< <
6 / total: 11
Siyonizm Felsefesi - Harun Yahya

SİYONİZM FELSEFESİ

Siyonizmin Dini Kavramları Çarpıtması

Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47)

Siyonistler, Eski Ahit'te Yahudilerden "seçilmiş ve üstün bir ırk" olarak bahsedildiğini öne sürmekte, geçmişte yaşayan Yahudi toplumları ile dönemin inkarcı toplumları arasında yaşanan savaşlardan ve mücadelelerden örnekler vermektedirler. Böylece, ırkçılıklarına ve Araplara karşı yürüttükleri katliamlara sözde meşru bir zemin oluşturduklarına inanmaktadırlar. Oysa bu, art niyetli yorumlamalardan ibaret bir çıkarımdır. Allah'ın Yahudilere bir dönem 'seçilmişlik' vasfı vermiş olduğu, içlerinden pek çok peygamber çıkardığı doğrudur. Ancak bu, o dönem için geçerli olan bir durumdur. Bu konuyla ilgili Kuran ayetlerinden bazıları şu şekildedir:

Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin ve ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? (Taha Suresi, 88-89)

Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47)

Andolsun, Biz İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık. (Casiye Suresi, 16)

Bazı dindar Yahudiler, günümüzün Siyonist ideolojisini, Hz. Musa döneminde Yahudileri saptıran altından buzağı putuna benzetmektedirler. Altından buzağı, Yahudilerin Allah'tan yüz çevirip dünyevi açıdan çekici gibi gözüken bir şeye yönelmelerinin sembolüdür. Tevrat hükümlerini göz ardı ederek veya çarpıtarak Siyonist ideolojiyi körü körüne destekleyenler de yine aynı şeyi yapmaktadırlar. Altından buzağının bir özelliği ise, Yahudiliğe dışarıdan girmiş olmasıdır: Bu put aslında, üstteki resimde de görüldüğü gibi, Eski Mısır'ın putperest inancında vardır ve Yahudilerin arasına bu kaynaktan girmiştir. Benzer bir durum Siyonizm için de geçerlidir: 19. yüzyılın ateist ve din dışı öğretilerinden kaynak bulan Siyonizm, Yahudiliğe dışarıdan girerek, hem Yahudilerin kendisini hem de Ortadoğulu Müslümanları felaketlere sürüklemiştir. )

Ayetlerde, Allah'ın bir dönem Yahudilere nimetler verdiği ve yine bir dönem onları diğer milletlere hakim kıldığı anlatılmaktadır. Ancak bu ayetlerde Siyonistlerin anladığı anlamda daimi bir 'seçilmişlik' ve siyasi bir üstünlük ifade edilmemektedir. Birçok peygamberin bu soydan gelmiş olmasına ve Yahudilerin bir dönem geniş topraklarda hakimiyet kurmuş olmalarına işaret edilmektedir. Ayetlerde bu imani vasıfları nedeniyle Yahudilerin 'bir dönem alemlere üstün kılınmaları' anlatılmaktadır. Oysa elbette Yahudilerin Allah'ın hükümlerini göz ardı etmeleri, bu seçilmişliğin sonu anlamına gelir. Seçilmişlik, Kuran'da peygamberler ve kendilerine hidayet verilen kullar için kullanılmaktadır. Ayetlerde elçilerin seçildikleri, doğru yola iletildikleri ve Allah'ın onlara nimet verdiği ifade edilmektedir.

Bu konuyla ilgili bazı ayetler şu şekildedir:

Aldıkları eğitimde İsrail askerlerine, sivil-asker, çocuk-büyük ayrımı yapmadan gördükleri her Filistinliye gözlerini kırpmadan ateş açabilecekleri derecede gaddar ve acımasız bir ruh aşılanmaktadır.

Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olurdu. Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, Biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır. (En'am Suresi, 87-89)

İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (Meryem Suresi, 58)

Siyonizmin ırkçı görüşlerine dayanak sağlayan bir diğer husus ise, hem önceki bölümde incelediğimiz ırkçı Talmud geleneği hem de Tevrat'a sonradan eklenmiş olan bazı insan yazması kısımlardır. Kuran'da bildirildiği gibi Tevrat nesiller boyunca aktarılırken bazı kötü niyetli Yahudiler tarafından tahrifata uğramış ve birtakım hurafeler bu İlahi kitaba dahil edilmiştir. Siyonist ideoloji ve onun öncüsü olan tutucu Yahudi ırkçılığı, Muharref Tevrat'ın özelikle bu dejenere kısımlarına dayanmaktadır.

Siyonist çarpıtmanın ikinci bir aşaması, söz konusu üstünlük iddiasını 'diğer milletlere vahşet uygulama emri' gibi göstermesidir. Siyonistler bunun için Muharref Tevrat'ta yer alan bazı açıklamaları kaynak olarak kullanmaktadırlar. Buna göre Yahudilerin diğer milletlerden ve dinden insanları aldatmaları, mallarını ve mülklerini yağmalamaları ve hatta gerektiğinde kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onları katletmeleri olağandır. Oysa tüm bunlar gerçek dine aykırı zulümlerdir. Allah insanlara adaleti, dürüstlüğü, mazlumun hakkını korumayı, barışı ve sevgiyi emretmiştir.

İsrail ordusu tarafından Nisan 2002'de kuşatılan ve vurulan Cenin mülteci kampında aralarında pek çok çocuk ve kadının da bulunduğu yüzlerce sivil insan yaşamını yitirdi. Bu, İsrail'in acımasız saldırılarının sadece tek bir örneğiydi.

Üstelik Siyonistlerin kendilerine rehber edindikleri bu açıklamalar, yine Muharref Tevrat'ta yer alan diğer açıklamalarla da çelişmektedir. Muharref Tevrat'ta şiddetin ve zulmün kınandığına dair açıklamalar da vardır. Ancak ırkçı bir ideoloji olan Siyonizm bunların hepsini göz ardı ederek kin ve öfkeye dayalı bir inanış oluşturmuştur. Samimi olarak Allah'a iman eden Yahudilerin de Siyonist ideolojinin etkisi altında kalmak yerine, kitaplarında yer alan bu açıklamalara uymaları daha doğru olacaktır. Muharref Tevrat'da barışın, sevginin, merhametin ve güzel ahlakın övüldüğü açıklamalardan bazıları şu şekildedir:

Hükümde haksızlık etmeyeceksiniz; fakirin hatırını saymayacaksın, ve kudretlinin hatırına itibar etmeyeceksin; ve komşuna adaletle hükmedeceksin. Kavminin arasında çekiştiricilik edip gezmeyeceksin; komşunun kanına karşı ayağa kalkmayacaksın; ben RAB'IM... Öç almayacaksın, ve kavminin oğullarına kin tutmayacaksın; ve komşunu kendin gibi seveceksin; Ben RAB'IM. (Levililer, Bab 19, 15-17)

Ey adam, iyi olanı sana bildirdi; ve hak olanı yapmak, ve merhameti sevmek, ve Allah'la alçak gönüllü olarak yürümekten başka Rab senden ne ister? (Mika, Bab 6, 8)

Katletmeyeceksin. Zina etmeyeceksin. Çalmayacaksın. Komşuna karşı yalan şehadet etmeyeceksin. Komşunun evine tamah etmeyeceksin; (Çıkış, Bab 20, 13-17)

İslam ahlakına göre de dindar insanın yeryüzündeki hedefi barış, sevgi, adalet ve dostluk olmalıdır. Savaş temelde savunma amacına yöneliktir. Bir topluma karşı savaş açılmış olsa da, bu savaş sırasında masumların hayatı ve hukuku mutlaka korunmalıdır. Kadınların, çocukların ve yaşlıların katledilmelerine yönelik bir emir dine ait olamaz, ancak din adına uydurulmuş hurafelere ait olabilir. Allah Kuran'da hem bu gibi bozgunculukları lanetlemiş hem de bütün insanların Allah katında eşit olduklarını, üstünlüğün ırka, soya veya herhangi bir dünyevi değere göre değil, Allah'a yakınlık ve sevgiye yani takvaya göre olduğunu belirtmiştir:

Ey insanlar gerçekten Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, yada soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Hıristiyanlığın temelinde de sevgi, barış ve hoşgörü vardır. Matta İncili'nde Hz. İsa'nın öğrencilerine "düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin" dediği yazılıdır. (Matta 5/44) Luka İncili'nde ise, Hz. İsa'nın "bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir" dediği bildirilir. (Luka, 6/29) Yeni Ahit'in hiçbir yerinde şiddeti meşrulaştıran hüküm bulunmamaktadır, masum insanların katledilmesi yönünde bir düşünceye ise kesinlikle yer yoktur. Bu durumda, samimi dindar Yahudilerin ve Hıristiyanların din dışı bir ideoloji olan Siyonizme karşı Müslümanlarla ittifak yapmaları önem kazanmaktadır. Ne var ki, günümüzde Hıristiyan dünyası içinde bazı kesimler, henüz bu gerçeğin tam anlamı ile farkına varabilmiş değillerdir.

Hıristiyan Dünyası Siyonizme Karşı Dikkatli Olmalıdır

Siyonizmin ilk ortaya çıktığı dönemlerde bazı Batılı devletlerden aldığı destek, günümüzde büyük ölçüde devam etmektedir. Söz konusu desteğin devam etmesinde yanlış bilgilendirmenin yanı sıra, Siyonizmle ortak değerlere sahip olan masonluk örgütünün büyük etkisi vardır. Siyonizm gibi din karşıtı olan masonluk, bu ideolojinin vahşetini ve zulümlerini gizlemek, Siyonistleri meşru bir mücadele yürütüyorlarmış gibi göstermek için faaliyette bulunmaktadır. Ve bu faaliyetlerde de oldukça başarılıdır. Özellikle Amerika'da söz konusu faaliyetlerin etkisi yoğun olarak hissedilmektedir.

Hıristiyan dünyasının, ne İncil'i ne de Hz. İsa'yı tanımayan ırkçı Siyonizmi kendisine müttefik olarak görmesi çok büyük yanılgı olacaktır.

Bu çalışmaların en önemli kısmını, medya aracılığı ile halkın yanlış bilgilendirilmesi ve çoğu zaman da bilgilendirilmemesi oluşturmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu genellikle, İsrail saldırganlığına maruz kalan masum insanların başına gelenleri değil de, genellikle hep 'dört tarafı düşmanlarla çevrili küçük bir ülke olan İsrail'in ayakta kalma mücadelesi'ni öğrenmektedir. İsrail ordusu tarafından evleri yakılıp yıkılan sivillerden, okula giderken yolda katledilen çocuklardan, hastaneye gitmesine izin verilmeyen hastalardan, işkenceye maruz kalan gençlerden çoğunlukla Batı kamuoyunun kapsamlı bir bilgisi olmaz. İsrail lobisinin ve yandaşlarının medya üzerindeki etkisi nedeniyle, halk yalnızca İsrail'in içinde bulunduğu durumdan haberdar olur. Bu bilgiler de zaten genelde gerçeği yansıtmaz.

"İsrail'in bir düşman denizinin ortasında kalan küçük bir ada olduğu" efsanesi, aslında Siyonistlerin işgallerini ve kıyımlarını göz ardı ettirmekte en çok başvurdukları slogandır. Günümüzde pek çok Yahudi akademisyen de bu içi boş hikayenin yalanlarını deşifre etmekte, İsrail'in hiç de sanıldığı gibi 'zor' bir durumda olmadığını vurgulamaktadırlar.

Bu sahte telkinin etkisi ile başta Amerika'da olmak üzere bazı çevrelerin bilinçsizce Siyonistlere sempati duyması olağan karşılanabilir. Ancak samimi Hıristiyanlara düşen söz konusu yalan propagandanın ve bazı ön kabullerin etkisinden kurtulup, konuya sağduyu ve adaletle yaklaşmalarıdır. Günümüzde Siyonizmin Ortadoğu'da neden olduğu terör, hiçbir vicdan sahibi insan tarafından kabul edilebilir gibi değildir. Yaşanan acımasız savaşın asıl sorumluluğunun üstlenen Siyonistlerin zulümlerine son vermeleri için, Batı içinde buldukları desteğin kesilmesi gerekmektedir. Bu gerçekleşmediği müddetçe, Siyonizm işgallerine ve katliamlarına pervasızca devam edecektir. Hayatını kaybeden binlerce insanın, sakat kalan yüzlerce çocuğun, yok edilen kasabaların, köylerin sorumluluğu inancı ne olursa olsun bütün vicdan sahibi insanlar tarafından üstlenilmelidir.

Unutmamak gerekir ki, Siyonistler din ahlakının gereği olan şefkat, merhamet, hoşgörü, uzlaşmacılık, anlayış gibi değerlerden tamamen uzaktırlar. Dahası Hıristiyanlara da dost olarak değil, birer "goyim" (Yahudi olmayanları ifade eden ve aşağılayıcı bir sıfat) olarak bakmaktadırlar. Hz. İsa'ya karşı olan husumetleri ortadadır. Dolayısıyla Hıristiyanların Siyonizmi bir müttefik olarak görmeleri çok büyük bir yanılgı olur.

Siyonistler, bugüne kadar işgal etmiş oldukları topraklarla, yok ettikleri hayatlarla yetinmeyecek hep daha fazlasını talep edeceklerdir. Eğer Hıristiyan dünyası bugün Siyonizmin vahşetine göz yumarsa, gelecekte aynı şiddetin kendilerine de yönelmeyeceğinden nasıl emin olabilirler? Nükleer silah gibi korkunç bir güce sahip olan Siyonizmin saldırganlığı şimdi önlenemezse, ileride başedilmesi çok daha zor bir hal alabilir. Irak diktatörü Saddam'ın kitle imha silahlarına sahip olma ihtimali tüm dünyayı tedirgin etmekte iken, savaşa olan istekleri Saddam'dan geri kalmayacak olan radikal Siyonistlerin kitle imha silahları nasıl "tehlikesiz" bulunabilir?

Nitekim yakın geçmişte, Siyonistlerin Hıristiyanların ibadethanelerine ve kutsal kabul ettikleri mekanlara düzenledikleri saldırılar, Siyonistlerin kuralsız ve acımasız bir savaş içinde olduklarını gösteren önemli bir örnektir. Kutsal mekanların tahrip edilmesi, din adamlarının öldürülmesi hiçbir savaşta olağan karşılanamaz.

Polonya doğumlu bir Yahudi olan ve 40 yıldan uzun bir süre İsrail'de yaşamış ve 2001 yılında hayatını kaybetmiş olan kimya profesörü Israel Shahak, Jewish History, Jewish Religion and the Weight of Three Thousand Years (Yahudi Tarihi, Yahudi Dini ve 3 Bin Yılın Ağırlığı) adlı kitabında Siyonizmin tüm dünya halkları için nasıl büyük bir tehdit unsuru olduğunu şöyle dile getirmektedir:

Bir Yahudi devleti olarak İsrail sadece kendisi ve komşuları için bir tehlike unsuru olarak kalmamakta, dünyadaki tüm Yahudiler, Ortadoğu'da veya diğer bölgelerdeki tüm dünya ülkeleri ve milletleri için büyük bir tehlike içermektedir.25

Eğer müdahale edilmezse, Siyonist ideoloji vahşetini mevcut sınırlar içinde tutmayacak, kutsal kabul ettikleri, Nil'den Fırat'a kadar olan sınırlar içinde tüm komşu ülkeleri bu kör kuyunun içine çekmek isteyecektir. Bölgede hakim olduktan sonraki aşama ise, tüm dünyaya hükmetmek olacaktır. Bu ise din dışı, ırkçı, Sosyal Darwinist ve saldırgan bir ideolojinin dünyaya hakim olması demektir ki, böyle bir ortamda huzurdan, güvenlikten ve barıştan söz edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla Hıristiyan dünyasının Siyonizme karşı alacağı tavırda, bu gerçekleri göz önünde bulundurması hayati önem taşımaktadır. Samimi olarak iman eden Hıristiyanların, Hz. İsa'nın kendilerine, "Ne mutlu sulh edicilere" (Matta 5/9) sözleri ile yeryüzünde barış elçileri olmalarını emrettiğini unutmamaları gerekir. Bu durumda "yeryüzünde barışı sağlamanın" önemli bir şartı, Siyonizmin saldırganlığının durdurulmasıdır.

Siyonistlerin İşgal Etmeyi Planladıkları Topraklar

Siyonist ideolojinin Yahudi devleti için çizmiş olduğu harita çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Vaat edilmiş topraklar olarak tanımlanan bu alana sahip olmak, Siyonistler tarafından Yahudilerin doğal hakkı olarak görülür. Theodore Herzl 1897 yılında Basel'de gerçekleştirilen Siyonist Kongre'de yaptığı konuşmada Yahudi devletinin "doğal" sınırlarını "Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki dağlara kadar dayanır, güneyde de Süveyş kanalına" sözleri ile ifade etmiştir..26 İsrail Devleti'nin kurucularından Ben Gurion ise, Siyonizmin hedefi olan sınırları şöyle tanımlamıştır:

Filistin'in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri gerken bir başka harita daha var; Nil'den Fırat'a kadar.27

İSRAİLLİ RADİKALLERİN HEDEFLEDİĞİ SINIRLAR
İsrailli ünlü yazar İsrael Shahak'ın belirttiğine göre, İsrail'in uzun vadede sahip olmak istediği "vaat edilmiş topraklar", Türkiye sınırlarına kadar uzanmaktadır. Üstteki harita, İsrailli radikallerin tespit ettikleri "işgal edilmesi gereken" sınırları göstermektedir. Böylesine ihtiraslı bir ideolojinin Ortadoğu ve dünya barışı için büyük bir tehlike olduğu ise açıktır.

Siyonistler bu sınırları Tevrat'ta yer alan bir pasaja dayandırırlar.

Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Tanrınız RAB'bi sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalırsanız,

RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.

Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan'a, Fırat Irmağı'ndan Akdeniz'e kadar uzanacak.

Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır.

Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum:

Bugün size bildirdiğim Tanrınız RAB'bin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız.

Ama Tanrınız RAB'bin buyruklarını dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız. (Tesniye, 11:22-28)

Bu pasaj zaman zaman farklı yorumlara neden olmuştur, ancak genellikle en büyük sınırlara sahip olan yorumu Siyonistlerin propagandalarında kullanılır. Siyonist ideoloji, Nil ve Fırat nehirleri arasında kalan geniş coğrafyayı İsrail devletinin hakkı olarak göstermektedir.

İsrailli akademisyen Israel Shahak bu haritanın hangi alanları kapsadığını şöyle tarif etmektedir:

Güneyde tüm Sina Yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır'ın Kahire'ye kadar uzanan bir parçası; doğuda Ürdün'ün tamamı ve Suudi Arabistan'ın kuzey bölgesi; Kuveyt'in tümü ve Irak'ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde Lübnan'ın ve Suriye'nin tamamı buna ek olarak Türkiye'nin Van Gölü'ne kadar uzanan büyük bir parçası; ve batıda Kıbrıs.28

Bazı kimseler böylesine büyük bir hedefin bir avuç radikalin ütopyası olmaktan öteye gitmeyeceğini düşünebilir. Oysa gerçek çok farklıdır. Siyonist ideolojinin hakim olduğu İsrail Devleti'nde bu sınırlar üzerine akademik araştırmalar yapılmakta, istihbarat servisleri bu konuda özel raporlar hazırlamakta, kitaplarda ve atlaslarda bu harita öğrencilere sunulmaktadır. Örneğin okullarda dağıtılan bir bildirgede konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir:

Biz burada en uygun yayılma yönteminden bahsediyoruz... Politik açından (kuzeyde) ulaşmamız gereken sınır Fırat ve Dicle nehirleridir. Bu Yahudi şeriatında yazılıdır. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir anlaşmazlık olamaz. Tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir.29

Ancak eğer tüm bu "Nil'den Fırat'a" propagandasına temel alınan üstteki Muharref Tevrat pasajı incelenirse, Siyonistlerin çok önemli bir çarpıtma yaptıkları görülebilir. Pasajın hemen başında "uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Tanrınız RAB'bi sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalırsanız" denmektedir. İkinci cümlede sözü edilen uluslar ise, o dönemin putperest ve zalim kavimleridir. Bu durum, üstteki Muharref Tevrat cümlelerinde tarif edilen mücadelenin bir iman-inkar mücadalesi olduğunu, bir başka deyişle politik ve dünyevi bir mücadale olmadığını göstermektedir. Yahudiler bu mücadelede ancak "RAB'bi sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalır"larsa hak tarafı temsil edebilirler.

Rabbin buyrukları ise, yine Tevrat'a göre, mazlum insanları korumayı, onların hakkını yemekten şiddetle kaçınmayı gerektirir:

Ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir yabancıya kötü davranmayın. Ona sizden biriymiş gibi davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü siz de Mısır'da yabancıydınız. Tanrınız RAB benim. (Levililer, 19:33-34)

Oysa İsrail'in Siyonistleri, "Nil'den Fırat'a" kadar uzanan coğrafyada, yabancıları kendileri kadar sevmek şöyle dursun, onlara karşı uzun vadeli bir soykırım yürütmektedirler. Dolayısıyla "Nil'den Fırat'a" kadar uzanan coğrafyada hak sahibi olamazlar, Tevrat'ta bu konuda geçen vaadin muhatabı değildirler.

Irak'a Saldırı Planının Perde Arkası

İsrail'e egemen olan Siyonist ideolojinin Ortadoğu ve dünya barışı için ne denli önemli bir tehlike oluşturduğu, bu kitap yazıldığı sırada gündemde olan Irak'a saldırı planında görülebilir.

Bu saldırı planı, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye karşı düzenlenen büyük terör eylemlerinin ardından gündeme gelmişti. Söz konusu 11 Eylül eylemleri, insanlık dışı bir terör saldırısıydı ve binlerce masum Amerikalının hayatına mal olarak affedilmez bir suç olarak tarihe geçti. ABD'nin bu saldırılara tepki göstermesi ve karşı önlemler alması da doğal ve meşrudur. Ancak İsrail, 11 Eylül'ün hemen ardından bu trajediyi kendi Ortadoğu hesapları için suistimal etmeye başladı. İsrail hükümeti, Filistin halkına karşı uyguladığı uzun vadeli soykırım politikasını ABD'nin anti-terör mücadelesi ile özdeş gibi gösterme çabasına girişti. Oysa bunun çok büyük bir çarpıtma olduğu açıktı.

11 Eylül sonrası dünyayı kendi amaçları için kullanmaya karar veren İsrail, ABD'nin 11 Eylül sonrası stratejilerini de etkilemeye başladı. Washington'daki güçlü İsrail lobisi, gerçekte klasik bir İsrail planı olan Irak'ın vurulması senaryosunu ısrarla Amerikan yönetimine empoze etmeye başladı. Bu plana karşı olan ve daha ılımlı bir dış politika savunan Dış İşleri Bakanı Colin Powell gibi "güvercinler" devre dışı bırakıldılar ve Savunma Bakanlığı'nda konuşlanmış olan koyu İsrail yanlısı "şahinler" Irak'a saldırı planını körüklemeye devam ettiler. Ortadoğu uzmanı gazeteci Cengiz Çandar, Irak'a saldırı planının ardındaki gerçek gücü bir yazısında şöyle belirtiyordu:

Saddam Hüseyin rejimini devirme gerekçesiyle Irak'a saldırı konusu, Amerika ile müttefikleri ve tüm dünya arasında yoğun bir tartışma konusu olduğu kadar ve ondan fazla Amerika'nın kendi içinde ve özellikle iktidardaki Cumhuriyetçiler arasında da hararetle tartışılıyor. Başkan George W. Bush'un takımı ile eski başkan baba Bush'un takımı arasında dahi bu konuda ayrılık var...

11 Eylül saldırıları, binlerce Amerikalı sivilin yaşamına mal olan hunhar terör eylemleriydi. İsrail'in, bu insanlık trajedisini suistimal etmek için Amerika'nın teröre karşı olan haklı tepkisini, kendisinin Filistinlilere karşı yürüttüğü haksız işgale benzetmesi ise büyük bir çarpıtmadır.

'Irak'a saldırı'nın başını kim çekiyor peki? Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Condoleeza Rice. Bunlar, 'en üst düzeydeki' saldırı yandaşları. Ama buzdağının altı daha zengin ve ilginç. Orada çeşitli 'lobiler' var.

Lobilerin başında İsrail sağı, Likud yanlısı ve Amerikan silah sanayii ile yakın ilişkileri bulunan JINSA ekibi geliyor. JINSA, Jewish Institute for Security Affairs (Güvenlik Meseleleri İçin Yahudi Enstitüsü). Bunlar, 'silah lobisi'yle, Lockheed, Northrop, General Dynamics, İsrail askeri endüstrileri vs. ile sıkı ilişkilerdeler... JINSA'nın 'temel ilkesi' şu: 'Amerika ile İsrail'in güvenliği bölünemez'; yani aynı şey...

JINSA'nın amacı sadece Irak'ta Saddam rejiminin yıkılması değil; 'total savaş' mantığı ile S.Arabistan, Suriye ve Mısır ve bu arada İran rejimlerinin de yıkılmasından ve buralara 'demokrasi' getirilmesinden yanalar... Yani, 'İsrail'in en aşırı kesimleri'yle aynı 'dalga boyu'nda olan Amerikan Yahudileri'nin bir bölümü, şu dönemde 'Washington şahinleri'ni oluşturuyor.30

Kudüs Kubbet'us Sahara Paul Wilheym Reutlinger Kudüs, İsrail Müzesi.
Ve onun ardından İsrailoğullarına söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız." (İsra Suresi, 104)

Kısacası Washington'da önce Irak'ı ardından da Suudi Arabistan, Suriye, İran ve Mısır'ı hedef alacak bir savaşı körükleyenler var ve bunların en belirgin özelliği "İsrail lobisi" ile aynı safta hatta özdeş olmaları.

Temennimiz ABD'nin bu konuda sağduyulu davranması ve hem Ortadoğu'ya hem de kendisine sadece acı ve yıkım getirecek bir çatışmadan kaçınmasıdır. Ancak bunun aksini savunan İsrail lobisinin ABD yönetiminde bu denli etkili olması, önemli bir tehlikenin varlığına işarettir.

İsrail lobisinin Irak'ın vurulması konusunda neden bu kadar ısrarlı olduğunu anlamak içinse, İsrail'in geleneksel Ortadoğu stratejisine bir göz atmak yeterlidir.

Daha önce İsrail'in Kürt Kartı adlı eserimizde detaylı olarak ele aldığımız gibi, Irak'ın parçalanması, İsrail'in çok eskiden beri sahip olduğu bir hedefdir. Hatta bu nedenle İsrail Ortadoğu stratejisinde, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Kuzey Irak, öncelikli bir yere sahiptir.

Siyonist strateji Irak'ın parçalanması ve bölgede bağımsız bir Kürt Devleti kurulması yönündedir. Bu, bizzat İsrail istihbaratından kişilerin kaleme aldıkları raporlarda açıklanmaktadır :

Dünya Siyonist Örgütü'nün yayın organı olan Kivunim dergisinin Şubat 1982'deki 14. sayısında, '1980'lerde İsrail için Strateji' başlıklı yazıda, Irak'ın Basra çevresinde güneyde bir Şii bölgesi, kuzeyde Musul çevresinde bir Kürt bölgesi ve ortada Bağdat çevresinde bir Sünni bölgesi olarak üçe bölünmesi hedefleniyor.31

Türkiye'nin bölgedeki stratejisi ile taban tabana zıt olan bu plan, oldukça düşündürücüdür. Türkiye'nin toprak bütünlüğü için önemli bir tehdit olacak böyle bir gelişmenin Siyonistler tarafından planlanıp desteklenmesi, Türkiye'nin de İsrail ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğine işaret etmektedir.

 
    


25. Israel Shahak, Jewish History, Jewish Religion, Londra, Pluto Press.
26. Theodore Herzl, The Complete Diaries of Theodore Herzl, cilt 2, s. 711
27. Yosef Heller, The Struggle for the State: Zionist Diplomacy of the years 1936-48 (Jerusalem 1985, Jewish Agency protocols, Hebrew); http://www.zmag.org/chomsky/dd/dd-after-s13.html#FN43
28. Israel Shahak, Jewish History, Jewish Religion, Londra, Pluto Press, s. 9
29. Ha'aretz, 24 Ağustos 1985
30. Cengiz Çandar " Irak ve 'Türkiye dostu' Amerikan Şahinleri..." Yeni Şafak, 3 Eylül 2002
31. Cengiz Çandar, Ortadoğu Çıkmazı, s. 37
6 / total 11
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top