|

Evrim teorisinin, diğer tüm alanlarda olduğu gibi kuşların
evrimi konusundaki iddiaları da çelişkilerle doludur. Evrim
teorisinin savunucuları araştırma ve bulgularının sonuçlarına
göre değil, birtakım varsayımlar ve ön kabuller doğrultusunda
iddialarda bulunurlar. Evrim teorisinin mantıksızlıkları,
çelişkileri pek çok kitabımızda bilimsel delilleriyle sunulmuş,
iddialarının geçersizliği evrimcilerin kendi itiraflarıyla
gözler önüne serilmiştir (Detaylı bilgi için bkz. Hayatın
Gerçek Kökeni, Evrim
Aldatmacası, 20
Soruda Evrim Teorisinin Çöküşü, Harun Yahya).
Dolayısıyla bu kitapta sadece kuşların, çeşitli fiziksel özellikleri
ve ses taklidi yetenekleri ile evrim iddiaları aleyhinde nasıl
bir delil oluşturdukları konusuna değineceğiz.
Ses Taklidi Yapmayı Öğrenen Kuşlar
Hayali Evrim Ağacını Altüst Etmektedir
Darwin, türlerin çeşitliliğini
açıklamak için hayali bir soy ağacı çizmiş, tüm
canlıların ortak bir atadan geldiklerini ve birbirlerinden
türeyerek çeşitlendiklerini öne sürmüştü. Ancak
bugünkü bilimsel bulgular bu iddiaları yalanlamakta,
canlıların ayrı birer tür olarak yaratıldıklarını
göstermektedir. |
Darwin, türlerin çeşitliliğini açıklamak için hayali
bir soy ağacı çizmiş, tüm canlıların ortak bir atadan
geldiklerini ve birbirlerinden türeyerek çeşitlendiklerini
öne sürmüştü. Ancak, evrim teorisinin belkemiği olduğu
iddia edilen bu hayali hayat ağacı, gerek paleontoloji
alanındaki gerekse moleküler düzeydeki bulgular sonucunda
altüst olmuştur.
Bu hayali soy ağacını pek çok açıdan geçersiz kılan
önemli örneklerden biri de taklit ve konuşma yeteneğine
sahip kuşlardır.
1. Ses Taklidi Yapan Üç Kuş Grubu -Ötücü Kuşlar, Papağanlar
ve Sinek Kuşları- Aralarında Bir Akrabalık Kurulamadığı
Halde, Benzer Fiziksel ve Zihinsel Özelliklere Sahiptirler:
Evrimcilere göre yapısal ve zihinsel benzerlikler
nedeniyle, ötücü kuşlar, papağanlar ve sinek kuşlarının ortak
bir atadan gelmeleri gerekmektedir. Ancak bu kuş kategorileri
evrimcilerin varsaydığı soy ağacına göre birbirinden çok farklı
kollarda yer almaktadır ve aralarında herhangi bir akrabalık
kurulamamaktadır. Üstelik böyle bir ortak ata ne fosil kayıtlarında
bulunmuş, ne de bu kuş türlerine yakın diğer türlerde benzer
bir özelliğe rastlanmıştır. Bu nedenle evrimciler, evrim ağacına
göre birbirlerinden son derece uzak olan bu farklı kuş kategorilerinin
nasıl olup da son derece kompleks bir özellik olan konuşma
ve ses taklit etme yeteneğine sahip oldukları konusunda cevapsız
kalmaktadırlar.
Yapılan araştırmalar ise, evrimcileri gittikçe çıkmaza
sokmaktadır. Örneğin, 1990 yılında Anna sinek kuşu olarak
bilinen (Calypte anna) bir kuş türü üzerinde yapılan
deneylerde, erkeklerin birbirlerinin ötüşlerini taklit
ettikleri tespit edilmişti. Bu durum, sinek kuşlarının
şarkıları öğrenebildiğini gösteren bir delildi. Ses
taklidi yapan kuşlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda
bilim adamları, şarkı söyleyen sinek kuşlarının beyinlerinin
yedi ayrı bölgesinin aktif hale geldiği sonucuna vardılar.
Bu, ötücü kuşlar ve papağanlardaki yapıyla büyük benzerlik
göstermekteydi.

Amerikalı ve Brezilyalı bilim adamlarının
sinek kuşları üzerinde yaptıkları araştırmalar da, kuş
şarkılarının evrimleştiği yönündeki asılsız iddiaları
çürüten deliller arasındadır. Hayali evrim ağacına göre
birbirlerinden evrimsel açıdan uzak olduğu söylenen
sinek kuşları, papağanlar ve diğer ötücü kuşlar, şaşırtıcı
derecede benzer beyin yapılarına sahiptirler. Bu durum,
söz konusu kuşların ortak bir atanın torunları değil,
ortak bir tasarımın eserleri olduğunu göstermektedir.
|

Dr. Erich Jarvis, Duke Üniversitesi
Erich Jarvis yaptığı araştırmalar
sonucunda kademeli evrim kavramının geçersiz bir
iddia olduğu sonucuna varmıştır.
|
Keşfedilen bu gerçek, canlılar arasındaki sözde evrimsel
aşamalar açısından çok büyük sorunlar oluşturmuştur.
Seslendirme yapabilen kuş cinslerinin ötüşleri, genetik
olarak yerleşik, sonradan öğrenilmemiş sesleri içermektedir.
Ancak bunların içinden yalnız üç kuş kategorisi -ötücü
kuşlar, papağanlar ve sinek kuşları- yetişkinlerinden
şarkı öğrenme ve bunları doğru bir şekilde tekrar etme
yeteneğine sahiptir. Araştırmanın başyazarı Duke Üniversitesi
Tıp Merkezi nörobiyologlarından Erich Jarvis'e göre
bu tür sesli öğrenme şekli, insanların konuşmayı öğrenme
sürecine çok benzemektedir. Bu araştırmanın şaşırtıcı
olması, ses öğrenme (vocal learning) becerisine sahip
kuşların, sözde evrimsel şemaya göre çok farklı uçlarda
bulunmalarından kaynaklanmaktadır. Üstelik evrimciler
tarafından bu kuşların sözde yakın akrabaları oldukları
iddia edilen kuşların hiçbiri benzeri şarkıları öğrenememektedir.

Sesleri taklit edebilme
yeteneği gösteren üç kuş cinsi -papağanlar,
sinek kuşları ve ötücü kuşlar- sözde evrimsel
soy ağacına göre çok farklı kollarda bulunmaktadır
ve aralarında hiçbir evrimsel bağ kurulamamaktadır.
Görüldüğü gibi canlılar arasındaki benzerlikler
evrime delil oluşturmaz. Bu çaba, bilim adına
yapılan taraflı yorumlardan başka bir şey değildir.
|
Bu konu ile ilgili iki evrimci senaryo bulunmaktadır:
Birincisi, tüm kuşların gerekli beyin yapılarına sahip
olan ortak bir atalarının bulunduğu ve nasıl olduysa
yalnız belirli kuş cinslerinin sesleri öğrenme yeteneğini
geliştirdikleridir. Diğer cinslerin ise bunu başaramadıkları
ve zaman içinde bu yeteneklerini kaybettikleri şeklindedir.
Ancak pek çok evrimciye göre dahi, bu senaryo itibar
edilecek türden değildir. Ünlü nörobiyolog Erich Jarvis'e
göre, kuşlarda ve memelilerde bu özelliğin birden fazla
kez kaybedilmesi ve kazanılması ileri derecede imkansız
görünmektedir.28 Jarvis,
eğer bu tür gelişmemiş beyin yapıları varsa, bunların
neden sürüngenlerde ve dinozorlarda da olmadığını sormaktadır.29

Yirmi üç kuş cinsinden şarkı öğrenme yeteneğine
sahip olan üçünün (papağan, ötücü kuşlar ve sinek
kuşu) evrimcilerin hayali akrabalık ilişkilerine
göre birbirlerinden çok uzaklarda bulunmaları
evrimci senaryoları çürütmektedir. Evrim teorisinin
iddiasına göre, bu kuşların seslendirmeyi öğrenmek
için gereken özelliklere, birbirlerinden bağımsız
olarak tıpatıp aynı şekilde sahip olmuşlardır.
Ancak, tesadüflerin böylesine kompleks yetenekleri,
değil üç farklı kuş türüne değil, tek bir türe
bile kazandırmış olduğunu düşünmek tamamen akıldışıdır.
|
Evrimcilerin öne sürdüğü ikinci senaryo ise, bu üç
cinsin beyinlerindeki öğrenme yapılarının birbirlerinden
bağımsız olarak evrimleştiğidir. Bilimsel hiçbir dayanağı
olmayan bu iddia, kuşlardaki bu yeteneğin nasıl ortaya
çıktığı, nesilden nesle nasıl aktarıldığı, bu yetenek
için gerekli fizyolojik yapının nasıl oluştuğu gibi
en temel soruları açıklayamamaktadır. Elbette evrimcilerin
daha bir tanesi için öne sürebilecekleri tutarlı bir
açıklama yokken, "üç kuş türünde ayrı ayrı evrimleşmiştir"
demelerinin makul bir yanı yoktur. Çünkü evrimin açıklayamadığı
bu olaylar zincirinin, tesadüflerin eseri olarak 3 ayrı
canlıda 3 ayrı süreç içinde gerçekleşmesi, diğer bir
deyişle kör ve şuursuz tesadüflerin 3 ayrı kez mucizevi
bir başarı elde etmesi mümkün değildir.

Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak
uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan
Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz
O, her şeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah
yoktur. Her şeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na
kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir Vekildir.
(Enam Suresi, 102) |
Bilimin ortaya koyduğu gerçekler, evrimcilerin bu konudaki
çaresizliklerini de gözler önüne sermektedir. Erich
Jarvis, elde edilen bilimsel bulgular karşısında düştüğü
durumu şöyle dile getirmektedir:
... kuşlar bizim modası geçmiş evrim kavramlarını ...
tekrar düşünmemiz için bize meydan okuyor. Eğitimimiz
boyunca bize bu kademeli evrim kavramı aşılandı... Bize
omurgalıların solucan benzeri canlılardan gelip balığa,
amfibiyenlere, sürüngenlere, kuşlara, memelilere ve
diğerlerine evrimleştiği ve yaşayan omurgalıların bu
vücut planı ve beyin kapasitesindeki aşamaları temsil
ettiği söylendi. Ve memelilerin bir kez oluştuktan sonra
bunların primatlara ve sonra hiyerarşinin sonunda bulunan
insanlara evrimleştiği. Fakat omurgalıların soy ağacında
birbirlerinden geri veya ileri oldukları yönündeki düşünce
kesinlikle yanlıştır.30
Evrimcilerin bel bağladıkları soy ağacı, canlılar arasında
kurulmak istenen zorlama bir bağdır. Canlılar arasındaki
benzerlikler temel alınarak çizilen bu ağaç, gerçekte
hiçbir bilimsel zemine dayanmamaktadır. Bunun kaçınılmaz
bir sonucu olarak bu sözde evrimsel soy ağacı, çelişkilerle
doludur. Bu çelişkilere bir örneği de ses taklidi yapan
kuşlar oluşturmaktadır. Bu soy ağacına göre çok farklı
kollarda olan üç canlı türü, son derece kompleks bir
özelliğe sahiptir ve üçünde de beyinlerinin aynı yedi
bölgesi seslendirmenin öğrenilmesinde etkili olmaktadır.
Görüldüğü gibi canlılar arasındaki benzerlikler evrime
delil oluşturmaz. Bu çaba, bilim adına yapılan taraflı
yorumlardan başka bir şey değildir.
Canlılar Arasındaki Benzerlikler, Ortak Atadan Geldiklerini
Göstermez
Evrimciler iddialarına delil olarak sıklıkla canlılar
arasındaki benzerlikleri kullanmaktadırlar. Örneğin
bir insanın kolu, bir balinanın yüzgeci ve bir yarasanın
kanadındaki kemikler aynı görevi görmektedirler. Evrimcilere
göre bu, sözkonusu canlıların aynı kökenden geldiklerini
ispat etmektedir. Ancak bu hatalı bir düşüncedir. Sözkonusu
benzerlik tüm canlıların ortak bir plana göre dizayn
edilmiş olduklarının delilidir. Bir Yaratıcı'nın tüm
canlıları benzer bir plan çerçevesinde yaratmış olduğu,
tüm canlıların ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiş olduğu
doğada gözlemlediğimiz açık bir gerçektir. Nitekim bilimsel
kanıtları incelediğimizde, bu açıklamanın, yani "ortak
tasarım" açıklamasının doğru olduğu ortaya çıkmaktadır.
Allah, her canlıyı sudan
yarattı. İşte bulardan kimi karnı üzerinde yürümekte,
kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört
(ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini
yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(Nur Suresi, 45) |
Eğer Canlıların Ortak Atadan Geldikleri İspatlanmak
İsteniyorsa Bir Mekanizma Gösterilmelidir, Ancak Böyle
Bir Mekanizma Yoktur
Canlıların ortak bir atadan geldikleri iddiası kanıtlanmak
isteniyorsa buna delil olarak canlılar arasındaki benzerliklerin
kullanılması yeterli değildir. Bu iddiayı kanıtlamak
için bir mekanizmanın ortaya konulması daha doğru olacaktır.
Oysa böyle bir mekanizma henüz ortaya konmuş değildir.
Örneğin yarasaların ataları olan fare veya bir çeşit
maymunun kolu hangi mekanizmalar çerçevesinde ve nasıl
kanada dönüşmüştür? Ya da köpek benzeri bir hayvanın
ayakları hangi mekanizmayla, nasıl olup da balina yüzgecine
dönüşmüştür? Evrim teorisine göre bunu gerçekleştirmesi
gereken iki mekanizma doğal seleksiyon ve mutasyondur.
Ancak bu iki mekanizma, belirli bir evrim süreci içindeki
ara aşamalar canlıya yarar sağlıyorsa anlam taşır. Oysa
sözünü ettiğimiz organların eksik formları canlılara
bir yarar sağlamaz, aksine onları sakat hale getirerek
dezavantaj nedeni olurlar. Dolayısıyla canlıların kompleks
organlarını oluşturabilecek, bu organlara karşılık gelen
genetik bilgiyi üretecek bir doğa mekanizması yoktur.
Doğada Birçok Canlının Yapıları
Birbirine Benzemektedir Ancak Bunların Ortak Atadan
Geldikleri İddia Edilmemektedir
Doğada
birçok canlının organları birbirine benzemekte, ancak
evrimciler bunların ortak atadan geldiklerine dair herhangi
bir iddiada bulunamamaktadırlar. Örneğin ahtapotların
gözleri ve insanların gözleri birbirlerine çok benzemektedir,
ancak bu organlar evrimcilere göre ortak kökenden gelen
benzer yapılar (yani "homolog") değillerdir. Hem sineklerin,
hem de kuşların kanatları vardır, ancak bunlar yine
homolog olarak nitelendirilmemektedirler. Evrimcilerin
büyük benzerlikler taşıyan bu canlılar arasında evrimsel
akrabalık iddia edememelerinin nedeni, fosil kayıtlarına
ve morfolojiye göre çıkarılan evrim ağaçlarında bu canlıların
birbirlerinden çok uzak düşmeleridir. Evrimciler bu
nedenle bu organları "homolog" değil "analog" (yani
aralarında ortak köken olmamasına rağmen benzer) yapılar
olarak tanımlarlar. Ancak bazı benzer yapılar "analog"
olabiliyorsa, neden hepsi böyle olmasın? Bu soruya karşı
evrimcilerin getirebildikleri tutarlı bir cevap yoktur.
Bunu bir cevapla değil, hayali bir kavram öne sürerek
geçiştirmeye çalışırlar. Kavramın ismi "paralel evrim"dir.
Paralel evrim, birbirleriyle evrimsel ilişki içinde
olmayan, ancak zaman içinde benzer özellikleri kazanmış
olduğu iddia edilen canlılara ve organlara atfedilir.
Örneğin ahtapotlar -omurgasız ve dolayısıyla evrimcilere
göre ilkel canlılar olmalarına rağmen- gelişmiş bir
memeli olan köpek kadar akıllıdırlar. Burada "zeka"
faktörünün, birbirinden ayrı ayrı geliştiği iddia edilmekte
ve bu hayali olgu evrimciler tarafından "paralel evrim"
olarak nitelendirilmektedir. Oysa gerçekte ahtapotların
evrime göre ilkel canlılar olmaları sebebiyle zeka düzeyleri
çok düşük canlılar olmaları gerekmektedir. Bir diğer
örnek ise uçmadır. Bazı memelilerin, sineklerin, kuşların
ve soyu tükenmiş sürüngenlerin kanatları vardır; yani
uçma en az 4 kere ayrı ayrı canlı kollarında evrimle
ortaya çıkmıştır. Peki acaba neden bu canlı grupları
ayrı ayrı evrim yollarından aynı sonuca ulaşmışlardır?
Bu apayrı canlı gruplarının tesadüfi evrim süreci içinde
aynı organ yapılarına ulaşmaları mümkün müdür? Neden
tesadüfler her defasında aynı "ortak tasarım"ı izleyeceklerdir?
Tüm bu sorular tesadüf açıklamasının saçma olduğunu
ve canlılardaki ortak tasarımın, ancak ortak bir tasarımcının
varlığıyla, yani Allah'ın yaratmasıyla açıklanabileceğini
gösterir.
Moleküler Kanıtlar, Benzerliklerin Ortak Atayla Açıklanabileceği
İddiasını Çürütmektedir
Evrim teorisinin canlılardaki benzer yapılar konusundaki
iddialarını çürüten en önemli kanıtlar ise, moleküler
biyolojiden gelmektedir.
Canlıların organlarını kodlayan genlerin yapısı çözülmeden
önce, benzer organların ortak bir atadan geldiği iddiası
evrimcilerce makul gösteriliyordu. Ancak genler hakkındaki
bilgiler arttıkça, benzer organları kodlayan genler
karşılaştırılmaya başlandı ve bu organların çoğu zaman
çok farklı genler tarafından kontrol edildiği ortaya
çıktı. Bu, ortak ata iddiasına öldürücü bir darbeydi.
Bu
darbenin önemli bir örneği, karada yaşayan omurgalıların
tamamında rastlanan "beş parmaklı" (pentadactyl) el
yapısı hakkında ortaya çıkan gerçeklerdir.
Bir kurbağanın, kertenkelenin, sincabın ya da maymunun
el ve ayakları beş parmaklıdır. Hatta kuşların ve yarasaların
kemik yapıları da bu temel tasarıma uygundur. Evrimciler
ise tüm bu canlıların tek bir ortak atadan geldiğini
iddia etmektedirler ve beş parmaklılık olgusunu da uzun
zaman buna delil saymışlardır.
Oysa bugün evrimciler bile, aralarında hiçbir evrimsel
ilişki kuramadıkları farklı canlı gruplarında beş parmaklılık
özelliği olduğunu kabul etmektedirler. Örneğin evrimci
biyolog M. Coates, 1991 ve 96 yıllarında yayınladığı
iki ayrı bilimsel makaleyle, beş parmaklılık (pentadactyl)
olgusunun, birbirinden bağımsız olarak iki ayrı kez
ortaya çıktığını belirtmektedir. Coates'e göre, beş
parmaklı yapı, hem anthracosaurlarda hem de amfibiyenlerde
birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır.31
Bu bulgu, beş parmaklılık
olgusunun "ortak ata" varsayımına delil oluşturamayacağının
bir göstergesidir.
Beş parmaklılık homolojisi konusundaki evrimci iddiaya
asıl darbe ise, başta belirttiğimiz gibi moleküler biyolojiden
gelmiştir. Evrimci yayınlarda uzunca bir zaman savunulan
"beş parmaklılık homolojisi" varsayımı, bu parmak yapısına
sahip (pentadactyl) olan farklı canlılarda, parmak yapılarının
çok farklı genler tarafından kontrol edildiği anlaşıldığında
çökmüştür. Evrimci biyolog William Fix, bunu şöyle anlatır:
Evrim konusunda homoloji fikrine sıkça başvuran eski
ders kitaplarında, farklı hayvanların iskeletlerindeki
ayakların yapısı üzerinde özellikle duruluyordu. Dolayısıyla
bir insanın kolunda, bir kuşun kanatlarında ve bir yarasanın
yüzgeçlerinde bulunan pentadactyl (beş parmaklı) yapı,
bu canlıların ortak bir atadan geldiklerine delil sayılıyordu.
Eğer bu değişik yapılar, mutasyonlar ve doğal seleksiyon
tarafından zaman zaman modifiye edilmiş aynı gen-kompleksi
tarafından yönetiliyor olsalardı, bu teorinin de bir
anlamı olacaktı. Ama ne yazık ki durum böyle değildir.
Homolog organların, farklı türlerde tamamen farklı genler
tarafından yönetildiği artık bilinmektedir. Ortak bir
atadan gelen benzer genler üzerine kurulmuş olan homoloji
kavramı çökmüş durumdadır.32
2. Sesleri Taklit Etmeyi Öğrenebilen Kuşlar, Beyin
Yapılarını Belirleyen Genler Bakımından İnsana Benzerlik
Göstermektedir:
Evrimciler genetik benzerliklerin evrimsel akrabalıktan kaynaklandığını
öne sürerler. Ancak bu konu bir bütün olarak ele alındığında
"biyokimyasal benzerlikler"in evrim teorisini desteklemek
bir yana, evrim iddialarının belkemiğini oluşturan sözde evrim
soy ağacını geçersiz kıldığı anlaşılmıştır. (Detaylı bilgi
için bkz. DNA'daki
Yaratılış Mucizesi, Harun Yahya)
Moleküler karşılaştırmaların evrim teorisi lehinde
değil, aleyhinde sonuçlar verdiği, 1999 yılında Science
dergisinde yayınlanan "Is It Time to Uproot the Tree
of Life?" (Hayat Ağacını Sökme Zamanı mı?) başlıklı
bir makalede ifade edilmiştir. Elizabeth Pennisi imzalı
makalede, Darwinist biyologların "evrim ağacını" aydınlatmak
için yürüttükleri genetik analiz ve karşılaştırmaların
tam aksi yönde sonuç verdiği belirtilmiş, "yeni verilerin
evrimsel tabloyu kararttığı" ifade edilmiştir: 
Bir yıl önce, bir düzineden fazla mikroorganizmanın
yeni dizinlenmiş genomlarını inceleyen biyologlar, bu
bilgilerin yaşamın erken zamanlarının tarihi hakkındaki
kabul edilmiş çizgileri destekleyeceğini ummuşlardı.
Ama gördükleri şey onları şaşkına düşürdü. O an mevcut
olan genomların karşılaştırılması, yaşamın büyük gruplarının
nasıl ortaya çıktığına dair tabloyu aydınlatmamakla
kalmadı, onu daha da karışık hale getirdi. Ve şimdi,
elde bulunan 8 yeni mikrobial dizilimle birlikte, durum
daha da kafa karıştırıcı bir hal aldı...
Çoğu evrimci biyolog, yaşamın başlangıcını üç temel
alemde bulabileceklerini düşünüyorlardı... Tam DNA dizilimleri,
başka türlü genlerin karşılaştırılmasının yolunu açtığında,
araştırmacılar basitçe bu ağaca daha fazla detay ekleyeceklerini
umuyorlardı. Ama "hiçbir şey gerçekten bu kadar da uzak
olamazdı" diyor Claire Fraser, Rockville Maryland'deki
The Institute for Genomic Research'ün başkanı. Aksine,
(genetik) karşılaştırmalar, hem RNA ağacıyla hem de
birbirleriyle çelişki içinde bulunan pek çok farklı
hayat ağacı versiyonu ortaya çıkardı.33
Kısacası, canlılık moleküler düzeyde incelendikçe,
evrim teorisinin homoloji varsayımları birer birer çökmektedir.
Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılı
basımı kitabında durumu şöyle özetler:
Farklı moleküller üzerine kurulu olan ağaçlardaki uyumsuzluklar
ve moleküler analizler sonucunda ortaya çıkan garip
sonuçlar, şimdi moleküler filogeniyi bir krize sürüklemiş
durumdadır.34
Son yıllarda kuşların genetik yapısı üzerine yapılan
araştırmalar da, evrimcilerin genetik benzerlik iddiasını
tersine çevirmektedir. Bunlardan biri, ünlü nörobiyolog
Erich Jarvis ve çalışma arkadaşlarının bulgularıdır.
Jarvis ve ekibi kuşların seslendirmeyi nasıl öğrendiklerini
anlayabilmek için 30'dan fazla sinek kuşu türü bulunan
Brezilya'da , 12 sinek kuşunun beyinlerini incelediler.
Kuş, şarkı söylediğinde aktif hale gelen bir genin hareketini
araştırırken, "zenk" adı verilen bir genin bu kuşların
beyinlerinin yedi ayrı merkezinde aktif olduğu tespit
edildi. Bu özelliğin sadece sinek kuşlarında değil,
papağanlarda ve ötücü kuşlarda da bulunduğu ortaya çıktı.35
Bu bilgiler doğrultusunda bilim adamları, insan ve
kuş beyinleri arasında daha fazla kıyaslama yapmaya
başladılar. Ancak insanlarla şempanzeler arasındaki
genetik benzerlikleri evrime delil gibi sunmak isteyen
evrimciler, kendileri için aleyhte delil oluşturan yönlerde
çalışma yapılmasından rahatsızlık duydular. Çünkü şimdiye
kadar bu konuda yapılan kıyaslamalar, maymunla insanın
ortak atadan geldiği masalını desteklemek için yapılan
taraflı yorumlardı. Kuş ve insanlar arasında genetik
bir benzerlik kurulması, evrimcilerin bugüne kadar öne
sürdükleri sözde delilleri bir kez daha geçersiz kılmaktaydı.
Nitekim kendisi de bir evrimci olan Erich Jarvis, evrimcilerin
bakış açısından kaynaklanan ve gerçekçi incelemelere
engel teşkil eden bu dogmatik yaklaşımın, araştırmalarını
yaparken kendisi için önemli bir zorluk oluşturduğunu
şöyle ifade etmekteydi:
İnsanlar ve ötücü kuşlar arasındaki asıl fark, memelilerin
ve kuşların genel yapı benzerliği dışında, beynin insanlarda
kuşlardan daha fazla bulunmasıdır. Kuşların beyinlerindeki
sesleri taklit edebilme yapıları ve insan beynindeki
dil yapıları arasındaki paralellik hipotezini açıklayabilmek
için öncelikle bunların beyinlerinin o kadar farklı
olduğunu iddia eden yüz yıllık dogmayı aşabilmem gerekiyor.36

Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış)
kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta)
Allah'tan başkası tutmuyor… (Nahl Suresi, 79)
|
Evrimcilerin bu rahatsızlığının sebebi, bir sinek kuşu
ile insan arasında ortak olabilecek bir genin, homoloji
kavramıyla çelişerek evrim aleyhinde delil oluşturmasıdır.
Bu nedenle bu konudaki bir bilginin ortaya çıkması konusunda
isteksiz davranmaktadırlar. Halbuki bu alanda yapılacak
araştırmaların aydınlatıcı olacağından Jarvis şöyle
söz etmektedir:
Sinek kuşu kadar insanlardan uzak görünen bir canlı
üzerinde yapılan bu tür genetik deneyler bizim insan
dilini anlamamıza yardımcı olabilir... Bu DNA parçacıklarında
konuşan kuşların beyinlerinden alınan genlerin yüzde
70 ile 80'inde insanlar ve memeliler ile ortak benzerlik
gösteren yönler olduğunu buluyoruz.37

İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri
böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise
Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'.
Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 28) |
Darwinistlerin evrim teorisiyle ilgili yaptıkları,
işlerine yarayabileceğini düşündükleri bilgileri bazı
medya organları desteğiyle evrim kanıtı gibi sunmaktan
başka bir şey değildir. Her alanda olduğu gibi genetik
benzerlikler konusunda da yanıltıcı bilgiler vermekte,
kendi aleyhlerinde gördükleri bilgileri gündeme getirmemeye
çalışmakta, kasıtlı yönlendirmeler yapmaktadırlar. Moleküler
düzeyde yapılan araştırmalar tarafsız bir gözle değerlendirildiğinde
ise ortaya çıkan gerçek çok açıktır: Hiçbir organizma
bir diğerinin "atası" değildir, diğerinden daha "ilkel"
ya da "gelişmiş" de değildir. Tüm canlıları Allah ayrı
ayrı en eksiksiz şekilde, birbirinden kusursuz sistemlerle
birlikte yaratmıştır.
Bu gerçeği Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların
tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir. (Haşr
Suresi, 24)
3. Sesleri Taklit Etmeyi Öğrenen Kuşlar
Maymunlardan Daha Üstün Bir Yetenek Sergilemektedirler:
Bilindiği gibi pek çok evrimci, şempanzelerin insanlarla
olan sözde akrabalık bağlarına delil sunabilmek amacıyla,
şempanzelerle insanlar arasındaki benzerlikleri tespit
etmeye çalışırlar. Ancak şempanzelerin dil ve düşünme
yetenekleri üzerinde yapılan araştırmalar, onların çok
basit bir işaret dili kullandıklarını ortaya çıkarmıştır.
Böylece evrimcilerin maymunları konuşmayı öğrenme açısından
en elverişli hayvan olarak gösterme yönündeki çalışmaları
ise hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Bu durum, şempanzeler
ve insanlar arasında, evrimcilerin hayal ettiği gibi
bir ilişki olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Harcanan onca zaman ve emeğe
karşın şempanzeleri konuşturma çabaları sonuçsuz
kalmıştır. Papağanların yetenekleri ile kıyaslandığında
şempanzelerin çıkardıkları sesler son derece basit
kalmaktadır. Ancak yine de hiçbir gazetede insan
ve papağanın evrimsel yönden akraba olduğu söylenmez.
Bu durum evrimcilerin taraflı bir yorum içerisinde
olduklarını gösteren örneklerden biridir.
|
Harcanan onca zaman ve emeğe karşın sonuçsuz kalan
şempanzeleri konuşturma çabaları ne kadar hatalı bir
yaklaşım içinde olduklarını da gösterse de, basında
bu çalışmalar çarpıtılarak sunulmaktadır. Bunun son
örneklerinden biri Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinin
25 Ocak 2003 tarihli sayısında "Şempanze Konuşabiliyor
mu?" başlıklı yazısı olmuştur. Bu yazıda BBC online
sitesinde yayınlanan bir habere dayanılarak, "Kanzi"
isimli bir şempanzeye konuşma öğretildiği ileri sürülüyordu.
Ancak şempanzenin çıkardığı söylenen seslerin "konuşma"
yeteneğiyle bir ilgisi bulunmamaktaydı.

Evrimcilere göre, sözde evrimsel soy ağacında
şempanzeler insanın hemen arkasında yer almalıdır.
Ancak insanla fiziksel olarak hiçbir benzerlik
taşımayan bir papağanın konuşma gibi yüksek zeka
gerektiren benzer bir yeteneğe sahip olması, hiçbir
evrimsel kalıba uymamaktadır.
|
Jared Taglialatela ve Sue Savage-Rumbaugh isimli evrimci
araştırmacılar, Kanzi ismi verilen şempanzenin bazı
davranışlar ve objeler için farklı sesler çıkardığını;
"muz", "üzüm", "meyve suyu" ve "evet" anlamına gelen
bu sesleri, farklı bağlamlarda kullanmasına rağmen "evet"
kelimesini hiçbir koşulda değiştirmediğini iddia etmektedirler.
Aynı araştırmacılar, şempanzenin bunu kendisinin öğrendiğini
öne sürmektedirler.

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt
alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini
saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme
yaparak bile sayamazsınız… (Nahl Suresi, 17-18)
|
Oysa şempanze konuşamamaktadır. İnsanların sahip olduğu
"konuşma" yeteneği, belli sesleri çıkarmaktan ibaret
değildir; kavramların isimlendirilmesi, gramer kurallarına
uygun cümleler kurulması gibi hiçbir hayvan tarafından
başarılamayan ve kaynağı da dil bilimciler tarafından
açıklanamayan olağanüstü özellikleri içerir. Kanzi'nin
tekrarlı kullandığı kelimelerin ise bir "konuşma" olarak
alınamayacağı açıktır. Nitekim aynı haberde eleştirmenlerin,
seslerin dil olarak tanımlanması için belli bir sözdiziminin
bulunması gerektiğini söylediği belirtilmektedir.
Bu noktada evrim teorisi adına bir çelişki de ortaya
çıkmaktadır; çünkü ses çıkarma ve taklit etme açısından
papağanların en az Kanzi kadar yetenekli olduğu kesin
bir gerçektir. Hatta papağanların yetenekleri ile kıyaslandığında
şempanzelerin çıkardıkları sesler son derece basit kalmaktadır.
Ancak yine de hiçbir gazetede insan ve papağanın evrimsel
akraba olduğu yönünde bir habere rastlanmaz.
Bu konuda uzun yıllar çalışmış bilim adamlarının objektif
yorumları, Kanzi örneğinde görülen iddiaların birer
hayalden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Ünlü dil
bilimci Philip Lieberman, şempanzelere dil öğretme deneylerinin
mahkum olduğu başarısızlığı şöyle vurgulamaktadır:
17. yüzyıldan bu yana, hayvan eğitimcileri ve araştırmacılar
şempanzelere konuşma öğretmeye çalışmalarına rağmen,
bunu becerebilmiş hiçbir şempanze olmamıştır. Gerçekte,
bir şempanzenin ses oluşturma anatomisi temel olarak
bizimkinden farklıdır. Şempanzeler, beyinlerinin gerekli
dil manevralarını planlayıp başarabildiğini farz etsek
bile, yine de insan konuşmasının boğuk bir benzerini
üretecektirler. Bunu yapabilmek için ise bizim beyinimize
sahip olmaları gerekir.38
Görüldüğü gibi bir kısım kuşların sesleri taklit edebilme
yeteneği, evrimcilerin önemli iddialarından biri olan,
"evrimsel soy ağacı" iddiasını bir başka açıdan daha
anlamsız kılmaktadır. Çünkü insanla fiziksel olarak
hiçbir benzerlik taşımayan bir papağanın konuşma gibi
yüksek zeka gerektiren bir yeteneğe sahip olması, hiçbir
evrimsel kalıba uymamaktadır. Evrimcilere göre, sözde
evrimsel soy ağacında şempanzeler insanın hemen arkasında
yer almalıdırlar. Ancak Allah'ın yarattığı canlılardan
biri olan konuşan kuşlar, gösterdikleri yüksek şuurla
ve sesleri taklit yeteneği ile evrimcilerin bu iddialarını
geçersiz kılmaktadırlar.
 |
Evrim teorisinin savunucuları ise konuşan kuşların,
teorileri açısından açıklanması son derece zor bir konu
olduğunun farkındadırlar. Evrimciler için bu konunun
sıkıntı oluşturan bir başka yönü de kuş zekasının kökeni
ile ilgilidir: Kuşlar, eğer evrimin öne sürdüğü gibi
primatlardan daha az gelişmişlerse, çok küçük beyne
sahip olmalarına rağmen, hayali evrim ağacında kendilerinden
daha ileri oldukları öne sürülen primatların sahip olmadığı
bu özelliği birdenbire nasıl kazanmışlardır? Örneğin
bir karga türü olan "Mynah" kuşları da insan konuşmasını
taklit edebilmektedirler. Fakat primatlar bunu yapamazlar.
Evrimciler bu konuya açıklama getirmeye çalışırken,
primatların konuşmaları taklit etme yeteneklerinin olmayışını,
gırtlak yapılarındaki farklılığa bağlarlar. Ancak bu
hiçbir şekilde yeterli bir açıklama değildir. Kuşların
da gırtlak yapıları insana kesinlikle benzemez, ancak
Allah'ın onlara verdiği yetenek sayesinde, insan konuşmalarını
rahatlıkla taklit edebilirler. Evrimcilerin bu iddiasının
geçersizliğini Cambridge Üniversitesi zoologlarından
ve alanında tanınmış bir otorite olan W. H. Thorpe şu
şekilde ifade etmektedir:
Burada söylenebilecek tek şey, insan konuşmasını taklit
etme konusunda kuşların seslendirme organlarının çok
açık bir biçimde şempanze ya da gorilden daha az uygun
olduğudur. Bence ... eğer bir kuş gırtlağını (syrinx)
şimdiye dek onu ilk defa gören bir gırtlak uzmanına
gösterseniz ve ona "Böyle bir gırtlağa sahip canlı nasıl
konuşabilir?" diye sorsanız, buna: "Kesinlikle imkansız"
diye yanıt verecektir. 39
Görüldüğü gibi Allah'ın bir kısım
kuşlara verdiği bu yetenek, evrimci açıklamaları geçersiz
kılan önemli örneklerdendir. Gırtlak yapıları ne kadar
farklı olursa olsun, Allah, bu kuşları konuşmaya elverişli
şekilde yaratmıştır ve söz konusu kuşlar insanları hayrete
düşürecek şekilde net konuşabilmektedirler. Unutmamak
gerekir ki, Rabbimiz, benzersiz yaratan ve dilediğine
"nutku verip konuşturan"dır.
(Fussilet Suresi, 21)
4. Sesleri Taklit Etmeyi Öğrenen Kuşlar Maymunlardan
Daha İleri Bir Zeka Sergilemektedirler:
Daha evvel de belirttiğimiz gibi, evrimciler kurdukları
senaryoyu maymunlarla insanların ortak atadan geldikleri
şeklinde belirlemişlerdir. Ancak hiçbir bilimsel delile
dayanmayan bu önkabul çelişkilerle doludur ve sözde
evrim soy ağacını bir başka açıdan daha geçersiz kılmaktadır.
Evrimciler, insanın en yakın akrabasının şempanzeler
olduğu varsayımıyla yola çıktıkları için, şempanzelerle
insan arasında davranış açısından da benzerlikler kurmaya
çalışırlar. Böylelikle zeka açısından insana en yakın
canlının şempanze olduğu izlenimini vermeye çalışırlar.
Oysa şempanzenin insandan sonra en zeki canlı olduğu
görüşünü çürüten birçok canlı vardır.

Oxford Üniversitesi laboratuvarında
incelenen Betty isimli bir karga, hiçbir yönlendirme
olmaksızın bir metal çubuğu bir amaca hizmet
edecek şekilde bükerek bir alet haline getirmiştir.
Karga derin bir kabın dibinde bulunan yiyeceğe
gagasıyla erişemeyince bir metal çubuğun ucunu
büküp kanca haline getirmiştir. Betty, daha
önce hiç karşılaşmadığı bir malzemenin boyu
ve esnekliğiyle işe yarar olduğunu anlayabilmiştir.
Esnek malzemeyi tam da amaca uygun şekilde bükmeyi
başarmıştır. Bilim adamları küçücük beynine
rağmen Betty'nin şempanzelerden daha ileri bir
zeka seviyesi ortaya koyduğunu belirtmişlerdir.
http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/2178920.stm
|
Bunun bir örneği "Alex" adında gri Afrika papağanının
yetiştiricisi olan profesör Irene Pepperberg'in tespitleridir.
Cisimlerle oynamanın ve konuşmanın uzun zamanlar sadece
insanlara has özellikler olduğu düşünülmüştür. Pepperberg'in
bu konudaki gözlemleri şöyledir:
... çocuklar kelimeleri 22 aylıkken birleştirmeye başlıyorlar...
Bu nedenle sadece "kurabiye" ve "süt" kelimelerini tanımakla
kalmıyorlar, aynı zamanda "süt istiyorum" ya da "daha
fazla kurabiye" diyebiliyorlar... Ayrıca bu birleştirme
davranışını oyuncaklarıyla fiziksel birleştirmeler yaparken
de kullanma eğilimindeler. Böylece, bardakları dizildikleri
boyutlara göre almaya başlıyorlar ve bunun gibi diğer
örnekler de var.40
Olaylarla sesler arasında bağlantı kurma yeteneğinin
papağanlarda da görülmesi Pepperberg'in Amerika Bilim
Geliştirme Derneğindeki bir toplantıda şu sözleri sarf
etmesine sebep olmuştur:
Sesli ve fiziksel birleştirme davranışlarının aynı
anda ortaya çıkması primatların beyinlerindeki bölgelerden
türeyen yalnız primatlara has bir özellik olarak düşünülürdü.
Bu özelliği primatlardan çok uzak olan hayvanlarda bulmak
heyecan verici.41
KAFATASI ÖLÇÜLERİNE GÖRE
CANLILAR ARASINDA EVRİMSEL BİR BAĞ KURMAYA ÇALIŞAN
EVRİMCİLER, BİR KEZ DAHA YANILDIKLARINI GÖRMÜŞLERDİR:
Bir kısım evrimciler, insanlarla maymunların
ortak bir atadan geldiğini göstermek için beyin
ölçülerini öne sürerler. İnsanlarda şempanzelere
göre daha büyük beyin olmasını, daha zeki olmalarına
bağlarlar ve zaman içerisinde beyin ölçüsünün
evrimsel bir gelişim gösterdiğini ileri sürerler.
Evrimcilerin bu iddiası, yani "beyin geliştikçe
bilgi işleme kapasitesi ve hafıza depolaması
da artmıştır" iddiası aslında birçok açıdan
geçersizdir. Ancak sadece sesleri taklit eden
kuşlar üzerinde yapılan incelemeler bile bu
iddianın geçersizliğini ortaya koymaktadır.
Örneğin kuşların beyni insan beyni ile kıyaslandığında
son derece küçüktür. Ortalama 85 gram ağırlığında
olan kuşların, beyin ağırlıkları 0.73-2.7 gram
arasında değişir. Kuş beyni, memelilerin beyninden
farklıdır, çünkü beyin korteksinde yer alan
karmaşık kıvrımlar kuşlarda yoktur ve korteks
memelilere kıyasla daha küçüktür. Ancak bazı
kuşlar konuşma, ses taklidi, şarkı öğrenme,
kavrama, görsel hafıza gibi son derece kompleks
işlemleri gerçekleştirebilmektedirler. Dolayısıyla
canlılarda, evrim teorisini destekleyecek doğrultuda,
basitten komplekse giden bir beyin gelişimi
söz konusu değildir.
* http://www.earthlife.net/birds/nerves.html
|

Şempanzelerle insanlar arasında sözde evrimsel
bir bağ kurmak isteyen evrimciler kafataslarının
büyüklüğünü bir ölçü olarak alırlar. Ancak evrimcilerin
"beyin geliştikçe bilgi işleme kapasitesi ve hafıza
depolaması da artmıştır" iddiası pek çok açıdan
geçersizdir. Çünkü kuşların beyni insan beyni
ile kıyaslandığında oldukça küçük olmasına rağmen,
son derece kompleks işlemler gerçekleştirebilmektedir.
|
Görüldüğü gibi, evrimcilerin yalnızca primatlara has
olduğunu ileri sürdükleri bir özelliğin, hayali evrim
soy ağacında apayrı bir kolda olan papağanlarda da bulunması,
evrim açısından büyük bir çıkmazdır. Papağanların ve
diğer bazı kuş cinslerinin böylesine kompleks bir beyin
kapasitesine sahip olması tüm evrimsel şemaları geçersiz
kılmaktadır. Ne evrimcilerin öne sürdüğü gibi küçükten
büyüğe doğru gelişen beyin kapasiteleri mevcuttur ne
de primatlar insanların atasıdır.
Üstelik doğada akılcı davranışlar gösteren birçok tür
vardır. Örneğin kunduzlar akıntıya karşı hidrodinamik
açıdan ideal ölçülere sahip barajlar oluşturarak yuvalar
yapabilmekte, termitler özel havalandırma kanallarına
sahip dev yuvalar inşa edebilmekte, balarıları geometri
ve matematik bilgisine dayalı petekler inşa edebilmektedirler.
Böyle kompleks davranışlar gerçekleştirmelerine rağmen
tüm bu canlılar küçücük beyinlere sahiptirler. Bu mucizevi
davranışlara son bir örneği, Oxford Üniversitesi laboratuvarında
incelenen Betty isimli bir karganın yaptıkları oluşturmaktadır.
Betty hiçbir yönlendirme olmaksızın bir metal çubuğu
bir amaca hizmet edecek şekilde bükerek bir alet haline
getirmiştir. Karga derin bir kabın dibinde bulunan yiyeceğe
gagasıyla erişemeyince laboratuvarda kendi bulduğu bir
metal çubuğun ucunu büküp kanca haline getirmiştir.
Daha sonra metal çubuğu kullanarak yiyeceği kolayca
dışarı çıkarmıştır. Burada bilim adamlarını hayrete
düşüren önemli bir nokta vardır. Betty, daha önce hiç
karşılaşmadığı bir malzemenin boyu ve esnekliğiyle işe
yarar olduğunu anlayabilmiştir. Esnek malzemeyi tam
da amaca uygun şekilde bükmeyi başarmıştır. Betty'nin
bu başarısının tesadüf olup olmadığını görmek isteyen
bilim adamları kargayı test ettiklerinde 10 denemeden
9'unda aynı başarıyı görmüşlerdir.
Bilim adamları küçücük beynine rağmen Betty'nin şempanzelerden
daha ileri bir zeka seviyesi ortaya koyduğunu belirtmişlerdir.
Darwinist ön yargılarını koruyan BBC, konuyla ilgili
olarak "Betty en yakın akrabalarımızı utandırdı" yorumunu
yapmıştır. Bir başka deyişle Betty, evrimcilerin zekanın
kökeniyle ilgili kabullerini altüst etmiştir. Betty'yi
araştıran Oxford'lu bilim adamı Alex Kacelnik şu yorumu
yapmıştır:

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.
O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi
(zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O,
her şeyi bilendir. (Enam Suresi, 101) |
Hayvanlar arasında en zeki olanların primatlar olduklarını
düşünüyoruz, çünkü bize en yakın türü onlar oluşturuyor.
Ancak bu hayvan (Betty) görmüş olduğumuz herhangi bir
primattan daha zeki.42
Betty, "zeki" davranışlarda bulunabilen pek çok kuştan
sadece biridir. Bu konuda bilim dünyasında yapılan daha
çok sayıda çalışma vardır. Şu açık bir gerçektir ki,
şempanzelerin zekasından söz eden ve sonra da bunu insanla
şempanzeler arasında bir akrabalık olduğu iddiasına
dayanak gibi gösteren her yorum yanlıştır.
|
65 MİLYON YILLIK
PAPAĞAN ÇENE FOSİLİ GÜNÜMÜZ PAPAĞANLARININKİYLE
AYNI!
Evrimcileri hayal kırıklığına
uğratan önemli gelişmelerden biri de, bundan elli
yıl kadar önce bulunan "papağan çenesi fosili"dir.
65 milyon yıl yaşında olduğu tespit edilen bu
fosil, günümüz papağanlarının çenesi ile birebir
aynı yapıdadır. Söz konusu fosil ilk bulunduğunda
gereken ilgiyi görmemiş, ancak Berkeley Üniversitesinden
Thomas Stidham adında bir araştırmacının, Berkeley
Paleontoloji Müzesindeki fosil koleksiyonlarını
incelemesiyle yeniden gündeme gelmiştir. Yapılan
incelemede fosilin, bugüne kadar bulunan en eski
papağan fosili olduğu, dinozorlarla aynı dönemde
yaşadığı anlaşılmıştır. 13 milimetrelik fosilin
röntgen çekimlerine göre, fosilin üzerinde bulunan
"K" şeklindeki iz (kan damarları ve sinir yolları)
günümüzdeki papağanlara ait özelliklerle aynıdır.
* Thomas
A. Stidham, "A lower jaw from a Cretaceous parrot",
Nature, No: 396, 5 November 1998, ss. 29-30 |
Hayvanların davranışlarının kaynağı ne olursa olsun
evrim iddiaları bu özellikler karşısında çaresiz kalmaktadır.
Pek çok kuşun davranışları genetik yapılarında doğuştan
belirlenmiştir. Fakat böyle bir durumda bu davranışları
kuşların genlerine kimin kodladığı sorusu akla gelmektedir.
Evrimcilerin bu davranışlara içgüdü demeleri bu soruyu
yine yanıtsız bırakmaktadır. Çünkü bu davranışlar kuşlara
Allah'ın ilhamıdır ve içgüdü gibi ne olduğu belirsiz
kavramlarla açıklanamaz. Birkaç kuş türünde görülen
sonradan öğrenmeye dayalı davranışlar ise, evrimcilerin
içgüdü deyip geçemedikleri bir başka açmazdır. Papağanlar
gibi konuşmayı öğrenebilen kuşlarda gözlemlenen şaşırtıcı
derecedeki bilinçli davranışlar da, Allah'ın onlara
ilhamıdır.
|