|
SONSÖZ
Diplomaside, "akılcı bir dış politika ideolojiye dayanmamalıdır"
diye bir kabul vardır. "Realpolitik"in temel esaslarından
biri olan bu kabule göre, bir devletin resmi ideolojisi,
onun diğer ülkelerle olan ilişkilerinde belirleyici
bir rol oynamamalıdır. Aslolan bir devletin temsilcisi
olduğu milletin ulusal çıkarlarıdır ve dış politika
bu ulusal çıkarlara göre yönetilmelidir.
Bir başka deyişle, bir ülke, diğer ülkelerle olan ilişkilerinde,
o ülkelerin kendi resmi ideolojisine yakın olup olmayışına
değil, o ülkelerden elde edeceği menfaate bakmalıdır.
Bu mantığa göre, kapitalist bir devlet sosyalist bir
devletle son derece iyi ilişkiler geliştirebilir; bunda
hiç bir gariplik yoktur. Aynı şekilde demokratik bir
devlet bir monarşiyle yakın bağlara sahip olabilir.
Ülkelerin rejimleri ve resmi ideolojileri kendi iç işleridir
ve ülkeler birbirlerinin iç işlerine değil, dış politikalarına
ilgi duymalıdırlar.
Bu şekilde özetleyebileceğimiz dış politika yaklaşımını
"pragmatik" ya da "rasyonel" dış politika olarak tanımlayabiliriz.
Bunun karşısında olan bir ikinci yaklaşım ise, ideolojinin
dış politikada belirleyici olmasını savunur. Soğuk Savaş
döneminde dünyaya egemen olan yaklaşım da genellikle
en azından görünüşte bu olmuştu. Dünyanın iki bloka
ayrılarak birinin Amerikan diğerinin de Sovyet kamplarına
dahil olmaları, pragmatik tercihlerin değil, ideolojik
ayrımların bir sonucuydu. Küba'nın yanıbaşındaki ABD
ile ticari ilişkilerini geliştirmesi, SSCB'ye yakınlaşmasından
çok daha rasyonel bir tercih olurdu; ama ideolojik kamplaşma
hem ABD hem de Küba tarafında buna izin vermedi.
Bu iki tarz-ı siyaset arasındaki ayrıma dikkat etmek
son derece önemlidir. Özellikle de bu kitapta ele aldığımız
konu açısından. Çünkü bu kitapta savunulan ana fikirlerden
biri, Türkiye'nin İsrail'le yakınlaşmasının hatalı bir
stratejik tercih olduğudur ve bu düşünceyi savununlar
şimdiye kadar sık sık "ideolojik dış politika" yapmak
ya da tasarlamakla itham edilmişlerdir. Aslında yalnızca
Türkiye'de değil, başta ABD olmak üzere diğer pek çok
ülkede, "İsrail'e gereğinden fazla yakınlaşıyoruz" diyenler,
ideolojik dış politika sahibi sayılmışlardır.*
Oysa bizim bu kitapta incelediğimiz bilgiler, Türkiye'nin
İsrail'e paralel bir Ortadoğu politikası oluşturmasının
yanlışlığını tümüyle rasyonel bir çerçevede ortaya koymaktadır:
İsrail, Ortadoğu'daki varlığını daimi bir tehdit altında
görmekte ve bu nedenle de 1950'lerden bu yana bu coğrafyadaki
devletlerin içindeki azınlık isyanlarını desteklemekte,
böylece bölgeyi irili-ufaklı mini devletlere bölmeyi
hedeflemektedir. Bu nedenle, Ortadoğu devletleri içinde
bölgede bir Kürt Devleti oluşmasını isteyen yegane ülke
İsrail'dir. Dahası, 1960'lı yıllardan bu yana bu hedefe
yönelik somut politikalar uygulamaktadır. ABD'nin Kürt
Devleti projesine destek vermesinin arkasında da asıl
olarak İsrail'in bu ülke üzerindeki etkisi vardır. Türkiye'nin
kendi toprak bütünlüğünü etkilemeyeceğini umarak bir
komşu ülkede özellikle Irak'ta bir Kürt Devleti kurulmasına
onay vermesi ise bir aldanma olacak- tır; dışarda kurulacak
bir Kürt Devleti'nin bir "domino etkisi" yaratarak Türkiye'ye
uzanmaması mümkün değildir. Dolasıyla Türkiye'nin kendi
toprak bütünlüğüne tehdit oluşturacak bir projenin en
büyük destekçisi ile stratejik ortak haline gelmeye
çalışması, büyük bir hatadır. İsrail'in su sorunu konusundaki
tavrı ise tam tamına Türkiye'nin politikalarının zıttıdır.
Bunlara dayanarak Türkiye'nin İsrail'e yakınlaşma daha
doğrusu İsrail'in eksenine girme sürecine karşı çıkmak
ise, ideolojik değil tümüyle rasyonel ve pragmatik bir
tutumdur.
Ve bu durum bizi bir başka sonuca ulaştırmaktadır:
İsrail'i ve İsrail'in eksenine girme sürecini eleştirmek
ideolojik bir tavır olmadığına göre, asıl bu tavrı ideolojik
bir saplantı gibi göstermeye çalışan ve İsrail'in gönüllü
propagandacılığını yürüten çevrelerin hareket noktası
ideolojik olmalıdır. "En iyi savunma saldırıdır" prensibi
ile hareket etmektedirler ve kendi ideolojik dış politika
tercihlerini kendilerini eleştirenleri suçlayarak örtmek
gayretindedirler.
Sözkonusu çevrelerin İsrail'de buldukları ideolojik
tatmin ise, Yahudi Dev- leti'nin Ortadoğu'da ve hatta
dünya genelinde İslam'a karşı aldığı tavırdır. İsrail'in
Hıttin Korkusu'nun kaynağı dünya müslümanlarıdır ve
bu müslümanların siyasi gücünü en aza indirgemek için
sistemli bir mücadele yürütmektedir. Özellikle Soğuk
Savaş'ın bitiminin ardından ortaya konan "Batı İslam'a
karşı" senaryolarının arkasında, Yahudi Devleti'nin
Batılı uzantıları vardır. İsrail, Kudüs İbrani Üniversitesi'nden
Israel Shahak'ın ifadeleriyle, "anti-İslami bir Haçlı
Seferi'nin liderliğini yapmaya" soyunmakta ya da İsrail'in
Yediot Ahronot gazetesinin yorumcusu Nahum Barnea'ya
göre "İslami düşmana karşı girişilecek olan savaşta
Batı'nın öncülüğünü yapmak hedefinde" ilerlemektedir.
1
Dolayısıyla sözkonusu çevrelerin ki bunların başında
bir kaç büyük medya grubu gelmektedir. İsrail yanlısı
dış politikalarda gösterdikleri ısrar, bu politikaların
Türkiye'nin ulusal çıkarlarına vereceğini düşündükleri
kazançlara dayanmamaktadır. Ustaca gözlerden kaçırılan
bu gerçeğin bilinmesi ve hatırda tutulması, son derece
önemlidir.
Umarız bu kitabın sağlayacağı önemli kazançlardan biri
de bu olacaktır.
... Sen yücesin,
bize öğrettiğinden
başka bizim
hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve
hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi,
32)
|