaşanan büyük zulüm detaylı bir şekilde incelenmekte,
pek çok tarihçinin komünizmin cinayetleri konusundaki
fikirleri ortaya konmaktadır. Komünist cinayetlerde
yaklaşık 100 milyon kişinin öldüğünün vurgulandığı dergide,
bu sayının çok daha fazla olduğuna da işaret edilmektedir.
Aynı dergide verilen katliam kronolojisi ise bu büyük
zulümle ilgili hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır:
1921-1922 SSCB'de kasıtlı açlık politikası nedeniyle
5 milyon ölü
1932-1933 SSCB'de kasıtlı açlık politikası nedeniyle
6 milyon ölü
1937-1938 Yapılan katliamlarda 690.000 ölü
1940 Katyn katliamında 4.500 ölü
1946-1947 SSCB'de açlıktan 500.000 ölü
1958-1962 Çin'de Büyük Atılım Projesi nedeniyle 30-50
milyon ölü
1966-1971 Çin'de Kültür Devrimi sırasında 2-3 milyon
ölü
1975 Kamboçya'daki katliamlarda 1-2 milyon ölü
RUSYA'NIN ÇEÇEN ZULMÜ NEDEN BİTMİYOR BİLİYOR MUSUNUZ?
Rusya'nın Müslüman Çeçen halkına uyguladığı zulüm hala
devam ediyor. Anneler, babalar, eşler, kardeşler, kaybolan
yakınlarını, Rusların meydana getirdikleri toplu mezarlarda
arıyorlar.
Son
zamanlarda Grozni'deki Rus askeri bölgesinin yakınında
onlarca ceset bulundu. Bunun, savaşın başlamasından
bu yana bulunan en büyük toplu mezar olduğu bildiriliyor.
Elleri ve ayakları bağlı olan cesetler, ya silahla vurularak
ya da bıçak darbeleriyle öldürülmüşler. Taisa Imakayeva
isimli bir kadın erkek kardeşinin 6 Mart 2000'de nasıl
kaybolduğunu şöyle anlatıyor:
" Köyümüz bombalandıktan sonra 25 kişi yürüyerek köyü
terk ediyorduk. Rus askerleri kadınları ve çocukları,
erkeklerden ayırdılar ve ordu kamyonları ile kontrol
noktasına götürdüler. Sonra aynı kamyon erkekleri toplamaya
gitti. Ancak onları bir daha hiç görmedik. 42 yaşındaki
kardeşimin sarası var ve kalbi zayıf. Ayrıca sakat.
Yanında da ayakları felçli olan bir adam vardı."
38 yaşındaki Adam Chimayev'in ailesi ise onu, her
yolu deneyerek aramışlar. Ve sonunda Grozni'deki toplu
mezarda, kalbine üç kurşun sıkılmış olarak cesetlerin
arasında bulmuşlar. Bu arada kaybolma olayları hala
devam ediyor. Nisan ayında Alleroi köyünden 3'ü çocuk
4 Çeçen çoban, hayvanlarını köyden biraz uzakta bir
yere otlamaya götürmüşler. Ertesi gün Rus ordusunun
kamp kurduğu yerin yakınında, kafalarına kurşun sıkılmış
olarak cesetleri bulunmuş.
Rusya'nın gerçek yüzü görülmediği, komünizmin Rusya'nın
hakimiyetinde pusuda beklediği anlaşılmadığı ve gereken
önlemler alınmadığı sürece, bu zulüm artarak devam edecektir.
Buna dur demenin tek yolu, Rusya'nın gerçek ve gizli
ideolojisini bilimsel ve felsefi alanda yıkmaktır. Bu
ise Darwinizm'i ve materyalizmi ilmi bir hamle ile çökertmekle
olur.
DARWINİST-KOMÜNİST DEVLETLERİN ÖLÜM MAKİNALARI, MİLYONLARCA
İNSANI KATLETTİ
Darwin, Marx ve Engels'in "insanlık tarihi savaş ve
çatışma ile gelişir" ve "güçlü olan hayatta kalır" iddialarının
peşinden giden 20. yüzyılın komünist liderleri kendi
milletlerini birbirine kırdırdılar. Aynı vatanın evlatları
birbirine düşman oldu, babalar, oğullar, kardeşler,
komşular, arkadaşlar birbirini katletti. Dünyanın dört
bir yanında on yıllar boyunca eşi benzeri görülmemiş
işkenceler, katliamlar birbirini izledi.
Stalin'in Kızıl Ordusu, Mao'nun Kızıl Muhafızları,
Pol Pot'un Kızıl Khmerleri, Ho Chi Minh'in Vietminh'i
gibi ÖLÜM MAKİNALARI, diyalektik materyalizmin ve Darwinizm'in
ÇATIŞMA-KAVGA-HAYATTA KALMA MÜCADELESİ ilkelerini uygulamak
için kuruldular.
İnsanları diri diri yakan, daha canlıyken etlerini
parçalayan, insanları açlığa, türlü işkenceye maruz
bırakan, ölüm tarlaları, ölüm çukurları açan, profesörleri,
sanatçıları, yazarları hayvan kılığına sokarak caddelerde
dolaştırıp, sonra en ağır işkencelerle öldüren, ailelere
çocuklarını takas ettirerek onlara birbirlerinin çocuklarını
yedirten, insanları açlığa, sefalete mahkum bırakan
bu ÖLÜM MAKİNALARIna, öldürdükleri veya işkence yaptıkları
insanların birer hayvan oldukları telkin ediliyordu.
Örneğin Pol Pot ve Kızıl Khmerler yönetimindeki hayat
şöyleydi:
"Demokratik Kamboçya'da cezaevi, mahkeme, üniversite,
lise, para, posta, kitap, spor, eğlence yoktu... Yirmi
dört saatlik iş gününde, ölüm bir an bile eksik değildi.
Günlük yaşam şu şekilde bölünüyordu: On iki saat bedensel
çalışma, yemek için iki saat dinlenme ve eğitim için
üç saat, yedi saat uyku. Devasa bir toplama kampında
bulunuyorduk. Artık adalet de mevcut değildi. Yaşamımızın
tüm eylemlerini kararlaştıran Angkar'dı (Kızıl Khmerlerin
yeraltı örgütü)... Kızıl Khmerler bireyi bir öküzle
kıyaslıyorlardı: 'Şu sabanı çeken öküzü görüyorsunuz.
Yemesi buyrulursa yer. Yeterli otun bulunmadığı bir
tarlaya götürülse yine de otlar. Yer değiştiremez. Gözlem
altındadır. Ona sabanı çekmesi söylenince, saban çeker.
Asla karısını ve çocuklarını düşünmez." (Pin Yathay,
L'Utopie meurtriére:un rescapé du génocide cambodgien
témoigne, Brüksel, complexe, 1989, s. 305)
İşte insanları hayvan gibi gören Darwinist komünistlerin
insanlık için uygun gördükleri hayat şekli budur. Komünizm
hangi ülkede hakim olduysa, o ülke halkını bu şekilde
insanlık dışı ortamlarda yaşatmıştır.
Dünyanın Darwinist komünist beladan kurtulması için,
ciddi bir fikri mücadele şarttır. Türk Milleti bu mücadelenin
öneminin farkındadır ve bu nedenle komünizmi hiçbir
zaman yaşatmamıştır.
KOMÜNİST VAHŞET TÜM HIZIYLA DEVAM EDİYOR
Darwinizm'in insanların gelişmiş hayvanlar olduğuna
dair iddiaları, komünizmin acımasız liderlerine büyük
bir destek vermiş, onların suç işlemelerine bir "kılıf"
oluşturmuştur. Stalin'in Darwinist-materyalist devleti,
insanların hayatlarını ve insani değerleri kesinlikle
hiçe saymış, milyonlarca insanı vahşice katletmiştir.
Ukrayna kamplarından birinin şefi Martin Latsis, raporlarından
birinde Stalin'in kurduğu ölüm kamplarını şöyle itiraf
etmiştir:
"Maykop yakınlarındaki bir kampta toplanan rehineler
-kadınlar, çocuklar ve yaşlılar - çamur içinde ve ekim
soğuğunda korkunç şartlarda yaşıyor
Sinekler gibi ölüyorlar
Kadınlar ölmemek için herşeyi yapmaya hazır. Kampı korumakla
görevli askerler bu kadınların ticaretini yapmak için
bu durumdan yararlanıyorlar." (RTHIDNI (Rusya Çağdaş
Tarih Belgelerinin Korunması ve İncelenmesi Merkezi),
17/S4/75/59)
Günümüzde Darwinist-komünist Rus zulmü aynen devam
etmektedir. Rus hükümetinin gerek Çeçen halkına gerekse
kendi halkına karşı devam ettirdiği insanlık dışı uygulamalar
buna en açık örnektir. Geçtiğimiz aylarda 118 vatandaşını
derin sularda ölüme terk eden Darwinist-komünist düşünce,
benzer vahşi uygulamalarıyla sık sık gündeme gelmektedir.

Komünist düşünce ve bu düşünceyi besleyen Darwinizm
fikren ortadan kalkmadığı sürece komünist zulüm hızını
kesmeden devam edecektir.
"DARWINİZM ZATEN BİTTİ" DİYENLER BÜYÜK BİR YANILGI İÇİNDELER
Bugün kimi Müslümanlar Darwinizm'in insanlığa getirdiği
belalardan habersiz şekilde yaşıyorlar. Bu tehlikenin
yıllar önce son bulduğunu zannediyorlar. Oysa günümüzde
dinsizliğin en güçlü dinlerinden biri Darwinizm'dir.
Apaçık olan yaratılış gerçeğine karşı çıkan herkesin
sarıldığı ip Darwin'in evrim teorisidir.
Dünya halkları evrim teorisine inanmasa da, onun iddialarını
pek tanımasa da devlet idareleri bu teoriye dört elle
sarılmış durumdalar. Özellikle Çin, Rusya gibi birçok
ülkede bu teori mecburi bir inanç olarak görülüyor ve
resmi devlet desteği ve himayesi ile gençlere telkin
ediliyor.
Örneğin Çeçenistan'da Müslümanların maruz kaldıkları
zulmün temelinde de, Rus Devleti'nin Darwinist hezeyanları
var. Tıpkı önderi Stalin gibi Putin de, insanları evrim
sürecinde geri kalmış, hayvandan farkı olmayan yaratıklar
olarak görüyor. Ve evrim teorisinden aldığı destekle
gözünü kırpmadan, vicdan azabı yaşamadan onları öldürtebiliyor,
aç ve çaresiz bırakabiliyor, onlara rahatlıkla zulmedebiliyor.
İşte bu yüzden akıl ve vicdan sahibi her insanın tüm
dünyayı kaplamış, belki yarın kendi kapısına da dayanabilecek
olan bu büyük tehlikenin farkına varması ve hemen tedbir
alması gerekmektedir. Bu beladan kurtulmanın tek yolu,
Darwinizm'in iddialarını ve bundan kaynaklanan diyalektik
materyalizmin hezeyanlarını fikren çökertmektir. Türk
Milleti bu büyük tehlikenin şuuruna varmıştır. Bu akımlara
geçit vermeyeceğini, yaptığı kültür atağı ile tüm dünyaya
göstermektedir.
TARİHTEKİ DARWIN TUTKUNLARI İNSANLIĞA ZULÜMDEN BAŞKA
HİÇBİR ŞEY GETİRMEDİLER
 Komünist
ideoloji ile yönetilen ülkelerin insanları, daima ezilmiş,
zulüm görmüşlerdir. Bunun asıl sorumlusu ise Darwinizm'dir;
çünkü Marksist düşünce, Darwinizm kaynaklıdır. Hatta
Marksist felsefenin kurucusu olan Karl Marx "Das Kapital"
adlı yapıtını hayran olduğu Darwin'e ithaf etmiştir.
Dünyaca ünlü Marksist-evrimci bilim adamı Stephen Jay
Gould da "Ever Since Darwin" adlı kitabında şunları
yazmıştır:
"... Marx ile Darwin yazışırlardı ve Marx, Darwin'e
büyük saygı gösterirdi... Aslında Darwin ... bir devrimciydi"
(Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, s. 9)
Rusya'daki Ekim Devrimi'nin liderlerinden biri olan
Trotsky ise "Evrim ve devrim aynı sürecin iki ayrı tarafıdır"
sözleriyle Darwinizm-komünizm ilişkisini açıkça ortaya
koymuştur.
Evrim ile özdeşleştirilen
komünist devrim, şiddet, zulüm, acı, felaket getiren
bir süreçtir. Devrimin ilkeleri evrim teorisinin ilkelerine
göre belirlenmekte, Darwinizm'in güçlü olanla zayıf
olan arasındaki yaşam mücadelesi iddiası toplumlara
uygulanmaktadır. "Devrim"in tanımını Çin'in kanlı komünist
lideri Mao Tse-Tung şu çarpıcı sözlerle açıklar:
"Bir devrim, bir ziyaret partisi ya da bir makale
yazmak ya da bir resim çizmek ya da nakış işlemek değildir;
o kadar kibar ve zarif, acele etmeden ve nazik, o kadar
ılımlı, kontrollü ve yüksek ruhlu olmamalıdır. Devrim,
bir isyan ve ayaklanma, bir sınıfın diğerini devirdiği
bir şiddet hareketidir. (Mao Tse-Tung, Kızıl Kitap,
2. Bölüm: Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi)
Ateşli Marksistler'in tüm bu sözleri, geçmişte Rusya,
Çin gibi ülkelerde yaşanmış olan ve bugün Çeçenlere,
Doğu Türkistan'daki Müslümanlara yapılan acımasız zulmün
arkasında yatan ideolojinin Darwinizm olduğunu açıkça
ortaya koymaktadır. Bu zulmün sona ermesi, dünyada barış
ve huzurun hakim olması için Darwinist iddiaların geçersizliğinin
ortaya konması gerekmektedir.
Bu fikri mücadelenin öncülüğünü de tarih boyunca her
türlü sapkın ideolojiye karşı mücadele veren Türk Milleti
yapmaktadır.
KOMÜNİST ÇİN YÖNETİMİ MAO'NUN KATLİAMLARINI DEVAM ETTİRİYOR
Komünist liderlerin en büyük yalanları "Komünizmin
yaşandığı ülkelerde barışın, adaletin ve huzurun yaşanacağına"
dair hayali vaatleridir. Oysa komünizm tarih boyunca
hiçbir ülkeye barış ve huzur getirmemiştir. Aksine komünizmle
birlikte katliamlar, cinayetler, bombalamalar, saldırılar
bizzat devlet eliyle yapılır hale gelmiş, masum insanlara
zulüm adeta bir devlet politikası olmuştur. Bunun en
açık örneklerinden biri Komünist Çin yönetiminin Doğu
Türkistan'daki Türklere yarım asırdır yaptığı büyük
zulümdür.
  |
1949 yılından beri yaklaşık 35 milyon Türk, acımasız
komünist lider Mao ve onun takipçileri tarafından katledilmiş,
sağ kalanlar diri diri toprağa gömülmüş, insanlık dışı
işkencelere maruz kalmış, dinlerini yaşamalarına izin
verilmemiştir. Ancak bu büyük zulüm Mao'nun ölümüyle
sona ermemiş, günümüze kadar devam etmiştir. Şu anda
da sebepsiz tutuklamalar, işkenceler, faili meçhuller,
halk üzerinde devam eden nükleer denemeler, zoraki kürtajlar
yeni yönetimin Mao'dan hiç de aşağı kalır yanı olmadığını
göstermiştir.
MAOCU KIZIL ÇİN'DE UYGUR KADINLARI KÜRTAJA ZORLANIYOR,
BEBEKLER DOĞAR DOĞMAZ ÖLDÜRÜLÜYOR
Maocu
Kızıl Çin Uygur Türklerine bir çocuktan fazla çocuk
sahibi olma hakkını tanımamaktadır. İlgili birimler
tarafından, ikinci çocuğa hamile olan kadınların tespiti
halinde, hamilelik safhası 9. ayında bile olsa bu durumdaki
kadınlar, polis tarafından evlerinden alınarak, sağlıksız
ve teknik donanımdan yoksun sözde sağlık merkezlerinde
kürtaj edilmektedirler. Bunun neticesinde de birçok
Uygur kadını hayatını kaybetmektedir.
Kürtaj bahanesiyle yapılan soykırıma bir örnek şöyledir:
Ağustos 1997 tarihinde, Doğu Türkistanlı bir kadın kürtaj
olmaya zorlanmış, ayrıca kocası da ağır para cezasına
çarptırılmıştır. Zorla evinden alınan kadın bir fırsatını
bularak sağlık merkezinden kaçmış ve bir mezarlıkta
kendi başına bebeğini dünyaya getirmiştir. Daha sonra
birinin yardımıyla mezarlıktan alınarak evine götürülen
kadın bir ihbar üzerine yeniden yakalanmış ve götürüldüğü
polis merkezinde bebeği sıcak suya batırılmak suretiyle
katledilmiştir.
Bu örnek Doğu Türkistan'da katledilen binlerce anne
ve bebekten sadece bir tanesidir.
Tüm dünya ile bağlantısı kesilen ve komünist Maocuların
zulmü altında yaşayan Müslüman Türkler çaresizlik içinde
yardım beklemektedirler. Onların tek kurtuluşu ve hamisi
üstün vicdanı ile Türk Milleti'dir. Türk Milleti, öncelikle
yaptığı kültür atağı ile, Mao hayranı komünistlere gereken
cevabı vermekte ve onların ideolojilerini dayandırdıkları
Darwinist felsefeyi yerlebir etmektedir. Bundan sonraki
aşama ise Türk İslam ahlakının hakimiyetidir.
MAO HAYRANLARI, KOMÜNİST MAOCU ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTANLI
SOYDAŞLARIMIZA UYGULADIĞI ZULMÜ GÖRMÜYORLAR MI?
Tarihin en zalim diktatörlerinden
biri olan Mao, 35 milyon UygurTürkü'nü katlettirdi.
Sağ kalan halk diri diri toprağa gömüldü, öldüresiye
dövüldü, işkencelere maruz bırakıldı. Bu zulüm
hiç azalmadan aynı şekilde devam etmektedir.
Komünist Çin hükümeti hala Uygur Türkleri'ni
nükleer denemelerle, akıl almayacak işkencelerle
katletmeye devam ediyor.
|
Mao, 1949 yılından sonra 35 milyon Uygur Türkü'nü katlettirdi.
Sağ kalanlar ise diri diri toprağa gömüldüler, öldüresiye
dövülerek çıplak halde karlarda yatırıldılar, iki bacağı
iki ayrı öküze bağlanarak ortalarından ikiye bölündüler.
Dinlerini yaşamalarına izin verilmedi.
Bugün Komünist Mao'nun Kızıl Çin'i aynı zulme devam
etmektedir. Hiçbir insan hakları kurumunun girmesine
izin verilmeyen, haberleşmesinin tamamen komünist Maocu
Çin devletinin kontrolü altında olan Doğu Türkistan'da
soydaşlarımız büyük bir zulüm altında yaşamaktadırlar.
İki
yıl içinde (1995-1997) Çinliler tarafından sebepsiz
yere tutuklanan Uygur Türklerinin sayısı 560 binden
fazladır.
1995 ile 1997 yılları arasında Doğu Türkistan'ın genelinde
Kızıl Çin'in işkencesi sonucunda öldürülen ve kaybolanların
sayısı 5000'den fazladır.
Milli ve dini değerlerini korumak için ölüm kalım
savaşı veren Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza dünyanın
hiçbir yerinde rastlanmayacak işkenceler uygulanmaktadır.
Önce ayaklarının altı çivilenen masum insanlar, daha
sonra saatlerce buz üstünde tutulmakta, elleri ve ayakları
donunca da kesilmektedir.
1964'den bu yana Çin'in, Doğu Türkistan'da bulunan
nükleer merkezinde yaptığı 44 nükleer deneme sonucunda
210 bin insan hayatını kaybetmiştir, binlercesi ise
sakat kalmış, kanser gibi hastalıklara yakalanmış, binlerce
çocuk sakat doğmuştur.
 Komünist
Çin bugün soydaşlarımızı Türk ve Müslüman oldukları
için soykırıma uğratırken, bazı Maocular'ın halen Mao
hayranlıklarını dile getirebilmeleri çok vahim bir durumdur.
Zayıf bırakılmış, dünya ile irtibatı kesilmiş, çaresizlik
içinde yardım bekleyen bu insanlara yardım elini uzatacaklarına,
onlara zulmedenlerin önderlerini övecek kadar ileri
gidenler, Türk Milleti'nin güçlü vicdanında yargılanmaktadır.
Türk Milleti Maocular'a, Marksist Leninistler'e cesaret
veren Darwinizm kökenli Diyalektik Materyalizm gibi
felsefelerin önünü keserek, insanlığa büyük bir hizmette
bulunmaktadır.
Tarihin en zalim diktatörlerinden biri olan Mao, 35
milyon UygurTürkü'nü katlettirdi. Sağ kalan halk diri
diri toprağa gömüldü, öldüresiye dövüldü, işkencelere
maruz bırakıldı. Bu zulüm hiç azalmadan aynı şekilde
devam etmektedir. Komünist Çin hükümeti hala Uygur Türkleri'ni
nükleer denemelerle, akıl almayacak işkencelerle katletmeye
devam ediyor.
KOMÜNİST MAO, KANLI DEVRİMİNİ DARWINİZM'E DAYANDIRMIŞTI
Çin'de
kanlı ve acımasız bir devrim yapan Mao, Darwinizm'in
Çin devrimi için önemini ise şöyle açıklamıştı:
"Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve evrim teorisine
dayanmaktadır" (K. Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche
Verlags-Anstalt, 1977)
Darwinist Mao'nun "Kızıl Muhafızlar" adını verdiği
militanlar, ülkeyi tam bir terör ortamına sürükledi.
Mao'nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişi
doğrudan öldürüldü, on milyonlarca karşı devrimci ömürlerinin
önemli bir bölümünü cezaevlerinde geçirdi ve 20 milyonu
buralarda öldü. Mao'nun, insanları hayvan gibi gören
ve dolayısıyla hayatlarına önem vermeyen Darwinist projelerinin
feci bir sonucu olarak 20 ile 40 milyon arasında insan
ise açlıktan öldü.
Kızıl muhafızların yaptıkları zulüm, Le Livre Noir
du Communisme (Komünizmin Kara Kitabı) isimli kitapta,
şöyle bir örnekle anlatılmaktadır:
"Hepsi ölüme mahkum edilen devrim karşıtları, bütün
halkın davet edildiği açık duruşmalarda, Kızıl muhafızlar
tarafından parçalanıyorlardı. Halk ise bu esnada "öldür
öldür!" diye bağırıyordu. Kızıl Muhafızlar bazen parçaları
kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkumun gözleri
önünde ailesine yediriyordu; herkes "eski mülk sahibi"nin
karaciğerinin ve kalbinin yendiği ziyafetlere ve konuşmacının
yeni kesilmiş kafalardan yapılmış bir kazık dizisi önünde
konuştuğu toplantılara davetliydi. Çin'de yamyamlığa
varacak kadar şiddetlenen nefret ve vahşet hakimdi."
Bugün Mao yaşamıyor. Ancak buna rağmen Çin devleti
Darwinist Mao'nun ilkelerinden ve zalimliğinden vazgeçmiş
değil. Doğu Türkistan halkına uygulanan zulüm bunun
sadece bir örneği. Asıl tehlike ise, Mao gibi 20. yüzyılın
en acımasız ve zalim diktatörlerinden birini, değerli
bir entellektüel gibi göstermeye çalışan günümüz komünistleridir.
Bu sinsi tehlikeye karşı kullanılacak en etkili yöntem
Darwinizm'in, komünizmin ve Mao'nun gerçek yüzünü insanlara
ilmi ve tarihi delilleri ile anlatmaktır. Türk Milleti,
ne Darwinistler'e, ne Marksistler'e, ne de Maocular'a
fırsat vermeyecek kadar şuurlu ve akıllı bir millettir.
Kültür Devrimi sırasında suçsuz yere idam edilen bir
Çinli
MAOCULUĞUN PROPAGANDASINI YAPANLAR, NEDEN DOĞU TÜRKİSTANLI
MASUM HALKA YAPILANLARI GÖRMEZLİKTEN GELİYORLAR?
Mao,
20. yüzyıla kanlı bir devrimin eli kanlı lideri olarak
geçti. Ancak onun tüm insanlığa yaptığı en büyük kötülük,
arkasında sayıları milyonları aşan bir taraftar kitlesi
bırakması oldu. Mao'nun kanlı mirasçıları hergün yeni
bir zulümle gazetelerde yer alıyorlar. Bir gün savunmasız
insanları idam ediyor, ertesi gün bebekleri öldürüyor,
başka bir gün insanlar üzerinde nükleer denemeler yapıyorlar
Maocu vahşetin en büyük hedefi ise Doğu Türkistan'da
yaşayan Uygur Türkleri. Hem Müslüman oldukları, hem
de etnik bir azınlık oluşturdukları için Pekin rejiminin
hedefi haline gelen Uygur Türkleri, Mao'nun iktidara
geldiği 1949 yılından itibaren kesintisiz bir soykırımla
karşı karşıyalar.
Müslüman Uygurların bir taneden fazla çocuk sahibi
olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan'da, bu yasağa
uymayanların çocukları "nüfus planlaması" adı altında
daha anne rahminde iken kürtajla katlediliyor veya doğduktan
sonra boğularak öldürülüyorlar. Gazetede yer alan bir
haber ise bu vahşetin insanlık dışı bir yönünü daha
ortaya koyuyor. Buna göre her bölgede çalışan doktorlara
imha edecekleri cenin miktarı için bir kota oluşturuluyor
ve doktorlar bu kotayı aşabilmek için adeta birbirleri
ile yarışıyorlar. Ayrıca Müslüman annelerin erken doğum
yapmaları için üzerlerine çıkılıp karınları eziliyor
MAO'NUN ÜLKESİ ÇİN = CİNAYETLER, İDAMLAR, KATLİAMLAR
Mao,
insanlık tarihinin en büyük katillerinden, Çin'de gerçekleştirdiği
devrimi ise insanlık tarihinin en kanlı dönemlerinden
biridir. Mao, ardında 50 milyona yakın ölü, on milyonlarca
işkence mağduru insan bırakmıştır. Ne var ki onun 1976
yılındaki ölümü de Çin halkı için hiçbir şey değiştirmemiş,
karanlık ideolojisi ile eğitilen yeni katiller masum
insanların katletmeye devam etmişlerdir.
Darwinizm'e olan bağlılıklarıyla, insani değerlerden
ve dinin güzelliklerinden uzak, sevgisiz, insaniyetsiz
ve şiddetten zevk alan insanlar olan Maocular bugün
hala aynı vahşeti yaşatmaktadırlar. Her gün toplu idamların
gerçekleştiği Çin'le ilgili geçtiğimiz hafta gazetelerde
çıkan bir haber, Maoculuğun kanlı yüzünü tüm çıplaklığıyla
ortaya koymuştur.
Bir aileye 1'den çok çocuk hakkı tanınmayan Çin'de,
insanlar dünyaya gelen bebeklerini sokaklara terk etmektedirler.
Aşağıdaki resimde görülen yeni doğmuş bebek de ailesi
tarafından işlek bir yol üzerinde terk edilmiş ve yüzlerce
insanın umursamaz bakışları arasında çırpınarak can
vermiştir. Bu resimler hala Maoculuğun savunuculuğunu
yapan ya da komünizmin öldüğünü iddia edenlere bir cevap
niteliğindedir.
MAOCU ÇİN'DE KOMÜNİZM EN VAHŞİ HALİYLE YAŞAMAYA DEVAM
EDİYOR
Mao'nun
döneminde Çin'de, insanlar ortada somut bir neden olmadan
Kızıl Muhafızlar tarafından evlerinden, sokak ortasından
alınarak hapsediliyor, işkenceye uğruyor veya öldürülüyorlardı.
Mao bugün yaşamıyor, ancak ilkeleri Çin devleti tarafından
sadakatle korunuyor.
Çin'in en büyük gazetelerinden biri olan Halkın Günlüğü'nde
geçtiğimiz günlerde çıkan bir haber, Çin toplumuna yapılan
zulmün ve adaletsizliğin bugün de aynı hızla devam ettiğini
ortaya koymaktadır. Bu haberde, Devlet Başkanı Jiang
Zemin tarafından 7 Nisan'da Fujian eyaletinde başlatılan,
daha sonra ülke geneline yayılan kampanya çerçevesinde
10 bin kişinin gözaltına alındığı, 500 kişinin ise idam
edildiği ifade edilmiştir. Genellikle kafaya kurşun
sıkılarak idam etme yöntemi kullanılan Çin'de, bir yılda
idam edilenlerin sayısının, dünyanın diğer ülkelerinde
bir yılda idam edilenlerin toplamına eşit olduğu belirtiliyor.
Bu haberdenden açıkça anlaşıldığı gibi Çin hala bir
"Mao çılgınlığı" ile yaşamaktadır. Bu durum komünizmin
insanlık için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu bize
bir kez daha göstermektedir. İşte bu sinsi tehlikenin
ve insanı hayvan gibi gören tüm kanlı ideolojilerin
dayanak noktası Darwinizm'dir. Bu nedenle Darwinizm'in
gerçek yüzünün ilmi ve tarihi delilleri ile anlatılması,
komünizmin sinsi yüzüyle nasıl gizlenerek pusuda beklediğinin
insanlara fark ettirilmesi çok önemlidir.
KOMÜNİST ÇİN'DE, MAO DÖNEMİNDE YAŞANAN ZULÜM HALA BİTMEDİ
1949
yılında Mao'nun komünist gerillalarının iktidarı ele
geçirmeleriyle birlikte Çin'de büyük bir zulüm başlamıştı.
Mao'nun Büyük Atılım politikasını takip eden 1958-1961
yılları arasındaki suni kıtlık sırasında tam 40 milyon
Çinli hayatını kaybetti. Doğrudan Mao'nun direktifleriyle
6 ila 10 milyon kişi katledildi. 20 milyon kişi ömürlerinin
büyük bir bölümünü cezaevlerinde geçirdi. Kültür devrimi
sırasında da milyonlarca insan vahşice öldürüldü, insanlık
dışı işkencelere maruz kaldı. Mao 1976 yılında öldü
ve arkasında 50 milyonu aşkın ölü, on milyonlarca işkence
görmüş insan ve karanlık bir ideoloji bıraktı. Ancak
Çin'de zulüm bitmedi.
Çok yakın bir zamanda Çin'de "toplu bir idam gösterisi"
gerçekleştirildi. İlk önce adeta bir geçit törenindeymiş
gibi polis eşliğinde, elleri bir aracın demirlerine
kelepçeli olarak halka teşhir edilen 113 kişi, ibret
olsun diye saatlerce halkın içinde dolaştırıldı. Daha
sonra da büyük bir stadyumda, halkın gözleri önünde
idam edildi. Ancak bu Çin'deki ne ilk ne de son idam
gösterisiydi. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, 1999'da
Çin'de 1263 kişi idam edildi ve bu sayının sadece idamların
bilinen kısmı olduğu da ifade edildi.
İşte bu gerçekler komünizm öldü diyenlere bir cevap
niteliği taşımaktadır.
DARWINİST-FAŞİSTLER, KATİLLERİ KAHRAMAN İLAN EDERLER
Faşistler,
aşırı duygusallık ve coşku ile kitleleri kendilerine
bağlayarak, yönlendirirler. Bunun için türlü taktikler
kullanırlar. Amerikalı araştırmacılar Baigent, Leigh
ve Lincoln Nazilerin ünlü Nürnberg mitinglerindeki romantik
beyin yıkama yöntemlerini şöyle tarif ederler:
"Kötü şöhrete sahip Nürnberg mitinglerinde... herşey
-üniformaların ve bayrakların renkleri, konuşmacıların
yeri, programın gece yarısına denk getirilmesi, spot
ışıklarının kullanımı, zamanlama- çok dikkatli şekilde
hesaplanırdı. Bu mitinglerde çekilen filmler, insanların
adeta kendi kendilerini sarhoş ettiklerini, kendilerini
bir tür transa soktuklarını, "Sieg Heil" şeklindeki
Nazi sloganını sürekli tekrarlayarak Hitler'e adeta
taparcasına Nazi selamı verdiklerini göstermektedir.
Kitlelerin yüzünde bomboş bir zihnin getirdiği mutluluk
okunmaktadır... " (The Messianic Legacy, Corgi Books,
s. 194)
İşte Hitler, insanlara birbirlerini ırklarından dolayı
öldürmeyi, savaşı, acımasızlığı bu "romantik milliyetçi"
yöntemlerle meşru gösteriyordu. Romantik milliyetçiliğin
kökeni ise Darwinizm'di. Ünlü araştırmacı Daniel Gasman,
Darwinizm'in, bu aklı kapatan, insanları coşturarak
cinayet işlemeye kadar teşvik eden romantik akım üzerindeki
etkisini şöyle açıklar:
"Denebilir ki, Darwinizm, Almanya'da Alman romantizminin
bir izdüşümü olmuştur... Darwinizm'in Almanya'da aldığı
şekil, bir tür sahte bilimsel doğa dini, ırkçılıkla
karışık bir doğaya tapınma mistisizmidir."
Türk Milleti akılcılıktan tamamen yoksun bu tür safsatalara
hiçbir zaman izin vermemiş, derhal önünü kesmiştir.
Bugün de faşizmin Darwinizm'den kaynaklanan bu karanlık
yüzünü tüm dünyanın gözleri önüne sermektedir.
DARWİNİST FAŞİST MUSSOLİNİ'YE GÖRE BARIŞ ZARARLIYDI
Mussolini:
"Faşizm devamlı sulhun zararlı olduğuna inanmıştır.
İnsan kudretini en yüksek mertebesine çıkaran savaştır"
der. Diğer bir ifadesinde ise; "Faşizm, bütün dünyanın
birbirleriyle kucaklaşmasını reddeder. Medeni milletler
topluluğu içinde yaşamakla beraber, her birine meydan
okuyarak bakar" ifadelerini kullanmıştır.
Yukarıdaki sözlerinden de anlaşıldığı gibi Mussolini
bir evrimci olarak, Darwin'in "Hayat bir savaştır, yaşam
mücadelesinde güçlü olanlar kazanır, zayıf olanlar kaybeder"
prensiplerine inanmıştır. Bu fikirleri doğrultusunda
İtalyan halkını savaşa zorlamış; Arnavutluk, Habeşistan
ve Yugoslavya'nın Fiume limanı başta olmak üzere pek
çok yeri işgal etmiştir. Bu ülkelerin halklarını öldürmüş,
onlara zulmetmiş; hatta Habeşistan halkının üzerinde
zehirli gaz kullanarak insanların acı çekerek ölmelerine
sebep olmuştur.
Mussolini'nin kendisi gibi bir Darwinist faşist olan
Hitler ile birlikte sebep oldukları savaşın faturası
son derece ağırdır. İkinci Dünya Savaşı, insanlık tarihinin
en yıkıcı, en ölümcül savaşı olarak tarihe geçmiştir.
Ancak yaşanan acılar insanlara çok büyük bir tecrübe
kazandırmıştır. Tarihin tekerrürünü önlemek için ilk
yapılması gereken şeyin Darwinizm'le ve Darwinist liderlerle
mücadele etmek olduğu anlaşılmıştır.
FAŞİZM SİNSİCE ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR
Charles
Darwin evrim teorisiyle insan ırklarının kıyasıya bir
yaşam mücadelesi sürdürdüklerini iddia etmişti. Dahası,
bu mücadelenin evrimsel gelişme için gerekli olduğunu,
yani bazı insan ırklarının yok edilmesinin insanlığın
gelişmesini sağladığını savunmuştu.
Evrim teorisinin insan toplumlarına uygulanmasıyla
ortaya çıkan "Sosyal Darwinizm" 1850'lerden bu yana
gelişen bütün ırkçı düşüncelere ilham verdi. 20. yüzyılda
dünyayı kana bulayan Hitler, Mussolini, Franco ve diğer
faşist liderlerin yaptıkları katliamlar ve zulümler,
Darwin'in evrim teorisinin "güçlüler yaşar, zayıflar
ölür" prensibinden kaynaklanıyordu.
Faşizm savunucuları milyonlarca masum insanı katlederken,
bu korkunç cinayetleri "ırkın saflaştırılması" ve "aşağı
ırkların temizlenmesi" adı altında sözde "bilimsel"
bir temele dayandırmışlardı.
Günümüzde, Darwinizm'in ırkçı yorumu olan faşizm bu
kez "nasyonalizm" adı altında sinsice şekil değiştirerek
insanlığı tehdit etmektedir. Bu sinsi tehlikeye karşı
her zaman dikkatli ve temkinli olmak şarttır.
Faşizmin çarklarına kapılan insanların çoğu bu tehlikenin
farkında olmayabilir. Ancak ırklar arasında eşitsizliği,
üstün ırkların hegemonyasını savunan faşizm, insancıllıktan,
medeniyetten, sevgi ve hoşgörüden, sanat ve estetikten,
güzel ahlaktan yoksun bir toplum meydana getirir. "Yaşam
bir mücadeledir; güçlü olan zayıfı yokeder ve böylelikle
hayatta kalır" anlayışını toplumlara sinsice empoze
eder. 21. yüzyılda nasyonalizm maskesinin arkasından
çirkin yüzünü gösteren faşist ideoloji ve insanlığı
150 yıldır zulüm ve kaosa sürükleyen Darwinizm, bazı
çevrelerce ısrarla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.
Bugün tüm bu belalara karşı en etkili mücadele yöntemi,
sorunu kökünden çözmek ve Darwinist düşünceyi fikren
mağlup etmektir.
Vicdan ve iman sahibi, milli ve manevi değerlerine
bağlı olan Türk Milleti, bu konunun önemini ve aciliyetini
kavramış, insanlığı Darwinizm tehlikesine karşı uyarmayı
kendisine ulvi bir görev kabul etmiştir.
DARWIN'İN TEŞVİK ETTİĞİ IRKÇILIK, AVRUPA'DA HALA HÜKÜM
SÜRÜYOR!
Darwin,
ırkçılığın babasıdır. İnsanın Kökeni isimli kitabında
ırkçı görüşlerini şöyle açıklamıştır:
"Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte,
medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden
silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan
insansı maymunlar da
kuşkusuz elimine edilecekler.
Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk
daha da genişleyecek. Bu sayede ortada şu anki Avrupalı
ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden,
Avustralya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride
olan babun türü maymunlar kalacaktır."
Darwin'den sözde bilimsel bir destek alan ırkçılık
bugün hala Avrupa'da ve Amerika'da büyük bir oranda
sürdürülmektedir. Son zamanlarda gazetelerde ırkçılıkla
ilgili çıkan haberlerden sadece birkaçı bu büyük tehlikenin
önemini göstermektedir:
"İngiltere hükümeti; Tamiller, Rumlar, Somalililer,
Arnavutlar, Afganlar, Çinliler ve Rumenler'e sınır kapılarında
"farklı muamele" yapma kararı aldı." (4 Mayıs 2001)
"250 çocuk köle taşıyan hayalet geminin Ekvator
Ginesi'nin başkenti Malabo'da olduğu belirlendi. Kaptanın
yakalanmamak için çocukları denize atmasından korkuluyor...
Siyah kölelerin denize atılması, tarihte de çok yaygın
uygulanan bir yöntem. Yasadışı köle ticareti yapılan
gemilerin yakalanma riski belirince köleleri bir zincire
bağlayarak denize attıkları biliniyor." (17 Nisan Salı)
"Moskova'da Kafkas kökenlilerin satış yaptığı bir
pazara, ırkçı dazlakların saldırısında 10 pazarcı yaralandı.
Kremlin sarayındaki bir başka saldırıda ise bir Çeçen
genç bıçaklanarak öldürüldü." (22 Nisan 2001)
"ABD'nin en yoksul eyaleti Mississippi'de düzenlenen
referandumda beyazlar, ırk ayrılığının simgesi konfederasyon
bayrağından vazgeçmedi." (19 Nisan 2001)
Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün
olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. (Hucurat Suresi,
13)
|