|
Siyonizmin Dini
Kavramları Çarpıtması
Ey
İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi
(bir dönem) alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
(Bakara Suresi, 47) |
Siyonistler, Eski Ahit'te Yahudilerden "seçilmiş ve
üstün bir ırk" olarak bahsedildiğini öne sürmekte, geçmişte
yaşayan Yahudi toplumları ile dönemin inkarcı toplumları
arasında yaşanan savaşlardan ve mücadelelerden örnekler
vermektedirler. Böylece, ırkçılıklarına ve Araplara
karşı yürüttükleri katliamlara sözde meşru bir zemin
oluşturduklarına inanmaktadırlar. Oysa bu, art niyetli
yorumlamalardan ibaret bir çıkarımdır. Allah'ın Yahudilere
bir dönem 'seçilmişlik' vasfı vermiş olduğu, içlerinden
pek çok peygamber çıkardığı doğrudur. Ancak bu, o dönem
için geçerli olan bir durumdur. Bu konuyla ilgili Kuran
ayetlerinden bazıları şu şekildedir:
Böylece
onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı,
"İşte, sizin ve ilahınız, Musa'nın ilahı budur;
fakat (Musa) unuttu" dediler. Onun kendilerine bir
sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya
fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
(Taha Suresi, 88-89) |
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım
nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün kıldığımı
hatırlayın. (Bakara Suresi, 47)
Andolsun, Biz İsrailoğullarına Kitap,
hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel
şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık.
(Casiye Suresi, 16)
Bazı
dindar Yahudiler, günümüzün Siyonist ideolojisini,
Hz. Musa döneminde Yahudileri saptıran altından
buzağı putuna benzetmektedirler. Altından buzağı,
Yahudilerin Allah'tan yüz çevirip dünyevi açıdan
çekici gibi gözüken bir şeye yönelmelerinin sembolüdür.
Tevrat hükümlerini göz ardı ederek veya çarpıtarak
Siyonist ideolojiyi körü körüne destekleyenler de
yine aynı şeyi yapmaktadırlar. Altından buzağının
bir özelliği ise, Yahudiliğe dışarıdan girmiş olmasıdır:
Bu put aslında, üstteki resimde de görüldüğü gibi,
Eski Mısır'ın putperest inancında vardır ve Yahudilerin
arasına bu kaynaktan girmiştir. Benzer bir durum
Siyonizm için de geçerlidir: 19. yüzyılın ateist
ve din dışı öğretilerinden kaynak bulan Siyonizm,
Yahudiliğe dışarıdan girerek, hem Yahudilerin kendisini
hem de Ortadoğulu Müslümanları felaketlere sürüklemiştir.
) |
Ayetlerde, Allah'ın bir dönem Yahudilere nimetler verdiği
ve yine bir dönem onları diğer milletlere hakim kıldığı
anlatılmaktadır. Ancak bu ayetlerde Siyonistlerin anladığı
anlamda daimi bir 'seçilmişlik' ve siyasi bir üstünlük
ifade edilmemektedir. Birçok peygamberin bu soydan gelmiş
olmasına ve Yahudilerin bir dönem geniş topraklarda
hakimiyet kurmuş olmalarına işaret edilmektedir. Ayetlerde
bu imani vasıfları nedeniyle Yahudilerin 'bir dönem
alemlere üstün kılınmaları' anlatılmaktadır. Oysa elbette
Yahudilerin Allah'ın hükümlerini göz ardı etmeleri,
bu seçilmişliğin sonu anlamına gelir. Seçilmişlik, Kuran'da
peygamberler ve kendilerine hidayet verilen kullar için
kullanılmaktadır. Ayetlerde elçilerin seçildikleri,
doğru yola iletildikleri ve Allah'ın onlara nimet verdiği
ifade edilmektedir.
Bu konuyla ilgili bazı ayetler şu şekildedir:
Aldıkları
eğitimde İsrail askerlerine, sivil-asker, çocuk-büyük
ayrımı yapmadan gördükleri her Filistinliye gözlerini
kırpmadan ateş açabilecekleri derecede gaddar ve
acımasız bir ruh aşılanmaktadır. |
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden,
kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru
yola yöneltip-ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından
dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı,
elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış
olurdu. Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik
verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa,
andolsun, Biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu
vekil kılmışızdır. (En'am Suresi, 87-89)
İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet
verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile
birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
(Meryem Suresi, 58)
Siyonizmin ırkçı görüşlerine dayanak sağlayan bir diğer
husus ise, hem önceki bölümde incelediğimiz ırkçı Talmud
geleneği hem de Tevrat'a sonradan eklenmiş olan bazı
insan yazması kısımlardır. Kuran'da bildirildiği gibi
Tevrat nesiller boyunca aktarılırken bazı kötü niyetli
Yahudiler tarafından tahrifata uğramış ve birtakım hurafeler
bu İlahi kitaba dahil edilmiştir. Siyonist ideoloji
ve onun öncüsü olan tutucu Yahudi ırkçılığı, Muharref
Tevrat'ın özelikle bu dejenere kısımlarına dayanmaktadır.
Siyonist çarpıtmanın ikinci bir aşaması, söz konusu
üstünlük iddiasını 'diğer milletlere vahşet uygulama
emri' gibi göstermesidir. Siyonistler bunun için Muharref
Tevrat'ta yer alan bazı açıklamaları kaynak olarak kullanmaktadırlar.
Buna göre Yahudilerin diğer milletlerden ve dinden insanları
aldatmaları, mallarını ve mülklerini yağmalamaları ve
hatta gerektiğinde kadınlar ve çocuklar da dahil olmak
üzere onları katletmeleri olağandır. Oysa tüm bunlar
gerçek dine aykırı zulümlerdir. Allah insanlara adaleti,
dürüstlüğü, mazlumun hakkını korumayı, barışı ve sevgiyi
emretmiştir.
İsrail
ordusu tarafından Nisan 2002'de kuşatılan ve vurulan
Cenin mülteci kampında aralarında pek çok çocuk
ve kadının da bulunduğu yüzlerce sivil insan yaşamını
yitirdi. Bu, İsrail'in acımasız saldırılarının sadece
tek bir örneğiydi. |
Üstelik Siyonistlerin kendilerine rehber edindikleri
bu açıklamalar, yine Muharref Tevrat'ta yer alan diğer
açıklamalarla da çelişmektedir. Muharref Tevrat'ta şiddetin
ve zulmün kınandığına dair açıklamalar da vardır. Ancak
ırkçı bir ideoloji olan Siyonizm bunların hepsini göz
ardı ederek kin ve öfkeye dayalı bir inanış oluşturmuştur.
Samimi olarak Allah'a iman eden Yahudilerin de Siyonist
ideolojinin etkisi altında kalmak yerine, kitaplarında
yer alan bu açıklamalara uymaları daha doğru olacaktır.
Muharref Tevrat'da barışın, sevginin, merhametin ve
güzel ahlakın övüldüğü açıklamalardan bazıları şu şekildedir:
Hükümde haksızlık etmeyeceksiniz; fakirin
hatırını saymayacaksın, ve kudretlinin hatırına itibar
etmeyeceksin; ve komşuna adaletle hükmedeceksin. Kavminin
arasında çekiştiricilik edip gezmeyeceksin; komşunun
kanına karşı ayağa kalkmayacaksın; ben RAB'IM... Öç
almayacaksın, ve kavminin oğullarına kin tutmayacaksın;
ve komşunu kendin gibi seveceksin; Ben RAB'IM. (Levililer,
Bab 19, 15-17)
Ey adam, iyi olanı sana bildirdi; ve
hak olanı yapmak, ve merhameti sevmek, ve Allah'la alçak
gönüllü olarak yürümekten başka Rab senden ne ister?
(Mika, Bab 6, 8)
Katletmeyeceksin. Zina etmeyeceksin.
Çalmayacaksın. Komşuna karşı yalan şehadet etmeyeceksin.
Komşunun evine tamah etmeyeceksin; (Çıkış, Bab 20, 13-17)
İslam
ahlakına göre de dindar insanın yeryüzündeki hedefi
barış, sevgi, adalet ve dostluk olmalıdır. Savaş temelde
savunma amacına yöneliktir. Bir topluma karşı savaş
açılmış olsa da, bu savaş sırasında masumların hayatı
ve hukuku mutlaka korunmalıdır. Kadınların, çocukların
ve yaşlıların katledilmelerine yönelik bir emir dine
ait olamaz, ancak din adına uydurulmuş hurafelere ait
olabilir. Allah Kuran'da hem bu gibi bozgunculukları
lanetlemiş hem de bütün insanların Allah katında eşit
olduklarını, üstünlüğün ırka, soya veya herhangi bir
dünyevi değere göre değil, Allah'a yakınlık ve sevgiye
yani takvaya göre olduğunu belirtmiştir:
Ey insanlar gerçekten Biz sizi bir
erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız
için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz
Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk,
yada soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Hıristiyanlığın temelinde de sevgi, barış ve hoşgörü
vardır. Matta İncili'nde Hz. İsa'nın öğrencilerine "düşmanlarınızı
sevin, size zulmedenler için dua edin" dediği yazılıdır.
(Matta 5/44) Luka İncili'nde ise, Hz. İsa'nın
"bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir" dediği
bildirilir. (Luka, 6/29) Yeni Ahit'in hiçbir
yerinde şiddeti meşrulaştıran hüküm bulunmamaktadır,
masum insanların katledilmesi yönünde bir düşünceye
ise kesinlikle yer yoktur. Bu durumda, samimi dindar
Yahudilerin ve Hıristiyanların din dışı bir ideoloji
olan Siyonizme karşı Müslümanlarla ittifak yapmaları
önem kazanmaktadır. Ne var ki, günümüzde Hıristiyan
dünyası içinde bazı kesimler, henüz bu gerçeğin tam
anlamı ile farkına varabilmiş değillerdir.
Hıristiyan
Dünyası Siyonizme Karşı Dikkatli Olmalıdır
Siyonizmin ilk ortaya çıktığı dönemlerde bazı Batılı
devletlerden aldığı destek, günümüzde büyük ölçüde devam
etmektedir. Söz konusu desteğin devam etmesinde yanlış
bilgilendirmenin yanı sıra, Siyonizmle ortak değerlere
sahip olan masonluk örgütünün büyük etkisi vardır. Siyonizm
gibi din karşıtı olan masonluk, bu ideolojinin vahşetini
ve zulümlerini gizlemek, Siyonistleri meşru bir mücadele
yürütüyorlarmış gibi göstermek için faaliyette bulunmaktadır.
Ve bu faaliyetlerde de oldukça başarılıdır. Özellikle
Amerika'da söz konusu faaliyetlerin etkisi yoğun olarak
hissedilmektedir.
Hıristiyan
dünyasının, ne İncil'i ne de Hz. İsa'yı tanımayan
ırkçı Siyonizmi kendisine müttefik olarak görmesi
çok büyük yanılgı olacaktır. |
Bu çalışmaların en önemli kısmını, medya aracılığı
ile halkın yanlış bilgilendirilmesi ve çoğu zaman da
bilgilendirilmemesi oluşturmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu
genellikle, İsrail saldırganlığına maruz kalan masum
insanların başına gelenleri değil de, genellikle hep
'dört tarafı düşmanlarla çevrili küçük bir ülke olan
İsrail'in ayakta kalma mücadelesi'ni öğrenmektedir.
İsrail ordusu tarafından evleri yakılıp yıkılan sivillerden,
okula giderken yolda katledilen çocuklardan, hastaneye
gitmesine izin verilmeyen hastalardan, işkenceye maruz
kalan gençlerden çoğunlukla Batı kamuoyunun kapsamlı
bir bilgisi olmaz. İsrail lobisinin ve yandaşlarının
medya üzerindeki etkisi nedeniyle, halk yalnızca İsrail'in
içinde bulunduğu durumdan haberdar olur. Bu bilgiler
de zaten genelde gerçeği yansıtmaz.
"İsrail'in bir düşman denizinin ortasında kalan küçük
bir ada olduğu" efsanesi, aslında Siyonistlerin işgallerini
ve kıyımlarını göz ardı ettirmekte en çok başvurdukları
slogandır. Günümüzde pek çok Yahudi akademisyen de bu
içi boş hikayenin yalanlarını deşifre etmekte, İsrail'in
hiç de sanıldığı gibi 'zor' bir durumda olmadığını vurgulamaktadırlar.
Bu sahte telkinin etkisi ile başta Amerika'da olmak
üzere bazı çevrelerin bilinçsizce Siyonistlere sempati
duyması olağan karşılanabilir. Ancak samimi Hıristiyanlara
düşen söz konusu yalan propagandanın ve bazı ön kabullerin
etkisinden kurtulup, konuya sağduyu ve adaletle yaklaşmalarıdır.
Günümüzde Siyonizmin Ortadoğu'da neden olduğu terör,
hiçbir vicdan sahibi insan tarafından kabul edilebilir
gibi değildir. Yaşanan acımasız savaşın asıl sorumluluğunun
üstlenen Siyonistlerin zulümlerine son vermeleri için,
Batı içinde buldukları desteğin kesilmesi gerekmektedir.
Bu gerçekleşmediği müddetçe, Siyonizm işgallerine ve
katliamlarına pervasızca devam edecektir. Hayatını kaybeden
binlerce insanın, sakat kalan yüzlerce çocuğun, yok
edilen kasabaların, köylerin sorumluluğu inancı ne olursa
olsun bütün vicdan sahibi insanlar tarafından üstlenilmelidir.
Unutmamak gerekir ki, Siyonistler din ahlakının gereği
olan şefkat, merhamet, hoşgörü, uzlaşmacılık, anlayış
gibi değerlerden tamamen uzaktırlar. Dahası Hıristiyanlara
da dost olarak değil, birer "goyim" (Yahudi olmayanları
ifade eden ve aşağılayıcı bir sıfat) olarak bakmaktadırlar.
Hz. İsa'ya karşı olan husumetleri ortadadır. Dolayısıyla
Hıristiyanların Siyonizmi bir müttefik olarak görmeleri
çok büyük bir yanılgı olur.
Siyonistler, bugüne kadar işgal etmiş oldukları topraklarla,
yok ettikleri hayatlarla yetinmeyecek hep daha fazlasını
talep edeceklerdir. Eğer Hıristiyan dünyası bugün Siyonizmin
vahşetine göz yumarsa, gelecekte aynı şiddetin kendilerine
de yönelmeyeceğinden nasıl emin olabilirler? Nükleer
silah gibi korkunç bir güce sahip olan Siyonizmin saldırganlığı
şimdi önlenemezse, ileride başedilmesi çok daha zor
bir hal alabilir. Irak diktatörü Saddam'ın kitle imha
silahlarına sahip olma ihtimali tüm dünyayı tedirgin
etmekte iken, savaşa olan istekleri Saddam'dan geri
kalmayacak olan radikal Siyonistlerin kitle imha silahları
nasıl "tehlikesiz" bulunabilir?
Nitekim yakın geçmişte, Siyonistlerin Hıristiyanların
ibadethanelerine ve kutsal kabul ettikleri mekanlara
düzenledikleri saldırılar, Siyonistlerin kuralsız ve
acımasız bir savaş içinde olduklarını gösteren önemli
bir örnektir. Kutsal mekanların tahrip edilmesi, din
adamlarının öldürülmesi hiçbir savaşta olağan karşılanamaz.
Polonya doğumlu bir Yahudi olan ve
40 yıldan uzun bir süre İsrail'de yaşamış ve 2001 yılında
hayatını kaybetmiş olan kimya profesörü Israel Shahak,
Jewish History, Jewish Religion and the Weight of Three
Thousand Years (Yahudi Tarihi, Yahudi Dini ve 3 Bin
Yılın Ağırlığı) adlı kitabında Siyonizmin tüm dünya
halkları için nasıl büyük bir tehdit unsuru olduğunu
şöyle dile getirmektedir:
Bir Yahudi devleti olarak İsrail sadece kendisi ve
komşuları için bir tehlike unsuru olarak kalmamakta,
dünyadaki tüm Yahudiler, Ortadoğu'da veya diğer bölgelerdeki
tüm dünya ülkeleri ve milletleri için büyük bir tehlike
içermektedir.25
Eğer müdahale edilmezse, Siyonist ideoloji vahşetini
mevcut sınırlar içinde tutmayacak, kutsal kabul ettikleri,
Nil'den Fırat'a kadar olan sınırlar içinde tüm komşu
ülkeleri bu kör kuyunun içine çekmek isteyecektir. Bölgede
hakim olduktan sonraki aşama ise, tüm dünyaya hükmetmek
olacaktır. Bu ise din dışı, ırkçı, Sosyal Darwinist
ve saldırgan bir ideolojinin dünyaya hakim olması demektir
ki, böyle bir ortamda huzurdan, güvenlikten ve barıştan
söz edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla Hıristiyan dünyasının
Siyonizme karşı alacağı tavırda, bu gerçekleri göz önünde
bulundurması hayati önem taşımaktadır. Samimi olarak
iman eden Hıristiyanların, Hz. İsa'nın kendilerine,
"Ne mutlu sulh edicilere" (Matta
5/9) sözleri ile yeryüzünde barış elçileri olmalarını
emrettiğini unutmamaları gerekir. Bu durumda "yeryüzünde
barışı sağlamanın" önemli bir şartı, Siyonizmin saldırganlığının
durdurulmasıdır.
Siyonistlerin
İşgal Etmeyi Planladıkları Topraklar
Siyonist ideolojinin Yahudi devleti
için çizmiş olduğu harita çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır.
Vaat edilmiş topraklar olarak tanımlanan bu alana sahip
olmak, Siyonistler tarafından Yahudilerin doğal hakkı
olarak görülür. Theodore Herzl 1897 yılında Basel'de
gerçekleştirilen Siyonist Kongre'de yaptığı konuşmada
Yahudi devletinin "doğal" sınırlarını "Kuzey sınırlarımız
Kapadokya'daki dağlara kadar dayanır, güneyde de Süveyş
kanalına" sözleri ile ifade etmiştir..26
İsrail Devleti'nin kurucularından Ben Gurion ise, Siyonizmin
hedefi olan sınırları şöyle tanımlamıştır:
Filistin'in bugünkü haritası İngiliz
manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının,
gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri
gerken bir başka harita daha var; Nil'den Fırat'a kadar.27
İSRAİLLİ
RADİKALLERİN HEDEFLEDİĞİ SINIRLAR
İsrailli ünlü yazar İsrael Shahak'ın belirttiğine
göre, İsrail'in uzun vadede sahip olmak istediği
"vaat edilmiş topraklar", Türkiye sınırlarına kadar
uzanmaktadır. Üstteki harita, İsrailli radikallerin
tespit ettikleri "işgal edilmesi gereken" sınırları
göstermektedir. Böylesine ihtiraslı bir ideolojinin
Ortadoğu ve dünya barışı için büyük bir tehlike
olduğu ise açıktır. |
Siyonistler bu sınırları Tevrat'ta yer alan bir pasaja
dayandırırlar.
Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz
yerine getirir, Tanrınız RAB'bi sever, yollarında yürür,
O'na bağlı kalırsanız,
RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha
büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.
Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız
çölden Lübnan'a, Fırat Irmağı'ndan Akdeniz'e kadar uzanacak.
Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size
verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi,
korkunuzu saçacaktır.
Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum:
Bugün size bildirdiğim Tanrınız RAB'bin buyruklarına
uyarsanız kutsanacaksınız.
Ama Tanrınız RAB'bin buyruklarını dinlemez,
bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size
buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız.
(Tesniye, 11:22-28)
Bu pasaj zaman zaman farklı yorumlara neden olmuştur,
ancak genellikle en büyük sınırlara sahip olan yorumu
Siyonistlerin propagandalarında kullanılır. Siyonist
ideoloji, Nil ve Fırat nehirleri arasında kalan geniş
coğrafyayı İsrail devletinin hakkı olarak göstermektedir.
İsrailli akademisyen Israel Shahak
bu haritanın hangi alanları kapsadığını şöyle tarif
etmektedir:
Güneyde tüm Sina Yarımadası ve buna ek olarak Kuzey
Mısır'ın Kahire'ye kadar uzanan bir parçası; doğuda
Ürdün'ün tamamı ve Suudi Arabistan'ın kuzey bölgesi;
Kuveyt'in tümü ve Irak'ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde
Lübnan'ın ve Suriye'nin tamamı buna ek olarak Türkiye'nin
Van Gölü'ne kadar uzanan büyük bir parçası; ve batıda
Kıbrıs.28
Bazı kimseler böylesine büyük bir
hedefin bir avuç radikalin ütopyası olmaktan öteye gitmeyeceğini
düşünebilir. Oysa gerçek çok farklıdır. Siyonist ideolojinin
hakim olduğu İsrail Devleti'nde bu sınırlar üzerine
akademik araştırmalar yapılmakta, istihbarat servisleri
bu konuda özel raporlar hazırlamakta, kitaplarda ve
atlaslarda bu harita öğrencilere sunulmaktadır. Örneğin
okullarda dağıtılan bir bildirgede konuyla ilgili şu
ifadelere yer verilmektedir:
Biz burada en uygun yayılma yönteminden bahsediyoruz...
Politik açından (kuzeyde) ulaşmamız gereken sınır Fırat
ve Dicle nehirleridir. Bu Yahudi şeriatında yazılıdır.
Dolayısıyla bu konuda herhangi bir anlaşmazlık olamaz.
Tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir.29
Ancak
eğer tüm bu "Nil'den Fırat'a" propagandasına temel alınan
üstteki Muharref Tevrat pasajı incelenirse, Siyonistlerin
çok önemli bir çarpıtma yaptıkları görülebilir. Pasajın
hemen başında "uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları
eksiksiz yerine getirir, Tanrınız RAB'bi sever, yollarında
yürür, O'na bağlı kalırsanız" denmektedir. İkinci cümlede
sözü edilen uluslar ise, o dönemin putperest ve zalim
kavimleridir. Bu durum, üstteki Muharref Tevrat cümlelerinde
tarif edilen mücadelenin bir iman-inkar mücadalesi olduğunu,
bir başka deyişle politik ve dünyevi bir mücadale olmadığını
göstermektedir. Yahudiler bu mücadelede ancak "RAB'bi
sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalır"larsa hak
tarafı temsil edebilirler.
Rabbin buyrukları ise, yine Tevrat'a göre, mazlum insanları
korumayı, onların hakkını yemekten şiddetle kaçınmayı
gerektirir:
Ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir
yabancıya kötü davranmayın. Ona sizden biriymiş gibi
davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü
siz de Mısır'da yabancıydınız. Tanrınız RAB benim. (Levililer,
19:33-34)
Oysa İsrail'in Siyonistleri, "Nil'den Fırat'a" kadar
uzanan coğrafyada, yabancıları kendileri kadar sevmek
şöyle dursun, onlara karşı uzun vadeli bir soykırım
yürütmektedirler. Dolayısıyla "Nil'den Fırat'a" kadar
uzanan coğrafyada hak sahibi olamazlar, Tevrat'ta bu
konuda geçen vaadin muhatabı değildirler.
Irak'a Saldırı
Planının Perde Arkası
İsrail'e
egemen olan Siyonist ideolojinin Ortadoğu ve dünya barışı
için ne denli önemli bir tehlike oluşturduğu, bu kitap
yazıldığı sırada gündemde olan Irak'a saldırı planında
görülebilir.
Bu saldırı planı, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye karşı
düzenlenen büyük terör eylemlerinin ardından gündeme
gelmişti. Söz konusu 11 Eylül eylemleri, insanlık dışı
bir terör saldırısıydı ve binlerce masum Amerikalının
hayatına mal olarak affedilmez bir suç olarak tarihe
geçti. ABD'nin bu saldırılara tepki göstermesi ve karşı
önlemler alması da doğal ve meşrudur. Ancak İsrail,
11 Eylül'ün hemen ardından bu trajediyi kendi Ortadoğu
hesapları için suistimal etmeye başladı. İsrail hükümeti,
Filistin halkına karşı uyguladığı uzun vadeli soykırım
politikasını ABD'nin anti-terör mücadelesi ile özdeş
gibi gösterme çabasına girişti. Oysa bunun çok büyük
bir çarpıtma olduğu açıktı.
11 Eylül sonrası dünyayı kendi amaçları için kullanmaya
karar veren İsrail, ABD'nin 11 Eylül sonrası stratejilerini
de etkilemeye başladı. Washington'daki güçlü İsrail
lobisi, gerçekte klasik bir İsrail planı olan Irak'ın
vurulması senaryosunu ısrarla Amerikan yönetimine empoze
etmeye başladı. Bu plana karşı olan ve daha ılımlı bir
dış politika savunan Dış İşleri Bakanı Colin Powell
gibi "güvercinler" devre dışı bırakıldılar ve Savunma
Bakanlığı'nda konuşlanmış olan koyu İsrail yanlısı "şahinler"
Irak'a saldırı planını körüklemeye devam ettiler. Ortadoğu
uzmanı gazeteci Cengiz Çandar, Irak'a saldırı planının
ardındaki gerçek gücü bir yazısında şöyle belirtiyordu:
Saddam Hüseyin rejimini devirme gerekçesiyle Irak'a
saldırı konusu, Amerika ile müttefikleri ve tüm dünya
arasında yoğun bir tartışma konusu olduğu kadar ve ondan
fazla Amerika'nın kendi içinde ve özellikle iktidardaki
Cumhuriyetçiler arasında da hararetle tartışılıyor.
Başkan George W. Bush'un takımı ile eski başkan baba
Bush'un takımı arasında dahi bu konuda ayrılık var...
11
Eylül saldırıları, binlerce Amerikalı sivilin yaşamına
mal olan hunhar terör eylemleriydi. İsrail'in, bu
insanlık trajedisini suistimal etmek için Amerika'nın
teröre karşı olan haklı tepkisini, kendisinin Filistinlilere
karşı yürüttüğü haksız işgale benzetmesi ise büyük
bir çarpıtmadır. |
'Irak'a saldırı'nın başını kim çekiyor peki? Başkan
Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld,
Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Condoleeza Rice. Bunlar,
'en üst düzeydeki' saldırı yandaşları. Ama buzdağının
altı daha zengin ve ilginç. Orada çeşitli 'lobiler'
var.
Lobilerin başında İsrail sağı, Likud yanlısı ve Amerikan
silah sanayii ile yakın ilişkileri bulunan JINSA ekibi
geliyor. JINSA, Jewish Institute for Security Affairs
(Güvenlik Meseleleri İçin Yahudi Enstitüsü). Bunlar,
'silah lobisi'yle, Lockheed, Northrop, General Dynamics,
İsrail askeri endüstrileri vs. ile sıkı ilişkilerdeler...
JINSA'nın 'temel ilkesi' şu: 'Amerika ile İsrail'in
güvenliği bölünemez'; yani aynı şey...
JINSA'nın amacı sadece Irak'ta Saddam
rejiminin yıkılması değil; 'total savaş' mantığı ile
S.Arabistan, Suriye ve Mısır ve bu arada İran rejimlerinin
de yıkılmasından ve buralara 'demokrasi' getirilmesinden
yanalar... Yani, 'İsrail'in en aşırı kesimleri'yle aynı
'dalga boyu'nda olan Amerikan Yahudileri'nin bir bölümü,
şu dönemde 'Washington şahinleri'ni oluşturuyor.30
Kudüs
Kubbet'us Sahara Paul Wilheym Reutlinger Kudüs,
İsrail Müzesi.
Ve onun ardından İsrailoğullarına söyledik: "O toprak
(yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi
derleyip-toplayacağız." (İsra Suresi, 104) |
Kısacası Washington'da önce Irak'ı ardından da Suudi
Arabistan, Suriye, İran ve Mısır'ı hedef alacak bir
savaşı körükleyenler var ve bunların en belirgin özelliği
"İsrail lobisi" ile aynı safta hatta özdeş olmaları.
Temennimiz ABD'nin bu konuda sağduyulu davranması ve
hem Ortadoğu'ya hem de kendisine sadece acı ve yıkım
getirecek bir çatışmadan kaçınmasıdır. Ancak bunun aksini
savunan İsrail lobisinin ABD yönetiminde bu denli etkili
olması, önemli bir tehlikenin varlığına işarettir.
İsrail lobisinin Irak'ın vurulması konusunda neden
bu kadar ısrarlı olduğunu anlamak içinse, İsrail'in
geleneksel Ortadoğu stratejisine bir göz atmak yeterlidir.
Daha önce İsrail'in Kürt Kartı adlı eserimizde detaylı
olarak ele aldığımız gibi, Irak'ın parçalanması, İsrail'in
çok eskiden beri sahip olduğu bir hedefdir. Hatta bu
nedenle İsrail Ortadoğu stratejisinde, Kürtlerin yoğun
olarak yaşadıkları Kuzey Irak, öncelikli bir yere sahiptir.
Siyonist strateji Irak'ın parçalanması ve bölgede bağımsız
bir Kürt Devleti kurulması yönündedir. Bu, bizzat İsrail
istihbaratından kişilerin kaleme aldıkları raporlarda
açıklanmaktadır :
Dünya Siyonist Örgütü'nün yayın organı
olan Kivunim dergisinin Şubat 1982'deki 14. sayısında,
'1980'lerde İsrail için Strateji' başlıklı yazıda, Irak'ın
Basra çevresinde güneyde bir Şii bölgesi, kuzeyde Musul
çevresinde bir Kürt bölgesi ve ortada Bağdat çevresinde
bir Sünni bölgesi olarak üçe bölünmesi hedefleniyor.31
Türkiye'nin bölgedeki stratejisi ile taban tabana zıt
olan bu plan, oldukça düşündürücüdür. Türkiye'nin toprak
bütünlüğü için önemli bir tehdit olacak böyle bir gelişmenin
Siyonistler tarafından planlanıp desteklenmesi, Türkiye'nin
de İsrail ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi
gerektiğine işaret etmektedir.
|