HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orgharunyahya.org - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 harunyahya.org 1HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orghttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 28 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 28 Ekim 2017

 

(Belçika’nın Anvers kentinde gösteri yapan terör örgütü PKK yandaşları Türklere saldırdı. Çıkan olaylarda 1’i polis olmak üzere en az 8 kişi yaralanırken 50’den fazla PKK yandaşı gözaltına alındı.)

Belçika benim kanaatim korkuyor PKK’dan, Fransa da korkuyor. Şirret pislikler diye dünya çekiniyor. Halbuki dünyanın her yerinde hizaya getirme kararı alsalar bunlar amiyane tabirle eşek gibi adam olurlar. Ama komünist ve solcu kafa dünyada çok yaygın olduğu için, ateist, Darwinist, materyalist felsefe yaygın olduğu için bunlara olumlu gözle bakılıyor benim gördüğüm. Her halükarda net çözümün Mehdiyet olduğu yine karşımıza çıkıyor. Nereden baksak tek çözüm Mehdiyet olarak karşımızda. Başka hiçbir çözüm görülmüyor.

 

Mehdiyet En Berrak En Net Şekliyle Kuran’da Açıklanmıştır. Nur Suresi’nin 55. Ayetinde İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti Bildirilir

Sadece Kuran okuyarak Hz. Mehdi (as)’ın gelmesini tabii öğrenebiliriz. Çünkü bir fevkaladelik var. Ne diyor Allah ayette Nur Suresi’nin 55. ayetinde ve birçok Kuran ayetinde; “İslam dünyaya hakim olacak” diyor. Şimdi aklı başında olan insan der ki “İslam dünyaya hakim olacağına göre mutlaka bu hakimiyetin bir başı vardır” değil mi? Ben bu başa ne isim verirsem vereyim fark etmez. İster Mehdi de, ister Hadi de, ister Sahib-i Zaman de, ister lider de, başkan da diyebilirsin başka bir şey de diyebilirsin fark etmez. Zaten Kuran’da bu çok net ortaya çıkıyor “Ben sizi birleştirip bir araya getireceğim” diyor Allah “dünyanın neresinde olursanız olun ve İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor ve “İsa Mesih’e de inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım” diyor. O zaman nedir bu? Hz. İsa Mesih (as)’a diyor ki Allah “Sana inananları kıyamete kadar hakim edeceğim” diyor her yönüyle. Nur Suresi 55’te de çok net hakimiyetten bahsediyor “dünya hakimi olacaksınız” diyor Allah. Örtülü açıklamalara baktığımızda da Kehf Suresi’nin baştan sona bir olayı anlattığını görüyoruz. Bir konu anlatılıyor, birbiriyle tamamen bağlantılı. Kesintisiz bir bağlantı var, başından sonuna kadar sure bir konuyu anlatıyor, her yönüyle Mehdiyet’i görmüş oluyoruz. En berrak Kuran’dadır Mehdiyet, en berrak en net şekliyle.

 

Tayyip Hocam’ın Suriye Sınırına Yaptırdığı Duvar Bir Nevi Seddi Zülkarneyn’dir

Tayyip Hocam niye set yapıyor Güneydoğu’ya? İşte IŞİD, PKK falan gelmesin diye boydan boya Güneydoğu’ya büyük bir set yapıyor. O bir nevi Sedd-i Zülkarneyn’dir. Tam terörün anarşinin en azgın olduğu yer. Onu engellemek için betonarme mesela demir kullanılıyor, bakır da kullanılıyor büyük dev bir set yapılıyor. İşte ahir zamanın bir nevi Sedd-i Zülkarneyn’i. Sedd-i Zülkarneyn’ler her yerde oluşuyor oluşur. Yani zalimlerin saldırganların oyunlarını bozmak için yapılan setler. Ama zaman gelecek Mehdiyet devrinde setler kaldırılacak, setler yıkılacak. Çünkü gereksiz olacak anlamı kalmayacak, her yeri barış, sevgi kaplayacak. Ama şu an zulüm kapladığı için zulme karşı set şart, zırh şart.

Kehf Suresi 94, bak hepsi Mehdiyet’le ilgili bağlantılı görüyor musunuz? Sedd-i Zülkarneyn Kehf Suresi’nde hep Mehdiyet Mehdiyet Mehdiyet. Şeytandan Allah’a sınırım, Kehf Suresi 94: “Dediler ki: ‘Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar” yani terör ve anarşi. Ahir zamanın en büyük olayı ne? Terör ve anarşi her yerde yaygın, deccalın silahıdır bu “bizimle onlar arasında bir set inşa etmen için sana vergi verelim mi?” Yani bunlarla savaşarak değil de setle mücadeleden bahsediliyor. Yani mesela Hz. Zülkarneyn (as)’a demiyorlar ki “git bunların kafasını ez, kafalarına kurşun sık, askeri operasyon yapalım” demiyor. Ne diyor? “Kan dökmeden halledelim” diyor “kan dökmeden, sadece bunların azgınlığına engel olalım, izole edelim, etkisizleştirelim” diyor. İşte fikir de bir Sedd-i Zülkarneyn’dir kan dökmeden meydana gelen engeldir. Mesela Sungur Ağabey’e gittiğimde ben rahmetli, Bediüzzaman’ın en ünlü talebelerinden biliyorsunuz Sungur Ağabey. Oturuyordu, ben Sungur Ağabey’e bir şey sorduğumda normal cevap verirdi ama kendiliğinden konuştuğunda çok harika şeyler konuşurdu. “Adnan kardeş” dedi “sen Sedd-i Zülkarneyn oldun” dedi “kitaplarınla, eserlerinle” dedi “ve faaliyetlerinle, seni aşıp küfür bize gelemiyor” dedi. Bak “seni aşıp bize gelemiyor, eğer sen olmasaydın doğrudan bize gelirlerdi” dedi “ama seni aşamıyorlar” dedi. Bak “seni aşıp bize gelemiyorlar” dedi.

 

Amellerin Yazılması Kağıda Yazılma Gibi Değildir. Amel Defteri Diye Haber Verilen Görülmeyen Bir Bilgi Kaynağı da Olabilir

Bir kağıda yazma falan yok, hafızalarında tutarlar. Ama tabii ayrıca bir bilgiyi toplayan bir şeyden bahsediliyor amel defteri tabir edilen bir şey. Belki bu görünmeyen bir şey de olabilir yani görünmeyen bir zeka da olabilir. Mesela amel defteri eline verilmiştir elindedir “şu an elinde” denir ama görünmez. Nasıl beynin içindeki akıl görünmüyorsa, beynin içindeki akıl görünmüyor, elinin içindeki o aklı da göremeyebilir. Ve o akıl her şeyi ona anlatır. “Sen şunu yaptın bunu yaptın bunu ettin” yani insan aklı nasıl aynısı. O illa beyninin içinde duracak diye bir şey yok avucunun içinde de durur.

 

(“Şiir ve şairlik Kuran’da bahsediliyor mu?” izleyici sorusu)

Peygamberimiz (sav)’le mücadelede şairlerin şiirini kullanıyorlardı. Şiir ve şairlik kötü bir şey değil. Güzel bir şey ama o zamanın basını oydu. Yani o zamanın medyası. Adam çıkıyordu, Kâbe’nin üzerine çıkıyor halk toplanıyor. Orada bir şiir okuyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’in aleyhine bir şiir. Kafiyeli, adamlar da ezberliyorlar şiiri o ona söylüyor o ona söylüyor. Bu muazzam yayılıyor. Aleyhte propaganda da kullanıyorlardı. Fakat Peygamberimiz (sav)’i de şairlikle suçladılar. Dediler ki “kendisi bir şairdir” dediler. “Birisi ona öğretiyor.” Çünkü Kuran’ın ahengi var ya muhteşem çok güzel bir akıcılığı var. Ona çözüm bulamayınca açıklama getiremeyince, çok ileri derecede eğitim yapmış çok bilgili mükemmel bir şair olduğuna kanaat getirdiler. Ve onu şair olmakla itham ettiler. “Aklına gelen güzel şeyleri söylüyor şiirle” dediler. “Ama başkası da öğretiyor” diyorlar “arkasından.” Kardeşim şimdi münasebetsizlik olur mu bu kadar? Yani öğreten varsa daha akıllıysa Peygamberin şairliğine ne gerek var orada yani? O zaten şair olarak anlatır. Dolayısıyla münasebetsizlikte sınır tanımıyorlardı. Peygamberimiz (sav) yalnız oluyor. Nerede, kim öğretecek ona?  Etrafında sahabeler var. Gece gündüz sahabelerle yaşıyor. Yani onlarca sene beraber yaşadılar. Yabancı hiç kimse de gelmiyor yanına. Ahlaksızlık olsun, sırf itiraz olsun başka bir şey değil. Peygamberimiz (sav)’i şairlikle işte mecnunlukla, deli olduğunu söylediler. Sapkın olduğunu söylediler. Hiçbiri etkili olmaz. Müminler hakkı, adaleti, doğruyu hemen imanın nuru ile görürler.

 

Hz. Yusuf’un Akıl Kalitesi Çok Yüksekti. Kadınları Etkileyen de Güzelliğinden Ziyade Çok Yüksek Akıl Sahibi Olması ve Kişiliğinin Kalitesiydi

Yusuf (as)’un güzelliği de kişiliğinden meydana gelen bir heybet vardı. Çok keskin ve çok akıllı bakıyordu. Yani akıl kalitesi çok yüksekti. Kadınların etkilenme nedeni oydu. Hz. Yusuf (as)’un yüzündeki ifadeden çok etkileniyorlardı. Zaten üsluptan bu anlaşılıyor. Diyorlar ki “Allah’ı tenzih ederiz bu ancak melek olabilir” diyorlar. Çünkü beden olarak böyle bir benzetme yapamazlar. Meleğe nasıl benzetsin beden olarak? Belli ki orada bir kişilik, çok yüksek bir akıl ve karakter var. Bakar bakmaz kadınlar adeta hipnoza giriyorlar. O kadar etkileyici. Çok keskin ve çok akıllı bakıyor. Ama beden olarak tabii ki çok düzgün ve güzeldi. Ama rastlanmayacak bir beden değil. Yani geniş omuzlu, atletik düzgün. Güzel, eli yüzü hatları düzgün. Yeşil gözlü Yusuf (as). Çok güzel, küçük burunlu, elleri zarif hoş bir insan. Mükemmel bir insan. Ama o devirde çok fazla yakışıklı delikanlı vardı Mısır’da zibil gibi. Atletik Hz. Yusuf (as)’dan daha iri daha yapılı insanlar da vardı. Çok gösterişli delikanlılar vardı. Ama aklı hiçbirinin Hz. Yusuf (as) gibi değildi. Muazzam keskin bir akla sahipti Hz. Yusuf (as). Kadınları etkileyen de akıldı. Yüzündeki aklın tecellisiydi. Kadınları en çok heyecanlandıran etkileyen şey erkekteki akıldır. Ve samimiyettir. Derinlik gücüdür ve tutkudur. Yoksa eti kemiği falan olsa sığır gibi çok fazla adam var akılsız. Yani kadınlar nefret eder öyle şeyden. Hiç hoşlanmazlar yani. Varsa yoksa akıl, güven, samimiyet, derinlik ve tutku. Ruhtaki o deli aşk heyecanı. O deli elektrik. Kontrol edilemeyen sonsuza doğru giden o çılgın coşku. Mühim olan budur.

 

(“İnsan kendine güveni nasıl elde eder?” izleyici sorusu)

İnsanın kendine güveni diye bir şey olmaz. O çok tehlikelidir. İnsan Allah’a güvenir. Allah’a güvenerek her şeyi yapar. Çünkü Allah’ın ruhundan bir parçayız biz. İnsan kendine güvendiğinde perişan olur. Hep ezilir. Hep kaybeder. Hep mağlup olur. Ve muazzam bir hayat mücadelesi içerisine girer ve ona zaten hayat mücadelesi deniliyor. Her mücadeleyi de kaybeder. Ve acı çeker. Kazandığını zannettiğinde de kaybetmiş olur. Ama Allah’a kul olan bizler Allah’a tam teslim olup sırf Allah için yaşarsak her şeyi Allah’ın yaptığını bilirsek ki öyle hem şirk koşmamış oluruz hem tevhidi tam uygulamış oluruz. Tevhit dinine tam uymuş oluruz. Hem Allah’ın kuvvetinin ve gücünün yaşanmasına, kendi bedenimizde yaşanmasına dua etmiş oluruz. Öbür türlü aksi halde hep acı ve ızdırap olur.

 

Cennette Dünyadaki Gibi Sebep Sonuç İlişkisi Yoktur. Müzik Dinlemek İçin Müzik Aleti Şart Değildir. Bir Fincan da Şarkı Söyleyebilir, Ağaçlar da

Sebep-sonuç ilişkisi cennette yok. Yani müzik aleti olur ama içinde alet edevat olmaz. Boştur. İstersen olur ayrı ama yok. Öyle bir şey yok. Müzik aletine gerek olmuyor. Herhangi bir şey mesela bir ağaç müzik aleti olur. Fincan da şarkı söyleyebilir sana. Oradan sana sofra da çıkarabilir fincan. “Bana yemek hazırla” dersin gider hazırlar. Hepsi akıllıdır. Ama burada tabii ayakkabı niye giyilir? İşte yerdeki taşlara ayağımız çarpmasın, ayağımız rahat etsin diye. Cennette ayakkabı sırf süs içindir. İhtiyaç için olmaz. Elbise de süs içindir. İhtiyaç için olmaz. Yemek de sırf zevk içindir ihtiyaç için olmaz. Yani insan mesela bir stadyum kadar yemek yer ama hiçbir şey olmaz. Yani vücudunda sadece bir esans tarzında bir salgı oluşuyor insan vücudunda, salgı bu bunun dışında bir şey yok. Cildinde güzel koku salgılayan gül gibi güzel koku salgılayan bir sistem var o kadar. Ne kadar yerse yesin. İç organları da yok insanın. Normalde mide olması lazım. Diğer organlar olması lazım. İç organları yoktur. Kan akışı yoktur. Kan yok insanın bedeninde cennete. Vücut salgıları yok. Ama isterse olur yani. Ama ona yakışacak kadar var. Yani insanın gözünde bir salgı var. Ama öyle rahatsız edecek bir şey tarzında değil. Mesela saat olur ama içinde aleti olmaz. Hiçbir sistemi yoktur. Öylesine çalışır. Mesela lamba olur ama elektrik tesisatı olmaz. Direkt yanar. Doğrudan yanar. Yani mesele soğutucu, serinletici onların hiçbirine ihtiyaç yoktur. Mesela araba olur benzini falan yoktur. Tekeri falan yok. Gider yani. Ama istersen de olur. Aklından geçirmen yeterli o anda. İstemen yeterlidir.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan bugün yaptığı açıklamada şunları söyledi. “Bize Irakta ne işin var diyenlere sormak lazım. Peki sizin buralarda ne işiniz var? On binlerce kilometrelerce uzaktan gelip burada yaptıklarını kendilerine hak görenler bize ‘ne işiniz var?’ diye soramaz.”)

Terbiyesizlik yapıyorlar tabii. Ne işiniz var diye. Sen katliama geliyorsun. Türkiye de katliamı durdurmaya çalışıyor. Katliamı durdurmaya çalışıyoruz deseydi keşke Tayyip Hocam. Cinayetleri durdurmaya çalışıyoruz. Tabii. Katiller basmış burayı katilleri durdurmaya çalışıyoruz deseydi. Bunlardan lafını sözünü esirgemesin yanındayız.

Çok iyi Tayyip Hocam’a dedim ki gençleri topla Tayyip Hocam’a sevgilerini göstersinler. Çok iyi oldu. Daha kalabalık bir şey yapalım bir de. Gençler slogan yıkacak kardeşim. O ne? İyi organize edemediler gençleri coşkuları güzel, sevgileri güzel ama sloganlar daha kontrollü olması lazım daha gür olması lazım. Yani sloganları kontrol eden gençler olması lazım. Başladın mı o dalgalanma tarzında devam edecek. Tayyip Hocam’a açık havada bir şey yapalım. Şöyle iki üç milyon kişiyi toplayalım. Nazarı kırar iyi olur. Nazarı çatlatır. Ama bu iyi oldu. Çok iyi oldu. Bak daha iki-üç gün oldu söyleyeli gençleri toplamışlar. Çok güzel oldu. Gençlerin coşkusu da iyi ama organizasyon çok önemlidir. Organize olmaları. O genç grupların başında tecrübeli gençler olması lazım. Onları da tek bir genç kontrol etmesi lazım, sloganlarda. Tayyip Hocam’a teşci. Yiğidimizden, sakın ha. Hazıra konmak isteyen tipler var hiçbir emek vermemiş. Tayyip Hocam bütün ömrünü, gençliğini verdi Allah için. Sen ne yapmışsın? Orda, burada gezinmişsin bir de bakmış ki bir kalabalık “tamam ya hemen bir sahip çıkalım” öyle olmaz hazıra konmak yok. Çekirdekten mücahitse kabul ederiz, çekirdekten dava adamıysa. Sen orda, burada gez gez gez sonra “Aa bak burada bir kalabalık varmış hadi bakayım ben sizin başınıza geliyorum” yok öyle şeyi kabul etmeyiz.

 

Ruh, Şirk Olan Yerde Sıkılır. Allah’a Bağlanır Bağlanmaz Sıkıntı Kalkar. Sıkıntı Varsa Şirk Batağı Var Demektir

Vicdanla çatışan ruh bunalır yani o bir sinyaldir “beni bundan kurtar. Şirkten çık, şirki hemen bırak ben de rahatlayayım, şirkten bunaldım” anlamındadır yani ruhun sıkılması mesela bir yere gidiyor adam diyor ki “ya ben burada sıkıldım.” Niye sıkılıyor? Çünkü şirk var orada. Ruh sıkıldığı için ona sinyal veriyor “hemen çık oradan kurtul.” Mesela bir film seyrediyor “ben bundan sıkıldım” diyor çünkü şirk dolu boş. Yahut tevekkülsüz bir şeyde tevekkül edemiyor gizlice şirk koşuyor mesela bir korku geliyor içine ondan sıkılıyor, birine sinirleniyor şirk koştuğu için vücut sıkılmaya başlıyor “ya çok sıkıldım” diyor. Sıkılmasının nedeni tevekkül etmemesidir, Allah’a bağlanmamasıdır, Allah’a bağlanır bağlanmaz sıkıntı kalkar, kesin alamettir. Sıkıntı; şirk batağı var demektir sıkıntı varsa hemen Allah’a sığınacak. Allah’a sığındığında şirk kalkar. Ruh zaten şuurdur ruh, şuurdur yani benliktir tabii ki acıyı bilir, Allah da acıyı bilir ama Allah acıdan etkilenmez yani bizim bütün çektiğimiz acıları Allah aynısıyla hisseder, bilir ama Allah’a etki etmez. Çünkü biz acıyı neden önemli görüyoruz? Bizde tahribat yapacak, zarar verecek diye önemli görüyoruz. Mesela acı biber yiyoruz ağzımızı feci şekilde yakıyor eğer o biberin acısının ona fayda vermeyeceğine inansa, zarar vereceğine inansa şahıs o muazzam ızdıraba dönüşür, büyük bir felaket olarak alır onu acıyı ama zevk vereceğine inandığı için ve sağlığına iyi geleceğine inandığı için acıdan ağzı uyuşuyor hiç acıyı terk etmiyor.

 

(“Oruç borçlarını hemen tutmalı mıyız?” izleyici sorusu)

Yo, sağlık durumuna göre. Eğer zindeysen mesela bazen ramazandan hemen sonra oruç tutmaya başlıyorlar. Kardeşim daha oruçtan yeni çıkmışsın vücudun değil mi bir imtihandan geçmiş, bünyen orda bir dayanıklılık sınavından geçtiğine göre bünyeni bir toparlaman lazım, dinlendirmen lazım. Çünkü mesela sen savaşa giriyorsun adam kaç saat, on altı saat savaşıyor şimdi bu dinlenmesi gerekir, olmaz. Oruç tutan da bir ay oruç tuttuysa biraz vücudunu dinlendirmesi lazım. Hacca giden hacca gitmiş mesela yürüyerek gidiyor bazen vücudunu dinlendirmesi lazım. Yorucu ibadet olmaz o yüzden biraz vakit geçtikten sonra, dinlendikten sonra vücudunu zinde görüyorsa oruç borçlarını tutabilir ama hemen akabinde bence doğru değil.

 

Mümin Zorluklardan Geçerek En Güzel Şekilde Eğitilir. Tarif Edilemeyen Muazzam Bir Güzellik Olan Sevgiye Kavuşmak Ancak Zorluklardan Geçerek Mümkün

Zorluk olmazsa zaten Allah esirgesin insan hayvandan aşağı olur öyle çok kötü olur. Zorluk gelmiyorsa zaten büyük bir ihtimalle de ölüdür öyle birisi. Bazen öyle tipler oluyor “hayatta” diyor “hiç bana zorluk gelmedi” diyor. Bilin ki ölü, öyle bir şey olmaz. Mutlaka zorlukla karşılaşması gerekir başka türlü eğitilmesi mümkün değildir Müslümanın. Başka yol var mı? Düşünün herkes düşünsün başka hiçbir yol yok. Sevgi için çünkü sevgi müthiş bir güç tarif edilemeyen muazzam bir güzellik yani her şeye anlam kazandıran muazzam bir güzellik. Ama sevgi zorluk olmadan oluşması mümkün değil ve boş, anlamsız olur çünkü sevginin bir zenginliği olması gerekiyor. Zeminde mesela bir kabadayılık, yiğitlik, fedakarlık, sabır, şefkat, merhamet, cömertlik. Egoistlik, bencillikten uzak olmaz böyle müthiş bir zengin zemin üstüne oturması lazım sevginin. Sevgiyi sen rahatlığın, keyfin üstüne oturtturursan bomboş bir zemine oturtmuş oluyorsun yani o dediklerin de zaten olmayan boş şey olduğu için sevgi zemini olmayan bir yere gelmiş oturmuş oluyor sevgi ölür öyle bir sistemde olmaz. Sevginin yetişeceği bahçede yiğitlik, kabadayılık, dürüstlük, akıl, dirayet, sabır, nezaket, lütuf, vefa say say say bitmez böyle.

 

İngiliz Derin Devleti Bütün Milletin Gözü Önünde Etkisiz Hale Geliyor, Görülmemiş Bir Mucize Meydana Geliyor

Devlete bayağı sızmışlar, hükümete de bayağı sızmışlar. Allah felaketten döndürdü. Mehdiyet’in bereketiyle mucize oldu. Yoksa AK Parti’ye acayip sızmışlar. Çok büyük olay yani çok büyük beladan döndük. Bu 15 Temmuz olayları falan çok büyük beladan döndük. Devletin her köşesine, her yerine yerleşmiş İngiliz derin devleti. Ama bütün milletin gözü önünde tarihin kaydettiği en büyük mucizelerden biri oldu. İngiliz derin devleti kazındı devletten. Bütün milletin gözü önünde görülmemiş bir mucize meydana geliyor. Harıl harıl İngiliz derin devletinin elemanları kazınıyor devletten. Hükümette halen tabii İngiliz eğilimli adamlar var ama çok sinmiş vaziyetteler. Çok çok sinmiş vaziyetteler. Tayyip Hoca’yı bir şekilde devirmenin yollarını arıyorlar. Bir kısmı biraz cesaretleniyor gibi oluyor, höykeleniyor gibi oluyor ama üstüne gidince hukukla kanunla onlar da lastiklerini gevşetiyorlar, devam. Hiçbir şey olmamasının nedeni Mehdiyet’in meydana getirdiği harikadır. Allah alenen mucize meydana getiriyor. Bakın şimdi ileride tarih kitapları bunu yazacak. Türkiye’de olan olay dünya tarihinde görülmemiş bir olaydır. Deccalın pençesi tek tek her yerden sökülüyor. Devlete o kadar pençesini takmış ki, devleti allak bullak edecek güçteyken bütün pençeleri teker teker söküldü. Bu Mehdiyet bereketiyle oldu. Halen devam ediyor ve devam edecek. Ama bakın hiç kimse farkına varmıyor dikkat ediyor musunuz? Ne olayın büyüklüğünü görebiliyorlar ne meselenin fevkaladeliğini fark edebiliyorlar. Bu Allah’ın bir sanatı işte. Çok büyük bir mucizedir bu.

 

Bir Kaderin İçinde Olduğunu Fark Edemeyen, Her Şeyi Kendi Yaptığını Zanneden İnsan Hep Gerginlik İçinde Yaşar

Öfkelenen insan Allah’ı unutuyor, her şeyi Allah’ın yarattığını unutuyor. An an Allah’ın yarattığının farkında değil. Bir kaderin içinde hareket ettiğinin farkında değil. Bir kaset gibi sistemin çalıştığının farkında değil. O an her şeyi kendi yapıyor zannediyor. Şirk koşunca kontrolden çıkıyor. Allah esirgesin tansiyonu çıkıyor, kalbi çarpmaya başlıyor, cam çerçeve kırmaya kalkıyor, deliriyor. Her şeyi kendi yaptığını zannetmesinden kaynaklanıyor. Halbuki her şeyi an an Allah yaratır. Akıllıca baksa o işleyen kaseti ona gösterseler zaten hiç yapmaz. Mesela daha dünyaya gelmemiş onunla ilgili film var. Sinirlendiği an var böyle yeri göğü birbirine katıyor. O filmi görse o yapmaz. Ama film ona gösterilmediği için yapıyor. O sahne geldiğinde onu yapar. Şirk koşmamak çok önemli. Şirk yanlış biliniyor işte adam put yapar tahta yontar karşısına geçer tapar. Bu çok nadir rastlanan bir şey çok nadirdir bu. Asıl nefsini putlaştırıyor, kendini putlaştırıyor. Kendi aklını ve cismini putlaştırıyor. Her şeye hakim olduğuna inanıyor, gücün Allah’a ait olduğuna inanmıyor o anda. O titremeler, korkmalar hep ondan oluyor. An an Allah yaratır ama bunu çok akıllıca kavrayıp akıllıca beyninde oturtmak gerekiyor.

 

(“Sinir halinde iken edilen yemin geçerli midir?” izleyici sorusu)

Tabii olmaz. Çünkü öfkeyle söylemiş geçerli olmaz. Allah diyor “ağız alışkanlığı ile söylediğiniz yeminler geçerli olmaz” diyor ayet var. Ağız alışkanlığı birdenbire yemin ediyor yahut boş bulunuyor yemin ediyor. Mesela “valla ben bu işin içinden çıkamadım” diyor yemin ediyor yahut “valla ben bu işi beceremeyeceğim” diyor. Şimdi yemin etmiş hadi yeminini yerine getir öyle şey olmaz o ağız alışkanlığı ile yapılmış. Sinirlenme de de öyle arayı açmak için zarar vermek için yemin edilmez geçerli olmaz. Mesela diyor ki; “vAllahi seninle bir daha konuşmayacağım” diyor bu haram bu böyle yemin olur mu? Baştan çökmüş bir yemin bu olmaz. Yeminin geçerliliği yok. Öyle yemin olmaz. “Aranızda bozucu unsur etmeyin” diyor “Allah’ın yemini” Allah ayette. O zaman o yemin ne oluyor? Çökmüş oluyor geçersiz. Geçerli olmaz.

 

(Hüseyin Gülerce, Gülen’in Mehdilik iddiası konusuna değindi şunları yazdı. “Yüz binlerce insanı kendini Mehdi zannederek mağdur etmesi, hala onların direnmesini, ayağa kalkmalarını istemesi tam bir gözü dönmüşlük, insafsızlık ve ahlaksızlıktır. Etrafındaki o derin hipnozdan çıkamayan akılsızlar, inanınız Gülen’in Mehdiliğine iman ettikleri için hala ABD’yi, İsrail’i, Avrupa’yı, CIA’yi kullandıklarını düşünüyorlar.”)

Halbuki İngiliz derin devletin kucağına oturmuşlar. Homoseksüelliğin itliğin, çakallığın, İslam düşmanlığının ve şeytana uşak olmanın keskin elemanı olmuşlar. Ve ahmakça bunu fark edemiyorlar. Fark ediyorlar aslında ama anlaşmazlıktan geliyorlar. Ayrıca en büyük Mehdi karşıtı hareket Fethullah Gülen hareketidir. FETÖ hareketidir. En büyük İsa Mesih karşıtı hareket yine Fethullah Gülen harekettir. Deccalı koruyan en büyük hareket de yine Fethullah Gülen hareketidir, FETÖ hareketidir. Dolayısıyla orada anlaşılmayacak bir şey yok. Çok net ve sarih açık. Nerde Mehdi, hangi konuşmasında Mehdi’yi savunmuş? “Mehdi diye bir şey yok” diyor. “İsa Mesih’in gelişi diye bir şey yok” diyor. “Bediüzzaman da size yalan söyledi öyle bir şey yok” diyor. “Sizi avutmak için söyledi” diyor. “İslam’ın hakimiyeti diye de bir konu olmaz. İslam da hakim olmayacak” diyor. “Deccal diye de bir şey yok.” Dolayısıyla deccala akıl almaz destek veriyor. Dolayısıyla bir sahtekar ordusu şeklinde İngiliz derin devletinin alçak elemanları şeklinde ahmakça sürüklenip gidiyorlar. Ne namaz var ne oruç var ne zekat var ne Allah korkusu var. Züppelik, çakallık, kendinden eminlik. Bilmişlik, egoistlik, alaycılık, hepsinin üstünde ama en gelişmiş olanı da züppelik. Alaycılık ve züppelik bunların yakasına yapışmış. İngiliz derin devletinin zaten ana özelliği o nerede züppe varsa kendilerine çekiyorlar. Nerede çakal varsa kendilerine çekiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de bunlar dikiş tutturamayacaklarını gördüler bittiler. Türkiye’de itlik yaptırmayız. Türkiye’yi yıkamadılar ve yıkamayacaklar. Hiçbir şey de yapamayacaklar. İt gibi de kaçtılar. Hepsi için mi diyelim? Bu işin içinde olan hepsi, kimse bu işin içinde olan bu ahlaksızlığı organize eden kim varsa, hangi alçaklar varsa hepsine diyorum.

 

Samimi Sevgiye Karşı Kimse Direnemez. Eğer Ruh Sahibiyse En Katı Kalpli İnsan Dahi Sevgi Karşısında Çözülür

Samimi sevdiğini anlarsa karşındaki bünyesi bedeni dayanamaz zaten irade dışındadır. İnsandan bir sevgi elektriği yayılır. İnsan vücudu ona dayanamaz yani kadın vücudu dayanamaz ona. Samimi sevgiye dayanamaz. Yani en katı kadın bile çözülür sevgi karşısında. Eğer ruh sahibi ise mutlaka çözülür. Ama ruh sahibi değilse ölüye gelen sevgi dalgaları etkilemez onu. Ölü bilmez onu. Ama diri ise sevginin karşısında hiçbir direnci olmaz. Yani alabildiğince alır sevgiyi. Ve sevgiye de çok güzel karşılık verir. Ama karşı tarafın samimiyeti ile orantılıdır bu. Çünkü kadın çok zeki varlıktır. Karşısındakinin samimi sevip sevmediğini hemen hisseder, anlar.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263202/sayin-adnan-oktarin-28-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263202/sayin-adnan-oktarin-28-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171028t_11.jpgSun, 12 Nov 2017 06:57:42 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Ekim 2017

 

(Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. 20 yıl aradan sonra Özbekistan’dan Cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’ye yapılan bu ilk ziyarette 22 anlaşma imzalandı. Ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Orta Asya Cumhuriyetleri arasındaki işbirliğinin gelişmesini can-ı gönülden arzu ediyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi dirlik olmanın ve güçlü olmanın anahtarı birlik olmaktır. Bu yönde atılan her adım kıymetlidir, değerlidir.” Cumhurbaşkanı Mirziyoyev ise, bu “20 senelik ara gözlerimizden de görülüyordur. Birbirimizi ne kadar özlediğimizi gösteriyor” dedi.)

Çok önemli güzel bir gelişme olmuş. Süper olmuş. Tayyip Hocam’ın Türk devletlerine açılımı muhteşem. Hatta Türk birliğini ön plana alabilirler, alabiliriz. Önce Türk Birliği sonra İslam Birliği de olabilir. Çünkü Türk Birliği çok daha kolay. Türk Birliği’ni bir an önce yapalım. İslam Birliği de hemen arkasından gelebilir, gelecek gibi görünüyor. Fakat yeni oluşumlarla falan dikkati dağıtmaya gerek yok. Yeni oluşumlar olsun fakat yeni oluşumlar Tayyip Hoca’yı desteklesin.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Haydar İbadi’yi Külliye’de kabul etti. Sayın Erdoğan şunları söyledi: “Başından itibaren Irak’ta toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu hep ifade ettik. Referandumu kabullenmemiz mümkün değildi. Durumu fırsat bilen PKK terör örgütünün Irak’ta bir yapılanmasının olduğunu biliyoruz. Kandil, Sincar gibi bölgelerde PKK’nın varlığı söz konusu. Buralarda da her türlü dayanışma içinde ortak mücadeleyi sürdürmeye varız” dedi.)

Güzel. Türkiye’nin yeni politikasında Allah’a çok şükür çok etkimiz oldu vesile olduk. Bir kere Suriye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğü son derece hayati. Çünkü İngiliz derin devletine bu muazzam bir tokat. Onların 150 yıllık planı küçük küçük parçalara ayırmak, bir türlü yapamadılar. Bilakis daha da bütünleşelim bütün olalım, sakın hiçbir yerde bölünme olmasın hiçbir yerde. Kardeşçe güzel yaşayalım. Kürt kardeşlerimiz bizim canımız. Suriye de Kürt kardeşlerimizi bağrına bassın, Irak da bağırlarına bassın. Suriye onların Kürt kardeşlerimizin, Irak da Kürt kardeşlerimizin, Türkiye de Kürt kardeşlerimizin. Yani bağımsızlığa şuna buna gerek yok, zaten sizin her yer sizin. Kürt kardeşlerimiz geliyor İstanbul’da en güzel yerlerde ev alıyorlar, müteahhitlik yapıyorlar, devletin en kilit noktalarına geliyorlar, başbakan oluyorlar, cumhurbaşkanı oluyorlar, MİT müsteşarı oluyorlar. MİT Müsteşarı halen şu an Kürt asıllıdır Hakan Fidan. Çok efendi dindar bir delikanlı. Genelkurmay Başkanı kaç defa öyle hep Kürt’tü. Devletin en kilit noktalarında hep Kürtler görev alır, mübarek temiz insanlardır. Dolayısıyla “biz ayrılalım” ne yapacaksın ayrılıp? Türkiye senin bütünü senin, niye Türkiye’den toprak koparmaya çalışıyorsun? Her yer senin. Irak’ın her yeri senin, Suriye’nin her yeri senin ne derdine düşüyorsun? Ha densizlik, münasebetsizlik yapan oluyor, o her yerde oluyor. Sen komünist olunca kurtulacağını mı zannediyorsun? Bela o zaman başlar.

 

Namaz Allah’a Yakın Olmak, Allah’a Sevgimizi, Dostluğumuzu, Tevazumuzu, Boyun Eğiciliğimizi En Güzel Şekilde İfade Etmektir

Namaz kıldığında Allah’a sevgini ifade etmiş oluyorsun. Yani Allah’a sarılmak gibidir, Allah’a yakın olmaktır, Allah’a dostluğunu tevazuunu, boyun eğiciliğini en güzel şekilde ifade etmektir. Namaz kılan insan Allah’a sevgisini ifade ettiği için vicdanen rahat eder hoşuna gider. Ahirette de onun mutluluğunu yaşar. Yoksa Allah’ın bizim namazımıza hiç ihtiyacı olmadığı aşikar belli, onu çocuk olsa bilir. Ama biz sevgi ifade etmek istiyoruz, sevgimizi nasıl ifade edeceğiz? Ancak namazla ifade ediyoruz. Mesela ahirette nasıl oluyor? Allah insan şeklinde tecelli ediyor “Ya Rabbi biz Seni çok seviyoruz” diyoruz. “Seni çok seviyorum Ya Rabbi” diyorsun ifade ediyorsun. Çünkü sevgide ifade etme isteği çok önemlidir. Çünkü insan sevip de sevgisini ifade edemiyorsa çok bunalır, çok zorlanır. Allah nimet olarak sevgimizi ifade etme imkanı veriyor duayla ve namazla. Namazla da sevgimizi ifade ederiz, duada da sevgimizi ifade ederiz en yüksek şekilde. Çünkü müthiş bir teslimiyetle, müthiş bir saygıyla Allah’a sevgimizi namazla ifade etmiş oluruz. Onun için cennette sonsuza kadar o sevgiyi hissederek yaşayacağız. O sevgiyi ifade etmiş olmanın huzuruyla yaşayacağız, inşaAllah.

 

Bencillik İnsanı İnsan Olmaktan Çıkarır ve Akılsızlığın Hakim Olduğu Başka Bir Boyuta Geçirir

Bencillik egoistlik insanı insan olmaktan çıkarır, başka boyuta geçer insan. Cahiliyenin kendine has bir boyutu vardır o boyuta geçer, istese de çıkamaz o boyuttan bencil egoist bir insan. Aklına geniş çapta Allah tarafından ket vurulur. İradesi dışında, istediği kadar azmetsin ne yaparsa yapsın aklı esaslı şekilde mas edilir alınır elinden. Onun zavallılığını yaşar ve duygusallık da onun yan etkilerinden biridir. Egoist bencil olan insan da hemen duygusallık gelişir. Duygusallık da saldırganlık, ağlama krizleri, kavgacılık, akılsızca eylemler yapmak hatta Allah esirgesin kendine zarar vermek ve daha da fecisi intihara kadar sürükleyebilir çok çok tehlikelidir. Bütün hak dinler egoistliği birinci düşman olarak insanlara gösterir. Allah öyle gösteriyor. Egoist ve bencillikten kurtulmayı çok hayati olarak dinlerde Allah bize açıklar. Mesela Hristiyanlıkta çok önemlidir bencillik ve egoistlikten kurtulmak. Yehova Şahitleri mesela en önemli konu olarak onu alırlar, egoistlik bencillik ilk anlatımlarına ona dikkat ederler. Müslümanlar Kuran’da egoistliğin bencilliğin kötülüğünü açık açık görürler.

 

En Özgür Olacağımız Sistem Dindir. Dinin Dışında Toplumun Kendine Göre Her Bölgeye, Her Ülkeye, Her Mahalleye Göre Değişen Sıkıcı Kuralları Vardır

En özgür olacağımız sistem dindir. Öbür türlü dinin dışında toplumun kuralları vardır, örfler vardır, gelenekler vardır, adap vardır edep vardır, nezaket kuralları vardır. Her bölgeye göre de değişir, nezaketin örfün ve geleneğin, adap ve edebin uygulamaları ülkelere göre bölgelere göre şehirlere göre, hatta mahallelere göre bile değişir. Ama Kuran’da tek bir hüküm vardır, tek bir anlam vardır. İnsanın kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmaması ve alabildiğine özgür olması. Sadece helal ve haramlara dikkat etmesi esastır. Onun dışında Müslüman zaten akıllıdır, moderndir, kalitelidir ve klastır, dünyanın en kaliteli en modern insanına biz Müslüman diyoruz. En dürüst en candan, en samimi davranan, en temiz olan, en isabetli konuşan, insanlara en iyi davranan, insanları koruyup-kollayan varlığın adı Müslümandır. Dolayısıyla Müslümanlıkta alabildiğine özgürlük vardır. Dünyanın hiçbir yeri özgür değil şu an Amerika dahil hiç kimse özgür değildir. Özgürlük ancak İslam’la olur, alabildiğine özgürlük. Genç kızlar, genç delikanlılar da dahil herkes Kuran’ın uçsuz bucaksız sınırları içerisinde rahat ve özgür yaşar. Ama kimseye zarar vermemek esastır.

 

(“Kış geliyor, hayvanlara sokak aralarında, mahalle aralarında barınak yapsak çok güzel olur. Çünkü onlar savunmasızlar konuşamıyorlar.”) 

Doğru söylüyorsun, kışın özellikle çok zor durumda kalıyor hayvanlar. Yalnız barınakları çok ilkel oluyor. Halbuki alttan sıcak su ısıtmalı olsa, nihayet bir boru geçecek altından sıcak su borusu, şöyle iki kere dönecek o kadar başka bir şey yok. Ahşaptan yapılacak, yıkanır bir konumda olacak tazyikli suyla yıkanacak gibi olacak. Sıcak olması onlar için muhteşem bir şey. Hepsi içine doluşurlar bayağı da güzel olur. İçi de dezenfekte edilebilir sık sık belediye tarafından, dezenfektan bir maddeyle dezenfekte edilebilir. Yazık-günah, benim canımın sözü doğru, ifade edemiyor kendini. Ne desin acıktım mı desin ne yapsın? Susadım mı desin? Hiçbir şey diyemiyor. O yüzden Allah bizim merhametimizi görmek istiyor, şefkatimizi görmek istiyor, korumamızı görmek istiyor. Biz Allah’a şefkatimizi merhametimizi gösterelim Rabbimiz’e. Benim canımın dediği doğru, içimize Allah acıma hissi veriyor merhamet hissi veriyor. Bunu tam doyuracak tarzda canlıları koruyalım kedileri, köpekleri özellikle. Bunlar şu havada bile çok zorda kalabilirler ama bazen de felaket soğuk oluyor, nereye kaçacaklarını bilemiyorlar. Öyle barınaklar olursa alttan sıcak su borusuyla ısıtmalı muhteşem olur, içine doluşurlar rahat geçirebilirler kışı.   

 

Mehdi Peygamberler Gibi Vahiy Almaz, Ama Mehdi’de Tüm Peygamberlerin Bir Özeti Vardır

Hz. Mehdi Allah’ın herhangi bir kulu, Allah’ın seçtiği bir kul. Kullarından bir kuldur. Yani vahiy alan bir peygamber değil. Ama bir tebliğci tabii mübelliğ. Kuran’da geçer tebliğciler mübelliğler. O tebliğcilerden, o mübelliğlerden birisi ama peygamber olmadığı kesin. Peygambere uyandır ama bütün peygamberlerin özeti Peygamberimiz (sav)’in ifadesine göre Hz. Mehdi (as) bütün peygamberlerin bir özetidir. Bütün peygamberlerin özelliği bulunur üzerinde. Onu çok kapsamlı Peygamberimiz (sav) hadislerinde belirtmiş. Bütün ünlü peygamberleri sayıyor Peygamberimiz (sav), “Musa’ya şundan benzer, İsa’ya şundan benzer, İbrahim’e şundan benzer” yani bütün peygamberlerin özeti anlamını vurgulayacak şekilde çok fazla hadis var. En sona bırakılmıştır, Hateme Veli’dir yani gelmiş geçmiş en büyük velidir Hateme Veli. Hatem çekiyor artık velayete son velidir, son en büyük veli Hz. Mehdi (as). Allah’ın, kıyamete yakın onu görevlendirmiş olması ve Hz. İsa Mesih (as)’ı da onun veziri olarak görevlendirmesi olayın fevkaladeliğini gösteriyor. Peygamberimiz (sav) “Bazı peygamberlerden bile büyüktür” diyor “yücedir” diyor. Musevilere göre Hz. Musa (as)’dan daha büyük Hz. Mehdi (as). Yani daha yüce ve daha büyük. Onun gerekçesi olarak da kızdığında Tevrat’ın tabletlerini elinden atmasını gösteriyorlar. “Orada o dereceyi kaybetti” diyorlar. Hz. Mehdi (as)’nin gelmiş geçmiş bütün velilerin üstünde olduğunu Bediüzzaman da söylüyor. “Hem en büyük bir müceddid hem en büyük bir müçtehit hem hakim hem Mehdi hem mürşit hem kutb-u azam olarak” diyor “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da, Ehli Beyt-i Nebevi’den olacak” diyor.

 

Kadınlara Güzel Hayat Sunalım Diye Bir Kampanya Başlatalım. Özellikle Genç Kızların İstedikleri Gibi Yaşayabilecekleri Bir Ortam Sağlayalım

Kadınların makyaj malzemelerinin pahalı olması çok anormal bir durum yani ilaç gibi aynı ilaçtaki pahalılığı andırıyor ama bunu tabii hükümetin halletmesi gerekiyor. Çünkü nedir nihayet malzemesi ne var ki? Çok sıradan malzemeler kullanılıyor, yazık genç kızlara zaten o çocukların harçlığı çok az oluyor ve içleri yanıyor o parayı oraya verirken çok acı çekiyorlar. Süslenecekleri her şey çok pahalı, nedir ya neden yapıyorsun zaten sıradan kimyasallar, boya malzemeleri bunlar çok ucuz malzemeler pahalı olması için bir neden yok. Marka olan malzemeler kaliteli yapılıyorsa marka olmadan da aynı kalitede yapılan malzemeler olması lazım aynı kalitede mesela kadınların kullandığı her türlü malzemeyi devletin üretmesi gerekir. Marka olmayan ama aynı kalitede olan bir malzeme olursa çocuklar onu kullanırlar ve gayet de süslü ve güzel gezerler. Ona artık hükümet politikası olarak el atılması gerekiyor bilmiyorum Tayyip Hocam ne der? Bence olur çok çok güzel olur. Başka kim yapabilir? Kültür ve sanat bakanlığı yapabilir. Kadınlara bir jest olarak, bir güzellik olarak, kadın destekçisi olarak, kadınlara güzel hayat programı içerisinde bir kampanya başlatılabilir. ‘Kadınlara güzel hayat sunalım’ kampanyası içerisinde bakanlık kültür ve sanat bakanlığı veyahut bakanlığın herhangi bir kolu da olabilir böyle bir çalışma yaparsak kadınlara büyük bir jest olur, büyük bir iyilik, güzellik olur özellikle genç kızlara bir sevinç vesilesi olur.

 

Allah Mucizevi Şekilde Şu Anda Dünyada Hadi İsmiyle Tecelli Ediyor. Bu, Mehdiyetin Gerçekleşmesinin Delillerinden Biridir

Allah hamiyet hissini ahir zamanda kalplere veriyor insanlar bunu fark etmez. Bakın bütün gençler çok halim selim, hamiyetli, şefkatli, kaliteli ve kibar olmuşlar dikkat ediyor musunuz? Yüz binin üstünde gençle röportaj yaptık tamamında bunu gördük. Bunu 12 Eylül döneminde yapsaydık bu röportajı dehşet ifadelerle dönerdik. Bakın 12 Eylül döneminde 1980’lerde sorsaydık dehşet verici cevaplar alırdık ama şu an büyük bir oranda tamamen değil ama büyük bir oranda öyle olurdu ama şu an yüzde 99,99 mükemmel gençlerin verdiği cevap. Hepsi Mehdiyet üslubuyla konuşuyor. Kalplere Allah Hadi ismiyle tecelli ettiği için oluyor, mucize oldu bu. Bakın bir mucize meydana geldi, Allah bütün insanların kalbine Hadi ismiyle şu an tecelli ediyor özellikle gençlerin. Bakın gençlere hepsi halim, hepsi selim, hepsi güzel huylu, hepsi insancıl, hepsi merhametli, hepsi egoistliğin bencilliğin üstüne giden, egoistliğe bencilliğe aman vermeyen güzel insanlar. Mesela bu Mehdiyet devrinin bir mucizesidir. Allah Hadi ismiyle tecelli etmez bak uzun yıllardan beri Hadi ismiyle tecelli ediyor. Gençlerin hepsinin yüzüne nur hakim oldu. Allah hem Nur ismiyle tecelli ediyor, hem Hadi ismiyle tecelli ediyor. İnsanlar da farkına varmadan bu etkinin içine giriyorlar şu an.

 

Yüzeysel Dua ile Derinleşilen Dua Çok Ayrıdır. Derin Dua Zavallı Taklidi Yaparak Olmaz. Candan, Dürüst, Samimi Bir Akılla Olur

Bir sathi dua vardır. “Allah’ım” işte bana “şu şu nimetlerini ver” diyebilir kul. Bir de derinleşerek dua eder yani çok içten, çok akıllı bir dua eder. O çok makbuldür. Duada derinleşmeyi tavsiye ederim, doğru olan odur. Derinleşilen dua Allah için daha ayrıdır. Yani yüzeysel dua ile derinleşilen dua çok ayrıdır. Tabii derinleşilen dua filmlerdeki gibi böyle duygusal bir görüntü vermek değil haşa böyle Allah'ı kandırır gibi çocuksu hareketler değil. Çok samimi olarak Allah'ı severek, candan bir akılla Allah'la bağlantı kurmaktır. Derin ve yüksek bir akılla Allah'la bağlantı kurmaktır. Yoksa şimdi detaylı tarif etmek istemiyorum da zavallı taklidi yaparak olmaz.

 

Samimi Saygı ve İmanımız Var Mı Yok Mu Anlaşılması İçin Allah Bizi Sürekli Dener. Sabretmek, Kararlı Olmak, Affedici Olmak Samimiyetimizi Gösterir

Allah bizi dener “Samimi saygımız var mı? Samimi imanımız var mı?” Nasıl yapar? Mesela Allah için cihada çıkmak yani kıtal savaş normal, askerimiz gidiyor. Bir kısmı cepheden kaçan insanlar olur. Bu nedir? Kaybetmiş. Ama bir kısmı da büyük bir coşkuyla, cesaretle canını Allah için feda eder. Bu açık bir ifade. Sevgi ifadesidir veyahut yaralanır. Bu sevgi ifadesidir. Veya sevdiğinin garip tavırları vardır, yanlış tavırları vardır sabredersin. Bu bir sevgi gösterisidir. Ve o kişinin o sabır özelliğini, güvenilirliğini ortaya çıkaran bir yönü olur. Dolayısıyla birçok deneme metodu vardır. Allah bizi dener kul da insanları böyle deneyebilir. Gösterilen istikrardan anlaşılır bir insanın iyi olup olmadığı. Mesela annelerde sadakat müthiştir. Annelerde delicesine sadakat olur. Mesela geçenlerde de söylemiştim birkaç kere söyledim. Yanan evin içine giriyor çocuğu yangındaysa bildiğin kapıdan ateş çıkıyor belli yanacağı ama cinnet geçiriyor çocuk sevgisinden. Dalıyor hakikaten de çıkarıyor çocuğu ama yanıyor mesela ağır yanıklarla çıkıyor. Hatta geçenlerde -tabii bu tavsiye edilip, istenecek bir şey değil de anne sevgisinin nasıl çılgınca bir sevgi olduğunu göstermek için- çocuk balkondan düşmüş üçüncü kattan annesi de peşinden kendini atıyor. Onu yakalamak için güya o tatlılığa bak annedeki o hırsa. Tabii iyi şeyler olmadı. Allah sevabını çokça versin. Ama sadakat, sevdiği için her şeyi yapabilme gücüdür. Mesela senin sevdiğin kadını Allah esirgesin öldürmeye kalkarlar önüne geçersin kendin hedef olursun bu bir sadakattir, yiğitliktir, kabadayılıktır. Önü sonu olmaz bu örneklerin birçok irili ufaklı örneklerle bu anlaşılabilir.

 

Bir Kadın Yaşlandı Diye Ona Sevgide Saygıda Kusur Etmek Çok Büyük Ahlaksızlıktır ve Günahtır

Benim kız arkadaşlarımdan elli yaşında, elli beş yaşında, altmış yaşında kız arkadaşlarım var. Otuz yıllık kız arkadaşlarım var, yaşlı onlar bayağı yaşlılar. Altmış yaşında bir kadın nasıl olur? Bayağı sadığım, canım gibi de çok seviyorum. Çok fazla elli yaşında çok fazla kız arkadaşım var. İlk başlangıçtaki arkadaşlarım çoğu elli yaşında. Elli beş ve altmış yaşında hatta altmış yedi yaşında bile var kız arkadaşım. Ve hepsine sadığım, hepsine saygılıyım ve geçen yıllar daha da sevgimi artırıyor, daha katlamalı sevgim saygım artıyor. Aksini yapmak ahlaksızlık, şerefsizlik, namussuzluk, haysiyetsizliktir, psikopatlıktır, cehennem ehlinin özelliğidir. En yüksek derecede ahlaksızlıktır bir kadın yaşlandı diye ona sevgide saygıda kusur etmek çok büyük bir şerefsizliktir. Ve büyük bir günah, büyük bir haramdır.

 

Gaflet Boğucu ve Sıkıcıdır. Ağırlık Yapar, Korku Hissine Sebep Olur, Sinir Bozukluğu Yapar. İnsan Allah’ı Andığında Hemen Gaflet Dağılmaya Başlar

Gaflette olan kişi, gaflet bir kere çok boğucu ve sıkıcıdır. Nefsi açısında da beladır. Ağırlık yapar, sıkıntı yapar, korku hissi getirir insana. Gerilim meydana gelir. Sinirleri bozulur. Gafletten çıktığında, Allah’ı andığında hemen gaflet dağılmaya başlar. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Felah ne demek? Kurtulma, ferahlık, neşe, sevinç, sıhhat, sağlamlık. Neyle diyor Allah? Allah’ın zikriyle. Samimi Allah zikredildiğinde kalp hemen ferahlar. Üzerindeki insanın gerilim gider kafası salim olur.

 

Kafir Açıkça İnanmadığını İfade Eder. Münafık İse Çok Kahpedir, Gerçek Yüzünü Gizler

Münafık kafirden farklı oluyor. Kafir küfrünü dürüstçe ifade eden insan demektir. Samimiyet yönü vardır kafirin. Yani açıktır gizlemiyor “ben küfür içindeyim” diyor Allah esirgesin. Söylüyor yani. Münafık öyle değil o küfrünü gizliyor Allahsız, dinsiz olduğu halde Müslümanlar içinde konum alıyor, mevzi alıyor sonra kendince kahpe aklınca Müslümanların zayıf gördüğü bir anında atağa geçerek küfürle ittifak ederek Müslümanları vurmaya kalkar. Müslümanlar can havliyle İslam’ı hakim etmeye çalışırken o kahpeler de yandan Müslümanlara saldırarak Müslümanların gücünü tamamen veyahut yarı yarıya kırmak için azmeder. Münafığın özelliği budur. Ama küfür de kendisini açıkça belli ettiği için Müslüman önceden tedbirini alır. Bir risk olmaz bilirsin ne yapacağını. Nasıl atak yapacağını bilirisin ona kendini ayarlarsın. Ama münafıkta kendini ayarlama imkanın yoktur. Senin içine gelmiş her türlü bilgiyi almış eğer sırrı varsa Müslümanların o sırlarına da vakıf olmuştur. Ve ilk fırsatı bulduğunda bünyeyi zayıf gördüğü zannettiği anda kahpece ve alçakça Müslümanlara saldırmaya başlar. Ve saldırırken de Allah adına saldırıyor gösterir bu kahpeliğinin katmerli olmasını sağlar. Kuran ayetleriyle dürüstlük adına, akıl vererek bazen felsefede bazen mantıktan, bazen iş bitiricilikle bazen böyle sahtekar bir üçkağıtçı üslubuyla, bazen yine sahtekar bazı esnaflarda olduğu gibi kafalama üslubuyla kendi fikrini empoze edeceğini düşünür. Asıl derdi keyiftir, rahatlıktır.

 

(“Pembe yalanlar günah mıdır?” izleyici sorusu)

Güzel yüzlüm şöyle olabilir yalan, daha önce de örnek vermiştim. Adam mesela kanser hastası oluyor. Adama ‘sen kanser hastasının’ dersen adam bir haftanın içerisinde çöker ölür. Eğer tevekkülü zayıf ise sinirleri zayıf ise çok riskli olur öyle bir şey. Adama dersin ki “bir tümör cinsi var ama zararlı değil Allah’a şükür temiz çıktı” dersin. “Biz bunu tedavi edeceğiz ilaç ile tamamen kurutacağız sen bize bırak çok da rahat ol.” Doktorlar da ittifak ederler. Hepsi birden bu şekilde konuşulur. Bu kadar hatta raporunda bile öyle gösterilebilir. Tümör cinsi hapis değil diye yazarsın. O ona moral, güç olur. Manevi güç olur. Ama öbür türlü dersen indiferansiye kalsinom cinsi vardır. Çok hızlı. Derhal öldüren kanser cinsi. Adama onu söylersen allak bullak olur. Çok tehlikeli. Öyle dersen o direnci çok güçlü olur. İlaca da güzel cevap verir. Rahat tedavi edebilirsin. Hakikaten de kurtuluyorlar sonra. Adamı korkutup direncini kırmanın alemi ne? Bu açıdan yalan değil de buna maslahat diyebiliriz. Zaten bu farz olur. Öbürü yalan olur. Doğruyu söylemek yalan olur. Yalan günah olur. Eğer doğruyu söylersen ona yalan günahını almış olursun. Hatta yalanın on misli, yüz misli günaha girmiş olabilirsin. Yalandan çok çok daha beter bir şey olur. Mesela bir adam katil elinde bıçakla bir hanım kızı arıyor. İçeri girmiş ‘nerede o?’ diyor. Ne diyeceksin ‘ben onu geçen gün Samsun’da gördüm’ dersin, ‘burada değil.  Sen ne yapıyorsun burada arıyorsun. Bu şehirde yok o’ dersin ‘Samsun’da’ inşaAllah. Bu kadar. Arkadaşı da ‘evet biz Samsun’da biliyoruz. Biz daha yeni geldik Samsun’dan. Oradaydık’ dersin. Bunu söylemek farz olur o anda. Aksi çok şiddetli haram olur. Dürüstlük olmaz.

 

Tarih Boyunca Negatif Gücün Hep Organizasyonu Olmuştur. Hz. Nuh Devrinde de Hz. İbrahim Devrinde de Deccaliyet Vardı

İngiliz derin devletinin güç sahibi olması ta Adem (as) devrine dayanır. Hep negatif gücün bir organizasyonu olmuştur. Habil-Kabil kıssasında bile bir kardeş deccaldır, bir kardeş de Mehdiyet’i temsil eder. Hz. Nuh (as) devrinde de deccaliyet vardı. İbrahim (as) devrinde de vardı deccaliyet. Deccaliyet her devirde olmuştur. Mesela Hz. İbrahim (as)’in karısı uysal bir insan ama Lut (as)’un hanımı deccal komitesine bağlı, deccaliyete bağlı ve homoseksüeller. Bakın Allah karşıtı, homoseksüel ve insanların Allah tarafından yaratılmadığına inanıyorlardı o devirde de. Tesadüfler sonucu olduğuna inanıyorlardı, aynısı. Hep organize olarak deccaliyet büyük veya küçük olarak dünya tarihinde hep yer almıştır. Ve elden ele geçmiştir bu. Silsile olarak geçer, deccaldan deccala. Nakşibendilik nasıl? Şeyhten şeyhe, şeyhten şeyhe silsile olarak geçiyor. Deccaliyet de silsile olarak geçer. Mesela Hülagü’ye verildi deccaliyet, sonra Roma’ya geçti bu. Hz. İsa (as) döneminde Roma deccaliyeti temsil ediyordu. Silsile olarak bu elden ele geçti, en son olarak İngiliz derin devletine Anglosaksonlardan oluşan bir ekibe verildi bu görev, deccaliyet görevi. Ve onlar bu görevi şu an yerine getiriyorlar. 150 yıllık aktif atakları var ama 300, 400, 500 yıllık kökeni vardır. En az 500 yıllık bir kökeni vardır. Ama en aktif görevlerini son 150 yılda görüyoruz, 150-170 yıllık dönem içerisinde görüyoruz.

 

(“Atatürk’ün kılık kıyafet devrimini nasıl yorumluyorsunuz?” izleyici sorusu)

Atatürk çok janti delikanlıydı, çok şahane delikanlı. Kibar, yakışıklı ve klas delikanlı. Yobaz takımının gücü yetmez Atatürk’e. Hiç densizlik, münasebetsizlik yapmasınlar. Atatürk Allah tarafından gönderilmiş bir Mehdi’dir, Mehdi mukaddemesidir. Mehdiyet’e zemin hazırlamış mübarek bir insandır. Hızır (as)’la birlikte hareket etmiştir. Metafiziktir mesela Atatürk’ün gözüne insanlar bakamıyordu. Bu çok önemli bir şey. “Bakabiliyordum” diyen varsa çıksın. Bakamıyor, gözünü çekiyor. Bizim Türkçe hocamız vardı. O Atatürk’le karşılaşmış. “Bakılamıyordu gözüne” diyor Türkçe hocamız. Ama nutku tutulmuştu anlatırken bir acayip oldu. “Bakılamıyordu” diyor. Müthiş bir tesir gücü vardı gözünde. Metafizik bir insan olduğu çok aşikar belli. Kılık kıyafet devriminde de muhteşem bir atak yaptı. Sanat, estetik, güzellik her şey 200 yıl sonra gelecekken derhal gelmiş oldu. Bak 200 yıl sonra gelecek bir şey derhal gelmiş oldu. Suudi Arabistan’a daha yeni yeni geliyor. Atatürk rahmetli yıldırım hızıyla getirttirdi. Bu da Allah’ın bir lütfu çünkü Mehdiyet’in bekleyecek vakti yoktu. Mehdiyet’e yardımcı olması için Allah Atatürk’ü görevlendirdi.

 

En Yüksek Kalite Cennettedir. Her Ruh Sahibi Müminde de Çok Yüksek Bir Kalite İsteği Vardır

Allah’ın ruhunu taşıyan yani kutsal ruh verilmiş, kutsal ruh bedenine inmiş her insan doğal olarak Allah tarafından kaliteyi isteyecek şekilde yaratılıyor. O yüzden cenneti istiyor zaten. Kalite eğiliminin en yükseği cennettir biliyorsunuz. En yüksek kalite cennette vardır. Her müminde ama ruh sahibi her müminde muazzam bir kalite isteği vardır. Ama müşriklerde ruh sahibi olmuyor birçoğu o yüzden kalite isteği yoktur. Rezalet, acı ve kepazelik ister. Onlarda cehennem özlemi vardır yani cehennem olana istek vardır. Müminde de cennete olan özlem ve istek vardır.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263200/sayin-adnan-oktarin-26-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263200/sayin-adnan-oktarin-26-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171026t_03.jpgSun, 12 Nov 2017 06:19:52 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Ekim 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Külliye’de düzenlenen vefatının 14. Yılında Aliya İzzetbegoviç’i anma programında konuştu. “Türkiye onurundan asla taviz vermeyecektir. Biz kimsenin oyuncağı değiliz, olmayacağız. Biz birilerinin keyfine göre muamele edeceği kapıkulu değiliz, olmayacağız. Tehditlerle Türkiye’yi esir alacağını sananlar kendi geçmişlerinden bihaber gafillerdir. Yanılgı içinde olduklarını kısa sürede anlayacaklar. Ucuz ayak oyunlarına izin vermeyeceğiz. Kendini bilmez siyasetçilerin provokasyonlarına prim vermeyeceğiz.”)

Helal olsun Tayyip Hocam’a. Gayet güzel konuşmuş. Delikanlıca, Müslümanca, Allah’tan korkan, Allah’a inanan bir insanın üslubuyla konuşmuş. İngiliz derin devletine şamarı elinin tersiyle yapıştırmış. Osmanlı tokadı bu, iyi bir Osmanlı tokadı çakmış diyelim iyi olmuş.

 

Mehdi’yi Henüz Görmedik Ama Görmüş Gibi Şevkle, Azimle İlmen Mücadele Ediyoruz

Hz. Mehdi (as), Hz. İsa Mesih (as) bütün dünyanın konuşabileceği, görüşebileceği insanlar olacaktır. Ama ne kadar yoğunluk olabilir, ne kadar sıklık olabilir onu yaşadığında göreceğiz. Ama Hz. İsa Mesih (as)’e zaten Mesih denmesinin nedenlerinden biri de dünyayı gezmesidir. Sürekli hareketli bir bağlantı olacaktır. Asıl cennette birliktelik vardır. Cennette kesintisiz birliktelik vardır. Ama burada dünya şartlarının adetullah yöntemleri nedeniyle, Cenab-ı Allah’ın yarattığı yöntemler nedeniyle teke tek görüşme sınırlı ve kontrollü olur. O kadar fazla olmaz takdir edersiniz ki. Ama inşaAllah Allah bizi Hz. Mehdi (as)’la görüştürür, inşaAllah Hz. İsa Mesih (as)’la görüştürür. Ama görüşmesek bile biz mesela şu an Hz. Mehdi (as)’ı görmedik, Hz. İsa Mesih (as)’ı da görmedik ama yoğun faaliyet halindeyiz, yoğun gayret ediyoruz. Bütün gücümüzle bir atak halindeyiz. Kitaplar bastırıyoruz, kitaplar dağıtıyoruz, internet siteleri kuruyoruz, insanlara tek tek tebliğ yapıyoruz, münafık ataklarına karşı tavır alıyoruz. Küfri ataklara karşı, karşı cevaplar geliştiriyoruz. Allah’ı inkar eden odaklara cevaplarla mukni, güzel izahlarla set oluyoruz. Dolayısıyla bütün günümüz yoğun faaliyet halinde oluyor.

 

Münafık Küfrün Arasına Gidince Hayvan Gibi Yaşamaya Başlar. Temizlik Yapmaz, Namazını Kılmaz, İnfak Etmez

Münafık olan ne diyor? “Münafıklık ne kadar güzelmiş” diyor. “Niye ki?” falan diyoruz “çok rahat, sabah namaza kalkmıyorsun” diyor. “Oruç da tutmuyorsun, İslam için bir şey harcamana da gerek yok, İslam’ı tebliğ etmene de gerek yok, kitap okumana da gerek yok, Müslümanlarla birlikte hareket etmene de gerek yok, temiz olmana da gerek yok” hayvan gibi yaşanıyor yani diyor ve seviniyor. “İnanılmaz rahatmış” diyor. Bu kadar ahmaklık olur mu? Şimdi mesela bir asker düşün cephede, sen silahını atar elbiseni çıkarır kaçarsan tabii ki rahat edersin. Ama soysuz ve haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz hale düşersin, kahpe ve kalleş olursun. Allah belanı verir. Cepheden kaçarsan dünyanın en haysiyetsiz adamı olmuş olursun. Veyahut mesela doktor, acil hasta gelmiş adam kan kaybediyor, doktor diyor ki “Ben vurup kafayı yatacağım, uyuyacağım, acilde hasta ölürse ölsün” diyor. Adam da arkasından diyorsa ki “Oh ne rahatmış” bu bir ahmaklık, katillik, haysiyetsizlik ve şerefsizlik. Şimdi öyle bir bakış açısını hayatın diğer yönlerine de yaysa insan berbat bir durum olur. Mesela bir anne düşün, çocuğun altını temizliyor, yemek veriyor yiyecek veriyor. Çocuğu bırakıp tatile gitse “oh ne rahatmış” dese bu bir ahlaksızlık, çocuk ölür ve acı çeker. Münafığın ahmaklığını tarif etmek için münafığın bir kere hayvan olmaması gerekiyor. Şimdi hayvana neyi açıklayacaksın? Hayvan. Ayette diyor ki “konuşsan da dilini sarkıtıp solur” diyor “kızsan da ne yaparsan yap dilini çıkartıp solu” diyor. Anlamaz hayvan çünkü. Bunlar hayvandan aşağı yani ahmak.

 

(“Said Nursi Hz. Mehdi (as)’ın öğretmeni mi oluyor?” izleyici sorusu)

Said Nursi diyor ki “hiçbir cihette” bak “hiçbir cihette” yani belirli bir cihette değil “hiçbir cihette hiçbir yönde o ahir zamanın acip şahsı gibi olamam” diyor hiçbir cihette. “Ancak onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona yer hazır eden bir dümdarıyım” diyor. Bak “hiçbir cihette” diyor “ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam” diyor, acip diyor. Sungur Ağabey’e ben sormuştum “Sungur Ağabey, Nur talebesi mi olacak Mehdi?” dedim. Bediüzzaman’ın talebesi olduğu için tabii ben doğal olarak “tabii ki Nur talebesi olacak” diye bekliyordum. “Yok, Nur talebesi olmayacak dedi Bediüzzaman, Nur talebesi olmayacağını söyledi” dedi. “Peki nasıl olacak ağabey?” dedim ben şaşırdım, şöyle elini açtı “bambaşka olacak dedi” dedi, “bambaşka.” Benim de huyum böyle şeylerde ayıp olur diye üstüne gitmiyorum. Halbuki istesem birkaç soru daha sorsam anlatacaktı yani o şeydeydi, modu çok iyiydi. Ama o kadarla bıraktı. Yalnız neyin ebced hesabını yaptı onu anlayamadım. İlk geldi, “Selamun Aleyküm” dedi “Aleyküm Selam Hocam” dedim ben “senin adın ne kardeş?” dedi “Adnan Hocam” dedim “Adnan Oktar” dedim. Hemen cebinden bir bloknot çıkarttı bir de kalemini çıkarttı, “memleketin nere?” dedi “Ankara” dedim. Hemen adımı soyadımı yazdı bir ebced hesabı yaptı. Bizim çocuklar da gülmeye başladılar tabii çok heyecanlandılar, anladılar onun ne amaçla yaptığını anladılar yani ebced hesabını. Cahil çocuklar daha yeni geldikleri için saygıyı, edebi, adabı o kadar bilmiyorlar. Heyecanlanınca güler ya bazı insanlar ama çocuksu bir mantıkla bunu yaparlar. Ben de ayıp olmasın diye Sungur Ağabey’i ileriye doğru alıp-götürdüm, hiç bağlantı kuramayacakları bir yere doğru götürdüm, orada sordum bu soruları. İşte “bambaşka olacak”ı orada söyledi. Bir de Nur talebesi olmayacağını da orada söyledi.

 

(“Psikolojik hastalık diye bir şey var mı yoksa bu insanların zaafı mıdır?” izleyici sorusu)

Şu panikatak falan var ya bunların hepsi hikaye. Sinirim bozuk demeler, asabım bozuk demeler, yok işte depresyona girdim falan bunların hepsi hikaye. Ama şizofreni hakikaten hastalıktır. Adam çünkü başka boyutta yaşıyor. Şizofren demek başka boyutta yaşayan insan demektir. Bir kutu düşün, o kutunun dışında bir dünya var, o kutunun dışına çıkamaz o şizofren. En fazla o kutunun en son kenarlarına kadar gelebilir. Onda işte insanlara yakın olduğu için normal gibi davranmaya başlıyor. O kutunun en kenarına kadar gelir ama dışına asla çıkamaz. Şizofren demek ölmüş insan demektir ölüdür yani. Şuuru tam kapalıdır şizofrenin. Ama konuşur, hal-hatır sorarsın cevap verir normal insani tavır. Ama bir gün mesela durduk yere “babamı boğma emri geldi” diyor adamı yatırıp boğuyor aniden. Aynı o şuurla hiçbir değişiklik olmaz. Bu doğru mesela paranoya, şizofreni bunlar hastalıktır. Ama onlar laf, işte direkt iman zafiyetinden Allah’a tevekkül etmemekten kaynaklanan, kendi kendilerini telkin ederek elde ettikleri bir durum. Mesela diyor “aman ilaç içmezsem ben duramıyorum” yok kardeşim öyle bir şey yok. Ye yemeğini çık ortaya kalk oyna bir neşelen. Sevgisizlikten, muhabbetsizlikten, gelecek korkusundan, içe kapanmadan, meseleleri çok girift ve olumsuz düşünmekten vücutları bitap oluyor, buna diyorlar. Yoksa ne alakası var? Şirk koşmazsan hiç bir şey olmaz.

 

(Amerikan Hava Kuvvetleri nükleer silah kapasiteli B-52 bombardıman uçaklarını soğuk savaştan bu yana ilk kez 24 saat esasına göre teyakkuza geçirmeye hazırlanıyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Goldfein “Dünya artık tehlikeli bir yer ve nükleer silah kullanımından açık açık bahseden insanlar var. Artık sadece Sovyetler Birliği ve bizim olduğumuz çift kutuplu dünyada yaşamıyoruz. Nükleer kapasitesi olan başka oyuncular da var” dedi.)

Ne yapacak? Uçağını kabuk gibi vurup indirirler aşağı. B-52 zaten yaban kazı gibi, uçak çok büyük, ta göbeğinden vurur-patlatırlar. Sen ona niye o kadar güveniyorsun? Allah’a güven ve sevgiyle halletmeye çalış. Hep böyle kabadayılıkla, -kabadayılıkla demeyeyim de yani işte diklenmeyle, kabadayılık ayrı bir şeydir- meseleleri halletmeye çalışıyorlar. Sevgiyi hiç düşünmüyorlar. İncil size hep sevgiyi anlatıyor, merhameti anlatıyor. Dostlukla halledin. Hep işte asarak keserek kovboy zihniyeti, kovboy mantığı, kovboy elbiseleri, kovboy şapkası, kovboy kültürü, bundan bir türlü kurtulamadılar. Bir şey oldu mu hemen gider silahla basarız kurşunlarız konu hallolur. Öyle bir şey yok. Senin B-52’ni adam yerden roketle alır küçük bir roketle kabak gibi indirir aşağı. Balıklama da aşağı düşersin. Münasebetsizliği bırak. Böyle olmaz. Allah’a sığınarak, Allah’ı severek, Allah korkusuyla halledeceksin. Sevgi, muhabbet, dostluk, insanlara güven vererek, herkese böyle diklenerek falan netice alınmaz.

 

(PYD Lideri Salih Müslim, “İdlib operasyonunun ardından bize saldırmayın” açıklamaları yaptı. Müslim yaptığı açıklamada da “Türkiye bizi çok iyi tanıyor. Terörist olmadığımızı çok iyi biliyor” dedi.)

Terörist nasıl olmuyorsun kardeşim? Bir kere orada kullanılan silahlar olduğu gibi Türkiye’ye geliyor Türkiye’de kullanıyorsunuz askere karşı. İkincisi, orada kullandığınız elemanlar Türkiye’de yine asker vuruyorlar gelip burada asker vuruyorlar, buradan da kaçıp orada barışçıl asker ayaklarına yatıyorlar. Bu sefer yine Türkiye’ye gelip asker vuruyorlar yine oraya kaçıyorlar. PYD’li, YPG’li çok fazla katil yakalandı ve birçoğu da itlaf edildi. Dolayısıyla çok samimiyetsiz çirkin bir üslup. Sen komünist Stalinist’sin ve terörle o neticeyi almışsın ve terörden başka bir yol da kabul etmiyorsun niye inkar ediyorsun? Hadi söyle, Stalinist olmadığını söyle. Şimdi laf mı yani, sen PKK’lı adamları oraya götürüyorsun, gittiklerinde “bunlar kim?” diyoruz “bunlar PYD’li” diyorsun “PKK’lı değil.” Sonra Türkiye’ye geliyor asker vuruyor yakalanıyor adamlar, bu nedir? “PKK’lı” diyor. Böyle münasebetsizlik olmaz. Gereğini yapacağız.

 

Allah Gelenekçi Ortodoks Sistem Geliştikçe Bu Sistemin Olduğu Ülkeleri Tek Tek Yıktı. Kurtuluşun Yolu Kuran Müslümanlığı’dır

Gelenekçi Ortodoks İslam şeytanın ifasıyla oluşturulan bir sistem oldu. Ama yıkılışı için Allah uzun bir süre tanıdı. Bir de teknolojinin gelişmemesi ve halkın korku içinde olması, baskıcı rejimler gelenekçi İslam’ın uzun süre ayakta kalmasına sebep oldu. Yani Kuran Müslümanlığına, Kuran’a dayalı sahabe Müslümanlığına müsaade etmeyen bir sistem oldu. Ama Osmanlı döneminde Allah bunu yıktı bu sistemi yani gelenekçi Ortodoks sistemin bütün kalelerini yıktı. Sonra ona ait ülkeleri de Allah yıkmaya başladı. Mesela Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Mısır, gelenekçi İslam’ın en yüksek kaleleriydi bunlar. Allah bunları da yıktı. Allah’ın istediği Kuran Müslümanlığı, Kuran Müslümanlığı olduğunda bunun yıkılması mümkün değil. Yani ne zaman şirke dönülürse Allah mutlaka belaya dönüyor ve belayı mutlaka insanlara musallat ediyor. Şu an gelenekçi Müslümanlar gelenekçi sisteme sarılarak kurtulacaklarını zannediyorlar. Daha da yıkılışı hızlandırırlar. Belayı daha da hızlandırırlar. Yani şu an ayakta kalmalarının nedeni Kuran Müslümanlığının atakta olmasıdır yoksa çoktan yıkılacaklardı, yani yerle bir olacaklardı. Kuran Müslümanlığı nedeniyle ayakta kalıyorlar.

 

(Rusya, Amerika liderliğindeki koalisyonu Amerika ve İngiltere’nin 1945 yılında Almanya’nın Dresden kentine yaptıkları gibi Rakka’yı yoğun şekilde bombalayarak yeryüzünden silmekle suçladı. Rakka’dan gelen görüntüler kenti enkaz yığını şeklinde gösteriyor. Birleşmiş Milletler araştırmacıları geçen hafta yaptıkları açıklamada Rakka’da çok fazla sivil kayıp olduğunu belirtmişlerdi.)

Bunun sebebi işte İncil’de öyle geçiyor bu Irak ve Suriye’nin yerle bir olacağı sonra yeniden şehrin kurulacağı sonra yeniden yerle bir olacağı işte ondan sonra da Mesih’in geleceğine inanıyorlar. Doğru bu olaylar olacak Peygamberimiz de (sav) söylüyor. Olayı ben açıklamayayım neden olduğunu da düşünen kendi bulmaya çalışsın. Ama doğru bu hadislerde de var.

İşin doğrusu Rakka gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının hakim olduğu bir yerdir. Boydan boya şirk hakim olduğu bir bölge. Allah şirki istemiyor. Şirk olan her bölge yerle bir oluyor. Amerika yaptı, Rusya yaptı, işte Çin yaptı şu yaptı bu yaptı hiçbirinin yaptığı yok yapan doğrudan Allah’tır. Kullarını vesile eder. Şirk olan bütün beldeleri Allah yerle bir edeceğini Kuran’da belirtiyor. Şirkten kaçınmak lazım. Kuran’a dönülmesi gerekiyor bak bunun dışında felaket kol gezer. Bunun dışında bir yol yok. Kuran’a dönülmesi gerekiyor. Defalarca söyleyeceğim.

 

Allah’tan Korkmayan İnsana Güzellik Bir Şey İfade Etmez. Eğer İnsan Egoistse Hiçbir Güzellikten Zevk Almaz

Egoistlik, bencillik insanı mahveden çok büyük bir beladır. Diyor ki; “Ne var egoistlikte?” Egoist olduğunda deccala döner o adam. Sevgiyi unutur, merhameti unutur, şefkati unutur, vefayı unutur. Her türlü güzel duyguyu unutur. Egoistlikten kurtulan adamın özelliği ne? Kendi için yaşamıyor. Kim için? Allah için ve sevdikleri için yaşıyor. Bu insana biz kabadayı deriz. Bu asil insandır. Bu tutkuyu da yaşar, sevgiyi de yaşar. Güzel insandır, her yerde güzeldir. Ama egoist her türlü ahlaksızlığı yapar. Küser, darılır, kızar, bağırır, çağırır, Müslümanları rahatsız etmeye çalışır. Çünkü egoisttir. Kendi çıkarıyla çatışıldığı için her türlü adiliği yapar. Ama mümin öyle değildir. Allah için yaşadığı için her şeyi Kuran’a ve Kuran’daki düzene göre yapar. Allah’ın rızasıdır onun tek amacı. Tek ülküsü, inancı Allah’ın rızası olur.

 

Kadın Cazibeyi Aklıyla Kazanır. İstediği Kadar Güzel Olsun Güzel Bakamıyorsa, Sesini Güzel Kullanamıyorsa Hiçbir Etkileyiciliği Olmaz

Bir kadın cazibeyi geniş çaplı sonradan kazanabilir. Ama cazibeli doğan kadın vardır tabii. Görünüşü çok çekici olabilir. Ama kadın cazibeyi aklı ile kazanır. İstediği kadar kadın çekici olsun. Ama aklı yoksa aklını kullanamıyorsa, sesini kullanamıyorsa, bakışlarını kullanamıyorsa. Mesela kadının en etkileyici yönü bakışlarıdır. Boş boş koyun gibi bakıyorsa istediği kadar cazibeli olsun biter. Egoist ve bencil ise istediği kadar güzel olsun hiçbir anlamı olmaz. Yani et yığını olur. Onun için kadın aklı ile çok güzel olur, çok çekici olur. Etkileme gücü müthiş yükselir aklı ile. Aklının olması için de imanının olması lazım. İmanının olması için Allah’tan korkması ve Allah’ı sevmesi lazım. Dolayısıyla Allah’tan korkan ve Allah’ı seven egoistlikten ve bencillikten kurtulan bir kadın nefis bir varlıktır. Çok çok güzeldir. Ama bencil ise egoistse istediği kadar güzel olsun hiçbir şey ifade etmez. Et yığını gibidir. Erkek olsun kadın olsun bu fark etmez.

 

Müslüman’ın En Yüksek Kaliteyi Hedeflemesi Farzdır. Çünkü En Yüksek Kalitede İslam’a En Büyük Hizmeti Yapar

Gelenekçi İslam anlayışının en büyük hatalı yönlerinden biri de kanaatkârlık müessesi. “Ben” diyor “kanaatkârım” Ee? İşte “kırk yıldan beri yerde yemek yeriz” diyor. “Benim bir sofram vardır” diyor. “Bir yarım ekmek gelir. Hanım ile beraber akşamları tarhana çorbası yapar yeriz, öyle yaşarız” diyor. Kardeşim sen bütün sebeplere sarılırsın. Buna rağmen Allah sana onu veriyorsa sen o yiyeceğe kanaat edersin. Yoksa öyle bir yaşantı kalitesizlik demektir. Ve zevksizlik demektir. Ve akılsızlık demektir. Kanaatkâr olmanın anlamı o değil. En yükseği, en iyiyi, en değerliyi elde etmeye çalışması lazım Müslümanın. En güzel ev, en güzel araba, en güzel yiyecek. Ama herkes için kendi için değil. Egoistlik anlamında değil. Herkes için en güzel yollar, en güzel bahçeler, en güzel meyve ağaçları, en güzel hayvanlar. Her şeyin en güzeli. Sofranın en güzeli. Yiyeceklerin en güzeli, kıyafetin en güzeli, ayakkabının en güzeli. Gayret edersin ama fakir milletsindir, az kalır ve ona kanaat edersin. Bu doğru. Ama her şeyin en çoğunu, en hayırlısını, en fazlasını elde etmeye çalışması Müslüman için farzdır. Dünyanın en güçlü ordusu Müslümanlar için farzdır. En yüksek kalite farz olur. Çünkü en yüksek kalite en iyi şekilde hizmet demektir İslam’a, Kuran’a. Allah’ın rızasına en uygun ortam sağlamış oluyorsun.

 

Münafıkların Bir Ahmaklığı da İnsanlara Mantık Kullanmaları İçin Tavsiyede Bulunmalarıdır

Münafıkların bir ahmaklığı da insanlara mantıklarını kullanmaları konusunda tavsiyede bulunmaları.  Yani Kuran, din, iman, Allah, Kitap bir yana gidiyor, mantık münafıkta. Hayretler içerisinde kalıyor. “Ya” diyor “ne gerek bir araya geliyorsunuz. Nereden çıktı?” diyor. “Sen evinde Müslümanlığı yaşayamaz mısın?” diyor. “Git yaşa evinde” diyor. Ee? Beraber Müslümanların Allah namaz kılmasından bahsediyor. “Yo fark etmez hiçbir şey olmaz” diyor. Peki, Müslüman Müslümana yardım edecek o nasıl olacak? “Gerek yok” diyor “sen kendi kendine yardım et” diyor. Bak mantık çıkarıyor. Müslüman Müslümana zekât veriyor. “Yok, kendine ver. Niye başkasına veriyorsun?” diyor. “Ben mantıken düşünüyorum kendimden mantıken düşündüğümde artıkın” diyor. Müslümanlar bir araya gelip birini başlarına baş ilan ediyorlar. Lider ediyorlar. “Ne gerek var?” diyor, “kendi kendinin lideri ol kardeşim” diyor. Neye göre? “Benim mantığıma göre böyle düşünüyorum” diyor. Kuran? “Kuran ayrı” diyor. “Bende bir de mantık da var hani biliyor musun” diyor. Münafık ahmaklığının karşısında duracak güç olmaz. Çünkü münafık sana her an her saat değişen bir din ile gelmiş oluyor. Münafığın dini her yarım saatte bir değişir. Her on beş dakikada bir değişir. Duruma göre şekil alır.

 

(Başsavcılık Gezi ve 17 ve 25 Aralık kumpasları ile 15 Temmuz darbe girişiminde talimatları kimlerin verdiğini soruşturuyor. Bu kapsamda gözaltına alınan Soros’un Açık Toplum Vakfı Danışman Üyesi Osman Kavala ile casusluktan tutuklanan Amerika İstanbul Başkonsolosluk Görevlisi Metin Topuz aynı dosyada şüpheli olarak yer aldı.)

Şimdi kardeşim bu konudan ayrı olarak ben bizim topluluğumuz içerisinde nitelikli münafıkları tespit etmiştim. Nitelikli, ilk defa. Bizim daha önceki münafıklarımız nitelikli olmuyordu. Yani adi münafık oluyordu. Ama nitelikli münafık ilk defa gördük. Ve ondan sonra münafıklığın aleyhinde kitap yazabildik kapsamlı. Fakat o nitelikli münafıklar sayesinde derin devleti, İngiliz derin devletini bulduk. Bulamazdık yoksa. Homoseksüel atağın organize olduğunu öğrendik. Rumiliğin İslam dinine karşı bir din olarak çıkarıldığını gördük. Darwinist, materyalist sistemin İngiliz derin devleti tarafından din olarak ayrıca Rumilik ile ilave dinin bir bölümü olarak aktarıldığını ve savunulduğunu gördük. Bir de münafık sistemin züppe, haysiyetsiz, kevaşe insanları, böyle bilmiş millete tepeden bakan karaktersiz köprü altı itlerini hedeflediğini gördük. Yani hakikaten vatan haini nereden bulsun adam? Normal vatandaş vatan haini olmaz. Ancak kahpe olması lazım. Kalleş, züppe, saldırgan ve pislik olması lazım. Baktık böyle tipleri toplamaya başlamışlar. Az ama buluyorlar yine. Az da olsa buluyor. Böyle ruhunu şeytana satan aşağılıklar. Bunlardan küçük de olsa gruplar oluşturuyorlar. Ama bunlar halka mantık kullanarak zayıf insanları düşürebiliyorlar. Mantık kullanarak. Şeytani mantık kullanarak. Bunun için kitapla, dergiyle, CD ile bu alçaklara karşı halkı uyarmak çok önemli.

 

Allah Evrenin Her Yerinde Ritim Yaratmış, İnsanı da Ritimden Zevk Alacak Şekilde Yaratmış

Allah öyle yaratmış, her yerde ritim var, atomda ritim var, kainatta ritim var. Ritmi duyduğumuzda ruh müthiş heyecanlanıyor, müzikteki mesela o ritim akıl almaz etkiliyor. Bir mucize olarak ruhumuza verilmiş bir gıda bu, heyecanlanıyoruz ritim duyduğumuzda. Mesela darbukanın ritmi nefes kesiyor çok hoşumuza gidiyor. Herhangi bir müzik aletinin ritmi çok hoşumuza gidiyor. Zaten simetri hoşumuza gidiyor, geometrik düzgünlük hoşumuza gidiyor. Mimaride hep ona dikkat ederler simetri, altın oran, ahenk hep ruhumuza zevk verir. Allah’ın bize verdiği gizli nimetlerdendir bunlar gizli nimetlerdendir bunlar, tarifi olmayan nimetler.

 

(“Hataları unutalım mı ezikliğini mi yaşayalım?” izleyici sorusu)

Şimdi güzel yüzlüm istesen de zaten hatayı unutamazsın hata derken yani kötülükler ama affetmiş olursun. Ama gayriihtiyari tabii aklında durur ama affettiğin için de sana bir zararı olmaz. Ezikliğini niye yaşayasın? Onun ibadet zevkini yaşarsın, onun ibadet mutluluğunu yaşarsın. Çünkü affettiğin için sevap kazanmışsın. O af da devam ettiği için af devam ettiği müddetçe de sürekli sevabını kazanıyorsun. Çünkü af bir kereye mahsus değil. Sürekli affetmiş oluyorsun.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263196/sayin-adnan-oktarin-24-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263196/sayin-adnan-oktarin-24-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171024t_08.jpgSun, 12 Nov 2017 06:07:58 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Ekim 2017

 

(Kemal Kılıçdaroğlu dün Sayın Erdoğan’ın Bülent Ecevit’le ilgili sözlerini eleştirmiş ve milliyetçiliğinin sorgulanmasının, sağlığı ve yaşının istismar edilmesinin uygun olmadığını söylemişti. Sayın Erdoğan’a hitaben “Ecevit’le uğraşma” şeklinde bir ifade kullanmıştı. CHP kanadından ve Ahmet Hakan gibi yazarlardan “ölmüş bir insanı eleştiriyorsun” şeklinde tepkiler gelince Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle bir açıklama yaptı: “Ecevit’e sataşma diyenler var, ben Ecevit’in anlayışına sataşıyorum. Çünkü bu milletin temsilcilerinin Amerika’nın başkanlarının tırabzana oturup kendisinin de el-pençe durmasını kabul edemiyorum. Mesele budur. Çünkü bu milletin genlerinde geleneklerinde bu yok. Biz geçmişin hesabını yapamayacak mıyız? Ölmüş-gitmiş olabilirler, ne durumlardaydık bunu masaya yatıramayacak mıyız? Onlar rahatsız oldular diye geri adım mı atacağız? Hayır, hepsinin hesabını yapacağız” dedi.)

Canım olur mu öyle şey. Tabii ki siyasi analiz yapar yani kutsal kişi haline getiremezler. Peygamber değil nihayetinde bir siyasetçi, yaptığı hatayı anlatabilir. Geçmişte yaptığı bütün hatalar internette her yerde var herkes anlatıyor. Tayyip Hoca anlatınca mı suç oluyor? Çok mantıklı bir hareket değil, abartmak doğru değil. O nihayetinde siyasi bir analiz, siyasi eleştiri. Ölmüş gitmiş adam, o zaman hiç kimsenin hakkında konuşamayız. Ölmek berat belgesi gibi olmuş oluyor. Olur mu, konuşulur niye konuşulmasın? Siyasi analiz yapıyorsun. Onda bir şey yok. Yani yaptığı bir suç varsa, yaptığı bir yanlışlık varsa bir insanın, kötü yönleri varsa iyi olmayan tavırları varsa onlar ibret olması açısından anlatılabilir. Çünkü o zaman tarihte hiç kimseye bir şey diyemeyiz. Biz Fatih Sultan Mehmet’i eleştiriyoruz, Kanuni’yi eleştiriyoruz, Abdülhamit’i eleştiriyoruz. O zaman diyecekler ki “ölmüş-gitmiş adam eleştirme” bitti. Hiç kimse hakkında konuşamayız o zaman, böyle şey olmaz. Abartmaya gerek yok. Tayyip Hoca orada makul yani o tavrını siyasi sükseye uygun bulmadığını söylüyor. Hakikaten o fotoğrafta böyle bir görüntü var doğru söylüyor. Yani siyasi sükseye yakışmayan bir görünüm var. Tayyip Hoca bu konuda çok titiz, bu güzel bir yönü. Millet onur duyuyor o yönüyle. Yapılan eleştiri de orada gösterilen tavrın uygun olmadığı şeklinde. Buna, ‘bu insan ölmüştür laf söyleyemezsin’ dersen ne Osmanlı tarihini, ne Oğuzları, ne Selçuklu dönemini hiçbir dönemi eleştiremeyiz. Böyle bir konu olmaz. Tayyip Hoca muhalefeti insanları bu çizgiye getirmemesi lazım. Bu yakışık almaz, doğru olmaz.

 

Münafık Homoseksüelliğe Karşı İlmen Mücadele Etmez, Bilakis Kendisi de Ona Katılır. Darwinizme Karşı Cevap Veremez 

Münafık karakteri çok mantıksızdır, çok çok münasebetsizdir. Münafığa kitapla mücadele iyi bir yöntem. Çünkü münafığı tanıtmada iyi bir yöntem. Şimdi ikinci cildi çıkacak kitabın, orada daha detayları var. Üçüncü cildi de çıkacak. Münafık bir şeyi eleştirir ama çözümü göstermez, münafığın özelliğidir o. Mesela Peygamberimiz (sav)’e diyor ki “Bu havada cihada çıkılmaz, sıcak” diyor. Ee ne yapalım? “Bilmiyorum” diyor. Ne yapalım? “Hiçbir şey” diyor. Bak Peygamber (sav) bir şey yapıyor, bunun sonucunda Müslümanları kurtarıyor, katledilmelerini ortadan kaldırıyor büyük bir netice alıyor İslam’ı yayıyor. Sen ne diyorsun? “Cihada çıkmayın” bak eleştiri, münafığın özelliği budur sadece eleştirir. Daha iyisini biliyorsan söyle. Mesela diyor ki “Mücadele etmeyi bilsem, savaşmayı bilsem sizinle gelirdim.” “Ee peki ne düşünüyorsun?” diyoruz “bir şey düşünmüyorum” diyor. Yani? “Oturacağım” diyor “oturuyorum burada” diyor. Bak ahmaklığa bak yani, cihada katılmıyor. Çözüm; çözüm de yok. Onun için münafık çok dilbazdır, çok akıl verir ama çözüm yok. Mesela sen diyorsun ki “Bu havada cihada çıkılmaz” ama dersin ki mesela “bizim şuradaki birliklerimizle yarım saat sonra yaptığımızda muazzam bir bozgun meydana getiririz” desen Peygamber (sav) onu kabul eder zaten. İstişare ediyor Peygamberimiz (sav). Faydalı bir şey getirmiyor. Veyahut oradaki Müslümanlar onu yapamıyorsa mesela diyor ki “Bu Müslümanlar beceremiyor” o zaman sen yap “ben de yapmıyorum” diyor. Ne istiyorsun o zaman? Peygamber (sav)’e yaptırtmıyorsun, Müslümanlara yaptırtmıyorsun, kendin de yapmıyorsun. Ee? “Oturalım oturanlarla beraber” diyor. Böyle bir ahmaklık olmaz. Zamanımızın münafıkları da öyle. Mesela Darwinizm’e karşı mücadele var mı? Yok, yapmıyorsunuz. Ama lafa geldi mi ağızları çeneleri makine gibi çalışıyor. Rumiliğe karşı mücadele var mı? Yok, bilakis övüyor. Ateizme karşı bir mücadele var mı? Yok, onların yalakalığını yapıyor. Homoseksüelliğe karşı bir mücadele var mı? Yok, bilakis kendisi de homoseksüel olup onların içine katılıyor. Yani nerede rezillik varsa, nerede pislik varsa onun içinde. Adamlarda mücadele azmi, mücadele ruhu diye bir şey yok. Ama lafa geldi mi yüz bin çeşit laf, mücadeleye geldi mi mücadele yok. Sen o zaman şöyle yaparsın; “arkadaş o öyle yapılmaz böyle yapılır” dersin, Müslümanlar da senin peşinden gider. Değil mi? Usulü budur. “Ben yapmıyorum” diyor “sen de yapma” diyor. Ee ne yapalım? “Hiçbir şey yapmayalım” diyor. Yani “İslamiyet yeryüzünden kalksın” diyor. Allah seni yeryüzünden kaldırsın. Hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah helak etsin.

 

Kadının Kalbi Kırılmaz, Kadının Kalbi Fethedilir, Kazanılır. Bilmeden Kadını Kırmışsan Hemen En İyi Şekilde Telafi Etmen Gerekir

Kadının kalbini kırmak kıyamettir. Kadının kalbi kırılır mı? Kadının kalbi fethedilir. Kadının kalbi kazanılır, kadının kalbi kırılmaz. Ama Allah vermesin kazara bilmeden olabilir, o zaman da ayağına kapanırsın onun dışında olmaz. Kadın kalbi kırılmaz, çok mübarek kutsaldır kadın. “Hiçbir kadının kalbini kırdınız mı?” Hayır, kalp daima kazanılır. Ama sevgiyle, imanla, tutkuyla.

 

Gurur ve Kibir Olduğunda Samimi Arkadaşlık Kurulmaz. İnsanların Çoğu Dengeli Değildir; Sabırlı Olmak, Israrla Allah Sevgisini Anlatmak Gerekir

Samimi arkadaşlık için bir kere gurur olmaması lazım. Gurur, kibir olmaması lazım. Allah’ı çok sevmek en başta. İnsanların çoğu acayiptir yani gariptir. Sabırlı olmak lazım, güzel eğitmek lazım. Allah korkusunu anlatmak, Allah sevgisini anlatmak, iman hakikatleri anlatmak, Kuran mucizeleri anlatmak. Ham taşı yontacaksın kalemle, çekiçle ve ondan mikap taşı çıkaracaksın yani küp, her köşesi birbirine eşit düzgün mikap taş Kabe gibi. Bir elinde kalem bir elinde çekiç ve tesviye de edeceksin, şakülle ölçeceksin tam doğru olmuş mu? Ham taşı mikap taş hale getirdiğinde o zaman o kamil insan olmuş olur, onunla dost olabilirsin.

 

(“Kadınlar makyajlı mı güzel, makyajsız mı?” izleyici sorusu)

Makyaj şart, makyaj şart. Sürme; Peygamberimiz (sav) mutlaka tavsiye ediyor sürme. Mesela halukla yanaklarını kızartıyor kadınlar. Allah boyayacak yine. Dudak boyası kadına çok yakışır. Her kadına makyaj yakışır. Makyaj şart. Ama bazı hanımlar tabii makyajsız da çok güzel olur ama genellikle ekseriyet yüzde 99 diyelim makyaj şart. Güzel olur.

 

(“Günümüzdeki en büyük put nedir?” izleyici sorusu)

Her zaman en büyük put insanların egoistliğidir, nefsidir yani kendi şahsi çıkarlarıdır. Ve ondan kaynaklanan gelenekçi Ortodoks sistemle oluşturdukları din anlayışıdır ve bu bir put inançtır. Gelenekçi Ortodoks sistemin oluşturduğu inanç put inançtır, büyük bir bölümü böyledir.

 

(“Sanat nefreti nasıl yok edilir?” izleyici sorusu)

Sanat nefreti, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının geçersizliği anlatılırsa olur. Yoksa gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında adam diyor “heykel gördüm gittim tükürdüm” diyor “resim gördüm gittim tükürdüm” diyor “müzik sesi vardı gittim tükürdüm.” Sazları görüyor, piyano görüyor gidip tükürüyor. En hafifinden ama bu yaptığı tükürme normalde balyozla falan kırıyor. Zaten ressamı öldürüyor adam, heykeltıraşı öldürüyor daha ileri safhada. Berberi öldürüyor, berber haram. Sakalını kestiren onu da öldürüyor, berberi de öldürüyor. Dehşet verici bir sistemdir gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Hepsi mi? Değil ama büyük bir bölümü böyledir. 

 

(“Kadına güzellik niçin layık görülmüyor?” izleyici sorusu)

O işte büyük bir oyun, şeytanın gelmiş-geçmiş en büyük oyunu. Şeytanın kastettiği zaten “dünyada ben güzelliği yok edeceğim” dedi “sevgiyi yok edeceğim, merhameti yok edeceğim, bunun yerine kan, şiddet, öfke ve kini getireceğim” dedi. Şeytan sözünü tuttu. Ama Mehdiyet de şimdi sözünü tutuyor Kalu Bela’daki sözünü. Hz. Mehdi (as) da “seni kahredeceğim” dedi Allah’ın huzurunda şeytana. “Seni yerle yeksan edeceğim” dedi “ve seni ayağımın altında ezeceğim” dedi. Şimdi de onu görüyoruz. Deccaliyet tepeleniyor ve mahvoluyor. Yerle bir oluyor, yerle yeksan oluyor. Dolayısıyla kadın güzelliğini ezmek şeytanın birinci göreviydi. Kadın nefreti, kadına kin şeytanın ana çalışmasıydı. 

Bugün de mesela dünyalar güzeli bir genç kızı bir kompleksli hasta adam gitmiş vurmuş çocuğu. Halbuki biz defalarca söyledim, genç kızlara “sizi böyle tehdit eden olursa hem savcılığa bildirin.” İnternette yayınlamış. Biz onu nasıl görelim internette? Milyonlarca haber var, hangi birisini izleyip de görelim? Ne bilelim biz senin öyle zor durumda olduğunu? Savcılığa bildirsene. Belli ki sana haset etmiş kıskanmış. Çünkü senin güzelliğine ulaşamıyor. Ulaşamayınca ne yapacak? Seni yok etmek isteyecek işte. En büyük felaket bu, genç kızlara yaklaşamayınca böyle adamlar, kompleksli, hasta, problemli, kirli, vicdansız, sevgisiz, ruhu çökmüş, aklı çökmüş put inançlara sahip pislik adamlar genç kızları tehdit ediyorlar. Kimini bıçaklıyor, kimini öldürüyor. Ama bak defalarca söyledim yine söylüyorum, böyle bir şey olduğunda savcılığa şikayet etsinler, karakola dilekçe versinler. Zor bir şey değil internetten, internetten savcıya yazacak bu kadar. O yeterli olur. BİMER’den girecek yazsın savcılığa yahut doğrudan Cumhuriyet Savcılığı’na da internetten yazabilir böyle böyle der bildirir. Karakola da internetten yazar, telefon edebilir. Telefonu var aç telefonu söyle. Böyle böyle şöyle bir adam var dersin. Niye söylemezsin, baksana nur gibisin. Seni kıskanmış, güzelliğini kıskanmış ulaşamıyor sana, olacağı o. Ne olur iki satır yazsaydın? Mahallenin kızını birisi tehdit etti mi bütün mahallenin namusu demektir bu, bu çok ağır bir olaydır. Bütün mahallenin namusu demektir.

 

(Pendik’te bu saldırgan, pompalı tüfekle saldırıyor. 17 yaşındaki Helin ölüyor, diğer iki öğrenciyse yaralanıyor. Liseye girip intihara kalkışan saldırgan yakalanıyor. Öldürülen Helin Palandöken, 18 Eylül’de Twitter’de “Gizli bir platonik sapığım var sokağa çıkmaya korkuyorum” diye bir yazı yazmış.)

Allah sana cennet nasip etmiş. Bence sen şehit hükmündesin çünkü masum mazlum bir kızsın. Bak söylüyorum, bundan sonra genç kızlar, hanımlar böyle bir şey olursa derhal savcılığa bildirsinler, karakola bildirsinler hatta Başbakanlığa Cumhurbaşkanlığına bildirsinler her yere bildirin. Bu olaylar beni çok kızdırıyor ve çok rahatsız ediyor, acı duyuyorum bunlardan. Haber vermemenize hayret ediyorum.

(Haberin başlığında “aşk kurşunları” yazıyor.)

Bu da çok ayıp, bir de bu çıktı “aşk kurşunları” diyerek. Onun yaptığı ahlaksızlığı, zulmü, zalimliği sanki makul bir şeymiş gibi gösteriyor. Aşkla ne alakası var bunun? Kompleksten ve hasetten başka bir şey değil. Adam kompleksli ve hasut. Bir de bu çıktı, kadınları şehit ediyorlar diyorlar ki “aşığın öfkesi, aşk kurşunları, aşk öfkesi, aşk cinayeti, aşkından cinayet işledi.” Bu bir ahlaksızlıktır, zalimliktir desene. Aşkı niye karıştırıyorsun bu konuya? Aşkla ne alakası var? Allah aşkını bilen, Allah’ı seven böyle nur gibi bir insana kıyar mı? Başbakan da bir açıklama yapsın, Tayyip Hocam da açıklama yapsın. Genç kızlar böyle şeylerde bilmiyorlar ne yapacaklarını. Yazık çok tatlılar, internete güveniyorlar Twitter’da, işte “böyle bir adam var rahatsız ediyor” falan. Olur mu? Karakola söyle niye çekiniyorlar ben onu da anlamıyorum karakola söylemekten? Eve polis gelir diye korkuyorlar herhalde. Bunu kanunla kolaylaştıralım öyle olmasın. Mesela çocuk bildirdiğinde kolay bir şey olsun. Okuluna falan gelsin, iki sivil polis gelsin, bir pastane gibi bir yere de gelebilir bir yere gelsin yani kolaylaştırsınlar. Çocuk karakola gitmek durumunda kalmasın genç kız korkar karakoldan. Asayiş şubesine gidecek bilmem ne, polis telsiz sesleri var her yer polis, katiller götürülüyor getiriliyor falan şimdi onların içine. Elin münasebetsizi yüzünden, kompleksli adamlar yüzünden çocuk niye acı çeksin? Karakol çok zor iş. Gidecek ayakta bekleyecek, savcılıkta ayakta bekleyecek, bunu kolaylaştıralım. Çocuklar rahatça şikayet edebilsinler. Ve bu kolay neticelensin böyle uzamasın.

 

İnsanların Bayram, Düğün Havasında Yaşaması Varken, Şeytan İnsanlara Sürünmeyi, Azap İçinde Yaşamayı Dayattı 

Cennet havasında, bayram havasında, düğün havasında yaşamanız gerekirken azap havasında, acı havasında, sürünme havasında yaşamayı size şeytan layık gördü. Biz şeytanın bu oyununu bozuyoruz. Size düğün, bayram sunacağız. Cennette gibi yaşayacaksınız. Böyle bela olmaz, böyle azap olmaz, böyle hayat olmaz. Bu oyunu yıkacağız. İngiliz derin devletinin yaptığı bu kahpeliğe müsaade etmeyeceğiz. Gelenekçi Ortodoks sistemle İslam alemini mahvettiler parça parça ettiler, yaktılar, yıktılar bayağı yol aldılar. Gerisini tamamlamak istiyorlardı karşılarına çıktık. Birden aniden durdular. Şu an panik haldeler. Çünkü anlattığımız İslam, Kuran İslam’ı onların ilerlemesini imkansız hale getirdi. Deccalın kafasını ezdik adeta. Tek bir adım atamayacak hale getirdik. Şu an çırpınıyorlar ama kurtuluş yok. Mutlaka ezeceğiz deccaliyeti ve Darwinizm’i.

 

(“Türkiye’deki bu erkek üstünlüğü ne zaman bitecek?” izleyici sorusu)

Bir tek burada değil ki her yerde var. Bütün Ortadoğu ülkelerinde var. Ve maalesef Amerika’da da var. Rusya’da da var, Çin’de de var her yerde var. Bu bir oyundu, şeytanın bir oyunuydu şu an utanç duyuyorlar bu oyundan ve gafil avlandılar. Kadınların yerine homoseksüelleri sunmak istemişlerdi yani kadınları alalım homoseksüelleri ortaya sürelim dediler. Biz de bu çirkin oyunu kırdık. Hayır dedik kadınlar önde olacak, homoseksüellik yok olacak, bunu istemiyoruz, kadınlara hak ettikleri o yüksek değeri vereceksiniz, vermiyorsanız da size bunu öğretip bunu elde edeceğiz dedik. Ve şu an tam anlamıyla panik halde şeytan. Kadınların değeri artık her yerde bilinir hale geldi. Ve kadın önde, kadın başarılı, kadın sevilen üstün mizaçta olduğunu bütün insanlığa gösteriyor. Şimdi benim güzel yüzlümün konuşması neyi anlatıyor? Kadın hakimiyetinin, kadın güzelliğinin öne fırladığının öne çıktığının alameti. Bakın bütün hanımlar bunu söylüyorlar. Eskiden hanımlar bunu söyleyemiyorlardı boyun eğmişlerdi buna, kabul etmişlerdi. Ama bak şimdi hepsi itiraz ediyor.

 

(Siz ‘Her zaman genç kızlar böyle durumlarda suçlu hale geliyor’ demiştiniz.)

Çocuğu suçluyorlar tabii adam. ‘Sen bir şey yapmasan adam peşine takılır mı?’ diyor. Çocuk ne yapsın sokakta musallat oluyor adam. Bu çok çirkin buna çözüm bulunması lazım. Ve çocuklar karakola gitmesinler. Karakol değil bir büro gibi. Hatta bazı devlet dairelerinde ek bir masa yapılabilir bu iş için. İki tane kadın polis görevli, gitsinler onlara şikayet etsinler. Veyahut okullarda olabilir. Okullarda bir kadın polis bulunsun. Genç kızlara böyle bir şey; kendi okula gidip şikayette bulunur. Bir kadın polis, küçük bir oda orada duracak 24 saat gece gündüz nöbetçi kadın polis. Ne var bunda? Gayet kolay. İki satır orada ifadesini versin açıklasın. Bir de böyle adamları ne yapıyor savcılık? ‘En fazla’ diyor ki ‘500 metre evine yaklaşmayacaksın.’ Böyle tedbir olmaz Allah aşkına. Olur mu 500 metre? Tüfekle gelip vuruyor zaten. 500 metre adam dinler mi onu? Bir kere bunlar silahlı oluyor. Bir kere ölüm tehdidi varsa silah mutlaka var demektir. Ölüm tehdidi olduğunda bu çok büyük bir olaydır. Nefes aldırılmaması lazım. Ölüm tehdidi yaptı tamam, gece 3’te evine gireceksin, polis. Mesela 8-10 polisle evine girsinler. “Sende silah varmış.” Evin tavan arasına kadar arasınlar. Döşeme bile sökülebilir gerekirse. Battaniyeler, yorganlar her yeri ararsın. Bulamadın tamam “bana müsaade” der polis çıkar,  3 gün sonra bir daha, bir hafta sonra bir daha. Sokakta alıp yere yatırırsın silah araması “yat, silah arıyorum.” Bütün bacaklarının araları, çorabına kadar her yerini ararsın, arattırırsın polise. Ceketi, pantolonu her yeri “yat yere” diyeceksin bu kadar. Sıkıysa bir daha yapsın. Böyle olmaz ki. Gayet hafif bir suç gibi oluyor bu. Bir genç kızın ölümle tehdit edilmesi ölüm gibi bir şey. Facia yani. Ha öldürmüş ha onu yapmış. Öldürmekle tehdit ne demek? An meselesi onu yapması demektir. Bir kere polisin yıldırabilmesi için kanunun ona göre düzenlenmesi gerekiyor, polisin yıldırma hakkı olması lazım. Adamı alır polis götürür karakola nasihat ederler. Bir hafta tutarlar karakolda. “Neden bu çocuğa kafayı taktın?” Mesela “benim de kızım var, sen niye bunu rahatsız ediyorsun, niye ölümle tehdit ettin, silahı nerden bulmayı düşündün bulmadıysan?” Bütün her yere arkadaşlarının evine kadar gidersin. “Nerede bu silah?” dersin. Bunu uzatmanın alemi yok.

(“Sokağa çıkmaya korkuyorum” diye yazmış.)

Ne alaka? Göğsünü gere gere gez. Keşke söyleseydin. Defalarca söylüyorum. Şu güzelliğe bak, maşaAllah. Adam tek konusu hasetlik. Güzelliğine haset ediyor, konu bu. Niye onu kirletemiyor, niye namusunu kirletemiyor, niye onurunu kıramıyor ağırına gidiyor. Namusunu kirletse vazgeçecek. Namusunu kirletememenin sıkıntısı var. Onurunu ezememenin sıkıntısı var. Yanaşamıyor ya, öldürerek bunu elde ediyor bu sefer. Yani ya manen öldürecek, ya maddi olarak öldürecek. Onun için hanım kardeşlerimden ben bir daha rica ediyorum. Mutlaka karakola, savcılığa bildirsinler, başbakanlığa bildirsinler.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260599/sayin-adnan-oktarin-14-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260599/sayin-adnan-oktarin-14-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171014t_07.jpgMon, 23 Oct 2017 20:44:16 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 13 Ekim 2017

 

(İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17-25 Aralık yargısal darbe girişimi arkasında kimlerin bulunduğunu tespit etmeye yönelik soruşturmasında tutuklanan Amerika’nın İstanbul Başkonsolosluğu İrtibat Görevlisi Metin Topuz’un Fethullahçı terör örgütüyle irtibatı belgelendi. 17 Aralık girişiminden 32 gün önce FETÖ’cü eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ile emniyette görüştüğüne ilişkin fotoğrafları ortaya çıktı.)

Olay gün gibi açık, konu kitap gibi. Amerika çok zor durumda şu an, İngiliz derin devleti “diren” diyor. Adam zaten yeni yönetime geldi, o da panik halde onu da aşağı indirmeye çalışıyor İngiliz derin devleti. Ama olay çok net, çok açık. Türkiye yerden göğe kadar haklı. Yalnız yurt dışını İngilizce olarak bilgilendirmeye devam edelim. Ya biz yapalım yahut işte devletin ilgili birimi yapsın.

 

Bilim, Allah'ın Sanatını İnsanlara Bildirme Sanatıdır

Din ve bilim iç içedir. Bilim zaten dinin gerçeklerini ortaya çıkaran, Allah’ın sanatını ortaya çıkaran, Allah’ın sanatını insanlara bildirme sanatıdır bilim. Allah’ın sanatını insanlara bildirme sanatıdır bilim. Fizik kanunları, kimya kanunları, astronomideki güzellikler kanunlar, yerin altındaki yerin üstündeki kanunlar, Allah’ın intizamla yarattığı varlıklar, matematik oran, altın oran, geometri mükemmelliği bunların hepsi hepsi hepsi bilimle. O yüzden bilimle din iç içedir diyoruz.

 

Tebliğ Yapılan İnsana İlk Sevgiyle Şefkatle Yaklaşılır. Dini Hiç Bilmeyen Bir İnsana Anlayışsızlık Olmaz

Tebliğ yapılan insana ilk sevecenlik, sevgi, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik. Birçok insan çok yanlış yapıyor. Gerek tipiyle, gerek görünüşüyle çok olumsuz etki yapıyorlar. Şimdi dini bilmeyen insan nasıldır? Diskoya gider müzik dinler, resimden hoşlanır, kadınsa dekolte giyinir açıktır rahattır, müzik dinler o da eğlenir. Sen onun karşısına çarşafla gidersen baştan yanına yanaşmaz. Müzik haramdır diye başlarsan yanaşmaz. Dolayısıyla önce Allah’ın varlığı birliği, sevgi, aklın önemi, dürüstlük, iyi niyet, muhabbet, temizlik, her şeyin en doğrusu en mükemmeli oradan konuya girilir. Bunlar zaten dinin hükümleri olduğu için, bunlar evrensel değerler olarak önce anlatılır, evrensel değer gibi anlatılır, sonra dine oradan yaklaşırsın. Mesela temizliğin önemini anlatırsın, adam “evet” diyecektir. Dürüstlüğün önemi “evet” diyecektir. Din adına değil önce, sevginin önemini anlatacaksın, sonra bu anlattıklarının hepsinin din olduğunu ona söylediğinde zaten kabul ettiği için din anlatılmış olur. Akılcı bir yaklaşım gerekir. Ama şu an dışarıda çok fazla ham yobaz tabir dilen gelenekçi Ortodoks İslam’ın etkisi altında kalan fakat bunu da yaşamayan, kadınlara karşı öfkeli, erkek erkeğe yaşayan ve birçoğu da homoseksüel olan insanlar türedi. Bunlara bakıyoruz çok sevgisizler, nefret dolular. İşte İslam’ı anlatıyor ağzından lağım akıyor, sürekli küfür, sürekli lanet, sürekli pislik, sürekli kir. İnternette görüyorsunuz, böyle İslam anlatılmaz. İslam anlatılırken sevgi, barış, kardeşlik, dostluk. Çünkü İslam’ın amacı sevgi ve cennettir, Allah’ın rızasıdır. Sen cehennemi yaratıyorsun, ağzını bozuyorsun, suratın bir karış, üstün başın pis, hayatın pis, kadınlara karşı tavır almışsın. Kadınlara karşı tavır alıyor ama homoseksüelliği de bütün gücüyle destekliyor alttan alta. O sistem içerisinde İslam’ı anlatma diye bir konu olmaz. Sen orada deccaliyete hizmet etmiş oluyorsun, şeytana hizmet etmiş oluyorsun. İslam’ı anlatma sanatla, ilkayla, muhabbetle, dostlukla, sevecenlikle, arkadaşlıkla, temizlikle, iyi niyetle ve güzel olan her şeyledir. Bu şekilde olur.

 

İnsanların Televizyon Programlarında Farklı Ruh Haline Girmeleri Samimiyetsizliklerini Vurgulayan, Utanmaları Gereken Bir Tutum

Normal konuşmaları bambaşka. “Ey aziz kardeşlerim, sen kızına demeyecek misin böyle?” falan diye. Kardeşim normal konuşsana. Bakkala kasaba gidiyorsun normal konuşuyorsun. Allah’tan dinden bahsediyorsun dümdüz konuş. İlla böyle uhrevi, filmlerde gördüğü gibi bir konuşma yapacak. Çok ayıp, insan utanır onu yaparken. Daha da olmazsa buhar falan veriyorlar böyle azot dumanı veriyorlar. Müzik kaval çalıyor, göğe bakarak ruh gibi. Din akıldır kardeşim münasebetsizliği bırak, oyun oynama tiyatroda değilsin sen. Allah’tan dinden bahsediyorsun. Garibanın tekisin Allah’ın zavallı bir kulusun havalara girmene gerek yok. Olan bilgiyi naklediyorsun. Belki cehenneme de gideceksin sen yani durumun belli değil. Niye kendini böyle yüce gösterirsin? Canım kardeşim doğru söylüyor yakışıklımız. Onların utanması gereken bir durum. Samimiyetsizliklerini vurgulayan bir hal.

 

Mutluluğu Sağlayan Ana Neden İmandır. Müslüman İmanın Üstündeki Perdeleri Tek Tek Açacak, Açtıkça Mutlu Olacak

Bir kere Allah inancı olmadan insanın mutlu olması mümkün değildir. Akılcı bir düşün, zavallı bir insan var sabah kalkıyor duş alıyor, yemek yiyor, işe gidiyor geliyor. Yine duş alıyor yemek yiyor işe gidip geliyor bomboş bir hayat. Sonunda da ölüp yok olacağına inanıyor, yani sonsuza kadar yok olacağına. Böyle bir varlığın mutlu olması mümkün değil, mahvolur böyle bir insan. Hayat ona cehenneme döner. Hayat ancak imanla, Allah korkusu, Allah sevgisiyle anlamlı olur. Allah tabii kendini rida perdesi altında gizlemiştir. Allah’ın o perdelerini mümin imanın nuruyla açacak, açtıkça Allah’ı görecek ve Allah’a yaklaşacak. Onun dışında mutlu olmak mümkün değil. Nasıl mutlu olsun, binbir türlü hastalık var dertler var, başı ağrıyor, sırtı ağrıyor, uykusuzluk var, akşam oluyor uykusu geliyor, sabah oluyor acıkmış oluyor. İşe gitmesi gerekiyor kuyrukta bekliyor bilmem ne, bu alenen sürünme. Ama imanla hayatın her bölümü bir sevinç meselesi. Her çektiği zorluk Allah’a yaklaşmasına mühim bir vesile. Allah’a olan aşkına ve Allah’ın yarattıklarına olan sevgisine bir vesile. Ve muazzam bir sevgi gelişmesi oluyor o zaman ve muazzam bir derinlik oluyor. O yüzden en başta iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle yani imanı vurgulayan, imanı ispat eden, imanı açan, imanda kanaati pekiştiren, Allah’a imanda insanlardaki tereddütleri yok eden bilimsel, akılcı, mantıklı izahlarla insanların beyin kapasitesini açmak, düşünce ufkunu açmak, Allah’a olan kanaatlerini pekiştirmek güçlendirmek. Zayıfsa iyice güçlendirmek, yoksa yeniden imana gelmesini sağlamak en hayati konudur. Mutluluğu sağlayan ana neden budur. Bunun dışında insanların mutlu olması sunidir. “Bir eğlendik bir eğlendik” diyor, ne eğleneceksin? Yok olacağını düşünüyorsun nasıl eğleneceksin? Zıplamayla nasıl insan eğlensin? “Bilmem ne yedik” diyor, ondan sonra da onun eziyetini çekiyorsun. Öyle bir şey yok. Ancak coşkun Allah sevgisiyle, Allah’a derin imanla insan mutlu olabilir. Bir de Allah Kendine yaklaşmanın yolunu kapamamış. Ama tabii çok fazla perde vardır. Mümin aklını kullanarak o perdeleri tek tek aşacak aşacak aşacak, aştıkça Allah’ı daha net görmeye başlar. Aştıkça  daha net görmeye başlar. Ömrü boyunca o 70 bin perdeyi aşmaya çalışacak. Her aştığında Allah daha belirginleşir kafasında, gönlünde. Bir perde daha bir perde daha bir perde daha, aslında hakkul yakine kadar kapı açıktır imanda. Ama hiç olmazsa ilmel yakin, aynel yakin tabir edilen derinliğin alınması gerekiyor mutlaka.

 

(“Hesap günü de Allah’ı görecek miyiz?” izleyici sorusu)

Tabii, çok yakışıklı bir genç olarak göreceğiz. Ama bu görme sağlanırken özel bir boyuta gireceğiz yani başka bir boyuta sokulacağız kısa bir süre olarak, o boyutta Allah’ın tecellisini göreceğiz. Allah bizle konuşacak, bize hal-hatır soruyor, biz konuşuyoruz “Ya Rabbi seni çok seviyoruz” diyoruz Allah da “Ben de sizi çok seviyorum” diyor. Mesela “Ben de seni çok seviyorum” diyor. Şahıslarla da konuşur tek tek. “Ya Rabbi sana hamdolsun” diyorsun, Allah hamdını kabul ettiğini söylüyor. Böyle dost olduğunu Allah, sevdiğini hissettiriyor “Ben Allah’ım” diyor. Ama tecellidir tabii konuşan, konuştuğu insanın tecellisidir. Herkes Allah ile bağlantıda olacak ahirette.

 

(“Kuran mealinde anlam değişikliği var mıdır?” izleyici sorusu)

Maalesef yapıyorlar tabii göz göre göre adam pervasız. Başörtüsü diye bir kelime yok, “başörtülerinizi göğüslerinizin üstüne vurun diye ayet var ayet indi” diyor “Allah öyle dedi” diyor. Yok öyle bir şey, “var” diyor. En iyisi nasıl yapacağız? Bütün meallere bakmak lazım. Mesela kaç tane meal var? 30 meal varsa otuzuna da bakmak gerekiyor şüpheli gördüğünüz konularda, orada mutlaka onu bir yerde yakalayabilirsiniz. Mesela olmayan bir şey, mesela başörtüsü bakıyorsun başka meallerin bazılarında yok o kelime. Demek ki ilave etmiş. Çünkü adam var olan bir şeyi yok edemez. Ama en sağlamı kelime karşılıklarıyla mealler vardır kelime karşılıklarıyla. İnternette onların adresleri var. Ben onu kitap olarak da hazırladım ama daha cesaret edemiyorum basmaya, çünkü kelime hataları harf hataları olabilir diye çekiniyorum. Ama internetten bakabilirsiniz. Kelime karşılıklarıyla Kuran mealleri vardır. Oradan zaten çözersiniz. Mesela hımar-örtü sözlüğe bakarsın, şüpheli gördüğünüzde internete girip o kelimenin karşılığını görmek mümkün. O şekilde çözebilirsiniz.

 

İnsanların Bir Kısmı Çok Bencil Düşünür. Sadece Kendi Rahatını, Hayatını, Evliliğini Önemli Görür. Bu İnsanlar Dini de Çok Yüzeysel Değerlendirir

İnsanların birçoğu sathi düşünür çok yüzeysel düşünürler. Egoist ve bencil bakarlar sadece kendi çıkarları açısından düşünürler. Beyni ilkel şeylere çalışır sadece yemesi, içmesi, hayatı. Dini de çok ilkel değerlendirir, Allah’ı da çok ilkel değerlendirir. Bir makinenin, bir bilgisayarın değerlendirmesi gibi çok yüzeyseldir. Böyle insanları her yerde görürüz, dünyanın tarafında vardır, tarihin her döneminde de olmuşlardır. İmanla, Kuran’la, akılla insanlar eğitilirse gittikçe aklı derinleşir, daha Allah ile bağlantılı olur ve hayatın bütün güzelliklerini iyi kavrayan derin düşünen klas insanlar yetişir. Aklı zayıf insanların çok olması hiç önemli değil. Çünkü Allah bu insanların hepsini bir anda yok ediyor. Cehenneme gönderip cehennemde yok olmuş oluyorlar, hepsi ölü olarak dolduruyor. Ve “cehennemi çaka çaka dolduracağım” diyor Allah “bu söz Ben’den bir kere çıktı” diyor. “Ben bunu yaptım zaten” diyor. O yüzden fazla önem vermeye gerek yok. İyiler iyilik yapmaya devam etsinler, güzel insanlar güzellik yapmaya devam etsinler, ısrarlı kararlı devam. 

 

(“Yaşadığımız dünyanın bir rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu nasıl anlarız?” izleyici sorusu)

Çok güzel tefekkür etmişsin güzel düşünmüşsün. Rüyadayız, aslında rüyadayken insan rüyada olduğunu anladığında biraz şöyle çırpınırsa uyanır öyle diyelim, uyanabiliyor. Mesela rüyada olduğunu bilip de uyanamayan kişiler oluyor. Bekliyor, “rüyadayım” diyor “ne yapsak acaba uyanmak için?” diyor bayağı bekliyor yani. Yapacak bir şey yok uyanamıyor. Ama şöyle esaslı bir çırpınırsa uyanırsın, esaslı bir kararlılıkla nitekim de uyanıyorlar. Şimdi burada çırpınmayla uyanamazsın, kendini tokatlasan da uyanamazsın. Bu rüyayı görmeye devam edeceğiz. Ta ki Allah’ın takdiri gelinceye kadar, hakkul yakin hakkul yakin.

 

İnsan Başıboş Yaratılmış Bir Varlık Değildir. Ne Yapmamız Gerektiği Allah Tarafından Bize Sürekli Gösterilir 

Cimrilik ve cömertlik, Allah onu bize içgüdü olarak vermiştir. Kalbimizde bir bilgi olarak vardır bu. Harcarken hemen hissettirir Allah, nasıl harcama yapmamız gerektiğini kalbimize Allah ilham eder. O ilhama göre hareket edeceğiz. İnsan başıboş yaratılmış bir varlık değil. Ayette de buna işaret edilmiştir, biz başıboş değiliz. Bize Allah tarafından sürekli bilgi verilir, ne yapmamız gerektiği bize gösterilir. Dolayısıyla bol bol Allah yolunda harcayacağız. Para tutmaya gerek yok. Malı tutmaya gerek yok. Bol harcanırsa bol bereket gelir, Allah oluk oluk akıtır.

 

(“Umursamazlık ruh halini bozar mı?” izleyici sorusu)

Ruh hali bozuk olduğu için insan umursamaz olur. Umursamazlıktan ruh halinin bozulması değil de adam zaten bozuktur ve apati meydana gelir lakayttır hiçbir şey onu ilgilendirmez, hayat ilgilendirmez, din ilgilendirmez. Sevgi, şefkat, merhamet, temizlik hiçbir şey ilgilendirmez. Leş gibi perişan hayvan gibi yaşar, içgüdüleriyle hareket eder. Dolayısıyla Allah’tan uzak olmak, dinden uzak olmak bu felaketi getirir.

 

İnşaAllah ve MaşaAllah Zikirlerini Çok Kullanmak İnsanlara Bereket Getirir. Bu Zikirler Şirki Ortadan Kaldırır

İnşaAllah zikrinin bol kullanılması ahir zamanın bir özelliğidir. İnşaAllah’ı maşaAllah’ı çok kullananlar, çok zikredenler dünya hakimi olacaklar. Bunda bir işaret var. Çünkü Kehf Suresi’ndedir bu, sırlıdır. Ebcedi de tam ahir zamanı ve Mehdi devrini veriyor. İnşaAllah’ın da maşaAllah’ın da ebcedi Mehdi devrini veriyor. Manidardır. MaşaAllah Hz. Mehdi (as)’ın M’siyle başlar, inşaAllah Hz. İsa (as)’ın İ’siyle başlar, çok sırlıdır inşaAllah maşaAllah. Kalbe sürur ferahlık verir bereket gelir, inşaAllah maşaAllah’ın çok kullanıldığı yerlere bereket huzur gelir. Ecinat kaçar, şeytanı rahatsız eder, münafıkları bunaltır.

MaşaAllah, ebcedi 1989 yılını veriyor. Ayrıca şeddeli bakıldığında 2018 tarihini veriyor maşaAllah. MaşaAllah’ın ebcedi öyle. İnşaAllah da şeddesiz 1998 yılını veriyor, şeddeli de 2028 tarihini veriyor. Bayağı sırlı olduğu açık görülüyor. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Bir kişinin bütün sözlerinde inşaAllah demesi onun imanının kemalindendir” diyor. Farz değildir ama Peygamberimiz (sav)’in de böyle bir sözü var. Mesela “inşaAllah şöyle yapacağım, inşaAllah böyle yapacağım “imanının kamil noktaya gelmesindendir” diyor yani “Yüksek bir imana kavuşma alametidir” diyor Resulullah (sav). Camius Sağir’de geçiyor, 2486, bir kişinin bütün sözlerinde inşaAllah demesi.

Hz. İsa Mesih (as) da “Şunu yapacağız bunu yapacağız demeyin” diyor “Allah dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız demelisiniz” diyor. Bak “dinleyin şimdi” diyor “bugün ya da yarın falan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız ve para kazanacağız diyen sizler yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Bunun yerine Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız demelisiniz” diyor. (Yakup, 4. Bölüm 13/15)

 

(Amerikan Kongresi’nin Cumhuriyetçi Senatörü Trent Franks dün bir açıklama yaptı. “Özgür ve bağımsız Kürdistan’a karşı İran, Türkiye, Suriye ve Bağdat’taki zayıf hükümeti içine alan ve adına dörtlü çete denilen kötücül bir ittifak oluşmuş durumda. Dünyanın geri kalanı da asil Kürt halkının abluka, ambargo ve muhtemel askeri işgallerle karşı karşıya kalmasına göz mü yumuyor? Biz birleşik devletler özgür dünyaya öncülük ederek kendi kaderlerini tayin etmelerine yönelik tehditlerle kuşatılmış meşru ulusları savunmak zorundayız.”)

O zaman Amerika’da da bölünmeler var, İtalyanların yaşadığı bölümler var, diğer kavimlerin yaşadığı bölümler var, onlar da o zaman ayrılmak istediklerinde müsaade edecek misiniz? 30 milyon İtalyan var Amerika’da, belirli bölgede yaşıyorlar, o zaman bağımsızlık ilan etsinler kabul ediyor musunuz? Meydan muharebesi verirsiniz asla kabul etmezsiniz. Çok samimiyetsiz bir izah. Olur mu öyle ülkeleri paramparça etmek? Ondan sonra bölüp-parçalayıp kolayca yutacak hale getiriyorsunuz. Ondan sonra da mahvediyorsunuz. Ediyorsunuz derken İngiliz derin devletine söylüyorum onlara söylemiyorum. Böyle oyun olmaz.

 

(“Yakın gelecekte tüm hayvanların konuşma dilini tespit edecek miyiz?” izleyici sorusu)

Olabilir tabii. Çünkü Süleyman Kıssası’nda bu konuya işaret edilmiştir. Hz. Mehdi (as) devrinde hayvanların konuşma dilinin çözüleceği anlaşılıyor Kuran ayetlerinden. Yani oradaki mesajlar amaç nedir hayvanların oradaki çıkarttıkları seslerde, bunların hissedileceği anlaşılacağı anlaşılıyor.

 

(“Öfkemizi engelleyemediğimiz zaman ne yapabiliriz?” izleyici sorusu)

Hemen oradan ayrıl. Yani o odadaysan başka odaya geç. Banyoya git, elini yüzünü yıka. Ensene su sür. Allah’ı anarsın. Hemen Kuran aç, oku. O konuya hiç girme. İlgili kişiden uzak dur. Hatta mümkünse dışarıya çık. Sokağa çık. Hemen yatışırsın. Yani olay yerinden uzaklaş ve düşünme. Yani oradaki olayı düşünme, aklına getirme. Yani kafanda tasarlama yeniden. Yani kritiğini yapma. Kritiğini yaparsan çok sinirlenirsin. Sakın ha. Kritiğini yapma, yatıştır kendini. Dışarı çık, şarkı söyle hatta içinden. Neşeli ol. Gider o, sonra daha makul daha akılcı düşünürsün.

 

(“Altın Çağ’da geleneksel Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların durumu ne olacak?” izleyici sorusu)

Onların inancına müdahale olmayacağı için, inançlarını daha rahat yaşayacakları için onların çok hoşuna gidecek bir ortam olmuş oluyor. Çünkü “inancını değiştir” demiyorsun. İnancına güvence veriyorsun. Mesela Ortodoks Musevi ise rahatça yaşıyor inancını. Ama tam anlamıyla rahat. Mesela gelenekçi Müslüman ise tam anlamıyla rahat yaşıyor. Herkes özgür olmuş oluyor ama merhametli, şefkatli, adil, makul bir ortam var. Ama yobaz dehşeti bitmiş oluyor tabii. Gelenekçi İslam’ın meydana getireceği şiddet ortamı olmuyor. Yani bir kısmının diyelim. Bazılarının yapacağı şiddet ortamı olmamış oluyor. Yapamıyorlar çünkü sevgi hakim olduğu için olmuyor.

 

Kadınlara Saygı Duymayan Kişiler, Kadına Tuzak Kurma Mantığıyla Bakıyor. Ele Geçiremediğinde de Kadın Güzelliğine Haset Ediyor

Bazı adamlar böyle kadınlarla bağlantı kuramayan, görgüsüz, cahil, küt insanlar. Kadına bakış açıları da çok iğrenç, çirkin. Yani böyle bir hayvanın ormanda gezmesi ve orada bir mesela ne bileyim ceylanı avlaması gibi görüyorlar. Yani hani onu kan revan içinde bırakarak onu yok etmek gibi görüyorlar. Tuzağa düşürme mantığıyla yaklaştıkları için. Onu da elde edemeyince bu sefer nefret meydana geliyor, öfkeleniyorlar. Yani makyajına öfkeleniyor, dekoltesine öfkeleniyor. Normalde beğeniyor, güzel buluyor. Ama ele geçiremediği için öfkelendiği için bu sefer nefret kusmaya başlıyor. Ama bu kütlük, bu sevgisizlik Darwinist ve gelenekçi İslam anlayışından kaynaklandığı için bizim anlattığımız stilde anlatımla ve eğitim politikasıyla kökünden kazındığını görüyoruz. Şu an sizin çoğunluk olduğunuz görünüyor. Bak kapalı hanımlar da sizden yanalar. Açık hanımlar da sizden yana. Aklı başında aydın herkes sizden yana. Ama tabii bazı aydınlar sizden yana değilmiş gibi görünüyor. O, bu başarıyı kıskandıklarından oluyor.

 

(İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Londra'daki temasları sırasında yabancı basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Salihi, İran Devrim Muhafızları'nın (DMO) Amerika tarafından terör listesine alınmasının, ülkesine karşı savaş ilanı anlamına geleceğini söyledi.)

İngiliz derin devleti o kararı almıştır. Amerika’ya uygulatıyordur. Gariban Amerikalıları savaşın içine, kanın içerisine soktu. Afganistan’da, Irak’ta. Hem Müslümanları şehit etti hem Amerikalı askerlerin katledilmesine sebep oldu İngiliz derin devleti. Fakat bunu Amerika fark edemiyor. Arap ülkeleri de fark edemiyor. Adamlar perde arkasında olduğu için sezemiyorlar.

 

Allah’a Aşık Olmanın Dışında Hayat Cehennemdir. Allah’la Bağlantı Olmadığında İnsanı Her Şey Rahatsız Eder

Allah’a aşık olmanın dışında hayat cehennemdir. Allah’a aşıkken hayat cennettir. Allah ile bağlantısız hayata güzel bakmanın imkanı yoktur. Her şey rahatsız eder insanı her şey. Sokağa çıkmak, işe gitmek, okula gitmek, yemek yemek her şeyi bela olarak görür kişi. Her şey ona sıkıntı verir. Birisiyle, arkadaşıyla karşılaşmak, evde oturmak her şey bela olarak gelir.

 

(“Ashab-ı Kehf ahir zamanda uyandıklarında tanıyabilecek miyiz?” izleyici sorusu)

Şöyle olabilir, şüphelenebiliriz. Çünkü biz desek ki işte zamanı hatırlamıyoruz, geçmişimizi hatırlamıyoruz İsa Mesih’de de öyle olacaktır. ‘Kendimizi böyle bir zamanda bulduk, dilinizi de bilmiyoruz ama dilinizi de sonradan öğrendik anlamıyoruz yani ya bayıldık biz ayıldık, ya uykudaydık uyandık’ gibi diyebilirler. En açık bu şekilde olabilir. Ama Ashab-ı Kehf Hızır (as) ekibinde olursa o zaman görüşmeniz mümkün olmaz. Yani Hızır (as) için ideal bir ekip. O zaman Hızır (as)’ın kavline bağlı olur.

 

İnsanlar Cennetin Muhteşemliğini Görseler Dünyada Yaşamak Çok Zor Hale Gelir. Allah İnsanlara Bir Rahmet Olarak Şu An Cenneti Göstermiyor

Cenneti Allah esirgesin sana gösterirse kendini çok güzel bulmazsın. Kainatı da o kadar güzel bulmazsın. Peygamberimiz (sav)’e Allah “cennete bakma” dedi. Cennet; perde yavaş yavaş çekildi ama istese bakabilirdi. Yavaş yavaş perde çekilirken Allah “bakma” dedi. İstese bakardı ama baksa helak olurdu. Bak “göz aşmadı ve şaşmadı” diyor Allah. Bakma deyince bakmadı. Ama Allah esirgesin boş bulunup baksa helak olurdu. Cennete bakılmaz dünya gözüyle bakılmaz. Çok şiddetli bir zorluk meydana gelir insana. Ama cehennem rüyada görülebilir Allah’ın dilemesiyle. Çünkü nimete sebep olacağı için, daha Allah korkusuna sebep olacağı için. Aslında insanlar cehennemin bir kısmını belirli bölümlerini görüyorlar farkına varmıyorlar. Cehennemin belirli bölümleri insanlara gösteriliyor Allahualem. Ama farkına varmıyorlar. Cehennem diye tanıtılmadığı için farkına varmıyorlar. Ama en şedit tabakaları gösterilmiyor olabilir.

 

(“Neden sürekli yanınızda bayanlar var?” izleyici sorusu)

Yakışıklım kadınlar o kadar büyük bir nimet ki o kadar haz alıyorum ki anlatamam. Dünyada bunun üstüne bir zevk yok. Kadını görmek, kadını takdir etmek, kadın yüzüne bakmak, onun endamını görmek nefis bir şey. Tahayyül edilecek gibi değil. Üstüne yok. İmandan sonra en büyük nimettir. Benim aklım açılıyor, içim açılıyor, kalbim ferahlıyor. Kadınsız bir dünyayı düşünemiyorum, hayal edemiyorum Allah vermesin. Mesela kardeşlerle konuşuyoruz zor tahammül ediyorum hemen hemen hanımlar. Kadınlar dünyanın en mübarek, en kutsal, en güzel varlıklarıdır. Hangisine bakacağıma, hangisine sevgimi ifade edeceğime insan böyle çaresizlik içinde kalıyor. Karar veremiyor. Gün yetmiyor. Dakikalar yetmiyor, saatler yetmiyor çok büyük nimettir kadın. Ama bazı ahmaklar, bazı alçaklar kadını facia olarak görür. Cehennem ehli olarak görür, kötü görür, insan olarak görmez. Faciadır. Bu, şeytanın telkiniyle oluşmuş, deccalın telkiniyle oluşmuş, müşriklerin telkiniyle oluşmuş bir şirk faciasıdır, bir müşrik faciasıdır. Allah bu faciadan müminleri kurtarsın.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260597/sayin-adnan-oktarin-13-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260597/sayin-adnan-oktarin-13-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171013t_11.jpgMon, 23 Oct 2017 20:42:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 12 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Ekim 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret amaçlı gittiği Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’le görüştü. Aleksandar Vucic Sırbistan’da çok sayıda devlet ve hükümet lideri ağırladığını belirterek “Bugüne kadar hiçbir konuğumun Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar yoğun bir program yaptığını, onun gibi 24 saat boyunca çalışacak enerji ve güce sahip olduğunu görmedim. Siz Türk halkına çağrım, buna saygı duymayı bilmenizdir” dedi.)

Yani Tayyip Hocam’ı seviyor destekliyor, doğru yapmış. Tayyip Hocam Allah rızası için ta gençliğinde İslam’a baş koydu, Allah’a teslim oldu. Bütün hayatını Allah’a, Kitap’a Kuran’a vakfetti. Dünyadan istediği bir şey yok. Varsa yoksa cennet, Allah’ın rızası, rahmeti. Onun için o enerji oradan. Allah ona o enerjiyi veriyor ki İslam’a, Kuran’a hizmet etsin diye. Ama tabii yalnız bırakmak da çok çirkin, çok vicdansızca bir hareket olur. Nasıl olsa başta işte devletin imkanları var yapsın biz de seyredelim. Böyle olmaz. Bir kere reyle desteklemek bu şart. Bunun hiç açıklaması yok reyle desteklemek. İki; lisanla desteklemek konuşarak her yerde. Üç; aleyhinde konuşanları güzel sözle güzel konuşmalarla doğru yola çekmek. Dört; İngiliz derin devletinin suikast ihtimaline karşı -ki kararlılar- her yerde kulakları açık, gözü açık olmak lazım. Ve çok dikkatli olmak lazım. ‘Nasıl olsa devlet korur, nasıl olsa hükümet korur.’ Halk da koruması lazım millet de koruyacak. Millet de destek olacak çok önemli bu.

 

Namazı Abdesti Binlerce Olmayan Hüküm Ekleyerek Zorlaştırırken, İnfak Etmeyi Azaltıp Sadece 40'da 1 Hükmünü Getiriyorlar, Bu Çok Samimiyetsiz

Tam ilmihal veriyorlar yahut büyük İslam ilmihalini veriyorlar. “Bakın buradan namazınızı kılın” diyorlar. Şu kalınlıkta kitap. Bir abdest tarifi var, zaten o abdesti normal bir insan alamaz. Bir namaz tarifi var, o namazın kılınması mümkün değil. Bir kere bak diyor ki “Allahu Ekber derken Ekber, ber’i şeddeli söylerseniz” diyor ki mecburen öyle deniyor Ekber, Ekber diyorsun ağzını kapatıyorsun ber, önce b çıkıyor mecbur bak, Ekber, “bunu söylediğinizde” diyor “namaz fasit olur” diyor. Bitti. Nasıl kılacaksın namazı? “Aralarda eğer şaşırıp da herhangi bir şekilde yine şeddeli söylese “Allahu Ekber diye bitti, namaz gitti” diyor. “Namaz oldu mu olmadı mı acaba diye bir an düşünse” diyor “bir an, namazı fasit olur” diyor. Böyle bir anlayış olur mu? “Abdest alırken yüzünü yıkarken sıçrayan su galiz necasettir” diyor, “elbiseye değmemesi gerekir” diyor. O yüzden birçoğu muşamba takıyor abdest alırken su sıçramasın diye “galiz necaset.” Ben bu lafa ne diyeceğimi bilemiyorum. O kadar kirli ki, o kadar pis ki insanın üstüne bulaşmaması lazım. Bulaşırsa namazı yine fasit oluyor. İnsanın yüzünde ne var, insan yüzünü yıkar su da sıçrar hiçbir şey olmaz, değil mi? “Yok olmaz” diyor. “Günde beş vakit namaz kılacaksınız” “tamam” “sünnetlerini de kılacaksın” diyor. İlk sünnet son sünnet, zühr-ü ahir zühr-ü sonra neyse işte kendi kafalarından. Allah için namaz ayrı peygamber için namaz ayrı. Sonra, “sonra şimdi çok önemli bir konu var” diyor “sen sahibi tertip misin?” diyor. “O nedir?” diyor “kaç yaşındasın?” diyor “25 yaşındayım” diyor, “ha sen akıl baliğ ne zaman oldun? 12 yaş,” çünkü “10 yaşında namaz kılmazsa dövün” diyor. 12 yaş, “12 yaşından 25 yaşına kadar namaz borcun var” diyor “tamam ne yapamam gerekiyor?” diyor “uyku ve yemeğin dışında kesintisiz bu namazlarını kılacaksın borcunu ödeyeceksin” diyor. “Ondan sonra namaza başlayabilirsin sahibi tertip olursun” diyor “yoksa olmaz” diyor. Bu arada “sünnetleri de kılacaksın” diyor. Adam da diyor ki “ben sabahtan akşama kadar namaz kılacağım o zaman” diyor “evet” diyor “o zaman kılmayayım” diyor.

Zekat, ayette ne diyor? “İhtiyaçtan artan” yani yemek, kıyafetten, hastalıkla ilgili şeylerden onun dışında artan her şey, bütün malı mülkü yani, “bunu verin” diyor Allah. Anlamazdan gelip bak nasıl kurnazlık yapmışlar? “Mal olmaz, malını niye versin ki?” diyor, bak orada bitirmiş. “Malın kırkta biri diye bir olay yok onu bir kere unutun” diyor. Bak sağlama almışlar onu. “Ne olabilir peki?” diyorsun, “karısının malı mı onu mu kastettin?” diyoruz, “karısının malı da olmaz” diyor, “neyi kastediyorsun?” “Karısına verdiği altınların kırkta biri” diyor. Bak kurnazlığa bak. Karısına da altın almıyor, almayınca zekat sakıt oluyor kalkmış. Karısına zaten sopa sunuyor adam, ilk hediyesi o sopa duvara sopayı asıyor. Bak, karısındaki altının kırkta biri. Veyahut işte pul gibi altın alıyor kırk tane karısına, bir tane de fakire fukaraya pul kadar bir altın veriyor. Mesela 200 liralık, şu anki parayla 200 liralık “zekatı verdik elhamdülillah” diyor. Allah bela yağdırıyor işte o zaman, mahvediyor o ülkeleri.

 

(Milat Gazetesi Yazarlarından Mustafa Çevik dün evrimci Müslümanları eleştiren bir yazı yazdı. Çevik’in yazısı özetle şu şekilde: “Evrim kuramı ateistler sahipleniyor diye mi reddedilmektedir? Müslüman evrimciler tarafından çok ifade edilen bir durumdur bu iddia. Evrimin kendisine bakmak gerekir denilmektedir. İslam dinine ve Kuran’a aykırı bir durum göremiyoruz derler. İnsan bilinç sahibidir. Bunun evrimsel süreç içinde yeri yoktur. Böyle bir insan anlayışı, değil İslam materyalizmi hariç hiçbir felsefi düşünceyle uyuşmaz. Bunun için her din mensubu evrim kuramının yaydığı bu inanç sistemine karşı durmaya doğal olarak bir ihtiyaç hisseder.”)

Aferin delikanlıya. Bu delikanlımıza benim kitaplarımdan hediye etmiştik yakın zamanda evrimin geçersizliğiyle ilgili. Demek ki belayı tam fark etti, aydınlık bir delikanlı. Oyunu bozmuş bulunduğu bölgede. Çok iyi olmuş hayır olmuş. Allah selamet versin, Allah gücünü, ilmini, hidayetini artırsın, cennet nasip etsin, inşaAllah.

 

(“Rusya ve Çin neden Suriye’de?” izleyici sorusu)

Rusya büyük bir devlet, Çin de büyük bir devlet. Amerika neden orada, İngiltere neden oradaysa Çin ve Rusya da o sebeple orada. Dolayısıyla orada bir denge politikası gütmeye çalışıyorlar. Çin ve Rusya Suriye’nin devlet bütünlüğünü, millet bütünlüğünü esas alıyor bölünme istemiyor. Amerika ve İngiltere’yse bölünmeyi savunuyorlar. O yüzden sessiz içten bir mücadele var. Çinli şirketler mesela bu Suriye ekonomisine toplam iki milyar dolarlık yatırım yapmak istiyorlar. Hazır bir pazar şu an onlar için orası. Ama onlar iki milyar doları nereden bulacak tabii garibanlar o ayrı mesele.

 

Biz Müslümanlığın Güler Yüzünü Güzelliğini Sanat Yönünü Neşesini Ortaya Koyunca Deccaliyetin Müslümanlar Aleyhindeki Silahını Elinden Aldık

Size sunulan din zaten cehennem dini, azap dini, karmaşa dini, sevgisizlik dini, hatta vahşet dini. Siz de korkuyorsunuz ondan, karmakarışık, anlaşılmaz, ritüellere boğulmuş, insanın mutluluğunu istemeyen, güzelliği estetiği istemeyen bir gelenekçi sistem, şirk sistemi. Hepsinde olmasa da her yerde olmasa da bu aşikar açık görülüyor. Nereye baksak küçük bir bölümünde bile azabın, acının, dehşetin ve şiddetin zemini ve her yeri kapladığını görüyoruz. Böyle bir sistemde de gençler tabii dehşet ve korku içinde İslam’dan kaçıyorlar. Ateizme, deizme doğru gidiyorlar. Ama bu belayı Allah’a çok şükür yapılacak dünya çapında büyük karşı devrimi önledik. Faciayı önledik ve buna devam edeceğiz. İdeal Müslüman nasıl olur, ideal Müslümanlık nasıl olur doğrudan yaşayarak gösterdik. Doğrudan anlatarak gösterdik ve delilleriyle gösterdik. Bak kimse gıkını çıkaramıyor. Yanlışsın diyen yok, ancak işte asarım, keserim, doğrarım falan tarzında konuşmalar oluyor. Onlara da sorduğumuzda “yanlış anlaşıldı ağabey” diyorlar “sembolik ifademiz” veyahut “yengemin çocuğu yazmış kusura bakma özür dilerim” falan tarzında. Yani tükürdüğünü yalayan bir üslup, bazı kişilerde.

 

Kader Beni Nereye Götürürse Oraya Giderim, Mantıkla Değil Vicdanımla Yaşarım. Hayatım Boyunca Bu Sebeple Hep Mutluluk Bereket Buldum

Allah’ın bana kaderde göstereceği şeyleri yapmaya göre kendimi kodluyorum. Kaderin akışına bırakırım ben, kader beni nereye götürürse oraya giderim. Ve neyle karşılaşırsam hepsini hayırlı görürüm, güzel görürüm. Hep vicdanıma göre hareket ederim, mantıkla hareket etmem ben. Egoistlikten bencillikten nefret ederim, kendim için de yaşamam. Dolayısıyla kader beni nereye sürüklerse oraya gittiğimde de hep hayır gördüm, hep güzellik gördüm. Veyahut nereye götürürse, beni nereye seyahat ettirirse hepsini sevinçle karşılıyorum. Hepsini yapan Allah. Biz kadere uyan kullarız, Allah’ın herhangi bir kuluyum.

 

Müslüman’ın Milli Kültürü Kuran'dır. Kuran'a Tam Uyulduğunda Dünyada Müslüman Karşıtı Bir Hareket Kalmaz

Bizim milli kültürümüz diyorlar bu gelenekçi anlayışa. Kardeşim, sen milli kültürünle dünyada Müslümanları yok edeceksin. Yani kitle katliamına sebep olacaksın. Adamlar dedi ki “Irak’ta atom bombası yapılıyor şüphelendik.” 2 milyon Müslümanı şehit ettiler. Adamların gözü dönmüş. Ama şimdi diyorlar ki bak, bu adamlar sakal keseni öldürüyor, dinini yaşayamayanı öldürüyor, zekat vermeyeni öldürüyor, kadınları dövüyor, çocuğu dövüyor. Nerede kötü şey varsa orada yani o gibi gösteriyorlar. “Şimdi biz bu durumda bu dini yok edeceğiz” diyorlar. Onlar da diyor ki “biz cihat ederiz sizinle” diyorlar “tüfeği alır tabancayı alır.” Kardeşim, adam senin iflahını keser. Kitle katliamı yapar ve yapıyor yeniyor seni. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da her yerde yerle bir etti seni. Seni yerle bir eden Allah. Allah yerle bir ettiriyor. Çünkü şirk koşuyorsun, şirk koşuyorsun. Ama bizim karşı atağımızla bu oyun bütün dünya çapında bozuldu. Yoksa bu kitle katliamında sıradan gideceklerdi. Adama bir anlatıyorlar gelenekçi İslam’ı, adam nefret ediyor muazzam bir öfke geliyor adama. Ve “bunların hepsinin yok edilmesi, öldürülmesi gerekir böyle insanların” diyorlar. Ama biz, Müslümanlığın güler yüzünü, sanat yönünü, güzellik yönünü, kalite yönünü gösterinde deccalın kolu-bacağı kırılmış oldu. Kamuoyunda imkanı elinde alınmış oldu. Biz bu oyunu bozduk yani büyük bir katliamı engellemiş olduk. Müslüman katliamını engelledik. Adamın bundan haberi yok. Elinde kılıçla resim çektiriyor. Senin yüzünden zaten kitle katliamı düşünüyor adamlar, senin tipindekilerin yüzünden. Eline almış av tüfeği, havaya kaldırmış. Senin av tüfeğini adam ne yapsın? Katlar sana yedirir o tüfeği sana adam. Aklı sarmıyor. “Milli kültürümüz” diyor. Sakalını keseni öldürmek milli kültürmüş, kadını dövmek milli kültürmüş, çocuğu dövmek milli kültürmüş, zekat vermeyeni öldürmek milli kültürmüş. Milli kültür değil bunlar. Bunlar şirk döneminden kalma vahşet. Bunun dinle imanla alakası yok.

 

Müminin Dünyadaki Varlık Amacı Tamamen Allah İçindir. İnsanlar Allah İçin Yaşadığında Dünya Cennete Döner

Meryem Suresi 77, “Ayetlerimizi inkar edip, bana; ‘Elbette mal ve çocuklar verilecektir’ diyeni gördün mü?” şeytandan Allah’a sığınırım. Ayeti inkar ediyor. Neden? Çünkü ruh sahibi değil, ölü. Ölü olduğu için ne istiyor?  Mal ve çocuklar. Bak, iki hırs. Bunu her yerde görürsünüz. Mal ve çocuk yani zenginlik ve çocuk. Bütün dünyada hedef haline getirilmiştir. Mal, zenginlik ve çocuk. “Diyeni gördün mü?” diyor Allah. Bu bir ölçü Allah için. “O, gayba mı tanık oldu” geleceği biliyor mu diyor Allah. “Yoksa Rahman’ın katından bir ahit mi aldı?” yani Kuran gibi bir bilgi mi aldı diyor. “Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azaptan da süre tanıdıkça tanıyacağız.” Yani uçsuz bucaksız azap vereceğim diyor Allah. Ama bak ölçüye bak, “mal ve çocuk meraklısı olur bunlar” diyor. Tek dertleri bu olur diyor, mal ve çocuk. Aslında Kuran gizlice bu olaylara tam anlamıyla işaret eder ama ben tabii bunları şerh etmiyorum, açıklamıyorum. Anlayanın anlayacağı gibidir yani Allah tehlikeyi ve belayı açıkça gösterir. Normalde bir mümin dünyaya geldiğinde Allah’tan başka hiçbir amacı olmaz. Her şeyi Allah içindir. O zaman dünya cennete dönüyor bir anda. Ömür uzuyor, uzadıkça uzardı aslında yani eğer tam kamil iman hakim olsa ömür uzadıkça uzar. Tahminlerin çok üzerinde uzar, bin seneye kadar gider. Hatta bin seneyi bile aşar ama iman zafiyeti bir an önce hesabın görülmesini gerektiriyor ve onun için süreyi Allah kısa tutuyor.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce yaptığı konuşmasında şunları söyledi, “ABD müttefikini kendini bilmez büyükelçisine feda etti. Size muhtaç değiliz. Türkiye asırlık bir hesaplaşma ile karşı karşıyadır. Bunlar Türk milletine diz çöktürme planlarıdır. Kimsenin Türkiye’ye hukuk devleti dersi vermeye hakkı yoktur. Kandil’deki terör baronları ile doğrudan hat kuranlar bize hukuk dersi veremez.” Bir de konuşmasından videosu var. Sizin hep dikkat çektiğiniz, “Allah hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemez” ayetini hatırlatıyor Cumhurbaşkanımız konuşmasında.)

Helal olsun. Bak şimdi orada bir ifadesi oldu. Şimdi bak bu nedir biliyor musun? Elhamdülillah Müslümanız fakat orada demek istediği devlet yapısı. Devlet daha eski, devlet yapılanması. Bizde bir gelenek olarak 2 bin 200 yıldan beri hükümetler değişse de mesela halife seçilse de, başkan birisi seçilse de her zaman bir devlet oluyor. Devlet olmuştur yani her dönemde. Bazen devlet eğer kendini tehlikede görürse, onların tabiriyle çok çılgın hale gelir ve çok yırtıcı hale gelir. Ama normalde de ılımlıdır yani devlet aklı başında insanlardan oluşan bir yapıdır. Onu anlatmak istiyor Tayyip Hocam. Şu an devlet Tayyip Hoca’yı destekliyor. Bu çok güzel, bu mükemmel bir durum. Devlet geleneğini dünya Türkiye’den öğrendi, Türklerden öğrendiler. Bilinmiyordu yani bütün Avrupa devletleri herkes devletin ne olduğunu Türklerden öğrendi. Mensupları genellikle pek o kadar bilinmez devletin. Çok olgun, çok efendi insanlardan oluşur. Yani nasıl söyleyeyim, kapalı söyleyeyim de anlayın işte. Kimi genel müdürdür, kimi bakandır. Ama böyle halim, Allah’tan korkan efendi insanlardan oluşur devlet. Ve hiçbir zaman için millet devletsiz kalmamıştır. Mesela Kurtuluş savaşında da devlet yine görevdeydi Atatürk döneminde. Atatürk de devletin bir ferdiydi öyle düşünün. O cesaret ve o kararlılık oradan oluşur. Devlet, başbakan vardır, cumhurbaşkanı vardır, bakanlar vardır bunların hepsinden oluşur. Bilmem anlatabildim mi?

 

(Sosyal medyada İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in küçük bir çocukla sohbet ettiği görüntüler yansıdı. Görüntülerde Hamaney sadece Farsça bilen çocuğun annesine, “Okulda ve sokakta Farsça öğretiliyor, sizde evde Türkçe öğretin” diyor.)

Böyle bir devlete nasıl öfke duyulur ben anlamıyorum. Daha ne istiyorsunuz? Nur gibi Müslüman bak, nur gibi Müslüman kadınlar, nur gibi Müslüman çocuklar, Müslüman bir devlet, Müslüman bir halk. Zengin, askeri yönden güçlü, kararlı, imanlı. Nasıl karşı olunur? Hiçbir mantığı yok. Şeytanın etkisiyle karşı olma oluyordu, elhamdülillah bunu kaldırdık.

 

Kardeşlerimiz Namaz Konusunda Gelen Vesveseler İtibar Etmesinler. Şeytan Namazdan Uzaklaştırmak İçin Çeşit Çeşit Vesvese Verir Duymasınlar

Çok samimi olduktan sonra namazda huşu diye korkuya gerek yok ama namazda şeytan çok musallat olur dikkat çok dağılabilir ondan o kadar üzüntü duymayın rahatsız olmayın. Namazın özel şeytanı vardır hatta ismi de belli sırf bu konuyla uğraşır namazı süratlice kılıp çıkın. Hiçbir şey olmaz çok vesvese yapan olursa vesveseye hiç itibar etmesin. Geçerli olmaz. Ne yapacak? Allah’ı anacak, Allah’ın isimlerini anacak asıl namazda önemli olan budur Allah’ın anılmasıdır ayet okuyacak Kuran’dan. Vesvese gelirse ne olur? Hiçbir şey olmaz. Hz. Ali (kv)’ye diyorlar “eğer hiç kafana bir şey gelmeden namaz kılarsan sana bir kırmızı koyun var” diyorlar. Yarışma, sahabe kendi aralarında yapıyorlar. Hz. Ali (kv) “Ben kılarım” diyor bakıyor o da yapamıyor. Hz. Ali (kv) gibi bir insan bile yani iddialaşıyor “ben yaparım Allah’ın izniyle” diyor ama olmayabilir hiçbir şey olmaz. Namazı Allah’a adamak samimi olarak Allah için kılmak yani kafana şu gelir bu gelir hiçbir şey olmaz. İnsan beyni açık bilgiye, onu durduramazsın sen akar bilgi mesela rükûa eğilirsin evdeki yemek aklına gelir, kıyamda kalkarsın okuldaki imtihanın aklına gelir hiçbir şey olmaz. Yani namaz gitti falan öyle bir konu olmaz. Yeter ki ne dediğini anla, söylediğin ayetleri anlarsan normal olur. Çünkü hayatın her döneminde beyin zaten bilgiye açık. Namazda nasıl beynini kapayacaksın? Kapanmaz beyin dolayısıyla korkmaya gerek yok.

 

(Adnan Bey sizin daha önce belirttiğiniz gibi yirmi altı ilde görevli yirmi beş bin güvenlik korucusu arasında bin kişilik ekip seçilerek özel tim oluşturuldu. Foça Jandarma Komanda Okulu’nda eğitim alan tim Karadeniz’de de görev yapacak.)

Karadeniz’in kabadayılarına görev versinler acayip hakkını verirler. Hatta silaha falan da ihtiyaç yok onlar,  siz kendiniz tedarik edin dese devlet. Allahualem onları tavuk yakalar gibi yakarlar hepsini. Sadece serbestsiniz diyeceksiniz başka bir şey yok. Ne yapıyorsanız yapın. Adamları yakalayın getirin diyeceksin. Allahualem oralara dar edenler dar. Ne yapacaklarını şaşırırlar.

 

(Cumhurbaşkanımızın konuşması var. Sizin dediğiniz tarzda yeni. CCN TÜRK’te Türkiye’nin Gündemi programında konuşan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Bahadır Erdem, Türkiye’nin batıdan koparak artık bir Ortadoğu devleti olduğunu iddia etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözlere sert tepki gösterdi ve şunları söyledi. “Batıdan tamamen kopmuş, Ortadoğu’ya sığınmış bir Türkiye var diyor, bakıyorsun önünde de bir Prof. yazıyor. Bunlar haddini bilmiyor. Senin her yerin profesör olsa ne yazar. Sen bir defa neyi konuştuğunu Türkiye’nin bulunduğu konumu bilmeyecek kadar acizsin” dedi.)

Vay be kaç yazar diyor. Tayyip Hocam gider sana böyle. Tayyip Hocam daha da kabadayı konuşmaları yapsın. Yakışıyor, inşaAllah. Niye, Tayyip Hocam modern delikanlıdır daha ne yapsın? Gelenekçi Ortodoks kitleyi de gayet güzel dengede tutuyor. Bu kolay iş mi? Gelenekçi Ortodoks muazzam bir kitle var. Bunları gayet güzel ayakta tutuyor. Dengede tutuyor. Modern gençliğe de gayet kapısı açık. Onların yapamayacağı bir şey bu. Herkes huzur içinde yaşıyor.

 

Kadını "Hizaya Getirmek" Kimsenin Haddi Değil. Kadınlar Nasıl Erkeklere Karışmıyorsa, Erkeklerin de Kadınlara Karışmaya Hakkı Yoktur

Gelenekçi sistemi, İngiliz derin devletini ve Darwinist felsefeyi inceleyince hepsinin hedefinin kadınları aşağılamak üzere olduğunu gördük. Ama öyle az boz aşağılamak değil, akıl almaz aşağılama akıl almaz bir karşıtlık. Ama inanılır gibi değil. Nerede kötü şey varsa kadınlara yöneltilmiş. Bir erkek korumacılığı yapılmış. Nerede kötü şey varsa kadınlara. Kadınlar da yumuşak başlı halim oldukları için, sevecen sessiz oldukları için, sabırlı oldukları için, müsamahalı ve tahammüllü oldukları için o canlarımı ezim ezim ezmeye kalkmışlar. Hayretler içinde biz bunu görüyoruz. Ben bununla ilgili kitap da hazırlıyorum. Kadınlara yapılan zulüm diye. Bu oyun bitti. Bundan sonra böyle rezalet kim yaparsa kanunla hukukla tepesine bineceğiz. Bak gazetelerde, internette her yerde duyuyorsunuz. Bundan sonra kadınların hürriyeti çağı başladı. Bu yüzyıl kadınların yüz yılı, onların hürriyet yüz yılı. Her yerde huzur, güven, neşe içinde yaşayacaklar. İstedikleri gibi giyinecekler, istediği gibi yer, istediği gibi güler, istediği gibi gezer kimse karışamayacak. Senin ne haddine kadını hizaya getirmeye kalkmak? O seni hizaya getirmeye kalkıyor mu? Sana karışıyor mu? Sen kadına niye karışıyorsun? Babası karışıyor, amcası, dayısı, ufacık beş yaşındaki çocuk bile karışıyor. Sokağın kabadayıları, kabadayı demeyeyim de çakaldır onlar. Kabadayıyla alakası yok. Hepsi karışıyor. Yok böyle şey. Bundan sonra sıkıysa yapsınlar. Her yerde köşeye sıkıştıracağız. Hukukla kanunla. Her yerde tepelerine bineceğiz. Ve bu geniş çaplı da hükümetin hazırlığı var. Tam anlamı ile karşılığını görecekler. Hiçbir yerde çakal barındırtmayacağız. Böyle mafya yapılandırmaları itlik, çakallık, kadınları tehdit etmeler bunların devri bitti. Asla müsaade etmeyiz.

 

(“Dış güzellik sizin için ne kadar önemli?” izleyici sorusu)

Dış güzellik tabii ki önemlidir. Akıllı olup da çirkin olan bana bir tane kadın getir ben sen ne istersen vereceğim sana. Bak akıllı olup, güzel ahlaklı olup da çirkin olan bana bir tane kadın getireceksin. Mümkün değildir her akıllı kadın mutlaka güzel olur bak sana sır. İlahi bir sır, Allah’ın bir sırrı çok acayiptir bu. Akıllı, güzel ahlaklı olup da çirkin olan tek bir tane kadın bulamazsın yok dünyada. Var diyen bana söylesin ben göreceğim. Ama tabii ki dış güzelliği Allah önemli görüyor Kuran’da da söylüyor Allah, “Ahsen-i takvim” diyor “en güzel surette yarattım” diyor. Dış güzellik Kuran’ın birçok yerinde vurgulanıyor bir tek insan güzelliğinde değil. Kainatın bütün güzelliğinde o intizamı, o insicam, o oran, o altın oran, o mükemmellik hep vurgulanır. Çirkin bir kız değil mi baktın çirkin kız isterseniz yeminle söyleyeyim eğer güzel ahlaklı olursa, derin imanlı olursa fiziği alenen açıkça mucize olarak değişir. Bir parça, o fark edilmez o mesela o burnunu Allah bir parça çeker, dudağını bir parça açar hiç fark edemezsin. Gözünü bir parça büyütür ve o insan değişir hiç kimse bunun farkına varamaz, istisnasız bu böyle olur bak ben sır olarak söylüyorum.  

 

(Milli Gazete yazarlarından Mustafa Kasadar “Hz. İsa (as)’nın Yeryüzüne İnmesi” başlıklı bir yazı yazdı. Kasadar şunları söylüyor “Hz. İsa (as)’ın ahir zamanda yeryüzüne ineceği hem Kuranı Kerim ve hem de sahih ve mütevatir sünnette sabittir. Bu olay aynı zamanda kıyametin en büyük alametlerinden birisidir. Bunun için ehlisünnet alimleri İsa (as)’ın ahir zamanda ineceğini kitaplarında açıkça yazmıştır. Maturidi akidesine ait Meşhur Nesefi Akaidi’inde kıyamet alametleri şöyle sıralanmaktadır. Deccalın çıkması dabbet-ül arz, Yecüc-Mecüc zuhuru, Hz. İsa (as)’nın gökten yere inmesi, güneşin batıdan doğması gibi Peygamber (sav)’in gibi haber verdiği kıyamet alametleri haktır.”)

Yok, bunlar öyle baş edebilecekleri gibi değil. Ehlisünnetlerin tamamı ve Şii mezheplerinin tamamı İsa Mesih’in gelişini Kuran’ın ayetlerine ve sahih hadislere dayandırarak hepsi savunurlar. Mehdi (as) de aynı şekildedir. Hiç onların çırpınmasıyla değişecek bir durum yok zaten olaylar da sürekli gelişiyor, alametler de sürekli gelişiyor, alametler de alenen görülüyor. Çırpınmaları sadece onları komik duruma düşürüyor başka bir şey olmuyor. İnsan acıyor hallerine.

 

Her Konuda Müslüman’ın Ölçüsü Kuran Olmalıdır. Müslüman’ın Kıskançlığı Koruma Amaçlı, Karşısındakine En İyi İmkanı Sunma Amaçlıdır

Şimdi şöyle; genç kızın bir arkadaşı oluyor erkek arkadaşı oluyor ama adam ahlaksız. Gidiyor başka bir kızı da kandırmaya çalışıyor yani onun tek derdi onun ırzına geçmek oluyor özetle. O kızın da ırzına geçmek istiyor ve sonra da kirlettikten sonra da hakaret edip kovmak istiyor. Kız korkar tabii ki bundan, bu dehşet verici bir durum tabii ki istemez. Çünkü onuruna, haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına, sağlığına sıhhatine sahip çıkmıyor ki adam, onu ilgilendirmiyor. O içgüdüyle hayvan gibi onu bir an önce aşağılamanın peşinde, küçük düşürmenin peşinde. Sonra da onu tehdit edecek işte anasına babasına söylerim diyecek bilmem ne falan terbiyesizlik yapıyor yahut dövmeye kalkıyor yahut öldürmeye kalkıyor. “Seni öldürürüm” diyor “döverim” diyor çok yaygın öldürme tehdidi çok çok yaygın on binlercedir. Kafası attı mı seni öldürürüm diyor ya da dövüyor ben çok gördüm duydum yani. Bu yüzden meselelerin yorumunda hep ölçü Kuran olması lazım.

Bir de ikinci bir tür kıskanma vardır mesela genç kıza bir zarar verecektir adamlar it kopuk mesela bıyık buruyordur falan “Ayıp” dersin “terbiyeli olun, bu kardeşiniz” değil mi kıskanma bu, koruyorsun veyahut adam kaçırmaya kalkıyor canını ortaya koyar kurtarırsın bu kıskanmadır. Veyahut dinine zarar vermek istiyor korur kollarsın, açıklarsın anlatırsın kıskanmadır. Yahut sağlığına zarar vermek istiyordur veyahut soğuk havada üşüyordur çıkartırsın ceketini ona verirsin bu kıskanmadır. Açtır yemek yemesini sağlarsın bu kıskanmadır yani koruyup kollama. Yoksa elimden gidiyor imkan efendim işte kandıramayacağım, oyun oynayamayacağım diyorsa bu olmaz, bu kıskanma olmaz bu çirkin.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260596/sayin-adnan-oktarin-12-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260596/sayin-adnan-oktarin-12-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171012t_10.jpgMon, 23 Oct 2017 20:40:19 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Ekim 2017

 

(Amerika-Türkiye arasında vizelerin askıya alınması konusuyla ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Bu sorunun faili Amerika’nın ta kendisidir. Büyükelçi’nin “Bu kararı devletim adına aldım” demesi düşündürücüdür. Durum öyleyse Amerika’daki üst düzeylerle konuşacak bir şeyimiz yok. Eğer Büyükelçi kendi kafasına göre aldıysa o elçi bir dakika daha durmamalıdır. Benim elçim böyle bir şey yapsa onu orada bir saat tutmam. Amerikan Konsolosluğu’ndaki bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının FETÖ’yle bağlantısının tespit edilmesi konsoloslukta bir şeyler döndüğünü gösteriyor. Bu ajanlar buraya nasıl sızdı? Hiçbir devlet bu tür ajanlara müsaade etmez” dedi.)

Olay artık sırıtmaya başladı ve bu kadar acemice ve kabaca bu işleri yapmış olmaları İngiliz derin devletinin kepazeliği, arsızlığı ve rezaleti. Adamlar artık eli-yüzü yırtmış vaziyetteler. Bunlar hep ahir zamanın olayları, bunlar bazen azalarak bazen çoğalarak, bazen dal-budak salarak gelişir. Dikkat ederseniz çok şaşırtıcı insanların hiç alışmadığı hayret verici olaylar oluyor. Ve bu kesintisiz devam ediyor. Tam bitti durdu falan derken yeniden başka hiç ummadık olaylar. Bak dünyanın her tarafında zincirleme olaylar devam ediyor. Yalnız bunun tabii bir sıklaşma ve doz artışı dönemi olacak önümüzdeki yıllarda ve aylarda orada tırsanlar korkanlar olabilir. Onlar davayı kaybeden insanlardır. Korkmadan yılmadan azimle devam edeceğiz, inşaAllah.

 

(Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türkiye ve Amerika arasında yaşanan vize kriziyle ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Diplomatik misyon çalışanımızın tutuklanmasıyla ilgili hayal kırıklığı yaşıyoruz. Türkiye’nin kararı bizi rahatsız etti. Vize kararı elçimizin tek başına aldığı bir karar değildir. Karar, Dışişleri ve Beyaz Saray’da koordineli bir şekilde alındı” dedi.)

İşte alınan karar Londra’da alındı, onu sen niye başından söylemiyorsun? Karar Londra’da Saray’ın altındaki büyük salondaki ilgililerce alındı. İnkar etmesinler ispat ederim. Şimdi kitabın 3. Cildi de hazırlanıyor. 2. Cildini dün gösterdim. 3. Cildinde kaçacak delik arayacaklar söyleyeyim. İlimle irfanla, kanunla hukukla. Bakın bu dev eser İngiliz Derin Devletinin İçyüzü 2. Cilt. 3. Cildi çıkacak hatta 4. Cildi çıkacak. Binlerce belge, fotoğraf hiç inkarı mümkün olmayan bir olay. Dünyayı hercümerç eden deccalın kafasına beş noktadan böyle eseceğiz adeta. İşin doğrusu bu kitap 5 cilt. Şimdi bu 2. Cildi, 3. Cildi çıkacak, 4. Cildi çıkacak ve 5. Cildiyle tamamlanıyor. Binlerce belgeyle ve tamamı delilli ve hepsi sağlam delil.

 

Ben Nasıl Mehdi Talebesi Olacağım Diyen İnsan Zaten Mehdi'ye Talebe Olmuştur. Mehdiyet İçin Zemin Hazırlayan Mehdi Talebesidir

Bir insan ‘ben nasıl Mehdi talebesi olabilirim’ diye arayış içine girdiği an bunu ifade ettiğinde hemen o anda Mehdi talebesi olur. Dolayısıyla benim güzel yüzlüm de Mehdi talebesi tabii, bizler de Mehdi talebesiyiz.

 

(“Bütün peygamberler neden aynı coğrafyada dünyaya gelmiştir?” izleyici sorusu)

Allah hepsini aynı soydan getiriyor peygamberlerin. O soy da genellikle orada oluyorlar. Ama tabii oranın bir de o bölgenin metafizik kutsallığı da var. Harran, Mekke-Medine yani Urfa, Kudüs buranın özel bir yapısı vardır. Toprağı özeldir yapısı da özeldir, metafizik nedenleri var. Metafizik nedenleri tam olarak açıklanamaz. Ama üstat cinlerin bulunduğu yerler oralar, en eski cinler orada olur genellikle. Kutsal beldedir Allah “kutsal” diyor zaten, Allah’ın övdüğü yerler. Allah bir yeri kutsal diye gösterdiğinde orada yoğunluk olması çok normal. Allah bir insanı kutsar, bir yeri kutsar artık orası kutsal olur, Allah’ın beğendiği bir belde olur. Olaylar da hep oralarda gelişir ve oradan büyür neşv-ü nüma bulur. Allah orayı bir ev gibi göstermiş yani bir adres, peygamberlerin adresidir. Neredeler dedin mi giden orada onları bulur. Ben peygamberi bulamadım diyemez bir insan. Adrese gittiğinde adreste bulur, yeri belli evi belli. Çünkü o peygamberlerin evidir o bölgeler. Dolayısıyla birçok hikmeti ve hayrı vardır. 

 

(“Yasin Suresi dirilere indirildi, neden ölülere okunuyor?” izleyici sorusu)

Mezarın başında Kuran okuyor, okusun ne güzel. İşte Allah anılıyor insanın kalbine ferahlık verir. Ölüye bir faydası olmaz onun da. Zalimse olmaz ama iyi bir insansa evlat yetiştirdiyse orada da Kuran okuyorsa. Ha o duysun diye okuyorsa açıkça söyleyeyim şirk olur bu. Ölü duymayacağı belli. Allah çünkü “artık sizi duymazlar” diyor “bağlantı kesilmiştir dünyayla” diyor Allah. Kuran’da ayet var ayete rağmen sen onu duyuyor dersen, Allah “öldü” diyor, sen “ölmedi” diyorsun. “Artık dünyaya bir daha dönemezler” diyor, sen “Niye dönmesin ki? Dönmüş işte” diyorsun. Bu olmaz böyle olmaz. Ama oradakilere duyurmak için yapıyorsa tebliğ amacıyla güzel. Yasin şart değil, herhangi bir Kuran ayeti okuyabilir.

 

Musevi Kardeşlerimizin Çardak Bayramını Kutluyoruz. Allah Museviler Müslümanlar Ve Hristiyanların Bir Arada Huzur İçinde Yaşamasını Nasip Etsin

Musevi kardeşlerimizin Çardak Bayramı’nı da kutluyorum. Bayram başlayalı biraz vakit oldu halen devam ediyor. Allah mübarek etsin, Allah kalplerine ferahlık, huzur versin. Üzerlerine gelen sıkıntıları Allah def-i ref etsin. Hz. Mehdi (as)’ın Moşiyah’ın çıkışını Cenab-ı Allah çabuklaştırsın. Hayırla, esenlikle, güzellikle Türkiye’yle de Ortadoğu’yla da iç içe kardeşçe Musevi kardeşlerimizin yaşamasını Cenab-ı Allah nasip etsin. Bütün İsrail’de insanların imanlarının atması için dua ediyoruz. Allah imanlı bir gençlik nasip etsin İsrail’e ve bütün Ortadoğu’ya. Allah Kendi yolundan bizleri ayırmasın.

Musevi kardeşlerimizin kutladıkları Çardak Bayramı, Sukot deniyor bu bayrama. Musevi kardeşlerimiz bir hafta boyunca kendi yaptıkları kulübede yatıyorlar. Saray gibi evi olsa bile köşkü de olsa öyle bir yerde yatıyorlar. Hz. Musa (as) dönemindeki çöldeki durumlarını hatırlamak ve nimet içinde çok rahatlamamak için. Zengin ve güvenlikli olmaması gerekiyor bu kaldıkları yerin. Bu Mısır’dan çıkışı, çölde yaşadıkları dönemi anmayı amaçlıyor. Aynı zamanda Hz. İbrahim (as)’ın kendi yaptığı kulübede üç meleği ağırlamasını da anma olarak bu bayram eda ediliyor. Bu dönemde Kohenlerin duası okunuyor, Kohen Musevilerin. Senede iki kez oluyor. Hz. Harun (as)’ın mübarekliğiyle kutsadıkları için şükrediyorlar. Hz. Harun (as)’ın mübarekliğiyle kutsanıyorlar, o yüzden şükrediyorlar. İsrail halkı adına İsrail’e Allah’ın merhameti barış vermesi için de dua ediyorlar. Tevrat’ta da geçer Zekeriya 14/16’da: “Kudüs’e saldıran uluslardan sağ kalanların hepsi her şeye egemen Rab olan Kral’a ibadet etmek için Çardak Bayramı’nı kutlamak için yıldan yıla Kudüs’e gidecekler.” (Zekeriya 14/16) Hz. Mehdi (as) devrinde olacak bu. Hz. Mehdi (as) devrinde bütün insanlar Kudüs’e ziyaret için gidecekler, Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e. O da Müslümanlar için bir nevi bayram gibi olacak tabii, o Kudüs’e gitmeler, Kudüs’ü görmeler yani hac gibi adeta. Müslümanlar biliyorsunuz Kudüs’e de gidiyorlar. Ama asıl bizim haccımız hacdadır biliyorsunuz Kabe’de. Ama Hz. Mehdi (as) döneminde de Kudüs de ziyaret edilecek bütün uluslarca. Musevilere karşı olanlar, Hristiyanlığa, Müslümanlığa karşı olanlar da onlar da gidip oraları ziyaret edecekler, Tevrat’ın işareti bu. Yani Kudüs’e saldıranlar dediği, İslam’a saldıranlar “onlar da gelip” diyor “hepsi iman edeceği için, İslam dünyaya hakim olacağı için oraya gelip Allah’a dua etmek ve bu güzelliği kutlamak için güzel ziyaretler yapacaklar” diyor. Onun için ileride de Müslümanların yaşayacağı bu güzellik yüz yıllar öncesinden, 3500 yıl öncesinden bildirilmiş. Kohenler biliyorsunuz Hz. Harun (as)’ın soyundan olduğu için şükrediyorlar. Ben de Kohen’im biliyorsunuz, soyum Kohen soyu. Onu Musevi arkadaşlarımız araştırdılar buldular. Hz. Davut (as) soyuna dayanıyor, Hz. Davut (as)’dan Hz. İsrail (as)’a dayanıyor. Oradaki bir koldan Kohen olduğumu gördüler, o da çok hoşuma gitti.

 

Bir İnsan Taş Üzerinde Yaşıyor Bile Olsa Bakışıyla, Sözüyle, Davranışlarıyla Kalitesini Gösterir. Para Kalitenin Temel Şartı Değildir

Tabii ki kaliteyi artırır zenginlik, her yönden artırır. Eşyada, elbisede, temizlikte, bakımda, binanın restorasyonu veyahut imarında her şeyde bir üstünlük sağlayacaktır. Ama para olmadan da kalite olmaz mı yahut az parayla kalite olmaz mı? Olur. Mesela bir köyde olsan küçük bir kulüben olsa önüne gül ekersin, güllerle o kulübeyi sardırırsın, önünü çok temiz yaparsın, çiçeklerle süslersin çevresini. İçini de tertemiz yaparsın, hayret edecek bir güzelliğe çevirebilirsin. Oradan bulduğun güzel taş parçalarıyla süsleyebilirsin, ahşapla yine süsleyebilirsin orada bulunan ahşapla. Yani göz alıcı hoş bir çizgiye getirebilirsin. Duruma göre para durumuna göre imkanına göre kalite artar veya eksilir. Ama para hiç olmasa da yine kalite elde edilebilir. Hiç olmazsa o şahıs bir taş üzerinde oturuyor bile olsa konuşmasıyla, üslubuyla, bakışlarıyla, sevgisiyle kaliteyi gösterebilir. Kalite zaten insanda asıl tezahür eder. Çok kaliteli bir evdir de evin içinde orman ayısı gibi bir adam vardır, kalite mahvolur o adamın varlığıyla. Dolayısıyla kaliteyi meydana getiren insan olduğu için insanın klas olması, temiz, düzgün, aklı başında, sevecen, sevgi dolu olması kalitenin birinci şartıdır. Ve sanat anlayışının yüksek olması, sanatı, güzelliği takdir etmesi de kalitenin güzel bir tezahürü.

 

Sevgi Kalbin Nefesidir. Sevgi İnsanın Çok Haz Aldığı Bir Nimettir, İnsan Sevgiyi Nefes Gibi Sürekli İçine Çeker

Sevgiyi kalpte tutmak için çabaya gerek yok. Çünkü sevgi zaten çok zevklidir kalbe o kendi gelir. Kalp onunla bayram eder zaten sevgiyle. Kalbin nefesidir o sevgi, kalple iç içe. Dolayısıyla insanın çok haz aldığı bir nimet, güzellik olduğu için sevgi özel bir enerjiye ihtiyaç olmaz. İnsan onu nefes gibi sürekli içine çeker. Sevgi insana mutluluk verir. Ama bazen sevgiyi hak etmeyecek çirkin tavırlarda olan insanlar olur, tabii orada bir sevgi mücadelesi olur. Sevmeyi ayakta tutmaya gayret edersin. Mesela ters aksi konuşur, görüşmek istemez, konuşmak istemez. Mesela konuşmalarında imalı yakışıksız sözler olabilir, burada bir irade gerekir tabii. Burada bir sabır, irade ve sevgiyi inşa etmek için yüksek bir gayret gerekir. Bu ayrı bir konudur. Oluşmuş sevgi ayrıdır, bir de sevgiyi oluşturmak için olan gayret ayrıdır. Sevgiyi oluşturmak için olan gayret apayrıdır. O bir sanattır, o zor olandır ayrı bir konudur o. Ben onu bu konunun dışında olarak ele aldım. Onda, Kuran ahlakının bütün detaylarının çok ustaca sanatkarane işlenmesi gerekiyor. Ve sabır, itidal, güzel ahlak, güzel hitabet her şey gerekir.

 

(“Cenab-ı Allah Rahman Suresi’nde “Allah Kuran’ı öğretti, insanı yarattı” diye buyuruyor. Buradaki sıralamanın hikmeti nedir?” izleyici sorusu)

Cenab-ı Allah tabii “Kuran’ı yarattı” derken Levh-i Mahfuz’da Kuran yaratıldı. Ama önce-sonra diye bir şey yoktur Allah için onu söyleyeyim, o bize göredir. Allah Katında her şey an içinde yaratılmıştır ve bitmiştir. Dolayısıyla Cenab-ı Allah Kuran üstün olduğu için, yüce olduğu için tabii ki o üstünlüğü, yüceliği Allah bize hissettirmek için Kuran’ı öncelikle zikreder. Kuran’a uymayan bir insan Allah Katında önemli birisi olmuyor. Allah onu insan olarak değerlendirmez. Kuran’la insan değerli oluyor, imanla değerli oluyor, Allah’ı severek değerli oluyor. Kuran’ın önde zikredilmesinin bir hikmeti de budur Allahualem.

 

(“Osmanlı başka milletleri nasıl bir arada tutuyordu?” izleyici sorusu)

Kılıç gücüyle tabii ki. Diyorlar ya işte kültürüne karışmıyordu, harsına karışmıyordu falan. Cayır cayır vergi alıyor ve tabii ki orada bir askeri güç var kılıç gücü var, adamlar çekindikleri için dağılmıyorlardı. Sonra Abdülhamit döneminde baktılar ki Darwinizm’le, materyalizmle milletin iman gücü kırılabiliyor. Arkasından şarapla, rakıyla da ve sigarayla da bedeni güçlerini kırdılar. Masonlukla da ablukaya aldılar içeride ve İngiliz derin devleti otuz koldan zaten sarmış vaziyetteydi, küt diye indirdiler aşağı bu kadar basit, Osmanlı’yı yıktılar. Yani bütün sistemi çökerttiler bir anda. Abdülhamit de bu sistem içinde zavallı bir insandır mağdur edilmiş, ezilmiş zavallı bir insandır.

 

(“Toplumumuzda inanç özgürlüğü var mı sizce?” izleyici sorusu)

İnanç özgürlüğü nerede kısıtlanmış olabilir? Hristiyanlık serbest, Musevilik serbest, komünizm anlatılması serbest. Türkiye İşçi Partisi faaliyet yapıyor. PKK faaliyeti yasak normal o. Bence var. Ama benim yakışıklımı rahatsız eden bir şey var herhalde onu kastediyor. Neyi olabilir acaba?

Genç kızlara mesela dekolteye müsaade etmiyorlar, makyaj yapmasına müsaade etmiyorlar, eğlenmesine müsaade etmiyorlar, değil mi? “Nasıl sen böyle giyinirsin?” o doğru. Öyle bir baskı sistemi var idi ama kanunla hukukla şu an hükümet bunları dümdüz ediyor. Zaten mafyaya karşı yeni açıklamalar yapıldı. Bunlar mafya yapılanmaları yani genç kızlara saldıranlar, onların dekoltesine saldıranlar mafya yapılanması içinde hareket ediyorlar. Bir de Alevi kardeşlerimize baskı yapıyor olabilirler. Gereği yapılacak.

 

(“Kıskanılmak hoşunuza gider mi?” izleyici sorusu)

Şaka yollu olur da ciddi olarak olmaz tabii. Kız arkadaşlarım bana şaka yapıyorlar öyle. Ama ciddi anlamda çok anormal bir hareket tabii. Bence normal bir davranış değil. Ama mesela bir genç kızın haysiyetini korumak, şerefini korumak, sağlığını sıhhatini korumak, namusunu, dinini korumak ve bu yönde tedbir almak bu bir kıskanmadır. Bu güzel. Gerekirse canını feda edersin Allah için. Ama durduk yere “niye bu böyle, niye başkasına karşı tavrın niye böyle oldu niye şey oldu?” Öyle olmaz. Sevgi hürriyeti olması lazım. İnsan sevgisini istediği gibi ifade eder. Sevgiyi kıskanmak çok anormal bir hareket.

 

(“İnsan kendisinin Allah’a imanından nasıl emin olur?” izleyici sorusu)

Allah’a iman öyle hakk-ul yakin bir iman olmaz. Senin dediğin tarzda bir iman hiç kimsede olmaz. Hakk-ul yakin ölüm anında olur. Allah ayette diyor “Ona yakin gelip çattığında hakk-ul yakin” hakk-ul yakin o zaman tabii tam iman etmiş oluyor. Çünkü Azrail (as)’ı görüyor karşısında, ölümü görüyor, Kuran’ın dediklerini hepsinin doğru olduğunu anlıyor. Artık iman olmaktan çıkmış oluyor o inanca dönüşmüş oluyor. Fiili durum var. Ama onun dışında zaten imtihan ortamı demek iki yönlü de Allah’ın delil koyacağı bir sistem demektir. Şimdi mesela hücrenin yapısından, çiçeklerden, dağdan, ovadan, görüntü görmek, duymak bunların hepsinden iman eder insan. Ama mesela bir çocuk ölür, bir yakını ölür, orada onun içinde karşı imtihandan Allah şüphe etmesi için meydana getirdiği sistemlerdir. İmanını denemek için meydana getirdiği sistemlerdir. Eğer orada adam devrilirse devriliyor. Çok kişi öyle devrilir. Mesela kolunu kopartır Allah, başını bir yere çarpar bilmem ne yapar. Yahut hastalanır imanını kaybedebilir. Sabrederse devam ederse imanının güçlü olduğu anlaşılıyor.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260594/sayin-adnan-oktarin-11-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260594/sayin-adnan-oktarin-11-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171011t_13.jpgMon, 23 Oct 2017 20:37:18 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 8 Ekim 2017

 

(AK Parti’nin Afyonkarahisar kampında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan belediyeler konusuna değindi. Erdoğan şunları söyledi: “Maziden atiye kurduğumuz köprünün kilit taşı değişim konusundaki kararlılığımızdır. Belediyelerde benzer adımları atmanın hazırlığı içindeyiz. Sandıkla gelen elbette sandıkla gider ama o sandığa kadar olan süreci de kimse göz ardı edemez.” Erdoğan’ın bu ifadelerinin son günlerde gündeme gelen Melih Gökçek istifasıyla ilgili olduğu düşünülüyor.)

Tayyip Hocam bir şey yapıyorsa Allah rızası için yapıyor, vatan milletin hayrına yapıyor. Şahıs menfaati bizi ilgilendirmez. Şahsın gururu itibarı da bizi ilgilendirmez. Milletin gururu, milletin onuru çok önemlidir, milletin rahatı, huzuru ve hayrı önemlidir. Bir şey hayırlıysa buna kızmak, darılmak, bozulmak, egoistçe bencilce direnmek münasebetsizlik olur.

 

(“Hz. Mehdi (as)’ın ettiği her dua kabul olur mu?” izleyici sorusu)

Hz. Mehdi (as) da Allah’ın herhangi bir kulu. Allah onu seçtiği için o Mehdi olmuş oluyor. Bir başkasını seçse o da Mehdi olur. Allah’ın seçmesi, gücü veren Allah’tır. Ona o üstünlüğü veren de Allah. Dua da, makul bir duayı Allah sevdiği kuluna söyletir ve onu da yerine getirir. Zaten bir şeyi yapmak istediğinde Allah kuluna duayı icra ettirir ve sonra da o olayı yapar. Ama Hz. Mehdi (as) ile uğraşılmayacağını hadislerden anlıyoruz. Yani facia meydana gelir. Hz. Mehdi (as) ile uğraşıldığında facia meydana gelir. Kim yaparsa yapsın. Hadislerin bize aktardığı bu, bizim anladığımız bu.

 

Kuran'ı Okuyan Bir İnsan Mehdiyeti Çok Net Bir Şekilde Anlar

Sadece Kuran’ı okuyan bir insan Mehdiyet’i bütün açıklığıyla anlar fakat şahıs tayini, şahıs teşhisinde Kuran’da çok kapalı bir işaret bulabilir. Onun hadisle olması gerekir. Yoksa Hz. Mehdi (as)’ın hayat şekli, ne yapacağı ne edeceği, babasının adı, kendisinin adı hepsini Kuran’da bulmak mümkün. Nerede yaşayacağı, ne yapacağı, yeri ebced hesabıyla da zamanı çok aşikar olarak bellidir. Ama hadis daha muhkem ve daha açık olur tabii. Kuran işari mana verebilir hadis açık anlam veriyor. Kuran, Nur Suresi’nin 55. ayeti Mehdiyet’in özetidir. Kehf Suresi de baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Kehf Suresi doğrudan Mehdiyet’e ayrılmış bir suredir, surenin tamamı Mehdiyet. Nur Suresi’nin 55. Ayeti de alenen ve açıkça dünya hakimiyetinden bahsediyor. Ama her yönüyle dünya hakimiyetinden bahsediyor.

 

(“Hz. Hızır (as) şehitler alemine gidip-gelebilir mi?” izleyici sorusu)

Hz. Hızır (as)’ın yetkisinin geniş olduğu görülüyor. Meleklerle de görüşebildiği, insanlarla görüşebildiği, Allah’tan doğrudan vahiy aldığı açıkça görülüyor. Kendi ifadesinden, çünkü “ben kendi kanaatim olarak bunu ifade etmedim” diyor. Arada da peygamber olmadığına göre Allah’tan doğrudan vahiy aldığı anlaşılıyor. Tabii yine bir perde olur da ama yani bir peygamber aracılığıyla olmadığı belli. Şehitlerle tabii görüşür. Onun boyutu onun görüşmesi için müsait. Hadislerden anladığımız, Kuran’ın işaretlerinden anladığımız öyle görünüyor.

 

(Etyen Mahçupyan bugün Karar Gazetesi’nde “Teoriye takılmayın evrime bakın” başlıklı bir yazı yazdı. Yazısında, evrimin bir teori değil bilimsel bir gerçek olduğunu söylüyor Etyen Mahçupyan. “Darwin’in bilimsel bulgu insanların hayvanlardan geldiği tezi değildi. Yani insan maymundan değil yine insandan gelmişti. Ancak eski insanların çevreye uyum açısından daha başarılı olanları ilerideki insanların özelliklerini belirlemişti. Canlı türleri arasındaki geçiş önermesi ise bir spekülasyondan ibaret. Böyle bir değişim varsa bir noktadan sonra niye durduğunun açıklanması gerekir. Yarı kuş yarı sürüngen fosilleri bir geçişe olduğu kadar adaptasyon yeteneği olan başka bir varlığa da işaret ediyor olabilir. Kısacası bilimle din arasında bir gerilim olmayabilir” dedi.)

Olmayabilir, yapılabilir bilmem ne olabilir olmayabilir… Kardeşim, mübarek, protein tesadüfen olamıyor sıfır ihtimal, o zaman evrim teorisi yok ne uzatıyorsun? Protein tesadüfen olabiliyor mu? Olamıyor, mutlaka yaratılması gerekiyor, o zaman bir yaratılış var. Daha bunun üstüne laf yok. Pratik ve özet. Ha delile geçersek zaten delilde hiç konuşamaz, 700 milyon yaratılışı ispat eden fosil var. Tek bir tane Darwin’in dediği gibi evrimi ispat eden anlatan fosil yok bir tane. Otuz kere söyledik kardeşim, dedim “varsa getirin al 10 trilyonu git” dedim. Yok. “Fotoğrafını getirin yine kabul ediyorum” dedim, yani öyle bir ara fosil varsa fotoğrafını getirin yine kabul dedik yine getiremediler yok. Ama hiç uzatmaya gerek yok, aslı şudur; bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi ihtimali sıfırdır. Protein olması için proteine ihtiyaç var yani kilitlenmiş bir sistem. O yüzden yaratılış mecburi, üstün bir aklın yaratması mecburi başka bir yol yok. Konu tek kelimeyle bitiyor bakın, protein tesadüfen olamıyor, mutlaka yüksek bir aklın yaratıcılığına ihtiyaç var. Bitti. Bunun lamı cimi yok. Hepsi kabul ediyor bunu Darwinistlerin. Proteinin tesadüfen olamayacağını hepsi kabul ediyor. O zaman yaratılış var işte ne uzatıyorsunuz?

 

(“Müslüman aklının gittiğini anlar mı?” izleyici sorusu)

Müslümanın akılının gitmesi için bir sebep yok, Müslümanın aklı gitmez hiçbir zaman için gitmez niye gitsin aklı. Öyle yaratılmış oluyor. Müslüman en fazla ölür aklı gitmez. Ha bunamayı falan kastediyorsan, Müslümanın bunamasını kastediyorsan o zaten ölmüş oluyor bunadığında. Bunama demek ölmek demektir, ayakta ölmüş oluyor. Aklı gitmez ölmüş olur ama o tabii ikinci bende konuştuğu için anormal konuşmalar yapar. Yani bunama tabir edilen konuşmaya uygun konuşmalar yapabilir. Mesela şuursuz şeyleri konuşur, rüyada gibi konuşur ama ölmüş oluyor zaten o. Çoktur yaşarken ölen insanlar çok fazladır. Mümin aranızda gezer, senin mesela çok sevdiğin bir arkadaşındır, bakarsın ölür. Aniden ölebilir haberin bile olmaz. Bazen halk sezer derler “gözünün nuru gitti, gözündeki ışık gitti” falan derler, o ölmüş oluyor yani. Yoksa konuşur konuşmada bir şey yok, ikinci benle konuşur. Rüyada da insan konuşuyor, ölüyken konuşuyor. “Nasılsın?” diyorsun “iyiyim” diyor, ne istiyorsan konuşur.

 

Ülkücü Camia Çok Sağlam Bir Camiadır ve Bünyesine Hiçbir Sızmayı Kabul Etmez. FETÖ de Sızmaya Çalıştı Ama Çelik Duvara Çarpmış Gibi Oldu

Ülkücü ruh bizim Türk milletinde genetik olarak var. Bir de bazı yapılarda mecburen olur. Mesela polis yapılanması mecburen ülkücü bir yapılanmadır. Asker yapılanması mecburen ülkücü bir yapılanmadır. Bir de bizim resmi devlet felsefemiz, bir gizli devlet felsefesi vardır. Bu kayda geçmemiştir ama gizli devlet felsefesidir, resmi devlet felsefesi ülkücüdür. Mesela Milli İstihbarat Teşkilatı ülkücüdür, teşkilat olarak ülkücüdür, genel felsefi yapısı. Ordu felsefi yapısı itibariyle ülkücüdür. Atatürk de ülkücüydü. O devirde konuşmalarına falan bakın, bütün çevresindekiler de ülkücüydü. Enver Paşalar hepsi yani, Fevzi Çakmaklar tamamı ülkücüydüler. Ama sorsan “sen ülkücü müsün?” öyle bir şey demeyebilir, isim vermeyebilir ama hepsinde bir Kızıl Elma ruhu vardır. Kızıl Elma ruhu varsa ülkücüdür zaten. Dolayısıyla ülkücülük ruhu ölmez. Mesela AK Parti’nin büyük bir bölümü ülkücüdür çok büyük bölümü. CHP’nin içinde de çok fazla ülkücü vardır çok fazla. Bak mesela kadın çıkıyor profesör CHP’li, alenen ülkücü konuşuyor. Şimdi örnek de gösterebilirim ama isim vermeyeyim çok koyu ülkücü. Hatta Aydınlık grubuna bile baktığımızda ülkücü ruhun Aydınlığa tam uyduğunu görürüz. Maocu ruh gitmiş ülkücü ruh hakim olmuştur. Ülkücülerle mücadele ettiler yıllarca onlar, silahlı mücadele verdiler ama sonra kendileri de ülkücü oldular. Kızıl Elmacıdır hepsi, koyu ülkücü oldular.

Fakat Fethullah Gülen hareketi ülkücülerin içine sızmaya çalıştılar halen de çabalıyorlar. Ama ülkücü bünye onu kabul etmez, ülkücü bünye hiç müsait değildir o tip yabancı cereyanların gelişmesine hiç müsait değildir. Boşa zorladılar sonunda da ezildiler. Yoksa aslında MHP, içinde hareket etmek istediler onlar daha çok. Büyük Birlik Partisi’ne sızmak istediler geniş çaplı ama beceremediler. Olmaz, çünkü İngiliz derin devletinin ideolojisi ayrıdır ülkücülük ayrıdır taban tabana zıt. Onlar ülkücülük yerine İngiliz derin devletinin stratejisini, felsefesini kabul ettiler. Halen de birçok yalaka İngiliz derin devletinin stratejisini kabul ediyor ama bir kazanç sağlarız, bir çıkar sağlarız kafasıyla.

 

Şu An Gördüğümüz Hayat Bir Nevi Rüyadır. Rüya Gören Ruh Ölümle Birlikte Daha Keskin Daha Net Bir Başka Rüya Boyutuna Giriyor

Aslında biz kelimenin tam anlamıyla ruhuz. Ruh algı olarak madde varmış gibi algılıyor, yani bize algılatıyor. O algıdan dolayı biz madde var diye inanıyoruz. Mesela bak şuraya parmağımı dokunduruyorum, bu bir histir ruhun aldığı bir his, sertlik hissi bu bir algı. Ses bir algı, görüntü bir algı, bunların hepsi toplamında, ruh algılarının toplamına biz madde diyoruz. Bizim anladığımız anlamda madde zaten yok dolayısıyla biz sadece ruhtan ibaretiz zaten. Şu anda ruhuz. Ruh, yeni bir rüya şekline giriyor. Yani şu an rüya gören ruh yeni bir rüya moduna giriyor öldüğünde. Yani muntazam. Daha keskin daha nettir. Ama tabii mümin hayattayken bazen bir ihtimal ruh haline gelebilir. Maddi yapıdan tamamen çıkabilir yani bu zaten hadislerde de Peygamberimiz (sav)’in hayatında da görülüyor, nur kesilmesi insanın. Yani maddi gibi görünen dünyadan tamamen soyutlanması bu oluyor. Ama bu insanları ürkütür. Onun için Peygamber (sav) dua ediyor, şeytandan Allah’a sığınırım: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver(destekle)." (İsra Suresi, 80) Bir yardımcı olması gerekiyor, tek başına biraz ürkütür. Açıkça söyleyeyim bayağı ürker insan. Ama ölüm anında öyle değildir. Ölümde birden netlik oluştuğu için çok keskin netlik, uyanma olduğu için uyanma ferahlığı vardır ölümde. Yani uyanma sevinci vardır. Nasıl biz rüyadan uyandığımızda bir ferahlık duyuyoruz ölümde de öyle bir ferahlık vardır. Ama iman etmeyenlerde yani Allah’tan korkmayanlarda ölü olanlarda çok korkunç bir can alma şekli görülüyor. Bunu müminler görüyor. Ama bunlar da ölü insanlardır yani makine gibi insanlar bilgisayar gibi insanlar. Dolayısıyla ruh sahibi bir mümin için sonsuza kadar rahatsız olma diye bir konu yoktur.

 

İngiliz Derin Devleti Masonik, lluminati İle de Bağlantısı Olan Geçmişi Çok Eski Dönemlere Dayanan Bir Derin Devlet Yapılanmasıdır

İngiliz derin devleti bir yan devlet oluşturdu. Bütün belayı üstüne atacağı, üstüne iftira atacağı bir devlet. 17. yüzyılda Amerika’ya cinayet işlemiş, tecavüz etmiş ağır suçluları ve işte çeşitli suçlardan aranan tipleri, kriminal adamları, işsiz-güçsüzleri, altın arayıcılarını falan hepsini oraya gönderdiler zibil gibi çok fazla adam. “Altına hücum” diye biliyorsunuz hepsi gittiler. Yanlış anlamasınlar da sonra da Avrupa’da ne kadar fahişe, suç işlemiş kadın falan varsa onları da oraya sürüp-gönderdiler İngilizler. Ve Amerika diye bir devlet kurdular sonra. Önce küçük küçük eyaletler oluşturdular, 13 koloni kurdular. Sonra bunları işte küçük küçük devletçikler haline getirdiler. Sonra kendileriyle işbirliği yapmayan Kızılderililere soykırım yaptılar, adamları imha ettiler o gariplerimi. Yani baş eğmedikleri için. Onlar ne bilsin İngiliz derin devletini falan anlamadılar adamlarla mücadeleye giriştiler, onları mahvettiler. Amerika’da ilk kurulan bu 13 koloninin hepsinin yönetimine İngiliz hanedanlığından gelen aileleri lider olarak atadılar en başta. Mahkemelere kendi adamlarını koydular, her yere kendi adamlarını koydular. Sonra da bu kolonilerle bunları milli bir vasfa kavuşturmak için yani gerçekten bir devlet görüntüsü vermek için İngiliz askerlerini üstüne gönderdiler. İngiliz askerleriyle bunları savaştırdılar. Hem İngiliz askerlerini kırdırdılar, kendi askerlerini kırdırdılar. Çünkü onlar için hiçbir önemi yok, savaşa alışsınlar kafasıyla. Ve sonunda yenilmiş görünümünde çekilip “helal olsun Amerikan bayrağını çektiniz, devlet de oldunuz” dediler, böyle numaraları da var onların. Yani devletlere suni savaş açıp onlara karşı atak yaptırıyorlar, sonra diyorlar ki “hakikaten milli oldunuz maşaAllah aferin, hadi bakalım bizim yönetimimize devam edin” diyorlar. Bak bir oyundur bu yaptıkları bir oyundur. Ama bu tabii İngiliz derin devleti derken buna biz, halk arasında illüminati de diyorlar, bu bir derin devlet yapılanması yani masoniktir, yapılanma masoniktir. Çok eski geçmişi vardır. Ta Hülagü zamanında da var bu. İllüminati çok eskidir, bak Hülagü de bu ekibe dahil bir adamdır. Sırrını anlamak pek mümkün değil ama şeytani bir yapı. Ama bu konuyu da belki sonra değerlendiririz.

 

İnsanların Çoğunda Bunca Aczine Rağmen Gurur ve Galip Gelme Hırsı Olması Mucizevi Bir Durumdur. Asil İnsan Eleştiriye Karşı Direnmez

Gurur, yenme hissi. İnsanlarda gurur vardır, o da bir mucizedir bunca aczine rağmen galip gelme düşüncesi vardır. En münasebetsiz pozisyonda bile haklı olduğunu savunmaya kalkar. Asil insanlar öyle şeye tenezzül etmez. Der ki “hakikaten doğru söylüyorsun, Allah razı olsun” der ve meseleyi halleder. Çünkü çok küçük düşürücü. Deli konumuna geliyor. Mesela gündüz olduğu halde “yok şu an gece” diyor. Manyak gibi bir hareket bu. Belli ki gece yani ne oturup çırpınıyorsun? Çoktur öyle görüyorsunuzdur. Zaten onların gözleri falan şaşılaşıyor deli görüntüsü oluşuyor terlemeye falan başlıyorlar manyak tipler. Halbuki dürüstlük insanın yüzünü güzelleştirir. 

 

Bazı İnsanlar Başta Sevgiye Direnirler, Eğer Sabırla İrade Gösterilirse Sonunda Tuzun Suda Erimesi Gibi Sevgide Erirler

Bazı insanlar sevgiye direnirler ama sevmeyecek anlamına gelmez. Eğer sabırla irade gösterirsen insanlar güzel varlıklardır, sevgiye dayanamaz. Yani tuzun suda erimesi gibidir. Sürekli üstüne su tutarsan tuz erir. İnsan da öyledir, sevgiye direnebilir gurur yapabilir ama sürekli üzerine sus tutarsan o tuz erir gider geriye sevgi kalır. Sabırlı olmak lazım. Sevgi üstatları, sevgiyi sevenler, sevmekten sevilmekten hoşlananlar sevgide sabırlı olmak durumundadırlar. Sevgi birdenbire gelmez emek verilmesi lazım sevgiye. Birden gelebilir de ama herkeste bunu elde edemezsin. Bazı insanlar sevgide dirençlidir uğraştırır. Ama sevgiye ciddi talebi olan o uğraşmayı göze alır ve o insanın kalbini fetheder ve mutlaka o sevgiyi kazanır.

 

(Takvim Gazetesi Yazarı Ergün Diler, Las Vegas saldırısı sonra Trump’ın İngiliz derin devletine sözlü bir mesaj verdiğini yazdı Adnan Bey. Şöyle söylüyor: “Kavganın bir tarafında Amerika diğer tarafında İngiltere Rothschild var. Bizde pek kimse bilmez ama Las Vegas katliamından sonra Başkan Trump satır arasında kalan çok önemli bir söz söyledi, saldırıyı kimin yaptığını gösterdi. Trump katliamdan sonra İngilizce “Act of pure evıl” ifadesini kullandı. Bizde çok kişi bilmez ama bu ‘saf kötülük’ ifadesi Rothschild ailesi için kullanılırdı. Zaten kolay kolay bir Amerikan başkanı bu ifadeyi kullanamaz” dedi.)

Yani İngiliz derin devleti diyor. Hele şükür, üstat açıldı. Geçenlerde bir içine kapandı, İngiliz derin devletinden çekiniyor gibi. “Kabadayı ol ne korkuyorsun bir tek Allah’tan korkarsın sen yiğit adamsın” dedim, yağmur gibi saydırmaya başladı. Çünkü kabadayılar kervanına o da katılacak, geri adım olmaz.

 

(“Tesettür niye hala birçok kurumda kabul edilmiyor?” izleyici sorusu)

Var mı öyle bir şey? Ordu da tamam poliste tamam. Özel kurumlarda. Özel sektör, o da kanunen yasaklanabilir çok münasebetsiz bir şey. Saygıya uygun değil bu kızdırıcı da. Çok yakışıksız bu nasıl bir vicdan ki? İstediği gibi giyinsin sana ne, ne mahsuru var? Bir de oraya bir güzellik, süs. Her insanın, her görüşten insanın orada olabileceğini gösteriyorsun gayet hoş.

 

(“Neden küçük çocuklardan ilaç ve muayene ücreti alınıyor?” izleyici sorusu)

Doğru söylüyorsun ama işte zengin bir millet değiliz, zengin bir devlet yok. Yani İngiliz derin devletinin muhasarası altında olan, birçok cephede mücadele veren PKK’ya karşı, işte görüyorsunuz IŞİD’e karşı yoğun faaliyet halinde olan bir ordumuz ve polis teşkilatımız var. Bu faaliyetlerin günlük maliyeti çok yüksek. Mesela şu son operasyon, akıl almaz para gidiyor çok fazla para gidiyor. Dolayısıyla bu azgınlık, terör azgınlığı durduğunda biz zenginleşeceğiz. Mehdiyet devrinde zenginleşiriz. Şu an bu çok zor. Yoksa biz yaşlılardan, çocuklardan, öğrencilerden hiçbirinden para alınmasını istemeyiz. Bedava hastane olsun, bedava beslensinler. Çok vicdan azabı veren şeyler bunlar. Ama şu an zor bu.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin, Ankara’da düzenlediği Kerkük mitinginde konuştu. Sözleri satır başları şu şekilde: “En az 5 bin ülkücü Kerkük için hazır bekliyoruz. Çürük zihniyet diyor ki; Kerkük’ü alalım diyen Diyarbakır’ı verirmiş. 82 Kerkük, 83 Musul dedik. 84’ü söyleseydik herhalde bunlar çılgına dönecekti. MHP devletin ve hükümetin yanında sağlam, tavizsiz, milli çıkarlara uygun bir şekilde duracaktır. Aynı siperdeyiz aynı cephedeyiz aynı saftayız. Türkiye’nin tüm düşmanlarına karşı biriz, beraberiz çok güçlüyüz.”)

Demin düşündüm de yukarıda dedim; “Allah esirgesin, Allah ömrünü uzun etsin. Tayyip Hocam’a bir şey olsa kimi lider olarak düşünürüz?” dedim. Kale gibi Sayın Bahçeli var dedim. Milletine bu kadar düşkün, devletini bu kadar seven, bu kadar tavizsiz, bu kadar güzel devlet terbiyesi almış insan çok zor bulunur. Allah ömrünü uzun etsin. Allah Tayyip Hocam’a da uzun ömür versin, Sayın Bahçeli’ye de uzun ömür versin. Mükemmel bir konuşma. Tabii ki o bölgede biz bir fitne istemiyoruz. Eğer fitne çıkartmaya kalkarlarsa da gök kubbeyi başlarına çökertiriz. Bizde çekinme olmaz. Yani diğer devletler çekinir. Temkinli olabilir. Mesela Irak, Suriye, şu bu falan çeşitli ülkeler titiz davranabilir. Ama bir Türk çılgınlığı vardır. Yani bu Türk milletinin fazla üstüne gittiğinde çılgın bir ruhu vardır, o ortaya çıkar. O bir nevi cinnet halidir. Yani dünyayı darmadağın edecek bir güçtür. Ruhlarındaki coşkuyu kastediyorum, o yırtıcı ve sökücü coşkuyu. O, herkes için ürkütücüdür. Şimdi makul bir insanla konuşmak ayrıdır ama bir cinnet hali ayrı bir şeydir. Bizim milletin bir nevri döndü mü gözü hiçbir şeyi dinlemez. Yani akıl almaz işler yapar ve deli kuvveti gelir. Onun için bak herkes çok dikkatli davranıyor. Yoksa çoktan oraları bitirirlerdi. Yani Türkiye’yi de çoktan bitirirlerdi. Mesela 15 Temmuz’da da anladılar. Çok küçük bir bölümüdür 15 Temmuz’daki bu olay. Tanka yumruk atmak, tanka kafa atmak; dünyanın hiçbir yerinde olmaz böyle bir şey. Tankın altına yatmak, tankın üstüne çıkmak; hep beraber geziyorlar böyle tank deliriyor. Sürekli dönüyor, dönüyor, yakasını kurtaramıyor, hep beraber dönüyorlar. On dakikada tank kullanmayı öğreniyorlar. Tankla şehir turu atıyorlar. Ki çok küçük bir bölümünü gördüler. Türkiye’den, Diyarbakır’dan, oradan buradan toprak almak demek yani dünyanın cehenneme dönmesi demektir, kıyametin kopması demektir. Dünyada virüs dahi kalmaz öyle bir şeyde, kıyamet kopar. Taş taş üstünde kalmaz. Hiçbir yerde hiçbir canlı kalmaz. Allah vermesin. Bak, virüs dahi kalmaz değil insan, hayvan, bitki; virüs dahi kalmaz. Alenen kıyamet kopar. Hiç kimseye tavsiye etmem. İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldırmaya kalkmak, Türk birliğini ortadan kaldırmaya kalkmak, çok çok büyük bir suçtur. Çok galiz bir suçtur. Çünkü Türk için o zaman hayatın bir anlamı kalmaz. Sen 83 milyona böyle meydan okursan 83 milyon ordu olur ve kıyameti koparır. Sakın ha, hiç kimseye tavsiye etmem. Türkiye’yi bölmeye kalkmak, oyun oynamak; İngiliz derin devleti bu züppeliği bırakacak, bu deliliği bırakacak. Kendilerini de hiç güvende hissetmesinler ayrıca bak ben onlara tavsiye ederim. Allah hiç ummadıkları yerden belalarını verir. Bak, altını çizerek söylüyorum. Allah hiç ummadıkları bir yerden belalarını verir. Akıllarını başlarına alsınlar. Türkiye’yle uğraşmayı bırakacaklar.

 

(Diyarbakır’da operasyon yürüten güvenlik güçlerimize PKK saldırı düzenledi. El yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu iki korucu şehit oldu. Görebiliriz şehitlerimizi. Bir korucu ağır yaralandı. Şehidimiz Cevat Bilgiç, Şehidimiz İhsan Gür.)

İki şehidimizin de şehadetini Allah mübarek etsin. İkisini de tebrik ediyoruz. Ne mutlu onlara. Allah bizlere de nasip etsin. Kutlu olsun, kutluyoruz, Allah kutsasın. Allah analarına, babalarına uzun ömür versin, sabr-ı cemil nasip etsin. Ama bu PKK’ya karşı biraz daha keskin bir tavır gösterilmesi gerekiyor bence. Yani hiçbir şey olmaz, yakışır. Daha keskin ve çapını daha da genişletelim. Bunlar işi arsızlığa verdiler. Nefes aldırmamak lazım.

 

(“Abdülhamit Yahudilere neden toprak verdi?” izleyici sorusu)

Çünkü buradaki ahbaplarıyla arası çok iyiydi. Theodor Herzl onun danışmanıydı zaten. Akşama kadar sarayda beraberdiler. İyi bir şey yaptı, Allah razı olsun. Tek yaptığı bir güzelliktir, Yahudilere toprak vermesi. En beğendiğim tavrıdır. Onları vatan sahibi yaptı. Sahipsiz insanlara sahip çıktı. En güzel yönü. İsrail’i İsrail yapan Abdülhamit’tir. İsrail’i kuran da Abdülhamit’tir. Verdiği topraklar üzerine zaten İsrail kuruldu. Kendi şahsi topraklarını Musevilere sattı, kendi şahsi topraklarıydı oralar. Yani zamanında kendi üzerine geçirtmiş, tapusunu kendi üzerine geçirtmiş. Ve onları Musevilere sattı. O topraklar üzerine de İsrail kuruldu. Ne mutlu ona. O mazlum insanlara bir güzellik yapmış oldu. O yönden tebrik ediyoruz.

 

Espri Her Zaman Onore Edici Olmalıdır. İnsanları Üzen Rahatsız Eden Bir Şey Espri Olmaz

Zekice, akıllı, onore edici yani can yakmayan, kimseyi üzmeyen bir espri anlayışı olması lazım. Ama genellikle gelenekçilerin espri anlayışı hep dini, imanı, peygamberi, cenneti, melekleri falan güya kendince espri anlayışı içerisine alıyor. Onlara da orada kötü kötü gülüyor. Böyle şeylerde bence azarlamak lazım, terslemek lazım, uyarmak lazım.

 

Allah Aşkıyla Sevmek Sonsuz Allah'ın Tecellisini Derin Bir Tutkuyla Sevmektir. Allah Aşkı Olmadan Eti Kemiği Yok Olacak Bedeni Sevmek Olmaz

Allah aşkıyla seversen sonsuz sevgiyle sevmiş oluyorsun. Öbüründe bir cismi, bir maddeyi seviyorum diyorsun. Sonlu, ölümlü, biçimli ya bir eti yahut bir bitkiyi veyahut bir hayvanı seviyorum diyorsun. Ama sonsuz sevgiyle sevdiğinde sonsuza açık bir sevgiyle, sonsuz seviyorsun. Allah’ın tecellisi olarak seviyorsun. O apayrı bir şeydir. Yoksa etin, kemiğin nesini seveceksin? O zaman kasap dükkanının önüne git, bak, seyret yani; ne şirin şeylersiniz siz diye. Olmaz. Allah’ı seviyorsun sen orada, Allah’ın tecellisini seviyorsun. Oradaki Allah’ın ruhunun görüntüsünü seviyorsun. Mesela kadın, Allah’ın ruhunun bir tecellisidir. Kediler de mesela, tavşanlar Allah’ın ruhunun bir tecellisidir. Menekşeler, laleler, güller, meyveler Allah’ın ruhunun bir tecellisidir.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260589/sayin-adnan-oktarin-8-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260589/sayin-adnan-oktarin-8-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171008t_06.jpgMon, 23 Oct 2017 20:34:03 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Ekim 2017

 

(Haftalık karikatür dergisi Leman yeni sayısında Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat değişikliği konusunu kapağına taşıdı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredattan evrimi ve Marksizm’i çıkartacağına dair basında çıkan haberler üzerine Leman yeni sayısında Darwin’i ve Marks’ı konuşturarak “susma sustukça sıra sana gelecek” diye yazdı.)

Bunlar tarih bilgisi, adam 200 yıllık adam Marks. Bilimin en zayıf olduğu dönemde, teknolojinin en zayıf olduğu dönemde, bilimsel buluşların daha yeni yeni başladığı dönemde ortaya çıkmış bir adam. Darwin de öyle, o devirde ilkel mikroskoplar vardı elektron mikroskobu falan hiçbir şey yoktu. Hücre su dolu bir torba zannediliyordu. Öyle bir ortamda bunlar enine arşınına uçtular adeta. Sonra bilim ilerledi bunların anlattıklarının hepsinin hikaye olduğu anlaşıldı. Bunlar tarihe mal olmuş adamlar olarak tarihte kayıt altına alınmış oldular. Bunun dışında bunların böyle modern bilimi, modern çağı temsil edecek bir yönleri yok. Hiçbir özellikleri de yok. Kabul edilecek sosyolojik bir konu da değil. İnsanlığa uygun da değil, hayata uygun değil, akla uygun değil, bilime uygun değil hiçbir şeye uygun değil. Bir ortaçağ denemesi gibi bir şey. Ortaçağla yeni çağın işte arasında bir mantık gibi görünüyor. İlkel mantık yani putperest bir pagan dini gibi ortaya çıkmış inançlar. Marksizm bir pagan dininin pagan mantığında uygulanması. İşte “Kabataş çağında pagan kültüründe böyleydi, kadın ortaktı, mal ortaktı, devlet yoktu, ahlak yoktu böyle yaşıyorduk” diyor “şimdi atalarımızın dinine yine geri döneceğiz” diyor. Yok, öyle bir şey yok artık. Bu devir modern bilimin hakim olduğu, aklın hakim olduğu bir dönem. O tip ilkel dine dönüş diye bir konu olmaz. Gençliğe baktığımızda hepsinin çok aklı başında aydın, kültürlü, görgülü olduklarını görüyoruz. Bunu unutsunlar. Herkes onlar adına utanıyor hakikaten Marksizm’den, Darwinizm’den bıkmamaları, daha hala bu 150 yıllık 200 yıllık köhne felsefelerin peşinden gitmeleri, bayatlamış teorilerin peşinden gitmeleri, bu yenilenmiş fakat yeniden bayatlamış pagan dinini durup durup milletin önüne sürmenin bir alemi yok.

 

Ben Kuran'dan Anladığım Gibi Yaşıyorum. Müslüman’a Eleştiri Yapılırken Bu Ayete Göre Yanlış Yapıyorsun Denilmesi Gereklidir

Türkiye’de o kadar alim hoca var, bir tanesi çıkıp da bana demiyor ki “kardeşim, sen Müslümansın bizim evladımızsın yanlış yoldasın, bak doğrusu bu Allah böyle diyor bu ayette, sen nereden çıkartın bunu” demiyor. Niye diyemiyor biliyor musun? Çünkü Kuran’da böyle bir ayet yok. Yani kadınların başını örtmesi diye bir ayet yok, böyle bir şey yok. Çıksın bir hoca “hoca efendi sen harama girdin” desin. Bir kişi çıksın bir göreyim. Dansta ne var kardeşim, müzikte ne var neden olmasın ki? Hanımların kıyafetleri doğru. Ha dışarı çıksa olmaz, bana göre olmaz. Mesela herhangi bir semtte, semt isimleri vermeyeyim de olmaz. Ama Kuşadası’nda olur, Fethiye’de olur, Köyceğiz’de olur, Antalya’da olur. Çünkü yöreye göre değişir. Bikiniyle, mayoyla da gezebilir hanımlar hiçbir şey olmaz namaz da kılabilirler. Bak bir hoca çıksın hayır desin, burada telefonla canlı konuşalım. Hiçbiri aksini savunamaz. Gençliğimizi yanlış bilgilendirdiler, dinle oynadılar, dinimizi bozdular bize dehşet dini, cehennem dini getirdiler. Dinimizi mahvettiler biz de bu oyunu bozduk paramparça ettik, şeytanın oyunu şu an dümdüz. İngiliz derin devletinin ağlamaklı olmasının nedeni de bu.

 

Kadın Neşesi Çok Büyük Bir Nimettir. Kadınların Sokaklarda Yere Bakarak Değil Kahkahalarla Neşe İçinde Dolaştıkları Günleri Göreceğiz

Kadın kahkahası çok büyük bir nimettir, kadın neşesi çok büyük bir nimettir. Çocukların çıtı çıkmıyor çıtı, gözler yerde eller hazırolda böyle korku içinde sokaklarda geziyorlar birçok genç kız. Bu belayı savuşturacağız. Bak hükümetin kararlı olduğunu gördünüz. Ama yeter ki genç kızlar çok cesur olsunlar, kararlı olsunlar çok güzel günler göreceğiz. Gençliğin, bak arkadaş soru sordu ya, gençliğin yüzde 80’i bizim görüşümüzde, net bizim görüşümüzde. Bunlar istiyorlar ki yüzde 80’lik kitleyi karşımıza alalım. Kendileri karşılarına almışlar yüzde 80’lik kitleyi, bizim de karşımıza almamızı istiyorlar. Yüzde 80’lik kitleyi Allah yönlendiriyor ve doğru yoldalar. Siz yanlışsınız. Yüzde 5’lik bir kitle bu, yanlış yoldalar. Yüzde 80’i karşılarına alıyorlar. Yüzde 80 doğru olan. Dolayısıyla ben yüzde 80’ine sahip çıkan bir insanım, genç kızlara ve delikanlılara sahip çıkıyorum. Hani dediler ya biraz aç, bu kadarını açayım. Ama daha da aç derseniz daha da bu konuyu açabilirim. Ben büyük bir fitneyi önlüyorum farkına bile varmıyorsunuz. Sizin başınıza gelecek büyük bir felaketi de önlemiş oluyorum vesile oluyorum. Sen çünkü halkın büyük bölümünü karşına alıyorsun. Ne diyorsun? “Ben sana karşıyım” diyorsun. O da sana “ben de sana karşıyım” derse ne yapacaksın? Altında kalırsın. O zaman ben doğru yoldayım. Ben o dengeyi sağlıyorum, senin sağ kalmanı sağlıyorum, huzurlu yaşamanı sağlıyorum, sana sempatiyle bakılmasını sağlıyorum, senin dışlanmanı engelliyorum, hatta sana sevgi duyulmasını sağlıyorum ve o insanları da seni ezdirtmiyorum. Tayyip Hocam da benim aklımda benim mantığımda, ne diyor? “Ne Şii ne Sünni elhamdülillah Müslümanım” diyor tam benim anlattığım mantık. Benim bu anlatımımdan önce hiçbir devlet başkanı bunu söylemedi.

 

Gençleri Darwinizm ve Gelenekçi Ortodoks İslam Arasında Yani İki Ateş Arasında Seçim Yapmaya Mecbur Bırakıyorlar

Çocukları öyle bir açmaza soktular ki bir yanda Darwinist-materyalist eğitim devlet eliyle şu an devam ediyor. Hem TRT Darwinist propagandaya devam ediyor materyalist propagandaya. “Allah yaratmadı” diyor yani “evrimle oldu” diyor. Devletin kitaplarında da yine “evrim vardır bu yadsınamaz bir gerçektir” diyor. Yani Allah yaratmadı tesadüfen oldu” diyor devlet kitapları. Sonra, gelenekçi Ortodoks sisteme geçiliyor, akıl almaz kabus tarzı rüyalar anlatıyor adamlar. Akılla mantıkla Kuran’la hiç alakası olmayan, pagan dinlerinde bile olmayan yani Hitit dinlerinde bile yok pagan dinlerinde. Kelimenin tam anlamıyla zırva yani böyle zırvalar. Din diye bunu anlatıyorlar bazıları ve bazı konularda. Çocuklar iki ateş arasında kalıyorlar sonra ateizme atıyorlar kendilerini. Bu belayı Allah’a çok şükür önledik. Şu an ateist gençlerin sayısında çok ciddi azalma oldu, yüzde 1’e kadar düşürdük. Akıl almaz çığ gibi yayılıyordu ateizm, birden durdu Allah’a çok şükür. Ateist gençler hep bizden yana oldular. Ben onları da çok seviyorum hepsini çok seviyorum çok saygı duyuyorum, değer veriyorum. Akılla anlatılan Kuran ve İslam’dan sonra bakın gelenekçi hocalar hep geriye çekildiler. Ama bazı amcalar var çok tatlı onlar anlatıyorlar. “Bir sual ediyor bana, ‘mezarlığın kenarında ekmek yenir mi?’ diye, yenir efendim yenir. Niye yenmesin?” falan diyor böyle. Öbürü de “Hay mübarek Hocam” falan diyor o da onu destekliyor. Ama bu tabii o gelenekçi şey biraz kalmıştır, eski amcaların falan onlara ihtiyacı vardır. Ama modern gençler bunlara acıyarak bakıyor tabii. Ama güzel, bu acımayı biz sağladık, eskiden nefretle bakıyorlardı şimdi acımayla şefkatle bakıyorlar.

 

Her Müminin Allah'ın En Çok Sevdiği İnsan Olmayı İstemesi Farzdır

Her insan her Müslüman Mehdi olmayı istemesi lazım. Yani her Müslümanın Allah’tan en yüksek derecede olmayı istemesi lazım. Her kadının da bunu istemesi lazım sırf erkek değil kadının da Allah’ın en çok sevdiği olmayı istemesi lazım. Dolayısıyla tabii ki ben de Allah’ın en çok sevdiği olmayı isterim. Her Müslümanın istediği gibi. Ve istemesi de farzdır bunu. Bak her mümin Allah’ın en çok sevdiği olmayı istemesi farzdır. Ben de Allah’ın en çok sevdiği olmayı istiyorum. Ama cehenneme gitmekten de korkuyorum her gün bunu hissettiriyorum. Eğer Mehdilik talebim olsaydı, Türkiye şartlarında ben yayına mesela yeşil bir sarıkla çıksam kimse buna bir şey demez gayet makul olurdu. Bir cübbeyle de yine yeşil bir cübbeyle çıkabilirdim. Hanımlar olmazdı. Gidip niye mason olayım? Yedi ayrı ülkeden 33 dereceli masonluk diploması aldım. Bu, Mehdiliği ortadan kaldırmak için yapılmış bir şey. Bana yapılacak iddiayı kökünden ortadan kaldırmak için yapılan bir şey olarak algılanacak bir tavırdır bu. Yani 33 dereceden bir masonu hiç kimse Mehdi olarak görmez. Ben bunu kendi elimle yaptığıma göre neden Mehdilik iddia edeyim? Çünkü Mehdilik iddia edecek adam bir kere masonluğa tavır alır ve asla da mason olmaz, görüşmez de onlarla, gelenekçi İslam anlayışına göre. Çünkü benim kitlem onlar olacağını düşündüğüme göre neden Musevilerle ve hahamlarla bu kadar ahbap olayım, dost olayım? Karşıt olmama gerekirdi, değil mi? Hristiyanlığa da karşıt olmam gerekirdi. Ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı bütün dünyada hakim olduğuna göre onu savunmam gerekirdi. Niye onların tam zıddı fikri savunayım?

Hz. Mehdi (as) nasıl anlarız; İslam hakim olur, başında da bir şahıs olur, Hz. İsa Mesih (as) olduğunu umduğumuz kişiyle de beraber olurlar “herhalde bu kişi Mehdi” diyeceğiz. Ve siyasete girmez Hz. Mehdi (as). Büyük Millet Meclisi’ne, Başkanlık Konutu’na oraya buraya hiçbir yere gitmez evinde oturur. Siyasetle hiçbir işi yoktur kimseden de bir şey istemez. Beni kabul edin derdi de yoktur onu zaten zorla kabul ettiriyorlar. Kaçıyor Hz. Mehdi (as) yani “aman bana Mehdi demeyin” diyor “benim alakam da yok ben sıradan birisiyim” diyor. Ama zorla onu Mehdi yapıyorlar. Hatta “tehdit ederler” diyor Peygamber Efendimiz (sav), ölümle tehdit ederler, silahı başına dayıyorlar.

 

Yaşlılıkta Sevap Yağmur Gibi Yağar. Sabır İbadeti İçin Çok Fazla İmkan Olur ve Sevabı Büyüktür

Yaşlılarda şimdi eklem bozuklukları oluyor veya kas bozuklukları oluyor, yaşlıların aslında özel desteğe ihtiyacı vardır yani mesela bizim rahatça dişlerimizi fırçaladığımız gibi onlar dişlerini fırçalayamıyorlar. Mesela banyo temizliğini biz çok güzel yapabiliyoruz ama onlar onu yapamıyor mesela omurgasında rahatsızlık oluyor, belinde rahatsızlık oluyor onları mazur görüp onlardan genç olanların bu görevi seve seve onlara destek olarak yapması lazım. Mesela onlar banyodan çıktıktan sonra tazyikli suyla banyoyu onlar yıkaması lazım. Hayır yapar ama sakatlanırlar çok zor olur onlar için çünkü artık dünyayı terk etme vakti gelmiş, Allah, dünyadan iyice bezdiriyor ki artık hani gideyim ruhunu iyice içine sindirsin diye. Yaşlılara destek olmak çok büyük sevaptır hatta Allah Kuran’da diyor. “Biz onları çocukluklarına geri döndürürüz.” O biraz da bunamaya işaret ediyor o ayet. Çünkü bir insanın çocukluğuna dönmesi nedir? Bunamadır. Aklında bozukluk olabilir, hafızasında bozukluk olabilir, konuşma bozuklukları meydana gelir ve hareket kabiliyeti çok kısıtlı olur, orada çok anlayışlı olmak lazım. Çok büyük sevaptır yaşlıya destek olmak, çok çok büyük bir sevaptır, hayatını kolaylaştırmak.

 

(“Öğrencilere her şey çok pahalı. Bunun için ne yapabiliriz?” izleyici sorusu)

O önemli bir konu, gençlerin güzel beslenmesi. Bir kere öğrencilere, öğrenci vakıfları kurulması lazım. Her üniversite için ayrı vakıf kurulabilir. Çocukların ihtiyacı nedir? Kaliteli protein, kaliteli yağ yani zeytinyağı ve mineral alabilmeleri. Mineral neyle alabilir? Peynir veya süt ürünleri, yoğurt falan olabilir. Mesela ucuz yoğurt satılabilir çocuklara, çok ucuz. Yani bayağı besleyici olur. Mesela küçük ekmekler, köy ekmeği tarzında onlar çok ucuz satılabilir. Tam maliyetine. Uç ucuna maliyetine. Mesela kavurma olarak et satılabilir, taze. Yani çok tuzlu olmayacak şekilde. O yeter öğrencilere. Yani süt ürünü, ekmek ve et. Bayağı güzel beslenirler, çok güzel beslenebilirler. Bir de ucuz meyve-sebze. Halden alıp yahut da üreticisinden alıp kitlevi olarak öğrencilere yıkayıp, temizleyip satmak. Bunu vakıflar yapabilir. Öğrenci koruma vakıfları. Mesela Antalya Öğrenci Koruma Vakfı, Manisa Öğrenci Koruma Vakfı. Herkes üç, beş, on katkıda bulunabilir. Çok rahat yapılabilir. Bunu devletin yapması çok zor. Devlet kendini korumak için yüksek para harcıyor. Ama vakıflarla biz bunu çok rahat yapabiliriz. Hatta gönüllüler de olabilir. Gençlerin beslenmesini sağlamak. Çünkü bizim kendi evladımızı beslemiş oluyoruz. Kendi çocuğuma bakmış olacağım ben. Yani gençlere iyi baktığımızda kendi çocuğumuza iyi bakmış olacağız. Onlar sağlıklı olduğunda kendi çocuklarımız daha sağlıklı olacak. Onu hükümete biz dilekçeyle bir formül olarak, bir plan olarak sunalım. Belediyeler ve bakanlığın neler yapabileceğini gösterelim. Vakıflar nasıl kurulabilir onu planlayalım. Benim canlarım daha rahat hareket etsinler.

 

Ruslar Çok Asil, Saygılı, Hürmetli, Güzel İnsanlardır. Putin de Delikanlı ve Güzel Bir İnsan, Türkiye'nin Bölünmesine Şiddetle Karşı

Ruslar çok mükemmel insanlar. Aylardan beri yıllardan beri anlatıyoruz. Daha yeni kanaat getirttirdik. Hem mütevazı hem güzel hem aklı başında, sadık, saygılı, hürmetli, asil insanlardır Ruslar. Yok “Moskof” yok “Rus düşmanlığı” bırakın densizliği, münasebetsizliği. Bayağı güzel insanlar. Putin de çok efendi bir insan. Hataları olabilir, günahları olabilir o ayrı mesele. Ama genelde delikanlı, kabadayı bir insan. Yani Türkiye’nin bölünmesine de şiddetle karşı. Daha ne istiyorsun? İran da, İran düşmanlığı yani bu çok büyük terbiyesizlik, saygısızlık. Ne yapıyor sana İran? Nur gibi Müslüman o insanlar. Yani fazlası vardır eksiği yoktur, Şiilerin. Tertemiz insan. “Yok Şii istilası”, kardeşim Müslümanlık, Müslümanlık bahsettiğin. Şiilik demek Müslümanlık demektir. Sünnilik demek Müslümanlık demektir. Aynısı, İngiliz derin devletinin bu oyununu ortadan kaldırdık şu an Rusya, İran, Türkiye dost. Burada kaya gibi böyle esaslı bir güç oluştu ki yani dünya bir araya gelse kıpırdatamaz.

 

(“Bizim dinimize göre bayanların kapalı olması doğrudur. Yanınızdaki bayanların başlarının açık olması ne kadar doğrudur?” izleyici sorusu)

Dinde hangi yerde yazmıyor. Sen bunu araman lazım. Sen diyorsun dinde hangi yerde yazıyor? Din öyle anlaşılmaz. Bak dinde hangi yerde yazmıyor? Bunu ararsın. O zaman anlarsın helalleri. Yoksa mesela sen şimdi burada domates yiyeceksin. Adam der ki “Bu helal mi haram mı? Nerede yazıyor ki bu?” falan diye. “Nerede yazmıyor?”u getireceksin sen bana. Yahut burada adam mesela marul yiyor. Sen diyeceksin ki “Bu helal mi, haram mı? Neye göre bunu yiyorsun?” desen adama. Adam da sana sorar, “Nerede bunun haramlığına dair açıklama?” der. Sen haramlığına dair bir delil getirebiliyor musun ona bakacaksın. Yani dekolte eğer Kuran’da haram diye geçmiyorsa zaten helaldir. Yani usul budur. Sen yanlış biliyorsun. Yani dekoltenin helal olduğunu Kuran’da aramamızı istiyorsun. Kuran’da biz haramları ararız, haramlara bakarız, onun dışında her şey helaldir. Haramların da çok az olduğunu görüyoruz. “De ki” diyor Allah ayette,  “Bu dediklerinizin haram olduğuna dair bir hüküm bulamıyorum.” E biz de böyle bir hüküm bulamıyoruz Kuran'da. “Sen onları Kuran'a davet ettiğin vakit” diyor Cenab-ı Allah şeytandan Allah'a sığınırım yani Kuran'ın yeterliliğine davet ettiğinde “Onlar seni atalarının dinine davet ederler” yani hocaların, âlimlerin oluşturduğu dine davet ederler. “Ya hocaları, âlimleri bir şey bilmeyen kişilerse yine mi uyacaklar” diyor Allah ayette. “Diliniz yalana alıştığı için şu helaldir, şu haramdır demeyin” diyor Allah. Yani Kuran'da ne varsa ona uyun, haramlara bakın, haramların dışında her şey helal diyor Allah. Haramlar da çok azdır Kuran'da. Dolayısıyla ölçü budur, yanlış biliyorsunuz.

 

(“Algı yönetimi yaptığınızı düşünüyorum. Açıklama yaparsanız sevinirim.” İzleyici yorumu)

Biraz kapalı konuşmuşsun ama ben tefsir etmeye çalışabilirim dediğini. Yani, “Algı yönetimi yapan çok kişi var, siz de algı yönetimi yapıyorsunuz” diyor. Algı yönetiminden kasıt yani bir şeyi kabul ettirmek için, bir şeye ikna etmek için çeşitli yöntemler kullanması mı, bunu mu kastediyor? E güzel bu, Kuran'a uygun. Peygamberimiz (sav) de algı yönetimi yapar herkes yapar, bütün peygamberler yapar. Yani maksat dini anlatmaksa, İslam'ı anlatmaksa meşru her şey yapılır. Yani Kuran’a uygun her şey yapılır yani bunun yanlış olan, hatalı olan bir yönü olmaz. Mühim olan haram bir eylem olmaması, Kuran'da yasaklanan bir eylem olmaması. Yoksa gayet güzel, akılcı bir tavırdır yani. Tabii bilmiyorum detay verirse daha da detaylı anlatabilirim ama İslam’sa amaç, Kuran'ın yayılması ise amaç akılcı olan her şey tabii ki faydalı olarak değerlendirilir. İslam'ı anlatmak için gizli gizli de anlatırsın, açık açık da anlatırsın. Mesela yemekli toplantı yaparsın öyle sevdirirsin, hayatınla örnek olarak yaparsın. Hazreti Süleyman (as)'ın yöntemi oydu, mesela algı yönetimi dediğin tekniği Hz. Süleyman (as) uyguluyordu. Mesela çok şık giyiniyordu taraftarları, talebeleri çok güzel giyiniyorlar, çok kibar güzel konuşuyorlardı. Güzel kokular kullanıyorlardı, saray çok süslüydü, kullandığı imkânlar muhteşemdi. Her türlü teknik alet edevat o devirde en gelişmiş şekliyle değerlendirilip kullanılıyordu. Dolayısıyla bu bir algı yönetimidir, faydalı bir yöntem, güzel bir yöntem, örnek olarak çalışma.  

 

(“Atatürk'ün gizli mektubu ne zaman açıklanacak?” izleyici sorusu)

O bir muamma. Mahkeme kararıyla şu an muhafaza altında. Fakat açıklanmaması çok garip. Atatürk tarih de veriyor. Normalde 1979 yılında açıklamaları gerekiyordu. Yani 80, 86’larda da açıklamaları gerekirdi. Hiçbir şekilde açıklamıyorlar, halk bunu kaldıramaz diye. Ya sen sana ne halkın kaldırıp kaldıramayacağını, açıkla gitsin. Atatürk sana sormamış, yazmış. İstese bir yere de koyardı, bir kutunun içine de koyardı. Sana güvenmiş, sen Kenan Evren; “Yok, halk bunu kaldıramaz” diye. Kardeşim o senin kanaatin. Ne alaka? Kenan Evren'in kanaatiyle mektup açıklanmaması diye bir konu olur mu? Bir kişi karar veriyor, adam yargılandı Kenan Evren. Yargılanan bir adam nasıl bu konuda karar verebiliyor?

 

Kin Nefret Duygusunun Temelinde Şirk Vardır Kaderi Anlamamaktan Kaynaklanan Duygulardır Bunlar. Her Şeyi Yaratanın Allah Olduğu Unutulmamalı

Kin ve nefret duygusu şirk düşüncesinden oluyor. Yani kendini bağımsız görmek, karşıdakini bağımsız görmek, kadere inanmamak, kaderi anlamamaktan kaynaklanıyor. Hâlbuki adam sana tamam kötü bir şey söylemiş olabilir. Adam da ondan öfkelenmiş olabilir ama onu yaratan kim onu hiç düşünmüyor. Öfke duygusunu yaratan kim, onu da düşünmüyor.  İntikam aldığında intikam alacak olanın da Allah olduğunu düşünmüyor ve intikamın ona hiçbir fayda sağlamayacağını da düşünmüyor. Hadi intikam aldı ne faydası olacak? Hiçbir şey olmaz. O diyeceğini demiş sana zaten sen intikam alınca ne kazanacaksın? Hiçbir şey kazanamazsın. Biraz düşünürse insan mantıksızlığını anlayıp, kendi aczini anlayıp vazgeçer.

 

Sınıra Yapılan Kulekolların Yer Altından Birbiriyle Bağlantılı Olması Önemlidir. Kulekolların Çevresinin Güvenliğinin de İyi Olması Şart

Yalnız tabii bu kulekolları nasıl yaptılar bilmiyorum ama bunun yeraltından da geçidi olması gerekiyor. Diğer kulekollara geçiş olması gerekiyor yeraltından. Bunlarda yeraltı tüneli çok hayati yani en önemli nokta o. Çünkü böyle bir kulekolda muhasara altına alabilir PKK. Allah muhafaza yanıcı maddelerle de sarabilirler. Gerçi yanmaz böyle bir kulekol da fakat ısıyı yükseltebilirler. Benzin falan atabilirler bir şeyler yapabilirler. Onun için çevresinin güvenliğini de iyi sağlamak lazım.  Adamların bastığı yerin pek o kadar sağlam olmaması lazım nezaketiyle söyleyeyim de. Onun çevresinde PKK gezinmeye başladığında on metre, yirmi metre, otuz metre, elli metre yaklaştığında güvenli olmayan bir bölgeye girmiş olmaları gerekir zemin olarak. Çepeçevre zeminin güvenliğini PKK için sıfıra getirmek lazım.  Teknik olarak bu mümkün şimdi uzun detay anlatmama gerek yok. İkinci olarak da oradan çıkışın çok kolay olması lazım. Yeraltı çıkışı. Üçüncü olarak da yangına karşı tedbir alınması lazım. Orada ateş oluşturabilirler. Onu mesela ne bileyim köpük sıkarak, suyla veyahut çok bol suyla söndürecek bir sistem olması lazım. Çünkü ablukalar mümkün. Öyle bir şey olabilir.

 

(“Bir kadın dayak yiyorsa neden halk buna karşı engel olmuyor?” izleyici sorusu)

İşte oralarda herhalde kabadayı yok. Oralarda kabadayı eksikliği olmuş. İnanılır gibi değil. Mesela geçenlerde polis, kadın sarhoş herhalde. Niye dövüyorsun kardeşim? Gir koluna al kenara. Eline almış odunu habire kadına vuruyor. Yani oradan çıkmasını istiyor. Hayvan mı kovalıyorsun sen? Sarhoş, aklı başında değil. Kim bilir kim içirdi ona ayrıca? Kim onu o hale getirdi. Zavallı kadıncağızı. Koluna girin iki polissiniz, koskoca adamsın. Al kenara bir kenara al ambulans çağır hastaneye kaldır. Alkol almış, perişan olmuş bir kadını sopayla dövmenin alemi ne? İnanılır gibi değil. Geçenlerde de yine öyle polisin bir olayı olmuştu. Polisin içine sızmış böyle tipler var. Gereğini emniyet genel müdürlüğü yapıyordur, İçişleri Bakanlığı yapıyordur. Bu zulüm başka bir şey değil zulüm yani çok ayıp, çok çirkin. Yahut sokakta mesela bir kadın dövülüyor. Bir delikanlı kardeşim ölümü göze alırsın hiç fark etmez. Her ne olursa olsun hapsi de göze alırsın o kadını kurtarırsın. Ondan sonra sen yaşasan ne olur? O kadını sen gözünün önünde dövdürdükten sonra, onu ezdirdikten sonra yahut ölümüne göz yumduktan sonra yaşasan ne olur? “Ya bana bir şey olursa” diyor. Asıl sana ondan sonra olmuş oluyor. Ondan sonra senin için hayatın anlamı kalıyor mu? Onurun, şerefin, namusun nereye gitmiş oluyor? Bir kere kadın kutsaldır. Kutsal bir varlıktır. Senin kız kardeşini, senin anneni, senin nişanlını, senin sevgilini birisi öyle öldürmeye, dövmeye kalksa ne yaparsın? Herhalde seyredecek anladığım. Sen nasıl delikanlısın, sen nasıl kabadayısın, sen nasıl insansın? Ne olur? En fazla hapse girersin. En fazla yaralanırsın veyahut şehit olursun. Hepsi şereftir. Çünkü bazen yanlış anlaşılma oluyor hapse girebiliyor, gir. Doğrusu anlaşılır ne derdine düşüyorsun. Bir can var orada bir canı kurtarmış oluyorsun. Hadi hapse girmedin veyahut yaralanmadın yaşıyorsun. Sürünüyorsun ondan sonra. Bir insanın ölümüne sebep olmuş oluyorsun, onu seyretmiş oluyorsun. Bazen insan hayretler içinde kalıyor. Bazen polis de veriyorlar yanına. Polisin yanında vuruyor kadını. Nasıl bir rahatlıktır bu kardeşim? Geçenlerde gördüm polisi dövmüş adam gözünü patlatmış vurmuş. Öbürünün de gözünü, ağzını burnunu patlatmış. “Olay büyümesin diye silah çekmedim” diyor. Seni öldürmesi kalmış geriye daha ne yapacak yani?

 

(“İntihar saldırısını neden yapar bir insan?” izleyici sorusu)

Onun birkaç sebebi var. Birincisi kaba sebebi, adam zaten intihar etmek istiyor. Onu makul hale getirmek istiyor. Yani helal kendine göre helal hale getirmek istiyor. Yani hani kim vurduya gitmiş gibi değil de, lanetlenecek gibi değil de, yani kahraman gibi ahirete gideceğini düşünüyor, bir ondan yapıyor. İkincisi de çaresizlik yani tek çarenin o olduğunu düşünüyor. Yani fikirle, akılla, ilimle olacağına inanmıyor. Halbuki bu işler fikirle olur, ilimle, irfanla olur, şefkatle, merhametle olur. Açmaz var tabii. Bu Mehdiyet’in olmadığı ortamda deccalın insanlara sunduğu bir yoldur. Yani “ölün, ölün, ölün” hep deccalın dediği budur “ölüm, ölüm, ölüm” der ve hep “ölün, ölün, ölün” der deccal. Deccal öyle dediği için onu yapıyorlar. Mehdiyet de “hayat” der, Hayy, Allah’ın Hayy ismi. Hayatı canlandırır Mehdiyet. Güzellik sunar. Bütün Müslümanların dilindedir Hayy zikri. İsa Mesih’in de bir özelliğidir, hayat verir, vesile olur.

 

Dindar Demek Dünyanın En Akıllı En Modern En Kaliteli En Asil İnsanı Demektir. Her Peygamber Kendi Devrinin En Modern İnsanıdır

Dindarlık demek, dindar demek dünyanın en modern, en kaliteli, en klas, en akıllı insanı demektir. Dindarın anlamı budur. Bütün peygamberler ultra dindardı, en moderniydi o devrin, Peygamberimiz (sav) kendi devrinin en moderniydi, son dere klas delikanlıydı. Saçları, gözünde sürmesi, dişler bembeyaz, kıyafeti çok şık, hareketleri çok güzel, davranışları çok güzel. O devrin en asil, en klasıydı. Dolayısıyla modern olmak ayrıdır, özenti olmak ayrıdır. Özentilere modern diyorlarsa bu kötü olur. Mümin özenti olmaz ama asrının en modernidir ve bütün asırların en modernidir mümin. Mesela bundan yüz yıl sonrasının da modernidir, yüz yıl evvelinin de modernidir. En moderndir. Yani Müslüman’ın modern olmasında daha üst bir seviye olmaz. En mükemmel modernliği yaşar.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260588/sayin-adnan-oktarin-7-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260588/sayin-adnan-oktarin-7-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171007t_06.jpgMon, 23 Oct 2017 20:30:47 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Ekim 2017

 

(Siz sık sık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güneydoğu’dan aşiretler ve önde gelenlerle bir araya gelmesinin iyi olacağını vurgulamıştınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Güneydoğulu kanaat önderleriyle bir toplantı yaptı ve şunları söyledi: “Suriye’de ve Irak’ta oynanan bölme, parçalama etnik ve mezhebi kışkırtma oyunlarının amacı Türkiye’yi güneyden kuşatmaktır. Bu kuşatma faaliyeti sadece fiziki sınırlarımızdan ibaret de değildir. Burada ülkemizin içini de kapsayan büyük bir oyundan bahsediyorum. Allah’ın izni milletimizin dirayetiyle diğer saldırıları nasıl boşa çıkardıysak bu oyunu da bozacağız hiç şüphem yok” dedi.)

Yalnız bu savaş sadece silahlı bir savaş değil fikir savaşı var. Fikir savaşında Türkiye susuyor. Fikir savaşında Türkiye susuyor. Fikir savaşında Türkiye susuyor. Ama PKK konuşuyor, eğitiyor Darwinizm’i anlatıyor, materyalizmi anlatıyor, komünizmi anlatıyor, Stalinizm’i anlatıyor, diyalektik felsefeyi anlatıyor adamları ikna ediyor. Oraya gidenler normalde beş vakit namazında adamlar, bir süre sonra bunları eğiterek komünist yapıyorlar. Biz de karşı eğitim yapmamız gerekiyor. Darwinizm’in geçersizliği, komünizmin geçersizliği bilimsel olarak anlatılması gerekiyor. Yoksa polisiye tedbirlerle hallolacak bir konu değil bu. Bunu Said Nursi Hazretleri de uzun uzun anlatıyor. “Kısa zamanda Çin-Maçin’i yutan bu azim kuvvet, bu Anadolu topraklarını da kısa sürede yutabilir” diyor. “Buna karşı nokta-i istinat sadece Kuran ve Kuran’ın hakikatleridir” diyor. İman hakikatleri yani. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele. Bediüzzaman’ın en önemli gördüğü konu bu. “Birinci dereceden en önemli konu Darwinizm’e karşı mücadeledir” diyor. Hz. Mehdi (as)’ı anlatırken bunu söylüyor. “En azam meseleyi esas yapacak” diyor “Darwinizm’i, materyalizmi hedef yapacak ana konu yapacak. Birinci görevi budur Mehdi’nin” diyor. “Darwinizm’i yıkmaktır” diyor. Burada hükümetin destek olması gerekir. Yani tankla topla hallolacak gibi değil. Bak bu sefer de cepheyi daha da genişletti adamlar, Akdeniz Bölgesi’nden saldırıya geçtiler. Akdeniz’den, Muğla’dan hiç ummadık mesela Karadeniz’den. Yani geniş cephe stratejisi güdüyorlar. Güneydoğu’yu esas yapmayan bir politika bu, yeni bir politika.

 

(Karaciğer nakli için bekleyen Naim Süleymanoğlu için donör bulunmasının ardından milli halterci ameliyata alındı.)

Çok iyi olmuş. Gündeme getirmesek pek ilgilenen yok. Defalarca söyledim ondan sonra insanlar devreye girdi dikkat ederseniz. Bak hiç, bir gazete kenarında küçük bir haber olarak vardı ilgilenen pek yoktu. Israrla üzerine gittim Allah’a şükür halloldu.

 

Allah Mehdi'yi İmanın Nuruyla Görüp Tanımamızı Nasip Etsin İnşaAllah

Hadislerde Peygamberimiz (sav) diyor ki “Mehdi çarşılarda, pazarlarda aranızda gezer o sizi görür ama siz onu göremezsiniz” diyor “tanıyamazsınız” diyor. “Sizin aranızda gezecek” diyor, bak “o sizi görüp tanıyacak ama siz onu tanıyamayacaksınız” diyor. Çok manidar bir ifade. Demek ki Allah basiretimizi açsın, ferasetimizi açsın. Ben de çarşıya pazara çıkıyorum belki görüyorum ama farkına varamıyor olabilirim. Allah imanın nuruyla görmeyi nasip etsin. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi “o eşhası ahir zaman belki imanın nuruyla fark edilir” diyor. Aynı şekilde Hz. İsa Mesih (as) için de. “Hz. İsa Mesih (as), has talebeleri yakın talebeleri havası onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Hz. Mehdi (as) için de “belki o eşhası ahir zaman imanın nuruyla tanınabilir” diyor Mehdi (as) için “ama bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor bak başlangıcında. “Çünkü burası imtihan dünyasıdır” diyor “akla kapı açılır, ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. “Öyleyse o eşhas hatta o müthiş deccal dahi” diyor “kendisi dahi bidayeten kendisinin deccal olduğunu bilmez” diyor. Hz. Mehdi (as) için de “bidayeten kendisinin Mehdi olduğunu bilmez” diyor.

 

İsa Mesih'i Görmek Tüm Dünyayı Çok Heyecanlandıracaktır. 2 Bin Yıl Sonra İnsanlar Peygamber Heybetini Tekrar Görecekler

Alenen açıkça sarahaten Hz. Mehdi (as)’ı göreceksiniz. Ama yani öyle o kadar şok olacağınızı falan zannetmiyorum normal karşılarsınız. Bir tek biat heyecan verebilir, orada çok heyecanlanabilirsiniz. Hz. İsa Mesih (as)’da ben heyecanlanacağını düşünüyorum halkın daha ziyade. Çünkü 2000 yıl öncesinden gelmiş olması çok büyük bir mucize olduğu için ilk defa öyle bir ululazim peygamber görüyor insanlar. Hiç görmemişler, ahir zaman insanlarına ilk defa Allah ululazim peygamber gösteriyor, o heyecanlandırabilir. Hz. Mehdi (as) kalender bir insan, ben zannetmiyorum normal karşılarlar, öyle şamata yapacak birisi değil o. “Hz. Mehdi (as) evinden sedirinden yönetir” diyor Peygamberimiz (sav). Bediüzzaman da “siyasete karışmaz Mehdi” diyor. Siyasete karışmayacağını söylüyor. Dolayısıyla sevgi insanıdır Hz. Mehdi (as). Ama televizyon, radyo her yerde görürüz internet. Ama “ha bu Mehdi’dir” gibi değil de işte İslam aleminin başında İslam alemini sevgiye yönelten, İslam alemini şefkatle kucaklayan iyi bir insan olarak bileceğiz. Yani o şekilde. Yoksa hani günahsız, masum, metafizik haşa ilah gibi bir varlık değil de, o diyecek ki “ben günahkar Allah’ın zavallı bir kuluyum. Beni madem siz zorla seçtiniz ben de size sevgiyi anlatayım, dostluğu kardeşliği anlatayım” diyecek, terör anarşi ve kavgayı ortadan kaldıracak, bu. Yani savaş olmayacak, PKK şu bu falan hiçbiri kalmıyor.

 

(“Mehdiyet maddesel bir şey midir, yoksa manevi bir şey midir?” izleyici sorusu)

Hz. Mehdi (as) tabii ki bir fikir, ruh sistemi değil. Kaşını gözünü tarif ediyor Peygamberimiz (sav), sakalını tarif ediyor, boyunu posunu tarif ediyor, anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Bir de ruh olarak gelen hiçbir mürşit olmamış şu ana kadar, nereden çıkarıyorlar onu öyle? “Şahsı manevidir” bilmem ne diyerek, yani imanları zayıf olduğu için akıllarına sığdıramıyorlar. Diyorlar “böyle bir şey olmaz, olsa olsa binlerce kişinin topluca hareketine biz böyle bir şey diyebiliriz” gibisinden geçiştirmeye çalışıyorlar. İman zafiyetinden kaynaklanıyor. Hz. İsa Mesih (as) da şahıstır, etten kemikten oluşmuş insandır, Hz. Mehdi (as) da etten kemikten oluşmuş insandır. Anlaşılmayacak gibi değil. Anlamazdan gelenlerin ana özelliği imanlarının zayıf olması başka bir şey değil.

 

(“Hz. Süleyman (as) masonlar ve Yahudiler için niçin önemlidir?” izleyici sorusu)

Zaten aynı soydan, Yahudilerle bağlantısını soracak olursak Musevilerin atasıdır Hz. Süleyman (as), gayet normal. Masonluğu da kendi zamanında bir tarikat olarak örgütlediği anlaşılıyor. İleride kendi evladının kolayca dünya hakimi olabilmesi için bir hakem gibi gördüğü yarı açık Musevi ağırlıklı bir örgütlenme diyebilirim masonluk için. Bütün sembolleri Tevrat’tan alınmıştır aşağı yukarı. Kuran’da da işaret vardır masonluğa. Hz. Hızır (as) duvarcı ustasıdır, Kuran’da bu detaylı şekilde vurgulanır. Dul kadının çocukları geçer Kuran’da, iki çocuk, dul kadın Tevrat’ta da vardır. Ay, güneş, yıldız sembolleri. Masonik sembollerin hemen tamamına yakını Kuran’da vardır. Kabe de biliyorsunuz küp şeklinde yapılmıştır. Hacer-ül Esved bakan göz tarzında yapılmıştır, onlar da masoniktir yani küp şekli, mikap taş, bakan göz o da masoniktir. Masonluk ilk başlangıcı itibariyle derin Allah inancına bağlı bir tarikat yapılanmasıydı ama sonradan her türlü inancı içine alan ama yine gizlice derin Allah inancına sahip kişiler tarafından yönetilen bir örgüt yapılanmasına dönüştü. Bence zekice bir yöntem o. Çünkü orada ateistleri de kullanıyorlar, din karşıtlarını da kullanıyorlar. Mehdiyet’e zemin hazırlamak için onlara da ihtiyaç oluyor demek ki.

 

(“İnsan cennet ve cehennemi dünyada yaşayabilir mi?” izleyici sorusu)

Sanki cennet, sanki cehennem gibi yaşayabilir yani sanki diyebiliriz. Yoksa gerçek cenneti cehennemi yaşaması mümkün değil tabii ki. Çünkü burası boyut olarak farklı, cennetin boyutu farklı buranın boyutu farklı. Bu, bir alt rüya boyutudur, alt rüya boyutu. Cennet bir üst rüya boyutudur daha nettir, daha dünyadan sadedir daha sadedir. Burada mesela kablolar var bilmem ne alet-edevat. Mesela oradaki tablet diyelim, içinde alet-edevat olmaz doğrudan gösterir doğrudan. Mesela televizyon, cennetin televizyonu doğrudan gösterir kablosu falan olmaz elektrik sistemi falan olmaz doğrudan çalışır. Ama burada sebep gerekiyor, hepsinde sebep gerekiyor, sebep de çok karmaşık yapıları getiriyor. Arabaların motoru oluyor bilmem kumandası oluyor. Mesela cennet arabalarının hiçbirinde o tip bir cihaz olmaz. Hayır, istersek olur ama hiç yok. Kendinden gider o kadar.

 

İman Çok Değerli ve Kıymetlidir. Aklı Zayıf Olanlar ve Derin Düşünemeyenler İmandan Hemen Vazgeçerler

Allah tabii, iman değerli olduğu için, çok kıymetli olduğu için sıradan adamlar, aklı zayıf insanlar, enaniyetli kibirli insanlar, büyüklük taslayanlar, ilme sahip olanlar, işte malı-mülkü olanlar falan böyle bir ortamda çok ileri bir atak yapabilirlerdi yani Allah’a yakınlıkta çok ileri bir atak yapabilirlerdi. Yani vicdanlı, yüksek ahlaka sahip böyle diğergam derin insanlar da çok geride kalabilirdi. Ama Allah işte Yüce Allah öyle mükemmel bir tuzak sistemi kurmuş ki o tuzaktan kurtulmak insanların yüzde 99’u için mümkün değil, hepsi o tuzağa takılıyor. Mesela dişine ağrı verir, gözüne bir şey çarpar, çocuğu ölür, arabası bir yere çarpar, ayağı kırılır, romatizmaları azar, akciğer enfeksiyonu olur, bunların hepsi tek tek caydırıcıdır iman konusunda insanları. Bir yandan atomun yapısı, hücrenin yapısı muhteşem sistem ve pırıl pırıl aydınlık bir dünya, milyarlarca Allah’ın varlığının delili katrilyonlarca delil, bir yandan da böyle Allah tarafından özel yaratılan, iman etmemeleri için yaratılan yani iman etmemede delil olsun diye onlara özel olarak sunulan sistemler. Bu sistemlere teker teker örümcek ağına takılan böcek gibi birçok insan takılır. Temiz bir böceğe benzetelim herhangi bir böcek, teker teker takılır. Ancak yüksek vicdanlılar bu sistemleri aşarlar. Mesela bak Allah Tevrat’ta, Tevrat’ta bak o, “Mehdi’ye o kadar çok bela verir ki Moşiyah’a, Moşiyah da o kadar sabırlıdır ki o sabrından kendisinin Moşiyah olduğunu anlar” diyor. Yani “o sabrın yüksekliğinden anlar” diyor “kendi sadakatinden kendini anlar” diyor “fark eder” diyor, tek delil bu. Moşiyah’ın Moşiyah olması yani Mehdi olmasının nedeni bu. Mesela Peygamberimiz (sav)’e o kadar çok sıkıntı verildi ki Allah tarafından yağmur gibi böyle. Peygamberlik makamını onunla alıyor. Yoksa o devirde diyorlar ya işte “Mekke’nin zenginleri var, Medine’de alimler var, iki büyük şehrin zengin büyükleri var, hem alimler hem bilgili hem kültürlü hem çevresi var onlara niye peygamberlik verilmedi” diyorlar. Ayet var ayet. “Onlara niye verilmiyor?” diyorlar “Ebul Kasım’ın yetimini mi buldu Cenab-ı Allah niye ona verdi ki?” diyorlar. Allah da “Ben kimi seçeceğimi daha iyi bilirim” diyor Allah. Mesela o iki büyük şehrin büyüklerine Hz. Muhammed (sav)’e verilen zorlukların yüzde biri verilse iki büklüm olur onlar, iki büklüm. Mesela Peygamberimiz (sav)’i anlatıyorlar böyle ama zannediyorlar ki böyle hiç sürekli Cebrail (as) onu korur hiçbir rahatsızlık olmaz. Mesela diyor ki “karnına taş bağlar” diyor. Onu anlamıyorlar, halbuki mide sancısı geçiriyor yani kasti bir şey değil bu rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Vefatında bile ateşli humma bayağı zorlanıyor. “Ya Resulullah” diyorlar “sen de?” “Allah beni de imtihan ediyor ben de kulum” diyor. Bak oradakiler anlamıyor bir kısmı soruyorlar “Ya Resulullah sende nasıl oluyor böyle bir şey, peygambersin sen?” diyorlar. Çok acayip bir soru, tabii ki asıl onda olacak yani peygamber olduğuna göre. Dolayısıyla bu engele büyük bir kitle takılır. Katrilyonlarca Allah’ın lehine delil vardır, ama Allah 100-150 adet diyelim şeytanın ve nefsin kullanacağı delil yaratır özel yaratır bunu, o da mucizedir. O delile takılır adam oradan tepe üstü düşer. Ama bu tabii, ben Allah’a karşı kıskancım yani daha fazla delil vermem. Yani sır olarak vermem, ben bu kadarını veririm. Kimisi bana soruyorlar “anlatıyoruz iman etmiyor” falan. Sen ne derdine düşüyorsun sana ne ki? Allah istediği kadar ölü yaratır, seni seçmiş daha ne istiyorsun işte? Mesela 100 bin ölü yaratmış 10 tane de diri yaratmış, durup durup ölülere kafayı takıyor “niye bu ölü?” diyor. Sana ne ölü olmasından Allah Allah, sen işine bak rahatına bak, senin iyiliğin için yapmış. “O niye ölü ki?” diyor. Şu laf mı sana ne işte ne güzel. Allah hayırla yaratmış. Dolayısıyla kafa takılacak bir konu değildir.

 

Ezik ve Kompleksli İnsanlar Kendilerini Rahatlatmak İçin Güzel İnsanlar Aleyhinde Konuşma Yaparak Gerçeği Örtbas Etmeye Çalışırlar

Güzel bir kız hiçbir şekilde güzel bir kızı eleştirmez. Hiç gördünüz mü bir bakın? Mutlaka çirkindir kızları eleştirenler yani mutlaka ciddi bir bozukluk vardır komplekslidir, problemlidir, çok ciddi eksiklikleri vardır o onun içinde iç acısıdır. Onun için her güzeli kendi kafasında devirmeye çalışarak kendini rahatlatmaya çalışır. Hani benim kız arkadaşlarıma diyorlar ya silikon var, işte boy uzatma ameliyatı yapmışlar, bel inceltme ameliyatı yapmışlar falan. Kendilerini rahatlatmak için o tip sözler söylerler. Yoksa bayağı sıkılacaklar, çok ızdırap duyacak. Onunla kendilerini bir nevi uyuştururlar. O konuşmalarla da onlar rahatlayacağım diye yaparlar ama o konuşmalar o kızları daha da çirkinleştirir, seni güzelleştirir onları çok çirkinleştirir. Bak dikkat et, sana o tip bir konuşma yapıldığında yüzüne bak aynaya daha güzelleşirsin. Onlara bak onlar da daha çirkinleşirler. O yüzden bırak ne yapıyorsa yapsınlar. Hiçbir şey olmaz sana.

 

Benim Karşı Olduğum Terörü Savunan Komünistler ve Vatana İhanet Eden Aydın Görünümündeki Kişilerdir. Bunları Eleştirmek Doğal Bir Tutumdur

Bir kere komünistleri eleştiriyorum ama terörist komünistleri yani kan döken komünistleri ciddi anlamda hem eleştiriyorum hem lanetliyorum. Aşağılık ve ahlaksız olduklarını söylüyorum. Her şeye de layık onlar her türlü aşağılamaya. Ama demokratik komünistleri ben dost olarak görüyorum, ben onlar hakkında kötü hiç konuşmam. Mesela Türkiye Komünist Partisi demokratik komünisttir bunlar yani seçimle iktidara gelmeyi amaçlarlar terörle bir bağlantıları yoktur. Benim Maocu ve komünist çok arkadaşım var. Dolayısıyla bunu yanlış anlamışsın onu bir kere düzeltelim. Aydın kesimden kastın kültürlü insanlarsa, görgülü bilgili klas insanlarsa, bak şu ana kadar biz 100 bin kişinin üstünde kişiyle görüşüp röportaj yaptık, hepsi beni seviyorlar hepsiyle de dostum. Nerede ben onlara karşı tavır aldım? Ha aydından kastın İngiliz derin devletinin uşakları, yalakalarıysa onlara sen de karşısındır. Çünkü vatanı satıyor bunlar vatan haini. İngiliz derin devletine hizmet eden kahpeler. Yani Türkiye’yi mahvetmeyi amaçlayan şeytani unsurlar. Tabii ki onları eleştireceğiz.

 

(“Her anını Instagram’a koymak bir hastalık mıdır?” izleyici sorusu)

Eğer güzelse iyiyse Instagram’a her şey konabilir. Arkadaşlarını mutlu edecekse, kendini mutlu edecekse. Var mı, abartılı bir şey oluyor mu öyle gördünüz mü siz? Bir de şu genç kızlara köpek burnu takıyorlar o gerçekten yakışmıyor yapmasınlar onu, çok itici duruyor. Bir de böyle yaşlı-başlı teyzelerin çocuklanması çok kızdırıcı oluyor internette. Beş yaşında çocuk gibi, gelmişsin bilmem kaç yaşına artık teyze olmuşsun yani ne çocuklanıyorsun, değil mi? 60 yaşına gelmiş 65 yaşına gelmiş. Bilmiyorum biraz garip duruyor ama yapabilir de neşelenmek istiyordur neyse ona bir şey demeyelim. Ama o köpek burnu gerçekten olmuyor yani estetik değil becerememişler. Güzel yapılsa olurdu belki ama olmamış çirkin duyuyor. Onu moda haline getirmenin bir alemi yok.

 

(“Ölmeden önce mutlaka yapmalıyım dediğiniz şey nedir?” izleyici sorusu)

Dünyalar tatlısı, bir kere Mekke’ye Medine’ye gitmemiz şart. Sicilya’ya gideceğiz o üzüm bağlarında, ağustos gibi gitmemiz lazım. Zeytinlerin olduğu dönem ve üzümlerin olduğu dönemlerde orada Sicilya ekmeği yiyeceğiz. Biliyorsunuz onlar taş fırında yapıyorlar. Katolik böyle çarşaflı hanımlar var, beyler de çok dindar oluyorlar. İtalyanları ben çok severim dindar oldukları için. O sızma zeytinyağına ekmek batıracağız ve yiyeceğiz. Onlar da İtalyanca bize bir şeyler anlatacaklar. O dağları falan seyredeceğiz. İspanya olabilir, İsviçre olabilir. Başka? Kudüs zaten şart. Kudüs’e zaten illaki gideceğiz. Oraya biz resmi gideceğiz zaten, resmi davetli oluruz evvelAllah. Çünkü düğün günü bizi de unutmazlar herhalde şu garibanları. Başka şeyler de var ama her şeyi söyleyemem tabii.

 

(“Hz. İsa (as) göğe alınmadan önce eşi var mıydı?” izleyici sorusu)

Kayıtlarda öyle bir şey yok ama olmaması için bir neden yok bence. Çocuğu yoktu ama bence eşi vardır. Çünkü hanımlar çok seviyorlardı Hz. İsa Mesih (as)’ı. İncil’de geçiyor çok fazla kadın talebesi var ve onu çok seviyorlar çok çok seviyorlar. Başkasını da sevemezler zaten en çok da onu seviyorlardır. Helaliyle nikahlamıştır bence ama çocuğu olmadı çocuk yapmamış çünkü riskli bir ortam. Çünkü riskli bir ortam, Roma İmparatorluğu var, şiddet, dehşet ortamı var. Yani öyle bir şey de yapmadı ama büyük bir ihtimalle helaliydi hanımlar. Yani o kız arkadaşları muhtemelen helaliydi.

 

(“Sizce en güzel aşk zor olan mıdır?” izleyici sorusu)

Aşk zaten kolaydır. Yani hayat kolaydır, iman kolaydır, insanlar zorlaştırıyorlar. Neden zor olsun? Çok seviyorsundur; “Seni seviyorum" dersin, candan anlatırsın. O da sana candan söyler; "Ben de seni çok seviyorum" der. "Ben Allah için sana kendimi adıyorum" dersin. Allah için adıyorum derken; “Ben kendi egoistliğimle, egomla yaşamaktan nefret ederim. Benim hayatım senin için” dersin, “çok seviyorum seni” dersin, karşılıklı denir bu ve onun adeta hizmetçisi gibi olursun. Ona yardım edersin, genç kız için diyorum,  bir erkeğin söylemesi gerekeni söylüyorum. Adeta onun kölesi gibi olur. Değil mi, onun namusuna, haysiyetine, şerefine, namusuna, sağlığına, sıhhatine, mutluluğuna her şeyine geceli gündüzlü katkıda bulunuyorsa bu onu mutlu eder. En tatlısı budur mesela biz eve menekşe alıp getiriyoruz ne yapıyoruz hemen; “Aman” diyoruz “vitamin alalım çiçek vitamini hemen dibine. Güneşe koyalım aman soğuk olmasın, sıcak olmasın yeter ki menekşeye bir şey olmasın.” Mesela kedi alıyoruz hemen veterinere “aman bir şey olmasın, hasta olmasın” falan. İnsanın çocuğu oluyor aynı titizlik, sevgili de öyledir, yani sevgiliye acayip titizlik gerekir. Onuru, şerefi, namusu, dini, imanı, mukaddesatı çok hayatidir. Çünkü sevgili bunlarla yaşar, bu nimetlerle yaşar.

 

(Hasan Ruhani Instagram hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Tahran ziyareti ile ilgili bir yazı paylaştı. Şöyle yazıyor; “Kuzey Irak'taki Kürt halkı iyi komşu ve kardeşimiz olduğu için baskı uygulamak istemiyoruz. Fakat yabancı güçlerin bölgede bölücülük faaliyetleri ile birlikte etnik ve mezhepsel ihtilafların artmasını amaçlayan projelerini kabul edemeyiz. Bu konuda İran'la Türkiye'nin tutumu aynıdır ve bölgede her türlü harita değişikliğine asla müsaade etmeyeceğiz” dedi.)

Ya diyorlar ki; “Şii tehlikesi artıyor” yani “Müslüman tehlikesi artıyor” diyorsun, “Müslüman tehlikesi artıyor” diyorsun. Sana ne ya, Şii olsun, Sünni olsun ne fark eder? Hepsi nur gibi Müslüman. Nasıl bir kafa bu? Şii tehlikesi artıyor, Sünni tehlikesi artıyor. Tehlike olsun da öyle tehlike olsun. Sen onu bize getir nerden getiriyorsan. Öyle tehlike mi olur? O nimet.

 

Müslüman Allah'tan Uzun Ömür İsterken İslam Birliği'ni Görmek, Sevabını Artırmak, Hayırlı Faaliyetler Yapmak İçin İster

Mesela ben Allah’tan uzun ömür istiyorum, İttihat-ı İslam için buna ihtiyacımız var. İslam'ın hâkimiyeti için buna ihtiyacımız var, değil mi? Ümmeti biz kime bırakacağız yani? Allah vermesin, Allah uzun ömür versin. Sevabımızı artırmaya gayret edeceğiz, bütün Müslümanlar uzun ömür isteyecek. Ölümün ani gelmesi gerekir, ani fücceten. Mehdi’de öyle mesela diyor; “Vasıtasındayken fücceten gelir” diyor Peygamberimiz (sav), ani bir ölüm. Ne yapıyor Mehdi, tebliğe gidiyor arabasıyla gidiyor, o olur. Allah der ki; “Yeter, bitti. Seni alıyorum” der, aniden alır o tamam ama sen uzun yaşayışı isteyeceksin. İslam’a hizmet etmek için, Müslümanları kurtarmak için, insanlara huzur vermek için buna ihtiyacın var ama bomboş adamsan yani bilmiyorum bomboş adam niye ister, yaşamayı niye ister ben bilmiyorum, yani ölüm geliyorsa gelsin. Öyle bir adamın dua etmesine gerek yok bence. Yani “bana uzun ömür ver “demesine gerek yok. “Bana en az günahla Sana kavuşmayı nasip et” diyebilir. Çünkü her günü bela, başına her gün daha da günah alıyor, daha da batırıyor değil mi? Hayırlısıyla ölmesi daha iyi ama intihar etsin falan anlamında demiyorum ama Allah canını alırsa onun için hayır. İntihar haram, cinayet olur, olmaz o.

 

(“Sizce öğretmen adayları psikolojik testten geçirilmeli mi?” izleyici sorusu)

Tabii çok önemli o. Yani her yerde, devlet dairelerine alınan yerler. Polislerde, hâkim, savcı hepsinde. Adam deli mi, akıllı mı? Hem de şey değil, şizofreni falan arayışı değil. Adam sinirli, asabi mi, manyak mı, sevgisiz,  merhametsiz, gaddar mı? Ani sinirlenen bir manyak da çıkabilir. Yani bu çok tehlikeli, mesela adam çok felaket sinirli oluyor, saldırgan. Akıl hastalığı mı? Değil bu ama büyük bir tehlike, akıl hastasından daha tehlikeli. Çünkü akıl hastası kendi başının derdinde  oluyor ama o saldırabilir. O hayati bir konu, çok önemli.

 

(“Kızlar ne tarz erkeklerden hoşlanır?” izleyici sorusu)

Kızlar fizik görünümünde yüzde 10 önemli gördükleri noktaysa bedeni, yüzde 90 akla çok önem verirler. Çünkü ölü bir beden kadınlar için hiçbir şey ifade etmez. Kadın deli bir aşk arar, deli bir ihtiraslı tutku arar, deli bir heyecan, deli bir istek, deli bir sevgi, derin bir akıl, çok girift kavrama kabiliyeti ve çok uyumlu bir insan ister. Allah'tan çok korkan, Allah'ı çok seven bir insan ister. Bu olduğunda o beden kadına çok güzel gelir. Yoksa adamın sırtı şu kadar bir buçuk metre, işte karnındaki kaslar ne  diyelim? Pide gibi diyelim yahut baklava gibi diyelim de daha rahat etsinler. Hiç ilgilendirmez kadınları, öyle bir şey olmaz. Çünkü adam vücut muhteşem, yaklaştığında bir sığırın bakışıyla bakıyor. Yani bu kadın için dehşet vericidir. Yani zaten şaşırıyor çocuklar da, diyor;  “Ya bu kadar aslan gibiyiz, yakışıklıyız ne oluyor falan?” diyor. Kız, beş dakikanın içinde karar verir kız, bakar. Yani bir “m” ve” ö” harfi eksik. Olmaz.

 

Ben Aşk İnsanıyım. Gece Gündüz Allah Aşkıyla Sevgiyi Yaşamak İsterim

Arada sırada bana gençler soruyor; “Tarikata nasıl gireriz?” Bir kere bizim tarikat olmadığımız belli. Ne tarikatı? Çünkü tarikat olması için silsile ile gelen bir sistem olması gerekiyor. Bir şeyh efendiden el almak gerekiyor. Böyle bir şey yok, ben tarikat ehli değilim. Âlim de değilim, hoca da değilim. Halktan bir insanım yani herhangi bir insanım. Hocalık vasfım falan da yok, o tarz bir eğitim de almadım ama âlemciyim, neşeliyim, sevgi dolu bir insanım, merhametli bir insanım. İyi bir insanım ben yani kimseye benim kötülüğüm olmaz. Anlayışlıyım, tartışmaya açığım, makulüm. Aşk insanıyım ben, gece gündüz aşk, tutku, sevgi gece gündüz. Sabah yataktan kalkar kalkmaz o. Rüyalarımda bile aşk. Akşam yatmadan önce aşk, akşam yatarım aşk. Benim başka bir isteğim yok.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260586/sayin-adnan-oktarin-6-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260586/sayin-adnan-oktarin-6-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171006t_07.jpgMon, 23 Oct 2017 19:27:42 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Ekim 2017

 

(Haliç Kongre Merkezi’nde Alevi Kanaat Önderleri’yle Muharrem iftarında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada Alevilikle Sünnilik arasında hiçbir farkın olmadığını söyledi. “Peygamberimiz (sav) bu ayda oruç tutun diye tavsiyede bulunmuştur. Çok şükür hepimiz Müslümanız. Alevi’siyle Sünni’siyle tüm insanımız başımızın tacıdır” dedi. Ayrıca yine konuşmasında Alevilere 2019 milletvekili seçimlerinde birden fazla Alevi ismi AK Parti listelerinde aday gösterme sözü verdiği öğrenildi.)

Alevi kardeşlerimiz istediği kadar girsinler meclise. Alevi demek güvenilir insan demektir, temiz insan demektir, sevgi insanı demektir. Allah’ı seven, Allah’tan korkan Ehlibeyt aşığı, Hz. Ali (kv) aşığı, Resulullah (sav) aşığı nurlu insan demektir. Dolayısıyla Tayyip Hocam çok iyi olmuş güzel konuşmuş.

 

Barzani'nin Çok Fazla Muhalifi Var. Özellikle de PKK Barzani'yi Bir Suikastle Çok Rahat Devirebilir, O Zaman Bölgede Ciddi Çatışma Çıkar

Zahiren orada Irak’ta Barzani’nin bağımsızlık referandumu yapması, bağımsız olması, bağımsız bir devlet haline gelmesi Türkiye’ye ekonomik yönden faydalı olur gibi görünüyor. Çünkü petrollere el koymuş olacak, petroller de bizim kanalımızla satılacağı için çok ciddi bir gelir mevzubahis. Ama bak, Talabani vefat etti, şimdi onun yerine bir PKK’lıyı getirirler. Barzani’yi de her an her an görevden almaları mevzubahis. Ki onun yerine geçmeye hazır yine Barzani ailesinden ama Türkiye karşıtı adamlar var. Bu büyük bir tehlike ve risk. Şimdi Türkiye’ye tabii geçici olarak şu an bu konuda fayda verecek gibi görünebilir yani bol petrol geliri falan gibi. Ama PKK’nın eline geçtiğinde o gelir tamamen PKK’ya kalacak. Çünkü bu tip şeyler hep döner biliyorsunuz. Ekonomik konular bir anda ters dönebilen konular. O yüzden bu konunun sağlama bağlanması Türkiye için olumlu olur. Olumlu olan da bizim Irak’la çok iyi anlaşıp Irak petrollerinin tamamının Türkiye’den geçirilmesi, sadece Barzani bölgesinden kar etmek değil bütün Irak’tan kar etmek daha akılcı olur. O yüzden orada bağımsız bir devlet kurulmasına karşıyız. Irak bütün olarak bizim işimize yarar. İttihad-ı İslam için Irak’ın bütün olması gerekiyor. Bölünmesi durumunda kontrol edemeyiz. Kontrol edilmesi çok zor olur ve PKK’nın eline geçmesi de an meselesi olur. Türkiye gerekeni yaptı mı? Tayyip Hocam herhalde adamın bağımsızlığı direkt uygulamasını bekliyordur. Hani “biz bağımsız devletiz hadi hayırlı uğurlu olsun” demesini bekliyordur, ilan etmesini bekliyordur. İlan edince askeri müdahale düşünüyorlar benim anladığım. Çünkü bu referandum diyor adam, ‘ben sadece sordum halka, kanaatiniz ne o kadar onu öğrendim. Öğrenmek istedim öğrendim.’ Şimdi bu kadarla kalırsa bu bir şey değil yani bir anlamı yok. Ama fiiliyata dökerse askeri müdahale gerekir. Ama askeri müdahale yapacağımız döneme kadar İngiliz derin devleti orayı müstahkem mevki haline getirip askeri olağanüstü destek sağlayarak orayı muazzam bir kaleye çevirebilir. Neler olacağını bilmiyoruz yani şu an. PKK’nın silahlarını olduğu gibi oraya aktarabilirler veya PKK’yla bir anda ittifak edebilirler. O zaman muazzam bir askeri güce dönüşebilir orası. Kendilerinin düzenli ordusu ve PKK’nın düzenli ordusu ve PKK kantonları yani bu felaket olur. Çok muazzam bir askeri güç olur. Türkiye’nin böyle bir askeri yapılanmayla baş etmesi çok daha zordur, çok çok daha zor olur. Ama şöyle olabilir; İran, Türkiye, Irak ve Suriye askeri işbirliği yaparlarsa, Suriye’yle de arayı düzeltelim dedim ben daha yeni yeni düzeltiyorlar bak. Aylardan beri yıllardan beri uğraşıyorum daha yeni netice aldık. İran’la da arayı düzeltelim dedim yıllardan beri uğraşıyorum onda da yeni netice aldık, elhamdülillah. Sonunda dediğim oluyor ama muazzam vakit geçiyor. Şimdi Suriye’yle de aranın tamamen düzelmesi gerekiyor ve Mısır’la da. Suriye’yle de arayı tamamen düzelttikten sonra dört ülke birleşip PKK’yı tamamen kazıyabilir oradan. Hiçbir şey de yapamazlar Rusya desteklerse, Rus desteğiyle hatta Çin’in de desteği istenebilir, hallaç pamuğu gibi atılır yani darmadağın olurlar. Bu çok önemli bunun dışında mümkün değil. Dedim ki “PKK İttihad-ı İslam’a vesile olacak” dedim ben yıllar önce. Şu an İttihad-ı İslam’a vesile oluyor. Çünkü birleşme diye bir şey kimsenin aklından geçmiyordu bir mecburiyet hasıl oldu. Şu an İran-Türkiye birleşti adeta. Şimdi sırada diğer ülkelerle de birleşme var Irak ve Suriye ile. Askeri güçlerini artırdıklarında, tam ittifak edildiğinde mesele kökünden hallolmuş olacak. Yani Mehdiyet’in kapıda olduğu aşikar görünüyor. İngiliz derin devleti de kendi paralı uşaklarına “Mehdi gelmeyecek” dedirtmek için borazanın düğmesine bastı. Yani deccal borazanlarını öttürmeye başladı “Mehdi gelmeyecek Mehdi gelmeyecek” diye. Tabii burada konuşan hocaları ben tenzih ediyorum, şu ana kadar adı geçen hocaların hepsini tenzih ediyorum. Fakat deccalın 70 ses çıkaran borusu şu an ötmeye başladı. Hadislerde deccalın borazanından bahseder, çok fazla ses çıkaran borazanı. Şu an o borazanını öttürüyor “Mehdi gelmeyecek” diye. Bence bu telaşın altında bir şey var. Bu telaş hiç normal değil.

 

(“Allah her şeyi yaratıyorsa bizim sorumluluğumuz nerede?” izleyici sorusu)

Bizim sorumluluğumuz, bizim ne olduğumuzu görmemizde. Nasıl bir insan olduğumuzu görmemizde. Allah bizi bize sevdiriyor, Müslüman için böyledir. Niye cennete gittiğimizin delilini görüyoruz. Yani mantıklı hale geliyor cennet bize. “Şu yüzden cennete gittik” diyeceğiz, inşaAllah. Biz cennete gittiğimizde diyeceğiz ki “bak çile çektik, zorluklara katlandık, hastalıklara sabrettik, cömertlik yaptık.” Sanki kendi malımız var da veriyormuşuz gibi, halbuki görüntü içerisinde sadece niyeti Allah bize yaptırıyor. Biz de millete mal vermişiz gibi görünüyor, para vermişiz gibi görünüyor, hediye vermişiz gibi görünüyor o yüzden kendimizi seviyoruz diyoruz ki “biz iyi insanız, merhametliyiz, şefkatliyiz, sabırlıyız, dürüstüz, seveceniz ve sevgiyi hak ediyoruz” diyoruz bilinçaltımızda o yüzden cennete gittiğimizde de gönlümüz rahat oluyor konu bu. Cehennem ehli de ölü olarak yaratılır, ibret olması için yaratılır onlar ölüdür bildiğin ölü. “Ölüler diyarı” diye geçiyor zaten Tevrat’ta. Allah oraya o ölüleri doldurur sen de oradan ibret alırsın. Mümin hiçbir şekilde cehenneme gitmez tahayyülü bile olmaz. Allah öyle bir durumda mümini asla ve asla cehenneme koymaz. Şuuru açıksa ruh sahibiyse ve samimiyse mümkün değil yani tahayyül dahi edilemez. Allah’ın inkarı anlamına gelir aksi, mümkün değil. Allah’ın sonsuz aklını bilen onu da bilir. Ama insanın şöyle bir terbiye olması gerekiyor, cehennemde de bir nasibi oluyor oraya bakıyor oradaki insanlara, oraya baktıkça cennetteyken tavrını daha düzgün hale getiriyor. Allah korkusu orada yine var doğrusu yani cehennemde var. Ama dünyadaki gibi değil. Yoksa cennette Allah korkusu yine var. Çünkü cehennemi görüp de Allah’tan korkmamak mümkün değil, Allah zaten diyor. Cennet ehli bakıyor, “hak ettiniz siz” işte şöyledir böyledir ama kendine de bir pay çıkarıyor tabii orada. Cenab-ı Allah diyor “devenin iğnenin deliğinde geçmesi mümkün mü?” diyor, “eğer mümkünse onlar da cehennemden çıkarlar” diyor. “Siz de orada kalırsınız” diyor yine aynı örnekle “cennette kalırsınız.” Ama hür aklımız var yani eğer münasebetsizlik yaparsa bir insan bu iyi olmaz. Ama yapmıyor işte müminlerin kaderinde yok, cennet kaderinde yok bundan sonraki kaderde. Ama hep ayağını denk alıyor yani dikkatli oluyor. Cehenneme bakıp bakıp cennetten daha çok zevk alıyor. Zaten doğal olarak da öyle olur, insan fıtratı öyledir.

 

(Ergün Diler Takvim’deki yazısında Las Vegas saldırısını, Amerika’yla bazı konularda anlaşmazlığa düşen İngiltere’nin yaptırdığına dair bir yazı yazdı.)

Ergün bak, daha dün senden bahsettim. MaşaAllah delikanlı tavrını gösterdin, kabadayılığını gösterdin sana yakışan budur. İngiliz derin devletini yerden yere çal, deccalı yerden yere çal. Allah’a verecek bir can borcun var nedir yani? Kabadayısın sen gereğini yap, direkt isim vererek darmadağın et hiç çekinme. Allah nurunu artırsın, Allah seni koruyup kollasın. Sonuna kadar yanındayız. Bak 500’e yakın aydın açtığımız kapıdan Osmanlı ordusu gibi İngiliz derin devletine saldırdı ilimle irfanla. Sakın geride kalanlardan olma en önde olanlardan ol darmadağın et.

 

(“Hurafeler sizce nasıl oluşmuştur?” izleyici sorusu)

Şimdi adam mesela evli, karısına karşı güçsüz, muktedir değil aciz. Ve kadın güzel bakımlı çekici bir kadın. Mesela çarşıya bakıyor, sokağa bakıyor falan adam kıskanıyor, diyor ki “Peygamberimizden işittim ki” diyor. Ee? “Eğer çarşıya bakan duvarlarda pencere varsa o pencereleri briketle örün, örmeyen mel’undur dedi” diyor. Hayda herkes pencereleri briketle kapatıyor o aklı evvelin öncülüğünde. Şimdi onu yapıyor yine içi rahat etmiyor, çünkü kadına yaklaşımında güçsüz, kadın ona onu hissettiriyor. Ne yapsın? “Bir kere akıl olarak ondan üstün olduğumu vurgulayayım ve onu da aşağılayayım” diyor. “Kadınlar hayvanla insan karışımıdır insan değildir” diyor “Peygamber dedi” diyor. Kadın beş dakikada hayvan konumuna gelmiş oluyor haşa bu da insan olmuş oluyor. Şimdi oradan bir pozisyon elde etmiş oluyor. Yine içi rahatlamıyor, nefret içinde güçlü olduğu için bazı vakalar için söylüyorum. “Ne yapsak?” diyor “kadınların yüzde 99’u cehenneme gidecek diye duydum Peygamberden, mübarek yanımda söyledi” diyor “Peygamberimiz” diyor. Halbuki nefret ediyor Peygamberden. Peygamber adına yalan söylüyor çünkü Allah düşmanı adam. Yani öyle bir şey yok. “Yüzde 99’u cehenneme gidecek” diyor yine öfkesi gitmiyor yine olay yatışmıyor. Ne yapsa, mesela kadın ona güzel akıllar veriyor, güzel, faydalı, “kadın ne derse onun tersini yapın dedi Peygamber” diyor. Mesela kadın elbise istiyor “yok almayacağım” diyor “sokağa çıkalım” diyor “yok çıkmayacağız” diyor. Kadını ezmenin yolunu bulmuş böyle. Şimdi kadın ne derse tersini yapmak bir kere ibadet olmuş oluyor adam için. Kim dedi? “Peygamber dedi” diyor. Şimdi yine öfkesi geçmiyor “Resulullah duvara sopayı asın dedi” diyor. Odun böyle ip takılmış üst kısmına, duvara çiviyle çakıyor orada duruyor odun yani böyle, vurdu mu kemik kıracak odun. “Bu, karılarınız bunu görürse hizaya girer” diyor “iyi olur” diyor. Odunu asıyor oraya ama şimdi odunu asmak da yetmiyor. Bu sefer de kadını dövmesi gerekiyor “Kadını döversen deşarj olursun” diyor yeni bir şey daha geliştiriyor. “Aile içinde bu kalmalı” diyor “hiçbir sorun çıkmaz. Bir de polis, jandarma, asker kimse karışamaz kadın dövmeye” diyor “istediğin gibi döversin” diyor hukuki yönden de konuyu sağlama bağlıyor. Ve kadını odunla dövüyor. Yine hızını alamıyor bak, iyice aşağılayacak ya, “Eşek, domuz, Yahudi ve kadın bunlar namazı bozar” diyor “önünden geçerse.” Sırf aşağılamak amaçlı. İyi niyetle yazanları falan tenzih ediyorum, iyi niyetle anlatanları tenzih ediyorum, sırf aşağılamak amaçlı. Bak Yahudi’ye de gıcık ya onu da söylüyor. Bir de eşeğe zaten değer vermediği için bir de domuz bir de kadın hepsini aynı kefeye koyuyor yani. Aşağılama amaçlı yapıyor. Adam yine hızını alamıyor ucu-bucağı olmayan kanunlar. Mesela diyor ki “Kadına yazı öğretmeyin Peygamberden duydum” diyor. Niye? “Dostuna mektup yazar” diyor “kendine dost edinir” diyor. Bir konu daha. Mesela kadın dekolte giyiniyor kıskanıyor ağrına gidiyor “Peygamber her yerini örtsün dedi” diyor. Telaştan hadisi tanzim ederken çok mantıksız tanzim edip müthiş bir skandala, akıl almaz bir skandala sebep olmuşlar ama böyle olay görülmemiş hayret edeceğimiz skandal meydana gelmiş telaştan. Bak hadis uydurma telaşıyla o anda akıl da herhalde gitti heyecandan ağız dil kurumuş kadını örtmek için “ayet indi Nur Suresi’nde” diyor. “Ne diyor ayette?” diyoruz “Başörtüleri” kadınların başörtüleri var ya sarkan “alsınlar göğsünün üstüne vursunlar dedi Allah ayette” diyorlar, göğsü örtme ayeti, iyi güzel hiç olmazsa göğsü örtecek yani ayete uyacak. “Biz de hemen koşarak evlere gittik” diyor etekleri aldık kestik doğradık” diyor bütün hadis kitaplarında var. “Sonra başörtümüz başımızdaydı onun üstüne bir örtü daha örttük” diyor “başörtüsünün üstüne o etekten keserek başörtüyü örttük göğüsler de açık kaldı” diyor “göğsü de örtmedik” diyor. Bakın nasıl Allah aklını alıyor görüyor musunuz telaştan? Sana göğsünü ört denmedi mi sana? Göğüs ört dediler değil mi sana? Allah öyle dedi. Sen ne diyorsun? “Ben göğsü örtmeyeceğim” diyorsun. Baş örtüldüğü halde ikinci kere örtüyorsun başı bir daha örtüyorsun. İşte Allah ayağına böyle dolandırır senin. Bütün Kütüb-i Sitte’deki hadislerde bu görülüyor. Muazzam bir skandaldır bu, çok büyük bir skandal. Bunu örtmek için hocalardan iki-üç tanesi devreye girdi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Kelimenin tam anlamıyla rezalet çıktı. Acınacak hallere düştüler. Her bir ayrı kurtarmaya çalışıyor kurtaracak gibi değil. Bak 1000 yıl sonra farkına vardılar bu olayın 1000 yıl sonra, telaştan ne yapacaklarını şaşırdılar. Ve kurtaramıyorlar, kurtaramadılar konu şu an kaldı böyle. Bak biz her gün yayınlıyoruz görüyorsunuz. Çok büyük skandaldır bu, gelmiş-geçmiş en büyük hurafe skandalıdır yani. Dolayısıyla bu sistem, bu acımasız sevgisiz, sevgiyi, sanatı, güzelliği, estetiği yok eden, İslam’ı cehennem dinine çeviren, İslam yaşantısını cehennem yaşantısına çeviren şeytani şirk sistemini ilimle irfanla, sevgiyle, merhametle ve sabırla ortadan kaldıracağız. Ne kadar kaldırdık? Yüzde 95 kazıdık bak gençlerin hiçbiri inanmıyor artık gelenekçi Ortodoks sisteme. Geriye yüzde 5 kaldı evvelAllah evvelAllah, onu da birkaç yılın içerisinde temizleriz.

 

Cennette Dünyada Gördüğümüz Zevk Aldığımız Sevdiğimiz Her Şey Olacak. Arabalar, Tekneler, Uçaklar Olabilecek En Güzel Şekilde Olacak

Açık sarahaten cennet arabalarından hadislerde bahsediliyor. Hep kendinden giden şeylerden bahsediliyor yani atı olmayan arabalardan bahsediliyor. Halkın anlayacağı kadar anlatılmış tabii. Göklerde uçan arabalardan vasıtalardan bahsediliyor. Kontrolü kolay olan vasıtalar bunlar ayrıca, hani ehliyet almaya şuna buna ihtiyaç yok. Çarpışma marpışma olmuyor arabalarda öyle arabalar. Ama tabii görüntü olarak oluşacak fakat biz onu bilemeyeceğiz. Arabalar, tekneler hepsi var. Zaten burada tanıtmak için Allah gösteriyor dünyada. Bu dünyada tanıtılan her şeyin aslı ve orijinallerini, gerçeklerini sebep zincirinden çıkararak Allah gösteriyor. Mesela arabanın orada motoru olması gerekiyor. Ahirette arabanın motoru yoktur. Benzine ihtiyacı yoktur. Ama burada benzinsiz gitse aklın ihtiyarı kalkar. Mesela burada elektrik kablosuna falan ihtiyaç var ama cennette elektrik kablosuna falan ihtiyaç olmuyor. Sebep burada çok daha zengindir dünyada, cennet daha sadedir o yönüyle. Mesela bilgisayar var, burada nasıl oluyor? İçine bakıyoruz karmakarışık. Öyle bir şey yoktur, cennet bilgisayarı dümdüz. Yani doğrudan görüntü oluşur. Ama aklımızın ihtiyarının alınmaması için bunlara kablolar bağlanıyor, işte içinde karışık şeyler var şunlar bunlar var. Aslında doğrudan yaratan Allah. Ama aklımızın bunu mantıklı göstermesi için, mantıklı telakki etmemiz için bu meydana getiriliyor. Mesela kızıl yakuttan kanatlı atlardan bahsediliyor. Yakut canlı bir şey değil yani bir madde bu yakut. İçinde teknik hiçbir malzeme yok canlı hiçbir şey yok havada uçuyor ama güzel. Zaten yakutun ne kadar güzel olduğunu biliyorsunuz ve bu cennet yakutu son derece güzel. Çarpışma, kırılma, dökülme şu bu arıza falan olmaz. Cennette hiçbir vasıtada böyle bir şeye rastlanmaz.

 

Kuran'da Anlatılan İslam'ın Sevginin, Güzelliğin, Kalitenin, Sanatın, Bilimin Dini Olduğunu Tüm Dünyaya Gösterdik

Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında. İslam cehennem dini olarak anlatılır. Yani insanın canını yakacak ne varsa bu din anlayışında vardır. İnsanı rahatsız edecek her şey ve güzel olan her şeyin yasaklanması, zor ve hatta çirkin olan birçok şeyin de yaşanmaya mecbur olunması. Hepsini tenzih ediyorum ama büyük bir bölümünde bu vahşet dini, bu putperest din, bu şirk dini maalesef yaşanıyor. İnsanlar da Allah’a saygısından onu din zannettikleri için bu akıl almaz acımasız, sadist din anlayışını din diye kabul etmişler. Ama gençlerin büyük bir bölümü bu dine lakayt kalarak kendilerini uzak tutmuşlar. İşte kimi deist olmuş kimi ateist olmuş, kimi de münafıklıkla idare etmiş. Büyük bir faciadır, büyük bir felakettir. Allah bu felaketten bizi, milletimizi kurtardı Allah’a hamdolsun. Bütün çıplaklığıyla bu çirkinliği, bu korkunçluğu, bu dehşet dinini insanlara gösterdik. Ama tabii yobaz diye Müslümanları aşağılamak, ezmek günah olur, bağnaz diye aşağılamak da doğru olmaz. Çünkü onlar iyi niyetle onu yapıyorlar, bilmiyorlar. Allah bağışlasın hepsini, Allah doğru yola iletsin. Hakikaten dinin bir gereği zannediyorlar. Allah hakikaten zulüm istiyor zannediyorlar haşa. O yüzden bu zulüm sisteminde hem kendilerini eziyorlar hem başkalarını eziyorlar, hem de başkalarını ezdirtiyorlar, idi. Allah’a çok şükür deccalın beynini Türkiye’de patlattık. Türkiye de merkez olduğu için bütün dünya çapında bu rezalete bir son verilmiş oldu. Şimdi bak onun etkisiyle İran’la Türkiye’nin arası bir anda düzeldi. Çünkü bağnaz sisteme göre, gelenekçi Ortodoks sisteme göre bizim İran’la anlaşmamız mümkün değil. Doğrudan küfür içindeler yani direkt dinsiz hükmündeler. Hatta daha da beteri yani, fitne, fitneci dinsiz hükmündeler. Gelenekçi Ortodoks anlayışının bir kısmına göre. Kuran’a göre neyler? Nur gibi Müslümanlar. Efendi, dürüst, tertemiz, pırıl pırıl Müslümanlar Kuran’a göre. Ama gelenekçi İslam’a göre katli vacip olan kafirun ve kafirat ordusu. Şii’ye göre, Şii gelenekçisine göre Ortodoks’una göre de Sünniler kafirin tam ortası tam beyni. Ve tam bir zındık yapılanması ve hepsinin katli vacip. Onun için dikkat ederseniz Suriye’de acımasızca Sünnileri şehit ediyorlardı. Sünniler de Şiileri acımasızca şehit ediyorlardı. Bu cehennem dininden kaynaklanıyordu bu. Ama bu oyuna da son verdik, elhamdülillah. Şiilerin ve Sünnilerin nur gibi Müslüman olduğunu söyleyince İngiliz derin devletinin deccaliyetin oyununu bozduk. Ha bu inanç bütün Sünni ve Şiilerin içerisinde yaygın mı anlattığım inanç? Değil. Ama yıkıcı, öldürücü, yakıcı güce sahiptiler. Tırnaklarını söktük, pençelerini koparttık güçleri kalmadı zavallılaştılar. Şu an hiç görüyor musunuz karşıma çıkıp bir tanesi bir hoca “sen bırak şimdi bu sapkınlığı anormalliği, Müslümanlara yanlış bilgi veriyorsun, gel sana doğrusunu söyleyeyim” diyebiliyor mu bir tanesi? Desin ayağına kapanacağım söz bir Allah bir ayağına kapanacağım. Diyemez, çünkü dediğimin doğru olduğunu biliyorlar.

 

İyi Taklit Yeteneği Olan Sanatçıların Desteklenmesi, Sanatlarının Takdir Edilmesi Çok Önemlidir. Sanatçı Yalnız Bırakılmamalı

Şu bizim taklitlerimiz de çok komik oluyor. Böyle değerli sanatçıları devlet koruması gerekiyor. Çocukları kendi haline bırakıyorlar. Ne olur mesela 3-5 bin TL maaş verilmiş olsa? Bu güzel insanlar sanatını geliştirebilir. Ama hayat derdine düşünce nasıl sanata vakit ayırsın? Ver sanatçıya 5 bin TL ver. Yani hadi 100 tane sanatçı çıktığını düşünelim. 150 sanatçıya 5 biner TL verse. Mesela 5 biner TL, 150 sanatçıya ne olur? Devlet mi yıkılır yani iflas mı ederiz? 150 sanatçı gayet güzel sanatlarını geliştirebilirler. Çünkü kafa dinginliği olur. Hayatı garantili olur. Ama kim bilir ne iş yapıyor? Mesela biri ticaretle uğraşmaya kalkıyor. Biri bilmem başka bir ticaret başka bir şeyle uğraşıyor. Sanata vakit ayıramıyorlar. Sanat, kafa dinginliği isteyen bir şey. Değil mi? Hayat mücadelesini ikisini birden nasıl yapsın yani?

 

İran'da Çok Sayıda Yazım Yayınlanıyor. İngiliz Derin Devletinin Oyunlarını Deşifre Ettik. Artık İblis İran İle Türkiye'nin Arasını Ayıramaz

Son zamanlarda deccalın belini kırdığımızın açık alameti. Çünkü İran’la Türkiye’nin arasını cumhuriyet döneminde hep açık tuttular. Hep birbirine muhalif tuttular. İngiliz derin devleti yaptı bunu. Ama ilk defa İngiliz derin devletinin oyununu İran’da çıkan yazılarımızla, Türkiye’de çıkan yazılarımızla, anlatımlarımızla bozduk. Muazzam bir İran karşıtlığı vardı Türkiye’de, muazzam. Hükümet içinde de vardı bu. Bunun yanlışlığını uzun uzun anlattık. Tehran Times’ta başyazı olarak onlarca yazımız çıktı. Tahran son derece iradeli ve samimi davrandı. İngiliz derin devletinin oyununa gelmedi. Tayyip Hocam da çok candan davrandı, İngiliz derin devletinin oyununu bozdu. Şu an muazzam atağa geçti. Artık İran’la Türkiye’nin arasını iblis ayıramaz. Mükemmel oldu. Şii demek nur gibi Müslüman demektir. Sünni demek nur gibi Müslüman demektir. Birbirinin aynısıdır ikisi de. Hepsi ehli kıbledir. Hepsi beş vakit namazında, nurlu, abdestli, helale harama dikkat eden Müslümanlardır. Aman ha aman, İngiliz derin devletinin oyununa gelmeyelim. İngiliz derin devletinde, Sünni inançta İngiliz Sünniliğinde Şiiler kafirdir, bildiğin kafir. Ve katli vaciptir. Yine İngiliz Şiiliğinde Sünniler kesinlikle kafirdir ve zındıktır, katli vaciptir. İki taraf da. Bu oyuna hiç kimse bundan sonra gelmeyecek. Bu oyunu bozduk elhamdülillah.

 

(“Cinlerin de acizlikleri var mı?” izleyici sorusu)

Pek öyle görünmüyor da yalnız birbirlerine çok baskı yapıyorlar. Yoksa öyle hastalık falan kanser, ülser, hiçbir şey yok cinlerde. Bayağı ferah adamlar. Bir de acayip yaşıyorlar. 1600 sene falan normal genç sayılıyor, 1400 sene falan. Adamlar değişik tipler. Yalnız birbirlerine baskıları yani birbirlerini rahatsız etmeleri şiddetli. Masonlukta üst derecelerde falan çok bağlantı kuruyorlar cinlerle. Ama şeytan cinlerle bağlantı kuruyorlar. O eski cinler oluyor mesela onlar 1000 yıllık, 1500 yıllık cinler. Onlarla bağlantı kuruyorlar. O yüzden bu kepazelikler çıkıyor. Onlar bunlara kan dökmeyi emrediyor. Allah diyor ya ayette; “Üstlerine kabuk gibi bağlatırız. Artık onlara bağlanmışlardır” diyor. Yani onların emrine girmişlerdir. “Cinlerden adamlara uyarlar” diyor ya Allah ayette, işte bu sapkın yola girenler için bunu söylüyor Allah. İşte bu deccalın komitesi bunu yapıyor. İngiltere’deki seanslarda yapıyorlar. Mesela savaş istediğinde, kan dökülmesini istediğinde mutlaka yapıyorlar o kan dökme işlemini. Korkuyorlar şeytandan. Suriye’de kan döktürüyor, Irak’ta kan döktürüyor, Yemen’de kan döktürüyor. Ama şeytan tepelendiğinde, “Mehdi (as) bizzat” diyor Peygamberimiz (sav) “ayağının altında öldürür şeytanı” diyor. Bir ihtimal görüntü olarak görünecek yani cin şeytan. “Ayağının altına alıp öldürecek” diyor “Mehdi (as)” diyor. Ondan sonra şeytanlar çekiliyor dünyadan yani güçleri kalmıyor yani uzunca bir sene altmış yıl falan şeytanın gücü kalmıyor. O, olayı gördüğü için çok korkuyorlar altmış yıl kadar falan ellemiyorlar ama 1506’dan sonra yeniden bir kudurma dönemleri var, bu nesil görecek zaten.

 

(“Adnan Oktar’ın yanındaki hanım arkadaşların giyim tarzının İslamiyet ile uyuşmadığı kanaatindeyim” izleyici yorumu)

Kuran’a göre hanım arkadaşlarımızın dekolte giyinmesi uygun çünkü Peygamberimiz (sav)’in zamanında bütün kadınlar dekolteydiler sadece dışarı çıkarlarken tehlikeli bir ortamda çarşafla vücutlarını örtüyorlardı. Zaten çarşaf ayeti kadınların dekolte olmasından dolayı indi. Kuran’da zaten onların dekolte olduğunu söylüyor Allah bize. Kıyafetleri dekolte ama “dışarıya çıktıklarında sarkıntıya uğramamaları için, kötülüğe uğramamaları için üstlerini tamamen örtsünler” diyor Allah. Bir kere dekolte İslam’da var bu çok açık. Sadece cinsel organlarını ve göğüslerini örtmeleri yeterli kadınların ama örfe göre, mahallere göre, yerlere göre kıyafetin şekli değişebilir ama göğsünü örtmesi, cinsel organını örtmesi yeterlidir. Zaten Hz. Adem (as)’le, Havva’nın ilk örtündükleri şekilden de bunu anlıyoruz Kuran’da. Ne yaptılar? Ayette “Hemen” diyor “edep yerlerini örttüler” diyor Allah ayette, o kadar, Peygamber bu. İnsan ve diğeri de peygamber hanımı, ne yapıyor? Cinsel organını örtüyor Hz. Adem (as). Havva annemiz ne yapıyor? Cinsel organını ve göğüslerini örtüyor bu kadar, asıl olan kıyafet budur yani biz onlardan daha üstünüz diyorlarsa onu bilmiyorum. Kuran’da bahsedilen, anlatılan da budur.

 

Yıllardan Beri Evrimcilerden Tek Bir Tane Evrimi Gösteren Ara Form Fosili Getirmelerini Bekliyoruz. Bir Örnek Dahi Veremiyorlar

Şimdi evrim teorisinin olması için bilimsel bir delil olması lazım. Bilimsel delil getirin dediğimizde yani bir fosil delil getirmesi lazım hiç olmasa bir tane delil getirmesi lazım değil mi? Bir tane. Tek bir tane delil getiremiyor. Ayrıca diyorum ki, bak getirirsen on trilyon vereceğim diyorum, bir tane delil. Kaç yıldan beri söylüyorum bunu? Yıllardan beri söylüyorum. Bak dedim ki, tamam fosilin kendini getiremiyor olabilirsiniz kabul ettim, fotoğrafını getirin onu da kabul edeceğim dedim fotoğrafını da getiremiyorlar. Ama ben ona karşılık ne yapıyorum? Yedi yüz milyon yaratılışı ispat eden fosil veriyorum. Bunun üstüne ben ne diyeyim artık? Ve bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak sıfır ihtimal yani bir proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var, ne demek bu? Tesadüfen olması sıfır yani yaratılmanın dışında imkansız. O yüzden diyorlar ki, “protein uzaylılar tarafından dünyaya atıldı” diyorlar evrimciler şu an yani et atmışlar buraya, koyun eti falan o etler de canlanmış adam olmuş işte kimi fasulye olmuş, kimi domates olmuş bunu anlatıyorlar yani bir perişanlıktır gidiyor. Benim yakışıklım da herhalde Darwinizm’i biraz yüzeysel inceledi kanaatim, o yüzden de ateist olmuş. Bir de Cübbeli’nin anlattığı İslam dinini duyduysa kendini o yerde görmüştür dolayısıyla bundan sonra kendini aydınlatır.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260585/sayin-adnan-oktarin-5-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260585/sayin-adnan-oktarin-5-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171005t_11.jpgMon, 23 Oct 2017 19:19:01 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 4 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 4 Ekim 2017

 

(Bu sabah saatlerinde Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde PKK’lılarca yola döşenen el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu 4 askerimiz şehit oldu, 4 asker de yaralandı. Şehitlerimizin isimleri henüz açıklanmadı.)

Buna karşı İsrail’in geliştirdiği bir metot var. Bombanın yerini adeta röntgen gibi tespit edebiliyorlar çıkarabiliyorlar. Teknik bir gelişme oldu bu konuda. Onu Türkiye’nin de kullanması gerekiyor. İsrail’le görüşsünler. İsrail bunu kullanıyor geniş çaplı. Bayağı da başarılı bir yöntem. Türkiye’de de kullanalım. Bu adamlar bunu gece-gündüz yapacak belli. Göğüs göğse çatışma yok artık bunlarda, ya sırttan vuruyorlar ya dürbünlü karabinayla uzaktan. Genellikle dürbünlü karabina konusunda bunlar uzun uzun eğitiliyorlar. İngiliz uzmanlar bunlar, dürbünlü karabina konusunda iki yıl, üç yıl eğitim alan kişiler var PKK’da. Sırf bak dürbünlü karabina eğitimi alıyor üç yıl, 2 bin metreden vurmak için. Zaten menzili falan öyle verdikleri silahların. Çoğu İngiliz menşeili ve İngiltere’de eğitim görüyorlar. Tabii illegal bir eğitim bu, İngiliz derin devletinin yaptığı bir eğitim. Adamlar sorgularında bunu söylüyorlar zaten. Dolayısıyla bizim askerin en fazla 800 metre falan mermilerinin menzili. Adamlar 2 bin metreden bizim aslanlarımızı vurabiliyorlar dürbünlü karabinayla. Bu çok büyük bir tehlike. Buna karşı uzun mesafeden bunları kovalayacak sistem geliştirmemiz lazım. Mesela 2 bin metreyi 2 metreye kadar yaklaştıracak dürbün sistemleri geliştirmek lazım. Ve onların mevzilerini darmakeşan edecek bir yapı da oluşturulması gerekiyor. Önce uyarırsın sonra da kökten kaldırırsın orayı.

 

Kerkük'te Tüm Halkların Haklarına Saygı Gösterildiğinden Emin Olunması İçin Türkiye'nin Gerekli Önlemleri Alması Yasal Bir Haktır

Kerkük’te eğer Barzani kötü şeyler yaparsa artık bayağı samimiyetsiz bir görüntü oluşmuş olacak. Oradaki kavimlere saygılı olmak lazım. Türk kavmi Türk, Kürt Kürt, Çerkez Çerkez, Arap Arap yani asimile etmeye kalkmak, yerlerinden yurtlarından etmeye kalkmak çok çirkin. Bir de Irak’la anlaşma yapıp konuyu kökünden halletmek lazım, konu çok uzadı. Yapacağız edeceğiz değil de nezaketiyle o bölgeye girilmesi lazım. Irak toprağı değil mi burası? Irak toprağı tamam. Irak Türkiye’yle anlaşma yapar der ki “Benim ülkeme 1500 tankla gelin” der. Buna kimse karışamaz. 1500 tankla girelim. Barzani’nin yoğunlaştığı bölgeleri sarsın tanklar ondan sonra konuşmalar gelişsin, ondan sonra durum değerlendirmesi yapalım. Tanklarla sararsın gücünü gösterirsin sonra da konuşursun. Hukuksuz hiçbir şey yok bunda. Çünkü Irak kuvvetleri olmuş oluyor bu, Irak istediği için. Mesela Kerkük’ün güvenliği, Kerkük’e de yine öyle 500 tankla girilebilir ve güvenlik sağlanabilir. Oldu olacak geldi gelecek beklemeye gerek yok. Oraları havada bırakmayalım. Tank ateş etsin demiyoruz biz, çatışma da olsun değil, ama asker orada mevzilensin, tanklar mevzilerini alsınlar hatta topçu da obüsler olay yerine getirilsin onlar da mevzi alsınlar. Usul böyledir, ondan sonra da konuşursun adamla.

 

Abdülhamid İngiliz Derin Devletinin Baskısı Altındaydı. O Dönemde Osmanlı'ya Şarabı, Genelevleri ve Darwinizm'i Soktular, Parçaladılar

Osmanlı’nın yıkılışını, bütün topraklarının darmadağın edilişini, her türlü melaneti İngiliz derin devleti yaptığı halde Türk aydınının gözünden bu kaçtı. İngiliz derin devletinin bu çirkin, kirli başarısıdır. Ve müthiş kirli bir başarıdır bu hayret edilecek bir şeydir bu, aydınlar bunun farkına varamadılar. Ben, üstüne bütün gücümle ve ani atakla gidince ve kitapla üzerlerine gidinde muazzam bir panik yaşandı. Dolayısıyla bunların gizlenme stratejisinin patlatılması elhamdülillah bize nasip oldu. Allah o şerefi bize verdi. İngiliz derin devleti ahir zamanın deccal hareketidir, deccaliyettir. Osmanlı’yı mahveden İngiliz derin devletidir. Abdülhamit’i mahveden İngiliz derin devletidir. Ezim ezim ezdiler Abdülhamit’i mahvettiler. Ve Osmanlı topraklarının büyük bölümünü Abdülhamit devrinde Abdülhamit’in elinden aldılar. Kerhaneler açıldı, meyhaneler açıldı İngiliz derin devletinin teşvikiyle. Kumar devlet eliyle oynatılmaya başlandı. Ve Darwinizm, yüz binlerce Darwinist kitap Osmanlı topraklarında resmi Osmanlı matbaalarında basılıp Abdülhamit kanalıyla dağıtıldı. Ve bununla da yetinmediler her yerde tütün fabrikaları kurup bütün Osmanlı gençliğini duman altı ve alkol altı yaptılar. Gemilerle viski getirdi İngilizler bedava dağıtıldı tonlar hesabıyla, milyon litre hesabıyla Osmanlı’ya şarap ürettirdiler, Osmanlı şarap üretti milyon litre hesabıyla. Rakı üretti bütün Osmanlı topraklarına dağıtıldı, meyhaneler açıldı. Ve Osmanlı gençliğinin büyük bölümünü duman altı, alkol altı yaptılar. Ve kolayca yenecek ruh haline getirebilmek için de son darbeyi Darwinizm’le vurdular ve mahvettiler Osmanlı’yı. Ama şu an yakalarına yapıştık. Sultan Abdülaziz Han cennet mekan, şehadetine vesile olan bu azılı katillerin İngiliz derin devletinin yakasına Osmanlı’nın torunları yapıştı artık. İflahlarını keseceğiz iflahlarını ilimle irfanla, kanunla hukukla.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan İngiliz derin devletini üstü kapalı ifade ederek, Türkiye’den parlak beyinlerin çelinmesine izin vermeyeceğini söyledi. “PKK saldırılarında yeteri kadar insanı kaybettik. FETÖ gibi ihanet çetelerine yeteri kadar insanımızı kaptırdık. Parlak beyinlerimizi bir anafor gibi içine çeken batılı ülkeler yeteri kadar insanımızı yuttu. Artık 80 milyon vatandaşımızın tamamına sahip çıkacağız. Her vatandaşımızın geleceğinin bu topraklarda olduğu bilinciyle ülkemize sahip çıkmasını sağlayacağız” dedi.)

Çok güzel, çok hayati bir konuşma yapmış. Bu da alışılmış bir konuşma değil. Herkes milli olacak Türkiye’de başka kurtuluş yolu yok. Milli olmayan unsurlar Türkiye’yi mahvettiler ve mahvetmeye devam ediyorlar. Sakın ha, bundan sonra müsaade yok. Milli olmayan kökü kuyruğu dışarıda olan her türlü sistemin Türkiye’de ilerleme hakkı yok.

 

Türkiye Tüm Dünyaya Baba Şefkatiyle Yaklaşan Bir Ülke Konumunda Olmalı. Kavgalı Olduğu Hiçbir Kavim, Topluluk, Ülke Kalmamalı

Türkiye elastiki olması lazım, böyle bir baba şefkatiyle yaklaşması lazım. Mesela bir babanın haylaz oğlu da olabilir, dindar oğlu da olur, dinsiz oğlu da olabilir hepsine sahip çıkar.  Şefkatle yaklaşmak lazım. Bizim küs olduğumuz, kavgalı olduğumuz hiçbir ülke olamaz. Türkiye bütün dünyayı kurtarmaya niyetli bir ülke. Bizim dışladığımız ne bir kavim olabilir ne bir ülke olabilir. Hepsine sahip çıkarız ilimle irfanla, sevgiyle şefkatle, akılla kültürle. Tayyip Hocam’ın mantığı bu konuda güzel ama tabii gençlerin de çok yardımcı olması gerekiyor Tayyip Hocam’a. Yani hani “sen yap biz de seyredelim bu işi” olmaz. Kafalı insanların, sanatçı insanların, bilim adamlarının bu milli hamleye milli destek vermeleri şart.

 

Allah İhtiyaçtan Arta Kalanın Hepsinin Dağıtılmasını İstiyor. Gelenekçi Sistem İse Kendisinin de Değil Karısının Altınlarının 40'da Birini Vermekten Bahsediyor

Sosyal adalet İslam’ım emri ama hayret edecek şey, bak namazı unutmamışlar. Zekatı unutmuşlar diyelim. Çünkü vasfını değiştirmişler. Diyor ki “karısının altınlarının kırkta biri.” Çok münasebetsiz bir açıklama. Ayet açık “ihtiyaçtan artakalan” diyor ne anlamazdan geliyorsun? Nerede görülmüş karının altınlarının kırkta biri? Zaten karısına adam değer vermiyor ki altın alsın ona, yarım görüyor, hayvan görüyor haşa. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının bir kısmı bu kafada. Bakın, hayret edilecek şekilde bu unutulmuş. Tevrat’ta da var bu İncil’de de var, Kuran’da da var. Bakın Hz. İsa Mesih (as) nasıl yapıyor? Geliyor bir kasabaya “ey falanca ne iş yaparsın?” diyor “ben kayıkla balık tutarım” diyor. “Tamam peşimden gel” diyor adam gidiyor kayığını satıyor, ağlarını satıyor Hz. İsa Mesih (as)’ın peşinden gidiyor. Şimdi bak, ekmekleri bir kabın içine dolduruyorlar, bak fiili uygulama var. Hz. İsa Mesih (as) de talebelerine “gelin” diyor, bölüp veriyor bölüp veriyor hepsine dağıtıyor ekmeği. Görüyor musunuz uygulamayı? Sonra balıklar, “balıkları da getirin” diyor balıkları da bölüyor veriyor ekmeklerin arasına koyuyor. İslam’daki uygulama bu işte. Hristiyanlıkta da aynı Müslümanlıkta da aynıdır bu. Buna velayet sistemi denir yani fiili uygulama. Ve bu farzdır bunun ikinci bir yolu yok.

 

(“Yakın zamanda Türkiye’yi de etkileyen bir savaş olacak mı?” izleyici sorusu)

Zaten biz savaş halindeyiz şu an. Ama senin dediğini anlıyorum ben yani öyle kapsamlı bir savaştan bahsediyorsun. Büyük bir operasyon olabilir, Türkiye’nin yapacağı büyük bir operasyon olabilir, kapsamlı bir operasyon olabilir. Ama yani böyle işte Ankara, İstanbul’u sarsacak falan her yeri sarsacak bir olay olması mümkün değil. Niye? Çünkü Hz. Mehdi (as)’ın olduğu yerde o tip büyük felaket tarzı olaylar olmaz. Bak deprem konusunda söyledim, dedim ki “deprem Türkiye’de olmayacak” dedim “hicri 1506’ya kadar.” Bütün bilim adamları “olacak” dediler. Kim haklı çıktı? Ben haklı çıktım.

 

(“Bütün görüntünün beyinde yaratıldığını biliyoruz. Âma (görme engelli) kardeşlerimizin durumu nedir?” izleyici sorusu)

Âma kardeşimize karanlık gösterilir sadece siyahı görür başka bir şey görmez. Biz de gözümüzü kapattığımızda siyahı görüyoruz zaten. Siyahı görme öyle bilmediğimiz görmediğimiz bir şey değil. Yahut bir odada ışıklar tamamen kapandığında siyahı görüyoruz. Siyahı görme çok önemli bir şeydir. Siyah bir renktir ve temel bir renktir bayağı önemlidir. Siyahı gören beyazı da görür diğer renkleri de görür hepsini görür. Perde kısa bir süre kapalı. Bir âma kardeşimizin perdesi ne kadar kapalı oluyor biliyor musun? Göz açıp-kapama vakti kadar. Bakın, ahirette ona sorulduğunda öyle diyecek. “Ne kadar kaldın ve ne kadar âma kaldın?” “Göz açıp-kapama vakti kadar” diyecek. Çok kısadır.

 

Mümin Kuran'a Bakıp Samimi Olarak Anladığını Eksiksiz Uygular. Kuran Açık ve Kolay Anlaşılırdır, Kuran'a Uymak Yeterlidir

Kuran’a mümin bakar, samimi vicdanla ne deniyorsa onu yapar. Kuran’la adeta böyle bir savaş var şu an, bir manevi savaş. Ne diyor Fethullah Gülen? “Bir de Kuran’ın yeterliliğini savunanlar var haşa neuzü billah” diyor “insan küfre gider” diyor “Kuran yeterli demek ne demek?” diyor. “Allah esirgesin büyük bir felaket, facia” diyor. Cübbeli de aynı şeyleri söylüyor, birçoğu aynı şeyleri söylüyor “büyük bir facia” diyor. Allah “Kuran yeterlidir” diyor, adam çıkıyor “yok yetersizdir” diyor “eksik Kuran” diyor. “Hadisin Kuran’a ihtiyacı yoktur” diyor “ama Kuran acizdir” diyor haşa “hadise ihtiyacı vardır” diyor açık açık söylüyor. Dolayısıyla biz Kuran’a samimi, rahat bir ruhla yaklaştığımızda, Allah ne diyor? Namaz kılın. Bakıyoruz rüku, secde ve kıyam var. Abdesti de çok kısa tarif etmiş bilinen şekilde namazı kılıyoruz. Kuran bize bu konuda yetiyor. Allah diyor ki “şarap içmeyin” içmiyoruz “kumar oynamayın” oynamıyoruz. “Domuz eti yemeyin” diyor yemiyoruz. “Adam öldürmeyin, hırsızlık yapmayın, fuhuş yapmayın yani gayri ahlaki olan bu eylemi yapmayın. Nasıl yapın; ancak helalinizse, yani o kadın size ait bir kadınsa helaliniz olan bir kadınsa nikahlınızsa istediğiniz gibi birleşin beraber olun. Ama değilse sureti katiyede onunla cinsel ilişkiye girmeyin” diyor Allah. Ayette açık hüküm net. “Allah adına kesilmemiş etleri yemeyin” çok net. “Kan, bunu yemeyin ve içmeyin.” Anlaşılmayacak bir şey yok bu kadar gayet sade. Şimdi adam nasıl anlamazdan geliyor? Diyor ki; “Kardeşim Kuran’da tamam domuz eti haram da bir de ıstakoz var” diyor. “Başka?” “Midye de var” diyor. Başka? “Kerevit var” diyor. Başka? “Sayarım sen acele etme” diyor. Say say sabaha kadar bitmiyor. “Böyle bir şey olsa Kuran’da yazmaz mı?” diyoruz. “Kuran eksik bir kitap. Sen Kuran’a niye güveniyorsun?” diyor “hadise güven sen. Kuran’a niye güveniyorsun?” diyor. Abdest alacağız mesela çok kısa açıklıyor abdesti Kuran “Yüzünüzü yıkayın, kollarınızı yıkayın, başınızı mesh edin, ayağınızı yıkayın” diyor çok basit, gayet kolay. Adam 370 sayfa kitap yazmış “abdest nasıl alınır?” diye. Adam okuyor kitabı, “kusura bakmayın ben abdesti dahi alacak durumda değilim” diyor “en iyisi vazgeçeyim” diyor. Çünkü 370 sayfa yazılan bir abdest şekli bir insanın yapabileceği gibi olmuyor, birçok insanın yapacağı gibi olmuyor. Onu yazan alim de yapamıyor zaten o dediklerini. O yüzden insanların büyük bölümü Kuran’ı değiştiriyor. Kuran son derece sade, anlaşılır, kolay bir kitaptır.

 

(“Bediüzzaman’ın da kitaplarında birçok şirkin olduğunu biliyoruz, aynı Mevlana’nın olduğu gibi. Bu bir çelişki değil mi?” izleyici sorusu)

Bediüzzaman mazlum bir insan büyüklenmiyor. Mevlana büyükleniyor, Allah olduğunu iddia ediyor. Bediüzzaman “Hiç ender olan hiç olan kardeşiniz” diyor bak “hiç ender hiç” ve diyor “eğer bir tarikat kuracaksak” diyor “bunun adı Aczimendi’dir” diyor “acz tarikatıdır” diyor. “Aciz ve zavallı biçare bir ihtiyarım” diyor. Ama öbürü ne diyor? “Ey zalim” diye başlıyor “ey gaddar, ey gafil seni uyarıyorum” diyor. Sen nesin? Zavallı bir insansın. Bak Müslümana hitabına bak “ey gafil.” “Gafile tembih, tembih-ül gafilin- gafile tembih.” Bediüzzaman diyor ki “ey nefsim” diyor konuşurken “ey nefsim” hep kendine hitap ederek konuşuyor. Yani kendini yüceltmiyor o yönüyle güzel. Ezaya ve cefaya tahammül yönü güzel. Fakat Atatürk’e bir öfkesi olmuş bu görülüyor ama şahsi bir öfke gibi görülüyor bu. Ama bunun geçici bir öfke olduğunu da görüyoruz sonraki konuşmalarında. Çünkü Atatürk’e “Ey şanlı gazi” diyor “Kahraman ordunun komutanı” diyor. Ama bir ara da öyle öfkeli bir çıkışı olmuş benim gördüğüm. Biz asıl son ifadesini esas alırız ve mahkemedeki ifadesini esas alırız. “Atatürk’e sen şöyle demişsin böyle demişsin” diyorlar, ne diyor? “Benim böyle bir ifadem yok” diyor, bitti. Dolayısıyla Bediüzzaman şirk ortamında göreve gelmiş Kuran’ın yeterliliğini savunan bir Müslüman. Ancak bu kadar konuşabilmiş, ancak bu kadar anlatabilmiş. Her şeyi dengede tutması gerekiyordu. Çünkü taraftarları, talebeleri onu Mehdi biliyorlardı. Bütün bütün de nefsini ezmek istemedi onların. Biraz onları ümitvar tutmak için hafif ortalı bir üslup kullandı bir ara. Ama sonra çok netleştirdi üslubunu, gayet net üslup kullandı. Kendisinin Mehdi olmadığını, kendisinin mezardan bu gelişmeleri izleyeceğini, göreceğini tarih vererek Hz. Mehdi (as)’ın çıkacağını da belirtti.

 

(“Osmanlıdaki cariye sistemi dine uygun mu?” izleyici sorusu)

Benim anladığım şunu diyorsun; Osmanlı mesela Viyana muhasarası yapıyor bir yere gidiyor fetih yapıyor, orada kadın esirler var onları alıp-getiriyorlar. Onlar da tabii cariye hükmünde olmuş oluyor. Onlar ya oradaki mücahitlere veriliyor veyahut esir pazarında onlar cariye olarak satılıyor. Bunu demek istiyor ben böyle anladım. Bu, Kuran’a göre uygun çünkü kadınları katletmiyorlar, eziyet etmiyorlar, acı vermiyorlar, zulmetmiyorlar. Onları sağ-salim sıhhatli çocuklarla beraber alıp-getiriyorlar ve bunları çeşitli aileler hizmetçi olarak evlerine alıyorlar. Ve aldıklarında da kendi yediğinden yediriyor, kendi giydiğinden giydiriyor ve onlara zulüm yapamıyor, baskı yapamıyor. Özel hukuku var onların. Hristiyan da olsa özel hukuku var, Musevi de olsa fark etmez. Hepsinde aynı saygı hürmet görüyorlar. Dolayısıyla burada kötü olan bir şey ben göremiyorum. Çünkü öldürülmeleri, hapsedilmeleri mevzubahis oluyor savaşta biliyorsunuz kadınların ama öldürmüyorlar, hapsetmiyorlar, zulüm yapmıyorlar alıp, getirip ailelerin yanına hizmetçi olarak, görevli olarak veriyorlar ve onlara çok iyi davranılıyor. Hatta bırakılsa bile gitmiyor birçoğu ve isterseler zaten bir süre sonra ayrılabiliyorlar yani hür de olabiliyorlar yani sahibi olan kişi ona bu hakkı verebiliyor. Zaten İslam’da, Kuran’da hemen hemen her suçun karşılığı köle azat etmektir köle.

 

(Türkiye Gazetesi Yazarı Batuhan Yaşar, Hulusi Akar Paşa’nın İran ziyareti hakkında bir iddia ortaya attı ve şunları yazdı: “Ankara’daki kaynaklarımızdan Irak merkezi yönetiminin Kuzey Irak’a, İran’ın da Kandil’e ‘birlikte askeri operasyon yapalım, birlikte girelim’ dediğini öğrendik, ısrarlı olmaları daha ilginç” dedi.)     

İşte bundan sonra İngiliz derin devletinin oyununu fark ettikleri için gereğini yapacakları anlaşılıyor. İran FETÖ’yü mesela kabul etmemişti, çok isabetli hareket. Rusya da kabul etmedi onlar anladılar vaziyeti ama IŞİD’le mücadelede ve PKK ile mücadelede, İran’la, Türkiye’nin işbirliği yapmasını uzun süreden beri engelliyorlardı. Tahran Times’da haftalarca, üst üste çıkan onlarca yazımdan sonra kriz çözüldü İran’la dost olduk elhamdülillah. Tayyip Hocam’a karşı da gönlümüz rahat, hükümetin faaliyetleri açısından da gönlümüz rahat bundan sonra iyi olacaktır ama daha önce biliyorsunuz Pers milliyetçiliği şu bu falan diye İran karşıtlığı körükleniyordu. Fethullah Gülen bu karşıtlığı muazzam körükleyen bir tipti. “Cennetin yolu Tahran’dan geçse, İran’dan geçse cennete gitmek istemem” diyen bir adamdı, o kadar gözü dönmüştü ama bu kafa kırıldı şu an gayretlerimiz sonucunda elhamdülillah.

 

Kuran'da Olmayan Haramları Uygulamak Gerektiğine İnanmıyorum. Kuran'a Göre Midye ya da Diğer Deniz Ürünleri Haram Değildir

Aslında işin doğrusu tabii Hanefi, Sünni ağırlıklı benim din anlayışım yani mecburen öyle yapıyoruz ama mesela ben midye yerim, ıstakoz yerim haram olduğuna inanmıyorum. Çünkü Kuran’da öyle bir hüküm yok, öyle karmaşık bir abdest alma ritüelim yok yani ona inanmıyorum. Kuran’daki gibi kısaca alıyorum abdesti. Ama Sünni Müslümanlara da şefkat duyuyorum, seviyorum, onları koruyup, kollamak için gece gündüz uğraşıyorum onlara bir zarar gelmesin diye. Şii Müslümanları, Alevi Müslümanları hepsini çok seviyorum, Hristiyanları, Musevileri onları da çok seviyorum hiçbirine kötülük gelmemesi için gayret ediyorum bu bilinen bir husus. Ama aklın yolu açık, aklın yolu bir. Istakoz şu an getirseler çıtır çıtır yerim güzel kızarmış ıstakoz, haram değil, niye haram olsun? Uydurma haramların hiçbirini kabul etmiyorum. Mesela kadınların yarım olduğunu kabul etmiyorum. Kuran’da Allah, mümin ve müminat kadınları eşit, erkekleri eşit görüyor Cenab-ı Allah, eşit olduğunu söylüyor. Ben kadınların yarım olduğuna inanmıyorum. Gelenekçi inanca karşıyım, kabul etmiyorum. Kadınların dövülmesi mesela dört mezhepte var, ben kabul etmiyorum. Dövme değil o, kadını evden uzaklaştırma annesinin evine, babasının evine gönderme veyahut kendi annesinin, babasının evine gönderme, bir süre görüşmeme.

 

(“İlerleyen yıllarda teknolojinin tamamen bittiği bir dönem yaşayacak mıyız?” izleyici sorusu)

Muhtemel ki öyle olacak çünkü adamlar boş vermiş olacaklar, boş vermiş olunca bilim de olmaz, sanat da olmaz zaten. Sadece işte adam öldürme, ahlaksızlık, gasp, pislik, rezillikle geçilmeye başladı. Bir de zaten önümüzdeki yüz yılda hava sıcaklığı akıl almaz artacak yani normalde insanların pek yaşayabileceği gibi olmayacak, en iyimser tahminle insanların yüzde 30’unun öleceği düşünülüyor sıcaktan. En iyi tahminle benim kanaatim en az yarısı ölür. Çok güçlü bünyeler sıcağa dayanabilecekler. O Arabistan oralarda hiç adam kalmaz zaten o sıcakta. Bak yüz yıl sonra, bilim adamları söylüyor bunları. Teknoloji, bilim ağaç falan hiçbir yer kalmaz, orman falan hiçbir şey bırakmazlar. Allah bizi o dönemden kurtardı, çok kepaze bir dönem, çok rezalet bir dönem. Dinsiz, Allahsız, Kitapsız işte bulduğu yerde birbirlerini boğazlıyorlar, birbirini bıçaklıyor, asıyor, kesiyor. Yecüc, Mecüc zaten ondan önce çıkacak, büyük bir katliam yapacak yani çok çok berbat bir dönem. Allah bize göstermesin o dönemi inşaAllah.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, Ruhani görüşmesi sonrasında açıklama yapıldı Adnan Bey. Sizin söylediğiniz bir şey daha gerçekleşti. İki ülke her konuda ittifak edecek ve dolarla değil kendi para birimiyle ticaret yapacaklar.)

Helal olsun, işte olay bu kadar. Aylar önce söyledim, konu güzel bir noktaya geldi, aylar önce söyledik bunu. Kardeşim İran zıtlığı, Pers zıtlığı bilmem ne falan Pers diye bir şey yok. İran ırkçılığı kabul etmez. İran halkında ırkçılığı kabul eden insan yok, öyle bir şey yok hep dindar insanlar. Irkçılık haramdır diye gece gündüz anlatıyor onlar. Ne Pers ırkçılığı? Ağızlarına bile almıyorlar öyle bir konuyu. “Elhamdülillah Müslümanız” diyorlar. Nur gibi insanlar öyle bir iddia çok çok yanlış olur ve bir Pers hakimiyeti böyle bir konu yok, Pers ırkı diye bir ırk yok zaten şu an, asimile olmuş durumda. İran’ın genetik yapısına baksan yüzde 80 Türk’tür, genetik yapısı isterse baksın bilimsel incelesinler. Hayır zaten teknik olarak yarısı Türk ama ayrıca genetik olarak bakarsak diğer kesime onların da genetik olarak yüzde 80’i Türk asıllı olduğunu görürsün. Pers ırkı asimile oldu öyle bir ırk yok ve ırkçı da yok.

 

(Ruhani konuşmasında şunları söyledi: “Etnik ve mezhebi ayrımcılıkları artırmak bazı yabancıların buradaki planlarıdır. Bu şekilde bölgeyi ayırmaya çalışıyorlar. İki ülke de bu davranışları kabul etmiyor. İki ülkenin de temel amacı parçalanmamış Irak ve Suriye’dir.”)

Kardeşim şimdi şöyle; alelade bir dönemde olsa bizi ilgilendirmez, alelade bir durum olsa adam istiyorsa on parçaya ayrılsın bize ne? Olay şu, diyorlar ki, “Bütün İslam alemini un-ufak edeceğiz, küçük küçük lokmalara ayıracağız sonra da bunları teker teker yutacağız” diyor adam. “İslam’ı yeryüzünden yok edeceğiz” diyor. Yoksa adam dese ki İslamiyet dursun, Müslümanlar dursun ayrılsın bana ne, isterse otuz parçaya ayrılsın bizi ilgilendirmez yine bir başı olur bunun ama bu yok etme politikası. Büyük Ortadoğu Projesi demek Müslümanları küçük küçük lokmalara ayırıp sonra teker teker yok etmek, dini yok etmek, İslam’ı yok etmek. Fethullah Gülen ahmakçasına geldi bu oyuna inanılır gibi değil. Ya koskoca adamsın kardeşim yaşını, başını almışsın, ahirete gideceksin, hadi imanını kaybettiğini düşünelim milyonda bir ihtimal bile vermiş olsan yine bu anormalliği yapmaman lazım. Türk Milletinden başka kin duyacak millet bulamıyor musun? Hiçbir millete kin duyma da, niye kendi vatanına kafayı takıyorsun? Niye kendi vatanın insanlarını öldürtmek istiyorsun, şehit etmek istiyorsun?

 

Mümin Öldüğünde İlk Sevdikleri Tarafından Karşılanır, Dünyadaki İyilikleri Kendisine Gösterilir Sonra da Cennete Geçer. Hepsi Kısa Sürede Olur

Aslında çok seri her şeyi görüyoruz ama bir sırası var. Önce sevdiklerimizi görürüz sonra yaptığımız iyilikler, güzellikler bize anlatılır, yaptığımız güzellikler, iyilikler sonra cennete alınırız sonra da her şeyi görürüz görmek istediğimiz her şeyi görürüz sıralama bu şekilde. Ama bunlar süratle oluyor böyle bir hani aylar, yıllar. Ama küfürde öyle değildir çok sıkıcıdır. Fakat Müslümana gösteriyor fakat onların ölü olduğu da unutulmaması lazım. Yoksa bir insanın açık şuurlu olarak ona tahammül etmesi mümkün değil, imkansız. Canının alınırken bile o Azrail (as)’in öfkesi tahammül edilir gibi değildir ama mümin görür ama içine bir ferahlık gelir tabii ahlaksızların canının öyle alınması bir ferahlıktır. Mesela doksan yıldan beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taş, bir münafık. Mesela geçenlerde öldü. Şimdi müminler bunun halini gördüğünde tabii ki bir ferahlık duyacaklardır. Tabii ki ferahlık duyacak. Ama münafıklar onun hampaları başka türlü düşünürler. Halbuki onları bekleyen akıbet de aynı şekilde. Ama bunu tabii Cenab-ı Allah hemen gösterirse imtihan kalkar. Ama bunun işaretleri olur sadece işaretlerle anlayabiliriz şu an.

 

(Washington’da temaslarda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, bundan böyle federasyon değil, konfederasyon temelinde bir müzakereyi kabul edebileceklerini belirtti.)

İşte Rumlara ısrar etsinler sınırlarında pasaport, vizeyi kaldırsınlar. Kardeş olup, dost olup gayet güzel yaşasınlar. O kadar uzun düşünecek bir şey yok. Verilecek toprak falan da yok. Zaten biz çok fazla toprak verdik artık o konuyu gündeme getirmeleri çok ayıp.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260584/sayin-adnan-oktarin-4-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260584/sayin-adnan-oktarin-4-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171004t_10.jpgMon, 23 Oct 2017 18:47:38 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 3 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 3 Ekim 2017

 

Nitelikli Münafıkları Takip Edip İngiliz Derin Devletinin Oyunlarını, PKK'nın ve Rumiliğin Gerçek Yüzünü Deşifre Ettik

Münafığın Derin Karanlığı bizzat münafık gözlemleyerek yazdığım bir kitap. Yani bir münafığı yahut bazı münafıkları gözlemleyerek onların karakterini orada kaleme aldık. Şimdi ikinci cildi de çıkıyor, o da öyle çok kapsamlı. Nitelikli münafık olunca daha da şeytanın sanatını, gizli sanatını, kahpe sanatını görme imkanı oluyor. Böylece Cenab-ı Allah’ın hikmeti aramıza iblisler gönderiyor, onların kanalıyla İngiliz derin devletini anladık. Bilmiyorduk, İngiliz derin devletini anladık. Abdülhamit dönemindeki faciayı anladık. Rumiliğin dinsizlik olarak kullanıldığını gördük İngiliz derin devleti tarafından. PKK’nın konumunu anladık, daha derin yapılanmasını. Oyunların hemen hemen hepsini çözdük.

 

Yasin Suresi/21- "Sizden Ücret İstemeyenlere Uyun, Onlar Hidayet Bulmuş Kimselerdir."

İslam’ı anlatırken para alınması haramdır. Yani Kuran’da şiddetle reddedilen bir durum. Allah Mehdiler için bak Kuran’da diyor ki, Yasin Suresi’nde Mehdilerin vasfını açıklıyor. Tebliğlerine karşılık, Allah’ı anlatmalarına karşılık "Sizden ücret istemeyenlere” para istemeyen, çıkar istemeyen bu kişilere tabi olun “uyun, onlar (Mehdilerdir) hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 21) Diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İttebiû men lâ yes'elukum ecran ve hum muhtedûn(muhtedûne).” Mehdilerdir onlar diyor. Alamet olarak veriyor, para almıyor Mehdiler, Allah yolunda hizmet edenler para almıyor.

 

(“Allah’ın ruhu nasıldır anlatabilir misiniz?” izleyici sorusu)

Allah’ın ruhu görünmeyen bir akıl. Nasıl bizim aklımız görünmüyor? Çünkü beynimiz açıldığında, insan beyni ameliyat oluyor açılıyor hiçbir şey yok et parçası. Ama içinde bir akıl var, bir dünya var. İşte o görünmeyen neyse o Allah’ın ruhudur. Görünmeyen, görünmez. Yani mesela şey gibi böyle şu an nasıl hiçbir şey görünmüyor öyle ama sonsuz akıldır, yani sonsuz akıl. Bize o sonsuz aklından ufak bir bölümü Allah uygun bulur ve tecelli eder. Yoksa bir istese bizde, akıl almaz bir akla sahip oluruz bir anda. Muazzam bir hafıza, muazzam bir bilgi. Mesela peygamberlere Allah tecelli ediyor bir anda mesela Kudüs’ü görüyor, orada insanları görüyor. Bir tecelli ediyor Cebrail (as)’ı görecek hale geliyor. Allah’ın ruhunu taşımasından kaynaklanıyor bu. Mesela Hz. Hızır (as) da normal kendi halinde bir insanken bir anda madde özelliğinden çıkabilen bir varlığa dönüşüyor halbuki normalde insan. Allah’ın ruhunu taşımasından kaynaklanıyor bu.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, ülkücülerin Kuzey Irak konusunda hazır beklediğini söyledi. “Türk milletine parmak sallayan varsa o parmağı koparırız. En az beş bin gönüllü ülkücü var. Başta Kerkük olmak üzere Türkmenlerin yaşadığı Türk kentlerindeki varlık ve birlik mücadelesine katılmak üzere hazır beklemektedir. Blöf yapmıyoruz, palavradan konuşmuyoruz, hala anlamayan varsa bu konuda şakamızın da olmadığının altını çizerek üzerine basarak belirtmeyi yararlı buluyoruz. Barzani’ye dedesinin akıbetini çok veciz bir şekilde hatırlatıyor ayağını denk almasını tavsiye ediyorum” dedi.)

Barzani öyle çılgınca bir şey yapacağını zannetmiyorum. Ama tabii gereksiz İngiliz derin devletinden çekindi. Fiili durum çok etkileyici olur. Ama bir şey yapabileceğini de zannetmiyorum. Çünkü yaptığında askeri müdahale hukuki olarak hak oluyor. Askeri müdahale hak olduğunda Birleşmiş Milletler’e başvursa da geçerli olmaz. Çünkü Irak açıklama yapar “Benim ülkem bütün, üniter bir yapısı var bölmeye çalışıyor, biz de meşru hakkımızı koruyoruz” der. “Ve Türkiye’yi de kendimize yardımcı olarak talep ettik kanuni olarak bize yardım etmesini istiyoruz” der ve konu biter. Dolayısıyla o pek kurtarırı olan bir konu değil. O arkadaş bir an önce vazgeçmesi gerekiyor.

 

(Cumhurbaşkanımızın az önceki canlı yayın konuşmasından bir bölüm. Bir fotoğraf: “Ayrışırsak dağılırız, dağılırsak yok oluruz. Beton gibi, çelik gibi durmamız gereken bir dönemden geçiyoruz” dedi. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı twitinde: “Devir; köken, meşrep, cemaat, cemiyet, hizip hesabı yapma devri değildir. Beton gibi sapasağlam durmamız gereken bir dönemden geçiyoruz.”)

Tayyip Hocam akıllı, nurlu bir delikanlı, basireti açık. İngiliz derin devletinin kışkırtmalarına karşı bu müthiş bir aşağılama, İngiliz derin devletini müthiş bir aşağılamadır. Çünkü onlar hesabını böyle hallediyorlar kışkırtmalarla. Verdiği cevap bak çok manidardır dikkat ederseniz, orada geçen cümleler kelimeler, değil mi? Çünkü bizim iç dinamiklerimizi öldürmek istiyor adamlar güya kendi kafalarınca. Mübarek, bu kaçıncı İngiliz derin devletine tokadı. Yok şeffaflaştıracağız, yok pişireceğiz, yok çevireceğiz bilmem ne falan. Bu cevabı alınca oturuyorlar sırtlarının üstüne.

 

Tertemiz Müslümanları Rahatsız Etmeye, Müslümanları Birbirlerine Düşürmeye Çalışıyorlar, İngiliz Derin Devleti En Çok Bu Yöntemi Kullanır

Hiçbir cemaati koruyan kollayan pek olmuyor benim dışımda. Tek yanlı bu adamlar sürekli konuşuyor. Bunlara cevap veren kimse çıkmıyor benim dışımda. Onun için ben de her seferinde bunların ağzının payını veriyorum ki gereken olsun diye. Fakat tabii Müslümanları birbirine düşürme kafası da var, birbirlerinden nefret ettirme. Çünkü o çok pratik bir yol. İngiliz derin devletinin en çok üstünde durduğu o. İnsanların imanını zayıflattıktan sonra onlara kini öğrettikten sonra, işte Nakşibendi’yi Kadiri’ye, Alevi’yi Nurcu’ya, Nurcu’yu Nakşibendi’ye güya karşıt hale getirecekler. Buna müsaade etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Hiçbir şekilde sevgisizliğe müsaade yok.

 

(Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından ağırlandı Adnan Bey. Ruhani yaptığı açıklamada, “İran ve Türkiye arasındaki siyasi, ekonomik ve uluslararası ilişkileri iyi bir konumdadır ancak diğer alanlarda tutarlı bir şekilde askeri ve savunma işbirliğini ilerletmek için gayret göstermeliyiz” dedi. Ayrıca iki ülkenin sınır bölgesinde istikrar sağlanması gerektiğini ve terör tehdidinin bu şekilde önlenebileceğini vurguladı.)

Bütün mesele Türkiye’nin İran’ı sevmesi, İran’ın da Türkiye’yi sevmesi, bunu sağladık elhamdülillah. Bundan sonra hiçbir sorun çıkmaz. Rusya’yla da Türkiye’yi dost hale getirdik, elhamdülillah. Moskof bilmem ne falan onları düşman etmeye çalışıyorlardı. Onu da kırdık, o oyunu da kırdık. İsrail’le düşmanlık politikası yapıyorlardı o oyunu da kırdık. Çünkü şeytan tek yanlı konuşuyordu. Biz de şeytanı o tek yanlı diline karşı, karşı atak yaparak onun o zehirli dilini her seferinde koparıyoruz.

 

Kadınlar Çok Yönlü Düşünebilir, Erkeklerin Çoğunun Detay Görme Yönleri Zayıftır. Kadınlar Aradıkları Sevgiyi, Tutkuyu Aşkı Bulamıyorlar

Dün de bir kız arkadaşım geldi iş kadını çok başarılı zeki bir kız, bu erkeklerin konumunu anlatmaya başladı. Yani hakikaten acıyarak anlatıyor. “Farkında değiller” diyor. Yani “hakikaten bir erkeklik egoları var” diyor, “çocuksu bir yapıları var” diyor. “Kendilerini çok akıllı zannediyorlar” diyor. Hepsi için demiyor da bir kısmı için bunu söylüyor. Mesela yalan söylediklerinde fark edilmeyeceğini zannediyorlar genç kızlara. Onları oynattıklarını, kandırdıklarını zannediyorlar ama çok ilkel, çok akılsızca yapıyorlar. Kızlar acıyor bunlara, farkında değilmiş gibi yaptıkları için, o zaman da daha da akıllı olduğunu düşünüyor o fark etmiyor gibi yapınca. Yani fark ettirmeden hızla ilerlediğini düşündüğü için muhteşem bir zekaya sahip olduğuna inanarak daha da deliliğinin çapını artırıyor. Tabii bak yine bir kısmı için diyorum bunu. Dolayısıyla bu Kuran’a dönüşle şu an hızla düzelmeye başladı. Bundan sonra bu düzgün güzel bir hal alacak. Önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacak. Kadınlar daha derin daha girift düşünürler. Erkekler tek yönlü düşünüyorlar ama detaylara girme yetenekleri biraz zayıf oluyor bir kısmının. Dolayısıyla kadınlar da hiçbir zaman için aradıkları sevgiyi, saygıyı, derinliği, tutkuyu, aşkı erkeklerin epey bir bölümünde bulamıyorlar. Nezaketiyle söyleyeyim de artık siz anlayın. Bu çok acı bir olaydır. İşte Darwinizm’in, materyalist düşüncenin ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının bir neslin epey bir bölümünün mahvedildiğinin resmidir bu. Yani ruhlarını mahvettiler, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla ve Darwinist düşünceyle mahvettiler. Dolayısıyla bundan sonraki nesil ve bundan sonraki değişim çok esaslı güzel neticeler getirecektir. Biraz sabrederse kardeşlerimiz görecekler. 

 

(Kara Harp Okulu’ndaki törende Milli Savunma Bakanlığı’nın kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki başörtü serbestisinin ardından Kara Harp Okulu tarihinde ilk kez bir başörtülü bir bayan öğrenci kardeşimiz yeni öğretim yılına başladı.)

Ne olur? Çocuk istiyorsa örtünsün ne mahsuru var? Malezya’da var başka ülkelerde var her yerde var. Hiçbir şey olmaz. Yani çocuğun gururunu kırmak, onun şevkini kırmak, onu üzmek yazık-günah. Mesela okulu kazanmış, başörtüsünün de farz olduğuna inanıyor, çarşaf olarak da düşünüyor olabilir. Çarşaf olarak düşünüyorsa zaten farz. Elleme giysin ne olur yani ne değişir? Hayır, mesela şimdi okullarda serbest bırakıldı ne oldu? Türkiye başımıza mı yıkıldı yani hiçbir şey olmaz. Ne olur? Hiçbir şey olmaz. Burada da dünya başımıza yıkılmaz hiçbir şey olmaz.

 

Allah ile Bağlantılı Olarak Şefkat ve Sadakat Yaşanırsa Olur, Yoksa Kişiye Göre Şefkat ve Sadakat Anlayışı Yanlış Olur

Allah’ı hatırlatarak sevgi göstermek çok etkileyici olur. Sevgi, merhamet, şefkat, saygısını, sadakatini, vefasını, vefayı iyi vurgulamak lazım. Sadakati iyi vurgulamak lazım ve bunu anlatırken hep Allah’la bağlantıyla anlatmak lazım. Yoksa böyle Allah’tan bağımsız sevgiden, şefkatten, sadakatten bahsedersen puta bağlı bir anlatım yapıyorsun, puta da insan güvenemeyeceği için sadece dehşeti ve korkuyu yaşar o zaman. Çünkü facia, bir puta dayandırıyorsun. Ama Allah’a dayandırırsan sevgini, vefanı, sadakatini mükemmel.

 

Peygamberimiz (sav)'in Sancağı Topkapı'dadır. Bu Bayrağı Açacak Olan Kişi Hz. Mehdi'dir

Siyah sancak teberrükendir teberrüken. Yani tam da siyah değil o sancak yanlış biliniyor. Asıl Peygamberimiz (sav)’in sancağının parçaları bir atlas, yeşil atlasın üzerine dikkatlice raptedilmiş dikilmiştir parçalar halinde Resulullah (sav)’in bayrağı. Bayrak zamanla tabii zamanla tahrifata uğradı bozulmaya uğradığı için o yeşil atlasın üzerine zapt edilmiştir, öyle diyelim nakşedilmiştir o bayrak. Açılacak olan bayrak da budur. Halen Topkapı’da. Hz. Mehdi (as)’a biat için insanlar toplandığında Hz. Mehdi (as) Peygamberimiz (sav)’in sancağını sağ eline alacak bu doğru. Sancak-ı Şerif açılacak sağ eline alacak. Resulullah (sav)’in hırkasını giydirecekler giyecek üzerine. Tamir edildi hırka, onun için özel olarak hazırlandı, özel bir örme tekniği var Resulullah (sav)’in hırkasında yani dünyada görülmüş bir yöntem değil. Çok mükemmel bir örme sistemiyle örülmüş. Yani alışılagelmiş bir örme stili değil bilinmeyen bir stil çok güzel örülmüş. Gayet güzel bakımı da yapıldı biliyorsunuz. Biraz örselenmişti hırka, giyilip kullanılacak hale getirildi şu an. Hz. Mehdi (as) onu teberrüken giyecek hırkayı. Ayrıca sol tarafına yani kalp hizasına Resulullah (sav)’in kılıcını kınıyla beraber asacak Hz. Mehdi (as), bu da teberrüken. Bu üçüdür yani kutsal emanet olarak bu üçü. Diğer kutsal emanetler de yanında olacak biat anında. Bu biatten kasıt yani ümmet, ‘seni seviyoruz, sana bağlıyız, senin sevgi insanı olduğunu biliyoruz, sen bizi yönlendir. Sevgiye yönlendir, Allah’a yönlendir, dine İslam’a yönlendir. Bize şefkat göster, bize sevgiyi öğret’ tarzında bağlanacaklardır. Yani bir siyasi lider olarak çıkmayacak Hz. Mehdi (as), siyasi lider değildir. Siyasi liderler olacak, her ülkenin başında siyasi liderler olacak. Hz. Mehdi (as) gönül insanı olarak çıkacak. Çünkü bak, “evinden idare eder” diyor. Eğer siyasetçi olsa ya meclistedir veyahut işte neyse Cumhurbaşkanlığı binasındadır veyahut başka bir yerdedir. Siyasi bir binada görev yapmıyor Hz. Mehdi (as). Siyasi bir binada görev yapmıyor. Nerede görev yaptığı yer? Evi. “Evinde sedirinden yönetir” diyor. Onun bir alıp-veremediği yok. Kimseden de bir şey istemiyor. Hatta Kehf Kıssası’nda biliyorsunuz, Kehf Suresi’nde Hz. Zülkarneyn (as) bahsinde diyorlar Hz. Zülkarneyn (as)’e “Sana maddi olarak yardım edelim” diyorlar. “Yok ben maddi yardım istemiyorum, bana insanla destek verin” diyor, “insan olarak destek verin ben de size yardım edeyim” diyor. Kuran’da anlatılan Zülkarneyn (as) tarihte yaşamış bir şahıs değil, ileride çıkacak olan Hz. Mehdi (as) anlatılıyor. Benim anladığım bu Allahualem diyorum.

 

(“Kuran’da içki olarak sadece şarap geçmektedir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Hımır. Yani diğer içkiler helaldir anlamında mı diyorsun? Vücuda zarar veren her şey haramdır. Alkol zehirdir. Mesela Kuran’da cıvanın, cıva içilmesinin haram olduğu geçmez. Cıva içersen ölürsün. Değil mi? Mesela petrol. Petrol çıkıyor yeraltından adam içebilir petrolü. Haramdır içilmesi çünkü ölürsün içersen. İçki de öldürücü bir maddedir ve son derece zararlı. Dolayısıyla haramdır. Yani hiçbir şekilde aksini söyleyemeyiz.

 

(“Dövme haram mıdır?” izleyici sorusu)

Dövmenin haram olması diye bir konu yok. İstediğin gibi dövme yaptırırsın. Ama dikkat edeceğin şey steril olması yani iğneyi ilk defa sende açsın o bir, boyayı da ilk defa sende kullansın o iki, bir de yani mikrop kapmamasına özen göster. Yani usta bilen, bilen biri yapsa iyi olur. Yoksa niye haram olsun? Gayet yakışıyor yani kadın da olsa erkek de olsa yakışır. O hurafe. Yani ne alakası var? Peygamber gözüne sürme çekiyor, Peygamberimiz (sav). O gözüyle gidip abdest alıyor. Bu deri altında. Deri altında yani deriyle de alakası yok. Hadi abdeste mani diyeceklerini düşünelim. Derinin altında ne alakası var? Abdeste niye mani olsun? Dolayısıyla hiçbir mahsuru yok. Tamamen hurafe, inanmayın.

 

Her Şey Daha İyileştirilebilir, Buna Hukuk Sistemi de Dahildir. Eskiden Çok Daha Galiz İhlaller Oluyordu, Ama Hep Daha İyisi Olabilir 

Hukuk sistemi tabii ki iyileştirilebilir. Çok daha mükemmel hale getirilebilir. Eskiden biz çok garip olaylarla karşılaşıyorduk hukukta. Hayret edecek olaylarla karşılaşıyorduk. Göz göre göre ve şikayet edecek de merci bulsak bile şikayet adeta havada kalıyordu. Zor günlerdi onlar. Ama şu an daha her şeyi duyurma imkanı var. İnternet var şu var bu var. Muhakkak ki adalet daha da iyi olacaktır. Ama karşılıklı merhamet ve şefkatin oluşması gerekiyor. Güvenin oluşması gerekiyor. Baksana FETÖ alçak herifler kendi milletinden nefret ediyor. Kendi milletine karşı casusluk yapıyor. Burayı küfür ordusu olarak görüyor. Amerika’yı kendi vatanı olarak görüyor. Ve Türk Milletine saldırmayı sevap ve cihat olarak görüyor. Ben böyle kepazelik görmedim. Bir de bu milletin yemeğini yiyorlar, imkanlarından istifade ediyorlar ve bu millete savaş açıyorlar. Bu tek kelimeyle kahpelik başka bir açıklaması yok.

 

(“Eğitim sisteminde bu kadar değişiklik yapılması iyi mi?” izleyici sorusu)

Bir deneme yapıyorlar. Hükümet şu an sistemi oturtmaya çalışıyor. Deneyerek bulmaya çalışıyor. Bu bir hareketli, uygulamalı düşünme diyebilirim. Deneyerek bakacaklar yani iyi oluyor mu? Biz genç bir cumhuriyetiz, genç bir ülkeyiz normal bu denemeler. Denemeler anında da öyle ciddi bir kayıp olmaz. Bir kayıp olmuyor. Her şeyde deneme gerekiyor. Mesela vakitlerle ilgili deneme yaptılar, başka şeylerle ilgili deneme yapıyorlar. Birçok şeyle ilgili deneme yaptılar. Sanayide deneme yapıyorlar. Hayvancılıkta deneme yapılıyor olabilir.

 

İslam'da Velayet Sistemi Vardır. Bu Sistemde Tüm İnsanlar Birbirinin Ailesi Konumundadır

Velayet sisteminde baba çocuğuna bakmakla mükellef. Çocuk da babasına bakmakla mükellef. Ama başkasının çocuğuna da o baba bakmakla mükellef. Başkasının çocuğu da o babaya bakmakla mükellef. Yani herkes herkese bakmakla mükellef, herkes. Sokaktaki çöpçü, general, paşa, doktor, mühendis hepsi aynı hükümde oluyor. Herkes kendi kullandığı nimeti ve imkanı diğer mümine tahsis etmekle mükellef. Farz bu, bilinmiyor bu. Muhkem açık ayetler var. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Namaz gibi farzdır bu. Dinin en hayati konularından birisidir. Hayat tamamen bir aile yapısı üstünde oluyor. Bütün Müslüman alemi tek bir aile oluyor. Herkesin çocuğu herkesin çocuğu oluyor. Herkesin annesi herkesin annesi oluyor. Herkesin oğlu herkesin oğlu oluyor. Herkes birbirine bakmakla mükellef. Hastalandığında hani diyorlar ya “para toplayın aranızda” falan. Öyle bir şey yok. Adam mecbur hemen alıp götürmekle mükellefsin. Yani ev kiralama diye bir şey yok. Evini vermekle mükellefsin. Kira diye öyle bir konu yok. Ev varsa mesela beş odalıysa kaç kişi var orada Müslümanlar? Beş Müslüman var birinin evi ama. O bir odaya yerleşiyor dört kardeşini de diğer odalara yerleştiriyor sistem bu. Mesela evde on ekmek var. Herkese ikişer ekmeği dağıtıyor on ekmeğin sahibi. Bu farz böyle yani İslam bu. Kuran’da “ihtiyaçtan arda kalan” denilen bu. Yani kendisi ölmeyecek kadar kısmı ayırdıktan sonra, kendi canlı kalacağı kadar miktarı ayırdıktan sonra hepsini dağıtmakla mükellef. Hz. İsa (as) zamanında da böyle. İncil’de bu çok net anlatılıyor gayet açık. Mesela geliyorlar İsa Mesih’in yanına adamın tarlası var satıyor. Beraber bütün ekmeği, yemeği hep beraber alıp yiyorlar. Tek bir sofraya oturuyorlar. İsa (as)’ın sofrası hiç tek kişilik değil. Hep beraber oturup yiyorlar. Elbise alınacak mesela hep beraber alıyor alıp dağıtıyorlar. Bu bir ütopya değil yaşanmış bir olay. Fakat bu ilk zamanda uygulandı. Peygamberimiz (sav) zamanında uygulandı bu. Yani tabiin devrinde bile yavaş yavaş bozuldu bu. Sadece sahabe döneminde uygulandı. Peygamberimiz (sav)’in sağlığında. Vefat ettikten sonra Peygamberimiz (sav) bu hızla bozulmaya başladı. Şu an yok bu sistem. İsa Mesih zamanında da İsa Mesih’in hayatta olduğu dönemde uygulandı. Ondan sonra talebeleri arasında kısmen uygulandı, bir süre uygulandı sonra dağıldı gitti. Sonra gelenekçiler işte çıkarttılar karısının mücevherlerinin kırkta biri falan diye. Yani zekat vermekten vazgeçtiler özetle.

 

Nefsi, Şeytanı, Vesveseleri Yenmek ve Ömür Boyu Vicdana Karşı Olanlarla Mücadele Edip Bunu Kazanmak İmanın Diğer Adıdır

İmtihanda daima vesveseler olur. Kuruntular olacak. Şeytan sana vesvese verecek. Nefsin sana vesvese verecek sen onları yeneceksin. Onlar işte imtihanın ana zeminini oluşturuyor. Yani nefsi yenmek, şeytanı yenmek, vesveseleri yenmek, kuruntuları yenmek yani o savaşı ömür boyu yapılan savaşı kazanmak. Hep vicdanından yana davranmak, hep Allah’tan yana davranmak bunun sonucunda cennet terbiyesi almış oluyorsun. Ama aşağılık adamlar hemen şeytana mağlup oluyor, nefsine hemen mağlup olur hemen inanır. Mesela küfür bir şey söyler hemen inanır. Allah'ın aleyhine bir şey söyler hemen inanır. Hiç Allah’tan yana düşünmek istemez.

 

İnsanları Görgü Sanat Estetik Bilim Olmayan Gelenekçi Ortodoks Sistem İle Bencilliğin ve Acımasızlığın Esas Olduğu Buz Gibi Soğuk Darwinist Materyalist Düşünce Arasında Ezdiler

Bizim milletimizin insanlarını ikili acımasız bir çarkın arasına soktular. Bir biçme makinesinin arasına soktular. Biri gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı ki dehşet verici bir sistem. Sanat yok, estetik yok, kültür yok, görgü yok, bilgi yok hiçbir şey yok. Sadece bela var, kan var, şiddet var, acı var, dehşet var, görgüsüzlük var, kalitesizlik var, iticilik var. Hepsi için demiyorum. Epey bir kısmı için böyle. Bir de Darwinist, materyalist sistem var zaten okutuluyor okullarda da. Buz gibi soğuk, Allah'ı inkar eden, ucu bucağı olmayan bir karanlık düşünce, simsiyah bir düşünce, boşluğa açılan bir karanlık düşünce, Allah'ı inkar eden bir sistem. Bunun arasında yetişmiş insanlar. Adamın sağı böyle solu da böyle. Yine Allah inayet etti de hidayetiyle korudu. Bizim millete ciddi bir zararı olmadı. Başka millet olsa, başka insanlar olsa belki paramparça olurlardı, mahvolurlardı. Bin kere komünist olurlardı yani. Allah korudu. Bu kadar kalitesizliğin, görgüsüzlüğün, sevgisizliğin, merhametsizliğin, kinciliğin, nefret politikasının yoğun uygulandığı gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı ve materyalist, komünist, Darwinist felsefelerin arasında kalan bir kısım insanlar tabii ki tahrip oldular. Bu et kemik değil yani insan. Tahrip oldular. Ama çok iyi direndi yine bizim milletimiz elhamdülillah. Yani canları çıkmadı. Ama şu an muazzam bir diriliş var. Muazzam diriliş var ve muazzam bir canlanma var. Bu da Allah'ın bereketiyle, lütfuyla oluyor. Şu an zaten bunu görüyoruz.

 

(“Sizden ayrılanlar size karşı çalışmalar yapıyor mu?” izleyici sorusu)

Bizden ayrılanlar çok oluyor yani benimle görüşüp ayrılan en az 6-7 bin kişi olmuştur. Yani çok insanla ben görüşürüm. Ama bunların içinde münafıklar çıkıyor. Onlar hakikaten aleyhte çalışma yapıyorlar. İftira ediyor. Adice, karaktersizce dedikodular yayıyor. Kendince uğraşıyor. Ama bizim aramızda bir de nitelikli münafıklar var. Oluyor. Çıktı. Asıl onlar çok önemliydi. Onlar kanalıyla, biz şeytanın yuvalarını bulduk, şeytanın evini gördük ve şeytanın sistemini nasıl yıkacağımızı anladık. Böylece güzel bir netice almış olduk. Münafık, Müslümanla uğraştıkça Müslümanın hem şevki artar, hem gücü artar hem de eğlencelidir. Münafıkla mücadele, yani en eğlenceli nimetlerden bir tanesidir. 

 

(“Angela Merkel’in üstünde başka bir güç mü var?” izleyici sorusu)

Tabii ki Merkel çok gariban bir kadın, klasik bir ev kadını, zavallı bir insan. Tek başına bir insan, hiçbir gücü yok. Almanya’yı kuran, Almanya’yı anayasasıyla, meclisiyle organize eden kimdi? İngiltere’ydi. Halen de bütün kontrol, İngiltere’nin elinde olduğuna göre, Merkel’in de ne konuşacağı, ne yapacağına da tabii ki kendisi karar veriyor. O kadıncağız da, o garibim de onlar ne derse onları yerine getiriyor. Başka bir şey yok. Yani İngiliz derin devleti, “Seni buraya getiren, seni buradan götürür” diyor. “Seni buraya getirenin emirlerini dinleyeceksin” diyor. O da makul görüyor, bu kadar açık.

 

(Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Suriyeli Mülteci kardeşlerimiz için “Bizim şu an üç buçuk milyon Suriye’den gelen misafirimiz var. Kendileri gitse bile biz onları göndermeyeceğiz. Bizim onlara ihtiyacımız var” dedi.) 

İşte Fakıbaba’nın güzelliği. Veli olması, kalp ehli olması, güzel bir İslam terbiyesi almış olması, soyadı gibi bir veli bir soydan geliyor olması dolayısıyla güzel bir Müslüman olması, onun böyle yüksek ahlaka mensup bir insan üslubuyla konuşmasını sağlıyor.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260583/sayin-adnan-oktarin-3-ekimhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260583/sayin-adnan-oktarin-3-ekimhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171003t_08.jpgMon, 23 Oct 2017 18:37:17 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 27 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 27 Eylül 2017

 

Mühim Olan Müminlerin Sayıca Çok Olması Değil, Kaliteli ve Derin İmanlı Olmasıdır

Kalabalık değil de etkili insanlar önemlidir. Çok kalabalık olmak değil, etkili ve akıllı olmak çok önemli. Peygamberimiz (sav) tek kişiydi, sahabiler de azdı ama çok etkili oldular. Hz. Musa (as)’ın da etrafında çok az insan vardı ama bak daha hala dünyayı sallıyor. Hz. İsa Mesih (as) da öyle, etrafında 12 kişi vardı bak dünyaya neredeyse hakim bir güç Hristiyanlık. Dolayısıyla akıl, sevgi, samimiyet çok önemli. Münafıkların şeddatların çok olması önemli değil.

 

Tarihte Mısır halkını yöneten, parayı biriktirip-yığan, malı biriktirip-yığan firavun kadınlar vardı. Münafık ve kafir olan firavunun karıları. Kocaları firavun, kendileri de firavun. Hatşepsut firavun karısıdır ve firavundur o, klasik firavundur. Erkek gibi giyiniyordu, kafasına da bir şeyler takıp-takıştırıyordu. Firavun öldükten sonra bu mikrop kalmıştı, bir süre sonra bu mikrop da ölmüştü. Malı-mülkü Müslümanlara kaldı en sonunda, en en en sonucunda. Bütün ömrü boyunca Müslümanlarla uğraştı bu alçak kadın. Hatşepsut baş belasıydı, Müslümanların baş belasıydı, Hz. Musa (as)’a musallat olmuş bir alçaktı. Firavun da öyle çok azgındı. Çocuklarına da tavrı çok acımasızdı Hatşepsut’un o devirde bilinir. Kocası zaten Firavun cehennemin dibine gitti. Arkasından bu Hatşepsut da cehennemin dibine gitti. Yani ölüler diyarına, o dipsiz kuyuya. Ahir zamanda da öyle firavunlar var, birer birer cehennemin dibine gidiyorlar. Bir gün birisi, bir gün birisi, bir gün birisi, bir gün birisi. İşte ölümün nimet olduğunu da buradan görüyoruz. Çünkü bir yerde cehenneme sevk var, bir yerde cennete sevk var. Müminler cennete gidiyor, münafıklar cehenneme, cehennemin dibine.

 

Allah İnsanı Porselen Benzeri Temiz Bir Balçıktan Yaratmıştır

Cennette insanın ilk heykel haline getirilişi, o heykelin hareket etmesi bunların hepsini göreceğiz tabii. Zer alemini, zer aleminde söz verilme şekillerini, nasıl insanlar peygamberler söz veriyor. Onu zaten Allah özellikle söylüyor ki merak edelim ve soralım diye. Yaratılış da öyle detay detay anlatmasının nedeni o. “İki elimle yaptım” diyor Allah. Seramikten kuru balçıktan, “Kuru balçıktan bir heykel olarak yaptım” diyor. Kirli bir su demiyor Kuran’da, o Darwinistlerin uydurması, öyle bir şey yok. Kirli çamurlu bir su demiyor. “Balçık” diyor katı, temiz balçık, porselen balçığı. Kuran’daki geçen porselen balçığıdır sert balçık. Allah, ondan, “İnsan biçiminde bir heykel yaptım” diyor “Kuru bir heykel oldu” diyor “Ona üfürdüğümde canlandı” diyor. “Süzme bir çamur” diyor Allah, süzme temiz bir çamur. “Kuru bir çamur” diyor ayrıca Allah, “şekillenmiş bir balçıktan”. “Balçığı şekillendirdim” diyor. Bu anlaşılmayacak gibi mi? Balçıktan küp yapılıyor, heykel yapılıyor her şey yapılıyor. “Şekillenmiş balçıktan” diyor. Adamlar ne diyor? “Yok, çamurlu su” diyor. Çamurlu su ayrı, şekillenmiş bak şekillenmiş balçık ayrı. Balçık diyor Allah, niye anlamazdan geliyorsun? “Şekillenmiş” diyor insan şeklini almış, görüntüsü insan şeklini almış balçık. “Ateşte pişmiş gibi kuru bir balçık” diyor, porselen haline getirdim diyor Allah. Önce çamurdan yapıyor sonra kudret eliyle Allah onu pişiriyor yani orada bir ısı meydana geliyor birden. O çamur porselen haline geliyor taşlaşıyor yani. Sonra da Cenab-ı Allah ruhundan üfürüyor sonra da çağırınca geliyor. Bu. Ha daha önce var mı bu? Zaten var zer aleminde var ama insanların, meleklerin Allah hoşuna gitsin diye böyle bir ara aşama yapıyor.

 

Tüm Eşyada Allah'ın Ruhu Vardır, Allah'ın Ruhunun Olmadığı Hiçbir Şey Yoktur

Eşyanın ruhu vardır. Eşya eğer Allah’tan emir alırsa mesela sandalyeler yürümeye başlar, konuşmaya başlar, şekil alır değişir, her türlü hareketi yapar. Cennette öyledir, bütün eşyada Allah’ın ruhu vardır. Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir yer yoktur. Bütün eşya Allah’ın emrindedir ama bu dünyada o olay gerçekleşmiyor Allah’ın dilemesiyle. Fakat cennette Allah emir veriyor hepsi itaatkar. Mesela koltuğa “gel” diyorsun yürüyerek gelir koltuk, “gel burada dur” dersin durur. Koltuğa “dans et” dersen dans eder, ağaçlara “dans et” dersen dans eder, “şarkı söyle” dersen şarkı söyler şuurludur, bütün eşya şuurludur. Dünyada da bütün eşya şuurludur. Yani bütün otlar bitkiler her şey şuurludur her yerde Allah’ın ruhu vardır. Dolayısıyla kendi kafasına göre hiçbir şey yapamaz hiçbir varlık.

 

(Suriye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim -görebiliriz- Irak’ın bölünmesinin Suriye tarafından hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini vurguladı. Ancak açıklamasının devamında, Suriye Kürtlerine özerklik verebileceklerini söyledi. “Suriye Kürtlerinin geneli Suriye’den ayrılmak istemiyor. Sadece vatan toprakları dahilinde özerk yönetim istiyorlar. IŞİD’in yok edilmesinin ardından Kürt yurttaşlarımızla bir araya gelip özerklik verme kararı alabiliriz” dedi.)

Özerklik sen vermesen de zaten adamlar özerkler orada. Ne fark edecek özerklik verip vermemen? Ama tehlikeli bir adım atmış oluyorsun, kötü örnek olmuş oluyorsun. Suriye’nin bölünmesi korkusu içerisindeydin, Suriye büyük bir belanın içinde halen, oturmuş özerklikten bahsediyorsun. Teşvik ettiğinde adam o zaman “Suriye’yi beşe bölelim” der. Sen ona özerklik istersen diğerleri de özerklik ister, Sünniler özerklik ister, Şiiler özerklik ister, Araplar ister, Türkler ister herkes ister.

 

Saf İman Olmadan Dürüst Sevgi Olmaz, Mutlaka Çıkar Karışır

 

İman olmadan sevgi değil ticari ortaklık gibi bir ilişki oluyor. Saf imanın, saf inancın dışında mümkün değil imkansız yani tamamen çıkara dayalı olur. Parası ne kadar, mülkü ne kadar, geliri ne kadar, ona ne kadar bakabilir, sağlığı yerinde mi? Genç aramalarının nedeni de ölme ihtimali daha düşük gördüğü için. Ama adam herhangi bir şey, kanser falan olduğunda hemen boşuyor zaten. Saf menfaate dayalı egoist korkunç bir ortaklık anlayışı, ticari bir ortaklık anlayışı gibi görünüyor bu bir facia. Böyle olmaz. Saf sevgiye dayalı olan, Allah’ın rızasına dayalı, sadece Allah’ın rızasının en çoğunu arayan inanç içinde olması lazım. O zaman mükemmel bir sevgi anlayışı olur. Onun dışında olmaz.

 

(Sebahattin Önkibar Aydınlık’taki yazısında İhsan Şenocak’ın “Kızına pantolon giydiren baba cehennemliktir” açıklamasını hatırlatarak cemaatler hakkında şunları yazdı: “İhsan Şenocak’ın söylediği emin olun münferit bir beyan değil, zira pek çok cemaat hadiseye böyle bakıyor. Ki mesela Işıkçılar yakından biliyorum aynı şeyi söyler. Gelin Müslümanlığı bu münafıklardan kurtaralım” dedi.)

Münafık değil, müşrik inanç. Ne münafığı? Münafık ayrıdır, müşrik inanç yani şirk inancından kaynaklanıyor. Allah’ın dinine ilave yapıyorlar ondan kaynaklanıyor. Ama “gelin kurtaralım” sanki fener alayı düzenliyormuş gibi öyle olmaz, bilgiyle olur o, kitapla olur, sevgiyle olur, akılla olur. Öcbelenerek, tersleşerek, adamları aşağılayarak kavga üslubuyla olmaz. Ondan netice çıkaramazsın.

 

(“Hayvanlar bizim sevgimizi gerçekten algılar mı?” izleyici sorusu)

Açık bilinçle farkına varmaz tabii, bilgisayar gibi fark eder. Mesela bilgisayarda öyle bir sistem yapsan, bilgisayara bir kedi koy, elini sürdüğünde okşadığında bilgisayar ekranında hırıltı çıkarabilir, sesler çıkarabilir çok rahatça yapılabilir. Onun gibi bir makinedir kedi veyahut köpek hayvanlar. Ama insanda bir doygunluk hissi meydana getirir bu. Ama şuuru tamamen kapalıdır hayvanların tamamının. Maymun, goril tamamı. Hangisi olursa olsun böcekler, kelebekler şuuru klasik anlamda kapalıdır.

 

Hastanelerde Sağlık Çalışanlarının Saldırıya Maruz Kaldıkları Durumda Sığınabilecekleri Bir Güvenlik Odası Olması Şart

Doktorlara bu saldıran vahşilerin acımasız saldırılarının tehlikesini önlemek için doktorlara güvenlik odaları yapılmasını söylemiştim. Bu konuda henüz bir adım atılmadı. Bu çok kolay yapılabilecek bir şey. Hastanede iki oda bu konuda ayrılabilir. Çelik kapısı olacak sadece en önemli yönü bu. Ve başka bir yerden penceresi veyahut başka bir girişi olmayacak. Güçlü çelik kapı, kasası da çelik olacak. Ve buraya girdiğinde doktor dışarıdan telefon bağlantısı kurabilecek, orada hazır yiyecek olacak, su ihtiyacını giderecek gibi olacak. Hatta yangına falan da dirençli bir oda olması lazım. Eğer daha da iyi bir şey düşünülüyorsa bu odadan başka bir yere geçiş, gizli bir geçit, gizli bir kapı oluşturulması da çok iyi olur. Çünkü orada sürekli kalınmaz. Mesela bazen oluyor it-kopuk takımı kepazelik çıkarıyor, bir-iki saat orada kalmaları gerekiyor. Gizli bir geçit olursa oradan geçip çıkıp-gidebilirler. Bunun yapılmasında çok büyük fayda var. Doktorlara karşı genellikle toplum sevgi dolu, merhametli ve koruyucu olması lazım. Sinirlilerse bile o zorluktan ve sıkıntıdan kaynaklandığını bilmemiz lazım. Anlayışlı olmak gerekiyor. Ama ideolojik yönden ters, komünist PKK’lı doktorların bazen münasebetsizlik yaptıklarını görüyoruz. Hatta tehditkar, saldırgan tavırları olabiliyor. Bunu da Sağlık Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na, polise, mahkemelere bildirebilirler. Ama genelde doktorlarımızın yüzde 99’u temiz insanlar güzel insanlar ve hakikaten veli tıynetli toplumun üst tabakasıdırlar, iyi yetişmiş insanlardır.

 

BBP'nin Kurucularından Mehmet Korkut Çok Kaliteli, Nezih, Aydın, Cesur Bir Vatanseverdir. Allah Kendisine Uzun ve Hayırlı Bir Ömür Versin

Mehmet Korkut kardeşimiz çok değerli, akıllı, cesur, yiğit, kabadayı, gerçek bir Türk milliyetçisidir. Muhsin Başkanımız’ın Rahmetli’nin de çok sevdiği değerli bir kardeşimiz. Allah ona uzun ömür versin, hidayet versin, sağlık sıhhat afiyet versin, cennette kardeş etsin. Hakikaten ahlakıyla, kişiliğiyle, şahsiyetiyle çok ideal bir insan. Büyük Birlik Partisi’ndeydi şu an MHP’ye geçti çok isabet etti, birleşelim bütünleşelim, kavga zamanı değil birlik zamanı düşüncesinde. Ve milliyetçilerin bölünmesinin çok tehlikeli olacağını düşünüyor. Ben de o görüşteyim. İsabetli bir tavırla Milliyetçi Hareket Partisi’nde bütünleşmeyi savunan bir insan. Aklın gereği de budur zaten. Allah yolunu açık etsin, hayırlar bereketler versin, başarılı güzel bir hayatı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Öğretmenlerimizin kendilerini özellikle bu bölgelerde terör zihniyetiyle idealizmi birleştirmiş olan öğretmenlerin eline bırakmayalım. Çünkü bölücü terör örgütünün zihniyetiyle zehirlenmiş öğretmenlerimiz yok mu? Var. Onlar bizim yavrularımızı birer terörist olarak yetiştiriyorlar.Eğer biz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet idealimizi evlatlarımızın gönüllerine ve düşüncelerine nakşedemezsek, birileri gelip kendi bölücü fikirlerini, sapkın inançlarını oraya nakleder.”)

Bu Tayyip Hocam’ın konuşmasını biz sık sık yayınlayalım. Yıllardan beri anlattığımız konuyu Tayyip Hocam bir şekilde gündeme getirmiş, en hayati konuyu. Çünkü PKK fikirle, düşünceyle insanları eğitiyor ve kendi safına alıyor. Biz de ne yaparız? Fikirle, düşünceyle insanları eğitip kendi safımıza alırız. Onların kendi safına aldıkları insanları da yine fikirle düşünceyle kendi safımıza alırız. Çünkü fikirle almadı mı adam? Fikirle de biz geri kendimize alırız o adamı. Bunun için ne yapılması gerekiyor? İşte sivil toplum kuruluşları gerekiyor. Ama bunu devlet de yapabilir. Ne yapar? Mesela TRT televizyonunda PKK ideolojisinin yanlışlığını anlatabilir, komünizmin yanlışlığını anlatabilir, Darwinizm’in yanlışlığını anlatabilir. Ama ne yapıyor TRT? Tam tersini yapıyor Darwinizm’i anlatıyor, materyalist felsefeyi anlatıyor yani komünizmin temelini anlatıyor. PKK ideolojisinin temeli olan Darwinizm’i anlatıyor. O zaman bizim bu dev çalışmaya karşı bütün gücümüzle Darwinizm’in geçersizliğini anlatmamız gerekiyor. Hükümetin ilk yapacağı şey bu komünizmin temeli olan Darwinist ideolojinin anlatımını durdurmaktır. Şöyle; Darwinizm’i geniş çaplı anlatacak fakat bunun bir pagan ideolojisi olduğunu, tamamen tesadüflere dayalı bir inanç sistemi olduğunu, kainattaki bütün bu sistemin, bütün bu mükemmel yapının en kötü açıklama olan tesadüflerle baştan sona katrilyonlarca tesadüf sonucu oluştuğunu iddia etmelerinin mantıksızlığını TRT’nin anlatması lazım. Ama adamda saç-sakal birbirine karışmış “yok ben Darwinistim” diyor. Bakan çıkıyor Milli Eğitim Bakanı “ben de Darwinistim çok şükür” diyor “Darwinizm’i kim inkar edebilir ki hepimiz Darwinistiz zaten” diyor. Bu durumda PKK’yla mücadele çok güç olur. Bak “İdealist PKK’lı öğretmenler var” diyor “öğrencileri yetiştiriyor.” Öğrenciye ne anlatıyor önce öğretmen? “Aç biyoloji kitabını” diyor önce Darwinizm’i anlatıyor. Darwinizm’i anlatınca çocuk ne diyor? “Ha Hocam kainat diyalektik bir sistemle gelişiyor yani tesadüfler sonucunda kainatta oluşumlar meydana geliyor, insanlar tesadüfler sonucu oluşuyor, canlılar, bitkiler, hayvanlar hepsi tesadüfler sonucu oluşuyor” diyor. Ee? “Yani bir evrimle oluşuyor” diyor, “o zaman Allah yok” diyor. Allah olmayınca “o zaman ilk Kabataş çağında insanlar Allah düşüncesine sahip miydi?” diyor “yoktu, Allah yoktu, din yoktu, aile yoktu, devlet yoktu. Ne vardı? Komünizm vardı” diyor. “Şimdi biz ne yapacağız?” diyor “Atalarımızın dinine geri döneceğiz. Dinin, ailenin, ahlakın olmadığı, devlet yapısının olmadığı komünist sistemi istiyoruz” diyor. Sen okulda Darwinizm’i anlatırsan Darwinizm zaten komünizmin kökenini tam açıklamış oluyor. Sen ne diyorsun? “Allah yok” diyorsun, “canlılar tesadüfen oldu” diyorsun “güçlü olan kazanır, tez-antitez-sentez vardır” diyorsun “tez-antitez-sentez sonucunda kainat oluşur” diyorsun, komünist de aynısını söylüyor, PKK da aynısını söylüyor zaten. Birebir aynısını söylemiş oluyorsun.

 

Sevgisizlik Çok Korkunç, Büyük Bir Açlıkla ve Samimiyetle Sevginin Aranması Gerekir, Sevgisizlik Oksijen Alamamak Gibidir  

Sevgisizlik çok kötü, gençlerin bundan çok korkmaları lazım. Dehşet verici bir şey sevgisizlik. Sonsuz ızdırap, sonsuz acı. Sevgi çok zevkli ve güzelken neden sevgiyi istemiyorlar? Veyahut aramıyorlar bu çok şaşırtıcı. Büyük bir açlıkla, büyük bir samimiyetle aramaları lazım sevgiyi. Bir facia. Hava alamamak gibi. Oksijen alamadığında insan ne yapıyor? Camı çerçeveyi kırıyor değil mi? Aman bir an önce hava alayım diye. Sevgisizlik hava alamamak gibidir. Hayatın oksijenidir sevgi. Ölüm gelir sevgi olmazsa. Sevgiyi aramaları lazım. Bir de bu internette şuna buna kötü sözler söylediklerinde kendileri çok sıkılıyorlar, çöküyorlar, sağlıklarını kaybediyorlar. Kötü söz söylenen etkilenmez ondan. Ama akşama kadar bir insan kötü söz söylüyorsa ne olur onun kalbi? Ona kalp mi dayanır, beden mi dayanır, akıl mı dayanır? Sürekli nefret sözü olur mu? Zorla kendine bu gençler güzel söz ettirsinler. Gençler itici söz söylemesinler. İtici söz kalplerini sıkar, çok bunaltır beyinlerine vurur çok zarar verir. Münasebetsiz konuşmaktan kaçınsınlar yani pis konuşmaktan kaçınsınlar. Güzel konuşsunlar kalpleri ferahlar. Öbür türlü çirkinleşiyorlar sağlıkları bozuluyor. Sigaraya veriyorlar kendilerini, içkiye veriyorlar, uyuşturucuya veriyorlar. Güzel konuş ferahlayacaksın her şeye güzel bak, güzel konuş. Sevgiyi ara gayet kolaydır bu. Bak bir denesinler iki gün denesinler kardeşim iki gün. Bak sürekli sevgiyle konuşsunlar gençler. Nefret sözü kullananlar iki gün, içinde nefret bile olsa ısrarla sevgiyi söylesinler. Bak ferahlayacaklar bereket bulacaklar. Böyle hayat olmaz böyle sürünüyorlar. Böyle yaşanmaz. Bu ne? Ölünceye kadar nefret.

İğrenç şeyler konusunda, itici pis şeyler konusunda espri yapmasın genç kardeşlerimiz. Tiksindirici şeylerin güldürücü yönü olmaz. Filmlerde falan da yapıyorlar. Tiksindirici, iğrenç olan, insanın acizliğiyle ilgili olan şeyleri, pis şeyleri gülecek konu olarak ele alıyorlar. Gülünecek bir şey yok onda. Allah seni ondan koruyor, istediğinde sen kendini tertemiz yaşatabiliyorsun. Niye kendini pis gösteriyorsun, tiksindirici gösteriyorsun? Bir de onun gülünecek nesi var? Acizliğinin neyine gülüyorsun? Bir de temizliğe çok dikkat etsinler. Tişörtü oluyor o pis tişörtle geziyor, kot yıkamıyor kotu kir götürür diye. Leş gibi kot artık grileşmiş o halde giyiyor. Olur mu? Sonra bütün vücutlarında sivilce oluyor her yerlerinde. Her yerlerinde enfeksiyon oluyor, bu yakışmaz. Kaliteli bir hayatı gençlerin hedef edinmesi gerekiyor.

 

Güzel Konuşmak Kalbi Ferahlatır, Gençler Her Şeye Güzel Baksınlar, Güzel Konuşsunlar, Sevgiyi Arasınlar. Bu Gayet Kolay

Mesela farz edelim birisiyle aran bozuk, “seni seviyorum dostum, arkadaşım” de ferahlayacaksın. Rahatlarsın. İçinden gelmese de de. Sonra ona ruhun inanır. Sen yap, ibadet olarak yap, ruhun ona inanır. Olur yani şeytan seni geri çekebilir önemli değil. O direnmeyi, nefsindeki direnmeyi önemli görme. Sen sevgi sözcüğünü söylediğinde ruhun ferahlar. Ruhunun gıdasını yerine getirmiş oluyorsun. Doğru olanı yapmış oluyorsun. Ama diyor “içimden gelmiyor.” Kardeşim nefsin sana direnen, sen şeytana niye önem veriyorsun? Nefis şeytan gibidir. Şeytanın etkisiyle öyle yapıyor, sen ona önem verme. Sevgi sözcüğünü ısrarla kullanmak kalbi ferahlatır, kafayı açar, öfkeyi giderir. Sinirlerdeki gerginlik gider, ferahlar insan. Yoksa insan deliye döner, hasta olur insan.

 

İkiyüzlülerin, Hainlerin, Alçakların Varlığı Müminin Değerini Yükseltir. O Mahlukların Varlığı İmtihanın Önemli Bir Unsurudur

Eğer ikiyüzlüler olmasa münafıklar olmasa, ahlaksızlar olmazsa, alçaklar olmazsa bak alçak olmazsa yüksek olmaz. İkiyüzlü olmazsa mert olmaz. Bunlar gerekiyor. Öyle insanlar olacak ki sen yükselesin. Mehdiyet devrinde çok azalır. Binde bir, on binde bire düşer ama sevap da düşmüş oluyor. Onun için Mehdi (as)’yi Allah fazla tutmuyor ondan sonra dünya hakimiyetinden sonra. Yedi veya dokuz sene. İkisinin arasında. Küfrün çok olması, ahlaksızlığın çok olması, kötü söz söylenmesi Müslüman’ın çok lehinedir. Muazzam lehinedir. Asıl ihtiyaç olan odur zaten. İmtihanın asıl zemini oradan oluşur.

 

(Kutlu doğum haftalarının kutlamalarının Fethullah Gülen’in doğum günü olan 27 Nisan tarihi haftasına sabitlenmesi büyük eleştiri konusu olmuştu. Mehmet Görmez bu konuyu savunmuş ve bir değişiklik yapmamıştı ancak yeni başkan Ali Erbaş döneminde Diyanet bu konuda yeni bir karar aldı. Ve kutlu doğum etkinliklerinin artık diğer günler gibi hicri takvimine göre yapılması kararlaştırıldı.)

Doğru olmuş. FETÖ’yü insanlar hiç tahmin edemedi. Bizim Müslümanlar hiçbir zaman için devlet kadrolarında oluşamadılar. Yargıtay’da namaz kılan bir Müslümanın olduğu düşünülemezdi bizim zamanımızda. Bir kuvvet komutanının namaz kılacağı düşünülemezdi. Tahayyül dahi edilemezdi. Bir genel müdürün. Camiye bazen öyle adamlar ağlıyordu müdür falan gelip namaz kılsa Müslümanlar öyle seviniyordu tahayyül edilemiyordu. Öyle bir dönemde dediler ki “Biz bütün devlet kadrolarına eleman yetiştireceğiz.” Hakikaten de millet sevindi. Dediler ‘Nurcu bunlar, başı yerden kalkmaz, adaba edebe çok önem verirler, zararsız gariban insanlar. Gece gündüz sevgiden bahsediyorlar. Karıncayı bile incitmezler.” Adamlar alçak oğlu alçak, kahpe kere kahpe çıktı. Oğlu demeyelim de alçak diyelim. Kahpenin kahpesi çıktı adamlar. İngiliz derin devleti bunlara cinayeti sevdirmiş bizim görmediğimiz dönemde. Kahpeliği sevdirmiş, casusluğu sevdirmiş, züppeliği sevdirmiş, dinsizliği sevdirmiş, İslam karşıtlığını sevdirmiş. Hz. Muhammed (sav) karşıtlığını sevdirmiş, Bediüzzaman karşıtlığını sevdirmiş, homoseksüelliği sevdirmiş her türlü ahlaksızlığı sevdirmiş. Adamların acizliğine, iradesizliğine, karaktersizliğine, basitliğine bak. Hayvan, görmüyor musun sen, Müslümanım diyorsun bu kadar ahlaksızlığı kabul ettiğinde senin dinle imanla alakan kalır mı? Şeytandan daha beter oluyorsun. O zaman bir ideal bir şey kalıyor mu? Hiçbir şey kalmıyor. Hiçbir amaç kalmıyor.

 

(Diyanet’in Kutlu Doğum Haftası’yla ilgili kararına Burhan Kuzu Twitter sayfasından şöyle bir yorum yaptı; “Kutlu Doğum artık Mevlit Kandili’nde kutlanacak. Yeni Diyanet İşleri Başkanı yirmi üç yıllık FETÖ tezgahını bozdu. Çünkü Kutlu Doğum’un bugünkü hali bir FETÖ projesiydi” dedi.)

Tamam hallolmuş. FETÖ’nün bir tane projesi yok ki çok fazla projesi vardı. Rezil rüsva etti Allah. Otuz kere söyledim “Bediüzzaman’la uğraşmayın” dedim, “Bediüzzaman’a saygılı olun, millete tepeden bakmayın, ukalalık yapmayın” dedim. “Aranızda züppe olanlar var, bilmişler var” dedim. “Kendini büyük gören büyüklenenler var; Allah belanızı verir, uğursuzluk gelir, yapmayın” dedim. Ama ben yine Müslümanken bunlar enaniyet yapıyor zannediyordum. Müslümanken kibirlendiler zannediyordum. Meğer adamlar dinden imandan zaten çıkmış komünist de olmuş bu ahlaksızlar. Vatan millet düşmanı da olmuş. Türkiye düşmanı olmuş, Türkiye’deki insanlardan nefret eder hale gelmiş, nefretinden de hepsini öldürme arzusu meydana gelmiş. Kimde olur böyle bir azgınlık? Kimde olur böyle bir manyaklık.

 

Her Şehirde Sokak Çocukları İçin Özel İnşa Edilmiş Mekanlar Olursa Halk da Gönüllü Anne ve Baba Olarak Onlara Sahip Çıkarlar

Sokaktaki çocukları; bu tiner falan kullanan dışarıda gezen çocuklar… Eğitim artı beslenme, yeme, içme, kılık kıyafet her şeyiyle ilgilenilmesi lazım. Sokakta yatmalarına müsaade edilmemesi gerekiyor. Her şehirde onlara üç-beş ev yapılmış olsa yeter o. Birkaç devlet dairesi yer yer. Halk da bakar onlara. Gönüllü anneler, gönüllü babalar olabilir, o çocuklara bakarlar. Ama tabii halkın desteği çok önemli, halkın sevmesi çok önemli.

 

Karadeniz Halkı Türkiye'nin En Tatlı, En Güzel Halklarından Biridir. Delikanlıdır, Dindardır, Devlete Sadıktır, Merttir ve Onurludur

Karadeniz insanı bence Türkiye'nin en tatlı insanlarından. Bir kere devletin ve milletin garantisidir Karadeniz halkı. Acayip kabadayıdır. Sen gideceksin de darbe yapacaksın Karadenizliye. Senin iflahını keser. Yerin altında tünel açtırır sana kanunla hukukla. Mümkünü yok.  Dindardır Karadeniz halkı. Namusuna, haysiyetine, şerefine düşkündür. Merttir böyle delikanlı, kabadayıdır. Yüksek hasletleri hedefler, neşesi yerindedir, zekidir bütün Anadolu insanı gibi. Çok seviyoruz Karadenizli kardeşlerimizi. Bizim çocukların büyük bölümü Karadenizli. Hemen hemen yarısı Karadenizli diyebilirim.

 

(“Firavun’un ölüm anında iman ettiğini söylemesi imanı daha önce kavradığını gösterir mi?” izleyici sorusu)

O anda panik oluyor o korkudan. Daha önce de yapıyor çünkü ilk defa yaptığı bir şey değil. Yaklaşık yedi kere yaptı aynı ikrarı yedisinde de “ben iman ettim” dedi. Her seferinde döndü. Manyak adam normal birisi değil. Orada da panikle söylüyor onu. Orada kurtulsa yine hemen itliğe başlar. Hiç fark etmez onun için. Allah onu biliyor, o ölü bir varlık Firavun. Onu bilmiyor kardeşimiz. O bilgisayar gibi yani hayvani bir içgüdüyle, korkuyla onu söylüyor. O geçer geçmez hemen imansızlığını yine ilan eder. Allah “sonsuza kadar bunlar böyledir” diyor sonsuza kadar. Hiçbir şekilde iman etmiyorlar. Dolayısıyla samimiyetsiz, o da evrime inanıyordu ölen Firavun. O da insanların ve canlıların evrimle yaratıldığını inanıyordu.

 

(“Sevgilin ilgi göstermiyorsa ne yaparsın?” izleyici sorusu)

Layık değildir, Allah senden onu uzak beri etmiş, sen çünkü nur gibi çok güzel kızsın. Senin değerini fark edememiş, güzelliğini fark edememiş, sıcaklığını fark edememiş. Allah senden onu uzak tutarak seni bir dertten, kötülükten korumuş. Senin onuruna, şerefine, namusuna, haysiyetine, sağlığına, sıhhatine, dinine, imanına, güzelliğine, neşene, sevincine, her şeyine kefil olması, desteklemesi ve yardımcı olması lazım.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259078/sayin-adnan-oktarin-27-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259078/sayin-adnan-oktarin-27-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170927t_10.jpgSat, 07 Oct 2017 03:00:00 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Eylül 2017

 

(Referandum devam ederken dün Sayın Erdoğan ile Putin telefonla görüştüler. İki liderin konuşmalarında Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün önemine vurgu yaptıkları açıklandı.)

O önemli tabii. Bütünlük içerisinde dostane yaşama esas. Yani Irak bütün olarak hareket ederse daha iyi ve bütün Müslümanlar sonuçta tek parça bütün olarak hareket etmesi doğru olur. Ayrı gayrı tehlikeli. Birlik daima ferahlık. Birlik kavgayı önlüyor. Parçalanmışlık; kargaşa savaş, fitne, dostluk olmaması, sevgi olmaması bunlara sebep oluyor. Bir kere sırf Irak’ın bütünlüğü değil de İslam aleminin bütünlüğünü esas almak lazım. İşte Suriye’nin bütünlüğü, Irak’ın bütünlüğü, kardeşim İslam aleminin bütünlüğü esas. Çünkü tek kardeş bunlar bir kardeş, bir aile halkı bunlar. Aile halkı parçalanmış. Aile halkını birleştirmek farz. Suriye’nin, Pakistan’ın, Irak’ın bütünlüğü iddiası tamam ama asıl bütünlük İslam’ın bütünlüğü, İslam aleminin bütünlüğü. Bir aile içinde evlatlar bir odaya biri hapsolmuş, bir odaya biri hapsolmuş öyle olmaz.

 

(Dün Kuzey Irak’ta yapılan referandumla ilgili son iki günde yaşanan gelişmeleri özetle sıralamak istiyorum. Gün gece saatlerinde sınırda Irak askerleriyle Türk askerleri ortak tatbikat yapmaya başladıklarını duyurdular. Tatbikattan fotoğraflar da vardı. Bağdat yönetimi, Kerkük’te askeri güç bulundurma kararı aldı. Bağdat ayrıca Barzani kontrolündeki tüm sınır kapılarının kapatılması ve Kerkük petrollerinin merkezi yönetime teslim edilmesi talimatı verdi. Barzani ve ekibinin banka hesapları takibe alındı. Kerkük’ün güneyinde Haşdi Şabi milisleriyle Peşmerge arasında çatışma çıktı. İran kara sınırını kapadı. Suriye referandumu tanımadığını açıkladı. Referandumu tanıyan tek ülke İsrail.)

Aslında İsrail de tanımaması lazım çünkü İslam aleminin bütünlüğü İsrail’in işine gelir. Parçalanmış bir İslam ailemi muazzam bir kavga, terör ve anarşi demektir. İsrail’in başını belaya sokar öyle bir şey. İsrail’in huzuru için bu şart, İslam aleminin bütün olması. Bütün olduğunda İsrail’e yönelik tehdit sıfırlanmış olur, sıfır tehdit. Ama öbür türlü binbir türlü tehdit oluyor. İslam alemini bin bir parçaya ayırırsan bu İsrail’e binbir türlü tehdit demektir. Bin bir parçayı tek parça yaparsan sıfır tehdit demektir.

 

(Barzani dün yaptığı açıklamada, “Referandum asla 26 Eylül’de bağımsızlık ilan edeceğimiz anlamına gelmiyor, asla Türkiye için tehdit değildir. Referandum sınırları belirlemek için değildir” ifadesini kullandı.)

Peki nedir amaç ne? Amaçsız referandum yapılır mı? Aklı başında bir adamsın sen onu boş yere yapmayacağın belli. Ne amaçla yaptığını söylemen lazım. Gereksiz yere herkesi hareketlendirdi. Mesela bu referandumun ardından 200 araçlık PKK konvoyu Suriye’den Kuzey Irak’a doğru yola çıktı o tarafa doğru 200 araçlık PKK konvoyu. Bak hiç kimse gitmiyor ama PKK güçleri gidiyor. Bu, tehlikenin aynen bizim dediğimiz gibi olduğunu gösteriyor. Hakikaten 200 araçlı konvoyla bile orada yönetimi ele geçirebilirler çok rahat.

 

Bir İnsan Doğal Olarak Allah'ı Çok Sever. Allah Sevgisini Anlatmamız Aslında Şaşırtıcı Bir Durumdur

Allah sevgisi, aslında ikinci bir hal insanda olmaz. Ama tabii anlatmak durumunda kalıyoruz. Çünkü aksini iddia eden insanlar olduğuna göre, normalde bu anlatılacak bir konu değil zaten insan sever Allah’ı. Ama robot varlıklar da yaratıldığı için, robotlara da Müslümanların kafası takıldığı için cevap vermek durumunda kalıyoruz. Allah bizden sonsuz sevgiyi istiyor, Kendisi’ni sonsuza kadar sevmemizi istiyor, O da bizi sonsuza kadar sevmek istiyor ama dünyaya bağlanmamızı hiç istemiyor Allah. Yani imtihan yerine bağlanmamızı hiç istemiyor. “Bana bağlanın, ahiretteki asıl yurdu isteyin” diyor. Dolayısıyla Allah’ı aşkla sevmek normal imanda normal akıllı bir Müslüman’ın doğal tabii tavrıdır.

 

Referandum Sonrasında PKK'nın Kuzey Irak'ı Ele Geçirmek Hedefinde Olduğunu Söylemiştim Şimdi 200 Araçlık PKK Konvoyu Bölgeye Doğru İlerliyor  

Bak, onu söyledim aynısıyla çıktı görüyorsunuz. 200 araçlık PKK konvoyu şu an Peşmerge’yi sarmak üzere olay yerine intikal etti. İlk 200, Amerika verdi bu silahları, Amerika’ya da İngiltere talimat verdi. Görüyor musun maskeleri, tamponları, perdeleri? İngiltere ne diyor? “Şiddetle karşıyım bölünmeye” diyor. “Derhal derhal durdurulsun” diyor. Ama bak gelen araçlar Amerikan malı. Amerika ne diyor? “Kesinlikle” diyor. Amerika’ya talimatı veren kim? İngiltere. Bir türlü göremiyorlar işte bu yüzden. İngiltere’nin yani İngiliz derin devletinin perdesinden dolayı, perdeleme yapmasından dolayı bu oyunlar bir türlü görülemiyor. Olay doğrudan İngiliz derin devletinin bir operasyonu şu an.

 

Annendeki Şefkati ve Fedakarlığı, Çiçekteki Muntazamlığı Kokuyu, Kedilerin Şekerliğini Masumluğunu Hepsini Yaratan Allah

“Allah’ı nasıl seveceğiz?” diye kardeşlerimiz soru soruyorlar. “Çiçeği seviyor musun?” “Seviyorum” diyor. “Anneni?” “Deli gibi seviyorum” diyor. “Babanı?” “Babamı da deli gibi seviyorum” diyor. “Karını?” “Onu da çok seviyorum” diyor. “Çiçekleri seviyorum” diyor, “Kedimi seviyorum” diyor, “Kuzularımı seviyorum” diyor. Sen kimi seviyorum diyorsun biliyor musun? Allah’ı seviyorum diyorsun. O anlattıklarının tamamı Allah’ın görüntüleri, tecellileri. “Kendimi de seviyorum” diyor. Kendin de Allah’ın tecellisisin. Sevdiğin her şey Allah’ın tecellisi. Ama Allah o tecellilerin dışında sonsuz akıl ve sonsuz güzellik. Seviyorum dediğin her şeyde zaten Allah’ı sevmiş oluyorsun sen. Çünkü Allah’ın Zatı’ndan başka hiçbir şey yok. Tecellisi tecellisi tecellisi tecellisi her yer tecellidir. Mesela biz Tomasin’i seviyoruz, kardeşim hayvanın bir tane tüyünde Tomasin’in milyonlarcası var, bir tane tüyünde aynısı kodlanmış. Ve ona ait trilyonlarca bilgi kodlu. Ama bakıyoruz mesela onun candan hareketleri, tatlılıkları falan, hayvan kendi yaptı zannediliyor, değil. Allah yaptırıyor ona biz beğenelim diye hayvan bilmez onları. Yahut Elma’nın şekerlikleri, değil mi? Ağaçların güzelliği, insanların güzelliği, kadınların güzelliği bunların hepsi tecellidir. Mobilyayı beğeniyoruz, evi beğeniyoruz, arabayı beğeniyoruz hepsi Allah’ın tecellisi. Değil mi? Yiyeceği beğeniyoruz domatesi, biberi, üzümü, elmayı, portakalı kokusunu beğeniyoruz, seviyoruz, hepsi Allah’tır, hepsi Allah’ın tecellisidir.

 

İsrail Hükümeti Barzani Referandumuna Destek Verirken Duygusal Hareket Ediyor. Parçalanmış Bir Ortadoğu İsrail'in Rahatsız Yaşaması Demektir

İsrail’in içinde İngiliz derin devletinin çok fazla elemanı var. İsrail hükümeti hata yapıyor duygusal davranıyor. Şöyle düşünüyorlar, diyorlar ki işte “Biz de küçük bir ülke oluşturmak istemiştik sonunda bir devlete kavuştuk, onlar da Kürtler de gayret ediyorlar bir ülke oluşturmak istiyorlar biz de onlara destek olalım, onlar da İsrail gibi bir devlet oluştursun.” Duygusal bir değerlendirme bu. Parçalanmış bir Ortadoğu İsrail’in huzursuzluğu, ızdırabı, sıkıntısı demektir. Bütün bir İslam alemi İsrail’in kurtuluşu demektir, İsrail’in hürriyeti demektir. Uçsuz-bucaksız topraklarda Kenan ilinde kutsal topraklarda istedikleri gibi hür, rahat ve huzurlu yaşamaları demektir. Küçük küçük devletlerle İsrail’e rahat olmayacağı çok açık belli. Mesela bak Selahaddin bölgesi Barzani’nin bölgesi içerisinde kalıyor. Nedir şimdi orada sorun? Sorun şu; orası Şii bölgesi. Ee? Ayrılmak istiyorlar. Ne yapacaksın şimdi? Orası ayrılacak, Sünni bölge ayrılacak, komünistlerin bulunduğu bölge var onlar ayrılacak. Barzani sen ne olacaksın? İltica edeceksin kaçabilirsen. Ve bu küçük küçük devletler İsrail’in başına dert olacak. İsrail’in kurtuluşu İslam aleminin birleşmesidir, Hz. Mehdi (as)’ın zuhurudur, Moşiyah’ın. 3500 yıldan beri Moşiyah’ı bekliyorsunuz, o duaya amin deyin Moşiyah çıksın kutsal topraklarda enine arşınına özgürce, sıfır tehdit, sıfır baskı ve onurla şerefle oralarda yaşayın. Sevinç içinde ezgiler söyleyin, dualar edin. Bu, belaya kapıdır yanlış yaptılar. İsrail derin devletinin elemanları, İngiliz derin devletinin elemanlarıyla iç içeler. İsrail’in meşru legal hükümeti, devleti bu tehdidi görüp İslam aleminin birliği için gayret etsin.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Amerika’da Yahudilerin önde gelenleriyle konuştum. Netanyahu’ya söyleyin, ‘Kuzey Irak’taki oluşumu desteklerse bizimle arasının düzelmesi mümkün olmaz’ dedim” dedi.)

İyi demiş. Çünkü Netanyahu biraz İngiliz derin devletinin elemanlarının etkisinde kalmış olabilir. İyi bir hesap yapılmamış. Yanlış bir hesap.

 

(Sayın Erdoğan ayrıca “Son ana kadar açıkçası Barzani’nin böyle bir hataya düşeceğine ihtimal vermiyorduk” dedi. “İlişkilerimizin en iyi olduğu dönemde bizimle hiç istişare etmeden bunu yapmalarını anlamıyoruz. Zaten orada devlet gibi rahat yaşıyordunuz ne gerek vardı buna?” diyor. “Barzani bize ihanet etti” şeklinde bir açıklaması var.)

Tabii değişen bir şey olmayacak, hiçbir faydası olmaz sadece kargaşaya neden olur. Rahatça savaş sebebi olur bundan sonra her olay. Ufacık bir kıpırtı rahatça savaş sebebi olabilir yani hukuki açıdan. Gereksiz bir hata. İngiliz derin devletinin her zaman olduğu gibi Ortadoğu’daki ülkeler oyununa düşüyorlar. Her zaman olduğu gibi. Ve bu oyundan bir türlü kurtulamıyorlar.

 

İnsanın Asıl Hedeflemesi Gereken Ahiretteki Mutluluktur. Dünyada Her Şey Eksik ve Acizdir, İnsanın Dünyada Eksikliği Acizliği Hiç Bitmez

Dünyada sadece Allah’ı sevmekten, Allah’a dost olmaktan kaynaklanan bir mutluluk olabilir. Burada her şey aciz ve eksik yaratılmış. “İnsan zayıf yaratıldı” diyor ayette. Saçı vardır dökülür onun derdine düşer, kaşı vardır dökülür onun derdine düşer. Kirpikleri vardır dökülür kirpiklerini beslemek için ilaç alır. Gözleri bozulur yakını göremez uzağı göremez gözlük alır. Burnu tıkanır ondan rahatsız olur, enfeksiyon olur ondan rahatsız olur sinüzit olur. Boğazında bademcik olur, dişleri ağrır. Dişlerini diş doktoruna götürüp çektirir kimine dolgu yaptırır. Kafasında rahatsızlıklar olabilir, sıkıntı olabilir. Beyninde rahatsızlıklar olabiliyor. Omurgasında boyun omurlarında rahatsızlık olur. Allah bunları kasten yapar. Eğer bu yapılmazsa insanların büyük bir bölümü azar ve Allah’a isyan ederler. Bu acizliğiyle ancak dengeleniyor ucu ucuna dengeleniyor insanlar. Bir bakın etrafa kendiniz de görürsünüz. Belinde fıtık binbir türlü hastalık. Bazı vatandaşları görüyoruz korkunç azgın. Eklemleri ağrıyor, ayağı ağrıyor, romatizmaları azmış. Bileği ağrıyor, karaciğerinde rahatsızlık var, dalağında rahatsızlık var ama müthiş azgın. Allah ucu ucuna dengeleyecek şekilde bunu bu şekilde yaratıyor. Yoksa insanlar zapt olmaz ve dünyaya akıl almaz bağlanırlar. Ömrü de çok kısa yapıyor ki hiç bağlanmasınlar diye. Yaşlılığı da çok süratli getiriyor. Daha otuz yaşında, kırk yaşında yaşlanmaya başlıyor insanlar. Kırk yaşında saçları bembeyaz oluyor kırk-elli yaşında. Ve çökme başlıyor altmış-yetmişlerde zaten çoğu insan ölüyor. Yetmiş-seksen veyahut. Dengeyi sağlamak için Allah bu sistemi kurmuştur. Bütün azalara hastalık veriyor ki insanlar denge içerisinde kalsınlar diye.  

 

(Adana’da sahneye çıktı Aleyna Tilki, izlemeye gelenler önce yumurta fırlattı, sonra sahneye hücum etti. Neye uğradığını şaşıran genç şarkıcı sahneyi terk etti, daha sonra seyirciler sahneye girmeye kalkışınca sahnenin ışıkları kapandı ve şarkıcı Aleyna Tilki konser alanından ayrıldı.)

Bu münasebetsizlik nedir böyle? Bir avuç cahil, bir avuç münasebetsiz, bir avuç görgüsüz, bir avuç sevgisiz, insaniyetsiz, densiz el kadar çocuğu orada rahatsız ediyor, korkutmaya çalışıyor, huzurunu bozuyor. Buna göz yumulmaması lazım, bunu yapanların hepsinin hakkında adli işlemin derhal başlatılmasını talep ediyoruz hükümetten derhal. Bir kişi eksik kalmaksızın kimse münasebetsiz, densiz içlerinde, terbiyesiz. İçlerinde bunların ayı da oluyor, görgüsüzü de var, münasebetsizi de var her çeşit adam çıkıyor içlerinden. Bunların ilgili kanun maddelerine göre tecziye edilmeleri. Keşke çocuk gitmeseydi oradan, oraya polis gelseydi bunların hakkını avucuna bir koysaydı, sürükleyerek alıp götürseydi bunları polis ve konser de devam etseydi. Şimdi bu an bunlar bunu bir zafer ve başarı gibi göreceklerdir başka yerlerde de yapacaklardır. O yüzden bu gibi şeylerde polis bulundurulması, sivil polis bulundurulması önemli, polise de geniş yetki verilmesi önemli. Derhal karşılığının verilmesi gerekirdi o anda. Bir hata olmuş. Aleyna Tilki’ye geçmiş olsun diyorum. Gönlü çok rahat olsun onu çok seviyoruz, çok tatlı bir kız, çok hoş bir sanatçı, sevecen, Allah ona uzun ömür versin, hidayet versin. Tabii önceden konseri yapanların emniyete başvurması gerekirdi vilayete önlem alınması için çünkü bu tip toplantıların hepsinde provokasyon olur PKK’lısı gelebilir, IŞİD’lisi gelebilir, Kaide’si gelebilir, mafyası gelebilir her türlü adam gelebilir. Bu zaten beş-on kişiyle yapılabilecek bir şey. Polisin orada önlem alabilmesi için bu şart. Bundan sonraki konserlerde mutlaka vilayete başvurup polisten güvenlik tedbiri almasını istemeleri gerekir. Belki hayır olmuş gitmesi, belki değil hayır olmuş. Ama bunu kabul etmek demek bunun devamı için kapı açılması demektir. En sert şekilde polisin karşılık vermesi gerekir bu tip olaylarda. Devletin en keskin şekilde karşılık vermesi gerekir. Yani bu genç kız, sanatçı, masum bir insan. İyi niyetle orada insanları mutlu etmek, eğlendirmek, onlara müzik sunmak, sanat sunmak için gelmiş. Adam vahşice saldırıyor. Bu olmaz. İçlerindeki ayıları, densizleri, münasebetsizleri kimse tek tek ayırt edip gereğinin yapılması lazım.

 

Göz Sevgiye Boyun Eğicidir. Gözden İnsanın Sevgisi Hemen Anlaşılır

Davranışlar ters olabilir. Konuşması da ters olabilir ama gözlerden sevgi anlaşılır. Mesela bir kadın olur sevmediğini söyleyebilir. Ters tavırlar gösterebilir. Ama gözlerinde akıl almaz bir tutku vardır oradan anlarsın. Göz yalan söylemez ağız yalan söyler. Kollar yalan söyler, eller yalan söyler ama göz kontrol dışıdır. Sevgiye boyun eğer göz. Yani kontrol edemezsin, dolayısıyla gözden doğruyu anlamak mümkündür.

 

(Referandum yapılırken Amerika yeni bir açıklama yaptı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada “Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız” denildi. Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, "DAEŞ’i ortadan kaldırmak ve İran'ı püskürtmek için birleşik bir Irak olmasını ümit ediyoruz" dedi.)

Şimdi bu usulen söylenmiş bir söz. Onlar garanti almasalar böyle bir şey olmaz.  İngiltere'nin söylediği de usulen, Amerika da usulen söylüyor. Amerika ve İngiltere karşı olacak da ufacık bir topluluk bağımsız ülke ilan edecek. Yani olacak iş mi şu? Asla cesaret edemez. Belli ki bir oyun var ve insanlar aldatılıyor, toplum hep aldatılıyor, kamuoyu aldatılıyor. Ben bu hanımefendi için söylemiyorum da İngiltere'de de, Amerika'da da birçok ülkede de kamuoyu genellikle aldatılır, kamuoyu çocuk yerine konulur. Kamuoyunun kafasının çalışmadığı düşünülür ve kolayca kandırılacağı düşünülür. Bakın bu sözüm çok önemlidir. Kamuoyu iki yüz yıldan beri, üç yüz yıldan beri oynatılır adeta birçok ülkede kandırılır. Mesela “düşmanız” der aslında dosttur. “Dostuz” der aslında düşmandır. “Savaşacağız” der aslında amacı hiç o değildir. “Barış yapacağız” der hiç amacı o değildir de. Bu şekilde bir oyun yıllardan beri oynanır, yüzyıllardan beri.

 

Gerçek ve Sonsuz Sevgi İslam'da Vardır. Materyalist Düşüncede Her Şeyin Bitip Yok Olacağına İnanan Bir İnsan Candan Sevemez

Hakikaten sevgi sonsuza kadar gitmesi gereken bir güzellik. Niye sonlu olur? Mümin de sonluluk var mı? Yok. Çünkü sevdi mi sonsuza kadar sever. Niye sonlu sevsin? Sonluluk nerede var? Materyalizmde var. Darwinist düşüncede var. Materyalist, Darwinist kafada her şey sonludur. Ama İslam'da hiçbir şey sonlu değildir. Hiçbir şeyin sonu yoktur. Sevginin de sonu yoktur, dostluğun da sonu yoktur. Dolayısıyla materyalist, Darwinist bir insandan başka bir şey bekleyemezsin. Adam zaten ölünce yok olacağını düşünüyor da sevginin yok olacağını düşünmesinden doğal ne olabilir? Sevgi; “Kaç yıl yaşayacağım ben?” diyor. Mesela 20 yaşında ise dört on senede 60 yaşında. Dört on sene göz açıp kapayıncaya kadar geçer. O yüzden materyalist kafada hiçbir şey sonsuz değildir. Sonsuz sevgi yoktur. İslam'da vardır sonsuz sevgi. O da çok zevkli ve gerçek sevgidir.

 

(Sayın Devlet Bahçeli referandum hakkında şunları söyledi. “Bu sözde referandum bölge için çok karanlık bir dönemin habercisidir. Barzani, çok ağır bir bedel ödeyeceği ve sonu hüsranla bitecek bir macera yolculuğunu başlatmıştır. Çocukluk hayalinin nasıl kabusa dönüşeceğini yaşayarak görecek.”)

O kendi kanaati değil. Kendi kanaatiyle oraya da getirmezler. Babası da kendi kanaatiyle oraya gelmedi. Kendi isteğiyle hiçbiri olmadı. Suudi Arabistan'da da öyle krallık rejimi kendi istekleriyle olmadı. Ürdün'de de öyle olmadı. Lübnan'da da öyle olmadı. Suriye'de de öyle olmadı. Tamamını İngilizler oluşturdular. Hanedanları da İngilizler oluşturdular. İngiliz derin devletinin planlaması ve yönlendirmesiyle olundu bu netice alanında. Barzani ailesi oraya getirip yerleştirilmiş bir aile. Dolayısıyla şu anda da “bağımsızlık ilan et” deyince ilan ediyor. Gelen adamlar İngiliz derin devletinin katilleri. Onunla konuşanlar tam yetkili adamlar. Nasıl adamlar? Bu adamlar Kraliçe ile doğrudan gidip dönüşebilen insanlar. Yahut cumhurbaşkanlarıyla hiç izin almadan çat kapı gidip görüşen adamlar. Yani azılı katiller ve ajanlar tam yetkili bunlar. Dolayısıyla bunlardan devlet başkanından daha çok çekinir, daha korkarlar. Dolayısıyla orada biz Barzani'yi suçlayacak konumda olamayız. Tehdit altında Barzani. Şu an Barzani'nin tehdit olmadan bunu yaptığını iddia etmek hiç inandırıcı olmaz.

 

Normal Akla Sahip İnsanın Allah'tan Korkmaması Mümkün Değildir. İnsan Elips Bir Ekrana Bağımlı Yaşayan İnsandır, Bunu Fark Eden İman Ehlidir

Normal akıldaki bir insan doğal olarak Allah’tan korkar. Yani Allah’tan korkmak için çaba sarf etmesine gerek kalmaz. Çünkü konumu itibariyle zaten korkar. Elips bir ekranın başında bir ruh nasıl korkmasın yani? Elips bir ekranın başında bir ruh. Ne gösterirse onu görüyor ne duyurursa onu duyuyor. Mecburen korkar.  Yani o korkmayı Allah belirler. Çok fazla korku da istemiyor Allah.  Az korku da istemez. O korkuyu ekranın başındaki olan müminin ruhuna sürekli verir Allah. Çok fazla korktu muydu da insan helak olur çok fazla korkarsa. Az da korkarsa yine ahireti açısından helak olur. Tam ayarında tam derecesinde Allah o korkuyu muhafaza eder. Yani bizim gayret etmemize gerek kalmaz. Normal biz samimi olursak vicdanımızla hareket edersek o korkuyu Allah zaten tabii olarak bizde yaratır.

 

Öğrencilere Verilen Evlerin Kirasının Normalden Ucuz Tutulması ve İndirimli Olması Gerekir. Bu, Kanuni Bir Düzenlemeyle Sağlanmalı

Özellikle öğrenciye evlerin daha ucuz olması lazım normalde. Yani pahalı değil indirimli olması lazım. Çünkü kendi evladı olduğunu düşünsün. Okuyor, bilgisini artırıyor. Vatana, millete hayırlı bir insan olacak. Okuyan insana herkes destek olur normalde. Onların da destek olması lazım. “Bu konuda ne yapabiliriz?” diyorsun. Kanun çıkması lazım, bu suç kapsamına alınması gerekiyor. Dolandırıcılık kapsamına alınsın. Yani dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilsin. Meclise kanun sunulsun. Kanun Hükmünde Kararname de çıkabilir. Bu konuda dilekçe verelim. Kardeşlerimiz meclise dilekçe versinler. Kanun Hükmünde Kararname, Türk Ceza Kanunu’nda madde değişikliği olsun. Öğrenciye iki misli suçüstü yapılsın böyle bir şeyde. Müfettiş tayin edilsin. Müfettiş sivil kıyafetle gitsin ev tutmak için işte desin ki “Biz aileyiz, tutacağız.” Tamam bu kadar. Sonra da bir başkası gelir der ki “Biz öğrenciyiz, tutacağız.” İki misli dediğinde orada tutanak tutup hemen orada tutanaktaki ifadeye dayalı olarak tutuklama meydana getirerek, gözaltına alıp tutuklama meydana getirip oradan suçüstü mahkemesine çıkarıp hapishaneye. Bu yapıldı mı konu kökünden hallolur. En güzel çözüm budur. Çok kızdırıcı çok.

 

Parkların Çevrenin Temiz Tutulması İçin Halkın Eğitilmesi Şart. Sanata, Sevgiye, Görgüye, Muhabbete Kapalı Bir Kitle Olması Milli Felakettir

Halk, eğitilmesi gerekiyor. Halkın büyük bir bölümü temizliğe kapalı, kaliteye kapalı, sanata kapalı, estetiğe kapalı, sevgiye kapalı, dostluğa kapalı, selama kapalı, muhabbete kapalı veyahut epey bir bölümü diyelim. Bu milli bir felakettir. Buna karşı Darwinist eğitimin durdurulması ve Kuran mucizelerinin, iman hakikatlerinin anlatılması gerekiyor. Bu olmadan olmaz. Yani iman gelişmeden bu işin olması mümkün değil. Adam temizlik bilmiyor, şefkat bilmiyor, merhamet bilmiyor, saygı bilmiyor. Tek öğrendiği pislik, kabalık. “Heykel gördüm, tükürürüm” diyor. “Resim görürüm, tükürürüm” diyor. 3 yaşında çocuğun bacağı tahrik edermiş adamı. “Oğlan çocuğu” diyor, “buluğa erdi mi” diyor “annesini arzular” diyor. Dehşet verici adamlar, dehşet verici yani. Tek kelime dehşet verici. Bu adamları da “alim, hoca” diye gazetelere çıkarıyorlar. Televizyonlara çıkarıyorlar. Böyle eğitilen bir toplum ne olur? İnsanlar ne olur? Muazzam tahribat meydana gelir.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsanımızı sadece kuru bilgiyle donatmak, öğretmek yetmez. Onu aynı zamanda dürüst, vicdanlı, ahlaklı, ülkesini seven bir şekilde eğitmek zorundayız. Eğer biz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet idealimizi evlatlarımızın gönüllerine nakşedemezsek birileri gelir kendi bölücü fikirlerini, sapkın inançlarını oraya zerk eder” dedi.)

İşte tamam Tayyip Hocam yavaş yavaş dediğimizi gündeme getirmeye başladı. Ben yıllardan beri söylüyorum. 3-5 yıldan beri söylüyorum. Komünizm, PKK, PKK düşüncesi ideolojiyle, fikirle bu noktaya geliyor. Buna karşı ideoloji ve fikir ortaya koyarsan onu yenersin. Onun yerine güzel ve doğruyu hakim edersin. Susarsan o sürekli ilerler. Senin onu yenecek gücün yoksa o seni yenmeye kalkar. Olmaz.

 

Hayırda Yarışmak, Allah'ın Sevgisi İçin, Allah'ın Rızasının En Çoğunu Aramak İçin İyilik ve Güzellikte Yarışmaktır

Hayırlarda yarışmak, Allah’ın sevgisi için, en güzel olanı seçmek için en en güzel, daha güzel, daha güzel, daha güzel onu aramak yani Allah’ın rızasının en çoğunu aramaya güzellikte yarışmak, takvada yarışmak denir. Allah’ın rızasının en çoğunu aramak bak Allah’ın rızasını aramak değil, Allah’ın rızasının en çoğu mesela Allah’ın rızası on konuda birden olabilir yahut üç konuda birden olur bakarsın en çok hangisinde mesela birinde on, birinde yirmi, birinde altmış, altmış işine gelmese de altmışı seçeceksin, ona Allah’ın rızasının en çoğunu aramak denir. Her şeyde bu böyledir okulda, yemede, içmede, evlilikte, askerlikte, müzikte, sanatta her yerde.

 

Sonsuza Niyet Yoksa Sevginin Bir Anlamı Olmaz ki, İnsan Sonsuza Niyetle Seviyorsa O Gerçek Sevgidir. Aksi Sadece Hevestir

Sevgi sonsuzdur, zaten sonsuza niyetle sevilir. Yoksa insan sevemez ki, anlamı da olmaz. Yoksa ben onu sevgi olarak görmem. Sevemem de, sevginin hissini de duyamam, zevkini de alamam, etkilenmem de. Korkunç bir şey, tahayyül dahi edemiyorum.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259077/sayin-adnan-oktarin-26-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259077/sayin-adnan-oktarin-26-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170926t_10.jpgSat, 07 Oct 2017 02:59:11 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Eylül 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün gece saatlerinde Irak’taki referandumla ilgili İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile bir telefon görüşmesi yaptı. İki liderin, Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda mutabık oldukları söylendi. 4 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuları görüşmek üzere İran’a gidecek, inşaAllah.)

Evet, o önemli. Bölünme bir başlarsa arkası gelir. Çünkü İngiliz derin devleti rezil oldu yapamadı, Irak’ı bölmek istedi yapamadı, Suriye’yi bölmek istedi yapamadı, şu an yapmak için zorluyor. Hiçbir şekilde buna müsaade etmemek lazım. Sadece İttihad-ı İslam’a kapıyı açıp İttihad-ı İslam’ı oluşturmak lazım ve İngiliz derin devletini rezil-kepaze etmek lazım.

 

(Irak Başbakanı İbadi, Barzani’yi yolsuzlukla itham ederek referandumun tanınmayacağını, petrollerin Iraklılara ait olduğunu söyledi. “Irak’ta ırkçı bir devlet kurulmasını reddediyoruz. Irak etnik ve mezhep temelli bölünmeyle karşı karşıya bulunuyor. Hiç kimseye ülkeyi kendi malıymış gibi davranmasına izin vermeyiz. Bu da Saddam rejimi gibi başarısızlığa uğrayacak. Kürt kardeşlerimden oradaki yönetime petrol gelirlerinin nereye gittiğini sormalarını rica ediyorum” dedi.)

Mesele para meselesi değil, mesele orada İslam’ı yok etme meselesi. Barzani’nin her türlü ihtiyacını Türkiye karşılıyor. Hiç kimse aç açık falan değil. Irak’ı da her zaman koruyup-kolladık kollarız da. Savaşın bir an önce durması gerekiyor. Ama İngiliz derin devleti varken savaş durmaz onu söyleyeyim. Önce deccaliyetin ortadan kalkması gerekiyor. Ve deccala tabi olanların deccala hizmetten vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye’de çok fazla İngiliz derin devletinin yalakası yancısı var. Alçakça ve ahmakça hizmet ediyorlar. Pakistanlı, Bangladeşli sahtekarlar var onlara öncülük yapan, buradaki yancı karaktersizler onlara Türk Milleti aleyhine ajanlık yaparak bilgi sızdırıyorlar, bilgi aktarıyorlar. Onlar da Müslümanlar aleyhine bu bilgiyi kullanıyorlar. Buna müsaade etmemek lazım.

 

Mehdi'nin Talebeleri Mal Mülk Meraklısı Değildir. Allah Ne Nasip Ederse Orada Yaşar

Mehdi talebelerinin “Evleri sırtındadır” yani sabit bir yerde kalmaz, sabit ev meraklısı değildir, mal-mülk meraklısı değildir. Nerede akşam orada sabah. Nerede Allah nasip ederse orada yatar, nerede Allah nasip ederse orada yemek yer, sadece Allah için yaşar. Sahabe devri gibi veyahut Hz. İsa Mesih (as) zamanı gibi. Ne yapıyorlardı; işte sandalı oluyor onu satıyor, ağı oluyor onu satıyor, tarlası oluyor onu satıyor, Hz. İsa Mesih (as)’la beraber geziyorlar, nereye giderlerse orada konaklıyorlar. Bir hayırsever oluyor mesela onun evinde kalıyorlar veyahut bir han gibi bir yer oluyor orada kalıyorlar yahut dışarıda açık havada bir yerde yatıp o şekilde hayatlarını iademe ettiriyorlar. Dolayısıyla sabit ev anlayışı yok. Bütün dünyayı kendi mekanları, kendi evleri olarak görüyorlar. O anlama geliyor.

 

(Türkiye’nin Musul üzerindeki hakkı Ankara Anlaşması’na dayanıyor. Prof. Ebubekir Sofuoğlu olayın tarihi akışını şöyle özetliyor Adnan Bey: “Anlaşmaya göre o dönemdeki Milletler Cemiyeti yani bugünkü adıyla Birleşmiş Milletler Türkiye aleyhine karar alarak Musul’u, Irak’a bıraktı ama bir şartla; Irak’taki manda yönetimi 25 yıl devam edecekti. Eğer Irak’taki manda yönetimi devam etmezse Musul, Türkiye’ye kalacaktı. Ancak Irak 25 yıl geçmeden bağımsızlığını ilan etti. Dolayısıyla Musul’un aslında Ankara Anlaşması’na göre Türkiye’ye geçmesi gerekirdi. Türkiye bundan dolayı Musul üzerinde şu an hukuki hakka sahip. Hatta bu konu Lahey Adalet Komisyonu’nca kabul edilmiş. Yani uluslararası mahkemenin kararıyla sabitlenmiş bir madde.”)

Zaten Müslümanız, İttihad-ı İslam olsa mesele biter. Bütün mesele İttihad-ı İslam’da. Küçük küçük parçalar alarak bu olmaz. Bir anda birleşelim İttihad-ı İslam olsun. Yunanistan, bizden niye ayrı Yunanistan? Ermenistan bizden niye ayrı? Gürcistan niye ayrı? Azerbaycan mesela hiç aklım almıyor. Azerbaycan’la bizim çoktan birleşmemiz lazım, ne pasaportu ne vizesi? Azerbaycan’a pasaportla vizeyle nasıl gidilir? İleride biz çoluk-çocuğa bunu nasıl anlatacağız? İleride çocuklar bunu soracaklar diyecek ki “Azerbaycan’la bu nasıl oluyor?” deseler biz ne diyeceğiz?

 

İslam Birliğini Zor Görenler Asıl Olarak Her Şeyi Bir Olan İslam Ülkelerinin Birleşmemelerini Garip Karşılamalı

Hz. Mehdi (as)’ı, ben lise yıllarındayken okumuştum, Mehdi kelimesi de bana çok ilginç geliyordu. O zaman bir kitaptan baktım, Risale-i Nur’dan da baktım. Bediüzzaman’ın açıklamalarına bakınca ve hadislere bakınca Hz. Mehdi (as)’ın hakikaten geleceğine kani oldum. Benim için daha önce çok hayali bir vakaydı. Ama Mehdiyet tabii farz olan bir konu değildir. Bunu yanlış anlamasın insanlar. Hz. Mehdi (as)’a inanmayan namazı terk etmiş gibi olmaz. İnanmıyorsa inanmıyordur bir şey olmaz. Ama şu gelişmelere bakıyorum da, bu kadar benzerlik kardeşim bir tane olur, iki, üç, beş, on, yirmi yani yüzün üstünde benzerlik olunca yerde gökte her yerde inanılmayacak gibi değil. Alenen öyle gelişiyor. Son olaylar da öyle gelişiyor. Şimdi ‘Halep oradaysa arşın burada’ derler. Bak söylüyorum yani üç-beş yıla kadar Mehdiyet belli olur. Çünkü 79’da ben diyordum 80’lerden itibaren, 90’lardan itibaren, 2000’lerden itibaren gelişmeler olacak, 40 yıl sürecek diyordum. 40 yılın bitmesi üç-beş yılın içerisinde tamamlanıyor yani Mehdiyet’in devri. Hz. Mehdi (as)’ı benim kanaatim üç-beş yıla kadar alenen sezeriz, görürüz, anlarız. Ama bakın, asıl istenen ne Kuran’da? Nur Suresi 55. ayette Allah diyor ki “Din bütün dünyaya hakim olacak” diyor, İslam. “Ve korkusuz yaşayacaksınız, din her yönüyle hakim olacak” diyor Allah her yönüyle. “Hayatın bütün yönlerine hakim olacak İslam” diyor “ve korkunun ardından güvenliğe kavuşacaksınız, dinin hakim olmadığı hiçbir yer kalmayacak dünyada” diyor. “Bunun için sizden istediğim” diyor Cenab-ı Allah “sadece samimi olmanız” diyor. Şimdi bu ayet, işte Mehdiyet budur. İkinci ayet, ne diyor Cenab-ı Allah? “Din Allah’ın oluncaya kadar ve yeryüzünde hiçbir yerde fitne kalmayıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin.” Olmayacak bir şeyi Allah istemez.

 

Dünya Eğitilmek ve Kendimizi Anlamak İçin Geldiğimiz Bir Yer. Aldığımız Eğitimle Kendimizi ve Tanıdıklarımızı Sevmeyi Öğreniyoruz

Bizim burada eğitilmemiz gerekiyor, kendimizi anlamamız gerekiyor, kendimizi sevmemiz gerekiyor, etrafımızdakilerin de bizi sevmesi gerekiyor bizim de onları sevmemiz gerekiyor ki cennete geçtiğimizde tanıdıklarımızı severek ortaya gitmiş olalım. Onları orada gördüğümüzde cennetten zevk alalım. Yoksa cennetin binalarından, suyundan, ağacından tek başına zevk almak mümkün değil. Orası dostlarla güzeldir, sevdiklerimizle güzeldir. İlk başta kendimizin güzel ahlaklı olduğuna inanmamız gerekiyor. Bunu Allah bize ispat ediyor burada. Ve etrafımızdakilerin güzel ahlaklı olduğunu Allah gösteriyor. Bir de Allah bir güzellik yapıyor sevdiklerimizin hatalı, yanlış tavırlarını bize cennette hatırlatmıyor. Düşünüyoruz düşünüyoruz aklımıza gelmiyor, sadece iyi yönleri aklımıza geliyor, hafızamızdan siliyor Allah. O yüzden de cennette çok rahat arkadaşlarımızla yaşıyoruz. Cennet tek başına yaşanacak bir yer değildir. Her şey güzel harika odaya giriyoruz tamam, odada yedi kapı çıkıyor, içinde huriler var, yiyecekler var, güzellikler var onlar sevgiyle yaklaşıyorlar hepsi görgülü, bilgili yani müthiş bilgiye sahiptir huriler çok bilgilidirler, bilmediği yoktur. Çok görgülü, kibar, saygılılar ama tanımıyoruz ilk defa tanışıyoruz. Ama yanımızda tanıdıklarımız var, dostlarımız beraberiz, onlarla beraber o zaman çok muazzam. Mesela cennette insan karısını mı daha çok seviyor, huriyi mi? Karısını daha çok seviyor. Çünkü onu tanımış, kişiliğini biliyor, ahlakını biliyor, şahsiyetini biliyor yıllarca onunla beraber yaşamış. Ama orada ilk defa tanışıyor. O yüzden Cenab-ı Allah eğitim ve tanışma yeri olarak, zaten “bir tanışma vakti kadar” diyor ayette dikkat ettiniz mi? “Ne kadar kaldınız?” diyor “tanışma vakti kadar kaldık” diyorlar. Tanışma çok önemlidir. Güzel ahlaklarını da gördüğümüz için sonsuza kadar severek huzur içinde yaşamış oluyoruz. Öbür türlü bir yalnızlık hissederiz, onu ortadan kaldırıyor Allah. 

 

Yolun Kenarındaki Bir Ottaki Akıl İnsanların Aklından Çok Daha Üstün, Otun Tek Bir Hücresinin İçinde Milyonlarca Bilgi Var

Mesela yolda gidiyorum o kadar çok araba var ki, her arabanın freni var, direksiyonu var, radyosu var, soğutma sistemi var, kapıları açma kapama, motoru var, elektronik aksamı var, her türlü ihtiyaca yönelik arabanın içinde malzeme var. Evlere bakıyorum her evde televizyon var, buzdolabı var, radyo var, her televizyonun her evde kumandası var, bu nasıl bir özen Cenab-ı Allah’ın nasıl bir güzelliktir bu? Kullarına ne kadar… Yol kenarına bakıyorum otlar var küçük küçük çiçekler böyle, o otlardaki akıl, bir ottaki akıl dünyadaki bütün insanların aklından daha çok. Yani kıyası kabil değil ottaki akıl. Göğe bakıyoruz yıldızlarla dolu. Atomlar dans ediyor adeta, ucu-bucağı yok sonu da yok. Bu evren bitiyor başka bir evren başlıyor, bu evren bitiyor başka bir evren başlıyor, katrilyonlarca evren var, katrilyonlarca alem var, bizim gibi insanlar var o alemlerde canlılar var ve onlara da şeriat geliyor. Bunu bir Güç yaratıyor, tek bir Güç. Kainatın Ulu Mimarı dedikleri masonların, Yüce Allah. Şimdi büyük diyoruz büyük bizim anladığımız anlamda büyük, çok büyük, çok çok büyük, bunların hiçbiri yetmiyor. Ama büyük diyoruz sadece, Allah büyüktür diyoruz ekberdir. Ne denebilir açıklamak için, bu muhteşemliği açıklamak için? Büyük diyoruz, Allah çok büyüktür. Ama akıl havsala alacak gibi büyüklük değil, yücelik değil. Sonsuz akıl. 7 renk var bir de, tahayyül dahi edemiyoruz 72 renk var, o da bize geçici olarak cennette meyve rengi, bir meyvenin 72 rengi var mavi gibi, yeşil gibi, kahverengi gibi ana renkler, kim bilir nasıl bir şey orada göreceğiz. Şimdi burada akıl alıyor mu? Renk olsa olsa 7 tanedir diyoruz, değil mi? Nasıl olur ki diyoruz, ama oluyor. Kim bilir neler göreceğiz. Onun için Allah büyüktür diyoruz ama büyüklüğünü düşündükçe, baktıkça daha çok görüyoruz.

 

(Geçtiğimiz hafta Show TV’de yayınlanan Kalp Atışı dizisinde özel harekat polislerimize yönelik hakaret içeren bir bölüm yayınlamıştı. Siz, mutlaka özür dileyip bunu telafi etmelerini söylemiştiniz. Bunu söylemenizin ardından önce dizinin başrol oyuncusu Gökhan Alkan özür diledi, ardından yayınlanan bölümde de dizinin içerisine sizin tarif ettiğiniz şekilde bir özür ve telafi bölümü eklendi.)

Olmuş. Üstlerine gitmezsek yani enine alıp arşınına satıyor adamlar. Biraz başıboşluk var bazı yerlerde. Vatandaşın duyarlı olması, bizim duyarlı olmamız bu adamların veya diğer kişilerin daha derli toplu olmasında çok büyük fayda sağlıyor benim gördüğüm ve sağlayacak da. Böyle böyle törpüleyerek o taştan mikap taşı çıkaracağız. Ham taştan mikap taşı çıkaracağız, inşaAllah. Çekiçle ve taş kamasıyla yontarak mikap taşı oluşturacağız, genel anlamda diyorum herhangi bir kişi için söylemiyorum.

 

Bir Yerde Çocuk Kaybolduğunda Bir Nevi Olağanüstü Durum İlan Edilerek ve Tüm Şehri Ayağa Kaldırarak Arama Yapılması Gerekir

Bir çocuk kaybolduğunda o şehrin ve çevresinin uyku uyumaması lazım. Geceli gündüzlü o çocuk bulununcaya kadar gayret etmeleri lazım. Çünkü bu büyük bir facia. Çocuğa işkence ediyor olabilirler, azap veriyor olabilirler. Yani mesela farz edelim İstanbul’da çocuk kayboldu bir semtte, o gece orada adeta sıkıyönetim uygulanması lazım. Halk uyuyamaz. Çocuk orada taşın altında eziliyor olabilir, biri işkence yapıyor olabilir yani son anda o çocuğu kurtarmak mümkün olabilir, çok çirkin şeyler yapılıyor olabilir o çocuğa. Uyumak ne demek ya? Mazgalların altına varıncaya kadar, yerin altı, üstü her yer asker ve polisin, halkın da katılımıyla, herkesin katılımıyla hallaç pamuğu gibi atılması lazım. O çocuk bulunmadan da insanın gözüne uyku girmez. Çok büyük bir olaydır bir çocuğun kaybolması. Çünkü çocuğun kendini savunması imkanı da yok.

 

İdare Edilen İnsanların O Boyuttan Çıkması Genelde Pek Olmaz, Çünkü Bu Tür İnsanların Ruhu Yoktur, Bilgisayar Gibi Makinedir

İdare edilen insan olmamak için neler yapmalıyız? İdare edilen bir insan idare edilen insan olmaktan genellikle pek çıkamaz. Yani çünkü ilk baştan böyle bir şeyi bir insan kabul etmez. Çok nadir vakalarda idare edilen insan olmaktan insan çıkabilir. Genelde idare edilen insanların ruhu yoktur, ölüdür onlar. Ölü oldukları için idare edilmeleri gerekir yani bir bilgisayar gibidir onlar. Çok nadir olarak da teşhis hatası olabilir. Adam uyarırsın düzelir, ruh sahibidir. Ama genel anlamda çok zordur yani hani derler ya halk arasında “Bir adam yedisinde neyse yetmişinde de odur” o, ruh sahibi olmayan insanlar için söylenmiş bir sözdür. Hiçbir şekilde değişmez. O makinedir, ölünceye kadar değişmez.

 

(“Müslüman halklar neden her zaman eziliyor?” izleyici sorusu)

Bunu Bediüzzaman da açıklıyor. “Neden Hristiyanlarda böyle bir durum yok?” diyorlar. “Müslümanlar hak din sahibi oldukları halde şirke düştükleri için Allah bela olarak veriyor” diyor. “Ama onlar aradan iki bin yıl geçtiği için, İsa Mesih’ten itibaren iki bin yıl geçtiği için ehli fetret hükmünde oluyorlar” diyor. “O yüzden Allah onlara bela vermiyor” diyor. Yani “az bela veriyor” diyor. “Ama Müslümanlara hak din geldiği halde dini bilerek ve isteyerek bozdukları için ve şirke temayül ettikleri için ve şirki yaşadıkları için Allah bela veriyor” diyor “İslam aleminin bir çok yerine, birçok kişiye.”

 

Şu Anda İçinde Yaşadığımız Boyut Gözümüze Yapışık Bir Perde Gibidir. Cennet Hemen O Perdenin Ardındadır

Ölüm diye bir olay olmuyor aslında. Yani sadece görüntüde değişiklik oluyor. Ölüm başından itibaren hiç olmuyor insanda. Yani ilk ve son, Alfa ve Omega, Allah’tır. İlkte de bizi biliyordu Allah, sonda da Allah bizi biliyor. Yani sonsuz zaman içerisinde bizi biliyordu. Sonsuz öncede ve sonsuz sonrada bizi biliyordu. O zaman ölüm diye bir olayın olmadığı anlaşılıyor. Ölüm denen olay görüntünün ani değişikliğidir. Sadece rüyadan sık sık nasıl uyanıyorsak uyurken bu rüyadan da bir gün uyanmış oluyoruz o kadar. Uyandığında görüntü net oluyor, hayat devam ediyor. Hiçbir şekilde kesinti olmaz. Hiçbir an ölüm meydana gelmez. Yani bizim anladığımız anlamda ölüm meydana gelmez. Gitme yok bir kere yani bu boyut şu gözümüzün önündeki boyut ince bir zar gibi gözümüzün önünde. Cennet hemen bununla bitişiktir. Bununla iç içedir. Ölmezsek de o zaman sürekli eğitilmiş olacağız. Halbuki eğitilmenin bir amacı vardır. Eğitim bittiyse, adam eğitildiyse bu boyutta kalmasının bir anlamı yok.  Çünkü burası eğitim yeri, kurs yeri değil de hayat yerine geçmek önemlidir. Kurs yerinde kalmanın bir anlamı olmaz. Hayat yeri esastır. Allah onu Kuran’da zaten vurguluyor. “Asıl hayat yeri çok önemli” diyor Allah. “Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.” (Duha Suresi, 4) diyor.

 

(Kuzey Irak’taki referandumu değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Sonucuna bakmaksızın yok hükmünde kabul ediyoruz. Gayrimeşrudur” diyoruz. “Bir gece ansızın gelebiliriz. Silopi’de boşuna şu anda Silahlı Kuvvetler orada gerekli adımları atmadı. Şu anda İran da, aynı durumda. Aynı zamanda Hava Kuvvetlerimiz aynı durumda ve sınırlarda sadece Irak tarafına geçişe müsaade var. Artık giriş-çıkış, bunlar da kapatılacak. Ayrıca Kuzey Irak Yerel Yönetimi, bakalım petrolünü hangi kanallarla nereye akıtacak veya nereye satacak? Vana bizde. Vanayı kapattığımız anda o iş de bitti.” Dedi.)

Yani benim gördüğüm adam kendi başına bir karar almamış. Bakın, altını çizerek söylüyorum. Uluslararası bir karar alınmış. Uluslararası bir karar alınmış. Adam da alınan bu uluslararası kararı uyguluyor, başını da İngiliz derin devleti çekiyor. Bu rezilliğin ne amaçla yapıldığını önümüzdeki günlerde anlayacağız. Yani daha detaylı anlayacağız.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasına şöyle devam etti: “Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizin haklarına, hukuklarına, güvenliklerine, müreffeh bir hayat taleplerine sonuna kadar saygımız vardır. Nitekim bu yöndeki çabalarında daima Kuzey Irak yönetiminin yanında olduk. Sıkıntılı zamanlarında biz destek verdik. Ancak bizim aynı zamanda Irak'ta Arap kardeşlerimiz de var. Türkmen kardeşlerimiz var. Ezidiler, Keldaniler, Süryaniler var. Onların da haklarına bizim saygımız var. Kuzey Irak tüm bu halkların ortak hayat alanıdır. Sadece bir şahsın veya aşiretinin hayat alanı değildir. Bunun böyle bilinmesi lazım.” Dedi.)

Ya kardeşim, bu konuşmalar güzel de adam böyle konuşmadan anlamaz. Adam bunu söylüyorsa güvendiği bir dal var demek ki durduk yere bunu ortaya atmaz yani sadece tek bir devlete dayanarak da bunu yapmadığı açık. Uluslararası destek aldığı belli yani karşı olan bir kısmının da onu desteklediği belli bak ayrıca yani “ben buna karşıyım” dediği halde destekledikleri açık, aşikar görülüyor. Yani hayır, desteklemesi de sorun değil de PKK’yı oraya getirip devlet yapmaya kalkarlarsa sorun bu. O zaman kan gövdeyi götürür. Yoksa yani Irak kabul etse Müslüman, dindar bir Barzani beni rahatsız etmez. Irak da kabul ediyorsa yani benim için hiç fark etmez, aynı Irak gibi bizim için. Ama öyle değil. Barzani gücü olan birisi değil, zayıf bir insan. Ben onun için sürekli söyledim. “Milli İstihbarat korusun, kollasın onu” dedim. “Özel Kuvvetler askerleri de onu korusun, sivil kıyafetliler de korusunlar” dedim. PKK’ya karşı çok güçsüz bir insan, bir oyun oynanıyor hep beraber göreceğiz ama Mehdiyet’in karşısında çaresiz olduklarını da söyleyeyim, mutlaka yenilecekler. 2022’lerde aynı konuyu yine anlatacağız bir yere yazsın koysunlar konu bitti hiçbir şey yapamazlar.

 

Çocuklara Yarım Akıllı Varlıklarmış Gibi Çocuk Muamelesi Yapıldığında Sağlıklı Bir Gelişim Olmaz. Çocuğa Normal İnsan Gibi Davranılmalı

Çocukların vicdanıyla oynuyorlar, çocuk vicdansız olmaz. Çocuğa deli muamelesi yapıyorlar ve eziyorlar. Mesela çocuk ne derse tersini yapıyorlar. Mesela farz edelim “şu oyuncağı al” diyor, al ne olur? “Çocuk şımarır” diyor. Allah Allah şımarıp tepene mi çıktı ne yaptı denedin mi var mı öyle bir şey? Yok. Çocuk saygı görmek ister, değer verilmek ister, eğer çocuğa gerekli hürmet, saygı gösterilirse yani büyük bir insana gösterilen hürmet gösterilirse çocuk çok nezih ve akıllı davranır. Ama deli yerine koyarsan agu bilmem ne tarzında konuşursan, çocukla alay edersen o da artık cinnet haline girer ve tavrı tamamen tersleşir çünkü çocuk bu. Allah sevgisini anlatmak lazım çocuğa. Mesela çocuğa Allah Baba diye anlatılar bir mahsuru yok. Allah’ı bir baba gibi sevmesi sağlanabilir çok küçük çocuğun. Ama tabii bir biyolojik baba anlamında olmadığı ona iyice vurgulanabilir. Allah sevgisini çeşitli örneklerle mesela bir elmayı gösterip “bak bunu Allah yarattı.” Portakalı gösterip “bak bunu Allah yarattı” sevdiği her şeyi gösterip “bak bunları Allah yarattı” diyerek çocuğa Allah sevdirilirse çocuğun vicdanı oturur rahatlar.

 

Kuran Müslümanlığında Yas Yoktur. Ölüm Müslüman İçin Son Değildir, İmtihanının Bitmesidir

Yas tutmalarının nedeni ölenin yok olduğuna inanıyorlar. Yerlere yatıyor. Tırmalıyor böyle mahvoluyor. Ne oluyorsun? Nereye gitti? Seninle iç içe içe o içe içe. Boyut. Hemen burada yani. İç içe. Nerenin şamatasını yapıyorsun? Sen ayrıca nereye gideceksin? Peki, o da sana ağlaması lazım. Asıl ölen sensin. O kurtulmuş. Sürünen sensin. Yani o kurtulmuş. Onun sana ağlaması lazım eğer ağlanması gerekiyorsa. Çünkü zar gibi bir şeyin üstünde yer değiştirme olmuş. Sen burada kalmışsın. Ölen sen olmuşsun. Sen kendi haline ağla. Ona niye ağlıyorsun? O kurtulmuş. Yani inşaAllah cennete gitmiştir. Niye şamata yaparsın? Ayrıca sen mi yarattın onu da, sana mı soracak Yaratan götürürken? Getiren kimse, götüren de odur. Yaratan kimse, alan da odur. Senin orada bir sahipliğin yok. Neyin şamatasını yapıyorsun? Beğenmiyor musun Allah'ın yaptığını? Yaratırken, getirirken sen mi getirdin? Getirmedin. Allah getirdi. Götürürken niye sana sorsun, getiren, niye sana sorsun? Sahibi sen misin? Kimse sahibi alır götürür. İstediği gibi de tasarruf yapar. Kendi kulu. Senin şamata yapman niye? Şirk koşuyorsun. Belki iman etmiyorsun. Belki de şirk koşuyorsun. Yok olduğunu zannediyorsun. Ve bu bir bela. İyilik yapıyorum diye kötülük yapıyorsun. Onun da başını belaya sokuyorsun, kendi başını da belaya sokuyorsun. Onun başını belaya sokmazsın da, onu utandırırsın. Kendini belaya sokarsın.

 

(“Sadece solcular mı Atatürkçüdür?” izleyici sorusu)

Solcu sağcı. Ülkücülerin hepsi Atatürkçüdür. Hem de sağlam Atatürkçüdür ülkücüler. Hatta yakalarında Atatürk'ün Kocatepe'deki görüntüsü ve önde Bozkurt. Yani Atatürk'e hiçbir şekilde laf söyletmez ülkücüler. Tarih içinde dikkat edin. Atatürk'ün kendisi de ülkücüydü zaten. Konuşmalarında söyler zaten Atatürk. “Ülkümüz budur. Türk'ün ülküsü budur. Türk İslam Birliği. Türk Birliği. Türk milletinin karakterinin yüceliği.” Yani klasik ülkücüdür Atatürk. Enver Paşa’lar falan hepsi ülkücüdür. Devletin zaten yapısı da ülkücüdür. Yani doğal yapısı, doğal felsefesi ülkücü, milliyetçidir. Dolayısıyla yargı mensupları, polis, ordu mensupları da ülkücü bir felsefenin etkisi altındadırlar doğal olarak. Yani devletin resmi felsefesidir ülkücülük. Adı konmamıştır bunun ama herkes bilir bunu.

 

(Milliyet'ten Asu Maro şunları yazdı. “Gün geçmiyor ki kadınları başka bir alınır satılır ‘malla’, zerzevatla, hayvanla kıyaslayan bir yayın ortaya çıkmasın. Çok merak ediyorum, bu nefis hakimiyetinden bihaber olduğu varsayılan erkeklere söyleyecek tek bir cümleleri yok mu bütün bu kanaat önderlerinin? “Oğlum, önünüze bakın, kadınları, kızları bakışlarınızla rahatsız etmeyin, arkalarına hiç takılmayın, gözünüze, elinize, dilinize hakim olun” gibi öğütler vermek yerine neden sadece “Kızlarınızı kapatın, yarın öbür gün hesap verirsiniz” deniyor?”)

O adamları ne kaale alıyorlar Allah aşkına. Yani şimdi adama cevap vermek bile çok büyük bir hata. Bunları oturup internette haber yapmak bile hata. Sıfır kaale alacağımız adamlar. Türk Milleti bunları ne dinler, ne takar yani? Sadece acıyor o millet bunlara. Bunların saltanatı bitti. Biz çıktıktan sonra, biz anlattıktan sonra, bunların ne olduğunu insanlara tarif ettikten sonra, bunların insanların içinde hiç itibarı kalmadı, gücü de kalmadı, anlamı da kalmadı. Hiç kimse kaale almaz. Bizim millet gayet aklı başında, aydın, aydınlık kafalı, keskin zekalı, uyanık, kültürlü, görgülü, bilgili, vicdanlı. Kuran Müslümanlığının da güzelliğini bütün açıklığıyla görmüş hakiki sahabe Müslümanları. Bundan sonra bu millete güç yetmez. Yani boş yere o köhne gelenekçi yapılarıyla milletin asabını bozmaya çalışmasınlar. Hiç netice alamazlar.

 

Her Zaman Doğru Olan Yatıştırıcı Üsluptur. Gergin Bir Ortam Olduğunda Hemen Gönlünü Alıp Sarılıp Ortamdan Uzaklaştırmak Lazım

Her yerde şahısları hemen ayırmak lazım. Birbirlerini önceden ayırmak lazım, yanında yatıştırma olmaz. Ayırdıktan sonra yatıştırmak lazım. Gergin bir ortam oldu mu hemen koluna girip gönlünü alıp sarılıp böyle uzaklaştırmak lazım. Direniyorsa da biraz hafif kuvvet kullanılabilir yani. İki kişi tutup biraz nazı geçiyorsa kuvvet kullanıp alıp götürmesi lazım. Bela çıkar öbür türlü, hemen yatıştırmak lazım. Allah’ı anmak lazım. Allah’ı andı mı kalbi ferahlar.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259000/sayin-adnan-oktarin-25-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259000/sayin-adnan-oktarin-25-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170925t_08.jpgWed, 04 Oct 2017 23:51:36 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Eylül 2017

 

(Kuzey Irak’ta yapılacak bağımsızlık referandumu öncesi gerginlik sürerken Irak Genelkurmay Başkanı Ganimi Türkiye’ye geldi. Ganimi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar tarafından Genelkurmay karargahında törenle karşılandı. Ganimi’nin Türkiye’den sonra İran’a da gideceği öğrenildi. Bir süre sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan Hulusi Akar Paşa ile birlikte İran’ı ziyaret edecek.)

Yani olması gereken oluyor bak. İran düşmanlığını FETÖ’cüler bütün güçleriyle körüklediler. Israrlı uyarılarımızdan sonra mesele vuzuhata kavuştu. İran dosttur, İran sevdiğimiz bir ülke. İranlıları seviyoruz, Şiileri seviyoruz, nur gibi Müslümanlar. Yapılan iddialar, İran hakkında yapılan iddialar ahlaksızlıktan, kıskançlıktan başka bir şey değil. Allah’a çok şükür Cenab-ı Allah bizim doğumuzda dindar, aklı başında, dürüst, güçlü, sağlıklı, mükemmel Müslümanlar ve mükemmel bir devlet oluşturmuş. Ne mutlu bize. Tabii ki dost olacağız. Ve dostluğumuzu da pekiştireceğiz. Her şeyde ittifak halinde olacağız her şeyde.

 

(“Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as) buluşunca insanların haberi olacak mı?” izleyici sorusu)

Tabii ki. Hz. Mehdi (as)’ın adı konmayacak ama bütün İslam onu lider kabul edeceği için, belli ki o. Açık açık kendine söyletmez, televizyonlardan, radyolardan da “Mehdi çıktı” falan denmez dedirtmez ama herkes anlar. Başka ne anlamı var bunun, Müslümanların başında birisi var nedir? Orası müstakil bir yer değil yalnız. Hz. İsa Mesih (as)’la buluşma zaten her yerde çanlar çalıyor, ezanlar okunuyor, şofar yüzlerce şofar sesi bütün Kudüs’ü almış. Nedir oradaki karşılaşma? Tabii ki Hz. İsa Mesih (as)’la Hz. Mehdi (as)’ın karşılaşması. Tevrat’ta bahsedilen 3500 yıl önce belirtilen olay tahakkuk etmiş oluyor. Aslında Moşiyah’a, Hz. Mehdi (as)’a dünya nasıl hazırlandı diye de bir kitapçık hazırlıyorum. Yani tarih içerisinde muazzam bir hazırlık yapılmış. Bak, o kapı 3500 yıldan beri kapalı tutuluyor Hz. Mehdi (as) için. Her yerde hazırlık, İstanbul’un alınma sebebi Hz. Mehdi (as) içindir, süslenmesinin nedeni Hz. Mehdi (as) içindir. İstanbul’a el uzatamamalarının nedeni de yine Hz. Mehdi (as) içindir hepsi.

 

(Bir son dakika haberi vardı. “İran topçusu Kuzey Irak’ı vurdu” diye bir haber. İran ordusu IKBY’nin Erbil Kenti’ne bağlı sınırdaki dağlık Balekayeti bölgesini obüs atışlarıyla bombaladı, 1 kişi yaralandı.)

Kardeşim, İran işin içinde. Türkiye karşı, İran karşı, Irak karşı, Amerika karşıyım diyor usulen. Amerika tabii karşı değil. İngiltere de destekliyor, İsrail de destekliyor. İsrail’e de İngiltere talimat verdiği için destekliyor. İngiliz derin devletinin 200 yıllık kurnazlığı şudur ki; hiçbir olayda kendini ortaya çıkartmamıştır. İngiliz derin devleti her cinayette ya Amerika’yı ortaya koymuştur, ya Fransa’yı ortaya koymuştur, ya Almanya’yı ortaya koymuştur. Hiçbir cinayete sahip çıkmamıştır. “Ben öldürmedim o öldürdü, ben öldürmedim şu yaptı” hep bu tarz yapmıştır. Her cinayetinden sonra da cenazeyi kaldırmıştır. Cenaze evine gidip ağlamıştır her cinayetinde. Mesela bombalı bir büyük eylem yapıyor, ilk kınayan o olur İngiliz derin devleti kınar. Cenaze evine gider ağlarlar ve dolayısıyla cenaze sahipleri de onların yapmadığını zanneder. Onların kötü adi bir taktiğidir bu eski. Onun için bunu yiyenler de var Türkiye’de, bayağı yiyen oluyor, bu taktiği yiyenler haddi hesabı yok biliyorsunuz.

 

Resim Olan Odada Namaz Kılınamaz Diye Bir Hüküm Kuran'da Yoktur

Resim olan odada namaz tabii ki kılınır. Niye kılınmasın? Bizim gözümüz seccadede, yerde Allah’la kalbimiz beraber. Resimler de nihayetinde Allah’ın tecellisi. Diyor ki “resim put olabilir.” Kardeşim, şimdi orada büfe var, büfeye de tapıyor olabilirsin, değil mi? Oradaki vazoya da tapıyor olabilirsin. Yani eğer putsa putun zaten şekli şemaili olmuyor ki. Abuk-sabuk bir şey oluyor, alıyorsun tapıyor. Yani onun insana benzemesi, canlıya benzemesi bir şeyi değiştirmiyor. Putlar zaten kitlevi taş parçaları oluyor. Dolayısıyla sen onu put olarak kabul etmediğine göre bunun bir anlamı olmaz. O zaman sen duvarı da putlaştırabilirsin, otu da putlaştırabilirsin her şeyi putlaştırabilirsin. Hiçbirini put olarak kabul etmediğine göre resim de olsa, eşya da olsa her ne olursa olsun heykel de, biblo da olsa orada namaz kılınır, kılınmaz diye bir şey yok.

 

Allah'ı Çok Seven, Ruh Sahibi Olan ve Dünyadaki Eğitimini Bitirip Güzel Ahlakı Öğrenen Herkes Cennette Olacak İnşaAllah

Allah’ı samimi seven, burada eğitim gören yani insan olma kursunu bitiren herkes cennette olacak. Ruh sahibi olan, samimi olan herkes buradaki eğitimini bitirdikten sonra, çünkü burada sevme, saygı, nezaket, efendilik, şükür, derin düşünme, detayları görme öğreniliyor, bir kurs. Bu kurs bitince cennete gidiliyor bu kadar. Bu eğitimin alınması şart, ondan sonra müminler akın akın cennete alınıyorlar. Cennette, işte bu dünyanın daha genişi, daha rahatı. Yine yeşillikler var, güzel evler var, ırmaklar var, her türlü yiyecek içecek, meyveler var. Sadece biraz Alice Harikalar Ülkesinde gibi yani. Kafandan geçen bir şey hemen oluyor. Mesela bir odaya giriyorsun, beş kapı daha var mesela yedi kapı var, yedi kapıdan birini açtığında yedi kapılı bir yere daha geçiyorsun geniş bir salona, oradan yedi kapılı bir yere daha geçiyorsun. Aslında görüntü bu, gerçeğinde görüntü ama insan o kadar net alıyor ki aklının ucundan geçmez görüntü olduğu uçsuz bucaksız. İşte onun için “cennet köşkleri” deniliyor. Köşkün içinde de oradaki hizmetliler oluyor, eşyalar süsler güzellikler oluyor git git bitmez öyle bir yapı. Ama Allah sevgisi olmadıktan sonra istediğin kadar eşyayı düşün, istediğin kadar insan olsun hiçbir anlamı olmaz. Ama çok sevdiğin için Allah’ı sevdikleriyle beraber olmak çok eğlenceli oluyor tabii. Yani bir binanın odalarının bitmemesi çok hoş. Mesela her evin odası biter, mesela on odalı bile olsa, yirmi odalı köşk bile olsa bitiyor ezberden bilinir. Ama cennetin odaları bitmiyor, ondan ona geçiyorsun hep sürpriz, oradan oraya, oradan oraya geçiyorsun. Mesela gökte yakuttan köşk var gökte havada duruyor. “Ya Resulullah nasıl çıkacağız biz oraya?” diyorlar “uçarak gideceksiniz” diyor Resulullah (sav). Gayet makul geliyor insanlara. Normalde insan çok korkar gökte olan bir şeye, hiçbir şekilde onun üstüne çıkmak istemez. Ama Allah öyle bir cesaret ve rahatlık veriyor ki rüyadaki gibi, adam gidiyor o köşkte gayet rahat eğleniyor. Direği falan yok hiçbir şey yok havada duruyor bildiğin gökte duruyor yani onu tutacak yukarıdan da aşağıdan da bağlayan bir şey yok duruyor. Her şey süslü güzeldir. Ağaçlar çok güzel görüntü olarak çok iç açıcı olur. Ama mekansız olarak oluyor tabii bunlar. Aslında mekan var gibi görünüyor mekansız olur. Allah diyor “Benim için çok kolay” diyor. İnsanlar “nasıl yaratıyor?” diyorlar “Benim için çok kolay” diyor Allah. Ama Allah’ın en çok üstünde durduğu sevgidir, sevgi olmadıktan sonra hiçbir anlamı yok onun.

 

Kuran Müslümanlığını Yaşayanlar Sosyal Dengeyi Ayakta Tutan, Cömert, Adil, Sağlıklı Düşünen İnsanlardır ve Dünyanın Dayanak Noktasıdırlar

Dinin insanlara faydası, dünyayı yaratan sonsuz akıl bu dünyanın nasıl kullanılacağını da bize öğretiyor. Maddeyi yaratırken, nasıl bir ilaç firması ilacı imal ettiğinde piyasaya sürdüğünde insanlar da onu aldığında onu nasıl kullanacağını bilmez, değil mi? İçinde prospektüsü vardır, şöyle kullanırsan şu oranda şu şekilde kullanırsan faydalı olur der. Dünyayı da Allah yarattığında biz dünyayı nasıl kullanacağımızı bilmeyiz, bilmediğimiz için de helak oluruz. Akıl almaz bir kargaşa ve perişanlık olur. Nasıl kullanacağımızı Allah bize din yoluyla bildirir. Biz de dünyayı dine göre kullandığımızda en akıllı, en güzel, en doğru, en makul şekli uygulamış oluyoruz. Fiili uygulamadan bu anlaşılıyor. Dini uygulayan insanlar akıllı, sevecen, kaliteli, dürüst, iyi niyetli ve sosyal dengeyi çok iyi ayakta tutan, cömert, çok güzel ahlaklı insanlar oluyorlar. Ve böylece dünya tam bir nizama intizama girmiş oluyor ahlak açısından. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını şeytani bir kafayla, şeytanın ifasıyla bilmeden uygulayanlar tam anlamıyla dünyayı felakete sürüklüyorlar. Şu an sürükledikleri gibi.

 

Sabır Acı Çekilen Değil Zevkli ve Sevinçli Bir İbadettir. Tahammül İse Sadece Acıya Gösterilen Dirençtir

Sabır bir ibadettir. Sevinçle, huzurla insan acı çekmeden nimet olarak sabrı uygular. Sabır zevkli bir ibadettir, sevinçli bir ibadettir. Tahammülse acıya gösterilen dirençtir. Adam senin ayağına basar bağırmazsın, bütün gücünle kendini tutarsın ona tahammül denir. Sabır öyle değildir. Sabır, adam ters laf eder sen ona güzel cevap verirsin, ters konuşur nezaketli cevap verirsin buna sabır denir bu bir ibadettir.

 

Eleştiriyi Kalp Kırmadan Gönül Alarak Yapmalı. Eleştirmeden Önce İyi Yönleri Anlatmak Güzel Olur ve Eleştirinin İçinde Sevgi Hakim Olmalı

Eleştiri kabul etmemek, genel olarak insanların çok canını yakan bir şey eleştiri. Bu bir facia boyutunda. Eleştirilen insan adeta mahvoluyor benim anladığım. Eleştiriyi çok usturuplu yapmak lazım, genele yönelerek yapmak lazım, kalp kırmadan gönül alarak yapmak gerekiyor. Onun dışında sert eleştiriden kaçınmak gerekiyor. Eleştirmeden önce de iyi yönleri, güzel yönleri anlatıp övücü konuşup ondan sonra eleştiriye devam etmek gerekir. Ve eleştirinin içinde yoğun olarak sevgi olması lazım. Yoğun sevgi hakim olan bir eleştiriden bir zarar gelmez yani tahribat yapmaz. Yeter ki çok sevgi dolu olsun.

 

Acılar ve Zorluklar İnsanın Akıllı, Olgun, Nezih Olmasını Sağlar, Muhakemesini Daha Güçlendirir

Baskı ve zorluklar tabii imanı da geliştirir, insanın akıllı, olgun, kaliteli, nezih olmasını sağlar. Sevgisini güçlendirir, tutkunun derinliğine doğru açılır kafası, vicdanlı olur, muhakeme yargısı daha güçlenir. Cennet ahlakını en iyi şekilde almış olur. Cennet kursunun temel vasıflarından biridir zaten acılar, elemler, ızdıraplar, zorluklar. Dolayısıyla bu imtihanı başarıyla bitiren çok güzel bir cennet sakini olur, cennet maliki olur. Cennet maliki olmak için dünyadan diploma alınması lazım yani ehliyet. Burası ehliyet alınma yeridir. Cennetin kullanılabilmesi için ehliyet. Öldüğümüzde o berat verilir, ehliyet verilir. O ehliyetiyle Müslüman cennete girer.

Mesela cennette meyvelerin renkleri artıyor. Bir elma ne kadardır? Yeşil elma vardır, kırmızı vardır, ara renkler vardır bir de kırmızının tonları. Cennette mavisinden tut, 72 ayrı renkte meyve. Her meyvenin 72 ayrı rengi. Bilmediğimiz renkler var, 72 renk. Yeni renkler göreceğiz. 7 renk biliyoruz biz değil mi? Bak 72 renk var. Hiç görmediğimiz renk göreceğiz, bilinmedik bir renk. Mesela hurma var. Yan kabukları, yaprakları altın renginde. Dünyada böyle değildir. Altın renginde ve daha iri yani çok daha iri. Hurma şimdi burada küçük oluyor, orada çok iri. Ekmek gibi yenecek gibi oluyor hurma. “Daha yumuşak” diyor Peygamberimiz (sav). “Daha yumuşak ve tadı daha keskindir” diyor. O tarz yani.

İlk yaratılan cennet biliyorsunuz Adn cennetidir. Allah Adn cennetini yarattığında ağaçlarının dikimini falan Cenab-ı Allah bizzat Kendisi, Allah’ın dizayn ettiği bir cennettir Adn cenneti. İlk olarak Adn cennetine diyor ki Cenab-ı Allah bitirdiğinde, “Ey Adn” diyor cennete “Hadi konuş” diyor. O da dile geliyor Adn cenneti. “Müminler kurtuluşa, felaha ermiştir” diyor. İlk konuşması bu. Cennet canlı, şuur sahibi normal bir insan gibi, bütününde insan. Mesela düşünün insanın kaşı var, gözü var falan ya. Cennetin süsleri de o varlığın kaşı, gözü, ağzı, burnu hükmünde. Bildiğin normal canlıdır cennet. Konuştuğunda söz dinler, bir varlık yani tamamı bir varlıktır. Allah diyor ki son olarak Adn cennetine, “Ey krallar yurdu ne mutlu sana” diyor Cenab-ı Allah, övüyor onu. “Ey krallar yurdu” diyor. Krallar yurdundan kasıt işte anla. Beyhaki’de geçiyor bu, sayfa 364. Cennet ağaçlarının kökleri bu renkte değil altın görünümünde. Bütün ağaçların kökü altın görünümünde. Altın gibi sert değil ama tipik altın görünümünde. Öyle siyah falan o tarz değil. Allah tecelli ettiğinde bir tek insanlarda reaksiyon meydana gelmiyor böyle olumlu reaksiyon. Bütün ağaçlarda görülüyor hepsinde, canlıların tamamında. Pınarların akışında, güzel kokuların artışında bir de kuşlar falan aniden hepsi birden yoğun olarak dile geliyorlar kuşlar. Allah’ın tecellisi sessiz sakin olmuyor. Muazzam bir alayiş oluyor her tecelli ettiğinde. Kullarıyla da konuşuyor Cenab-ı Allah. “Ben Allah’ım” diyor. “Benden ne istiyorsunuz? Ben size yerine getireyim.” “Ya Rabbi sana hamdolsun, sen bize nimet verdin” diyorlar konuşuyorlar yani. İnsan şeklinde tecelli ediyor.

 

Haramların Çok Olduğunu Sanmalarının Sistemi Gelenekçi Ortodoks İslam Anlayışının Yaygın Olması Sebebiyle. Kuran'a Göre Haramlar Çok Azdır

Şirk sistemi oldu mu haramların önü arkası kesilmez. Ama Kuran'a göre haram var mı? Yok. Parmakla sayılıyor haramlar. Kuran'a göre parmakla sayılır çok az. Allah diyor ki; “De ki” şeytandan Allah'a sığınırım “bunların dışında haram olan bir şey bulamıyorum de” diyor. Adamlar “olur mu ya?” diyor “daha yeni başladık dur bakalım” diyor. Mesela on tane haram varsa adam onu çıkartmış bine. Bin haram meydana getirmiş. O bine de adam ayrıca ilaveler yapmış on bine çıkmış nefes aldırmıyorlar. Onun için Kuran Müslümanlığında haramların sayısı çok azdır. Helaller haddi hesabı yok sonsuz. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına girersen haramlardan başını kaldıramazsın. Her şey haram. Çünkü bak şimdi kapıdan çıkıyorsun sağ ayağınla çıkman gerekir. Çıkmazsan sünnete muhalif hareket ediyorsun. Sünnete muhalif hareket etmek ne demek biliyor musun? Cehenneme gideceğin durumda eğer sünnete uyuyorsan Peygamber (sav) devreye giriyor gelenekçi İslam’ına göre “Ya Rabbi” diyor “Senin dediğini yapmadı ama benim dediğimi yaptı bu insan” diyor. “O yüzden bunu affet” diyor. Allah onu affediyor ve böylece adam cehenneme gitmekten kurtuluyor. Bu ne demektir? Bunun yapılması da farz, her şey farz. Binlerce farz var ve binlerce haram var binlerce haram. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla İngiliz derin devleti İslam’ı adeta kazımaya başlamıştı ki biz devreye girdik. Başladı Irak'tan, Suriye'den, Mısır'dan girdi Libya'dan zaten başlamıştı. Oradan yukarıya doğru gidiyor. Zaten onları hiç ellemesine bile gerek yok kendinden düşüyor. Sapır sapır dökülüyor diğer yerler. Ama bak Türkiye'de takıldı kaldı hiçbir şey yapamıyor.

 

Bencillik Çok Küçük Düşürücüdür, Bencil İnsan İticidir. Aşık İse Allah İçin ve Sevdikleri İçin Yaşar

Bencillik çok küçük düşürücü bir şey. En başta insan kendini sevemez bencil olduğunda kendini itici bulur. Bencillikten kurtularak insan kendini sever. Bencil demek kendini seven demektir, kendi için yaşayan demektir. Aşık, nasıl olur? Sevdikleri için yaşar kendi için yaşamaz. Allah için ve sevdikleri için. Dolayısıyla Allah için yaşamaya söz verirsin, kendin için yaşamamaya söz verirsin, aşkı hedef edersin, tutkuyu hedef haline getirirsin o zaman konu en yüksek şekilde ruhuna Allah tarafından nakşedilir.

 

(Hürriyet yazarlarından Ertuğrul Özkök ve Taha Akyol, Kuzey Irak’a müdahale ihtimaline karşı yazılar yazdılar. Özkök yazısında; Türkiye'nin Irak’a askeri olarak müdahale ettiği takdirde tüm dünyanın tepkisiyle karşılaşacağı uyarısında bulundu. “Suriye politikanız zaten dibe vurmuş, caydırıcılığınızı kaybetmişsiniz. Bu yüzden acaba referandum olayında bu kadar yüksek perdeden konuşmak iyi bir politika mı? Türkiye’nin imajı Arap aleminde dip yapmış durumda. Ve Osmanlıcılık, Turancılık hayalleri bütün bölgede şüpheyle izleniyor. Yani bir anda bütün dünyayı Barzani’nin yanında, Türkiye’nin karşısında bulabilirsiniz” dedi.)

Ama şöyle eğer Irak Devleti derse ki, “Arkadaş ben bunu kabul etmiyorum benim ülkemi bölüyorsunuz yardım eden yok mu?” derse “Ben de müdahale edeceğim birileri bana yardım etsin” derse ülkeler yardım etmeye hazır gibi görünüyor. Amerika hiçbir şekilde kabul etmiyor öyle gibi görünüyor eğer İngiliz devletinin bir oyunu yoksa ki büyük bir ihtimalle bir oyun var. Ama her halükarda olay planlanmış bir olay olduğu için asıl plancıların derdine bakmak lazım. Plancıların derdi orayı PKK'ya teslim etmek. Öyle bir risk görüldüğünde Türkiye her şeyi göze alıp oraya girip PKK’yı def edip orada eski sistemi tesis edip çıkması gerekir. Yani PKK'ya teslim ettirmeyiz.

 

(Ertuğrul Özkök yazısının devamında şunları söyledi: “Ayrıca biz zaten bunlara devlet muamelesi yapmıyor muyduk? Barzani Ankara’ya geldiğinde, Türk bayrağının yanına çektiğimiz o bayrak neydi? O bayrağı çekip Barzani’ye devlet başkanı muamelesi yaparken, Irak’a sorduk mu? Açık konuşalım. Biz epeydir oraya basbayağı Kürdistan muamelesi yapıp, Barzani’yi de onun başkanı olarak kabul ediyorduk.” Dedi.)

Kardeşim tamam da şimdi bunu resmiyete kavuşturursan hukuki konum kazandırmış oluyorsun. Şimdi hukuki konum kazandırdığında oraya yapılan bir müdahaleyi düşün. Mesela Barzani'yi adam otomatik silahla vurur PKK’lı, çok kolay. Yahut bir bomba atar üstüne yahut arabası geçerken bomba atar orada adamı şehit edebilirler. Kargaşa başlar. Kim müdahale edecek? Türkiye’den müdahale yok. Irak da müdahale etmeyeceğine göre PKK müdahale edecektir. Müdahale edince “Biz burada güvenlik olarak durmak durumundayız” diyecek adamlar. “Buranın asayişini sağlayacağız” hadi geçmiş olsun. “Şimdi de seçim yapacağız” der, “PKK'yı kazandırdık” der, bu kadar basit. “PKK iktidar oldu” der ve hazır devlet. Yani bağımsız bir devlet var. PKK devleti olmuş olacak. Bütün mesele iktidarı devirmekte. Hatta şöyle de olabilir. Barzani’ye kazandırtırlar. Barzani’ye darbe yaparlar, Barzani de kaçar filmin gereği. Helikopter indirirler kaçar İngiltere'ye kaçar. Ondan sonra hazır iktidar tak PKK gelir oturur hazır çünkü sistem. Barzani'ye de bir şey olmaz. Eğer anlaşma yaptılarsa alır götürürler darbe bu kadar basit. “Askeri darbe yapıldı” der. Sol komünist darbe. O kadar çok ki komünist orada. Zaten Talabani komünist, solcu yani. Talabani taraftarları kum gibi orada, solcu kum gibi. Bunun gücü yetmez bunun ideoloji falan da yok. Barzani’nin herhangi bir devlet ideolojisi, bir milli ideolojisi yok. Hiçbir ideolojisi yok. Uçağa veyahut helikoptere atarlar bunu. “Darbe oldu. Hadi seni kaçırıyoruz” der. Adamlarıyla beş on kişiyle beraber, ailesiyle beraber alır kaçırırlar. O kadar. Sabahına da PKK orada gerekeni yapar. Allah esirgesin. Tehlikeli.

 

(Bir dönem Türk halk müziğinde adından sıkça söz ettiren, devletin resmi kurumlarına kayıtlı, yüzün üzerinde eseri bulunan eski TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından, yetmiş yedi yaşındaki Mustafa Canan -görebiliriz- Yalova'da bir köy evinde yaşamını sürdürüyor. Mustafa Canan, Müslüm Gürses'i de yetiştiren kişi. Kendisine sadece yıllık yirmi beş lira telif ücreti veriliyor. Ancak maddi olarak geçimini sağladığını belirten Mustafa Canan, tek sorununun yalnızlık olduğunu söyledi. “Hiç kimse ne arıyor, ne soruyor. İnsan bir telefon açar. İnsan o kadar emek veriyor. Nasılsın, iyi misin diyen yok. Kimseden para pul istemiyorum. Bir dostluk, bir muhabbet bekliyorum.” dedi.)

Sanatçı diye bir şey ben göremiyorum ortada. Hiçbir sanatçı yok. Bu çok vahim bir şey. Bütün sanatçıları devletin hükümetin esaslı şekilde koruyup kollaması lazım. Müthiş gündemde tutması lazım. Özellikle müzik, ses sanatçıları bunları çok gündemde tutması gerekirken tutmuyor. Bu çok acı. Heykel, resim, müzik bunların hepsinin gündemde tutulması lazım.

 

(“Dev binaların yanında gecekondular var. Bu sınıf ayrımı değil mi?” izleyici sorusu)

Şimdi dev bina ve gecekondu. Her ikisi de hatalı. Bir kere dev bina değil de estetik güzel bina olması lazım. Göz alıcı, sanatlı bina olması lazım. Gecekondu diye de bir şey olmaması lazım. Orada sınıf ayrımı, sınıf ayrımı şu an var tabii. Yani şöyle var. Fakirler var. Zenginler var. Efendim mesela bu bir sınıf ayrımı gibi görünüyor. Mehdi devrinde bu yok işte. Yani sahah üzerine bütün insanlar eşit oluyorlar. Herkeste bir eşitlik oluyor. Eskiden beri var bu fakir zengin ayırımı. Bir tek Mehdi devrinde bu yoktur. Herkes zengin oluyor. O özlediğiniz, güzel gördüğünüz günler Mehdi devrinde olacak. Üç-beş yıl sonra Mehdiyet’i zaten göreceksiniz inşaAllah.

 

Doğru Olan, Şehidi, Elbisesini Çıkarmadan Al Kanlarıyla Defnetmektir

Ölü neden yıkanır? Yani belki “abdesti yoktur” diye düşünüyorlar. “Öyle yıkayalım” diyorlar. Aslında Kuran'da anlatılan gömülmesidir. Yani vefat eden bir insan toprağa gömülür. Kargadan örnek veriyor Cenab-ı Allah ayette. Fazla bir detay yok. Yani farziyeti yoktur. Yıkanma diye bir Kurani hüküm yok. Ama yani psikolojik olarak rahat ediyorlar. Belki cünüptür falan yahut abdestsizdir. Abdest aldıralım diye düşünüyorlar. Yani iyi. Vicdanen rahat ediyorlarsa, psikolojik o onları rahatlatıyorsa insanların iyi. Ama Kuran'da böyle bir hüküm yok. Budistler falan da yıkıyorlar ölüyü. Bir tek Müslümanlar yıkamıyor. Geçenlerde öyle azılı bir komünist lider vardı, ölmüş. Adam da donmuş böyle kasılmış. Adamı ayağa kaldırmışlar. Adamı ayakta yıkıyorlar. Kadınlar falan da yıkıyor. Birisi tasla su döküyor, tepesinden falan. Duruyor adam da ayakta donduğu için. Yani ilginç. Köpürte köpürte yıkıyorlar adamı böyle. Üstüne başına da sıçrıyor oradan şeyler. Yani özetle Kuran'da böyle bir hüküm yok. Ama abdestsizse, abdestli gitsin diye vicdanen rahatlar tabii ailesi, insanlar. Gerçi ölü için abdest hükmü olmaz. Öyle bir farziyeti yok. Ölmüş zaten. İmtihan bitmiş. Abdestli abdestsiz diye bir şey olmaz. Sonradan alınan abdest de geçerli olmaz. Yani sen ona namaz kıldırsan ölüye, geçerli olmaz. Abdest de aldırsan geçerli olmaz. Ama bir mahsuru yok. Örf adet olarak varsa, saygı duymak lazım. Saygı duyulur.  Mesela şehit yıkanmaz. Israrla yıkıyorlar. Kefenlenmez. Israrla kefenliyorlar. Elbisesi çıkarılmaz. Çıkarıyorlar elbisesini. Asker adamın elbisesi çıkarılır mı kardeşim? Niye çıkarıyorsun elbisesini? Bir kere kefen de olmaz askere. Ölü hükmüne getiriyorsun sen. Ölüyü kefenliyorsun, tamam bir şey dediğimiz yok ama şehidi niye kefenliyorsun? Resulullah (sav)'ın zamanında hiçbir şehit, hiçbir zaman için kefenlenmemiş. Hiçbir zaman için yıkanmamıştır. Hiçbir zaman için yıkanmaz ve elbisesi de çıkarılmaz. Elbisesi ile gömülür. Fakat ölüyü bir de bekletmek doğru değil. Çok bekletiyorlar ölüleri. Yani bu çok yanlış. Ölümü kesinleştiyse, netleştiyse mesela farz edelim sabah vefat ettiyse, öğlen görmek lazım. Bu aileler için de çok zor bir şey. Günlerce, üç gün bekletiyorsun. Ne kadar zor bir şey yani bu. Ölü de bozulur. Bir acayip bir şeyler olur yani. Ona da eziyet. Ölüye de eziyet etmiş oluyorlar. Üç gün bekletilir mi ölü? Göm işte. Ölmüş bitmiş, Allah Allah. Allah'ın emrini yerine getir. Ceset bekletilir mi? Yok dayısını bekliyoruz. Yok eniştesini bekliyoruz. Kardeşim dayısı, eniştesi gelsin, dua etsin gelir mezarına gider dua eder işte. Adımı bekletmenin bir alemi yok. Eziyet etmiş oluyorsun.

 

Sinirlenmek Aslında İnsanı Küçük Düşüren Bir Durumdur. Görüntüye Aldanmak Filmle Konuşup Heyecanlanmak Gibi Mahcup Edicidir

Sabretmek güzel bir şey ama çoğu zaman insanların gücü yetmez buna. Adam şişiyor eli yüzü falan. Görülüyor. Tansiyonu çıkıyor. Bayağı tehlikeli. O kendine bir şey olduğunu anladığında delirir bu sefer. Çok saldırganlaşır. Çünkü sağlığının bozulduğunu hissettiğinde, iyice artık kırıp dökmeye kalkar. En güzel şey hemen oradan uzaklaşmaktır. BismillahirRahmanirRahim. Euzu billahi mineşşeytanirracim BismillahirRahmanirRahim dersin, çeker gidersin oradan. “Ya Rabbi Sana sığınıyorum” dersin çıkarsın. “Ya Rabbi beni sabırlı kıl” dersin. “Beni sabırlılardan eyle” dersin. “Bismillah” der, çıkarsın. Israrla tırmandırmayı beklersen orada, adam daha hala seni sinirlendiriyor. Sen de daha hala sabırlı olmaya çalışıyorsun. Öyle olmaz çok tehlikeli olabilir. Bir anda adam kontrolden çıkabilir. Gergin ortamı hemen dağıtmak lazım. Koluna girip, sevenleri falan orada varsa gören onların da uzaklaştırması lazım. Yani şaka yaparak falan. Mesela sarılıp falan, boynundan tutup çekerek oradan götürmek lazım. İki saat ortamda oturuyor. Öyle olmaz. Hemen ayırmak gerekiyor. Ama sabretmek kolay. Zaten çok komik insanın sinirlenmesi ve çok aşağılayıcı. Bir görüntüye aldanıp bağırıp çağırmak.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258999/sayin-adnan-oktarin-24-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258999/sayin-adnan-oktarin-24-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170924t_10.jpgWed, 04 Oct 2017 23:49:42 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 23 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 23 Eylül 2017

 

(Barzani, referandumun ertelenmesi için vaktin kalmadığını belirterek artık bunun için çok geç olduğunu söyledi. “Referandumun ertelenmesi için gece-gündüz baskıya maruz kalıyoruz. 100 yıldır cezalandırılıyoruz. Acaba yetmiyor mu bu kadar cezalandırma? Biz başarısızlığa uğrayan geçmişe dönmeyeceğiz. Görüşmelere 25 Eylül’den sonra hazırız. Artık referandumun ertelenmesi için vakit kalmadı. Buradan söylüyorum; kendimi halkın karşısında utandıracak birisi değilim.”)

Kardeşim, tamam da sen Irak’ta yaşayan bir vatandaşsın, Irak vatandaşısın. Irak bir devlet. Sen diyorsun ki “Ben burada bağımsız bir devlet kuracağım” diyorsun. Yani şimdi bu oluyor mu? Onu bir düşünmen lazım. Birisi çıksa mesela İran’da “Biz burada müstakil devlet kuracağız.” Yahut Türkiye’de dese, o zaman her aklına esen referandum yapıp ayrılmaya kalkar. Bir de ne faydası olacak sana? Ekonomik faydası olmaz Türkiye yardımı keser, İran yardımı keser, Irak yardımı keser ne faydası olacak? Zaten zor ayakta duruyorsunuz. Bu, istişareyle ve anlaşmayla olması lazım eğer olacaksa. Irak’ın evet demesi lazım. Bir de seni vururlar mübarek, senin zannettiğin gibi olmaz. Halkıma karşı şöyle böyle falan diyorsun ama PKK gelir on kişi seni indirir Allah esirgesin. Ve sonra senin yerine geçerler kimse de itiraz etmez. Baksana onların televizyonu Türkiye’yi bölünmüş gösteriyor. Onun bilgisi dahilinde olan bir televizyon. Gücü yetmiyor PKK’ya.

 

(Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı 3 saat 10 dakika sürdü. Milli Güvenlik Kurulu sonrası açıklanan bildiride: “Kuzey Irak’ın 25 Eylül 2017 tarihinde düzenleyeceğini açıkladığı referandumun gayrimeşru niteliği ve kabul edilemezliği bir kez daha belirtilmiştir. Tüm ikazlarımıza rağmen bu referandumun yapılması halinde Türkiye ikili ve uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını mahfuz tutar” dendi.)

Bir İngiliz oyunu olduğu belli, İngiliz derin devletinin oyunu olduğu belli. İnce ince planlamışlar benim anladığım. Orada bir devlet oluşturacaklar. Sonra da diyecekler ki “suikast oldu olaylar çıktı ortalık karıştı hadi müdahale edelim.” Sonra PKK’yı oraya sokacaklar, PKK diyecek ki “yönetime biz el koyduk” bitti. Hazır devlet de var, al başına belayı. Bu oyunu çocuk olsa fark eder. Barzani nasıl fark etmiyor ben anlamıyorum.

 

Ortadoğu'nun Geri Kalmışlığının ve Parçalanmışlığının Temel Sebebi Gelenekçi Ortodoks, Kuran'a Uygun Olmayan İslam Anlayışıdır

Ortadoğu’nun tek problemi gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. Ülkeleri mahvetmek için devletlerin mahvolması için altta sosyolojik felsefi zemini hazır. Çünkü bir kere bir milletin gelişmesine müsaade etmeyecek sistem var, bilim ve ilim. Tamam ilim de olsun bilim de olsun. Peki ne diyor gelenekçi sistem? “İlim vardır” diyor. Başka? “Bilim diye bir şey yok” diyor. Sanat? “Sanat da yok” diyor. Kalite? Kalite de yok. Müzik var mı? Yok. Güzel giyinmek yok, heykel yok. Kadın yarım varlık, insanla haşa hayvan arası bir varlık gelenekçi sisteme göre. Ee? Sakalını kesen öldürülüyor, zekat vermeyen öldürülüyor, dinini değiştiren öldürülüyor, hemen hemen her konuda ceza ölüm. Sanatın, bilimin, kalitenin olmadığı bir felsefe, bir inanç o toplumu çökertir. Dolayısıyla bütün Ortadoğu ülkelerini gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı çökertti. Bilimde, sanatta, estetikte ileri gidemediler ve gidemiyorlar. Bak adam “heykel gördüm tükürdüm” diyor. Resim görüyor tükürüyor, televizyon seyretmek yasak “fotoğraf yasaktır” diyor. “Efendim, tahtayı ovarak bir şekil vermek, bir hayvan şekli bu da” diyor. Sanat yoksa bilim de olmaz zaten. Bilimle sanat iç içedir. Ufuk kaybı meydana gelmiş oluyor, kalite isteği yok olmuş oluyor. Dolayısıyla bu ülkeler rahatça çökmeye, işgale, ezilmeye hazır hale geliyor, Irak’ın ezilmesi saatler içinde oldu. Suriye’nin ezilmesi saatler içinde oldu. O kadar kolay oluyor ki. Libya saatler içerisinde yok edildi. Afganistan da öyle, diğer İslam ülkeleri de öyle. Eğer bizler olmasak Türkiye’yi de çok rahat götüreceklerdi. İngiliz derin devleti, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunarak muazzam mevzi elde ediyor. Rumilikle, yeni bir kurnazlık dalı çıkartmış zemine oturuyor. Diyor “biz Mevlevi’yiz.” “Hayırdır” diyoruz. “Ne diyor Mevlana?” diyor. “Ne diyor?” diyoruz “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor “sen Mevlana’yı kabul etmiyor musun?” diyor adam “haşa tabii kabul ediyorum” diyor. “Bak işte o diyor” diyor “bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok diyor” diyor. “Allah Mevlana’nın kendisi” diyor haşa. Çünkü adam ne diyor? Oğlu geliyor bir şeyler söylüyor, sonra da “inşaAllah” diyor, çocuğa hakaret ediyor “bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor “benim zaten karşında olan” diyor. Haşa yani “ben Allah’ım zaten” diyor “bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor. “Muhammed’in dini” diyor, Mustafa diyor zaten, babasının oğlundan bahseder gibi haşa yani çok pervasız ve tepeden bir üslup “Muhammed’in dini yok olur, çünkü aracıyla geldi” diyor, “benim dinim yok olmaz çünkü ben doğrudan Allah’tan aldım” diyor. Sonra bir kademe daha sorulduğunda “zaten ben Allah’ım” diyor. Kastettiğin Allah’ı anlat dediğimizde de “Allah benim zaten” diyor “kitabımı da yazdım işte alın” diyor. Bununla İslam alemini mahvedeceklerdi Allah’a şükür bu oyunu bozduk. Bu İngiliz Rumiliği, Anadolu Rumiliği ayrı, beş vakit namazında Mevlana var diye bilinir, ona göre insanlar hareket ederler. Ama İngiliz Rumiliği 300 yıllık kitabı incelediğimizde, Mevlana Celaleddin’e ait olduğu iddia edilen Mesnevi’nin 300 yıllık, 400 yıllık orijinallerine baktığımızda bu bozuk ifadeleri görüyoruz. Bilmiyorum ona mı ait başkası mı yazdı, Hülagü deccalı mı yazdırttırdı yahut bizzat Hülagü mü yazdı da onun adına yayınlandı bilmiyoruz. “Şarap Rumilere helaldir” diyor ”Rumi olduktan sonra. Haram ayak takımı için vardır” diyor “sıradan adamlar için” diyor haşa.

 

Mehdi Devrinde Din Peygamberimiz Döneminde Olduğu Gibi Özüne Dönecek, Mezhepler Kalkacak, Kuran Tam Olarak Yaşanacaktır

Birlik dediğinde mezhep kalmaz. Mezhep demek birlik olmaması demektir. Mezhep varsa birlik diye bir şey olmaz zaten. Mezhep birlik olmaması için meydana getirilmiş bir sistemdir. Hem mezhep olacak hem birlik olacak mümkün değil. Çünkü bütün kuralları ayrı, hükümler ayrı, helaller haramlar ayrı nasıl birlikte olacaksın? Ama Hz. Mehdi (as)’ın zamanında Allah’ın izniyle mezhepler kalkmış oluyor. Tek din, İslam’ın dışında din kalmıyor.

 

(“Koskoca Amerika’yı nasıl olur da İngiltere yönetir?” izleyici sorusu)

Koskoca Amerika’yı inşa eden inşa ettiği gibi de yönetiyor. Amerika diye bir ülke yoktu ki yeni kuruldu Amerika. Amerika küçük küçük parçalardan oluşmuş, ayrı ayrı devletlerden oluşmuş birbiriyle savaşan gariban bir topluluktu. Maceraperestler falan oraya gitmişlerdi. Onları organize etti İngiltere, bir araya getirdi, devlet haline getirdi, resmi dillerinin de İngilizce olduğunu söyledi ve yönetmeye başladı. Dünyadaki en büyük karakoludur Amerika İngiltere’nin.

 

(“Kuran’daki şifre sistemini nasıl fark ettiniz?” izleyici sorusu)

Kuran’da şifre sistemi eskiden beri biliniyor. En az 20 yıldan beri falan bilinir, 25 yıldan beri bilinir. Benim fark ettiğim kısımları ayrı. Ama benden önce çalışma yapanlar onu söylediler. Mesela 19’la ilgili var, 7’lerle ilgili var. Sadece 3-7 ve 9’larla ilgili var. Dolayısıyla şifre sistemi çok fazladır. Ama Tevrat’ta da çok kapsamlıdır şifre sistemi. Mesela 2002 harfte bir ileri hareket ederek çok muazzam şifreler ortaya çıkıyor Tevrat’ta bu çok büyük mucizedir. Dünya bunun üstünde pek durmuyor ama bu yeri yerinden oynatacak bir şey aslında.

 

(“Azerbaycan’ın Mehdiyet’te bir rolü var mı?” izleyici sorusu)

Azerbaycan tabii, Peygamberimiz (sav) özel olarak ismini zikrederek Azerbaycan’dan bahsediyor. “Mehdi’nin çıkış vaktinde” diyor “ o devirde Azerbaycan işgal edilir, orada zulüm yapılır” diyor. Yani bu Karabağ’da yapılan Ermenilerin yaptıkları zulümler, işgalle ilgili zulümler ve kan dökülmesi olayı belirtiliyor, Mehdiyet devrinde oluyor yani Hz. Mehdi (as) devrinde oldu. Bu olayın hakkında Peygamberimiz (sav)’in muhtelif hadisleri var. Ve “Mehdi devrinin alametidir bu” diyor yani “Mehdi’nin çıkış alametidir” diyor.

 

Kadının Akıllı Olması Dolu Dolu Ruha Sahip Olması Bakışlarından Ruhunun Güzel Enerjisinin Hissedilmesi O Kadını Müthiş Güzelleştirir

Dolu bir insan olmak çok önemlidir. Mimik çok önemlidir bir kadında, ses tonu çok önemlidir. Ses tonun güçlü, sağlıklı güzel bir ses tonun var, cılız ve anlaşılmaz ölü bir ses tonu değil, gürül gürül muktedir bir ses tonu. Kadında tabii fizik güzellik gerçekten önemli bu inkar edilmez, yalan olur hayır denirse dürüst bir davranış olmaz. Ama akılla birlikte olduğunda nefes kesici olur. Mesela bir kadınla tanıştın seviyorsun ama aklının zayıf olduğunu anladığında çok acı bir olayla karşılaşmış olursun, çok vahim bir olaydır. Ama kadın artı akıllıysa, derin düşünüyorsa, tutkunun kadınıysa, delice sevgiye açıksa, güzel ahlakı seviyorsa, imanı seviyorsa, Allah’ı seviyorsa tabii o metafizik bir varlık artık olağanüstü bir şeydir. O et-kemik değil o bir ruh, muhteşem bir ruh olur. İnsanı çok çok etkiler yani. Gece-gündüz uykusunda da etkiler gündüzünde de etkiler, sürekli insanın aklında olur. Et-kemik olmaktan çıkar o kadın yani hep ruhtur o artık.

 

(Suriyeli ünlü muhalif aktivist ve gazeteci Orouba Barakat ve 22 yaşındaki gazeteci kızı Halla Barakat Üsküdar’daki evlerinde öldürüldü. Suriye’de iç savaşın ardından İngiltere’ye giden Orouba Barakat bir dönem Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşadıktan sonra İstanbul’a gelmişti. Orouba Barakat’ın genç gazeteci kızı Halla Barakat ise Huffington Post Arabi’de editör olarak çalışıyordu. 22 yaşındaki genç gazetecinin bir dönem TRT için de çalıştığı öğrenildi.)

O siyasi bir cinayet olabilir. Yani İngiliz derin devletinin bir işi olabilir. Oradaki isimler dikkat çekici. Huffington Post şu bu falan diğer olaylar dikkat çekici. İngiliz derin devletinin bir cinayeti olabilir. Çocuk bir sırra vakıf olmuştur. Klasik cinayetlerinden biri olabilir. Polis daha iyi takdir eder ama bu yönü ile de bir baksınlar. Yani Milli İstihbarat Teşkilatı da olaya bir göz atarsa bence faydası olur diye düşünüyorum. Öyle gibi görünüyor.

 

(“Hz. Mehdi insanların hiç bilmediği bir ilime sahip olacak mı?” izleyici sorusu)

“Allah onu bir gecede harikalarla donatır” diyor bir hadiste. Mesela bir hadiste de “Bir gecede Allah onun imkanını oluşturur” diyor. Ne olduğunu bilmemiz için Mehdi ile karşılaşmamız gerekiyor. Ama bütün dünyadaki olayların o şahsa göre düzenleniyor olması olayın fevkalade olduğunu gösteriyor. Çünkü Tevrat’ta bu konunun böyle olduğunu görüyoruz. Bu hayali bir şey değil. Mesih ismi daha dünya yaratılmadan önce ismi oluşuyor. Moşiyah’ın ismi ve Adn cenneti oluşturuluyor daha kainat oluşmadan önce. Bu fevkalade bir şey büyük bir olay. Üç bin beş yüz yıldan beri Museviler beklediğine göre, İstanbul onun için hazırlandığına göre, deccal Allah tarafından onun için yaratıldığına göre Mehdi (as)’nin çıkması için yaratıldığına göre, birinci dünya harbi ikinci dünya harbi Mehdiyet’in zemini için Allah tarafından yaratıldığına göre, Suriye ve Irak bölünüp parçalanması Allah tarafından Mehdi alameti olarak hazırlandığına göre, gökte kuyruklu yıldızlar ve depremlerle yeri Allah gece gündüz salladığına göre, yüzlerce binlerce olayla zemin hazırladığına göre benim gördüğüm çok büyük bir olay. Öyle vazgeçilecek, ehemmiyetsiz görülecek gibi bir şey değil. Birleşmiş Milletler’in binasına bile Mehdi (as)’nin yapacağı icraat yazılıyor taşla. Masonluk Mehdilik için kuruluyor. Ta Hazreti Süleyman (as) zamanında Mehdiliğe göre bütün sırlar dizayn ediliyor. Yani benim gördüğüm çok büyük bir olay. İstanbul fethediliyor Mehdi (as) için. Mehdi (as)’nin çıkması için. Normalde İstanbul’u Osmanlıya asla vermezlerdi söyleyeyim. Mümkünü yok. Yani Hızır (as)’ın kararı olmadan olacak iş değil. Zaten Fatih vazgeçmişti. Ama baktılar ki surların üzerinde Hızır oturuyor. Akşemsettin kendisi söylüyor. “Hızır’ı surların üzerinde otururken gördüm” diyor. O yüzden olayın bu tarzda olduğunu anlıyoruz. Mesela Abdülhamit “Hareket ordusu İstanbul’a gelirken hareket ordusunun önünde Hızır’ı gördüm” diyor. “Askerin müdahale etmesini engelledim Hızır’ı görünce” diyor. Şimdi buradan olay anlaşılmıyor mu olayın nereye gittiği? Yani o dev halifelik bir kere yıkılacak. Halifelik kalkacak niye? Mehdi (as)’nin gelişi için kaldırılıyor Halifelik. Mehdi (as)’nin gelmesi için sırf o nedenledir. Ana nedeni odur. Ve Abdülhamit gibi birisi söylüyor dikkat edin. “Gördüm Hızır’ı o yüzden vazgeçtim” diyor. Ucu sonu yok olayların. Hızır (as) çok aktif olarak olayların içinde.

 

(“Çabuk sinirlenen insanlar sabrederse daha mı fazla sevap kazanırlar?” izleyici sorusu)

Tabii ki çok sevap. Ama çabuk sinirlenenler hemen olay yerinden çıksınlar, sabretmeyi denemesinler. Tehlikeli olabilir. Yani ben sabrederim diye şey yapmasınlar çok çok tehlikeli olabilir. Hemen oradan çıksınlar. Uzaklaşsınlar gidip elini yüzünü yıkasınlar. Mesela bir müzik açsın bir şey dinlesin. Yani o kişiden kaçsın. Tamamen yatıştıktan sonra konuşsun. Çok tehlikeli olur. Yani sinirlendiğini anlarsa hiç beklemesin. En iyi tedbir o. Hem sinirlenip hem sabretmek. Tamam makbul güzel ama tehlikeli olabilir. Kendini kontrol edemeyebilir bu sefer. Öyle bir risk oluşabilir. En iyisi kaçmaktır. Olay yerinden hemen uzaklaşmak. Hemen Allah’ı anmak. Gidip elini yüzünü yıkaması. Ensesine su sürer. Mümkünse sokağa çıksın. Aman ha aman. Alttan alması süper tehlikeli, mesela bazı tipler vardır konuşursun gayet sakin dinler morarır falan böyle. Gözleri falan kanlanmaya başlar. Sabrediyorum. Bayağı tehlikeli yani. Öyle şey olmaz. Aklını atar yani çok tehlikeli olur. İlk yapılacak şey hemen uzaklaşmak. Yoksa sabredebilse tabii çok makbul, çok güzel ama deneme yapılmaması lazım. Bazı vakalar için söylüyorum.

 

Allah Her Sevenin Yardımcısıdır. Seven Sevgisini İfade Etmek İstediğinde Allah O Sevgiyi Gözünden Sevdiği İnsanın Kalbine Akıtır

Her sevenin Allah yardımcısıdır. Seven sevgisini ifade etmek istediğinde Allah onun gözünden hemen o sevdiğinin gözüne akıtır sevgiyi. Sevgi o gözden akar. Allah onun gözünden kalbine akıtır o sevgiyi. Ve o sevgiyi bütün gücü ile o hisseder. Çünkü sevmek istiyorsun dua ediyorsun. Allah’ım ona beni sevdir. Ben onu seviyorum diyorsun. Sevgimi hissettir ona diyorsun. Hemen Allah hissettirir. Yani seven öyle hiç açıkta kalmaz. Seven yalnız değildir. Hep Allah’ın yardımı vardır sevene. Hemen sevgisini sevdiğinin kalbine Allah akıtır. Bakar bakmaz.

 

İman, Vesveseye Direnmenin Adıdır. İnsana Şüpheler Gelebilir Ama Mümin Hep Allah'ı Koruyacak, Nefsine Allah Aleyhinde Söz Ettirmeyecek

İman insanda ömür boyu çalkalanır. Hemen hemen her insanda vardır. Sadece peygamberlerde, velilerde çok sağlam oluyor ama insanlarda zaten iman diye ona deniyor. Şeytan ve nefis bastırıyor. Şeytan, nefis ve vesveselerle mümin savaşıyor. Bir dalgalanma oluyor sürekli bir dalgalanma oluyor. Ona iman deniyor zaten. Peygamber diyor ya “asıl büyük cihat budur” diyor. Yani küçük cihattan büyük cihada döndük dediği yani nefisle mücadele odur o. İnsana şüpheler gelebilir ama mümin tabii sürekli Allah’tan yana olacak. Hep Allah’ı koruyacak böyle. Hep Allah’ı koruyacak. Allah’a söz ettirmeyecek. Nefsine de söz ettirmeyecek. Başkasına da söz ettirmeyecek. Başkası söz ederse yanlarından gidecek veya cevabını verecek nezaketi ile nefsi kötü bir şey söylerse de hemen nefsine cevap verip Allah’a laf söyletmeyecek. Allah’ı korumak çok önemlidir mümin için. Allah’a kıskanç olacaksınız. Çok önemlidir.

 

Kuran Okumak İçin Abdest Almak Gerekli Değildir. İnsanları Kuran'dan Uzak Tutmak İçin Sayısız Hurafe Üretmişler

Normal temiz ekmeği tuttuğun elin varsa, temiz ceketini giydiğin elin varsa, elini saçına sürebiliyorsan yani temiz normal bir elin varsa Kuran’ı da tutarsın. Kuran’dan sizi uzak tutmak için, bak Kuran’dan sizi uzak tutmak için şeytanın oyunlarından bir oyun bu. Ve bilmeden alimler bu oyuna düştüler. Bak bilmeden alimler şeytanın bu oyununa düştüler. Kuran’dan insanları uzak tutmak için bak yöntemlere bak. Mesela “kadınlar hasta olduğunda” diyor “Kuran’a el süremezler.” Ne kadar? Birinci gün süremiyor, ikinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün, beşinci gün, altıncı gün, yedinci gün el süremiyor. Niye süremiyormuş? Niye?  Musevilikte de var o. Lanetli kabul ediliyor. Hatta kadın hastayken birisine dokunursa o adam da iptal oluyor, o da gidiyor yani o da lanetli oluyor. Böyle korkunç şeytanın oyunlarına insanlar nasıl geldi ben buna hayret ediyorum. Kan gayet normal bir şey. Bir insanın kolu kanar, niye Kuran’ı tutamayasın yani kan niye engellesin Müslümanlığı yaşamasını kadının? Kan vücudumuzun içinde olan bir şey. Sahabilerin her yeri doğranıyordu kan akarak abdest alıyorlardı. Ne diyor Ebu Hanife? “Kan akarsa hiçbir şekilde namazın geçerli olmaz abdestin gider” diyor. Peki, sahabe nasıl kıldı namazı? “Onu bilmiyorum” diyor. Ya mübarek elini ayağını öpeyim yapma etme her yeri doğranıyor sahabelerin akşama kadar savaş ediyorlar ve beş vakit namazlarını kılıyorlar. Kan akıyor sürekli nasıl abdestsiz olmaz? İnanılır gibi değil böyle şeylere sakın, bu oyunlara sakın gelmeyin. Şeytanın bir oyunu. İnsanlar bilmeden bu oyunlara düşmüşler. Alimler de bilmeden bu oyunun içine girmişler.

 

Allah Hristiyanlara ve Musevilere Şefkatle Yaklaşın Diyor. Bağnazlıkta İse Kitap Ehli Potansiyel Düşman Görülüyor

İslam dinini o kadar korkunç hale getirmişler ki gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı yani dünyadaki cehennemin diğer adı gibi o hale getirmişler bazı vakalarda bazı yerlerde. Hristiyanlık neden dinsizlik olsun kardeşim? Adam diyor ki, “Hz. Muhammed yalan söylemedi, yalancıya benzemiyor” diyor. “Yalancı değil bana göre” diyor. Yahut “yalancı bir insana benzemiyor” diyor. Bitti bu insan Müslümandır. Nereden çıkarıyorsunuz? Musevilere dedim ki ben dostlarıma Hz. Muhammed’e iman ediyor musunuz siz? Müslüman mısınız? “Şimdi” dediler “biz senin dürüst bir insan olduğuna inanıyoruz. Şahitliğine de inanıyoruz” dediler. “Çünkü beni Nuh’sun sen” dediler. “Senin şahitliğine de inanıyoruz. Yani müminsin sen” dediler. “Mümin zaten yalan söylemez” dediler.  “Sen Hz. Muhammed’in dürüstlüğüne inanıyorsan biz ona inanmakla mükellefiz zaten” dediler. “Yalan söylemeyeceğin için. Sen şehadet ettiğine göre biz de tabii ki inanıyoruz” dediler. Tamam, işte Müslüman insanlar bunlar. Ne diyorlar? “Hz. Muhammed yalan söylemedi” diyor. Müslüman, bitti. Niye kafir olsun? Allah’ın birliğine inanıyor. Bütün peygamberlerine inanıyor. Allah'ın Resulü’ne yalancı demeyince ne demektir bu? “Dediği doğru” diyor. Tamam, o zaman hepsi Müslüman. Olmaz böyle münasebetsizlik.

 

(“Yardım kuruluşlarına yardım etmeli miyiz?” izleyici sorusu)

Duruma göre. Adam dolandırıcı da olabilir, dürüst de olabilir. Mesela İHH bence dürüst. Hakikaten bu çocuklar çok fakir, ben gözümle gördüm biliyorum. Sürünüyorlar normal hayatta anca öyle yaşıyorlar hiçbir çıkarları yok. Suriye’de en tehlikeli yerlere gidip ekmek dağıtıyorlar, yiyecek dağıtıyorlar. Onlara katık, peynir falan su götürüyorlar. Mesela ben oraya yardım ederim. İHH’ya yardım ederim. Ama bilmediğim yerler var adını sanını duymadığım. Hakikaten biraz araştırmak lazım. İnternetten falan. Devlete sormak lazım polise sormak lazım “güvenilir mi bunlar?” diye sormak lazım. Ama mesela bizzat şahit olduklarım var.  İHH bunun başında geliyor.

 

Kıyafetler Fabrikada Üretilip Geliyor Sanıyor Oysa Her Kıyafeti Allah Yaratıyor Dünyada Sebeplere Bağlılık Olduğu İçin Fabrika Var Sanıyoruz

Şu andaki şu kıyafetleri de Allah giydiriyor bize. Herkes bunu çarşıdan alıyor gibi görünüyor. Tekstil fabrikasından kumaş örülüyor geliyor. Öyle bir şey yok. Her gün kıyafeti bize giydiren aynıdır cennetteki sistemin aynısı uygulanıyor ama orada sebep sistemi olduğu için dünyada o yüzden aklımız tek yönlü olayı bu şekilde değerlendiriyor. Cennet kıyafetleri çok şıktır, bayağı güzel, çok hoş. Hiç görülmemiş kıyafetlerdir. Kumaşı, taşları, süsü muhteşemdir. Mesela cennetin altını normal altından çok daha güzel. Yakut, elmas, pırlanta gibi taşı Cenab-ı Allah cennette çok çok fazla kullanıyor. En çok kullanılan malzeme onlardır; yakut, elmas, pırlanta ve altın çok fazla kullanılır. Zibil gibi cennette kullanılır. Ama şimdi tahayyül etmemiz zor tabii. Ama yaklaşık güzel kıyafetler ama mesela kıyafetler çok garip. “Bir kadın” diyor “yedi kat elbise giyer” diyor ama tek kat elbise giymiş gibi oluyor. Ama “baktığında o yedi katı ayrı ayrı görürsün” diyor. Mesela aynı kadını bir elbiseyle bir görüyorsun. Bir elbisesiyle bir, bir elbisesiyle bir aynı anda ama.  Halbuki insanın içinde başka bir elbise olsa göremez. Bilmiyorum uygun mu da iyice anlaşılsın diye. “İliklerine kadar görürsünüz” diyor. Eğer helaliyse yani iliklerine kadar dediği çırılçıplak da görürsün diyor, çıplak da görürsün, elbisesiyle de görürsün ama yedi kat elbisesiyle de görürsün. “Hulle” diyor. Ama “iliklerine kadar da görürsün” diyor. İliklerine kadar dediği o tabii teşbih Arapçada teşbih yani tamamen çırılçıplak görürsün, helali olan bir kadını görür tabii görebilir. Ve insanın bedeni yüz binlerce oluyor. Ama tek bir ruh oluyor. Garip bir varlık oluyor insan ama çok normal karşılayacak insanlar bunu. Küfür ehli bunun bir büyü olduğuna inanıyor. Yani ruhuna ve beynine etki ederek bir şey yapıldığına inanıyorlar. Yani normal dünyada yaşarken insanların bir teknik uyguladıklarını, bir büyü tekniği uygulayarak yahut hipnoza benzer bir şey yaparak bunu elde ettiklerini sürekli bunu iddia ediyorlar. “Bize büyü yaptınız” diyorlar. Ve ahirette de Allah'a inanmamada direniyorlar.

 

Deccalin En Ağırına Giden Şey Aşağılanmak ve Deşifre Etmektir

Deccal aşağılanmaktan çok mutazarrır olacağını Peygamberimiz (sav) söylüyor. “Aşağılandığında ortaya çıkar” diyor. Şu anki panik ondan. İngiliz derin devletindeki paniğin nedeni bu. Ne kadar aşağılar, deşifre edersen o çirkin peçesini indirirsen o kadar iyi. Deccaldan boş yere korkmuşlar. Halbuki deccal Mehdiyet safında değerlendirildiğinde Allah tarafından mucize olarak özel bir muhafaza meydana geliyor. Deccalın gücü yetmiyor Allah taraftarlarına. Halk boş yere korkmuş deccaldan.

 

(“Oluşan kasırga ve depremlerin nedeni nedir?” izleyici sorusu)

Muazzam bir sıklık, muazzam bir yoğunluk var. Ne olabilir? Peygamber (sav) hadiste belirtmiş mi? Belirtmiş. Tevrat’ta aynısı geçiyor mu? Geçiyor. İncil’de aynısı geçiyor mu? Geçiyor. Göktaşlarının böyle milyonlarca ton göktaşının göğe yığılması, depremlerin on misli artması Mehdi (as)’ın çıkış alametidir. “Anlamıyorum” diyorlarsa daha da dozu artacaktır. “Evet, anlıyorum” diyene kadar dozu artacak hep beraber göreceğiz.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258990/sayin-adnan-oktarin-23-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258990/sayin-adnan-oktarin-23-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170923_05.jpgWed, 04 Oct 2017 19:50:07 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 22 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 22 Eylül 2017

 

(Hakkari’de güvenlik güçleriyle PKK’lı teröristler arasında çıkan çatışmada Halis Yasin Özcengiz isimli askerimiz şehit oldu, 4 askerimiz de yaralandı. Şehidimizi görebiliriz.)

Halis çok yakışıklıymışsın sen aslan. Allah şehadetini mübarek etsin, Allah cennette kardeş etsin. Ne mutlu sana büyük bir şerefe ermişsin. Allah bizlere de o güzel nimeti nasip etsin. Çağırın, çağırın gelelim, inşaAllah. Allah vesile eder sizleri, inşaAllah. Anana babana Cenab-ı Allah uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin. Tekrar tebrik ediyorum, gazan mübarek olsun.

 

Gelenekçi Ortodoks İslam Anlayışında Resim, Heykel, Müzik, Dans, Fotoğraf Çektirmek, Güzel Sofralarda Oturmak, Neşeli Olmak Yasaktır

Gelenekçi sistemde, gelenekçi İslam anlayışında yani Ortodoks gelenekçi İslam anlayışında bilim yasak, Kuran okumak yasak. Çünkü “herkes Kuran’ı okuyup anlayamaz” diyorlar. “Kuran’ı meal olarak sakın okumayın” diyorlar. “Düşünmek, araştırmak yasak” diyorlar. “Sakın okumayın, düşünmeyin çok yanlış olur” diyor. Adam heykele tükürüyor, resme tükürüyor, kadına “buçuk” diyor, zekat vermeyen öldürülüyor, içki içen öldürülüyor. Fotoğraf çektirmek yasak, fotoğraf asmak yasak, müzik yasak, dans yasak, plaja gitmek yasak, eğlence yerine gitmek yasak, neşeli mutlu olmak yasak “hüzünlü olacaksın” diyor. Güzel sofralarda oturmak yasak, diş fırçası yasak, diş dolgusu yasak “abdestin olmaz diş dolgusunda” diyor. Say say say sabaha kadar bitmez. Birçok genci de ikna etmişler bu konuda. Çok büyük bir hata.

 

Müslümanların Tüm Müslümanları Kendi Annesini Kardeşini Korur Gibi Koruyup Kollamasıdır. Mümin, Müminin Velisidir

Yardıma muhtaç kişilere yardım işte bu böyle buçuk buçuk, kenar kenar, az az, çeyrek çeyrek değil bütün İslam alemi çapında bütün Müslümanların aynı andaki görevidir bu. Dolayısıyla bunu üç Müslüman, beş Müslüman yapmış bu kaynar gider, topluma hiçbir etkisi olmaz bunun, çok çok az etkisi olur. Bunu bütün Müslümanların aynı anda aynı dönemde coşkuyla sevinçle, kendi evladını korur gibi, kendi annesini babasını korur gibi, kendi eşini, kendi kız kardeşini, kendi ağabeyini korur gibi müminleri koruyup-kollaması lazım. Aynı tıpatıp. “Velisiniz” diyor Allah, veli demek ne demek? Baba veli oluyor ne yapıyor? Anne veli oluyor ne yapıyor? Aynı görev.

 

Kadın Dünyanın Süsüdür, Her Yerde Güzellik Olarak Tezahür Edecekler. Kadın Hayatın Her Alanında Olacak

Genç erkek delikanlılar kadından 18 kat daha etkileyici bulunuyor gelenekçi sistemde. Ortodoks gelenekçi İslam anlayışında18 misli kadınlardan daha etkileyici görüyorlar gençleri. “Parlak” diyor genç, yakışıklı genç yani. Genç erkek delikanlı görünce kendini adam kilitliyor “fitne gitti mi?” diye bağırıyor. Yani eğer orada durursa tecavüz edecek iddiasına göre. 7 yaşından büyük kız çocuğunu erkek öğretmenin okutması yasak. Erkek çocuğu da eğer onların tabiriyle parlaksa, güzelse erkek hocaya onu veremiyorsun, eğitimini veremiyor erkek. Çünkü erkek hocanın ondan tahrik olacağını düşünüyor “18 misli daha etkileyicidir” diyor. Kadınlar için de diyorlar “Kadınları meta olarak kullanıyorlar” işte “kadınları kullanıyorlar bir şekilde.” Peki cennette kadın var, ne oluyor orada Allah ne yapmış oluyor? Senin kafana göre o da olmaz. Çünkü kadınları en güzel şekilde Allah orada gösteriyor ve erkek kullarına hurileri nasip ediyor. Kadın kullarını da gılmanlarla evlendiriyor Allah. Veyahut kendi eşiyle evlendiriyor Allah. Yani kadının kullanılması meta olması, erkeğin kullanılması meta olması, hayvanın kullanılması meta olması, çocuğun kullanılması meta olması böyle bir şey olmaz. Kadın da erkek de dünyanın süsüdür, her yerde güzellik olarak tezahür edecekler cennette de dünyada da. Allah sokakları da kadınlarla süslemiş, evleri de kadınlarla süslemiş dolayısıyla kadın her yerde olacak.

 

(Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Amerikan Lideri Trump arasında 50 dakikalık bir görüşme oldu . Görüşme sonrasında Trump şöyle söyledi: “Erdoğan yakın arkadaşım haline geldi. Dünyanın çok zorlu bir bölgesinde görev yapıyor. Çok da başarılı işler yapıyor. Bence Türkiye ve Amerika şu anda hiç olmadığı kadar birbirine yakın” ifadesini kullandı.)

Doğru söylüyor, doğru söylüyor. Çünkü anti-Amerikancılık gelenekçi Ortodoks sistemin ana bünyesidir. Yani büyük şeytan diye gösteriyorlardı. Biz Amerikan düşmanlığını ortadan kaldırdık, bütün dikkati İngiliz derin devletinin üstüne çektik. O zaman Türk politikasında da ciddi değişiklikler olduğunu gördük. Ve Amerika’yı koruyup-kollayan bir Türkiye ortaya çıktı. Eskiden Saadet Partisi olsun Milli Selamet Partisi yani o, gelenekçi sağ kesim genellikle şiddetle Amerika’ya karşıydı. Hep “kahrolsun Amerika” denirdi, ama şu an öyle bir şey denmiyor. İngiliz derin devletinin asıl fitnenin kaynağı olduğu anlaşıldı. Ve dikkatler o yöne gitti artık.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin hep vurguladığınız gibi, bir kez daha mezhepçiliğe karşı olduğunu ifade etti. “Aramızdaki mezhepçilik fitnesini kaldırmamız gerek. Bizim tek bir dinimiz var o da İslam’dır, gerisi teferruattır. Yaşanan krizler İslam dünyasının yeni bir dirilişe ihtiyacı olduğunu gösteriyor.”)

İşte tam Mehdi üslubu, tam Mehdiyet üslubu. Yedi ceddine rahmet olsun Allah razı olsun. Lider dediğin böyle olur, Müslüman dediğin böyle olur. Bir de diyor “ben sevmiyorum” diyor. Kardeşim, bin yıldan beri böyle lider çıkmadı bin yıldan beri. Böyle “mezhep yoktur” diyen lider yok, ilk defa, İslam aleminde hiçbir yerde bu duyulmamıştır. Bu, Mehdiyet ağzıdır, Mehdiyet bereketidir, Mehdiyet terbiyesidir, Mehdiyet’in dili ve üslubudur. Bin yıldan beri duymadığımızı duymaya başladık. Gece-gündüz yapılan güzel faaliyetler güzel neticelerini güzel şekilde sunmaya başladı, elhamdülillah.

 

Belediyelere Halkın da Yardımcı Olması ve Her Yerin Temiz Tutulması Gerekir, Bu da Eğitimle Olur

Parkların temiz tutulması bir ahlak. Çünkü devlet sürekli temizlikle uğraşamaz, belediyeler sürekli temizlikle uğraşamaz. İnsanların fert fert temiz olması lazım. Bu da Kuran terbiyesiyle, imanla, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. Yoksa çöple ilgilenen memur temizler beş dakika sonra adam batırır. Öyle baş olmaz. Şahıslar tek tek temiz ve titiz olması gerekiyor bu da eğitimle olur. İkinci; güvenlik. Parklarda özel harekat polisleri geceleri bir ileri bir geri gezinseler hem onlara spor olur, iyi olur temiz hava alırlar hem de çok güzel bir güvenlik tedbiri olmuş olur. Çünkü ufacık bir şeyde aslan gibi gider yakasına yapışırlar. Eğer bir suçlu varsa veya suç unsuru varsa gereğini yaparlar.

 

(Kemal Kılıçdaroğlu dün katıldığı Fatih Altaylı’nın programında, hükümetin dış politikasını eleştirerek “Yakında Esat’a gidip yalvaracaklar tıpkı Putin’e yaptıkları gibi. Bu, ikiyüzlü politika değil midir?” ifadelerini kullandı. Ayrıca Türkiye’nin bazı terör örgütlerine yardım ettiğini iddia ederek şunları söyledi: “Başımıza bir PKK belaydı şimdi FETÖ var, IŞİD var. El-Nusra’ya, IŞİD’e kim destek verdi? Bunların eline silah verenleri bilmiyor muyuz? 72 ilden katılım var IŞİD’e. Bunlar oraya ellerini kollarını sallayarak gittiler, bu hükümet destek verdi fatura halka kaldı” dedi.)

Tayyip Hoca bir kere mezhep kabul etmiyor. IŞİD koyu mezhep taassubu içerisinde Sünni düşünceyi savunuyor. İngiliz derin devleti tarafından kurulmuş bir örgüt. Tayyip Hoca onlara niye silah versin? İnançlarıyla taban tabana zıt, mezhep karşıtı Tayyip Hoca. O, Sünni mezhebin hakim olmasını isteyen bir Sünni faşist hareket, Sünni faşist harekettir. Ve Sünni sistemi bir ırk olarak, üstün ırk olarak görür. Ve diğerlerinin katledilmesini yok edilmesini ister. Yani Şii-Vahabi kim varsa hepsinin katledilmesini sadece Sünnilerin sağ kalmasını isteyen bir Sünni faşizmidir IŞİD. Tayyip Hoca’nın öyle bir konusu yok. Bak, “Sünni, Şii, Vahabi hepsi kardeştir hepsi Müslümandır” diyor. Böyle bir insanın IŞİD’e destek olması nasıl olsun? Ve IŞİD niye kabul etsin böyle karşıtı olan bir insanı? Dolayısıyla doğru değil çok yanlış.

 

Okulların Daha Kaliteli ve Güzel Olması İçin Öğrencilere Kaliteli, Kültürlü, Görgülü İnsanın Nasıl Değerli Olduğu Vurgulanırsa Zevkle Eğitim Alırlar

En güzel kalite sevgidir, okulda sevgiyi yayabilir. Öğretmenler öğrencileri sevsin, öğrenciler öğretmenlerini sevsin, herkes birbirine sevgi duysun, selamlaşsın, koruyup-kollasınlar. Böyle saldırganlık, haytalık, üzücü olaylar, tartışmalar kavgalar olmasın. Güzel bir kalite ortamı meydana gelir önden yani kişilik açısından güzel bir kalite ortamı meydana gelir. Temizliği teşvik edebilir okulda, her öğrencinin kendisinin temiz olması, şık ve güzel giyinip gelebilirler okula. Çünkü okulun binasını değiştirmeleri için paraya ihtiyaç var onu yapamazlar çok zor olur. Yoksa gönül ister ki her sınıf yerler halı kaplı olsun, koltuklarda otursunlar, müzik de olsun müzik seti olsun. Büyük böyle geniş ekranlı bir televizyon olsun. Sıcak bir arkadaş ortamında konuşsunlar, çay servisi yapanlar olsun nöbetleşe veyahut meyve suyu servisi yapanlar olsun yine nöbetleşe. Herkes evinden kurabiye yaptırıp getirebilir dağıtabilir. Arkadaşça güzel bir ortam olabilir ve genel kültürün, kalitenin önemi kendi aralarında çok iyi vurgulanabilir yani kaliteli bir insanın, kültürlü, görgülü bir insanın, nezaketli efendi bir insanın nasıl değerli olduğu, insanın böyle insanlara karşı neden ihtiyaç duyduğu, neden bu insanların toplum için çok faydalı olduğu gayet güzel anlatılabilir. Bu kaliteyi önden fazla masraf çıkmadan elde edebileceğiniz bir vasat olarak görüyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin hep söylediğiniz gibi, eğitim ve kalitenin önemini gündeme getirdi Adnan Bey. “Bu süreçte şu gerçeği defaatle şahit oldum. Eğitime, kaliteye ve insani ilişkilere yapılan yatırım her zaman katlanarak geri döner.”)

Bak şimdi bu çok manidar. Tayyip Hocam geçenlerde bir kaliteye vurgu yaptı birkaç gün önce. Şimdi bu ikinci vurgusu. Kalite hiç ağza alınmıyordu hiç hiç hiç Türkiye’de. İlk defa Allah razı olsun Tayyip Hocam’dan. Israrla kalitenin üstünde durunca ve gençliğin de kaliteye çok önem verdiğini görünce, çünkü bu ısrarlı anlatımlar güzel netice verdi. Tayyip Hocam da kaliteyi önemli bir konu olarak ele aldığını görüyoruz. Ama Tayyip Hocam bir bakanlık kurarsa kalite ve sanat bakanlığı, inan çok büyük bir hizmet yapmış olacaksın ve gayet güzel arkası gelir. Eleman bulamam adam bulamam diye düşünme on kişiyle bile gider o bakanlık sana söyleyeyim on kişiyle. Buluruz, yurt dışından da eleman getiririz, yurt içinden de buluruz, buluruz. Bir adı konsun gayet güzel olur.

 

Rumlar, Ermeniler Bizim Evladımızdı. Hepimizin Bir Arada Kardeşçe Yaşadığımız Günlere Dönmek İstiyoruz

Bizden aldılar Rumları, dünyanın en güzel insanlarındandır Rumlar. Bu güzel mazlum insanları Türkiye’den ayırdılar. Osmanlı toprağıydı biliyorsunuz oralar. O canlarımızla biz gayet güzel yaşıyorduk, yine o güzel eski günlere dönmek istiyoruz. Sınırlar kalksın Yunanistan’la, Rumlarla iç içe olalım kardeşlerimizle. Yani pasaport kalksın, vize kalksın sadece nüfus cüzdanıyla geçip-gidelim. İstedikleri gibi gelsinler, biz de istediğimiz gibi gidelim. Yunanistan’la Türkiye’yi tek parça gibi hale getirelim. Hepsi bizim kendi evladımızdı, gözlerimizin önünde evlatlarımızı aldılar. Yeniden evlatlarımıza kavuşmak istiyoruz. Yunanistan’la Türkiye bileşsin, Azerbaycan birleşsin, Ermenistan birleşsin, Gürcistan birleşsin beklemeyelim.

 

(“İslam’ı yaşamadan mutlu olan insanlar nasıl oluyor?” izleyici sorusu)

İslam’ı yaşamadan mutluluk taklidi yapan insanlar nasıl oluyor diyorsun. Mutlu değil bak mutluluk taklidi yapan insanlar nasıl oluyor? Sanat kabiliyeti yüksek demektir. Yoksa ahirete inanmayacak, yok olacağına inanacak bir insan cinnet geçirir cinnet aklını atar. Nasıl mutlu olabilir? Sonsuza kadar yok olacağını düşünüyor ve bir bakteriden gelişerek meydana gelmiş bir hayvan olduğunu düşünüyor. İnsanın beyni parçalanır beyni yani bunalımdan beyni parçalanır. Akıl bunu kaldırmaz, açık şuurla bir insanın Allah’ı inkar etmesi imkansız. Oturduğu yerde durduğu yerde cinnet geçirir beyni parçalanır Allah esirgesin. Yapamaz mümkün değil açık şuurla. Ha kapalı şuurla adam makine gibiyse, bilgisayar gibiyse ölüyse -ki Kuran’da ölü olduklarını ısrarla söylüyor- o zaman tamam yapar ne olacak.

 

(“Şeytan kendisinin itaatsiz yaratıldığının farkında mı?” izleyici sorusu)

Şeytan bir makinedir. Yani bilgisayar gibi bir makinedir. Özel yaratılmış bir makinedir. Dolayısıyla “ben benim” diyecek durumda değildir ölü bir makinedir. Öyle bir varlık düşün ki Allah’a sonsuza kadar meydan okuyacak yani açık şuurla olacak iş değil. Zaten diyor “Ben Allah’tan korkarım” diyor, makine olduğu oradan da anlaşılıyor “Ben Rabbimden korkarım ben sizi sadece davet ettim siz de geldiniz” diyor. Ve sonsuza kadar Allah’a isyan halinde. Makine olduğu açık yani ölü bir makine olduğu anlaşılıyor. Mesela bilgisayar için de Allah “Dabbet-ül arz” diyor, bir canlı olarak bahsediyor bilgisayardan. Canlı mı? Değil ama canlı özellikleri gösteriyor. Ses var, sesi duyuyor muhafaza ediyor, muhakeme ediyor, yargılıyor, düşünüyor. Bilgisayar düşünüyor, değil mi? Basıyorsun düğmeye düşünüyor cevap veriyor sana, görüntü olarak tezahür ediyor. Şeytan da onun gibi bilgisayar gibi bir varlıktır. Bilgisayarda metal kullanılıyor, şeytanda metal kullanmaz Allah. Yani bir iyon yığını halindedir, yine elektron yığını tarzında bir varlıktır.

 

(“Ölüm hakkında insanlar neden çok az düşünür?” izleyici sorusu)

Çünkü ağızlarının tadını kaçırıyor, eğlenceyi kaçırır. Zaten gazinoda falan eğlenenlerin en gıcık olduğu şey ölümün akıllarına gelmesidir. Onun için gazinolarda eğlence yerlerinde birçok yerde dinle alay edilir, şaka yaparlar dinle ilgili. Yani cesaretlendirmeye çalışırlar birbirlerini. Ahiretle, meleklerle şaka yapılır. Hatta bazen hocalar çağırılır hocaların yaptığı şakalar daha da hoşlarına gidiyor, daha rahatlatıcı oluyor. Mesela alimse profesörse çağırırlar bir toplantıya, onların ilk yaptığı şey ikramları din hakkında alay etmektir. Birçoğunun, gelenekçi Ortodoks hocaların yaptıkları en çirkin ikram din hakkında alay etmeleridir. Bunu milyonlarca kişi görmüştür bilinir, herkes tarafından tespit edilmiş acı bir gerçektir.

 

(Terör örgütü IŞİD’i internette en çok takip edenlerin Türkler olduğunu iddia eden İngiltere merkezli bir kuruluş, düzmece araştırmasıyla Türkiye’yi terör örgütleriyle irtibatlı göstermeye çalıştı.)

Canım, millet merak eder inceler. PKK’ya da bakıyor IŞİD’e de bakıyor ne alakası var? Çok kötü bir mantık. O arkadaş fosforlu yiyecekler yesin iyi gelir. Paris’te mesela bomba patlıyor, insanlar girer Paris’teki bomba ne diye bakar. Bu ne demek? Bombayı onlar mı patlattı anlamına gelir ona bakanın? Bu kadar garip bir düşünce, bu kadar zayıf bir mantık inanılır gibi değil.

 

Allah Sevgisi, Allah'a Aşık Olan İçin Bir Sırdır. İmanda Samimi Olanlara Verilen Özel Bir İlimdir. Bu İlmi Bilen Muazzam Güç Kazanır

Allah sevgisi aslında Allah’ı seven için bir sırdır. İşin doğrusu Allah’ı seven aşkını o derece faş etmez. Allah’a kıskançtır sevgili olan. Bilinmeyen özel bir haldir o yani özel bir bilgi şeklidir. İmanda samimi olanlara verilen özel bir bilgi şeklidir o. Bazen bunu fark edenler oluyor. Müthiş bir güç kazanır fark eden, muazzam bir güç kazanır. Ama tabii bu güç samimi olduğu müddetçe devam eder. Allah’a sürekli o aşkla, o sevgiyle bağlı olması gerekir. Allah’ı fark etmemek zaten açık şuurla olacak iş değil. Ben düşündüm facia tarzında bir cinnet meydana gelir eğer Allah’ı inkar etmeye kalkarsa bilerek, facia şeklinde ve ölür şahıs benim kanaatim, birkaç dakikanın içinde ölür. Kaldıramaz bir bünye öyle bir şeyi yapamaz. Onu yapacak bir insan düşünemiyorum, açık şuurla mümkün değil. Ama kapalı şuurla makine olarak bilgisayar gibi bir yapıda bu olur, oluyor. Zaten kodlanmıştır yapar. Allah zaten her yerde çok düzgün ve sevgi şeklinde tecelli ediyor. Hücreden tut atom, kromozomlar, insanlar her yerde tecelli ediyor görülüyor. En kafası çalışmayan bile görür, en az tembel olan bile görür. Bir de Allah’tan insanların korkmamasından tedirgin olanlar oluyor. Peygamberimiz (sav) de olmuş canım benim. “Onlar iman etmeyecekler diye sen neredeyse kendini helak edeceksin” diyor Allah. Halbuki Peygamber olmasının nedeni onlar, onların olması gerekiyor. O da kendini helak etmeye kalkıyor, o kadar üzüyor kendisini. Halbuki aradaki farkın iyi vurgulanması için özel yaratılıyor onlar. Onlar olmasa o kadar yükselemez Peygamberimiz (sav). Onların sayesinde o kadar yükseliyor. O kadar üzülenleri falan görüyorum ben rahatsız olanları mesela, çok büyük bir hata ve yanlışlıktır o. Baştan sona özel hazırlanan bir tablodur o, özel hazırlanan bir tablo. Telaş etmeye gerek yok. Sonu bu tablonun daima iyi biter, güzel biter. Mesela 50-60-70 yıllık, 80-90-110-120 yıllık bir tablodur, sonu güzel biter. Aralarda tablonun ilk hallerine bakıp karar vermek çok büyük hata olur. Mesela tarikatlar, gerçek tarikatlarda mertebe alanlar Allah'ın sırlarını saklarlar, söylemezler. Masonlukta da öyle. Belirli bir dereceden sonra eğer kafası açılır da olayı anlarsa, konuyu anlarsa kesinlikle söylemez. Gizlerler. Özetle İslam hakim olacak göreceğiz. Herkesin hoşuna gidecek.

 

Kadınların Korunması İçin Özel Güvenlik Birimleri Olsun. Bir Kadın Tehdide Maruz Kaldığında Hiçbir Bürokratik Engelle Karşılaşmasın

Tacize uğrayan kadın bence bayağı bir bağırsın. Bayağı yaygara yapsın. Çok böyle feryat etsin. Polis çağırsın. Halkın yardımını istesin. Hem o adamı çok korkutur bu. Hem de çok fazla kişinin hamiyetini tahrik eder bu. Yardım edenler çıkar. Bayağı iyi olur. Yani çok yüksek sesle, bence çok iyi olur. Bir kere kardeşim, bak otuz kere söyledim. Polisimizden de ben rica ediyorum. İçişleri Bakanlığı'ndan da rica ediyorum. Kadınların korunması için polisin özel bir birimi olsun ve özel yetkisi olsun. Her yerde olsun bunlar. Hazır motorize ekip tarzında. Özellikle bu tip olayların çok olduğu yerlerde yoğun olarak bulunsun. Yani yazık günah değil mi? El kadar çocuklara bu. Önü yok. Sonu yok. Arkası yok. Gelmiyor yani. Nerede it kopuk varsa alıyor beş yüz liraya, altı yüz liraya bir silah. Babasına sıkıyor. Anasına sıkıyor. Kıza sıkıyor. Göğsünü gere gere de geziyor hayvan herifler. Adam iktidarsız, manyak, karaktersiz, şerefsiz, ezik. Çoğu da homoseksüel. Haysiyetsiz herifler. Bu güzelim varlıkları bunlara böyle telef ettirmenin bir alemi var mı, kolayca yolu varken. Ya dersin kardeşim “Sen kimsin?” dersin. Değil mi? “Bir gel buraya bir dakika” dersin. Bu, bu kadar mı zor?

 

Etkileyici Derin Bakış Samimi Gözlerde Olur. Yüzeysel Yaşayan, Trip Atmakla Etki Oluşturacağını Zanneden Asla Sevgiyi ve Etkiyi Elde Edemez

Şimdi öyle tipler oluyor. “Ya” diyor “Öyle bir bakış atacaksın ki abi” diyor. “Kızı bitireceksin abi” diyor. “Nasıl?” Diyor. “Ya Cüneyt Arkın filmi var ya, filmindeki bakışı” diyor. Hangisi? “Hani üç numaralı, filmde vardı ya üç numaralı bakışı o” diyor. “Öyle baktın mı” diyor. “Biter” diyor. Böyle yan duruyor kenardan. Filmlerde falan çok vardır bu. Yani üç numaralı bakış, dört numaralı bakış, beş numaralı bakış. “Kızı kesti abi ya” diyor. “Kız kesik attı” diyor. “Ben de ona kesik attım” diyor. “Görüyor musun abi nasıl kesiyor ya?” diyor. “Yandan” diyor. Şimdi bu kafadaki bir adam ruhen, sevgi yönünden, aşk felsefesi yönünden, aşkın derinliği yönünden, her yönden çökmüş ve ruhunu öldürmüş bir insandır. Böyle bir insan istediği kadar uğraşsın. O tutkuyu, o sevgiyi asla elde edemez. O kadar hafiflemiş, o kadar sıradanlaşmış ki. O kadar ruhunu öldürmüş ve o kadar kof hale gelmiş ki. Adeta bomboş bir ahşap kap haline gelmiş. Öyle diyeyim. Bomboş. Dolayısıyla tutku ancak Allah'a delice aşık olanların, Allah'ı delice sevenlerin vasfıdır. Ve kendi için yaşamayanların vasfıdır. Bir insan kendi için yaşıyorsa, tutkuyu aşkı unutur. Biter. Yani asla o, ona yaklaşmaz. Aşk ve tutku asla yanaşmaz. Aşkın tutkunun bir insanda olması için, o insanın sevdikleri için yaşaması lazım. Yani kabadayı olması lazım. Bunun dışında olmaz. Yoksa filmlerde gördükleriyle şunlarla bunlarla egoist, basit, çıkarcı, kinci, nefrete açık, kıskançlığa açık, akılsız, Allah'ı düşünmeyen, nefsine düşkün, nefsi için yaşayan bir insanda tutku ve aşk hiçbir zaman için gelişmez. Çünkü o, İlahi Rahmani Allah'a gerçekten inananlara verilen özel bir cennet ikramıdır. Cennetten gelen bir ikramdır o. Cennetteki nimetten ona sunulur o. Cennette yaşadığı nimetten sunulur. Cennet nimetinden sunulduğu için de çok değerlidir. Çok büyüktür. Dolayısıyla yapmacık insanların, suni insanların ruhunu robotlaştırmış, kendini robotlaştırmış insanların yapabileceği bir şey değil. Eğer dediklerimi yaparsanız; bu güzelliği, bu derinliği, bu cennet nimetini Allah size sunar. Bir mucize olarak sunulur bu insanlara. Ama Allah vermesin eğer ruhu kaşarlaşmışsa, vicdanı kaşarlaşmışsa, egoistliğin bencilliğin çirkin pençesinde ezim ezim eziliyorsa, sürünmenin dışında bir yol kalmaz.

 

Sürekli Mükemmellik İsteği Taşımak Müminin Vasfıdır. Mümin Sevgiye, Güzelliğe ve Nimete Doymaz. Şükretmeyi de Hiçbir Zaman Unutmaz

Kusursuz olma isteği insana zarar vermez. Tevekkül ederek eğer bütün mükemmelliğin, güzelliğin Allah’tan geldiğini bilirsen, Allah’ın yarattığına da şükredersen, hırs yapmazsan yani hırs yaparsan acı çekersin. Hırs yapmadan Allah’tan istersen, mükemmelliği istemek zaten Müslüman’a farzdır. Doyumsuz bir mükemmellik isteğin olacak ama şükrederek, şükrederek ve devamlı Allah’tan artırmasını isteyerek. Ne sevgiye doyulur, ne güzelliğe doyulur, ne de nimete doyulur. Nimet ne kadar çoksa o kadar çok İslam’a hizmet edilir.

 

Her Olayı Sonsuz Akıl Sahibi Olan Allah Yaratır. Bir Olayla Karşılaştığında Hiç Üzülmeden Sakin Olmak Gerekir

Her olan olayı Allah yaratıyor, sonsuz akıl sahibi olan Allah yaratıyor. Karşılaştığında bil ki Allah tarafından yaratılmıştır. Hiç de tedirgin olma, üzülme, sabırlı ol. Sakince olayı karşıla, oradan da geçeceksin, oradan da geçeceksin. Her karşılaştığın köprüden mutlaka geçeceksin demektir. Yani hiçbir köprüde takılıp kalmazsın. Ayağına taş takılır, atlayıp geçeceksin, ayağına taş takılır atlayıp geçeceksin ama köprüden illaki geçersin. Köprüden geçmeyen hiç kimse olmamıştır. Sen Allah yolunda yürü, Allah’a güven, kötü zannettiklerin hayırla yaratılır. Şer zannettiklerin hayırla yaratılır. Mümin için her şeyde hayır vardır.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258715/sayin-adnan-oktarin-22-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258715/sayin-adnan-oktarin-22-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170922t_09.jpgSun, 01 Oct 2017 03:34:21 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 21 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 21 Eylül 2017

 

(Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Amerika’daki Terörle Mücadele Forumu’nda şöyle bir açıklama yaptı Adnan Bey: “Terör örgütlerinin ideolojilerini öldürmemiz gerektiğini unutmayalım. Dinlere saldırmak değil, terörün ideolojisini yok etmek gerekir. Özellikle Avrupa’da Marksizm, komünizm gibi sırf aynı ideolojileri paylaştıkları için bazı terör örgütlerini destekleyen siyasi partiler ve politikacılar görüyoruz. Benim hiçbir ideolojiyle sorunum yok. İdeolojilerinizi demokratik olarak savunabilirsiniz ama sırf aynı ideolojiyi paylaşıyorsunuz diye terör örgütlerini destekleyemezsiniz” dedi.)

Kardeşim nihayet, yıllardan beri söylediğim şey. Bütün mesele ideolojik mücadelededir. Karşına adam ideolojiyle gelmiyor mu? PKK ideolojiyle geliyor. PKK’lı normal ortaokul mezunu bir öğrenci bu namazında niyazında. Bunu eğitiyorlar ne yapıyorlar; PKK’lı yapıyorlar. Nasıl oluyor; Marksist, Leninist, komünist oluyor. Yani bu durduk yere bir yemek yiyince falan olmuyor. Eğitildiğinde yani adama bir şeyler anlatılıyor, bir şeyler okuyor ve sonunda komünist oluyor. Sen de ona bir şeyler anlatırsan, bir şeyler okutursan komünist olmaktan vazgeçer senden yana olur, bu kadar basit çok açık bir yöntem.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’yla S-400 füzeleri konusundaki görüşmelerin devam ettiğini belirtti. “Görüşmeler devam ediyor, yanı başındaki Suriye’de S-400 varsa ben de S-400’e hatta S-500’e, S-600’e sahip olmaya çalışırım. NATO’dan istediğimiz silahları alamıyorsak başımızın çaresine bakarız” diye konuştu. Sayın Erdoğan Pazartesi günü Putin’le de Suriye konusunu görüşeceklerini söyledi.)

Rusya bölünmeye karşı. Doğru, akıllı olan o. İngiliz derin devleti de ısrarla “böleceğim” diyor. Kardeşim, şimdi öyle kötü bir İslam modeli var ki İngiltere’nin aklında, bir kere İslam alemini küçük küçük şehir devletlerine ayırmak istiyor. Yani mesela Kayseri’ye ayrı bir devlet, Konya’ya ayrı bir devlet her yere ayrı küçük devletler. Bu küçük devletlerin de küçük polis gücü ve çok küçük askeri gücü olacak, dolayısıyla bu devletlerin hiçbiri kontrol edilemez konumda olmayacak. Yani ne dersen yapacak konumda olacak, bunların atadığı adamlarla bunların atadığı valilerle yönetilecek. Sonra işte sözde halife ayarlamışlardı Fethullah Gülen. Onu da İstanbul’a yerleştireceklerdi. Homoseksüelliği savunan, dinle alay eden ama normalde de Müslümanım diyen, Darwinist, koyu Rumi, Rumi’nin bütün inançlarına sahip çıkan bir güya din anlayışı hakim olacaktı. Böylece İslam sessiz sedasız ortadan kalkmış olacaktı. Ve diyeceklerdi ki “din duruyor, halife de başta siz de İslam’ı yaşıyorsunuz işte İslam ülkeleri var. Avrupa Birliği gibi de birliksiniz. Başınızda da Müslüman adam var.” Fethullah Gülen’e de ne deseler kabul edecek mecburen. Böyle bir sistem düşünmüşlerdi. Yani gerçek Mehdi’ye karşı böyle bir sahte Mehdi projeleri vardı. Ama Allah ayaklarına dolandırıyor. İşte Allah’ın gücünü görmeleri açısından, Allah’a iman açısından, mucizenin nasıl tahakkuk ettiğini görmeleri açısından bu elle tutulur büyük bir mucizedir. Böyle organize bir sahte Mehdi hareketinin başarılı olması yüzde 99,99 gibi görülüyordu. Normalde mutlaka hakim olması lazım. Ama ne oldu? Allah yerle bir etti. İşte bak, bu Mehdiyet’in bir harikası, Allah’ın varlığının da delili.

 

(Siz “Barzani yönetimi için uluslararası kurumlar ve Türkiye garantör olabilir” demiştiniz. Dün Barzani bağımsızlık referandumunu ertelemek için iki yeni şart sundu. Birincisi Bağdat yönetimiyle bağımsızlık müzakerelerine başlamak, ikincisi de uluslararası garantiler verilmesi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Türkiye’nin bu yeni koşullarda Bağdat’la Erbil arasında arabuluculuk ve garantörlük yapabileceğini açıkladı.)

Tamam da “Bağımsızlığı ben almayayım siz verin” diyor yanlış anlamadıysam. Ne farkı var? “Ya ben kendime sıkacağım” diyor “ya sen bana sık” diyor yani. Her ikisi de berbat yani. Böyle bir anlaşma olur mu? Böyle bir şey olur mu? Mafyada falan olur böyle “ya sen bana sık ya ben kendime sıkacağım” diyor, her ikisi de bela. Bunun aynısı. Bir de garantörlük istenmesi çok münasebetsiz bir izah. Böyle bir devlet kurulduğunda, bağımsız Kürdistan kurulduğunda Barzani haftasına- ayına delik-deşik olur. Yani zibil gibi PKK’lı var çevresinde. Bir tanesi kafasına sıkar Allah esirgesin ve yönetimi ele geçirir PKK. Bu kadar kolay. Barzani’nin bölgesinde zibil gibi komünist PKK’lı var zibil gibi. An meselesi orayı ele geçirmeleri. Hazırda devlet, bağımsız devlet, tamam diyecek işte devletimizi kurduk, kantonlar da var. Soracaklar kantonlara “Bu devlete katılmak istiyor musunuz? Bağımsız devlet var ya hazır.” Kanton “Tabii ki katılmak istiyorum” diyecek. Hadi katıldı. Öbür kantona soracaklar “Sen bu devlete katılmak istiyor musun?” “Tabii ki katılmak istiyorum” diyecek. Onu da ilave edecekler. Ee, ne oldu? Geçmiş olsun. Al sana dev bir komünist Kürdistan. Adı Kürdistan, Kürtlükle alakası olan bir şey değil. İçinde Araplar da var, Türkler de var, Kürtler de var, Ermeniler de var herkes var. İngiltere’nin yönetiminde Darwinist, komünist, Rumi, homoseksüel bir devlet. Daha şimdiden Avrupa’nın homoseksüellik merkezi oldu, PKK’nın bulunduğu bölge. Avrupa’nın bütün homoseksüelleri, cinayete meraklı psikopatları hep akın akın oraya geliyorlar. O bölgeye geliyorlar ve çok cazip buluyorlar. Avrupa’da birçok devlet başkanı zaten İngiltere tarafından atandı görüyorsunuz, hiç alakası olmayan tipler. Şımarık böyle lakayt oğlanlar oradan buradan toplayıp getirdiler. Oyun oynuyorlar. Millet de kendi derdinde, kimi evlenmenin derdinde, kimi nişanlanmanın derdinde, kimi kızını zengin bir kocaya vermek derdinde, kimi yazlığın taksitlerini ödemenin derdinde. İngiltere de alttan alta, İngiliz derin devleti de alttan alta bu kargaşa içerisinde işini götürüyor. Ve insanlar bunun farkına varamıyorlar.

 

(Dün Rusya Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini söylemişti. Amerika Dışişleri Bakanlığı da bu sabah bir açıklama yaptı. “ABD sert bir şekilde Irak Kürt bölgesel yönetiminin 25 Eylül’de düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumuna karşı çıkmaktadır. Referandum kararında diretmenin Kürtler dahil bütün Iraklılara bedeli olur.”)

İki saat meydan okumanın bir alemi yok. Yani uzatmasın, böyle bir risk varsa bir gariplik var zaten. Oraya polisin girmesi gerekir. Ve bu referandum çalışması yapan herkesin gözaltına alınması gerekiyor. Çünkü anayasaya aykırı bir şey, gözaltına alınıp yargılanmaları lazım bu kadar. Yani eğer demokratik bir sistem varsa, demokratik bir yönetim varsa bunu yapmalı. Şimdi Türkiye’de bir referandum çalışması yapılsa Güneydoğu’da, mesela Diyarbakır’da ne yapar? Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olaya el koyar bunu organize eden kişilerin hepsini tutuklar gözaltına alırlar, mahkeme huzuruna çıkarılır. İlgili kanun maddelerine göre tecziye edilir konu da kökten biter. Yani böyle bir çırpınma sistemi veyahut böyle bir nümayiş, böyle bir gösteri demokratik bir devlette olmaz, hukuk devletinde olmaz. Eğer hukuk devletiyse gereği yapılsın kardeşim uzatmaya gerek yok. Ama hukuk devleti değilse, demokratik bir devlet değilse zaten adam her şeyi yapar orada konuşmaya gerek yok. Yani kim kime dumdumaysa her şey olur, olmaz öyle şey.

 

Nur Suresi'nin 55. Ayetine Göre İslam Ahlakı Dünyaya Hakim Olacaktır. Bu Ayete Göre Müslüman Bu Yolda İlmen Gayret Etmekle Sorumludur

Olaylar Türkiye’ye göre yönleniyor. Mesela şu anki referandumdaki hedef Türkiye’dir. Yani oradaki kişilerin bağımsızlığı falan kimseyi ilgilendirmez, rahatlığı da ilgilendirmez, İngilizleri hiç ilgilendirmez. İngiliz derin devleti de öyle şeylerden hiç hoşnut olmaz. Hiç hoşlanmadığı insanlar ayrıca. Irk olarak da hiç sevmediği kişiler. Çünkü faşist bir sistemdir İngiliz derin devleti. Anglosakson ırkının dışındakileri hep aşağı ırk olarak görür, dolayısıyla onların rahatlığı da onları ilgilendirmez. Yani katledilmesi, imha edilmesi gereken bir topluluk olarak görür. Hedef burada tamamında Türkiye’dir bütün olaylarda. Ama dikkatlice bakan sürekli mucize meydana geldiğini görecektir. Sonuçta İmam Mehdi (as) zuhur eder İslam hakim olur. Ama tabii Mehdiyet’e inanmak farz değildir, bunu birçok kardeşimiz yanlış biliyor. Diyor “Ben Mehdi’nin çıkacağına inancımı kaybettim.” Ee? “İmanımı kaybettim” diyor. Bu çok münasebetsiz bir şey. Bu buram buram şirk kokan bir ifade. Kuran’da Allah “Mehdi’ye inanmazsanız dinden çıkarsınız” demiyor, böyle bir şey yok. Özellikle şahıs tayini, şu şahıs Mehdi’dir demek zaten hem haram hem şirk hem de insanı dinden çıkarır Allah esirgesin. Böyle bir şey yok. Ama Nur Suresi 55’e göre İslam dünyaya hakim olacak. Buradaki hüküm Müslümanların üstüne bir vecibedir. Nur Suresi’nin 55. ayeti. Din dünyaya hakim olacak diyor ya, tamam Müslüman bunu yapmakla mükelleftir. Ne diyor Allah? “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin.” Tamam o zaman uyku ve yemeğin dışında Müslüman bununla mükellef, açık Allah’ın hükmü. Mehdiyet budur. Ha bunun dışında hadislerde belirtilen Mehdi çıkarsa harika üstü harika çok şaşırtıcı. Hayret edecek bir şey, çok çok hayret edecek bir şey. Çok benziyor çünkü. Ama inanmak farz mı? Böyle bir şey yok. Bilmiyorum böyle inanan da varsa yanlış yapar. Böyle bir dinin mecburiyeti yok, İslam’ın mecburiyeti yoktur. İslam’ın mecburiyeti, İslam’ın dünya hakimiyeti için gece-gündüz uğraşmaktır. Fitnenin kalkması için gece-gündüz uğraşmaktır gayret etmektir. Buna cehd denir gayret, başka bir şey yok.

 

İngiliz Derin Devletini Deşifre Etmemizden Sonra Aydınlarımız Konunun Önemini Gördüler ve Bizim Kapıyı Açmamızla Birlikte Cesaret Buldular

Bütün aydınlarımız bütün insanlarımız İngiliz derin devletini bizim vesilemizle, bizim öncü olmamızla, bizim gayretimizle Allah’a hamdolsun adeta su gibi ezberlediler. Nasılmış? Kendimiz evdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda görüyor musun? Bak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaymakamları 60 yıldan beri her kaymakam 9 ay İngiltere’de eğitime gönderiliyor. Oradaki İngiliz derin devletinin uzmanları bizim kaymakamlarımızı inceliyor. Ve onlar hakkında not alıyorlar ve ona göre arşivliyorlar bizim kaymakamlarımızı. Sonra da bu insanlar yüksek mevkilere geliyor ve devleti yönetiyorlar. Devleti yöneten insanların bütün detayları psikolojik halleri, konuşma üslubu, ruh hali, yeteneği, zeka seviyesi, kültürü her şeyi eğilimleri, siyasi eğilimleri, zaaf noktaları İngiliz derin devletinin elemanları tarafından bizzat Londra’da laboratuvar gibi bir ortamda 9 ay inceleme sonucunda tespit ediliyor 60 yıldan beri. İngilizce öğreteceğiz diye gönderiliyor. Tebrik ediyoruz aydınlarımızı, tebrik ediyoruz yazarlarımızı, tebrik ediyoruz milletimizi. İngiliz derin devletinin yani deccalın farkına varan bu mübarek millet deccalı tepeleyecek olan millettir aynı zamanda.

 

(Irak’ı kuran İngiliz kadın ajan Gertrude Bell’i de daha önce anlatmıştınız. Resimlerle gösterebiliriz. Churchill’le birlikte haritaların nasıl çizileceğini, aşiretlerin nasıl bölüneceğini, kimin nereyi yöneteceğini Gertrude Bell belirledi. İngiliz derin devleti Irak’ı kurarken zengin petrol yataklarının olduğu Kuzey Irak’ı Kürtlere vereceğini, burada bir devlet kurduracağını vaat etti. Bu vaatte bazı Kürtler Osmanlı’ya karşı savaştı. İngiltere onları korumak bahanesiyle Musul ve Kerkük’e askeri birliklerini yerleştirdi. Hava gücünü de buraya taşıdı. Sonra da buraya yerleştirdiği birlikleriyle Kürtleri katliamdan geçirdi. Çünkü Kürtlerin büyük kısmı İngiliz derin devletine karşı Osmanlı’yla birlikte Kut-ül Amare Savaşı’na katıldı ve İngilizler tarihi bir yenilgi aldı.)

Evet, İngiliz derin devletinin yaptığı rezillikleri bölüm bölüm küçük küçük anlatıyoruz. Ama aydınlarımız belanın deccaliyetin tam anlamıyla farkına varmışlar. Daha da farkına varacaklar. Ve devam edeceğiz. Korkudan kimse ağzını açamıyordu. Kapıyı sonuna kadar açınca, han kapısı gibi açınca aydınlarımız oluk oluk akmaya başladılar.

 

(İngiliz derin devleti İran’da da Kürtleri kullandı. İran’ın petrol yataklarını sömürmek için İran’ı parçalamak istedi. Tarihin tek Kürt devletini İran’da kurdurdu. Sonra da Mahabad Cumhuriyeti adı verilen bu Kürt devletini acımasızca yıktırdı. Halkı katletti ve tüm yöneticileri idam ettirdi. Sadece Mustafa Barzani, Mesut Barzani’nin babası asılmaktan kurtuldu.)

Hep oyunun tekrarı. Şimdi yine oyun hazırlıyorlar. Ama bundan sonra bunu yapamazlar çünkü çok kötü sıkıştılar. Birçok devletin başına böyle kripto it-kopuk oğlanları getirdiler. Adamlar pis pis sırıtıyor klasik homoseksüel, boş kafa, hiçbir özelliği olmayan Darwinist, Rumi, İngiliz derin devletine teslim olmuş bazı avamlar, bazıları. Yani ya devletin başında ya kenarında ya köşesinde bu dediğim kişiler. Ama devleti böyle yönetiyor İngiliz derin devleti. Yok kardeşim, ben sizin rezil sisteminizi çözdüm, oyununuzu çözdüm, sizi rezil-kepaze edeceğim ettim ve edeceğim. Ve bundan sonra oyun oynayamayacaksınız. Ortadoğu’yla adeta oyun oynuyorlardı böyle kukla oynatır gibi, dalga geçiyordu halkıyla. Kendi devlet başkanları kendi halkını ezdiriyordu, kendi halkını katlettiriyor topluca. Bir Ortadoğu’da birçok ülkenin başı yani kontrollü ve bilinçli olarak. Mesela halkı bilinçli savaşa sokuyor, kendi halkını asıp-kestiriyor sonra kendini kahraman gösteriyor. O kadar çoktur ki, son 150 yılda Ortadoğu’da bu tip kepazeliklerin ucu-bucağı yok. Sonra da onu yapanları kahraman ilan ediyorlar. Halbuki adam da olayın içinde hepsi olayın içindeler. Bu rezaletleri de kitapta açıklayacağım.

 

Münafıklar Akılsızca Peygamberimiz'i Adaletsizlikle Suçlardı. Salih Bir Mümin Peygambere Beni Niye Zengin Etmiyorsun Diyemez

Peygamberimiz (sav) zamanında, Peygamberimiz (sav) bazılarına mal verirdi bazılarına vermezdi, “Ona verdin bize niye vermedin, onunla ilgilendin bizimle niye ilgilenmedin?” Peygamber aklıyla senin aklın bir mi? Orada on binlerce insan var, kime ne yapacağını, kime ne konuşacağını bırak da o karar versin. Peygamberi hep adaletsizlikle suçlarlardı. Kardeşim, bire bir on bin kişiyle aynı anda Peygamberimiz (sav)’in ilgilenmesi mümkün mü? Ehemmiyet sırasına göre ilgileniyor o. O da kendi kararı içtihadı, sen ona karışamazsın. “Benimle ilgilen.” Peygamber seni eğlendirecek durumu yok. Yani eğlendirmekle mükellef de değil, o dini anlatmakla mükellef sana, değil mi? Öyle bir hükmü var mı? Yok. “Beni niye eğlendirmiyorsun?” diyemez Peygambere. “Beni niye mutlu etmiyorsun, beni niye zengin etmiyorsun, niye bana keyifli bir ortam sağlamıyorsun?” öyle bir konu olmaz. Peygamberin yapacağı iş değil bu.

 

(“Bazı Hristiyanlar Müslümanlardan daha çok iyilik yapmasına rağmen cehenneme yine de gider mi?” izleyici sorusu)

Eğer Hristiyan olan bir kişi “Hz. Muhammed (sav) yalan söylemedi” diyorsa, yani sorulduğunda “bu insan yalancı mı?” diye sorulsa mesela birisi sorsa “ben yalancı olduğuna inanmıyorum” dese zaten Müslümandır. Çünkü İslam dinidir Hristiyanlık. “La İlahe İllaAllah İsa Resulullah” diyorsa ve “Hz. Muhammed (sav) de yalan söylemedi” diyorsa Müslüman’dır zaten. Çünkü namaz var Hristiyanlıkta zaten. En fazla günahkar olur. Namaz var, zekat da var, en fazla günahkar olur. Dolayısıyla Hristiyan cennete gitmez diye bir şey yok. Ama Peygamberimiz (sav)’e laf söylemeyecek. Çünkü muazzam bir zulüm, Peygamberimiz (sav)’in hayatını her inceleyen dürüst olduğunu görüyor, temiz olduğunu görüyor. Vicdanının mahvolması lazım bir insanın böyle bir şey demesi için. Hayatında en ufak kusuru olan bir insan değil, dünya tatlısı. Eğer böyle bir insana öfke duyuyorsa bütün insanlara nefret duyar böyle bir insan, bütün hayvanlara, bitkilere her şeye nefret duyar ve haşa Allah’a karşı da kin dolu olur. Peygamber (sav)’in sevilmeyecek bir yönü yok. Ne diyecek? “Peygamber yalan söylemedi” bitti, Müslüman’dır.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Amerika’daki konuşmasında, Osmanlı’da başlayan ve devam eden bir gelenekle eğitim için batıya gönderilenlerin çoğunun ajan olduğunu söyledi. İlim ve fen tahsili için batıya çoğu zaman batının sadece kültürünü alarak benliklerini de kaybederek ülkelerine döndüklerini dile getiren Erdoğan, kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenlerin batının gönüllü ajanları haline geldiklerini ifade etti.)

Bir kısmı öyle, doğru söylüyor. Özellikle İngiltere’de eğitim alanların epey bir bölümü öyle doğru söylüyor Tayyip Hocam. Tayyip Hocam dünyada gelmiş-geçmiş şanlı kabadayılardandır. Yanındayız. 2019’da da gönlü rahat olsun, partili cumhurbaşkanı. Ve yüzde 70’le bak, altını çizsin yüzde 70’le onu partili cumhurbaşkanı yapacağız.

 

(Şunları da söyledi Cumhurbaşkanımız: “Kendi milletine tepeden bakan, kendi değerlerinden tiksinen bu sözde aydınların bize verdikleri zararı emin olun düşman dahi vermemiştir. Çünkü bunlar ülkesinin menfaatleri için çalışmak yerine yabancı şirketlerin, devletlerin, kurum ve kuruluşların çıkarlarına hizmet etmişlerdir. Bunların ihanet edemeyecekleri hiçbir değer, hiçbir ilke yoktur.”)

Hakikaten öyle, bu inanılır gibi değil. İngiltere’ye adam Allah’a tabi olmaktan daha yüksek bir kararlılıkla tabi oluyor. Deccaliyete yani İngiliz derin devletine Allah’a imandan daha yüksek bir imanla bağlanıyor adam. Gözü dönüyor, “Vatanımdaki herkesi öldürürüm senin için” diyor, herkesi bütün Türkiye’yi yok eder adamlar Allah esirgesin. Böyle bir alçaklık, böyle bir kahpelik görülmüş değil. Onun için bak ben millete bir daha söylüyorum, ‘Tayyip Hocam’ı sevmeme’; bırak kardeşim sevme, sevmeyle ne alakası var bunun? Sevme; vatan, millet, bayrak, Allah, Kitap konu bu. Şahsını bırak sen. Allah için şahsını desteklemen farz, benim şahsi kanaatim bu. Hiç lamı-cimi yok, milli bir delikanlı ve kararlı ve İngiliz derin devletini fark etmiş görmüş ve cesurca delikanlıca aslan gibi mücadele eden bir delikanlı yiğit. Hiçbir lamı-cimi yok. Bırak bana. “Sevmiyorum” diyor, şimdi bana laf söyletecek. Sevsen ne olur sevmesen ne olur? Bırak sen sevmeyi şimdi. Hayır, Allah’a inanıyorsundur, vatanını seviyorsundur, aileni seviyorsundur bir şeyi seviyorsundur. Onun için destekleyeceksin. “Sevmiyorum” diyor, şimdi sanki yani neyse ağzımdan kötü bir şey çıkacak. Beni çok kızdırıyor bu üslup. Ne alakası var kardeşim? Sen yeteneğine bak, iradesine bak, aklına bak, cesaretine bak, azmine bak, çalışkanlığına bak, var mı? Var bitti. Ne uzatıyorsun yani.

 

Halka İslam Diye Sundukları Hayat Her Yönü Acı, Her Yönü Bela Olan, Kuran'la Hiçbir Bağlantısı Olmayan Bir Sistem

Bize İslam diye sundukları nedir biliyor musun bizim çocukluğumuzda? Yani bela, bela. Hep çocukluğumuzda biz duyardık “60-70 yaşına gelince biz İslam’ı yaşarız.” 60-70 yaşına gelince namaz kılınır gençken yaşanmaz Müslümanlık. Çünkü Müslümanlığı nasıl görüyor biliyor musun? İntihar olarak görüyor yani bir kayalardan kendini atma gibi, haşa belasını arıyor gibi görüyor. Çünkü Müslüman oldu mu gülme yok, eğlenme yok, müzik yok, güzellik yok, estetik yok, kalite yok, yok yok yok yok. Ne serbest? Ağlamak, sürünmek, kırk lokma bir hırka, sabahtan akşama kadar namaz kılmak, sabahtan akşama kadar zikir, 10 bin zikir, 15 bin zikir. Kuran’da nerede geçiyor böyle bir şey? Sabırla onu yapıyor. 20 bin zikir, 20 bin zikir ama bahçeyi düzelt leş gibi evin falan sokak, temizle oraları sil-süpür, Allah diyerek süpür. Allah ne yapsın senin 20 bin kere Allah demeni? Bu sefer de diyor “üç gün de uyumazsak” diyor, “iki gün uyumazsan ezan sesleri duymaya başlarsın” diyor, “üçüncü gün melekleri görmeye başlarsın” diyor. Dördüncü gün de tımarhanelik oluyor. Böyle bir İslam anlayışı yok. Bize İslam’ı çok korkunç gösterdiler ve dehşet, vahşet ve kılıç dini olarak gösterdiler.

 

(“Peygamber (sav)’in hanımları neden perde arkasından konuşuyor?” izleyici sorusu)

Yakışıklım onlar bizim annelerimiz. O devirde cahil insanlar da vardı. Annelerimiz olduğu ortamlarda bütün Müslüman hanımlar hepsi dekolte geziyorlardı. Peygamberimiz (sav) savaşlara çıkıyordu. Evde durmuyor falan. Orada kalan münafıklar vardı. Savaşa çıkmıyor, evde kalıyor. Zaten ayette de belirtiliyor. “Ağırlaştılar, kaldılar” diyor. “Evimiz açıkta” diyor, kalıyorlar. Peygamber (sav)’in hanımlarına gelip diyorlar ki “Bak,” diyorlar “senin eşin seninle ilgilenmiyor. Bak bizim eşlerimiz buradalar bizimle ilgileniyorlar.” Ondan sonra yani “sen yanlış yaptın” diyor Peygamber (sav)’in hanımına. Gidiyor, öbürüne gidiyor. “Sen de yanlış yaptın” diyor. “Niye Peygamberle evlendin?” diyor. “Bak biz bunlarla evlendik” diyor. “Gece-gündüz beraberiz. Evlerimiz açıkta değil ama senin evin açıkta” diyor. Münafıkların bu azgınlığına, bu eylemlerine karşı ve Peygamber (sav)’in hanımlarına karşı kötü gözle bakma eğilimlerine karşı Allah tedbir olarak “Kalın bir perde arkasından konuşsunlar” dedi. Yani münafıkların bu olumsuz propagandalarını durdurmak için ve kısa ve özlü. Sadece istedikleri neyse onu söyleyip çıkmaları tarzında tedbir alındı.

 

(“İçki ortamında bulunmak günah mıdır?” izleyici sorusu)

Abuk sabuk konuşmuyorlarsa bir şey olmaz. Adam içiyorsa içsin bize ne? Ama dine, imana, mukaddesata yönelik bir şeyler söylüyorlarsa orayı terk etmek lazım. Ama kendi halinde içiyorsa kimseye de zararı yoksa bir mahsuru yok. Çünkü sen harama girmiyorsun. O harama giriyor. Mesela sen namaz kılıyorsun adam namaz kılmıyor. Seni ilgilendirmez, adam kılmayabilir. Sen oruç tutuyorsun, adam tutmuyor. Seni ilgilendirmez. Sen ibadetini yapacaksın.

 

Hz. Süleyman Zenginliği ve İhtişamı İslam'ı Tebliğ Etmek İçin En Etkili Şekilde Kullanıyordu

Mehdiyet devrinde herkes zengin oluyor. Lüks, cennetin bir özelliğidir. Hz. Süleyman (as)’ın sarayı baştan sona lükstü. Hatta ahşapların üstünü altın kaplattı, girdiğinde her yer altın ve akik, zümrüt, inci ve yakutla kaplı her yer. Lüks mü? Lüks ama amaç ne? Allah’ın dinini yaymak, Allah’ın dininin yüceliğini göstermek, Allah’ın dinine ihtişam, güzellik katarak insanların gönlünü fethetmek.

 

Çocuklara Ölümün Yok Oluş Olmadığını Sade, Sevecen, Güzel Bir Üslupla Anlatmak Gerekir

Anne ve babası ölen çocuğa bilgilendirme yapmak lazım çünkü ağlaması yok olduklarını zannediyor çocuk o yüzden. Annen, baban cennette ve seni bekliyorlar, cennette de biz yüz yüzeyiz diyeceksin yani bu kapının hemen arkasında şu gördüğü gözündeki perde gibi kapının hemen arkasında annesi, babası yani yan yana yaşıyorlar. Annen, babanla yan yana yaşıyorsun her an onun yanına geçebilirsin tarzında ona bilgilendirme yapmak lazım o zaman üzülmez. Gitti yok oldu zannettiği için üzülüyor. İmanla, akılla, güzel bir anlatımla çocuğun gerçeklere vakıf olması sağlanabilir o zaman ağlamaz sevinir bilakis. Çünkü biran önce oraya geçeceğini bilir ve sonsuza kadar beraber olacağını bilir ve mutlu, güzel bir ortamda birlikte yaşayacağını bilir onun sevincini yaşar.

 

(Kuzey Irak referandumunu değerlendiren İbadi, Irak Anayasası’nı kuzeyden, güneye kadar tüm Iraklılar oyladı. Devletteki tüm ilgili makamlar referandumun bu anayasaya aykırı olduğu kararını verdi. Herkes buna uymalı. Sen Barzani, Kürdistan bölgesinde çoğunluk değilsin ki herkes için referandum düzenliyorsun. Kürt olmayan diğerleri nereye gidecekler?” dedi.)

Kardeşim, işte İslam birliği olsa parça parça bu belalar bir anda kökten, yüzlerce bela var yüzü birden hallolur ama böyle karışık binlerce bela iç içe boğulmuş vaziyette. Mehdi (as)’la konu kökünden hallolacağını herkes biliyor, herkes bilir yoksa uzar bu konu böyle sürüncemede kalır olmaz.

]]>
http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258714/sayin-adnan-oktarin-21-eylulhttp://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258714/sayin-adnan-oktarin-21-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170921t_04.jpgSun, 01 Oct 2017 03:33:51 +0300