| GİRİŞ
Hayatınız boyunca pek çok insanla karşılaşmışsınızdır. Ailenizin,
arkadaşlarınızın, okul ve iş hayatınızda karşılaştığınız insanların
yanı sıra, her gün gazete sayfalarında dünyanın farklı yerlerinden
yüzlerce insan görmüş, televizyon ekranlarında yüzlerce insanın
tavrını izlemişsinizdir. Bir an için hafızanızdaki bu görüntüleri
gözünüzün önünden geçirin. Çocukluğunuzdan beri görmeye alıştığınız
yüz ifadelerini, konuşmaları hatırlamaya çalışın; bir kısım
insanların hayata dair yaptıkları yorumları, sıkıntılarını,
dertlerini dile getirdikleri hallerini; iş arkadaşlarınızın
her gün tekrarlanan günlük konuşmalarını, ailevi sorunlarından,
maddi sıkıntılarından, insanlarla aralarındaki problemlerinden
bahsedişlerini; sokakta gördüğünüz insanları, otobüs duraklarında
bekleyen, trafik sıkışıklığında evine dönmeye çalışan, geçen
arabaların su sıçrattığı insanların yüz ifadelerini, kendi
kendilerine söylenişlerini gözünüzde canlandırın.
Eğlence programlarından ekranlara yansıyan insan manzaralarını
hatırlayın; kameraların karşısında eğleniyor gibi görünmeye
çalışıp mutluluk oyunu oynayan, birbirleriyle dost olduklarını
söyleyen ama her fırsatta birbirlerinin arkasından olmadık
kötü sözler sarf eden, kıskançlık, kin ya da rekabet gibi
duygular nedeniyle huzursuzluktan kurtulamayan kimi insanların
ya da meslekleri gereği başkalarını eğlendirmeye çalıştıkları
halde, kendi mutsuzlukları her hallerinden anlaşılan bazı
insanların ruh hallerinin nasıl olduğunu bir düşünün.
Bir de dünya şartlarında olabilecek en üst hayat seviyesini
elde etmiş, istediği anda istediği herşeyi elde edebilecek
kadar çok parası olan, en güzel evlerde oturup en son model
arabalarla dolaşan, en pahalı giysileri giyen, kariyerleriyle,
itibarlarıyla toplumda en saygı duyulan, en sözü dinlenir
hale gelen insanların hayatlarına bir göz atın.
Tüm bunları dikkatlice aklınızdan geçirdiğinizde çok önemli
bir gerçeği fark ettiğinizi göreceksiniz. Hangi şartlar altında
olurlarsa olsunlar bu insanları ortak bir noktada birleştiren
önemli bir benzerlik vardır; insanların büyük çoğunluğu mutsuz
bir hayat sürmektedir.
Ne sahip oldukları mal-mülk, ne yaptıkları işler, ne de sevdikleri
insanlar, bu kişileri gerçek anlamda mutlu etmeye yetmemektedir.
Mutluluk, huzur, neşe, sevinç gibi özelliklerin yerine, bu
insanların hayatına hakim olan hep hüzün, karamsarlık, ümitsizlik
gibi olumsuzluklardır. Çoğu insanın hayatının büyük bölümü
bu ruh halinde geçer. Bu insanların mutlu olabildikleri anlar
ise hem geçicidir hem de gerçek mutlulukla kıyaslandığında
son derece yüzeyseldir. Hatta bazen de, hem kendilerini hem
de çevrelerindeki insanları kandırmaya yönelik taklitlerden
ibarettir. İçten içe ise çevrelerindeki güzelliklerin tadını
almalarını engelleyen gizli bir azap yaşarlar.
Peki ama bu insanlar neden mutsuzdur? Neden iç dünyalarında
azap duyar, neden huzursuz bir yaşam sürerler?
Bu insanların, en güzel nimetlerin içerisinde bile azap çekmelerinin
ve mutsuz olmalarının nedeni, Allah'tan uzak bir hayat sürüyor
olmalarıdır. Allah insanlara mutluluğu ancak iman ile verir,
hayatın güzelliklerinden gerçek anlamda zevk alabilmelerini
ancak bu şekilde mümkün kılar. Kuran'a uygun samimi bir iman
olmadığı sürece, insanların hiçbir yolla, hiçbir yöntemle
gerçek mutluluğu elde edebilmeleri mümkün değildir.
İşte bu kitapta bu önemli gerçeğe dikkat çekecek ve insanları
gerçek ve samimi imanı yaşamaya davet edeceğiz. İnsanların,
mutlu olabilmelerini, nimetlerden zevk alabilmelerini engelleyen
ve kendilerini azaba sürükleyen bu sistemi, aslında kendi
elleriyle oluşturduklarını anlatacağız. Mutsuzluktan ve gizli
azaplardan kurtulabilmenin tek çözümünün, Allah'a samimi bir
kalple iman etmek olduğunu ortaya koyacağız. Allah'a karşı
bu mutlak samimiyet elde edilmediği sürece, insanların hiçbir
yolla gerçek anlamda mutluluğu yaşayamayacaklarını ve dünyadaki
bu gizli azapların ahirette sonsuz bir azaba dönüşecebileceğini
hatırlatacağız.
Allah bir ayette, "Mü'minler gerçekten
felah bulmuştur" (Müminun Suresi, 1) şeklinde buyurarak,
mutluluğu ve kurtuluşu bulanların müminler olduklarını bildirmiştir.
|